21 Haziran 2014 Cumartesi

Kılıçdaroğlu ne dediğinin farkında mı?


CHP’nin nasıl bir yola girdiğini, nasıl bir parti olmak üzere yola çıktığını anlamak için her gün ardı ardına gelişen olayları izlemek yeterli, ama bir de CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun demeçlerindeki satır araları okunduğunda, işin daha da vahim olduğu ortaya çıkıyor.
Bütün sağ partilerin ısıtıp ısıtıp gündeme getirdiği 1920-1940 arası Türkiye’nin başında herkesin bildiği gibi Mustafa Kemal Atatürk vardı. Sağ partiler Atatürk’ü külliyen reddetmemekle birlikte, bu dönemi gündeme getirip, Atatürk’ü “diktatör” ilan etmeye kadar götürdüler. Bunu bizzat parti ağzıyla yapmadılar belki, ama kendilerine yakın “akil” insanlara bunu söyleterek, kafalarda derin kuşkular yaratmayı başardılar.
‘CHP’NİNKABUK DEĞİŞTİRME ÇABALARININ İŞARETİ’
Buna kimin itiraz etmesi gerekiyordu en çok: Elbette kurucusu Atatürk olan CHP’nin...
Ama etmedi.
Uzun süre sessiz kaldı, ama müdahale de etmedi. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu için söylenenlere itiraz etmeyerek, sessizliğiyle bir anlamda onaylamış oldu. Kenan Evren vari bir Atatürk söylemiyle, televizyonunda Atatürk rozetleri, kitapları, anahtarlıkları falan satarak da iticiliği artırdılar. Bu bilinen bir yaklaşımdı ve CHP’nin kabuk değiştirme çabalarının işaretlerinden biriydi.
Ama CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır konuşmasındaki satır araları, aslında CHP’nin de geçmişinden kurtulmakta kararlı olduğunun ipuçlarını veriyordu.
Diyarbakır konuşmasında Kılıçdaroğlu, bölgeden oy çıkaramamalarının nedeninin, bu yöredeki halkın CHP’yi hala 1930’ların CHP’si olarak görmesinden kaynaklandığını savundu.
Kılıçdaroğlu, önce kendi kafasındaki devlet anlayışını paylaştı Diyarbakırlılarla. Devlet aygıtının halka baskı yapan aygıt olmadığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Devlet artık 30’ların, 40’ların, 20’lerin devleti değil,” şeklinde konuştu.
‘KILIÇDAROĞLU 1930’LU YILLARI NEDEN REDDETME İHTİYACI DUYUYOR?’
Kılıçdaroğlu’nun gönderme yaptığı yıllar, Kurtuluş Savaşı’nın son yıllarını, cumhuriyet ilanını, TBMM’nin kuruluşunu ve ondan sonra gelen ve Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümüne kadar, yani 1940’a kadar uzayan bir süreci kapsıyor.
Kılıçdaroğlu’na göre devlet vatandaşı sıcak yüzle karşılamalı. “Biber gazı, cop, toma, plastik mermiler kullanan devlet baskıcı bir devlettir.”Kemal Kılıçdaroğlu, bugünün devlet anlayışının “baskıcı” olduğunu belirtirken, yerden göğe kadar haklı olduğunu belirmek gerek. Doğru, ama tıpkı Recep Tayyip Erdoğan’ın “demir ağlar” meselesinde yaptığı gibi, dönüp 1920-30’lu yıllarla karşılaştırması, aynı zihniyetin açığa vurulmasından başka bir şey değil.
Zira ardından hemen ekliyor Kılıçdaroğlu: “Otuzların devlet anlayışı artık yok arkadaşlar.” Yani?
Neydi otuzların devlet anlayışı? Korkulan ne vardı Kılıçdaroğlu’nun dehşetle söz ettiği 1930’lu yılların devlet anlayışında? Neden reddetme ihtiyacı duyuyor?
‘BUNLAR’ DEDİĞİ MUSTAFA KEMAL VE ARKADAŞLARI…
“Milletlerin kendi tarihiyle yüzleşmesi gerektiğini” de anlatan Kılıçdaroğlu, işkence ve işkencecilerin araştırılması için CHP’nin önergeler verdiğini, ama bunun AKP tarafından kabul edilmediğini söyledi. Bunun nedeninin de, insanların 1930’ların CHP algısını taşıdığını, bunun değişmediğini düşünmelerine bağladı ve ekledi: “Bunlar zaten işkence yaptılar...”
“Bunlar,” dediği, Mustafa Kemal ve arkadaşları...
Bunu, Diyarbakır ve yöresinin bir algısı olarak sundu, ama tersini de söylemedi.
“Yok arkadaşlar,” diye kendi sözlerine açıklık getirmeye çalışan Kılıçdaroğlu, “Devlet dediğiniz aygıt, halkına baskı yapan aygıt değildir. Devlet artık 30’ların, 40’ların, 20’lerin devleti değil,” diyerek yeniden cumhuriyetin ilk yıllarına döndü.
Elbette Kılıçdaroğlu’nun, devletin vatandaşa sıcak yüzle karşılaması fikrine saygı duymak gerek. Bugünün ceberrut devleti, Kılıçdaroğlu’nun bu yakınmasını yerden göğe haklı çıkarıyor. Ama bunun 1920-30 ile bağlantısı ne? O zaman halkına suratsız, soğuk yüzle bakan bir devlet vardı da, bugün o mu tartışılıyor?
‘HANGİ TARİHİMİZLE YÜZLEŞMELİYİZ?’
“Kendi tarihimizle yüzleşmeliyiz...”
Hangi tarihle Kılıçdaroğlu? Tarih diye Diyarbakırlıların önüne serdiğiniz, tüm Türkiye’ye dinlettiğiniz 1930’lu yıllar mı? Yüzleşmemiz gereken tarih bu mu? Laf kalabalığı içinde tek gönderme yaptığınız 1920-1930 olduğuna göre, yüzleşmek istediğiniz tarih aralığı da bu.
Hangi tarihimizle yüzleşmeliyiz?
Faili meçhullerle, öyle mi? Mesela Hrant Dink’in katilleriyle mi? Ali İsmail Kormaz’ın katillerine ne dersiniz? Ethem Sarısülük, Berkin Elvan?..
Uğur Mumcu’nun, Bahriye Üçok’un, Taner Kışlalı’nın katledilişleri?
Biraz daha geri tarihimize bakalım mı? Hani şu 1 Mayıs 77 katliamı, TİP’li gençlerin öldürülmesi...
Daha da mı geri? 6-7 Eylül olayları...
Faili meçhullerle yüzleşmeye, elbette stratejik ortaklarınızla birlikte, gerçekten var mısınız Kılıçdaroğlu? Yoksa sizin yüzleşmek istediğiniz tarih belli aralıkları mı kapsıyor yalnızca?
Evet, yüzleşmek ama hiç aman vermeden, bu işin miladını da bularak, hangi iktidarların faili meçhullere yol verdiğini ortaya çıkararak yüzleşmek. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Elbette bir devlet faili meçhullerin aydınlatılması ile sonuna kadar uğraşmalı. “Faili meçhullerin aydınlatılmadığı bir devletin sosyal devlet sayılamayacağı,” sonuna kadar doğru. İşkencecilerin ve işkencenin araştırılması için CHP’nin verdiği AKP’nin reddettiği önergeler de doğru. Ama, Diyarbakır yöresinin CHP algısını “bunlar da işkence yaptılar”biçiminde açıklamak da neyin nesi oluyor? Böyle bir algı varsa eğer, kabullenip “eyvallah” demek yerine, o dönemi anlatmak, açıklamak daha dürüstçe olmaz mıydı?
‘SON NOKTAYA DOĞRU HIZLA GİDEN BİR CHP…’
Ve final: “Yok arkadaşlar, biz uygar bir Türkiye’yi yeniden inşa etmek istiyoruz.”
Türkiye’yi yeniden inşa etmek? 1920’lerden, 30’lardan kurtarmak ve ılımlı Müslüman diye Cumhurbaşkanlığı makamına referansı din olan birini aday göstermek.
Son noktaya doğru hızla giden bir CHP...
Bence bu parti şapkasını önüne alıp iyice bir düşünmeli. Kendini feshetmesine kadar da gidebilir bu iş ve hiç olmazsa Türkiye’nin kurtuluşuna tuğla koymuş CHP’lilerin anısına daha fazla zarar vermesi engellenir.
Yoksa gidiş her zamankinden daha vahim.
Mümtaz İdil

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder