Samsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Samsun etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2017 Pazartesi

Türk mühendisleri 850 avroluk hız sensörünü 750 liraya üretti

Samsun'da Türk mühendisleri, bu alanda Almanya'nın tekeli bulunan ve 850 avroya satın alınan tramvayların hız sensörünü geliştirmeyi başardı. Sensör, 750 liraya mal edildi.
Samsun Büyükşehir Belediyesine bağlı Samsun Hafif Raylı Sistem AŞ'nin () kullandığı tramvaylarda bulunan hız sensörleri arızalandı. Tramvaylara hız sensörü takmak için fiyat ve parça araştırması yapan şirket, 10 santimetrelik cihazın sadece Almanya'da üretildiği ve 850 avroya satıldığını öğrendi.
1,5 AYLIK AR-GE ÇALIŞMASI YETTİ
Bunun üzerine SAMULAŞ Genel Müdürü , parçanın 'de üretilmesi amacıyla harekete geçti.
Gürkan, Samsunlu mühendis Hakan Kahvecioğlu ve ekibi ile bir araya gelerek, 1,5 aylık Ar-Ge çalışması sonucunda parçanın üretilmesini sağladı.
Kahvecioğlu, AA muhabirine, SAMULAŞ'ın hız sensörü temininde zorluk çektiğini öğrendikten sonra çalışmaya başladıklarını söyledi.
Türkiye’nin gururu yerli silahları
İLK ETAPTA 50 ADET YAPTILAR
Sadece 3 mühendisin 1,5 aylık çalışması sonucu parçanın üretilebildiğine dikkati çeken Kahvecioğlu, parçayı Türkiye'de 750 liradan satmayı planladıklarını kaydetti. Kahvecioğlu, ilk etapta 50 parça ürettiklerini, talep doğrultusunda üretim yapacaklarını bildirdi.
SAMULAŞ AŞ Genel Müdürü Kadir Gürkan da tramvayların zorlu iklim koşullarında çalıştığını, bujilerinde bulunan hız sensörlerinin normal kullanım ömründen kısa sürede arıza verdiğini anlattı.

YERLİ HIZ SENSÖRLERi, 150 BİN LİRA TASARRUF SAĞLADI
Cihazı temin etmek istediklerini ancak 850 avroya ithal edilebileceğini öğrendiklerine işaret eden Gürkan, şunları söyledi:
"Biz de yerlisini üretmek istedik. Samsunlu üreticilerimizle yaptığımız görüşme sonucunda hız sensörünü aynı teknik özelliklerde ve aynı verileri üretecek şekilde 750 liraya mal ettik. Bir tramvayda yaklaşık 12 hız sensörü var. Bunu araç filosuna vurduğunuzda oldukça yüksek işletme ve bakım maliyeti oluşturuyor. Bu tür çalışmalarla hem Samsunlu firmaların üretim altyapısını geliştirirken hem de işletme giderlerini azaltma şansı yakaladık."

Gürkan, üretilen yerli hız sensörleriyle 150 bin lira tasarruf sağladıklarını sözlerine ekledi.

21 Ekim 2016 Cuma

Akaryakıt ve yem sektörünün mucize bitkisi!

Sapları hayvan yemi olarak kullanılabilen aynı zamanda biyoyakıt üretilebilen ender bitkiler arasında yer alan sorgumun, "Farklı Tatlı Sorgum GenotiplerininÇukurova ve GAP Bölgelerinde Biyo-Etanol Üretim Potansiyellerinin Saptanması" projesiyle ekonomiye daha fazla katkı sağlaması hedefleniyor.
Doğu Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Çayır ve Mera Yem Bitkileri Şube Müdürü ve Proje Koordinotörü Doç. Dr. Celal Yücel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ülkenin petrol ürünleri bakımından dışa bağımlı olduğunu, bu durumun meydana getirdiği stratejik hassasiyetin dış ticaret açığında önemli bir paya sahip olduğunu söyledi.
Yücel, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun aldığı kararla piyasaya akaryakıt olarak arz edilen benzin türevlerinde en az yüzde 3 oranında biyoetanol ilave edilmesinin yasal zorunluluk haline getirildiğine dikkati çekerek, sorgum bitkisinin Türkiye'de ekonomik olarak yetiştirilebileceği alanları ile uygun yetiştirme genotiplerinin (soy yapıları) belirlendiğini aktardı.
Doğu Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsünde, TÜBİTAK destekli projeyle ıslahı yapılan sorgumdan benzinin katkı maddesi biyoetanol üretiminin yanı sıra bitkinin saplarıyla da Türkiye'nin kaba yem açığının kapatılması hedefleniyor. Proje koordinatörü Doç. Dr. Yücel "Sorgumla Türkiye benzin ham madde ihtiyacını karşılayabilecek duruma gelecek. Biz bu şekilde hem biyoetanol elde edeceğiz hem de geri kalan saplarla da büyükbaş hayvan yemi olarak Türkiye'nin kaba yem açığının kapatılmasına katkı sağlayacağız" dedi.
"TÜRKİYE HAM MADDE İHTİYACINI KARŞILAYACAK"
Enstitüde TÜBİTAK'ın da desteklediği projeyle yurt içi ve dışındaki değişik kaynaklardan temin ettikleri, çoğunluğu tescillenen 49 ticari çeşit tatlı sorgum genotipinin AdanaŞanlıurfaSamsunve ABD'deki birer üniversiteden de uzmanların yer aldığı 30 araştırmacıyla dikim ve hasat çalışmalarına devam ettiklerini anlatan Yücel, şöyle devam etti:
"Çukurova ve GAP bölgesinde biyoetanol potansiyelini saptanması amacıyla çalışmalar devam ediyor. Şu anda Adana'da hasat yapılıyor. Proje sayesinde 3-4 hedefi aynı noktada birleştirmek istiyoruz. 100 günde yaklaşık bir dekardan 600 litre etanol elde edeceğiz. Bu bitki günde 5 santimetre büyüyerek 5 metreye kadar uzuyor. Bir sapın ağırlığı 2 kilogram ve dekarda 15 bin adet bitkinin olduğunu düşündüğümüz zaman 25-30 tonu getirecek potansiyele sahip genotipler yetiştirdik. Sorgumla Türkiye kendi benzin ham madde ihtiyacını karşılayabilecek duruma gelecek. Biz bu şekilde hem biyoetanol elde edeceğiz hem de geri kalan saplarla da büyükbaş hayvan yemi olarak Türkiye'nin kaba yem açığını kapatılmasına katkı sağlayacağız."
Doç. Dr. Yücel, tarladan kesilen bitkinin özel bir makinde suyunu sıkarak şıra elde ettiklerini, şıraların da fermante edilerek laboratuvar ortamında biyoetanolo dönüştürüldüğünü vurguladı. Yücel, "Öz suyu sıkılan bitkilerden geriye kalan saplar ise hayvan yemi olarak kullanılacak. Türkiye'de yaklaşık 30 ton kaba yem ihtiyacı var. Dekardan 8-10 ton kaliteli kaba yem elde edilebilecek. Sorgumu hem şeker, hem benzin ham maddesi, hemde yem sektöründe kullanabilirsiniz." diye konuştu.
"SERİ ÜRETİME GEÇİLECEK"
Türk araştırmacılar olarak bitkinin GAP veya Çukurova bölgesindeki adaptasyon çalışmalarını sürdürdüklerini anlatan Yücel, projenin TÜBİTAK tarafından sonuçlandıktan sonra seri üretime geçileceğini, sorgumun ülkenin güney bölgelerinde adapte olacağının düşünüldüğünü dile getirdi.
Özellikle sıcak bölgelerde buğday hasadından sonra ikinci ürün koşullarında bu bitkinin üretimine devam edileceğine işaret eden Yücel, şunları kaydetti:
"Yaklaşık ne kadar buğday üretiliyorsa, bu alanlardan da o oranda sorgum dikilecek ve üretimi yapılabilecek. Proje bittiğinde ise hizmet veren 3 özel şirket geliştirilen sorgumları alarak üretime geçmek istiyor. Bu bitki gerçekten Mısıra göre hem karlı hem de çok ekonomik. Benzin ham maddesi genellikle nişasta bazlı mısır tanesinden elde ediliyor. Mısırın sorguma göre maliyetinin daha fazladır. Dekardan yaklaşık 15 ton bitki elde ediliyor. Bunun yarısının da öz suyu alınıp geriye hayvan yemi olarak kullanılabilecek."

17 Aralık 2015 Perşembe

Samsun’daki Reji Tütün fabrikası

Tütün Fabrikası
Samsun ve çevre bölgeleri tütün üretiminin bol miktarda yapıldığı yerlerdir. Ülkenin tütünziraatı yapılan diğer bölgelerinde olduğu gibi burada da birçok tütün imalathanesi/fabrikası vetütün imalatçısı/fabrikatörü vardı. Samsun’da faaliyette olan tütün fabrikalarını 1883 tarihliŞark ticaret yıllığı şu şekilde sıralıyor: l’Abeille Melissa, Kargapulos ve Zissiyadis, Phenix,Y. Boduroğlu. 1880’lerin başında bu isimler tarafından işletilen 4 tütün fabrikası faaliyettey-di. 1883 tarihinde tütün imalatı sadece Reji Şirketi tarafından yapılacağı için mevcut tütünfabrikaları kapatıldı. Reji Şirketi Samsun, Adana ve İzmir gibi farklı coğra bölgelerde fabrika-lar kurdu. Fabrika kurulan bu yerlerin ortak özelliği, tütün üretim alanlarına yakın olmaları vesahip oldukları liman ile bu limanları besleyen hinterlantlarının dağıtımı kolaylaştırıcı merke-zler olmasıydı. Örneğin Anadolu’nun kuzey bölgesinde Samsun’da işlenen tütün, Sivas vilay-eti gibi çevre bölgelerde satılabilmekteydi. Dolayısıyla Samsun ve çevre bölgelerin tütünleriniişlemek üzere 1883
10
Samsun’daki Reji fabrikası ve idari büroları yerel ekonomi açısından çok önemlidir. 7.000 liraya yaklaşan sermayesiyle Samsun Tütün Fabrikası İstanbul’daki fabrikadan sonra ikinci sıradaydı. Dokuz adet tütün kıyma makinesinin birkaçı sigara imalatında kullanılmaktaydı. 1887-1897 arasında bu fabrikada hemen hepsi sürekli kadroda olan 500 işçi çalışmıştır. Bu dönemde yılda ortalama 60.000 kg sigara, 400.000 kg tütün üretilmiştir. Aynı fabrikanın 1905 yılındaki üretimi ise 1.000.000 kilograma ulaşmıştır.
11
 I. Dünya Savaşı’ndan sonra yıllık üretimi 1.500.000 kilograma ulaşan fabrikada 162 kadın ve 144 erkek işçi çalışmıştır.
12
 20. yüzyılın başlarında aynı fabrikayı gezen yabancı bir gözlemci, burada gri keten formalar ve kasketler giyen, çoğunluğunu kadın ve 14 yaş üstü kızların oluşturduğu, muntazaman çalışan işçilerden bahsetmiş, 40 yıllık fabrika binasını oldukça bakımlı, aydınlık ve iyi havalandırılan bir yer olarak tasvir etmiştir.

XX. yüzyılın başından itibaren Samsun Reji fabrikasının idari personelini Şark ticaretyıllıklarından takip etmek mümkündür. 1915’te fabrikanın idaresi, müdür Kuehoff, kontrolör J.Totomanides, muhasebe şe S. Marchesi, teknik servis sorumlusu R. Rizzi, veznedar P. Kam- berian, Eksper A. Cleovoulo ile tütün fabrikası depolarının şe A. Seraphimidés’den oluşanyedi kişilik bir ekibin elindedir. 1921 tarihli Şark ticaret yıllığındaki isimlere bakıldığında buyedi kişilik kadronun değişmediği görülmektedir. Görüldüğü üzere yabancı sermayeli bir şirketolan Reji, fabrikasının yönetimini yabancı ya da gayrımüslim Osmanlı vatandaşlarına emanetetmiştir 
14

.
Samsun’da Reji varlığını hissedilir kılan şeylerden biri de fabrikası, depoları, idari binalarıve idarecilerinin ikamet ettiği konutları gibi mekansal gerçekliğidir. Sokak adlarına bile yansıyan bu gerçekliğin en somut örneği Samsun’daki “Reji geçidi”dir 
15
. Bünyesinde güçlü bir sermay-eyi ve ciddi bir örgütlenme tecrübesini barındıran Reji’nin Samsun’daki varlığının en dikkatçeken unsuru elbette tütün fabrikasıdır. 1925’de Reji’ye son verilip tütün yönetiminin Umumİnhisarlar Müdürlüğü’ne geçmesiyle birlikte fabrika tarihinde devlet tekeli dönemi yaşanmaya başlamıştır. Samsun tütün fabrikası Reji’den Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne geçtiğinde faal-di; ancak pek iyi durumda değildi. Basında yer alan bir habere göre, 1927 yılında üretim ka- pasitesini arttırmak için Avrupa’dan bazı makinalar getirilmiş ve fabrikanın iç düzeninde bazıdeğişiklikler yapılarak üretim kapasitesi arttırılmıştır. 1927’de, fabrika binasının harap olanyerlerinin de tamir edilmesi planlanmıştır. Yine o yıllarda bu fabrikada enye üretebilmek içingirişimde bulunulmuştur. O yıllarda, denemeler başarılı olursa Cibali Fabrikası dışında SamsunFabrikası’nda da enye üretilmesi düşünülmüştür 

1930’larda Samsun Tütün fabrikası kıyımhane, sigara imalathanesi, sigara paketleme bölü-mü, tütün paketleme bölümü, marangozhane ve kutu dairesi gibi bölümlerden oluşmaktadır. Bu  bölümlerden kıyımhanede dört adet Üniversal makinası, on bir adet sigara makinası, dört adet sigara paketleme makinası, tütün paketleme bölümünde ise altı adet makine bulunmaktadır. Marangozhane’de elektrikle çalışan iki hızar makinası ile kutu dairesinde de agrat sisteminde çalışan dört makine vardır 
17
.
1930’da fabrika personeli ise fabrika müdür muavini İsmail Bey, baş müdüriyet veznedarı Hasan Bey, fabrika baş muhasebecisi Zühtü Bey, II. şube müdürü Halim Bey, fabrika veznedarı Şükrü Bey, eksper Celal Bey ve Dara Bey, muhasipler Ali Haydar Bey, Ahmet Naci Bey, maki-nist Recep Usta, Avni Bey ile baş müdüriyet veznedarı M. Hakkı Bey’den oluşmaktadır 
18
.
Samsun Sigara Fabrikası, 1970’li yıllara kadar üretim düzeyi bakımından Cibali ve İzmir sigara fabrikalarının ardından üçüncü sırada gelmiştir. Üretim 1970’li yıllarda bazen 8.000 tona yaklaşmış, ancak 1980’li yıllarda fabrikanın önemi hızla azalmaya başlamış ve 1980-1990 döneminde yıllık üretim düzeyi genellikle 2000-3000 ton arasında değişmiştir. 1991 yılında  bu fabrikanın ürettiği sigaralar Sipahi Ocağı, Madalyalı Mülkiye, Mebus Galatasaray, Türk Ensari, Yenice, 19 Mayıs Hatırası, Asker, Bafra, Birinci, Bahar, Filtreli Samsun, Filtreli Bafra gibi isimlerle tüketiciye ulaşmıştır

13 Ocak 2015 Salı

Polise yerli silah “Canik TP9"

SAMSUN - Emniyet Genel Müdürlüğü’ne geçen yıl “Canik TP9” modeliyle 25 bin silah üreten Samsunlu firma, bu yıl da 25 bin silah temini için üretime başladı. Samsun Organize Sanayi Bölgesi’nde yaklaşık 10 bin metrekarelik alan üzerinde faaliyetlerini sürdüren Samsun Yurt Savunma Sanayi, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Emniyet Genel Müdürlüğü’nün açık teklif usulü düzenlenen ihalelerini alarak Türk polisinin kullandığı taktik silahlarının tedarikçisi oldu. Firmanın Müdürü Haldun Yanık, yaptığı açıklamada, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün iki yıldır çıkardığı şartnameyle artık yüksek teknoloji ürünü silahları satın aldığını anlattı. Türk polisinin yüksek standart ve kalitede taktik amaçlı tabancalar kullanabildiğini belirten Yanık, ürettikleri silahların bu ihtiyaca cevap verdiğini söyledi. Yanık, Emniyet Genel Müdürlüğü’ne geçen yıl 25 bin adet “Canik TP9” modeli tabanca teslim ettiklerini belirterek, bu yıl da aynı sayıda silahı üreterek emniyetin hizmetine sunacaklarını kaydetti.

Türk polisinin kullandığı Canik TP9 modelinin Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Hareket Dairesi’nden uzmanların talep ve önerileriyle onların ihtiyaçları düşünülerek tasarlandığını belirten Yanık, Türk polisinin ihtiyaçları göz önünde bulundurularak son teknoloji kullanılarak üretilen silahların geliştirilmesi yönünde çalışmaların Ar-Ge birimlerince sürdürüldüğünü söyledi.

Yanık, son iki yıldır Emniyet Genel Müdürlüğü’nün ihalelerini aldıklarını ve silah tedariklerini sağladıklarını dile getirerek, üretim için üç vardiya halinde 24 saat esasına göre çalıştıklarını vurguladı.

YENİ MODEL TAKTİK SİLAHLAR

Dünyada iğne ateşleme sistemli ve hafiflik sağlayan polimer gövdeli yüksek atış kabiliyetlerine sahip taktik silahların tercih edildiğini belirten Yanık, “50 binlik performans atışları, soğuk ve sıcak şartlandırma, dağılım ve hız gibi testlerde çok ciddi başarı gösteren ürettiğimiz yeni nesil silahlar, ihalelerde ve ön yeterlilik testlerinde yerli ve yabancı firmalarla aynı platformlarda ön yeterlilikleri geçerek Türkiye’yi yurt dışında en iyi şekilde temsil ediyor” diye konuştu. Yanık, üretimlerinin yüzde 80’ini Amerika Birleşik Devletleri’ne ihraç ettiklerini söyledi.

29 Haziran 2014 Pazar

Hutbeye kılıçla çıkma geleneğini sürdürüyorlar

Rivayete göre, ilçe fethedildiğinde kilise ya da manastırdan camiye çevrilen ibadethanede cuma namazı kılan komutan ve askerlerin kılıçlarını tedbir amaçlı bırakmamaları üzerine başlayan gelenek günümüzde de yaşatılıyor.

Cuma Cami'nde yaklaşık 3 yıldır görev yapan imam hatip Erdoğan Zilelioğlu, AA muhabirine kılıç ile hutbeye çıkma geleneğinin yüzyıllardır sürdürüldüğünü söyledi.

Caminin, 14. yüzyılda ilçe fethedildiğinde kilise ya da manastır olarak faaliyet gösterdiğinin bilindiğini ifade eden Zilelioğlu, "Bu camide yüzyıllardır kılıç ile hutbeye çıkma geleneği devam etmektedir. 1943 yılına kadar camimizde kılıç varmış ancak meydana gelen deprem sonrası kaybolmuş. Restore edildikten sonra camimize bir vatandaş eski bir kılıç hediye etmiş. Bu kılıcı o zamandan bu zamana hutbeye çıkarken elimize alıyoruz ve geleneği sürdürüyoruz" dedi.

Geleneğin nasıl başladığına ilişkin bilgiler veren Zilelioğlu, "Osmanlı İmparatorluğu'na memleketimiz katıldığı zaman bir cuma gününe rast gelmiş. Asker komutan cuma namazı kılmaya yer ararken burada kilise veya manastırı görmüş. Bu belli değil tam olarak bilinmiyor. Burayı camiye çevirmişler ve burada ilk cuma namazı kılınmış. Komutan cuma namazında rivayet edildiğine göre, hutbeye kılıç ile çıkmış askere de 'düşmandan dolayı kılıçlarınızı çıkarmayın' demiş. O adet memleketimizde süre gelip gidiyor" ifadelerini kullandı.

Kılıcı nasıl kullandığını da anlatan Zilelioğlu, cuma hutbesinde minbere çıkarken kılıcı eline aldığını ve merdivenleri kılıç ile çıktığını, hutbeyi tamamladıktan sonra yine kılıç ile inerek duasını tamamlayıp kılıcı minberdeki yerine astığını belirtti.

Geleneği ilk defa görenler şaşırıyor

Cuma Camisi'nde ilk kez cuma namazı kılan vatandaşların geleneği ilgi ve aşkınlıkla izlediğini belirten Zilelioğlu, şunları kaydetti:

"Geleneği ilk kez gören vatandaşlar şaşırıyorlar ve caminin tarihçesini soruyorlar. Biz de bildiğimiz, öğrendiğimiz kadarıyla ziyaretçilerimize anlatıyoruz. Vatandaşımız bu geleneği gördüğünde çok memnun oluyor, ecdadımızı hatırlıyor. Onların bize ne şartlarda hizmet ettiğini hatırlıyor. Ecdadın camilere, cuma namazına ne kadar önem verdiğini görüyor. Ecdadımız savaş halindeyken bile namazını bırakmamış ve kılıcını yanından ayırmamış. Bu gelenek temkinli olmayı düşmana karşı hazır olmayı da temsil ediyor. İslam da tevekkül anlayışını, tedbiri alıp takdiri Allah'a bırakmayı da gösteriyor."