20 Eylül 2014 Cumartesi

Kemal Bey'in hocası olurum



'Yumrukları sıkma zamanı değil' şeklinde yumuşama mesajlarınız var. Muhalefetten somut karşılık gördünüz mü?
Karşılık görmedik. 10 Ağustos'tan bu yana yaşananları herkes hatırlasın. Biz reaktif bir dil kullanmadık. Fakat öbür tarafa bakın. Bir sürü yabancı misyon şefinin önünde kitap fırlatıldı. Sonra, Kılıçdaroğlu'nun mektup dediği şey, ki mektup falan değil, mektupta bir adap olur... Mektup demeyeyim ben, mektuba hakaret. Kullandığı dil en süfli dil. Yani karşı tarafa güya istihza yapacak. İstihza da bir şeydir, bir seviyedir. İstihza ediyor görüntüsünde işte 'O zat' falan... Komik duruma düşüyor.
Yemin törenine katılmıyor, hükümet programına katılmıyor, Meclis'te hiçbir şeye katılmıyor. 10 Ağustos'tan bu yana Meclis'te yok. Kılıçdaroğlu görülmedi. Görüldü mü? Yok... Meclis'e saygısız. Milletin iradesine saygısız. Ya bırakın diğer şeyleri, medeni ilişkilerin bir doğası var. İhtilaf etmenin de bir kültürü var. Kavga etmenin de bir ahlakı var. Bana Başbakanlık gibi bir paye sanki sen mi verdin de ben sana sorup sahip çıkacağım? AK Parti delegesi verdi, halk verdi. Yani bu yaptığı, Bank Asya üzerinden yaptığı şeyi söylüyorum, 'Başbakanlığını ispat et!' Kim neyi ispat edecek? Sen önce kendi genel başkanlığını ispat et. 204 adam sana imza atmış, aday göstermiş ve oy vermemiş. Ya o imzayı zorla attılar yani mahalle baskısıyla ya da sende öyle eksiklikler gördüler ki oy vermekten vazgeçtiler. Biz kendi ahlakımızdan sorumluyuz. Kılıçdaroğlu ne yaparsa yapsın bizim için doğru olanı yaparız. Ne onun seviyesine düşeriz ne devlet ahlakına aykırı bir iş yaparız. Bize o kendi tutumunu öğretemez, biz ona ahlakı öğretiriz de. O bizim hocamız değil, gerekirse biz onun hocası oluruz ama o bizim hocamız değil. Biz ondan bir şey öğrenmeyiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder