21 Ekim 2015 Çarşamba

Yeni mandacılık seferberliği var

Bir asırdan fazladır gelenek ile bağlarının koparılmaya çalışıldığı bir ülke Türkiye. Bu bağların en zayıf halkalarından biri olarak gösterilen ‘aydınlar’ bu kanaatin oluşması için epey açık da vermişler. Uzağa gitmeye gerek yok; 2013’te bunun örneklerini Gezi sürecinde gördük. Batılı gazetelere verilen çarşaf çarşaf ilanlarla Türkiye şikayet edildi. Tıpkı geçen hafta sonu Almanya Başbakanı Merkel’e hitaben ‘Türkiye’ye gelme, gelipte iktidarın elini güçlendirme’ anlamına gelen ve yüz civarında akademisyenin imzasını taşıyan açık mektupta olduğu gibi. Tarihçi yazar Halil Berktay, bu bildiriden daha tehlikeli ikinci ve uluslar arası bir bildirinin daha olduğunu söylüyor. Yurt dışında pek çok sol aydın ve öğretim üyesinin imzaladığı bu bildiride, Türkiye için Birleşmiş Milletler nezdinde özel komisyonlar kurulması; bütün ülkelerin Türkiye'yle ilişkilerini "gözden geçirmeleri" dahi öneriliyor. Prof. Berktay ‘Mandacılık seferberliği’ olarak değerlendirdiği girişimleri Star’a anlattı:
 “Kamuoyunda bilinenin ötesinde bir değil, iki bildiri söz konusu. Yeni dolaşıma sokulan, "Uluslarası Akademisyenlerin Çağrısı" başlıklı ikinci bir bildiri de var. Yurtdışında şimdiden çok sayıda önemli sol aydın ve öğretim üyesi tarafından imzalanmış. İlk metinden çok daha vahim. Orada, 10 Ekim katliamının devletin ve/ya AKP'nin işi olduğuna dair "ciddi iddia"ları soruşturmak için Birleşmiş Milletler nezdinde özel komisyonlar kurulması; bütün ülkelerin Türkiye'yle ilişkilerini "gözden geçirmeleri" dahi öneriliyor. 1946'dan sonra Cumhuriyet tarihinde (askerî diktatörlükler dahil) hiç hileli seçim olmadığı halde, şimdiden 1 Kasım seçimleri hakkında şüpheler uyandırılmaya çalışılıyor ve özgür seçimlerin yapılması da uluslararası müdahale ve denetime bağlanıyor. Dahası, Türkiye'de mevcut rejim sadece "otoriter" değil, aynı zamanda "gayrimeşru" ilân ediliyor; madalyonun diğer yüzünde, PKK'nın hiçbir haklı gerekçesi yokken, durup dururken başlattığı yeni şiddet dalgası, bu "gayrimeşru rejim"e karşı "Türkiye halklarının direnişi" diye sunulup "uluslararası destek" talebinde bulunuluyor.
Altını çizeyim; demokrasi, rejim, katliam vb derken, alavere dalavere, sonuç PKK terörüne uluslararası destek" istenmesi oluyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hatâları yok mu; elbette var ve ben de çok eleştirdim, eleştiriyorum. Ama bu başka; bunları alabildiğine abartıp toptan kanunsuz ve rejimi bütün olarak gayrimeşru göstermek başka; Türkiye üzerinde bir çeşit uluslararası manda (mandate) tesis edilmesini istemek gene başka. PKK son tahlilde Türkiye'yi destabilize edip krize yuvarlamayı amaçlayan bir savaş başlattı. HDP buna kol kanat gerdi, geriyor. Son olarak da IŞİD'in Diyarbakır ve Suruç bombalamalarının üzerine, bu sefer Ankara katliamı  geldi. Ve akıl almaz bir şekilde, hepsi hükümete, AKP'ye maledilip, Türkiye kaosa yuvarlanan “çökmüş devlet" gibi gösterilmeye çalışılıyor. Böyle bir seferberlik var, Türkiye'yi her yolla felâkete sürüklemeye yönelik. Evet, bu çaba ve çağrıları 21. yüzyıl başına özgü bir çeşit neo-mandacılık olarak niteliyorum.”
Örgütlü Sol’u bilir, tanırım!
“1950'lerden beri siyasetin farkındayım; yirmi yıl kadar örgütlü solun içinde yer aldım; iki askeri darbenin mağduru oldum; birinde hapse girdim çıktım, işkence gördüm, iki küsur yıl Mamak'ta kaldım” diyen Halil Berktay, 2000 yılında, Ermeni olayları ile ilgili tarihsel süreci anlattığı için hakkında vatan hainliği kampanyaları açıldığını hatırlatarak şöyle devam etti “2005’te ise Osmanlı Ermenileri konferansı öncesi ve sırasında benzer saldırılara maruz kaldım. Çeşitli siyasal iktidarlarla çok ciddi dâvâlarım oldu. "Faşist askerî diktatörlük"leri kınadıım, lânetledim. Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin de kurucularındanım. Ama hiçbir zaman bu ülkede kendimi dış dünyanın, Batı medeniyetinin bir "implant"ı, buraya değil oraya ait bir unsur gibi hissetmedim.”
Dışarıya karşı ülkemi kötülemedim
“Hiç bir zaman kendi kimliğinden nefret eden (self-hating) bir Türk olmadım; içeride veya  dışarıda, nerede olursa olsun, kişisel saygınlığımı Türkiye'yi her fırsatta kötülemek için yalan yanlış bahane aramaya bağlamadım. Doğru veya yanlış, inandıklarım için mücadele ettim ama bu şekilde, (mecazi anlamda) bu ses tonuyla, böyle çarpıtmalar ve gerçek dışı argümanlarla, (mealen) "imdat, buraya müdahale edin, gelip bizi kurtarın" diye bağırmadım, yalvarmadım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder