8 Şubat 2015 Pazar

Canakkale Mevlevi Alayi

Mevlevi Alayı fikri, Birinci Dünya Savaşı'nın ilk günlerinde, kendisi de Mevlevi olan ve tahta çıktığında Mevlevi Şeyhi Abdülhalim Çelebi'nin kılıç kuşattığı Sultan Reşad, bu savaşta Mevlevîlerin manevî desteklerini önemsemekle birlikte, bizzat savaşa iştiraklerinin Osmanlı ordusunun başarıya ulaşmasına önemli katkı sağlayacağını düşünerek, Filistin cephesine gönderilmek üzere bir "Mücâhidîn-i Mevleviyye Alayı", Kafkas cephesine gönderilmek üzere de "Mücâhidîn-i Bektâşiyye Alayı" kurulmasını arzu etmişti. Bunun için İstanbul'daki Mevlevîlere bir alay sancağı ile bir kılıç göndermiş, kurulacak alaya bütün Mevlevîlerin kayıt olmasını arzu ettiğini bildirmişti.



Görev, "Cihâd-ı Mukaddes" ilanını takip eden günlerde bütün Mevlevîlerin kendisine bağlı olduğu Konya Mevlânâ Dergâhı Şeyhi Veled Çelebi verildi, ondan bir "Gönüllü Mevlevi Alayı" teşkili istendi. Veled Çelebi, Mücahid-i Mevleviye Kumandanı olarak miralay (albay) rütbesiyle bu alaya komuta etti ve üç yıl Şam'da yaşadı.
İttihat ve Terakki'nin üç önemli isminden Cemal Paşa'nın, hatıralarında kendine aitmiş gibi anlattığı Mevlevi Alayı fikri, kısa zamanda diğer Mevlevi dergahlarında da destek bulmuştu. Ülkedeki bütün Mevlevi dergahları, savaşa katılmak üzere gönüllüler toplamaya başladı. Aynı şekilde, Bursa Mevlevihanesi şeyhi de gönüllüler topluyordu. Alay sancağının Veled Çelebi'ye teslimiyle birlikte, katılan gönüllü dervişlere ve şeyhlere de çeşitli rütbeler verilmişti. Alayın mevcudu, 47 Mevlevihaneden muhtelif sayıda gönüllü katılımıyla 1026 kişiye ulaşmıştı. Birlik gerçekte bir tabur büyüklüğündeydi ama, adı "Mevlevi Alayı" olarak kaldı... 
Alaya en fazla gönüllü, 138 Mevlevi ile şeyhliğini Abdülbaki Efendi'nin yaptığı İstanbul Yenikapı Mevlevihanesi'nden katılmıştı. Kıbrıs gibi uzak ve ulaşımı zor veya düşman işgaline uğramış bölgelerdeki Mevlevihaneler dışında Anadolu'nun hemen hemen her tarafından Mevlevi şeyhleri önderliğinde birer ikişer kişi de olsa alaya katılmıştı. Bunu Konya izledi. Konya Mevlana Dergahı'ndan 110, Bursa'dan 67 şeyh, derviş ve mürit iştirak eti. Alayda, şeyhi Burhanettin Efendi olan Gelibolu Mevlevi Dergahı'ndan ise 7 kişi vardı.
Teşkil olunan alaya askerî anlamda müşavirlik yapmaları için Harbiye Nezareti tarafından Kolağası Hüseyin Hüsnü ve Doktor Kıdemli Yüzbaşı Behçet ve Eczacı Zühdi beyler görevlendirilmişti. Alay, başlarında Mevlevi sikkesi, sırtlarında derviş cübbesi, elleri kılıçlarının kabzalarında olduğu hâlde Harbiye Nezâreti önünde toplandı. Yapılan tören ve dualardan sonra Mevlevi alayı, Şeyh Abdülbâki Efendi başkanlığında Haydarpaşa tren istasyonundan Konya'ya uğurlandı. Alayın sancaktarı Ankara Mevlevîhanesi Şeyhi Mustafa Nureddin Dede (Nuri Dede), idi. Yol boyunca diğer tekke ve zaviyelerden de katılımlar oldu ve uğranılan istasyonlarda bu gönüllülere büyük ilgi gösterildi.
Alay, Afyon'da bir iki gün kaldı. 8 Şubat 1915'te Afyon'dan ayrılan Mevlevi Alayı Konya'ya ulaştı. Birkaç gün içinde diğer Mevlevîhanelerden gelen Mevlevi şeyhleri ve maiyetlerindeki dervişler de katıldılar. Konya'da alayın teçhiz işlemleri başladı. Harbiye Nezâreti tarafından organize edilen teçhiz işlemlerinde; alayın komutanı olan Veled Çelebi için komutan çadırı, şeyhlere subay çadırları, er sıfatındaki dervişler için de yine çadırlar, kaput, karavana, matara, fıçı vb. malzemeler temin edildi. Alay 26 Şubat Cuma gününe kadar gerekli tüm hazırlıklarını tamamladı. Aynı gün Cuma namazını müteakip Mevlânâ Dergâhı önünde uğurlama merasimi yapıldı. Mevlânâ Dergâhı mescidine konulan sancak dualarla çıkartıldı. Dergâhın Ser-tarîki Âdil Çelebi dua etti ve Mevlevi gülbânkı okudu. Burada gönüllülere silahları dağıtıldı. Resimler çektirildi ve gönüllü alayı; Kumandan Çelebi Efendi; ellerinde silahları, başlarında sikkeleriyle Mevlevi şeyhleri, binlerce ahâli ile birlikte kışlaya doğru yola çıktı. Mevlevi Alayı kışlada askerî heyet tarafından karşılandı, daha sonra vilayet önüne hareket edildi. Mülkî erkânla vedalaşıldı ve alay, Konya'dan ayrılmak üzere tren istasyonuna ulaştı ve trenle Şam'a hareket etti. Şam'a ulaşan Mevlevi Alayı, daha önce gelen diğer gönüllü Mevlevîlerle birleşerek yolculuğunu tamamladı.
Şam'da toplanan alay, Cebel-i Lübnan'da karargâh kurmuş olan 4. Ordu'nun emrine verilmiş ve hemen talimlere başlamıştı. Alay mensuplarına zaman zaman yürüyüş ve atış talimleri yaptırıldı, fakat tam bir savaş eğitimi verilmedi. Mevlevi şeyh ve müritlerinin tabiatlarının savaşmaya uygun olmadığı düşünülerek cepheye gönderilmediler. Cepheye gitmeyen Mevlevi gönüllüler de hem merkez karargahta, hem de bazı birliklerde çeşitli görevler yaptılar. Bu görevlerden belki de en mühimi, ojistik ve sıhhiye hizmetleri yanında askerlere moral desteği vermeleriydi. Mevleviler Şam'da kaldıkları yaklaşık 3 sene zarfında, dergahlarında olduğu gibi sema törenlerine ve musiki ziyafetlerine devam etmişler, halkın ve askerlerin maneviyatlarını yüksek tutmaya çalışmışlardır. Bu esnada alay mensuplarından bazı yaşlı ve hasta dervişler vefat etti. Suriye bozgunundan sonra ordunun kuzeye çekilmesi ile birlikte 3 seneye yakın kaldıkları Şam'dan ayrılan alay mensubu Mevlevi şeyhleri ve dervişleri tekrar Mevlevihanelerine döndüler.
Birinci Dünya Savaşı'nda teşkil edilen Mevlevi Alayı, Çanakkale cephesinde hiç bulunmadığı gibi, Gelibolu Mevlevihanesi de zaten o günlerde faal değildi... Mevlevihanenin şeyhi veya müritleri de başka kentlere göçmüşlerdi. Mevlevihanenin bulunduğu bölge Balkan Savaşı'nın patlamasından itibaren askeri bölge içine alınmış, ve yapıları hastane, depo, koğuş olarak kullanılmıştı... Bu işlevini Birinci Dünya Savaşı sırasında da sürdürdü... Dolayısıyla, Gelibolulu 6 mürit ve postnişin Burhaneddin Efendi de alaya başka kent ve kasabalardan katılmışlardı...

 
CEMAL PAŞA'NIN HATIRALARINDA MEVLEVİ ALAYI
Mısır'daki İngiliz ordusuna karşı Filistin ve Kudüs'ü savunan, ayrıca Kanal Harekatını gerçekleştiren IV. Ordu Komutanı Cemal Paşa, hatıralarında Mevlevi Alayı hakkında şunları yazmıştı:
''İstanbul'dan hareketimizden 36 saat sonra Konya'ya varmıştık. Veled Çelebi Hazretleri ile tanıştım. Bir gönüllü müfrezesi ile Mısır seferine iştirak edecek olurlarsa ordunun, Hazret-i Mevlana'nın ruhaniyetinden istifade edeceğini söz arasında söylemiştim. Benim hareketimden bir müddet sonra kendisi 'Mevlevi Gönüllü Alayı' adlı askeri bir birlik tertip ederek Suriye'ye geldi. Uzun süre Suriye'de bana refakat etmekten geri durmadığı gibi, maiyetine aldığı Türk gençlerinden meydana gelen ordu, muhtelif hususlarda pek çok hizmet gördü. Çeşitli kolordularımı ve diğer birliklerimi Çanakkale, Bağdat ve Bitlis bölgelerine gönderdikten sonra nihayet öyle bir hale geldim ki, elimde Türk birliği olarak Şam'da bulunan Mevlevi Alayı ile ordu karargahı için Dobruca gönüllülerinden teşkil ettiğim bir piyade bölüğünden başka hiçbir şey bulunmuyordu.''

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder