Merkeze bağlı İncesu köyünde yaşayan 35 yaşındaki Katman, televizyonda izlediği renkli mısırlardan yetiştirmeye karar verdi.Araştırmaları sonucunda ABD'deki üreticiler ile temasa geçen Katman, Oklahoma eyaletinden getirttiği tohumlar ile bahçesinde üretime başladı"Televizyonda ABD'de renkli mısır yetiştiren Kızılderili bir ailenin belgeselini izledim. Aztek ve İnka medeniyetinden kalma renkli mısırları yetiştiriyorlardı. Görünce çok etkilendim. Mavi, yeşil, kırmızı, pembe renklerdeydi. İlk başta şaşırdım. Daha sonra nasıl temin edebilirim diye araştırma yaptım. Renklere büyük ilgim var. Renkli yumurta veren tavuklar da besliyorum. Araştırmalarım sonucunda ABD'nin Oklahoma eyaletinde bulunan bir üretici ile iletişime geçerek tohum getirttim. Farklı renkteki tohumları ekerek bahçemde üretim yapmaya başladım."9 farklı renkte mısırlarım var" Eşinin de desteği ile 500 metrekarelik bahçesinde 6 ay önce yetiştirmeye başladığı renkli mısırların ilk hasadını yapan Katman'ın, sarı, mavi, pembe, kırmızı ve turuncu gibi renklerde yetişen mısırları görenler gerçek olduğuna inanmıyor.
Katman, renkli mısır üreteceğini çevresindekilere söylediğinde kendisine kimsenin inanmadığını, yetiştirdikten sonra ise herkesin ilgi gösterdiğini dile getirerek, şunları kaydetti:"Doğrusu benim için oldukça maliyetli oldu. Renkli mısırlar üreteceğim dediğimde birçok arkadaşım bana gülmüştü. Bunların boyama olduğunu, doğal olmadığını söylüyorlardı. Kimseyi dinlemeden ektim ve yetiştirdim. Şimdi hasat zamanı. Köydeki herkes şaşkınlıkla mısırlara bakıyor. Kimse mısırların gerçek olduğuna inanamıyor.Yeşil, pembe, mor, siyah, kırmızı, turuncu gibi 9 farklı renkte mısırlarım var. Tohumları getirirken 'acaba Anadolu toprağına uyum sağlar mı?' diye endişelerim de vardı. Yetiştirdiğim mısırlar ABD'dekiler ile aynı boyutta, doluluk oranı çok iyi seviyede. Patlatmalık ve haşlamalık olarak ürettiğim mısırların lezzet olarak da normal mısırlardan hiçbir farkı yok. Ayrıca tamamen organik.
tarim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
20 Eylül 2017 Çarşamba
19 Eylül 2017 Salı
'Sivas'ın soğuk havasında yapamazsın' sözlerine aldırmadi
İlçeye 20 kilometre uzaklık bulunan Kalın köyünde yaşayan Ali Çetin farklı arayışlara girerek daha çok Marmara Bölgesi'nde yetiştirilen Ayçiçeği ekmeye karar verdi. Diğer çiftçilerin 'Sivas'ın soğuk havasında yapamazsın" sözlerine aldırış etmeyen Çetin bin 500 dönüm araziye Ayçiçeği ekti. 15 yıldır ektiği Ayçiçeği'nde yüksek verim elde eden Çetin bu yılki hasada başladı. Çetin, ektiği Ayçiçeği'nde yılda yaklaşık 2 milyon lira gelir elde ediyor.
"YAKLAŞIK 400 TON ÇEKİRDEK BEKLİYORUZ"
Çiftçiliğin baba mesleği olduğunu ve 15 yıldır çiftçilik yaptığını söyleyen Ali Çetin, "Soğuktan olmaz dediler. Hava şartlarından dolayı insanlar 'olmaz' dediler. Sivas'ın hava şartları insanları biraz tedirgin etti. Bu rakımla alakalı bir şey, burası uygun, çok lezzetli bir çekirdek çıkıyor buradan. Üretimden memnunuz, ürünler güzel lezzeti güzel, iyi para ediyor, memnunuz yani 15 senedir kesintisiz devam ediyoruz. Şuan bin 500 dönüm ekili yerimiz var yaklaşık 400 ton çekirdek bekliyoruz. Kilosunu 5 liradan satıyoruz. Toplamda buradan yaklaşık 2 milyon lira para kazanmayı bekliyoruz" dedi.
İnsanların başta bu işe soğuk bakıp daha sonra biraz bu işe ısınmaya başladıklarını belirten Çetin, "İlk başlarda fazla yönelme olmadı yeni başladılar, yöneliyorlar biraz bu işe soğuk baktılar 'olmaz' dediler başta, şimdi işe sıcak bakıyorlar insanlar yavaş yavaş çekirdeğe yönelecek. Buranın çekirdeği başka bölgelerle aynı ama bizim bu çekirdek biraz daha lezzetli alıcısı iyi. Şuan bizim bizim ekip var 20 kişi, hasat yapanlar var 80 kişi toplam 100 kişi çalışıyor burada" diye konuştu.
19 Temmuz 2017 Çarşamba
Stevia,Burhaniye şeker otu üretim merkezi oldu
Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde, Emekli Albay Selahattin Güvenç, 10 yıl önce 20-30 fide ile başladığı Paraguay menşeili stevia (şeker otu) üretiminde, yıllık 100 bini geçerken, önümüzdeki yıl da yaklaşık 14 milyon fide üretmeyi planlıyor. Şeker otunun diyabet ve obezite ile mücadelede önemli olduğunu belirten Güvenç, stevianın kuru yaprağının şekerden 25 kat daha tatlı olduğunu söyledi.
Selahattin Güvenç, Çoruk Mahallesi yakınlarında kurduğu seralarda stevia fidesi üretimine başladı. Geçtiğimiz yıl 40 bin fide üreten Güvenç, bu yıl 120 bin rakamına ulaştı.
Yurdun değişik yerlerine fide gönderen Selahattin Güvenç’in hedefi önümüzdeki yıl üretimi 14 milyona çıkarmak. Stevianın şeker hastaları ve obezite ile mücadelede umut olduğunu anlatan Selahattin Güvenç, ”10 senedir stevia üretimine başladık. 20-30 fide ile başladığımız üretim her yıl arttı. Şu anda, üretimimiz 100 binin üzerine çıktı. Stevianın bu şekilde üretiminin süratle artması dolayısıyla halkın umut ışığı oldu. Obezite için en önemli olan stevia, ülkemiz için de çok güzel bir döviz kaynağı olacaktır." diye konuştu.
Halkın basın yoluyla ne kadar sağlıklı ne kadar faydalı olduğunu öğrendiğini belirten Güvenç, "Gıda maddelerinde kullanılmaya başlandı. Onun için bu ürünle gurur duyuyoruz. Geçen yıl 40 bin civarında fidan üretimine rağmen, bu seneki üretimimiz 120 bin civarında oldu. 2018 yılı için sadece Anadolu Holdingin 2 bin 500 dönümlük arazisi için 12 milyon 500 bin adet fide üreteceğiz. Diğer çiftçilerimiz için de 1-1,5 milyon daha üretim yapmayı planlıyoruz. Stevianın kuru yaprağı, şeker pancarından elde ettiğimiz şekerden 25 kat daha tatlı. Ekstratı çıkarıldığında ise şekerden 300 kat daha tatlı. Bu tabi sanayi tipi üretimde kullanılacak. Bu şu demektir. Diyabetliler için artık şeker özlemi bitmekte. Aynı zamanda kalorisi sıfır olduğu için de obezite ile mücadelede ilk sırayı almaktadır” dedi.(İHA)
8 Haziran 2017 Perşembe
Hollanda'dan ithal ettiği çiçekle ihracatçı oldu
Hollanda'dan ithal ettiği ortancaları yüksek maliyeti nedeniyle kendisi yetiştirmeye başlayan çiçekçi, şimdilerde bir taraftan yurt içindeki talebe yetişmeye çalışıyor bir taraftan da Azerbaycan'a ürün gönderiyor.
Hollanda'dan ithal ettiği ortancaları, yüksek maliyetinden bunalınca kurduğu 50 dönümlük bahçede yetiştirmeye başlayan çiçekçi Musa Gündoğdu, özellikle düğün süslemelerinde kullanılan bu çiçeğin ihracatına başladı.
İskenderun Çiçekçiler Derneği Başkanı Musa Gündoğdu, 5 yıl önce, Hollanda'dan ithal edilen ve yüksek maliyeti nedeniyle Türkiye'de çok fazla pazarı olmayan ortanca isimli çiçeği kendi bahçesinde yetiştirmeye karar verdi.
Ana vatanı Japonya olan bu çiçeği, Belen ilçesi Soğukoluk Mahallesi'nde 50 dönüm arazi üzerine kurduğu bahçede yetiştirmeye başlayan Gündoğdu, her geçen yıl kesim sayısını artırdı.
Zaman içinde Türkiye'nin hemen her iline ortanca gönderir hale gelen Gündoğdu, Azerbaycan'a da ihracat yapmaya başladı.
Gündoğdu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Hollanda'ya bağımlı olmak yerine bu çiçeği yetiştirmeye karar verdiğini ve 5 yıl önce 50 dönümlük alanda bahçe oluşturduğunu söyledi.
Özellikle düğün, yemek süslemelerinde tercih edilen bu çiçeğe zaman içinde iç piyasadan çok fazla talep geldiğini belirten Gündoğdu, "Türkiye genelde Hollanda'dan ortanca alırdı. Kurduğumuz bu bahçe sayesinde dışa bağımlılıktan kurtulduk. Şu an Türkiye'deki hemen her çiçekçiye Belen ilçesinde kurduğumuz bahçeden ortanca gönderiyoruz. Azerbaycan'a 4 bin ortanca ihraç ettik. Rusya, Gürcistan ve Arap ülkelerinden de talep var." diye konuştu.
"Bu yıl 500 bin ortanca satacağız"
Gündoğdu, yetiştirdiği çiçeklerin yüzde 70'ini iç piyasada değerlendirmeyi sürdüreceğini belirterek şöyle devam etti:
Gündoğdu, yetiştirdiği çiçeklerin yüzde 70'ini iç piyasada değerlendirmeyi sürdüreceğini belirterek şöyle devam etti:
"Geri kalanını da ihracatta kullanacağım. Çünkü iç piyasada da talep çok çok fazla. Bulunduğumuz konum ve iklim nedeniyle ortancalar birinci sınıf kalitede. Hollanda'dan gelen ortancalar çok yüksek fiyatlara satılıyordu. Biz bu işe başladıktan sonra birçok meslektaşımız ortancayı vitrinine koymaya başladı. Türkiye ortancada Hollanda ve Japonya pazarına bağımlılıktan kurtuldu."
Ortancaları kırmızı, pembe, lila, beyaz ve mor olmak üzere 5 renk olarak ürettiklerini aktaran Gündoğdu, kaliteyi her geçen gün artırmaya çalıştıklarını belirtti.
Gündoğdu, bu yıl iç ve dış piyasaya toplam 500 bin ortanca satışı yapmayı öngördüklerini de sözlerine ekledi. (AA)
19 Mayıs 2017 Cuma
ipek böceği yetiştiriciliği ile 40 günde 15 bin lira kazanıyor
Antalya'nın Gazipaşa ilçesinde 8 yıldır ilkel şartlarda ipek böcekçiliği yapan çiftçi, Gazipaşa Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının ipekböceği ile ilgili destekleri olduğunu duyunca başvuru yaptı. Başvurusu olumlu yanıtlanan Gültekin Demiral, 90 metkerake büyüklüğünde ipekböceği evindeki 2 kutuluk üretimini 5 kutuya çıkardı. Demiral ailesi tohumu devletten, hastalıkta bakımı devletten , alımı yine devlet tarafından yapılan ve sadece 40 gün süren üretim safhasından 15 bin TL gelir bekliyor.
Daha önce 1-2 kutu ile üretim yapan Demiral, aldığı destek ile yaklaşık 100 bin ipekböceğine tekamül eden 5 kutuluk tohum ile üretime başladı. Şu an üretimin son evresi olan koza örme aşamasında olan çalışmalardan 10 gün sonra yaklaşık 200-250 kilogram ipekböceği kozası elde edilecek. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfının projesini duyup yararlanmak istediklerini ve başvurusunun olumlu sonuçlandığın söyleyen Gültekin Demiral , " Aldığımız destek ile bu ipekböceği evini yaptık. Daha sonra gördük ki Türkiye'nin en kapsamlı ipek böceği yetiştirilen yeri burasıymış. Biz 40 gün içinde 200-250 kg koza üretiyoruz. Bu da 15 bin liraya tekamül ediyor. Riski yok. Tohumları kooperatif devlet yoluyla getiriyor. Herhangi bir hastalık olduğunda bir telefonla gelip tedavi ediyorlar. Yetiştirdiğinde de satma sıkıntısı yok. Hazır olduğunda gelip kapında alıyorlar. Ödeme banka yoluyla yapılıyor. Kısa sürede 40 günde 15 bin lira bir gelir çok iyi. Önceki sistemde en fazla 5 bin lira yapabildik. Dut fidanlarımız tam büyümediği için 5 kutu yaptık. Bunu ilerde 10 kutu olarak yapmayı istiyoruz. Herkese tavsiye ederim" dedi.
Sırtında bebeğiyle sabah ilk işi ipek böceklerinin karnını doyurmak olan Gültekin Demiral'ın eşi Ayşe Demiral, ipekböceği üretiminin zevkli ve sera işlerine oranla daha zahmetsiz olduğunu söyledi. Parasının da diğer işlere oranla daha güzel olduğunu ifade eden Ayşe Demiral, "Kısa sürede elimize güzel para geçiyor. Eşime yardımcı oluyorum, evime katkı sağlıyorum. Bunları sonraya koyarsan aç kalıyorlar ve hastalanıyorlar. Önce bunlarla ilgileniyorum. Çocuğumu sırtıma alıp bu işleri yapabiliyorum. Allah devletten razı olsun" diye konuştu.
Demiral ailesinin yaptığı üretimi yerinde görmek isteyen Gazipaşa Kaymakamı Nurullah Kaya ise aileyi tebrik etti. Unutulmaya yüz tutmuş bir sektörün yeniden dirilmeye başlamasını görmenin mutluluğunu yaşadığını belirten Kaya, "40 günlük bir süreçte üreticimizin ciddi kazanım sağladığı bir sektör bu. Sosyal Yardımlaşma Vakfımız ile Gıda Tarım ve Hayvancılık İlçe Müdürlüğümüzün ortak yürüttüğü bu proje Türkiye'de tektir. Bu projenin ülkemize örnek olmasını ve çoğalmasını temenni ediyoruz" dedi.
Riski olmayan ve pazarı hazır olan bir sektör olan ipekböceği üretiminin ilçede yaygınlaşmaya başladığını dile getiren Kaya, 67 üreticinin 112.5 kutu ile toplamda 3 bin 200 kg üretim yaptığını belirtti. İçinde bulundukları tesisin tek başına 500 kilogram üretim yapma kapasitesi olduğunu ancak şu an yarı kapasiteyle faaliyet gösterdiğini söyleyen Kaya, "Devletlerimizin imkanlarıyla gelene yok demiyoruz. Üretim yapmak isteyen her bireye limit koymaksızın destek veriyoruz. 40 günde yaklaşık 15 binin üzerinde bir geliri elde edebilecek. Riski yok, ürünümü satamam diye bir kaygısı yok. Canlı bir sektör. Biz de görevimiz gereği mahallelerimizde her bireyimize anlatıyoruz. Her geçen gün davetimize icabet eden çayımızı içen vatandaş sayısı artıyor. Artacağına inanıyorum" şeklinde konuştu.
12 Ocak 2017 Perşembe
Kayseri’de üretildi! Türkiye’nin dört bir yanına dağıtılıyor
Erciyes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü öğretim üyeleri Doç. Dr. Mustafa Başaran, Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan Uzun, Yrd. Doç. Dr. Adem Güneş, Yrd. Doç. Dr. Serkan Şahan, Erciyes Teknopark’ın da Türkiye’nin ilk ve tek milli gübre üretimini yaptı.
AZOT KAYBINI AZALTIYOR
Azotlu gübrelerde yaşanan kaybın önlenmesi ve Türkiye’deki yıllık 6 milyon tonluk gübre pazarını göz önünde bulundurarak böyle bir çalışmaya başlama gereği duyduklarını belirten Proje Koordinatörü Doç. Dr. Mustafa Başaran, “Tarımsal üretimimizde gübre kullanımımız yaklaşık 6 milyon ton civarında. Bunun parasal değeri de 6 milyar Türk Lirası. Bunun da yüzde 70’ini azotlu gübreler oluşturuyor. Azotlu gübre tüketim miktarımız da 4 milyon ton. Azot stabil bir bitki besin maddesi değil. Kayıpları çok fazla, yıkanma ve gaz şeklindeki kayıplarla birlikte, yüzde 25’lere varan bir gübre kaybı söz konusu. Bundan dolayı 500 milyon ile 1 milyar Türk Lirası arasında bir parasal kayıp söz konusu. Bu azot kayıplarını engelleyebilirsek, kayıpların üretime, ekonomiye ve hatta kaliteye yansıması söz konusu. Dünyada genellikle Amerikalı ve Avrupalı firmalar tarafından geliştirilmiş bir takım ürünler var ve ülkemizde ciddi bir pazar elde etmişler. Biz de arkadaşlarla birlikte acaba ülkemizde bu ürünleri üretme şansımız olabilir mi diye bir çaba içerisine girdik. Yaklaşık 2 yıllık laboratuvar ve literatür taramasından sonra, kendi ilk milli azot korumalı inhibütörümüzü üretme şansına eriştik. Geçen yıl Erciyes Üniversitesi Teknopark’ında Doğatech adı altında bir ar-ge şirketi kurduk ve hızlı bir şekilde ürünümüzü Türk Patent Enstitüsünde koruma altına aldırdık” diye konuştu.
ÜRÜN KALİTESİNİ DE OLUMLU ETKİLİYOR
Ürettikleri gübrenin, ürün çeşitliliğine göre değişmekle birlikte yüzde 5 ile 25 arasında verim artışı sağladığı gibi, ürün kalitesini de olumlu etkilediğini söyleyen Doç. Dr. Mustafa Başaran, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gübremiz inhibitörlü gübre sınıfına giriyor ve halk dilinde yavaş salınımlı gübre olarak biliniyor. İnhibitör etkisi diğer yabancı ürünlerle aynı diyebiliriz ama içerik olarak güçlü olduğu için daha yüksek verim ve kalite sağlıyoruz. Örneğin yabancı ürünler marula daha açık yeşil rengi verirken, bizim ürünümüz daha koyu yeşil bir renk sağlıyor. Dolayısıyla çiftçiler koyu renkli marulun pazarlama kapasitesi daha yüksek olduğu için ürünümüzü daha çok tercih ediyor.”
Tüketicilerin ilk etapta ürünü merdiven altı üretim gibi düşündüklerini ancak, öğretim üyesi olmaları ve projenin Erciyes Teknopark’ında geliştirilmesinden dolayı piyasada güven sağladıklarını kaydeden Doç. Dr. Mustafa Başaran, “Bir çok çiftçi ya da bayimize sunumlarımızı bizzat kendimiz yaptık. Ürünün merdiven altı olmadığını, gerçekten bir innovasyon ürünü olduğunu izah ettik. Çiftçilerimiz ve bayilerimiz, özellikle ulusal ve uluslararası patent başvurularımızı da görünce, ürüne karşı bir güven oluştu ve ilk kullanımdan sonra memnun kaldıkları için talep giderek artmaya başladı.” dedi.
TÜRKİYE'NIN YÜZDE 70'İNDE DAĞITIM YAPILIYOR
Üretime Yeşilhisar ilçesindeki 600 metrekare alanda başladıklarını belirten Doç. Dr. Mustafa Başaran, kapasite yetmeyince Mimar Sinan Organize Sanayi Bölgesinde bin 500 metrelik yeni bir tesise taşındıklarını dile getirdi. Hali hazırda Türkiye’nin yüzde 70’ine gübre dağıtımı yaptıklarını kaydeden Doç. Dr. Mustafa Başaran, “Doğu Akdeniz, Güney Doğu Anadolu’nun bir kısmı, İç Anadolu’nun neredeyse tamamına yakını, Marmara Bölgesinde distribütörlerimiz mevcut. En son tarım fuarında da Akdeniz Bölgesine distribütörlüğümüzü verdik. Yani ülkemizin yüzde 70’inde artık ürünümüz satılmaya başlandı. İlk yıla göre 10 kat oranında satış hacmimizi artırmış durumdayız. Pazardaki en büyük rakibimiz Almanya. Yurt dışında Mısır, Yunanistan, Bosna-Hersek, Azerbaycan ve Ürdün ile görüşmelerimiz başladı, yakın zamanda Mısır ile bir anlaşma olabileceğiniz düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.
6 Ocak 2017 Cuma
Tatlı (Turuncu) Patates
Yanısıra sindirimi kolay ve alerji riski düşük olduğu için bebekler için ilk besinlerden biri olarak öneriliyor. Bazılarının rengi turuncuyken, bazılarının dışı mor olabiliyor.
Mor olanlarda ayrıca olağanüstü bir pigment var ve bu pigment iltihap çözücülükten kanser önleyiciliğe kadar pek çok şeye yarıyor. Tatlı patates aslında havuç ve balkabağı gibi Betakaroten yani A vitamini öncülü içeriği açısından çok zengindir. Betakaroten Göz ve bağışıklık sistemi hastalıklarında önemli bir maddedir. Yaşlanmaya karşı da etkilidir.Bebekler sürekli büyüdüğü için, büyümede çok önemli olan A vitamini kaynaklarını unutmamakta fayda var. Tatlı patatesle ilgili bir güzellik de, haşladığınızda vitaminleri ölmez tam tersine vitaminlerinden yararlanmak için haşlamak gerekiyor.Beta karotenden daha çok yararlanmak için mutlaka tüketirken yağ eklemelisiniz çünkü A vitamini yağda çözünür. Bir bardak pişmiş tatlı patateste günlük A vitamini ihtiyacımızın 4 katından fazlası vardır. A vitamini depolanan bir vitamin olduğu için kalanı da atılmaz.Bunlar dışında günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 37si, mangan, bakır, B6 vitamini gibi başka vitamin ve mineraller de içeriyor. Tatlı patatesin kan şekerini düzenleyici özelliğini de vardır. Tatlı patates B6 vitamini açısından da zengin bir kaynaktır. Kalp Krizi riskini düşürür. Tatlı patates doğal şeker içerir. Bu şekerler dolaşım sistemimizde yavaş salgılandığından kilo alımı ve şeker yükseltici etkileri azdır.Mor Patates
Ülkemizde yeni keşfedilmeye başlayan mor patates, 7.000 yıl önce Güney Amerika'daki İnka Krallarına mahsus, bir yiyecek olarak kabul edilmiştir.ABD Tarım Bakanlığına göre en koyu mor renkli patatesler diğer mor patateslere göre dört kat daha fazla antioksidan içeriyorlar.
Beyaz patateslere kıyasla on kat daha fazla antioksidan ve antosiyanin içeriyor. 'Mor Majeste' diye adlandırılan mor patates, günümüzde bazı ülkelerde yetişiyor. Antioksidan gücü, Brüksel lahanası, kıvırcık lahana ve ıspanakla aynı sırayı paylaşıyor.Mor patates aynı zamanda iyi bir kompleks karbonhidrat, potasyum, C vitamini, folik asit ve demir kaynağı olarak biliniyor. Mor patates, hücreleri koruyan ve vücudu iyileştirmeye yardımcı olan antosiyaninler göz ve kalp sağlığını desteklemede, kanser hücrelerinin çoğalmasını azaltmada ve daha birçok rahatsızlığın giderilmesinde aktif rol oynuyor.Mor Patates, antioksidan açısından çok zengin, beyaz patatesten on kat daha antioksidan ve antosiyanin içeren bir besin kaynağıdır. Mor Patates: Demir, folik asit, C vitamini, potasyum, B kompleksi, lif içeriği yüksek, mineraller ve karbonhidrat açısından zengindir. Şekerli bir tada sahip olan mor patates, pancarla patates arası bir tada sahiptir.
Mor yiyeceklerde hücreleri korumaya ve vücudunuzu iyileştirmeye yardımcı olan, antosiyanin kimyasallar vardır. İçerdiği antosiyanin sayesinde kanser riskini önemli oranda azalttığı tespit edilmiştir. Obezite olanlar içinde kilo aldırmayan özelliğinden dolayı çok faydalıdır. Bronşlar, burun ve akciğer tıkanıklığı tedavisinde etkilidir. Ayrıca yaşlanmayı geciktirici özelliği vardır.Kızartma yapılarak tüketilmemelidir. Zararları: Doğum kontrolü hapı gibi işlev görür. Çocuk sahibi olmak isteyen ve hamileler bu besini kullanmamalı.
Beyaz patateslere kıyasla on kat daha fazla antioksidan ve antosiyanin içeriyor. 'Mor Majeste' diye adlandırılan mor patates, günümüzde bazı ülkelerde yetişiyor. Antioksidan gücü, Brüksel lahanası, kıvırcık lahana ve ıspanakla aynı sırayı paylaşıyor.Mor patates aynı zamanda iyi bir kompleks karbonhidrat, potasyum, C vitamini, folik asit ve demir kaynağı olarak biliniyor. Mor patates, hücreleri koruyan ve vücudu iyileştirmeye yardımcı olan antosiyaninler göz ve kalp sağlığını desteklemede, kanser hücrelerinin çoğalmasını azaltmada ve daha birçok rahatsızlığın giderilmesinde aktif rol oynuyor.Mor Patates, antioksidan açısından çok zengin, beyaz patatesten on kat daha antioksidan ve antosiyanin içeren bir besin kaynağıdır. Mor Patates: Demir, folik asit, C vitamini, potasyum, B kompleksi, lif içeriği yüksek, mineraller ve karbonhidrat açısından zengindir. Şekerli bir tada sahip olan mor patates, pancarla patates arası bir tada sahiptir.
Mor yiyeceklerde hücreleri korumaya ve vücudunuzu iyileştirmeye yardımcı olan, antosiyanin kimyasallar vardır. İçerdiği antosiyanin sayesinde kanser riskini önemli oranda azalttığı tespit edilmiştir. Obezite olanlar içinde kilo aldırmayan özelliğinden dolayı çok faydalıdır. Bronşlar, burun ve akciğer tıkanıklığı tedavisinde etkilidir. Ayrıca yaşlanmayı geciktirici özelliği vardır.Kızartma yapılarak tüketilmemelidir. Zararları: Doğum kontrolü hapı gibi işlev görür. Çocuk sahibi olmak isteyen ve hamileler bu besini kullanmamalı.
Krallarin yiyecegi: Siyah Princ
Besin değerinin yüksekliği sebebiyle eskiden sadece krallar için yetiştirilen siyah pirinç artık Türkiye'de de üretilmeye başladı.Besin değerinin yüksekliği nedeniyle eskiden sadece Çin hükümdarları için üretilen dünyada ''yasak pirinç'' olarak da bilinen siyah pirinç, artık Türk sofralarında da yerini alacak.Trakya Tarım Araştırmaları Enstitüsü Çeltik Bölüm Başkanı Dr. Halil Sürek, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'de ilk kez siyah pirinci, Filipinler'deki Uluslararası Çeltik Enstitüsü'nden getirdikleri tohumları çoğaltarak ürettiklerini söyledi.Dr. Sürek, siyah pirincin Türkiye için yeni bir ürün olduğunu ifade ederek, 2 yıl önce bir pirinç firmasının ithalat yoluyla getirerek satmasının ardından enstitü olarak tohum üretimine başladıklarını anlattı.
Türkiye'de son yıllarda beyaz pirince olan ilginin arttığını ancak siyah pirince ilginin hangi yönde olacağını bilmediklerini bildiren Dr. Sürek, şunları kaydetti:''30 yıl öncesinde kişi başı yıllık 4-5 kilogram tüketilen beyaz pirinç günümüzde kişi başına yıllık 9-10 kilogramlara kadar çıktı. Pirinç son yıllarda Türk mutfağındaki yerini sağlamlaştırdı. 2 yıl önce bir firma ithalat yoluyla siyah pirinci satışa sundu, biz buna istinaden Filipinler'den getirdiğimiz 2 tohumla üretime başladık. Siyah pirince ilgi ne olur bilinmez, bu arz ve talep meselesi."
Peki siyah pirincin yararları nelerdir?
Peki siyah pirincin yararları nelerdir?
Siyah pirincin kalp hastalıklarına ve kansere karşı etkili olabileceği belirtiliyor.Yapılan araştırmalarda siyah pirincin ürüne rengini veren ve hücre yenileme, yani antioksidan özelliği kazandıran antosiyaninler açısından çok zengin olduğunu bildiriliyor.
Özellikle lif ve mineral zenginliği açısından yüksek olan siyah pirinç vejetaryenlerin popüler yemeği olarak kabul ediliyor.
1 Ocak 2017 Pazar
Günnük ağacı
Günnük ağacı yalnız Marmaris-Köyceğiz arasında, bir de Gökova’nın kimi kıyılarında bulunur. Yeryüzünde başka hiçbir yerde yoktur.
Ülkemizde bu ağacın sığala yağı çıkartılıp, tonlarcası Avrupa’nın birçok lavanta fabrikasına satılır, yani ihraç edilir.
Günnük yağının fazla bir kokusu yoktur. Ama radyolarda hoparlörler sesi büyütür.
Hoparlörün sesi büyüttüğü gibi, günnük ağacının yağı da kokuyu büyütür.
Örneğin bir damla gülyağı beş kilo sığala yağına dökülünce, beş kilonun beş kilosu da gülyağı olur.
22 Ekim 2016 Cumartesi
Bu meyvenin ‘gizemi’ çözülemiyor!
Sessiz, sakin ve hava kirliliği alt seviyelerde olan mahalleden evini alan Yaşar, 2010 yılındaki emekliliğinin ardından yaşamının büyük bir bölümünü geçireceği evin bahçesine çeşitli türlerde fidanlar dikmeye karar verdi.
Bir fidancıdan ayva fidanı alan Yaşar, bunu evinin bahçesine dikti. Aradan geçen 7 yılın ardından ilk defa bu yıl meyve alan Yaşar, eşine az rastlanır bir durumla karşılaştı. Görüntüsü elma, armut ve ayvaya benzeyen tadı mayhoş meyvenin ne olduğu merak konusu oldu.
Yaşar, yıllar önce ayva diye diktiği fidandan elde ettiği ve Türkiye'de daha önce görülmediği öne sürülen meyvenin ne olduğunu bulmanın peşine düştü.
Semih Yaşar, 2009 yılında ayva fidanı olarak aldığı meyve ağacının ilk defa bu sene meyve verdiğini söyledi. Yaşar, “Bahçede her çeşit meyve ağacı olsun istedik. Ayva ağacımız yoktu, ayva fidanı aldık diktik. Herkesin ayvası açıyordu, ama bizim ayva açmıyordu. Yaprakları ayvaya benziyordu, ama yıllarca meyve vermedi. Geçen seneye kadar ağaç çiçek açıyor, meyvesi ceviz kadarken dökülüyordu. En son bu sene dört dörtlük meyve verdi. 7 sene sonra ne olduğunu anlayamadığımız bir meyveye sahip olduk” dedi.
“HOŞ VE LEZZETLİ BİR MEYVE”
Yaşar, ziraatçılardan bu meyvenin cinsini tespit etmelerini isteyerek, şöyle devam etti:
“Hamken bir şey anlamadık, tadı falan mayhoştu. Olgunlaşınca bir daha tadına baktık, ama birkaç meyvenin tadını aynı anda barındırdığını fark ettik. Genellikle ayva ama elma, armut ve muşmula tadının da olduğunu gördük. Aslında hoş ve lezzetli bir meyve. İsmini, ne olduğunu internetten de araştırdım ama ne olduğunu bulamadım. Ziraatçılardan bu meyvenin cinsinin ne olduğunu tespit etmelerini istiyorum.”
21 Ekim 2016 Cuma
Akaryakıt ve yem sektörünün mucize bitkisi!
Sapları hayvan yemi olarak kullanılabilen aynı zamanda biyoyakıt üretilebilen ender bitkiler arasında yer alan sorgumun, "Farklı Tatlı Sorgum GenotiplerininÇukurova ve GAP Bölgelerinde Biyo-Etanol Üretim Potansiyellerinin Saptanması" projesiyle ekonomiye daha fazla katkı sağlaması hedefleniyor.
Doğu Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Çayır ve Mera Yem Bitkileri Şube Müdürü ve Proje Koordinotörü Doç. Dr. Celal Yücel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülkenin petrol ürünleri bakımından dışa bağımlı olduğunu, bu durumun meydana getirdiği stratejik hassasiyetin dış ticaret açığında önemli bir paya sahip olduğunu söyledi.
Yücel, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun aldığı kararla piyasaya akaryakıt olarak arz edilen benzin türevlerinde en az yüzde 3 oranında biyoetanol ilave edilmesinin yasal zorunluluk haline getirildiğine dikkati çekerek, sorgum bitkisinin Türkiye'de ekonomik olarak yetiştirilebileceği alanları ile uygun yetiştirme genotiplerinin (soy yapıları) belirlendiğini aktardı.
Doğu Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsünde, TÜBİTAK destekli projeyle ıslahı yapılan sorgumdan benzinin katkı maddesi biyoetanol üretiminin yanı sıra bitkinin saplarıyla da Türkiye'nin kaba yem açığının kapatılması hedefleniyor. Proje koordinatörü Doç. Dr. Yücel "Sorgumla Türkiye benzin ham madde ihtiyacını karşılayabilecek duruma gelecek. Biz bu şekilde hem biyoetanol elde edeceğiz hem de geri kalan saplarla da büyükbaş hayvan yemi olarak Türkiye'nin kaba yem açığının kapatılmasına katkı sağlayacağız" dedi.
"TÜRKİYE HAM MADDE İHTİYACINI KARŞILAYACAK"
Enstitüde TÜBİTAK'ın da desteklediği projeyle yurt içi ve dışındaki değişik kaynaklardan temin ettikleri, çoğunluğu tescillenen 49 ticari çeşit tatlı sorgum genotipinin Adana, Şanlıurfa, Samsunve ABD'deki birer üniversiteden de uzmanların yer aldığı 30 araştırmacıyla dikim ve hasat çalışmalarına devam ettiklerini anlatan Yücel, şöyle devam etti:
"Çukurova ve GAP bölgesinde biyoetanol potansiyelini saptanması amacıyla çalışmalar devam ediyor. Şu anda Adana'da hasat yapılıyor. Proje sayesinde 3-4 hedefi aynı noktada birleştirmek istiyoruz. 100 günde yaklaşık bir dekardan 600 litre etanol elde edeceğiz. Bu bitki günde 5 santimetre büyüyerek 5 metreye kadar uzuyor. Bir sapın ağırlığı 2 kilogram ve dekarda 15 bin adet bitkinin olduğunu düşündüğümüz zaman 25-30 tonu getirecek potansiyele sahip genotipler yetiştirdik. Sorgumla Türkiye kendi benzin ham madde ihtiyacını karşılayabilecek duruma gelecek. Biz bu şekilde hem biyoetanol elde edeceğiz hem de geri kalan saplarla da büyükbaş hayvan yemi olarak Türkiye'nin kaba yem açığını kapatılmasına katkı sağlayacağız."
Doç. Dr. Yücel, tarladan kesilen bitkinin özel bir makinde suyunu sıkarak şıra elde ettiklerini, şıraların da fermante edilerek laboratuvar ortamında biyoetanolo dönüştürüldüğünü vurguladı. Yücel, "Öz suyu sıkılan bitkilerden geriye kalan saplar ise hayvan yemi olarak kullanılacak. Türkiye'de yaklaşık 30 ton kaba yem ihtiyacı var. Dekardan 8-10 ton kaliteli kaba yem elde edilebilecek. Sorgumu hem şeker, hem benzin ham maddesi, hemde yem sektöründe kullanabilirsiniz." diye konuştu.
"SERİ ÜRETİME GEÇİLECEK"
Türk araştırmacılar olarak bitkinin GAP veya Çukurova bölgesindeki adaptasyon çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Yücel, projenin TÜBİTAK tarafından sonuçlandıktan sonra seri üretime geçileceğini, sorgumun ülkenin güney bölgelerinde adapte olacağının düşünüldüğünü dile getirdi.
Özellikle sıcak bölgelerde buğday hasadından sonra ikinci ürün koşullarında bu bitkinin üretimine devam edileceğine işaret eden Yücel, şunları kaydetti:
"Yaklaşık ne kadar buğday üretiliyorsa, bu alanlardan da o oranda sorgum dikilecek ve üretimi yapılabilecek. Proje bittiğinde ise hizmet veren 3 özel şirket geliştirilen sorgumları alarak üretime geçmek istiyor. Bu bitki gerçekten Mısıra göre hem karlı hem de çok ekonomik. Benzin ham maddesi genellikle nişasta bazlı mısır tanesinden elde ediliyor. Mısırın sorguma göre maliyetinin daha fazladır. Dekardan yaklaşık 15 ton bitki elde ediliyor. Bunun yarısının da öz suyu alınıp geriye hayvan yemi olarak kullanılabilecek."
10 Ekim 2016 Pazartesi
Siyez Bulguru
Siyezin 10 bin yıllık bir ürün olduğunu, genetiğinin hiç değişmediğine işaret eden Alıcıoğlu, bu nedenle uzmanların tüketilmesini önerdiğini vurguladı. Uzmanların siyez buğdayının sağlık açısından önemli bir besin olduğu konusunda birleştiğini dile getiren Alıcıoğlu, şunları kaydetti: "Siyezin genetiği bozulmayan tekbuğday türü olduğu bilim çevrelerince de tasdiklenmiş. Bu nedenle devlet birimlerinin siyez buğdayının ekilmesi konusunda çaba harcaması gerektiğini düşünüyorum.Türkiye'de bu buğday türünün ekim alanları kısıtlı. Bu yerlerdeki çiftçilere teşvik verilmeli. Bu ürünün ekilmesi için çiftçiler özendirilmeli. Çünkü bu ürün, sağlık açısından tüm sağlık çevrelerinin üzerinde görüş birliğine vardığı nadir ürünlerdendir."
Kastamonu Üniversitesi Kastamonu Meslek Yüksekokulu Makine ve Metal Teknolojileri Bölüm Başkanı Doç. Dr. Güran Ünal ise siyez bulguru üzerine birçok bilimsel çalışma yaptıklarını belirterek, "Genetiği değişmemiş, gizli kalmış bu leziz değerin tüm sofralarda kullanılmasını sağlamak gerekir." değerlendirmesinde bulundu.
SİYEZ BUĞDAYI TARIMI
Siyez buğdayı, Türkiye'de Kastamonu'nun İhsangazi başta olmak üzere Seydiler ve Devrekani ilçelerinde yetiştiriliyor. Başakçıkları tek taneli ve kavuzlu yapıya sahip siyez buğdayı, kaynatıldıktan sonra kurutulur ve geleneksel yöntemlerle taş değirmenlerde öğütülerek bulgur elde edilir. İhsangazi'de bu yıl 100 ton civarında siyez bulguru elde edilmesi bekleniyor.
5 Ekim 2016 Çarşamba
Türkiye’nin en büyüğünü kurdu Hünnap bahceleri
Bölgedeki iklime çok iyi şekilde uyum sağlayan hünnapların kilosunu 4 liradan satan Ahmet Karan, “Rüyadan sonra elmayı söktük. Hünnapı diktik. Hünnapta ilaçta kullanmıyoruz. Kendisi de ilaç gibi meyve. Çoğu elma olmak üzere meyvelerimizi söktük. Şimdi hünnap dikiyoruz. 80 dekara ulaştık şu anda. 250-300 dekarı bulmak istiyoruz" dedi.
Yaklaşık 300 dönümlük çiftliğinin bulunduğu mevkideki don olayları ve dolu yağışlarından dolayı ürün kaybı yaşayıp istediği şekilde kar edememesi üzerine meyvecilikten ümidini kestiğini anımsatan Boğaziçi Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu evli ve 4 çocuk babası Karan, “2010 yılında bir rüya gördüm. Bana bir ses 'daha ne duruyorsun. Bütün tarlaların kenarlarına hünnap diksene' diye şiddetli bir şekilde ikaz etti. Ciddi bir rüyaydı. Ben uyandım rüyadan. 3 bin, 4 bin yıldır hünnap meyvesinin Çin, Türkistan, Sincan gibi bölgelerde çok ciddi anlamda tarımının yapılıp, insanların bunu tıbbi bir bitki olarak şifa amacıyla, detoks amacıyla, vücutlarındaki sıkıntıları gidermek, aldıkları ilaçların etkisini hafifletmek hatta gençleşmek adına tükettiklerini okudum. Her ne kadar Türkiye'de tanınmıyorsa da çok ciddiye aldım. Her sene 25-30 dekar kadar dikmekteyiz. Yani meyvecilikteki benim hayal kırıklığım hünnapla tam tersine döndü" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir gezi dönüşü uçakta gazetecilere "Bizim evden hünnap hiç eksik olmaz" sözleriyle hünnap ikram ettiğini hatırlatan Karan, bu sözlerin kendisini de heyecanlandırıp teşvik ettiğini, hazırladığı paketlerden Erdoğan'a da gönderdiğini sözlerine ekledi.
Hünnapın faydaları
Hünnap pektin, tanen, müsilaj, şeker ve C vitamini ihtiva ediyor. Hünnap, reçel ve sirke yapımının yanı sıra bitkisel ilaç olarak da kullanılıyor. Hünnabın, astım ve solunum sistemi hastalarına çok faydalı olduğu, balgam sökücü ve öksürük kesici özelliği olduğu biliniyor. Kanı temizleyip bağırsakları çalıştıran hünnap, streste vücudun kendini tekrar inşa etmesini hızlandırıyor. Nezle ve soğuk algınlığına karşı direnci artıyor. Şekeri dengeliyor. Zihni ve bedeni yorgunluk, zafiyet, Ağrı kaynaklı uykusuzluk durumlarında insana güç veriyor ve ateşi de düşürüyor. Uzmanlar her Sabah 3 hünnap yemeyi tavsiye ediyor
Yaklaşık 300 dönümlük çiftliğinin bulunduğu mevkideki don olayları ve dolu yağışlarından dolayı ürün kaybı yaşayıp istediği şekilde kar edememesi üzerine meyvecilikten ümidini kestiğini anımsatan Boğaziçi Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu evli ve 4 çocuk babası Karan, “2010 yılında bir rüya gördüm. Bana bir ses 'daha ne duruyorsun. Bütün tarlaların kenarlarına hünnap diksene' diye şiddetli bir şekilde ikaz etti. Ciddi bir rüyaydı. Ben uyandım rüyadan. 3 bin, 4 bin yıldır hünnap meyvesinin Çin, Türkistan, Sincan gibi bölgelerde çok ciddi anlamda tarımının yapılıp, insanların bunu tıbbi bir bitki olarak şifa amacıyla, detoks amacıyla, vücutlarındaki sıkıntıları gidermek, aldıkları ilaçların etkisini hafifletmek hatta gençleşmek adına tükettiklerini okudum. Her ne kadar Türkiye'de tanınmıyorsa da çok ciddiye aldım. Her sene 25-30 dekar kadar dikmekteyiz. Yani meyvecilikteki benim hayal kırıklığım hünnapla tam tersine döndü" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın bir gezi dönüşü uçakta gazetecilere "Bizim evden hünnap hiç eksik olmaz" sözleriyle hünnap ikram ettiğini hatırlatan Karan, bu sözlerin kendisini de heyecanlandırıp teşvik ettiğini, hazırladığı paketlerden Erdoğan'a da gönderdiğini sözlerine ekledi.
Hünnapın faydaları
Hünnap pektin, tanen, müsilaj, şeker ve C vitamini ihtiva ediyor. Hünnap, reçel ve sirke yapımının yanı sıra bitkisel ilaç olarak da kullanılıyor. Hünnabın, astım ve solunum sistemi hastalarına çok faydalı olduğu, balgam sökücü ve öksürük kesici özelliği olduğu biliniyor. Kanı temizleyip bağırsakları çalıştıran hünnap, streste vücudun kendini tekrar inşa etmesini hızlandırıyor. Nezle ve soğuk algınlığına karşı direnci artıyor. Şekeri dengeliyor. Zihni ve bedeni yorgunluk, zafiyet, Ağrı kaynaklı uykusuzluk durumlarında insana güç veriyor ve ateşi de düşürüyor. Uzmanlar her Sabah 3 hünnap yemeyi tavsiye ediyor
12 Eylül 2016 Pazartesi
Bu bitkinin kilosu 250 dolar
Kayserili bir girişimci, Erciyes Dağı'nın eteklerindeki bin 350 rakımlı Becen Bağları'nda çikolata, doğal gıda ve organik maskede kullanılan siyah goji berry üretimi yapıyor.
30 yıldır orman mühendisliği yapan Zafer Atilla, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 18 bin metrekare alanda ürünü organik olarak yetiştirdiğini söyledi.
Atilla, çalı bitkisi olan goji berrynin yüksek kesimlerde yetiştiğini, 2 bin 200 rakıma kadar çıkabilen soğuğa dayanıklı bir bitki olduğunu anlattı.
Bitkinin mayıs ayında çiçek açtığını, 5,5 ay boyunca meyve alınabildiğini kaydeden Atilla, çiçekleri ve meyvesiyle aynı zamanda bir peyzaj bitkisi olarak da kullanıldığını belirtti.
'Türkiye'de 4-5 yıldır gündemde olan bir bitki. Laboratuvarlarda yaptığımız analizde Türkiye'nin goji berrylerinin içerdiği değerlerin ithal olanlara göre daha yüksek olduğunu gördük. Toprağından, ikliminden, kireç yapısından olabilir. Goji berry atalarımızın zaten bildiği bizim yeni duyduğumuz bir bitki. İthal kuru meyvenin kilogramı 70 liradan, yerli kurunun kilogramı ise 100-200 lira arasında satılıyor.'
Atilla, dünyada 41 çeşit goji berry bulunduğunu, bunlardan siyah çeşidinde antioksidan düzeyinin çok daha yüksek olduğunu ve Türkiye'de henüz tanınmayan bu türü üretmeye başladıklarını anlattı.
Bu türü Türkiye'ye kazandırmayı hedeflediklerini dile getiren Atilla, şöyle konuştu: 'Bitkiler koyulaştıkça genel olarak vitamin değerleri de artıyor. Siyah goji berry de çok faydalı. Çikolata yapımında, doğal gıda maddesi kullanımında, organik maskelerde, tabletlerde kullanılıyor. Siyah goji berrynin yurt dışındaki kilogram fiyatı 250 dolar. Bu türün fidanı daha araziye dikmeden saksıda meyve vermeye başladı. Goji berry, arıcılar için de büyük nimet çünkü 5,5 ay çiçekli bir bitki. Goji berry balı dünyada Anzer balından sonra ikinci sırada yer alıyor.'
Goji Berry Üreticileri Derneği Başkanı Doç. Dr. Mehmet Büyükberber de derneğin amacının Çin'den tonlarca ithal edilen bu bitkinin Türk çiftçisi tarafından üretilmesini sağlamak olduğunu vurguladı.
Bitkinin kolaylıkla Türkiye'de de üretilebildiğine dikkati çeken Büyükberber, 'Çiftçimiz ekonomik olarak kıymetli olan bu bitkiyi dikerek hem kendi ekonomilerine hem de ülkeye katkı sağlasın istiyoruz. Pancar dikeceklerine pek çok faydası ve pazarı olan bu bitkiyi dikmeleri ve bu konuda onlara öncülük etmek için derneği kurduk. Maalesef, bu üründe de hile yapanlar var. Organik olmayan şekilde üretimde ürünün içindeki değerler kayboluyor, azalıyor.' dedi.
5 Eylül 2016 Pazartesi
Tavuk dışkısını 'verimli toprağa' dönüştürüyor!
Bursalı fibrobeton ustası, geliştirdiği kimyasal bileşim sayesinde, toprakla karıştırdığı tavuk dışkısını, düşük maliyetle bir günde "kokusuz, organik, gözenekli, su tutma kapasitesi yüksek ve verimli toprağa" dönüştürüyor.
Fibrobeton ustası Sinen Özer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, geliştirdiği kimyasal bileşim için Türk Patent Enstitüsünden "Faydalı Model Belgesi" aldığını belirtti.
Ürünü geliştirme sürecinin karbon ile ilgili olduğunu vurgulayan Özer, "Üniversitedeki hocalardan fikir alarak, tavuk gübresindeki kokuyu yok etmek amacıyla geliştirildi. TÜBİTAK'tan test ve analiz raporlarını da aldık. Bu kompost değil, doğal bir dönüştürücüdür." diye konuştu.
Özer, hidrotermik reaksiyon ile dönüştürülerek tavuk dışkısından elde edilen toprağın, organik, evsel atıklarla da karıştırılması halinde, bu atıkların minerallerinin ikinci bir dönüşümle toprağa karıştığını ve toprağın element yapısını güçlendirdiğini söyledi.
'MASRAF HARCAMADAN DÖNÜŞTÜRÜYOR'
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ertuğrul Aksoy ise Türkiye'de 189 milyon civarında yumurtalık, 90 milyon kadar da etçil tavuk olduğunu bildirdi.
Yumurtalık tavuğun ekonomik ömrünün 1,5 yıl olduğunu hatırlatan Aksoy, "Bu sürede bir tavuğun atık miktarı, 55 kilogram. Buna göre hesaplandığında, 8 milyon ton ile 10 milyon ton civarında tavuk atığı oluşuyor. Bunlar, hep atık olarak lanse ediliyor. Aslında tavuk atıkları gübre hatta yüksek bir protein kaynağı olarak düşünülebilir." diye konuştu.
Tavuk atıklarının iklim koşulları ve kullanım amacına bağlı olarak çeşitli bertaraf ya da geri kazanım yöntemleri olduğunu aktaran Aksoy, "Bu yöntemlerin hepsinde de ciddi maliyetler var. Bu dönüştürme işleminde ise atık, kokusundan bir günde arıtılmış oluyor ve sağlığa zararlı bakterilerden arı bir malzeme üretiliyor." ifadelerini kullandı.
Aksoy, yöntem ile ilgili şu bilgileri aktardı:
"Mesela kümesten çıkmış haliyle 100 kilogram tavuk atığı, 100 kilogram da toprak, yüzde 10 oranında 'dönüştürücü' dediğimiz bu kimyasal bileşim ile karıştırılarak, bir gün sonra insan sağlığına zararlı olan koliform bakteriden arınmış, ph değeri yüzde 12'nin üzerine çıktığı için arı duruma gelmiş bir toprak elde ediliyor. Hiçbir masraf harcamadan yapılan dönüştürme işlemi, ciddi koku sorunu olan tavuk atığındaki bu sorunu da çözüyor. Bu haliyle rahatlıkla depolanabilir, granüler toprağa benzer bir malzeme elde ediliyor. Bunun tarımsal, mera alanlarında ve ormanlarda kullanımının desteklenmesi gerekiyor."
TÜRKİYE İÇİN KRİTİK ÖNEME SAHİP
Yapılan işlemi seralarında denediklerini dile getiren Aksoy, şunları kaydetti:
"Bir günde dönüşümün sağlandığını, kokunun tamamen giderildiğini gördük. Yaptığımız analizlerde de bakteri kalmadığını belirledik. Ayrıca bu sayede elde edilen toprak ıslandığında tekrar kokmuyor. Gözenekli, su tutma kapasitesi yüksek, bol miktarda organik madde barındıran bir hale geliyor çünkü tavuk atığındaki bütün organik, bitki besin maddeleri, azot, fosfor, potasyum, bakır, çinko gibi mineraller ve elementler direkt olarak toprağa geçmiş oluyor. Böylece de ülkemizin en önemli meselelerinden biri olan 'organik madde sorunu' da çözülebilir. Bu yüzden bu ürüne destek olunmasını istiyoruz."
22 Haziran 2016 Çarşamba
Güneş'le 400 dekar araziyi suluyor
Konya'da çiftçilik yapan kişi, 400 dekarlık arazisini, elektrik ve mazot maliyetinin yüksek olması nedeniyle kurdurduğu güneş enerjisi panelleri sayesinde suluyor.
Karatay ilçesine bağlı Acıdort köyünde yaşayan Esat Aslan, bölgede su sıkıntısı yaşandığı için açtırdığı su kuyusuna, mesafenin uzaklığı nedeniyle elektrik getirtemedi. Mazotla yaptığı sulamada maliyetin yüksekliği üzerine güneş enerjisinden faydalanmaya karar veren Aslan, 220 güneş paneliyle kurulan sistemle 54 kilowatt elektrik üretip, günlük bin 500 ton su çıkartıyor.
Aslan yaptığı açıklamada, güneş enerjisi sistemini kurduktan sonra masraflarının önemli ölçüde azaldığını, ayrıca daha fazla alanı sulamaya başladıklarını söyledi.
Köyden uzak olan tarlalarına elektrik çekebilme imkanlarının bulunmadığını belirten Aslan, "Elektrik olmayınca jeneratöre mazot koyup, suyu kuyudan çekmemiz gerekiyordu. Bu da her sulamada 20 bin lira masraf demekti. Mahsulü bir kez sulasak dahi zarar ediyorduk." dedi.
"Maliyetimiz bir hayli düştü"
Sulama problemi nedeniyle daha önce sadece buğday yetiştirdiğini dile getiren Aslan, şöyle devam etti:
"Güneş enerjisi sayesinde artık bu kıraç topraklara yeşil ürünler ekebiliyoruz. Sulaması maliyetli olduğu için ekmeye çekindiğimiz ayçiçeği, mısır ve yonca gibi ürünleri gönül rahatlığıyla yetiştiriyoruz. Su sıkıntısı ortadan kalkınca, arazimin daha önce kullanılmayan bölümlerine de ekim yapmaya başladım. Güneş enerjisiyle elektrik üretmeye başladıktan sonra maliyetimiz bir hayli düştü. Eskiden param varsa sulama yapabiliyordum. Şimdi ise gökyüzünde güneş olduğu sürece, sabahtan akşama kadar sulama yapabiliyorum. Paneller yokken sadece su kuyusunun çevresindeki alanı sularken, şimdi 159 dönüm araziyi suluyorum."
Baba Ömer Aslan da köylerine bu sistemi ilk defa kendilerinin getirdiğini, panelleri gören diğer çiftçilerin de güneş enerjisi sistemi kurmak istediklerini anlattı.
Bu tür girişimlerde devlet desteğinin önemli olduğuna dikkati çeken Aslan, "Çiftçiye traktör alırken verilen destekler var. Onun yanında güneş enerjisi kullanımının da artması için bakanlık tarafından daha fazla destek verilmesini istiyoruz." diye konuştu.
Bölge çiftçisi için umut oldu
Sistemi kuran firma sahibi Hasan Hüseyin Motuk ise elde edilen elektrikle saatte 140 ton su alınabildiğini, panellerin günde en az 8 saat çalıştırılabildiğini anlattı.
Bu tür projelerin, su sıkıntısının yaşandığı bölge çiftçisi için umut olduğuna işaret eden Motuk, şunları kaydetti:
"Bu yöredeki çiftçinin yüzde 60'a yakını kıraç alana ekim yapıyor. Yağmur yağmadığı zaman büyük kayba uğruyor. Yenilenebilir enerji kullanımında böylesine örnek çiftçilere ihtiyacımız var. Güneş enerjisi sisteminin kurulum maliyeti şimdilik biraz yüksek. Önümüzdeki dönemde devlet destekleriyle maliyet yüzde 20-30'lar seviyesine geldiğinde yaygınlaşacağına inanıyorum. Devletimiz güneş enerjisi yatırımlarına teşvik veriyor, ancak bunun yeterli olmadığını düşünüyoruz. Bu konuda hibe ve destek oranlarının artırılmasını bekliyoruz."
Karatay ilçesine bağlı Acıdort köyünde yaşayan Esat Aslan, bölgede su sıkıntısı yaşandığı için açtırdığı su kuyusuna, mesafenin uzaklığı nedeniyle elektrik getirtemedi. Mazotla yaptığı sulamada maliyetin yüksekliği üzerine güneş enerjisinden faydalanmaya karar veren Aslan, 220 güneş paneliyle kurulan sistemle 54 kilowatt elektrik üretip, günlük bin 500 ton su çıkartıyor.
Aslan yaptığı açıklamada, güneş enerjisi sistemini kurduktan sonra masraflarının önemli ölçüde azaldığını, ayrıca daha fazla alanı sulamaya başladıklarını söyledi.
Köyden uzak olan tarlalarına elektrik çekebilme imkanlarının bulunmadığını belirten Aslan, "Elektrik olmayınca jeneratöre mazot koyup, suyu kuyudan çekmemiz gerekiyordu. Bu da her sulamada 20 bin lira masraf demekti. Mahsulü bir kez sulasak dahi zarar ediyorduk." dedi.
"Maliyetimiz bir hayli düştü"
Sulama problemi nedeniyle daha önce sadece buğday yetiştirdiğini dile getiren Aslan, şöyle devam etti:
"Güneş enerjisi sayesinde artık bu kıraç topraklara yeşil ürünler ekebiliyoruz. Sulaması maliyetli olduğu için ekmeye çekindiğimiz ayçiçeği, mısır ve yonca gibi ürünleri gönül rahatlığıyla yetiştiriyoruz. Su sıkıntısı ortadan kalkınca, arazimin daha önce kullanılmayan bölümlerine de ekim yapmaya başladım. Güneş enerjisiyle elektrik üretmeye başladıktan sonra maliyetimiz bir hayli düştü. Eskiden param varsa sulama yapabiliyordum. Şimdi ise gökyüzünde güneş olduğu sürece, sabahtan akşama kadar sulama yapabiliyorum. Paneller yokken sadece su kuyusunun çevresindeki alanı sularken, şimdi 159 dönüm araziyi suluyorum."
Baba Ömer Aslan da köylerine bu sistemi ilk defa kendilerinin getirdiğini, panelleri gören diğer çiftçilerin de güneş enerjisi sistemi kurmak istediklerini anlattı.
Bu tür girişimlerde devlet desteğinin önemli olduğuna dikkati çeken Aslan, "Çiftçiye traktör alırken verilen destekler var. Onun yanında güneş enerjisi kullanımının da artması için bakanlık tarafından daha fazla destek verilmesini istiyoruz." diye konuştu.
Bölge çiftçisi için umut oldu
Sistemi kuran firma sahibi Hasan Hüseyin Motuk ise elde edilen elektrikle saatte 140 ton su alınabildiğini, panellerin günde en az 8 saat çalıştırılabildiğini anlattı.
Bu tür projelerin, su sıkıntısının yaşandığı bölge çiftçisi için umut olduğuna işaret eden Motuk, şunları kaydetti:
"Bu yöredeki çiftçinin yüzde 60'a yakını kıraç alana ekim yapıyor. Yağmur yağmadığı zaman büyük kayba uğruyor. Yenilenebilir enerji kullanımında böylesine örnek çiftçilere ihtiyacımız var. Güneş enerjisi sisteminin kurulum maliyeti şimdilik biraz yüksek. Önümüzdeki dönemde devlet destekleriyle maliyet yüzde 20-30'lar seviyesine geldiğinde yaygınlaşacağına inanıyorum. Devletimiz güneş enerjisi yatırımlarına teşvik veriyor, ancak bunun yeterli olmadığını düşünüyoruz. Bu konuda hibe ve destek oranlarının artırılmasını bekliyoruz."
20 Haziran 2016 Pazartesi
5 bin köye 5 bin gelir getirici orman
Ceviz, badem, kestane, dut, keçiboynuzu, kuşburnu, menengiç ve zeytin ormanlarını bakanlık kuracak, köylüler işletecek. Türkiye’de 21 bin orman köyü bulunuyor. 2019 sonuna kadar orman köylüsünün yaklaşık 7,2 milyar lira gelir elde etmesi planlanıyor.
Hükümet, ceviz, badem, kestane, dut, keçiboynuzu, kuşburnu, menengiç ve zeytin ormanları kuracak, köylü ise işletecek. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, köylülere gelir getirmesi ve göçlerin önlenmesi için 5 bin köye 5 bin gelir getirici orman kuracak. Türkiye'de 21 bin 310 orman köyü ve yaklaşık 7.1 milyon orman köylüsü var. Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2015-2019 eylem planında yer alan köylülere gelir getirmesi ve göçlerin önlenmesi için 5 bin köye 5 bin gelir getirici orman kuracak.
İSTİHDAM ARTACAK
Bu kapsamda Hükümet ceviz, badem ve zeytin ormanları kurup köylüye işlettirecek. Bununla birlikte başta orman köylüsü olmak üzere, kırsal alanda yaşayanların refah seviyesinin artırılması amaçlanıyor. Bu kapsamda, gelir getirici tür ağaçlandırma sahalarından elde edilecek ürünlerin işlenmesi ve pazarlanması yönüyle kırsal alanda yeni istihdam alanları oluşturulacak.
309 BİN DEKAR AĞAÇLANDIRILACAK
5 bin köy 5 bin orman eylem planı ile bin 401 köyde badem, bin 453 köyde ceviz, 53 köyde kestane, 303 köyde dut, bin 344 köyde fıstıkçamı, alıç, ahlat, kuşburnu, keçiboynuzu ve defne gibi gelir getirici tür ormanları kurulacak. 294 köyde yabani zeytin 152 köyde ise menengiçlerin aşılanmak suretiyle ıslah yapılacak. 2015 yılı sonu itibarı ile 118 bin 520 dekar alanda ceviz, 144 bin dekar alanda badem, 23 bin 320 dekar alanda yabani zeytin, 12 bin 200 dut, 12 bin 130 dekar alanda ağaçlandırma yapıldı.
7,2 MİLYAR TL GELİR
Ceviz, badem, kestane, salep ve sakız gibi 27 eylem planları hazırlandı. Dikilen bu gelir getirici ağaçlandırma faaliyetlerinin dikimi ve 3 yıl bakımını orman teşkilatı yapıyor, gelirleri vatandaşların oluyor. 2019 yılı sonuna kadar 76 bin 171 aileye ferdi kredi sağlanacak ve 112 adet kooperatif projesi uygulanacak, 657 milyon TL kredi ve hibe desteği sağlanacak. 2019 yılı sonuna kadar orman köylüsünün ormanlarda yapmış oldukları çalışma ve hizmetlerden dolayı takriben 7,2 milyar TL gelir elde etmelerini sağlanacak.
Çilek diyarında' muz seraları yükseliyor
İlçede 5 yıl önce domates üretimi yapılan seraların yükseltilip muz üretimine uygun hale getirilmesiyle başlanan çalışmalardan olumlu sonuç alınınca, geçen yıl üretim alanı 4 bin dönüme, bu yıl da yeni ekim alanlarıyla 6 bin dönüme çıktı.
İşçiliğinin domatese göre daha az olması ve fiyatların 2 ila 3 liradan seyretmesi nedeniyle çiftçiler muz üretimine yönelirken, gelecek yıllarda üretim sahasının daha genişlemesi bekleniyor.
İlçede ilk muz üretimi yapan çiftçilerden olan İsmail Gürses, gazetecilere yaptığı açıklamada, çilek üretiminde lider konumda olan Silifke'nin mikroklima özelliğiyle muz yetiştiriciliğinde de adından söz ettirir konuma geleceğini inandığını söyledi.
Ürettikleri muzun Türkiye'nin her yerine gönderileceğini ifade eden Gürses, "Silifke'de muz yetişmez diyorlardı ama biz denemelerimizde yetişebileceğini kanıtladık ve şimdi doğumlar başladı. Biz muz üretiminde de iddialıyız." dedi.
Silifke Ziraat Odası Başkanı Cafer Doygun da birçok meyve ve sebzenin ilk hasadının yapıldığı ilçede, muzun alternatif ürün arayışında olan çiftçiler tarafından tercih edilmesiyle üretim alanlarının 6 bin dönüme ulaştığını belirterek, "Üreticilerimiz bu alana önemli yatırımlar yaptı ve birçoğu da mevcut domates serasını değiştirerek muz üretimine yöneliyor. Bir dönümden ise ortalama 10 ton ürün alınıyor." diye konuştu.
14 Haziran 2016 Salı
Solucanların ürettiği gübre
Son günlerde nitrat içeren gübrelerin yasaklanmasıyla beraber, Tekirdağ'da çevrede çürüyen atıklarla beslenen solucanların ürettiği gübreye talep yağıyor.
Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı geçtiğimiz günlerde terör olaylarında patlayıcı maddelerin güçlendirilmesinde kullanıldığı gerekçesiyle nitrat içeren gübrelerin satış ve sevkiyatını yasaklaması üzerine, Tekirdağ'da, çevrede çürüyen ve çiftliklerden alınan seperatörden geçmiş gübreleri değerlendirerek, solucanların yardımıyla yapılan solucan gübresine olan talep her geçen gün artıyor.
Solucan gübresinin, evdeki saksılardan, tarla tarımı yapan çiftçilere kadar her alanda kullanılabildiğini dile getiren Riverm Kompost Vermikompost Tarım Hayvancılık Makina Sanayi ve Tic. Ltd. Şti. Fabrika Müdürü ve Kimya Mühendisi Ahmet İlhan Odabaşı, solucan gübresine olan talebin arttığını, iki yıllık siparişinin dolduğunu belirtti.
Odabaşı, "Tamamen hijyenik koşullarda yetişmesini sağlayan bu sistemlerde, çok sağlıklı gübreler alabiliyoruz. Hazırladığımız mamaları solucanlarımıza veriyoruz. Solucanlar da mamalarını tükettikten sonra, her hafta kesimlerini yaparak, solucanlara hiçbir zarar vermeden tamamen gübrelerini alabiliyoruz" dedi.
"SOLUCANLAR, BİZİM MAAŞSIZ ÇALIŞANLARIMIZ"
Çiftliklerden aldıkları seperatörden geçmiş gübreleri değerlendirerek, solucanların yardımıyla vermikompost üretimi yaptıklarını ifade eden Kimya Mühendisi Odabaşı, Vermikompost üretimini yaparken, Riverm Tarımın tamamen kendi makine mühendislerince oluşturmuş olduğu, tasarlamış olduğu havuz sistemlerini kullandıklarını kaydetti.
Odabaşı, "Bu sisteme, solucan gübresi hasat sistemi diyoruz. Tamamen hijyenik koşullarda yetişmesini sağlayan bu sistemlerde, çok sağlıklı gübreler alabiliyoruz.
Hazırladığımız mamaları solucanlarımıza veriyoruz. Solucanlar da mamalarını tükettikten sonra, her hafta kesimlerini yaparak, solucanlara hiçbir zarar vermeden tamamen gübrelerini alabiliyoruz.
Solucanlar, bizim maaşsız çalışanlarımız. Sigortasız işçilerimiz, yani bunları karın tokluğuna çalıştırıyoruz. Solucan gübresi, evdeki saksılardan tutun, tarla tarımı yapan çiftçilerimize kadar, her alanda kullanabiliyoruz.
Bizim Rirverm tarım olarak solucanlardan ürettiğimiz biri katı, biri sıvı olmak üzere iki çeşit gübremiz var. Ev hanımları, çiftçiler katı gübrelerimiz ve sıvı gübrelerimizi gönül rahatlığıyla kullanabilirler" diye konuştu.
"İKİ SENELİK SİPARİŞLER DOLDU"
Gübreye yoğun bir şekilde talep olduğunu da dile getiren Kimya Mühendisi Ahmet İlhan Odabaşı, "Yoğun bir şekilde talep var. İki senelik siparişlerimiz şu an için dolmuş durumda. Genellikle ceviz üreten firmalar çok sık bu gübreden kullanıyorlar. Gübrenin içinde evsel atıklar kullanıyoruz.
Çürüyebilen ne kadar atık madde varsa, gübrenin içinde kullanıyoruz. Bu sayede hem çevre için bir geri dönüşüm oluyor hem de gübremizin kalitesini daha da yükseltiyoruz. Gübremizi yüzde 50 ıslah maddesi, yüzde 50'de gübre maddesi olarak değerlendirebiliriz" dedi.
"GELECEK KUŞAKTAKİ TORUNLARIMIZA EKECEK TOPRAK BIRAKMADIK"
Solucanların ürettiği gübre sayesinde, kimyasal maddelerden dolayı bozulan toprakların eski verimine kavuşabileceğini söyleyen Odabaşı, açıklamalarını şöyle sonlandırdı:
"Şimdi gelecek kuşaktaki torunlarımıza ekecek toprak bırakmadık. Ama kullanacağımız organik gübrelerle, özellikle solucan gübresiyle, bozulan topraklarımızı tekrar iyileştirme şansına sahibiz. Ayrıca, gübremizi peyzaj alanlarında da kullanabiliriz.
Solucan gübresi, bunun gibi birçok yerde değerini kat ve kat gösteriyor. Bizim solucan üretiminde kullandığımız solucanlar, gübre solucanıdır. Bunların menşei, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'dir. Çeşitli yollarla ülkemize geliyorlar.
Biz de bu şekilde değerlendiriyoruz. Şu havuzlarımıza, metrekarede maksimum 40 bin, 50 bin solucan vardır diyebiliriz. Alanın büyüklüğüne göre, solucan miktarınızda o kadar çok olacaktır. Sirkülasyonumuz çok olduğu için bizim üretimde kullandığımız solucanlar, uzun ömürlü yaşayamıyorlar. Genellikle iki sene yaşayabiliyorlar. Ama normalde yaşam süreleri 4-6 sene arasında değişiyor."
Mustafa TURAPOĞLU- Fatih YILMAZ / TURHAL(Tokat), (DHA) -
Turhal’da yaşayan Cihangir Türköz (34), Yasin Kuştepe (31), Ahmet Sarıbal (37) ve Abdullah Mütevellioğlu (35), bir ziraat mühendisi arkadaşlarının tavsiyesi üzerine solucanla organik gübre üretmeye karar verdi. Bu kapsamda internet ortamında araştırma yaparak solucanları ABD’nin Kaliforniya eyaletinde buldu. Altı ay önce tanesi 25 kuruştan 100 bin solucan alan dört arkadaş, ilçenin Tokat çıkışında kendilerine ait 200 metrekare kapalı bir alanda tesis kurdu.
6 AYDA 500 BİN SOLUCAN OLDU
Buraya getirdikleri solucanları, hayvan gübresi, yumurta kabuğu ve çay posasından elde ettikleri mama ile beslemeye başladı. Yedikleri mamalarla gübre üreten solucanların sayısı ise 500 bine ulaştı. 500 bin solucanla ayda iki ton gübre üreten dört arkadaş, bunları yine kendilerine ait bahçede kullandı. Solucan gübresi kullanılan biber fidesinin, diğer fidelere göre daha büyük olduğu ve biberlerin daha iri olduğu görüldü.
MART’TA SATIŞA BAŞLAYACAKLAR
Arkadaşlandan Abdullah Mütevellioğlu, tamamen organik tarıma elverişli gübre ürettiklerini kaydederek şunları söyledi:
"Bu bölgede gübreleme dönemi Mart, Nisan gibi olduğu için biz o döneme hazırlık yapıyoruz. Mart ayında yaklaşık 60 bin ton gübremiz olacak. O dönem satışlarımız başlayacak. Piyasadaki kimyasal gübre fiyatları ile gübremizin fiyatları hemen hemen aynı seviyeye denk geliyor. Çünkü bunu iki yıl kullanacak. Toprağın su tutma oranını arttıracak, bitkinin daha güçlü, sağlam olmasını sağlayacak. Bununla beraber en önemli tarafı kanserojen içerikli sebze ve meyvelerin sofralardan uzak durmasını sağlayacak."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


