6 Ocak 2016 Çarşamba

ZEHRA EREN'E VEDA Tangosu


Türk tangosunun benzersiz sesi Zehra Eren dün bu dünyaya veda etmiş. Onun anısına geçen yıllarda yazdığım bir yazıyı yeniden paylaşıyorum.
50’lerin tango yıldızı
ZEHRA EREN YENİDEN ARAMIZDA
Hiç Zehra Eren’in sesini dinlediniz mi? Zeki Müren en büyük hayranıydı. Atilla Dorsay yıllardır onun okuduğu tangoların bir albüme dönüşmesini bekliyordu. Şevval Sam, tango albümü yapmasının en büyük nedeninin Zehra Eren’e olan hayranlığı olduğunu söylemişti. 1950’li yıllarda radyolarda sesini duymaya başladığımız, bu oldukça erkeksi sesli (ona Türkiye’nin Marlene Dietrich’I derlerdi) şarkıcımızın ilk kez bir albümü yapıldı. TRT’nin kuruluşunun 50. Yıldönümü dolayısıyla basılan bir albüm bu. Hem de plak ve CD formatlarında… Ama biliyorum soracaksınız şimdi. Kimdir bu Zehra Eren diye…
Önce döneminin radyo dergilerini tarayarak, daha sonra da kendisiyle görüşerek edindiğimiz kısa yaşam öyküsü şöyle: Zehra Eren 1923 doğumlu. Sesinin farklılığı ve güzelliği daha okul sıralarında göze çarpmaya başlamış. O dönem arkadaşları arasında sık sık Zehra’ya şarkılar söyletirlermiş. Sesinin özelliği nedeniyle bas tınısı önde olan parçaları seçermiş. Pek bilinen bir Rus şarkısı örneğin; Oçiçorniya… Müzik hevesini ilk zamanlar, ağız mızıkası çalarak gidermeye çalışmış. İstanbul Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra, dans şarkılarını okuyuşu beğenilerek, akraba ve yakınlarının ısrarıyla Ankara’da bulunan dayısının yanına gitmiş. Elbette bu seyahat müzik bilgisini ilerletmek ve konservatuara devam etmek arzusuyla yapılmış. Bir de olursa radyoda şarkı söylemek… Dayısı çok yakın arkadaşı olan doktor Kadri Cerrahoğlu’na Zehra’yı dinletmiş. Kadri bey aynı zamanda ünlü bir tango bestekarı. Kadri Cerrahoğlu Zehra’ya müzik dersleri vermeyi kabul etmiş. Fakat iş derslerle sınırlı kalmamış. Kadri bey Zehra hanıma aşık olunca kısa sürede bu beraberlik evliliğe dönüşmüş. En sonunda düşleri gerçekleşmiş ve Zehra Eren, 1951 yılında Ankara Radyosu’nda Niyazi Erdem’in orkestra şefliğinde tangolar söylemeye başlamış. Dinleyiciler bu alışık olmadıkları tonda ve çok özel bir yorumla okunan tangoların tiryakisi olmuşlar. Ama oldukça çekingen tabiatlı olan Zehra hanım bütün ısrarlara rağmen sahneye çıkmamış. Eh biliyorsunuz, sahneye çıkmayan, dedikodulara bulaşmayan bir şarkıcıdan radyo dergileri pek hoşlanmaz. Bu nedenle yaptığım dergi ve gazete taramalırnda çok az haber bulabildim Zehra Eren hakkında…


Bulduklarıma bakalım. 1955 yılında Radyo Alemi dergisinin muhabiri Edip Akın yaptığı röportajda, Zehra Eren’e sorular yöneltmiş:
S- Sizdeki bu tango merakı evvelden beri var mıydı, yoksa Kadri beyle
evlendikten sonra mı başladı?
C- Merakım evvelden beri vardı. Nitekim bu hususta bir şeyler öğrenebilmek için Kadri beyden ders almaya başladım, bu arada da evlendik.
S- Radyoda ne zamandan beri okuyorsunuz?
C- 1950’den beri okuduğuma gore beş sene kadar oluyor.
S- Ama bir müddetten beri sesinizi duyamıyorduk radyoda?
C- İki aydan beri İstanbul’da bulunuyordum. Bu işleri tedvir eden Erdoğan Çaplı. Maalesef onu görmek ve konuşmak bir mesele. (…) Erdoğan Çaplı, hakikaten çok kıymetli bir sanatkar, kendisini takdir ediyorum. Fakat vazifesi son derece ağır. Hani başını kaşıyacak vakti yok derler ya, işte tam Erdoğan Çaplı için söylenmiş bir darbımeseldir [atasözüdür] bu. Bugüne kadar sadece piyano ile okuyordum, bundan sonra bir orkestra ile beraber okuyacağımı söyledi Erdoğan Çaplı.
Bir başka dergi röportajında ise, niçin İngilizce şarkılar söylemediğini soran muhabire “Ben şahsen İngilizce okumak taraftarı değilim, hatta okuyanları da tasvip etmiyorum” diyen Zehra Eren şöyle devam ediyor: “Bizde İngilizce şarkı söyleyenlerin Katibim şarkısından farkı yoktur. Nasıl ki Eartha Kitt, Katibim şarkısını söylüyorsa, bizim sanatkarların da İngilizce şarkı söylemesi onun gibi bir şey oluyor.”
Yıllarca sadece radyoda sesini duyabildiğimiz Zehra Eren sahneye Zeki Müren’in ısrararı sonucu, ilk kez 1968 yılında Ankara’da Kulüp Bulvar’da çıktı. Ses dergisi bu ilk sahne tecrübesini şöyle aktarıyordu:
“Zehra Eren hayatında ilk defa sahneye çıkıyordu. Bu yüzden de dinleyicilerin samimi alkışlarına saygılı, fakat biraz da ürkek bir şekilde mukabele etti. Heyecanlıydı, çekingendi. Ankara sosyetesinin toplandığı kulüpte, İstanbul’dan gelen şöhretler dışında milletvekillerinden Parisli elma kralı Vatasyon’a kadar pek çok tanınmış kişi vardı.
Zeki Müren bu partiye Ajda Pekkan, Peri-Han, Neriman Köksal ve Nigar Uluerer ile birlikte gelmişti. Bir süre oturduğu yerden, ilk defa sahneye çıkıp şarkı söyleyen Zehra Eren’e eşlik etti. Sonra dayanamadı, sahneye çıkarak Eren’le birlikte “Sevgiden uslanmadı gönül/ Hicrandan bıkmaz bilmem ki neden?” şarkısını söyledi.”
Zeki Müren’in bu ilgisi tesadüfi bir şey değil. Zehra Eren’le eski dostlar. Hatta Zeki Müren onun için bir de şiir yazmış:
Ziynettir dostluğun Zeki Müren’e
Ellerinde vefa, gönlünde vefa
Helâldir bu sevgin seni bilene
Rabbim yaratmıştır ancak bir defa
Andıkça taparım Zehra Eren’e.
Zehra Eren ise Zeki Müren’le arkadaşlığını şöyle anlatıyor: “Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen bir dostluktu. Beni çok severdi. Hatta kendisi bile bir Türk Müziği parçası öğrenirken; ‘Zehra bunu bir de sen söyle bakalım. Nasıl söyleyeceksin?’ derdi. Peki derdim ve bir kere de ben söylerdim. Okuyuşumu, tarzımı, yorumumu çok beğenirdi.”
Sonrasını yine Zehra Eren’den aldığımız bilgilerle aktaralım: Bulvar Palas’ın kulubündeki bu program bir ay sürdü ve büyük sükse yaptı. Hemen ardından Dışişleri Bakanlığı Zehra Eren’i Kıbrıs turnesine çıkardı. On gün boyunca Kıbrıs’ın çeşitli şehirlerinde sahneye çıktı. Daha sonra Erkan Özarman’ın girişimiyle Dario Moreno ile birlikte bir Avrupa turnesi hazırlıkları yapıldı. Fakat Moreno’nun beklenmedik ölümü bu girişimin gerçekleşmesini önledi. Ama sahne çalışmaları, genellikle Zeki Müren’le birlikte olmak üzere sürdü: İstanbul’da Taşlık Gazinosu’nda, Çakıl Gazinosu’nda, ve Bursa gazinolarında sahneye çıktı.
Gelelim TRT’nin yayınladığı albüme. Bu album aslında 1953-54 yıllarında İstanbul Radyosu’nda yapılan bir programın kayıtları. Zehra Eren’e eşlik eden müzisyenler ise şöyle: Piyano: Erdoğan Çaplı ve Cemil Başargan.Kontrbas: Özdemir Baturalp.Bateri: Muzaffer Erberik. Plakta 12 tango var.Bunların beste ve söz yazarları ise şunlar: Necdet Koyutürk, Fehmi Ege, Erdoğan Çaplı, İbrahim Özgür, Cemil Başargan ve elbette 6 tangosuyla Kadri Cerrahoğlu. Plağı dinlemeye başladığınızda bizi bu sesten niçin yıllarca mahrum ettiniz diye sormaktan kendinizi alamıyorsunuz. Evet, hala aynı soruyu soruyorum: Hiç Zehra Eren’i dinlediniz mi? Dinlemediyseniz, bu fırsatı kaçırmayın, çok özel bir ses ve yorumla karşı karşıya olduğunuzu hemen anlayacaksınız.
KADRİ CERRAHOĞLU: HOCASI VE EŞİ
Zehra Eren’in eşi Kadri Cerrahoğlu Ankara sosyetesinin yakından tanıdığı bir diş doktoru, aynı zamanda da tango bestekarıydı. Sarhoş, Annem, Leyla, Siyah Gözler en çok yorumlanan tangolarıdır. Tangolarını Zehra Eren dışında en çok İbrahim Özgür seslendirmişti. 31 Ekim 1983 tarihinde 80 yaşında ölen Kadri Cerrahoğlu’nun diğer tangoları arasında Gönül Rüyası, Emel, İnan, Simsiyah Bakışların, Beyoğlu yer alır. Şecaattin Tanyerli’nin seslendirdiği Beyoğlu tangosunun sözleri ise şöyledir:
Bir yığın insan dolu/ Baştan başa Beyoğlu/ Bilmem hatırlar mısın/ Geçtiğimiz o yolu./ Bakıyorum etrafa/Şu zavallı girdaba/ Hüzünle soruyorum/ Bu akış ne tarafa?/ Aksın bu sel durmasın/ Sevişenler doymasın/ Yanağında yaşlık var/ Sakın yağmur olmasın…/ Bir zamanalar bu yolu/ Geçmiştik ümit dolu/ Işıklara bürünmüş/ Parıldıyor Beyoğlu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder