31 Mart 2015 Salı

Diran Kelekyan hikayesi ve pdf


Çankırı'ya sürülen Diran Kelekyan Efendi'nin İstanbul'a dönmesine izin verildiği...
DH.ŞFR 52/266 8 Mayıs 1915

Belge Görüntülerini İndirmek İçin Tıklayın.



Mekteb-i Mülkiye’nin Siyasi Tarih hocası ve Sabah gazetesi başyazarı Diran Kelekyan 24 Nisan 1915 Cumartesi gecesi semt karakoluna çağrılmasını garipsemiş olmalı, ama karakoldan İstanbul Merkez Cezaevi’ne götürüldüğünde muhtemelen çok şaşırmıştı.  Asıl şaşıranlar ise muhafazakâr ve sakin kişiliğiyle tanınan Diran Kelekyan’ı cezaevinde gören İstanbul’daki Ermeni cemaatinin ileri gelenleri olmalıydı. Evlerinden apar topar toplanıp Cezaevine getirilen Diran Kelekyan ve diğer Ermeni aydınlarını orada bir Mülkiyeli olan İstanbul Emniyet Müdürlüğü İkinci (Siyasi) Şube Müdürü Mustafa Reşat [Mimaroğlu] karşılamıştı. Mimaroğlu, elindeki bir listeden isim okuyarak herkesi tek tek kontrol etmiş ve ikiye ayırmıştı. Gözaltına alınan Ermeniler henüz bilmiyorlardı, ama yetkililerin(!) verdiği karara göre tehlikeli görülenler Ayaş’a, Diran Kelekyan gibi ılımlılar ise Çankırı’ya sürgüne gönderilecekti.

Ertesi gün Çankırı ve Ayaş’a gönderilecek olan toplam 197 Ermeni aydını askerler eşliğinde İstanbul Merkez Cezaevi’nden Sarayburnu’na götürüldüler. Orada bindirildikleri vapurda süngülü askerleri gören Ermeniler, Haydarpaşa’da vapurdan indirildiklerinde -korktukları gibi Marmara açıklarında denize atılmadıkları için- sevinmişlerdi. Ancak, Haydarpaşa’da Ankara’ya giden bir trene bindirildiklerinde, o zamana kadar kibar davranan polis ve jandarmanın tavrı değişmiş ve kendilerine “vatan haini” denerek saldırılmaya başlanmıştı. Tren Sincan’a vardığında çoğunluğu Taşnak ve Hınçak partilerinin üyesi olan 71 kişi Ayaş’a gönderilmek üzere indirildi, kalanlar ise Ankara’ya doğru yola devam etti. Diran Kelekyan dahil 126 Ermeni aydını (bu sayı daha sonra 158’e çıkacaktır) 26 Nisan pazartesi günü Ankara’da Emniyet Müdürü tarafından kibar bir şekilde karşılandılar ve kısa bir beklemeden sonra at arabalarıyla Çankırı’ya doğru yola çıkarıldılar. Çankırı’ya varan Ermeniler birkaç gün kışlada tutulduktan sonra şehirden ayrılmamak üzere serbest bırakıldılar, sansür dahilinde aileleriyle haberleşmelerine izin verildi.

Ayaş’a gönderilenler cezaevindeyken Çankırı’dakilerin görece serbest olması Diran Kelekyan’ı ve arkadaşlarını umutlandırmıştı. Bu iyimser hava Ankara valisi Mazhar Bey görevden alınıncaya kadar sürdü. 1915 yılının Temmuz başında Ermenilerin tehcirine ve katledilmesine karşı çıkan Mazhar Bey yerine Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olan Mustafa Atıf Bey [Bayındır] Ankara valisi olarak atandı ve başta Ayaş hapishanesi olmak üzere vilayetteki Ermeniler’e yönelik uygulamalar birden değişti.  Mekteb-i Mülkiye mezunu olan Mustafa Atıf Bey, bir süre sonra gene tehcir ve katliama karşı çıkan Kastamonu Valisi Reşit Paşa yerine geçti ve Çankırı’dan da sorumlu oldu. Aynı günlerde, talihsiz bir rastlantı sonucu Diran Kelekyan’ın hamisi olarak bilinen Almanya’nın İstanbul’daki Büyükelçisi Hans Freiherr von Wangenheim öldü. Ekim 1915’in sonlarında İstanbul’dan gelen bir emirle Diran Kelekyan’ın yargılanmak üzere Diyarbakır’a gönderilmesi istendi. Birkaç gün sonra, 2 Kasım 1915’te, Diran Kelekyan’ın Yozgat ile Kayseri arasındaki Çokgöz köprüsü üzerinde cinnet geçirerek suya atladığı ve kaybolduğu söylentisi Çankırı’da duyuldu. Bu olaydan sonra Diran Kelekyan büyük ölçüde unutuldu, ya da unutulduğu sanıldı.

Ta ki 1946’da bir başka Mülkiyeli, Ali Çankaya Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler adlı eserini yazmak üzere ilk adımları atıncaya kadar. Diran Kelekyan, Ali Çankaya’nın o yıl yazıp gönderdiği çok sayıda mektuba yanıt veren Mülkiye mezunlarının en çok andığı hocalardan birisiydi. Örneğin, 1911 mezunları içinde yanıt veren iki kişiden biri olan Ahmet Halit Yaşaroğlu son sınıfta öğrenciyken “Numan Hoca” ile Sabah gazetesinde “elma yerken” buldukları Kelekyan’a sınavda hangi konunun sorulacağını sormalarını anlatıyordu. 1913 mezunlarından Avni Doğan “Türklüğün lehinde … ikaz ettiği” için hayretle; Cavit Ünver Ermenilerin Meşrutiyet ilanı için yaptıklarını anlattığı ve Ermenileri savunduğu için “acıyla”, Fazlı Güleç Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya zeki dediği için biraz kinle anıyordu. 1914 yılı mezunlarından Kemal Aral ise şu anısını aktarıyordu:

“330 [1912] yılında lisan dersi olarak Mekteb-i Mülkiye’de Rumca, Ermenice ve Bulgarca dillerinden birini öğrenmek mecburiyeti vardı. Ermenice şubesinde idim. Son sınıf imtihanında Diran Kelekyan, Hemayak Hüsrevyan gibi zamanın meşhur Ermeni vatandaşları mümeyyiz olarak bulundular.
İçeri girdim; Diran Kelekyan beni (Bayrulus Baron Kemal) hitabıyla karşıladı; yazı yazdırttı ve bir ermenice şiir okumamı istedi; Okudum:
(Karnen, Turnen, Anhanper, April nayi tesuten suyunne haler uanper paher kaser yehanten…)
Fakat hepsi gülüyorlardı, bitirdim. Teşekkür ettiler, hala gülüyorlardı. Bu gülüşme, ben kapı dışında iken sürekleşmiş ve kahkaha halini almıştı. Anladım ki okuduğum şey pek de Ermeniceye benzememişti; amma niçin On numara vermişlerdi? ...”

Ali Çankaya’nın kitabı 1954’te yayınlanmış ve Diran Kelekyan bir kez daha unutulmuştu. 1989’da, Fransız Devrimi’nin yüzüncü yılı dolayısıyla gene bir Mülkiyeli olan Zafer Toprak Diran Kelekyan’ı hatırladı. Toprak, o yıl Tarih ve Toplum dergisinde “Diran Kelekyan, Fransız Devrimi ve Mülkiye Mektebi” başlıklı bir yazı yazarak (eksik ve yanlış bilgiler içerse de) Diran Kelekyan’ı ve Mülkiye’de ders verirken yazdığı 19. Asırda İçtimai ve Siyasi Avrupa adlı eserini tanıttı. Sonra arkası çığ gibi geldi. Özellikle Kevork Pamukciyan Ermeni Kaynaklarından Tarihe Katkılar başlıklı eseri ile Nesim Ovadya İzrail’in 24 Nisan 1915 İstanbul, Çankırı, Ayaş, Ankara başlıklı eseri Diran Kelekyan’ın yaşamını ve son günlerini çeşitli yönleriyle kuşattı.

Bugün, Diran Kelekyan'ın ve yüzbinlerce Ermeni'nin katledilişinin yüzüncü yılında bir ikilemle karşı karşıyayız: Diran Kelekyan'ı bir kez daha unutacak mıyız, yoksa Mülkiye'de ilelebet yaşatacak bir adım atacak mıyız?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder