27 Mart 2016 Pazar

İngilizlerin sadık dostu Misyoner Mustafa Reşid Paşa

Mustafa Reşit Paşa 13 Mart 1800'de İstanbulda doğdu, babası Mustafa Efendi II.Bayezid Külliyesi vakıfları ruznamçesiydi, 1810'da vefat edince dayısı Seyyid Ali Paşa'nın yanında kaldı ve  öğrenim gördü. 1820'li yıllara doğru dayısı Seyyid Ali Paşa mühürdar oldu, onunla birlikte Mora'ya gitti. Mora'daki isyanın bastırılması sırasında uygulanan olumsuz yöntemleri yakından izledi. Seyyid Paşa görevinden alınınca Mustafa Reşit Bey de İstanbula döndü, 1824'te Sadaret Mektubi Kalemi'ne katip olarak girdi. Sadrazamlıktan saraya yazılan ve çoğu kez doğrudan II.Mahmud tarafından okunan tezkireleri görme imkanı oldu. 1829'da Edirne'de Rus delegeleri ile sürdürülen görüşmelerde Osmanlı kuruluna sekreterlik etti. Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın 1827 Navarin olayından sonra birtakım isteklerde bulunması ve uzlaşmaz tutum takınması üzerine ayaklanmasını önlemek için Mısır'a gönderildi. Mısır'daki uzun görüşmelerde çalışma disiplini ve yeteneğini beğenen Kavalalı onu yanına almak istedi ancak kabul etmedi ve İstanbul'a döndü.Önce vekil, 1832'de de asil olarak Amedi-i Divan-ı Hümayun oldu. Böylece Osmanlı bürokrasisinde ilk önemli göreve ulaştı.
Paris ve Londra Büyükelçilikleri
II. Mahmut, 1834'te Avrupanın büyük devletlerinde sürekli elçilikler gönderilmesi konusunda aldığı karar çerçevesinde, genç ve yetenekli diplomatlara ihtiyaç duydu. İlk akla gelenlerden biri olan Mustafa Reşit Bey "fevkalade orta elçi" sanıyla 1834'te Paris'e gönderildi. Uzun bir zamandan beri Osmanlı Devleti'ne karşı Mehmet Ali Paşa'yı tutan Fransız yöneticilerini ve kamuoyunu Osmanlı lehine çevirmede başarılı oldu. Eylül 1836'da Londra Büyükelçiliğine atandı.
Mustafa Reşit Bey, dünyayı yönlendiren siyasal kararların Londra'da alındığını gözlemledi ve İngiltere'nin Uluslararası ilişkilerdeki ağırlığını gördü.Mısır sorununun ancak İngiltere'nin aracılığı ile çözümlenebileceğine inandı, II. Mahmud'a gönderdiği yazılarda bunu vurguladı. Ayrıca bir layihasında da İngiltere'nin Osmanlı Devleti'nden askeri yeniliklerin yanı sıra, tarım ve ticaret alanlarında da reformlara girişilmesini, vergi yöntemlerinin değiştirilmesini, karantina konmasını, iş alanları ve fabrikaların açılmasını beklediğini açıkladı.
Elçilik görevi sürerken hariciye müsteşarlığına yükseldi daha sonra hariciye nazırı oldu ve bu yeni görevi ile İrlanda'ya ziyarette bulunarak İstanbula geri döndü.16 Ağustos 1838'de İngiltere ile bir ticaret anlaşması imzalanmasını sağladı. Bu anlaşmaya göre tekeller kaldırılıyor İngiltere'ye Osmanlı topraklarında geniş ticaret hakları tanınıyordu.
Ağustos 1838'de Kavalalı'ya karşı İngiltere'nin desteğini sağlaması ve bir anlaşma ortamı sağlaması amacıyla ikinci kez Londra'ya büyükelçi olarak gönderildi. Reşit Paşa, İngiltere'den sözlü olarak Mısır'a karşı Osmanlı Devleti'ne yardım vaadini almayı başardı.
Sultan Abdülmecid dönemi ve Gülhane-i Hattı Hümayunu
Ağustos 1839'da Abdülmecid tahta geçtiğinde protokol gereği kendisine bağlılık bildirmek ve baş sağlığı dilemek üzere İstanbula geldi ve orada kaldı. II. Mahmud'a anlatamadığı veya kabul ettiremediği batıcı yeniliklere Abdülmecid'in ilgi duyduğunu gördü ve ciddi hazırlıklara girişti. Sonuçta Gülhane-i Hattı Hümayunu'nu ya da öteki adı ile Tanzimat Fermanı'nı ortaya çıkardı. 3 Kasım 1839 günü Gülhane Bahçesi'nde padişahın ağzından sivil, asker yetkililerin, yabancı temsilcilerin, dini topluluk önderlerinin  ve kalabalık bir halk kitlesinin önünde okundu. Sonrasında Tanzimatın getirdiği yenilikleri uygulamak için yeni düzenlemelere girişildi.
Mısır'ı verdi karşılığında Tanzimat'ı aldı
Abdurrahman Şeref "Tarih muhasebeleri" adlı kitabında Mustafa Reşid Paşa'ya Tanzimat'ı getirdiği için "devletimizin tarihi Reşid Paşa'ya ilel-ebed minnetdar kalacakdır" diye yazar. Hemen hemen İngiliz ve Fransız gazeteleri de benzer fikirleri paylaşırlar. 26 kasım tarihli L'Univers gazetesi Tanzimatın tatbik edildiğinde imparatorluğun manzarasının değişeceğini medeniyeti yaklama yönünde Müslümanların mesafe kat edeceğini yazarak, Osmanlının yeni bir yola girdiğini ve "hassaten  Tanzimatın Reşid Paşa'nın fikir aydınlığı ve hayırkar tesiri ile" ortaya çıktığını belirtir. Presse gazetesi ise Tanzimat'a iki tam sayfa ayırır, ilanın Fransızca tercümesini verdikten sonra Osmanlı devletinin harabiyetlerini kökünden kazıyacağını yeni bir devlet çıkaracağını öne sürer. Le Siecle gazetesi ise Tanzimat'ın ilan edilmesinin batı medeniyetinin İslam medeniyetinin temsilcisi Osmanlı üzerindeki en büyük zaferi olduğunu ve Barachin, Blaque ve Reşid Paşa'nın özel katibi Core adındaki Fransızların yardımcı olduklarını söylemektedir.
Tanzimat'a en ilginç tepkilerden biri Pozitivizmin kurucusu Auguste Comte'den gelmiştir. Comte, 1854'de Reşid Paşa'ya gönderdiği mektupta fermanın ilan edilmesinin önemli olduğunu vurgulayarak şark medeniyetlerinin pozitivizmi kabul etmelerinde başlarında bulunan şeflere önemli görevler düştüğünü belirtir.  Türkiye ve Tanzimat'ın ünlü müellifi Engelhardt ise "Sultan murad'ın cesaret edemediği ahkam-ı Kuraniyyeye mugayir kanunun Reşid Paşa'nın gerçekleştirdiğini" iddia eder.
İngiliz büyükelçsi Lord Ponsonby ise Tanzimat'in ilanının İngiltere'nin çıkarlarına uygun olduğunu söyleyerek Mustafa Reşid Paşa'yı bu girişimlerinden dolayı tebrik eder. Aynı elçi bir yıl sonra, Mısır meselesinin İngiltere'nin istekleri doğrultusunda çözülmesinden  dolayı Mustafa Reşid Paşa'ya tekrar teşekkür eder. Tarihçi Lutfi, Mısır meselesini anlattığı tarihinde Reşid Paşa ile İngiliz elçisi arasında bir dostluk olduğunu fakat bu dostluğun Mısır'ın kaybedilmesi ile sonuçlandığını belirtir.

“Başka misyonerlere olduğu gibi İngilizlere olan yakınlığı hasebiyle Mustafa Reşit Paşa misyoner Hayri’ye de iltifat etmiş ve onu 1200 kuruş maaşla Sadaret’in (Başbakanlığın) en kilit noktalarından biri olan tercüme kalemine tayin ettirmiştir. Üç sene sonra maaşı 1700 kuruşa çıkarılmıştır.
Misyoner Hayri Bey bu konuda o kadar mesafe kat eder ki daha sonra el kitabı haline gelecek olan Lugat-ı Osmanî’yi bile kaleme alır, bastırır ve yüz binlerce nüsha satar.
Mustafa Reşit Paşa’nın vefatından sonra İstanbul’da fazla kalamayan Hayri Bey (Lethause) nihayet İngiliz tebaasından olduğunu ilan ederek Londra’ya döner. Ne gariptir ki casus olarak Osmanlı Sadareti’nde çalışmış olan bu İngiliz’e Osmanlı makamlarınca herhangi bir müeyyide uygulanmamıştır. Uygulanamazdı da. Zira onu oraya tayin ettiren devletin başı Sadrazam Mustafa Reşit Paşa idi.
Mustafa Reşit Paşa, “İngiltere, Fransa, İtalya ve Almanya’yı gezmiş modern anlamda Türk diplomasisini kurmuş olan Osmanlı sadrazamıdır. Roma’da Papa ile görüştü ve hakkında ‘Türk Hıristiyan oldu’ dedikoduları yayıldı. Onu destekleyenler ise ‘Papa Türk oldu’ cevabını verdiler.”[1]
Bu hadise, zamanımızda cereyan eden bazı hadiselerle büyük benzerlikler arz etmektedir. Demek ki oyun aynı, senaryo aynı ve fakat zaman, mekan ve rolleri üstlenen kişiler farklıdır.
Zeki, yetenekli, Avrupa hayranı, ıslahatçı ve iyi bir bürokrat olan Mustafa Reşit Paşa’nın aynı zamanda Mason olduğu kayıtlarda geçmektedir.
Hatıralarını aktardığımız Mustafa Bey Misyoner Cemiyetlerinin dünyanın her tarafında birer kütüphane tesis ettiklerini, Mustafa Reşit Paşa’nın sadareti sırasında da 1845-46 yıllarında Tahtakale civarında bir kütüphane kurduklarını, burada pek çok kişiyi Protestanlığa aldıktan sonra buranın kendilerine dar geldiğini, Fincancı yokuşunda daha büyük bir yere geçtiklerini ve derununda bir de kilise kurduklarını ifade ediyor. Burası İstanbul’daki misyoner ve Protestanların toplanma yeriydi. Burada yüzlerce insan Protestanlaştırılmış ve İslam dininden döndürülmüşlerdi.
Protestan yapılmak maksadıyla Londra’ya davet edilen Mustafa Efendi’ye misyoner Nebit şunları söylemektedir:
“... Mustafa Efendi şöyle beyan ederim ki yarın sabah yani Pazar günü bizim yılbaşıdır. Bu senenin birinci günü Pazara tesadüf eylediğinden bayramımızda bu günü pek mukaddes ittihaz eyledik. Onun için Türklerin İngilizler hakkında göstermekte oldukları muhabbet ve İngilizlerin İslamlardan görmekte oldukları hürmet ve riayete mukabil, bütün İngiliz kavmi, büyük bir ittihat ve kemal-i hulûs ile bu sabah bütün dünya yüzünde ne kadar Protestan kilisesi varsa cümlesi de Türklerin hidayet-i ilahi için ve kutsiyet-i Hz. Mesih’e nailiyetle Protestan olmaları için büyük bir dua etmekliğimizi dünya yüzünde ne kadar Protestan kilisesi varsa cümlesine iki ay evvel umumiyetle birer emirname gönderildi”.
Osmanlı subayı Mustafa Efendi’nin Sergüzeşt adlı eserinde ifade ettiğine göre misyonerlerin bir kısmı Mason idiler. Misyoner teşkilâtının Farmason şubesi bile mevcuttu. Mason ve misyoner olarak İstanbul’a gönderilen Mr. Wayt Mustafa Efendi’ye Oxford Üniversitesi’nden seçilen 13 talebeden birisi olarak misyoner dairesine geldiğini, bir sene burada Türkçe ve Arapça öğrendiğini daha sonra 5 talebenin başlarındaki bir profesör ile birlikte İskenderiye’ye, 8 talebenin de başka bir profesör ile İstanbul’a geldiğini anlatıyor. İstanbul’a gelen grubun içinde olan Wayt, İngiliz sefirinin kendilerine Türk çocukları gibi elbise giydirdiğini, Türkçe’yi mükemmel öğrenebilmeleri için Türk katipleri ve kavvaslarla beraber olduklarını, Fatih, Ayasofya, Süleymaniye ve Beyazıd camilerinde okunan derslere devam edip, abdest alıp, cemaatle namaz kıldıklarını, kendisinin Kur’an’ı belki yirmi kere hatmettiğini ifade ediyor. Ve ekliyor: “Hele abdest ve namaz şartlarını o kadar güzel öğrendik ki görüştüğümüz ufak tefek mollaları mat ederdik.” Bu zât daha önce de ifade ettiğimiz gibi Bektaşiliğe girmiş bir kimsedir.
Mustafa Efendi Londra’da bulunan Protestan Misyoner Cemiyeti’ne de sirayet etmiş ve başkan Potinkers’le görüşmüştür.
“... Elhasıl dünyanın her tarafına dağılmış olan misyonerler üç ayda bir kere Misyoner Cemiyeti’ne bir rapor gönderirler. Bu raporlar münasebeti olan dairelere havale olunur. Orada incelenir. Sonra rapor sahiplerine talimatı hâvi cevaplar yazılır. Fakat bu raporlarla inceleme neticeleri Protestanlık dairesine arz olunur ve orada nasıl hareket edileceği tayin kılınır. Protestan dairesi reisi, Misyoner Cemiyeti’nin reisidir. Katoliklik ve Ortodoksluk, Hıristiyan dinine mensup iseler de İngilizler Hıristiyanlığı Protestanlık ile temsil etmek istiyorlar. Halbuki Protestanlığın da bir çok mezhepleri vardır.”
Ölümü
28 Eylül 1846'da  Mustafa Reşit Paşa sadrazam oldu. Bab-ı Ali'de  bürokratik düzenlemelere gidildi. Hazine-i Evrak Dairesi ile ilk defa devlet arşivi kurulması gündeme alındı. Mustafa Reşit Paşa'nın yedi ay süren ilk sadrazamlığı cumhuriyet ilanına hazırlandığı yolundaki iddialar yüzünden 27 Mayıs 1848'de sona erdi. Daha sonra iki defa daha sadrazam olan Mustafa Reşit Paşa yakalandığı hastalık sebebiyle Ocak 1858'de öldü.
Mustafa Reşit Paşa, İngiliz yanlısı olmakla dikkat çekmiş ve daha çok bu yönü ile eleştirilmiştir. Ona göre Osmanlı Devleti'nin yaşaması, İngiltere ile sürdürülebilecek dostluğa bağlıydı. Bunu açıkça ortaya koyması Fransa'nın Osmanlı aleyhine bir tavır takınmasına neden olmuştu. Öte yandan İngiltere'nin dostluğu da sürekli ve güvenilir bir biçimde sağlanamamıştır. Fakat ilan ettirdiği Tanzimat Fransız gazetesinin iddia ettiği gibi bir dönemi sona erdirirken Cumhuriyetin kurulmasıyla sonuçlana yeni bir dönemi başlatmıştır.

Auguste Comte’un Mustafa Reşit Paşa’ya Mektubu Tıklayınız.

Akrabalik zincirleri

Naili Moran - Mustafa Reşit Paşa - Fahri Korutürk - Mehmet Eymür - Engin Cezzar - Atilla Dorsay



Naili Moran'ın abisi:
                         



Memduh Moran'ın ilk eşi  ve oğlu  ünlü reklamcı  Erol Moran'ın annesi Cenan Kocareşid'in babası :

Cumhuriyet, 09 Mayıs 1961, Sayfa 2




Cenan Kocareşid'in yengesi:

VEFAT Bosna Hersek Umumi Valisi Yenişehirli Vezir İbrahim Paşa ile Bahriye Nazın Moralı îbrahim Paşa'nın torunlan, îstanbul Mebusu merhum Salah Cimcoz ile merhume Hasene Cimcoz'un kızlan, merhum îbrahim Cimcoz, merhum Bülent Cimcoz, Emel Korutürk ve Saynur Aral'ın ablaları, 6. Cumhurbaşkanı merhum Fahri Korutürk ve merhum Sadi Aral'ın baldızlan, Jale Cimcoz ve Nermin Cimcoz'un görümceleri, Osman Korutürk, Agah Aral, Şen Keçeci, Selah Korutürk, Omer Aral ve Ayşe Arzık'ın teyzeleri, Hüseyin Cimcoz'un halası, merhum Nusret Uzgören, merhum Vedid Uzgören, merhum Şerif Cimcoz, merhum Mehmet Ali Cimcoz, Sevim Kayan, merhume Nilüfer Osmanoğlu, merhum Ali Keçeci, Abbase Moralı ve Selahattin Moralı'nın kardeş çocuklan, Cenan Kocareşit'in yengesi, Nilüfer Akaün, Ayşegül Şora, merhum Ali Şora, Asım Gürel, Yusuf Gürel ve Faik Tekeli'nin anneanneleri, Lale Alatlı, Nazh Alatlı, Banş Akalın, Ali Gürel, Kerem Gürel, Ömer Gürel ve Nilüfer Gürel'in büyükanneanneleri, Füsun Barşal, Sina Gürel, Zeynep Tekeli'nin anneleri, Galatasaray Kulübü eski başkanlanndan merhum Ali Haydar Barşal ın eşi FATMA BARŞAL 03 Ocak 2001 tarihinde vefat etmiştir. Cenazesi, 05 Ocak 2001 Cuma günü, Moda Camii'nde kılınacak öğle namazını müteakip Sahrayı Cedit ; Kabristanında toprağa verilecektir. Ailesi



Fatma Barşal'ın kızı Sina Gürel'in kayınvalidesi:



Memduh Moran'ın son eşi:




Leyla Gencer'in kayınvalidesi'nin annesi olan Süreyya İpekçi eşinden ayrılıp Mehmet Şamlı ile evlenmiş.Bu evlilikten dünyaya gelen üç kızkardeşten  biri yukarıda ölüm ilanı bulunan  Sevim Moran.Diğer kızkardeşler Ayşe  Kapancı  ve Engin Cezzar'ın annesi Fatma Cezzar.


Sevim Moran'ın eniştesi:






Not: Ahmed Kapancı'nın dünürleri Rahime-Avni Dorsay  çifti Atilla Dorsay'ın anne ve babasıdır

Fahri Korutürk'ün oğlu Osman Korutürk , Münci Kapani'nin kızıyla evlenmiş.

Fatma Barşal'ın dayısının kızı Sina Abbase Kavur ünlü yönetmen Ömer Kavur'un annesiydi.Ömer Kavur'un anneannesi Vicdan Moralı'nın babası Abbas Halim Paşa , Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın torunuydu.

Erol Moran'ın annesi Cenan Kocareşid'in babası  Salih KocareşidMustafa Reşit Paşa'nın torunuydu.Mustaf Reşit Paşa'nın oğlu Ali Galip Paşa  Sultan Abdülmecid'in kızı Fatma Sultan ile evlenmiş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder