teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Aralık 2017 Pazartesi

Türk mühendisleri 850 avroluk hız sensörünü 750 liraya üretti

Samsun'da Türk mühendisleri, bu alanda Almanya'nın tekeli bulunan ve 850 avroya satın alınan tramvayların hız sensörünü geliştirmeyi başardı. Sensör, 750 liraya mal edildi.
Samsun Büyükşehir Belediyesine bağlı Samsun Hafif Raylı Sistem AŞ'nin () kullandığı tramvaylarda bulunan hız sensörleri arızalandı. Tramvaylara hız sensörü takmak için fiyat ve parça araştırması yapan şirket, 10 santimetrelik cihazın sadece Almanya'da üretildiği ve 850 avroya satıldığını öğrendi.
1,5 AYLIK AR-GE ÇALIŞMASI YETTİ
Bunun üzerine SAMULAŞ Genel Müdürü , parçanın 'de üretilmesi amacıyla harekete geçti.
Gürkan, Samsunlu mühendis Hakan Kahvecioğlu ve ekibi ile bir araya gelerek, 1,5 aylık Ar-Ge çalışması sonucunda parçanın üretilmesini sağladı.
Kahvecioğlu, AA muhabirine, SAMULAŞ'ın hız sensörü temininde zorluk çektiğini öğrendikten sonra çalışmaya başladıklarını söyledi.
Türkiye’nin gururu yerli silahları
İLK ETAPTA 50 ADET YAPTILAR
Sadece 3 mühendisin 1,5 aylık çalışması sonucu parçanın üretilebildiğine dikkati çeken Kahvecioğlu, parçayı Türkiye'de 750 liradan satmayı planladıklarını kaydetti. Kahvecioğlu, ilk etapta 50 parça ürettiklerini, talep doğrultusunda üretim yapacaklarını bildirdi.
SAMULAŞ AŞ Genel Müdürü Kadir Gürkan da tramvayların zorlu iklim koşullarında çalıştığını, bujilerinde bulunan hız sensörlerinin normal kullanım ömründen kısa sürede arıza verdiğini anlattı.

YERLİ HIZ SENSÖRLERi, 150 BİN LİRA TASARRUF SAĞLADI
Cihazı temin etmek istediklerini ancak 850 avroya ithal edilebileceğini öğrendiklerine işaret eden Gürkan, şunları söyledi:
"Biz de yerlisini üretmek istedik. Samsunlu üreticilerimizle yaptığımız görüşme sonucunda hız sensörünü aynı teknik özelliklerde ve aynı verileri üretecek şekilde 750 liraya mal ettik. Bir tramvayda yaklaşık 12 hız sensörü var. Bunu araç filosuna vurduğunuzda oldukça yüksek işletme ve bakım maliyeti oluşturuyor. Bu tür çalışmalarla hem Samsunlu firmaların üretim altyapısını geliştirirken hem de işletme giderlerini azaltma şansı yakaladık."

Gürkan, üretilen yerli hız sensörleriyle 150 bin lira tasarruf sağladıklarını sözlerine ekledi.

12 Ekim 2016 Çarşamba

Giyilebilen güneş paneli yapıldı

Teknoket’te üretilen Nano Güneş Panelinin tanıtım toplantısında konuşan YYÜ Rektörü Prof. Dr. Peyami Battal, panelin tamamen yerli olduğunu ve üretiminin Van’da yapılmasının planlandığını belirtti.
'22 FİRMA MÜRACAT ETTİ'
YYÜ Teknokent’in birçok Teknokent’ten farklı olarak uluslararası bir nitelik taşıdığını ifade eden Prof. Dr. Peyami Battal, "Firmalarımız bir yıl içerisinde Teknokentimizde yer alamaya başladı. Bugün itibariyle 22 firma müracaat etti. İran’dan yaklaşık 3 firma müracaat etti. Bu ara o firmalar da gelmek üzereler. Onların da kendilerine ait üretimleri var. Pakistan’da bir firmanın bizimle ilişki kurduğunu ifade etmek istiyorum. Onların da çok farklı bir çalışması var. Üretimini Türkiye’de yapmak istiyorlar. Bizim diğer Teknokentlerden farklı bir yönümüz daha var. O da İŞGEM ile olan ortak protokolümüzdür" ifadelerini kullandı.
Nano Güneş Panelini tanıtan Battal, çalışmalarından dolayı teknokent ekibine teşekkür ederek, "Esnek ve elastik bir yapıya sahip olduğunu ve bunun kullanım alanlarının oldukça fazla olduğunu göreceğiz. İnşaallah, üretime geçtiği zaman kullanım alanının genişliği de dikkate alındığında çok ciddi bir istihdama da yol açmış olacak" şeklinde konuştu.
ÖZELLİKLERİ NELER?
Nano Güneş Panelinin özelliklerini anlatan Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Halil İbrahim Yavuz ise, ilk defa Türkiye’de üretilen Nano Güneş Paneli için ‘giyilebilen güneş paneli’ tabirini kullanarak şunları söyledi:
"Bu panel 0.5 volt üretiyor. Bir insanın ihtiyacı olan tüm enerjiyi üretebiliyorsunuz. Telefonunuzu şarj edebilir, fener kullanabilir veya acil yardımlar için kullanabilirsiniz. Panel esnek ve kırılmazdır. Donması söz konusu değildir. Normalde güneş panelleri eksinin altında çalışmaz, ancak bu panelimiz eksi 60 dereceye kadar çalışabiliyor. Bununla beraber giyilebilir bir teknolojiye sahiptir. Herhangi bir doğa koşulunda bunu rahatlıkla kullanabilir ve giyebilirsiniz. Çok hafif olma özelliğine sahiptir. Biz güneş paneli konusunda Çin’e bağımlıyız, hocamızın da değimiyle artık bu dışa bağımlılığı Van’a bağımlı hale getireceğiz. Şu anda piyasada benzeri bir ürün yoktur. İlk defa Türkiye’de bizim ürettiğimiz ve Türkiye’de bu boyutta üretilen bir numaralı paneldir."

14 Haziran 2016 Salı

Makinelerin icatcisi El-Cezeri

Artukoğulları Güneydoğu Anadolu'yu fethederler. Şimdiki Mardin, Cizre’de buluşlar yapan Abdülaziz İsmail bin Razzaz başkent Diyarbakır’a çağrılır. Yirmi beş yıl boyunca üretir ve üretir. Hükümdarların büyük takdirini toplar ve hükümdar (Eb’ül Feth Mahmut İbn-i Mahmet İbn-i Karaaslan. Ne uzun isim değil mi?-) tarafından bu kitabı yazmakla görevlendirilir. Verimli hayatının büyük başarılarına karşın son derece alçakgönüllü bir üslubu olan Eb-ül-iz 1183 yılında başlayıp 25 yıl süren icatlar katalogunu o zamanlar resmi dil olan Arapça ile yazar.
Cezeri, bilim ve teknoloji tarihinde yaptığı olağanüstü buluşlarla ve otomatlarla tanınmaktadır. Bu konuda yazmış olduğu Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar adlı eseri bu alanda yazılmış en ünlü ve en mükemmel kitaptır. Bu kitabın giriş bölümünde kitabı kaleme alış nedenini şöyle anlatır: "Bir gün Sultanın huzurundaydım ve yapmamı emrettiği şeyi getirmiştim... Ne düşündüğümü anladı… Bana şöyle dedi, 'eşsiz araçlar yapmış, onları gücünle işler duruma getirmişsin. Seni yoran ve kusursuz biçimde inşa ettiğin bu şeyler kaybolup gitmesin. Benim için icat ettiğin bu araçları bir araya toplayan ve her birinden ve resimlerinden seçmeleri kapsayan bir kitap yazmanı istiyorum. Onun önerilerini kabul ettim… Gerekli çalışmayı yapmak üzere gücümü topladım ve bu kitabı kaleme aldım."
Cezeri, kitabında 50 aracın ayrıntılı tasarımını verir. Bu araçların 6'sı su saati, 4'ü mumlu saat, 6'sı ibrik, 7'si eğlence amaçlı kullanılan çeşitli otomatlar, 3'ü abdest almak için kullanılan otomat, 4'si kan alma teknesi, 6'sı fıskiye, 4'ü kendinden ses çıkaran araç, 5'i suyu yukarı çıkartan araç, 2'si kilit, 1'i açıölçer, 1'i kayık su saati ve Amid kentinin kapısıdır.
Bu araçlar hava, boşluk ve denge prensipleri ile çalışıyordu. Hava ve atmosferin özellikleri çok eskiden beri insanların ilgisini çekmiş ve yapılan çalışmalar sonucunda ulaşılan kuramsal bilgiler sayesinde olağanüstü araçlar üretilmiştir. Mekanik araçların inşasında hava ve boşluk kadar, denge de temel prensipler¬den birini oluşturmuştur. Bu prensipler M.Ö. 3. yüzyıldan beri bilinmekteydi. Yunan Dünyası’nda hava, boşluk ve denge prensipleri üzerine Ctesibios (M.Ö. 3. yüzyıl), Philon (M.Ö. 2. yüzyıl) ve Heron (M.Ö. 1. yüzyıl) tarafından çalışmalar yapılmış ve bu çalışmalar sonucunda da çeşitli araçlar geliştirilmiştir. Bunların arasında Archimedes (M.Ö. 287–212)’i de saymak gerekir. Ancak Cezeri sayesinde hava, boşluk ve denge konusuna ilişkin kuramsal ve pratik bilgiler doruk noktasına ulaşmıştır. O, bu araçları geliştirmekle kalmadı, bu araçlarda kullanılan özel parçaları da çok daha dakik ve hassas hâle getirdi. Örneğin; bu tip araçlarda kullanılmak üzere çok hassas kefeler hazırladı. Cezeri'nin yaptığı kefe, ortası geniş, kenarlarına doğru darlaşan, bir yarım kayık kap şeklindeydi. Alt kenarı yakınına açılmış iki delikten bir mil geçiyor ve kefe bu milin üzerinde hareket ediyordu. Kefenin arkası, su ile doldurulduğunda dengede kalacak biçimde ağırlaştırılmıştı. Eğer kaba kapasitesinden bir damla daha fazla su ilave edilirse ucu öne doğru eğiliyor ve boşaldıktan sonra denge konumuna geliyordu. Bu derece hassas kefeleri ilk defa Cezeri yapmıştır.
Cezeri’nin yaptığı araçlar arasında, Fil Su Saati, Tavus Kuşlu İbrik, Mumlu Saatler, Abdest Almak İçin Otomatlar, Fıskiyeler, Suyu Yukarı çıkaran araçlarbulunmaktadır.
Kaynak: Cezeri, el-Câmi beyne’l-İlm ve’l-Amel en-Nâfi Fî Sınaâti’l-Hiyel, (Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar) Çeviri, İnceleme ve Teknik Açıklamalar: Sevim Tekeli, Melek Dosay ve Yavuz Unat, Türk Tarih Kurumu, 2002.
Bu kitabın üç nüshası kütüphanelerimizde 800 yıl durur ama bir kişi çıkıp uygulayıp Teknoloji çağına hem bizim hem dünyanın belki 500 yıl önce girmesini sağlayamaz. Geçte olsa Avrupalılar tarafından yinede bizden önce keşfedilir. Otomatik Makineler tarihinde "Çağın Doruğuna Erişmiş Büyük Mühendis İbni Razzaz Cesari" adıyla saygıyla anılır. Neden buluşları bu kadar önemlidir? İlk olarak mekanizmalar zamanının çok ötesindedirler. Enerji kaynağı, yönetim mekanizması ve feedback (geribesleme) sistemlerinin tümünün su, buhar gücü ve havanın itiş gücü ile yapılmış olması mucize gibidir. Üstelik tüm buluşlar insanımsı, estetik değerlere sahiptir. Ayrıca buluşları hayal ürünü değildir.
Alman Profesörü Widemann tarafın"an tekrar üretilip çalıştırılmışlardır. (Erlangen Üniversitesi) Çağın Harika Bilgini (Bedi-ül Zaman Abdulaziz İbn-i al-Razzaz al Cesari) lakaplı Eb-ül-iz'in kitabının kendisi kayıptır ama kopyaları, Topkapı Sarayı Üçüncü Ahmet Kütüphanesi (iki elyazması) ile Ayasofya Kütüphanesinde bulunur. (66 sayfası neyin değerli olduğunu anlayanlar tarafından çalınmış olarak) Daha sonra Kültür Bakanlığı bu kopyadan “Olağanüstü Mekanik Araçların Bilgisi Hakkında Kitap” adında 3000 adet tıpkıbasım kitap basmıştır. (ISBN 975-17-0698-X Kültür Bakanlığı - 1990)
Cizreli Eb-Ül-İz Cezeri, Cezeri Kimdir?  (1136 - 1206)
Bu bilim adamı çağımızdan yüzlerce yıl önce keskin zekası ile elektrik kullanmadan sadece su ve mekanik parçalarla çalışan makineler yapmış ve günlük hayata geçirmişti. Adı Cizreli Eb-ül-İz olan bu mucit bundan 800 küsur yıl önce 1100–1200 yıllarında yaşadı. Dolayısıyla Eb-Ül-İz bütün icatlarını Leonardo’dan tam 150 yıl önce yapmış ve kitaplaştırmış.

Selçuk Türkleri zamanından bahsediyoruz. Bu inanılmaz öykünün tek kanıtı yüzyıllara dayanmış ve müthiş icatların resimleriyle dolu orijinal kitabın el yazması kopyaları. Her zamanki gibi biz kendi bilim adamımızı tanımazken yurtdışında bilimsel kürsülerde ve tüm bilgisayar / sibernetik kitaplarında su mekaniği referanslarda yer alıyor. Tarih bize neler söylüyor? Artukoğulları Güneydoğu Anadolu'yu fethederler. Şimdiki Mardin , Cizre’de buluşlar yapan Abdülaziz İsmail bin Razzaz başkent Diyarbakır’a çağrılır. Yirmi beş yıl boyunca üretir ve üretir. Hükümdarların büyük takdirini toplar ve hükümdar (Eb’ül Feth Mahmut İbn-i Mahmet İbn-i Karaaslan . Ne uzun isim değil mi?-) tarafından bu kitabı yazmakla görevlendirilir. Verimli hayatının büyük başarılarına karşın son derece alçakgönüllü bir üslubu olan Eb-ül-iz 1183 yılında başlayıp 25 yıl süren icatlar katalogunu o zamanlar resmi dil olan Arapça ile yazar.

Cezeri, bilim ve teknoloji tarihinde yaptığı olağanüstü buluşlarla ve otomatlarla tanınmaktadır. Bu konuda yazmış olduğu Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar adlı eseri bu alanda yazılmış en ünlü ve en mükemmel kitaptır. Bu kitabın giriş bölümünde kitabı kaleme alış nedenini şöyle anlatır: "Bir gün Sultanın huzurundaydım ve yapmamı emrettiği şeyi getirmiştim... Ne düşündüğümü anladı… Bana şöyle dedi, 'eşsiz araçlar yapmış, onları gücünle işler duruma getirmişsin. Seni yoran ve kusursuz biçimde inşa ettiğin bu şeyler kaybolup gitmesin. Benim için icat ettiğin bu araçları bir araya toplayan ve her birinden ve resimlerinden seçmeleri kapsayan bir kitap yazmanı istiyorum. Onun önerilerini kabul ettim… Gerekli çalışmayı yapmak üzere gücümü topladım ve bu kitabı kaleme aldım."

Cezeri, kitabında 50 aracın ayrıntılı tasarımını verir. Bu araçların 6'sı su saati, 4'ü mumlu saat, 6'sı ibrik, 7'si eğlence amaçlı kullanılan çeşitli otomatlar, 3'ü abdest almak için kullanılan otomat, 4'si kan alma teknesi, 6'sı fıskiye, 4'ü kendinden ses çıkaran araç, 5'i suyu yukarı çıkartan araç, 2'si kilit, 1'i açıölçer, 1'i kayık su saati ve Amid kentinin kapısıdır.

Bu araçlar hava, boşluk ve denge prensipleri ile çalışıyordu. Hava ve atmosferin özellikleri çok eskiden beri insanların ilgisini çekmiş ve yapılan çalışmalar sonucunda ulaşılan kuramsal bilgiler sayesinde olağanüstü araçlar üretilmiştir. Mekanik araçların inşasında hava ve boşluk kadar, denge de temel prensipler¬den birini oluşturmuştur. Bu prensipler M.Ö. 3. yüzyıldan beri bilinmekteydi. Yunan Dünyası’nda hava, boşluk ve denge prensipleri üzerine Ctesibios (M.Ö. 3. yüzyıl), Philon (M.Ö. 2. yüzyıl) ve Heron (M.Ö. 1. yüzyıl) tarafından çalışmalar yapılmış ve bu çalışmalar sonucunda da çeşitli araçlar geliştirilmiştir. Bunların arasında Archimedes (M.Ö. 287–212)’i de saymak gerekir. Ancak Cezeri sayesinde hava, boşluk ve denge konusuna ilişkin kuramsal ve pratik bilgiler doruk noktasına ulaşmıştır. O bu araçları geliştirmekle kalmadı, bu araçlarda kullanılan özel parçaları da çok daha dakik ve hassas hâle getirdi. Örneğin; bu tip araçlarda kullanılmak üzere çok hassas kefeler hazırladı. Cezeri'nin yaptığı kefe, ortası geniş, kenarlarına doğru darlaşan, bir yarım kayık kap şeklindeydi. Alt kenarı yakınına açılmış iki delikten bir mil geçiyor ve kefe bu milin üzerinde hareket ediyordu. Kefenin arkası, su ile doldurulduğunda dengede kalacak biçimde ağırlaştırılmıştı. Eğer kaba kapasitesinden bir damla daha fazla su ilave edilirse ucu öne doğru eğiliyor ve boşaldıktan sonra denge konumuna geliyordu. Bu derece hassas kefeleri ilk defa Cezeri yapmıştır.

Cezeri’nin yaptığı araçlar arasında, Fil Su Saati, Tavus Kuşlu İbrik, Mumlu Saatler, Abdest Almak İçin Otomatlar, Fıskiyeler, Suyu Yukarı çıkaran araçlar bulunmaktadır.

Kaynak: Cezeri, el-Câmi beyne’l-İlm ve’l-Amel en-Nâfi Fî Sınaâti’l-Hiyel, (Makine Yapımında Yararlı Bilgiler ve Uygulamalar) Çeviri, İnceleme ve Teknik Açıklamalar: Sevim Tekeli, Melek Dosay ve Yavuz Unat, Türk Tarih Kurumu, 2002.
                           Cezeri  Araçları Resimleri                                                                    
 
Bu kitabın üç nüshası kütüphanelerimizde 800 yıl durur ama bir kişi çıkıp uygulayıp Teknoloji çağına hem bizim hem dünyanın belki 500 yıl önce girmesini sağlayamaz. Geçte olsa Avrupalılar tarafından yinede bizden önce keşfedilir. Otomatik Makineler tarihinde “Çağın Doruğuna Erişmiş Büyük Mühendis İbni Razzaz Cesari adıyla saygıyla anılır. Neden buluşları bu kadar önemlidir? İlk olarak mekanizmalar zamanının çok ötesindedirler. Enerji kaynağı, yönetim mekanizması ve feedback (geribesleme) sistemlerinin tümünün su, buhar gücü ve havanın itiş gücü ile yapılmış olması mucize gibidir. Üstelik tüm buluşlar insanımsı, estetik değerlere sahiptir. Ayrıca buluşları hayal ürünü değildir.

Alman Profesörü Widemann tarafından tekrar üretilip çalıştırılmışlardır. (Erlangen Üniversitesi) Çağın Harika Bilgini (Bedi-ül Zaman Abdulaziz İbn-i al-Razzaz al Cesari) lakaplı Eb-ül-iz ‘in kitabının kendisi kayıptır ama kopyaları, Topkapı Sarayı Üçüncü Ahmet Kütüphanesi (iki elyazması) ile Ayasofya Kütüphanesinde bulunur. (66 sayfası neyin değerli olduğunu anlayanlar tarafından çalınmış olarak) Daha sonra Kültür Bakanlığı bu kopyadan “Olağanüstü Mekanik Araçların Bilgisi Hakkında Kitap” adında 3000 adet tıpkıbasım kitap basmıştır. (ISBN 975-17-0698-X Kültür Bakanlığı - 1990)

13 Haziran 2016 Pazartesi

Kamera ve fotoğraf makinesinin babası: İbn-i Heysem

Öğrenimine Basra'da başladı. Zamanının yüksek din ve fen ilimlerini de burada öğrendi. Tahsilinin bir kısmını tamamladıktan sonra, Bağdat'a giderek özellikle; matematik, fizik, mühendislik, astronomi, metalurji gibi pozitif bilimleri öğrenip, şöhrete kavuştu. Öğrendiklerini uygulama safhasına koymak için çok gayret gösterdi. Birçok önemli neticeler ve başarılar elde etti…
İbn-i Heysem'in başarıları diğer ülkelerden duyulunca, Mısır'da hüküm süren Şii-Fatimi Devleti hükümdarlarından El-Hakim kendisini Mısır'a davet etti.

İbn-i Heysem, Mısır'a gitmeden önce, Nil Nehri ile ilgili bir sulama projesi ve bazı teknik çalışmalarda bulunmuş, Nil nehrinden nasıl istifade edilebileceğini araştırmıştı.
Projesini Fatimi sultanı El-Hakim'e açıklayınca, sultan projenin gerçekleştirilmesi için ona her türlü yardımı yapacağını bildirdi.

İbn-i Heysem, Nil Nehri boyunca ilmi ve teknik incelemelerde bulundu. Yaptığı projelerin başarılı bir şekilde uygulanmasının o günkü şartlarda mümkün olmadığını görünce, hükümdardan af diledi.
İbn-i Heysem, El-Hakim'in kendisi hakkında kanaatlerinin değişmesinden korkarak, gözden ırak bir yere çekilip hükümdardan uzak durmaya karar verdi.
İbn-i Heysem
Gizlice ilmi çalışmalarını sürdürerek birçok eser yazdı. İlim tarihçilerine göre, İbn-i Heysem'in hayatının bu dönemi en verimli ve başarılı devri olmuştur. İbn-i Heysem, Birûni ve İbn-i Sina ile çağdaştı.
İbn-i Heysem, çağının bütün ilimlerinde otoriteydi. Fevkalade keskin bir görüş, anlayış, muhakeme ve zekaya sahipti.

Aristo ve Batlemyüs'ün eserlerini inceleyerek hatalarını gösterdi. Bunları özetleyerek Arapçaya tercüme etti. Ayrıca tıp biliminde de derinleşti. Geometriyi mantığa uyguladı.
Öklit ve Apollonius'un geometrik ve sayısal metotlarını geliştirdi ve pratik uygulama alanlarını işaret etti. Geometri ve matematiğin inşaatçılık alanında uygulanmasında katkıda bulundu.
Eski medeniyetlerden intikal eden matematik, geometri ve astronomiyi tetkik ederek ilmi tenkitlerini ortaya koydu ve bu sahalarda kendi nazariyelerini geliştirerek ilim alemine sundu.
Mesela; Aristo ve Batlemyüs'e ait olan dünyanın, kainatın merkezi olduğu şeklindeki görüşleri üzerindeki şüphe ve tereddütlerini ifade etti. Dünya merkezli bir kainat sisteminin kesin olmayacağını, uzayda daha başka sistemlerin de bulunabileceğini ve güneş sisteminin mevcut olduğunu söyledi.
İbn-i Heysem

Nitekim İbn-i Heysem'den yüzlerce sene sonra önce, İbn-i Şatır ve Batruci sonra Newton ve Kepler, Güneş sistemi nazariyesini kabullenmişler ve yer kürenin bu sistem içinde bulunduğunu söylemişlerdir.

Kitab-ül-Menazir:
Eser, yedi bölümden meydana gelmiştir.
Işık konusuna ilişkin olan Kitab-ül-menazır ’ı yalnız Doğu’da değil, daha sonra birçok Latince çevirileriyle Batı’da Roger Bacon ve Witello’nun fizik araştırmaları üzerinde etki yapmıştır.
Eskilerin sandığı gibi ışığın gözden çıkıp eşyaya gitmek suretiyle görme fiilinin olmadığını, tam tersine eşyadan bize ışğın gelmesiyle gördüğümüz öngörüsünü yerleştirdi.
Gözün ilk ilmi tavsifini yapan odur. Seleflerinden çok daha ilme ve gerçeğe yakın olan bir görme telakkisi vardı. Hava içerisinde kırılma olayına ilişkin dahice araştırmalar yaptı.
Tek ve çift gözle görmeyi tefsir eden bilimsel açıklamalar verdi. Karanlık bir odayı ışığın davranışlarını inceleme araştırmalarında ilk kez kullandı.
İbn-i Heysem
ibn-i Heysem'in bu meşhur eseri, Ortaçağ'da beş defa Latinceye çevrilmiş olup, bütün Avrupa üniversite ve ilim merkezlerinde tanınan tek müracaat eseri durumundaydı.
Eser, 1572 senesinde Risner tarafından Opticae Thesaurus Alhazeni Arabis Libri ismiyle Latinceye çevrilerek İspanya'nın Bâle şehrinde bastırılmıştır.
Kemaleddin Farisi isimli bir Müslüman bilim adamı bu eseri açıklayarak genişletmiş ve Tenkih-ül-Menazir adını vermiştir.
Kitab-ül-Menazir, 1948 senesinde Kemaleddin Farisi'nin yaptığı şerhle beraber Hindistan'ın Haydarabad şehrinde basılmıştır.
Bu eserlerinden başka, Mutezile fırkasına, mantıkçılara ve diğer fen ve ilim erbabına cevaben birçok reddiyeler ile kendisine sorulan fen sorularına verdiği cevapları bildiren risaleleri de vardır.

Heysem
Fizik, astronomi, güneş ve ay sistemleriyle ilgili o kadar çok eseri vardır ki, bunların bir kısmından bastırılarak hazırlanan kitaplar Hıristiyan ve Yahudi aleminde ders kitabı olarak okutulmuştur.
Muhtelif ilim dallarında ortaya koyduğu terimler bugün hala kullanılmaktadır. Astronomideki modern başarıların kaynağı, İbn-i Heysem'in parlak görüş ve teorilerinden kaynaklanmaktadır.
Apollo ile Ay'a inen ilk astronotlar, orada gördükleri muhteşem kraterlere önemli adlar verirken, bir tanesini de İbn-i Heysem olarak isimlendirdiler.







Diğer Eserlerinden Bazıları:
Kitab-ül-Cami' fi Usûl-il-Hisab
El-Muhtasar fi İlm-il-Hendese
Kitabun fihi Rüdûd alel-Felasifet-il-Yunaniyye ve Ulema-il-Kelam
Kitab-ül-Ezlal
Risaletün fi Keyfiyet-ül-Ezlal
Kitabun fi İlm-il-Hendese vel-Hisab
Kitabun fil-Cebri vel-Mukabele
Makaletün fi İstihracı Semt-il-Kıble fi Cami-il-Meskûneti Bicedavilin
Risaletün fi Şerhi İtticah-il-Kıble
Kitabun fi Hayat-il-alem
Kitabu Hey'et-il-alem
Risaletün amil-il-Ayni vel-İbsar
Şerh-ü Mecisti ve Telhisihi
Kitabün fi aletiz-Zıl
Kitab-ut-Tahlili vet-Terkib-il-Hendesiyyin

Asıl Adı: Abū 'Alī al-Hasan ibn al-Hasan ibn al-Haytham
Doğumu: 965- Irak Basra
Vefatı: 1038-1040(?) - Mısır Kahire

Fotoğraf makinesi ve kameranın babası olan İbn-i Heysem, onuncu ve on birinci yüzyıllarda yetişen Müslüman fizik, matematik ve astronomi alimi. İsmi, Hasan bin Heysem, künyesi Ebu Ali’dir. Batı ilim dünyasında Alhazen adıyla tanındı. İbn-i Heysem, 965 (H.354) senesinde Basra şehrinde doğdu. 1038 (H.430) senesinde Kahire’de vefat etti.

Tahsile Basra’da başladı. Zamanının yüksek din ve fen ilimlerini de burada öğrendi Tahsilinin bir kısmını tamamladıktan sonra, Bağdat’a giderek bilhassa; matematik, fizik, mühendislik, astronomi, metalürji gibi fen ilimlerini öğrenip, şöhrete kavuştu. Öğrendiklerini uygulama safhasına koymak için çok gayret gösterdi. Birçok önemli neticeler ve başarılar elde etti. O zaman cehlin içinde bulunan ve karanlık günler yaşayanAvrupa ile diğer yerlere İslam âlemindeki ilim, kültür ve parlak medeniyet ışıklarını sunan binlerce âlimden biri de İbn-i Heysem oldu.
İbn-i Heysem, gözde görme olayının mercekle meydana geldiğini, iki gözün birden aynı şeyi nasıl gördüğünü, ışığın küresel ve parabolik aynalarda yansımasını inceleyerek aydınlığa kavuşturmuştur.
İbn-i Heysem, çağının bütün ilimlerinde oto­riteydi. Fevkalade keskin bir görüş, anlayış, muhakeme ve zekâya sahipti. Aristo ve Batlamyus’un fikirlerini inceleyerek hatalarını gösterdi ve onları inceleyerek Arapçaya tercüme etti. Ayrıca tıp ilminde de derinleşti.Geometriyi mantığa uyguladı. Öklid ve Apellenius’un geometrik ve sayısal metotlarını geliştirdi ve pratik uygulama alanlarını işaret etti. Geometri ve matematiğin inşaatçılıkalanında uygulanmasında katkıda bulundu. Eski medeniyetlerden intikal eden matematik, geometri ve astronomiyi tetkik ederek ilmi tenkitlerini ortaya koydu ve bu sahalarda kendi nazariyelerini geliştirerek ilim alemine sundu. Mesela; Aristo ve Batlemyüste ait olan dünyanın, kâinatın merkezi olduğu şeklindeki görüşleri üzerindeki şüphe ve tereddütlerini ifade etti. Dünya merkezli bir kâinat sisteminin kesin olmayacağını, uzayda daha başka sistemlerin de bulunabileceğini ve güneş sisteminin mevcut olduğunu söyledi. Nitekim İbn-i Heysem’den yüzlerce sene sonra önce, İbn-i Şatır ve Batruci sonra Newton ve Kepler, Güneş sistemi nazariyesini kabullenmişler ve yer kürenin bu sistem içinde bulunduğunu söylemişlerdir.
İbn-i Heysem, optikte gölgenin nasıl meyda­na geldiğine dair bir teori ortaya attı.Fotoğrafın ilk modelini ve karanlık odayı ilk defa o denedi. Gökkuşağının nasıl teşekkül ettiğini ve bunda renklerin meydana gelişini gayet güzel bir şekilde izah etti. Billur küre şeklindeki küçük su taneciklerinden güneş ışığının kırılıp yansıma prensiplerini açıkladı. Özellikle ışığın yansıması konusunda fizik ve optiğe getirdiği yenilikler, altı asır boyunca dünya bilim çevrelerini etkilemiştir.
Özellikle ışığın yansıması konusunda optiğe getirdiği yenilikler, batı bilim dünyasındaAlhazen problemi diye meşhur olmuştur. İbn-i Heysem, ayrıca ışığın şeffaf cisimlerden geçmesi sırasında meydana gelen yansımayı da incelemiştir. İbn-i Heysem bir müddet yer küreyi kuşatan atmosfer tabakasını da inceledi. Atmosfer kalınlığını hesaplamaya çalıştı. Güneş ve Ay’ın ufka yakınken daha büyük görünmelerinde atmosferin tesiriolduğunu fark etti. Yaptığı rasatlarla astronomik tan’ın, güneş ufkun tam 19 derece altındayken başladığını veya bittiğini ve güneş ışınlarının bize atmosferik bir kırılma ve dağılma ile ulaştığını açıkladı. Sabahleyin tam karanlıktan aydınlığa geçişin başladığı bu astronomik tan’a fecr-i sadık denir. İbn-i Heysem, bu anda güneşin irtifaını -19° olarak hesaplamıştır.
İbn-i Heysem’in yüzü aşkın eserlerinin en meşhur ve geniş muhtevalı olanı Kitab-ül-Me­nazir‘dir. Eser, yedi bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümde: Görme olayının keyfiyeti, gözün özellikleri, ışık ve özellikleri, ışığın aydınlatmasının nasıl olduğu, göz ile ışık arasına giren nesneler, gözün anatomik yapısı, gözün faydaları; ikinci bölümde:Görülebilen şeyler, görülmeyi sağlayan sebepler, görülmenin nasıl olduğu, gözün bu şeyleri birbirinden nasıl ayırt edebildiği; üçüncü bölümde: Gözde veya gör­mede meydana gelen yanılmalar ve bunların sebepleri, gözün yanılmasıyla bilgide meydana gelen yanılmalar, düşünce ve araştırmalarda vaki olacak hatalar; dördüncü bölümde:Parlak cisimlerden ışığın yansıması yoluyla gözün bunları görmesi, gözde bunların görüntülerinin meydana gelmesi; beşinci bölümde: Görüntülerin, hayallerin yerleri;altıncı bölümde: ışıkların eşyadan göze yansıması yoluyla görmede meydana gelebilecek yanlışlık ve hatalar, bunların sebepleri düzlem aynalarda, küresel tümsek aynalarda, silindirik tümsek aynalarda, konik tümsek aynalarda, küresel çukur; aynalarda, silindirik çukur aynalarda ve konik çukur aynalarda ışıkların yansıması ve bütün bunlardan dolayı görmede meydana gelebilecek yanılmaları ve değişik görüntüleri;yedinci bölümde: Işınların çeşitli şeffaf cisimlerden geçişi, ışık demetlerinin doğrusal yayılışı, şeffaf cisimlerin içindeki katı cisimlere tesadüf eden ışık huzmelerinin yani demetlerinin kırılıp yansımaları, kırılma olayının incelenmesi ve nasıl meydana geldiği, bundan meydana gelen hatalı görüntüler veya yanlış görme olayları anlatılmaktadır

13 Aralık 2015 Pazar

Türkiye’ye siber ordu lazım

Meltem ERSOY / GAZETE HABERTÜRK
Melih Abdülhayoğlu, Antakya’da doğmuş, ortaokul ve lisede 2 kere sınıfta kalmış, zar zor okulu bitirip üniversite için İngiltere’ye gitmiş ve orada attığı tohumlarla bugün dünyanın en çok satan dijtital sertifikasyon ürününün sahibi olan Comodo’yu kuran kişi. Halka arza hazırlandığı için kendisi rakam söylemiyor ama değerleme yapanlar 2 ilâ 5 milyar dolar arasında rakamlar telaffuz ediyor. Siber güvenlikte dünyanın en önemli şirketlerinden biri haline gelen Comodo’yu 18 ay önce ODTÜ Teknokent’te kurduğu şirketle Türkiye’ye getiren Abdülhayoğlu’nun hedefi büyük: Dünyayı Türk mühendislerine para öder hale getirmek. Yolun zor olduğunu, hatta İngiliz eşinin deyimiyle “dertsiz başına dert aldığını” biliyor. Abdülhayoğlu, Türkiye’nin siber güvenlik karnesini ve Comodo’nun planlarını anlatıyor:
İnternette yüzde 100 güvenlik mümkün mü?
Yüzde 100 güvenlik hiçbir zaman yoktur. Evinizde kapı var, kırılabilir. Ama herkes kıramaz. Güvenlikte yüzde 100 garanti yoktur, sadece olan tehdide göre önlem alırsınız.
"TÜRKİYE KASPERSKY İLE KORUNAMAZ, SAÇMALIK"
Türk kurumlarına ve şirketlerine de hizmet veriyorsunuz, Türkiye’nin siber güvenlikte karnesi nasıl?
Türkiye’nin karnesi bile yok. Karne için okula başlamış olmanız lazım. Bakın dünya yeni bir dünya artık. Şu an internet devriminin içindeyiz. Eskiden havada, denizde, karada savaş olurdu. Buna uzay eklenmişti. Siber de yeni eklenen alan. Ülkelerin kendilerini korumaları gereken 5 alandan biri siber dünya. Türkiye olarak siber güvenlikte çok açığımız var. Artık bir ülkeye zarar vermek için sınırına saldırmazsınız, borsasını bir hafta düşürün, banka sistemini, elektrik sistemini çökertin istediğiniz kaos olur. İnsanoğlu internete çok bağlı. Bu bağlılık aynı zamanda bir zaaf. Korumayı hem kriminal seviyede hem de devletler seviyesinde sağlamak lazım. Kriminal seviyede şirketler üçkâğıtçılığa karşı koruma sağlamalı. Bazen yapılıyor, bazen yapılmıyor. Peki devletler seviyesinde koruma sağlayacak Türk askeri nerede? Bize Türk siber ordusu lazım. Gidip Kaspersky kullanarak Türkiye’ye koruyamazsınız, bu saçmalıktan başka bir şey değil. Rus şirketidir Kaspersky, Rus devletiyle bilgi paylaşıyordur, zorundadır. Her şirket var olduğu ülkenin devletiyle çalışmak zorundadır. Bitti. Soru işareti yok. Biz de bu ekspertizi Türkiye’ye vermeye çalışıyoruz.
"HACKER EKİBİMİZ VAR"
Abdülhayoğlu, “Yetenekli hacker arkadaşları yanımıza alırız, şirketler bizden hizmet istediğinde önce onların açığı nedir, ortaya koymak için bu arkadaşlar araştırma amaçlı ve kontrol altında bu şirketleri hack eder” diye konuşuyor.
"HÜKÜMETLER DE GELİŞMİŞ VİRÜS SATIN ALIYOR"
Virüs satan şirketlerin müşterileri genelde kimler oluyor?
Herkes olabilir. Hatta hükümetler de virüs alır. Hükümetlere virüs satan 2 tane büyük şirket var. Bir tanesi Alman, biri de İtalyan. Gelişmiş virüsler satıyorlar. Wikileaks’te bu şirketlerin görüşmelerinin kayıtları çıktı. Bu adamlar ürünlerini satmak için hükümetlere gidip sunumlar yapıyor, virüslerini anlatıyor. Bu sunumlarda demişler ki “McAfee yakalayamıyor, Symantec yakalayamıyor, Kaspersky yakalayamıyor.” Comodo’yu sorunca da “Comodo’yu geçemiyoruz” demişler. Bu konuşmaların kayıtları Wikileaks’te çıktı. Bu kendi dokümanlarında var. Bu kayıtlar bizim satışlarımıza yaradı tabi.
"SIRF MÜHENDİDS BULAMADIĞIMIZ İÇİN MECBURAN ŞİRKET AÇAÇAĞIZ"
ODTÜ Teknokent’te 18 ay önce şirket kurdunuz, aldığınız yoldan memnun musunuz? Hedefiniz ne?
2.5 yıl öncesine kadar Türkiye ile pek ilgim yoktu. 18 yaşımda ayrıldım Türkiye’den. Her şeyi İngiltere’de öğrendim, 18 yıl yaşadım. Sonra ABD’ye gittim. Bu sürede kendimi tanıtırken teknoloji sektöründe bir Türk’ün olmasını garipseyen tepkilerle karşılaştım. “Ucuz kebap yaparsınız, ucuz tatil yerisiniz ama teknolojiyle alakanız ne?” dediler hep. Hoşuma gitmiyordu. Belki ben bunu değiştirebilirim dedim ve Türkiye’ye yatırıma geldim. Bunun için hükümet, akademi ve sanayinin birlikte çalışması lazım. Bu ekosistemi yaratalım ki Türkiye’den teknoloji malı çıksın. Türkler cep telefonu için ABD’li, televizyon için Japon, araba için Avrupa mühendisine para veriyor. Kimse Türk mühendisine para vermiyor. Portakal satarak mı kalkınacağız? Şirketim açısından baktığımda Türkiye benim için çok ufak bir pazar. Bu pazarda olmasam da olur. Ben Türkiye’ye Türk teknolojisi çıkarıp dünyaya satmak için geldim. Ben dünyaya Türk mühendisine para verdirteceğim, hedefim bu. Korugan’ı böyle yaptık, Almanya’ya sattık. Türkiye’de temel sorun özgüven eksikliği. “Google yapar, Microsoft yapar, biz yapamayız” mantık bu. Ben Türkiye’ye Bayi AŞ diyorum. Birileri yapsın, biz alıp satarız diye bakıyoruz. Şu an Teknokent’te 220 kişiyiz, 200’ü mühendis. Hedefimiz 2 binlerdi, ama mühendis bitti Türkiye’de. Şaka değil, gerçekten bulamıyoruz. Ben bu hafta bunun için Türkiye’ye geldim, satın alma yapacağız mecburen, mühendis sayısını artırabilmek için. Elinde 2-3 bin mühendis olan şirketlerle görüşüyoruz, sadece mühendis için satın alma yapabiliriz.
"ANTİVİRÜS ENDÜSTRİSİ ÜÇKÂĞITÇI"
 Antivirüs endüstrisi tam güvenlik sağlayabilir mi?
Bugün antivirüs endüstrisi olarak bilinen endüstri çok kötü ve pazarlamaya dayanan bir endüstri. Sizi koruyamayacak olan, ama size “Ben sizi koruyabilirim” diyen bir endüstri. Onun için standardı ve garantisi yok, pazarlamanın beyin yıkaması var. Antivirüs sizi korumaz, siz enfekte olduktan sonra olan enfeksiyonu temizler. Yani reaktif bir teknoloji. Bence antivirüs endüstrisi üçkâğıtçı. Oysa biz sizi koruyabiliriz.
Sizin farkınız ne?
Ben virüssüzlük garantisi veriyorum Diyorum ki, “Para konuşur, enfekte olursanız paranızı vereceğim.” Koruma pazarını değiştiriyoruz. Bizimki antivirüs değil, yeni bir teknoloji. Bu sayede de 85 milyon bireysel, 600 binin üzerinde kurumsal müşterimiz var.
3 ŞEHİR EFSANESİNİ YANITLADI
- Hacker’lar mahkemeye verilmiyor, işe alınıyor.
“Doğru ama şöyle: Hacker olmak çok zor değil. Bazı araçları (tool) kullanarak çok kolay hack yapabilirsiniz. Biz o araçları kullanan değil, yazan arkadaşları isteriz.”
- Apple ürünü Mac’lere virüs bulaşmaz.
“Yanlış, internete bağlı her yere virüs bulaşabilir. Mac’ler sırf az kişide olduğu, hacker’ların ağzını sulandırmadığı için saldırmakla pek kimse uğraşmıyor.”
- Antivirüs programları bilgileri hükümete verir.
“Doğru, her antivirüs şirketi hangi hükümetle çalışıyorsa bilgilerinizi paylaşır, buna mecburdur. Kaspersky ise Rus, McAfee ise ABD’de vardır bilgileriniz. ”
"OKULDA 2 KERE SINIFTA KALDIM"
Abdülhayoğlu, “Çok kötü bir öğrenciydim, her yıl 6 zayıf getirirdim. Ortaokul ve lisede 2 kere sınıfta kaldım. Ama eve gidip elektronik devre yapardım. Bana uygun ekosistemi İngiltere’de buldum” diye konuşuyor.

14 Ekim 2015 Çarşamba

Bilim, Sanayi ve Teknolojide geldigimiz üst seviye

Türkiye'nin savunma sanayisinde yerlilik oranının, AK Parti'nin iktidara geldiği dönemde yüzde 24 seviyesinde olduğunu anlatan Işık, bugün bu rakamın yüzde 60'lara yükseldiğini bildirdi. 
Işık, şu anda yaklaşık 2 milyar dolarlık savunma sanayisi ihracatı gerçekleştirildiğini kaydederek, bunun 547 milyon dolarının ABD'den geldiğine dikkati çekti. ABD'ye silah satılıyor olmasının, Türkiye'nin savunma sanayisinde geldiği noktayı gösterdiğine işaret eden Işık, Malezya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Pakistan gibi dost ülkelere de ihracat yapıldığını ifade etti. Türkiye'nin, büyük ambargolar ve terörle mücadelede sınırlamalarla karşılaştığını dile getiren Işık, "Türkiye artık bölgede 'düşmana korku, dosta güven' veren bir savunma sanayisine ulaşmak için emin adımlarla yürüyor" diye konuştu.
"TERÖRLE MÜCADELERDE TEKNOLOJİ KULLANIMINA YOĞUNLUK VERDİK"
Savunma sanayisi projeleri hakkında bilgi veren Işık, Türkiye'nin, F35 uçaklarına ABD dışında ilk defa silah montajı yapan ülke olacağını söyledi. Dünyada 'iki başlıklı nüfus edici bomba'larda da en başarılı örneğin Türkiye'de olduğunu vurgulayan ışık, "Bundan sonra terör örgütleri düşünsün, hava bombardımanı olduğu zaman 'mağarama girerim, bombardıman bitince çıkarım' diye bir şey olmayacak. Nüfus edici bombanın birinci başlığı 2 metre kalınlığındaki betonu delebiliyor, ikinci başlığı ise delinen duvarın arkasındaki hedefi vuruyor. Artık teröristler mağarada bile güvende olmayacak" ifadelerini kullandı.
Işık, son dönemde terörle mücadelede teknolojinin kullanımına yoğunluk verdiklerini ve bundan sonraki dönemde de bu konuya daha fazla odaklanacaklarını anlatarak, şöyle devam etti:
"23 Temmuz'da başlayan operasyonlardan hemen sonra TÜBİTAK, Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve diğer kurumlarla 'el yapımı patlayıcı tespitine ve imhasına' yönelik bir çalışma başlattık. Projeyle bombalar, mayınlar, tuzaklar ve el yapımı patlayıcılar uzaktan tespit ve imha edilebilecek. Terörün minimize edilmesi ve olayların önceden tespit edilip engellenebilmesi için el yapımı patlayıcıların tespitinden, haberleşmenin önceden belirlenmesine kadar pek çok teknolojik çalışmayı ilgili devlet kurumlarıyla birlikte yapıyoruz."
"YENİ BİR DENİZALTI PROJESİNE BAŞLADIK"
Işık, devam eden savunma sanayisi projeleri hakkında da bilgi verdi. Türkiye'nin ilk milli ana muharebe tankı Altay'ın, seri üretimine 2017 yılında başlanacağını ve ilk etapta 250 tank üretileceğini bildiren Işık, Havuzlu Çıkarma Gemisi'nin de (LPD) 2021 yılında teslim edileceğini belirtti. Yeni bir denizaltı projesinin başladığına da değinen Işık, 30-40 gün su altında kalınmasını sağlayacak hidrojen yakıt teknolojisinin de TÜBİTAK'ta geliştirildiğini ifade etti. 
İnsansız hava aracı (İHA) sayısını artıracaklarını kaydeden Işık, şu anda İHA'lara BOZOK füzelerini yerleştirme çalışmalarının sürdürüldüğünü söyledi. İHA'ların terörle mücadelede daha etkin kullanımıyla ilgili olarak da özel bir çalışma yaptıklarına dikkati çeken Işık, projeyi 2017'de bitirmeyi hedeflediklerini dile getirdi.
"TERÖRE UYDU TAKİBİ"
Işık, GÖKTÜRK 2 uydusunun 2,5 günde bir Kandil'in üzerinden geçerek, fiziki farklılaşma olup olmadığını tespit ettiğini anlattı. Yazılımın fotoğraf aldığını ve 2,5 gün önceki fotoğrafla karşılaştırarak, farklılıklara işaret ettiğini vurgulayan Işık, şöyle konuştu:
"Sonraki süreçte farklılıkların ne anlama geldiği, istihbarat uzmanlarınca değerlendirilerek tespit ediliyor. 23 Temmuz'da başlayan operasyonlarda hedefler yüzde 99 küsur isabetle vuruldu. Çünkü artık kendi teknolojimizi istihbarat toplama ve terörle mücadelede çok daha yoğun kullanıyoruz. Bu kapsamda yeni bir projeye daha çalışıyoruz. GÖKTÜRK 2 uydusunu, metre altı çözünürlükte, GÖKTÜRK 3 uydusuyla geliştireceğiz. Böylece metre altı çözünürlükte, her türlü hava şartlarında yerden 1 metrenin altında çözünürlükte görüntü almasını sağlayacak yeni bir uydu üretmiş olacağız."
Işık, TÜRKSAT 6A projesinin fiilen başladığını ve 2019'un sonunda tamamen yerli imkanlarla üretilmiş olacağını ve uzaya gönderileceğini sözlerine ekledi.

TRJet uçaklarında kullanılacak PW306B motorlarının yükseltilmesi ve tedariki için Pratt & Whitney Canada (P&WC) şirketiyle anlaşma sağlandı.
Şirketten yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin ilk bölgesel uçağının oluşturulmasına giden süreçte yeni bir adım atıldı.
Taraflar arasında imzalanan mutabakat zaptı, TRJet'in 328 uçaklarının üretimine yeniden başlama girişiminde önemli ortaklarından biri olan ve bu uçakların mevcut tip sertifikasını elinde bulunduran Sierra Nevada Corporation'ın (SNC) Almanya merkezli iştiraki 328 Support Services GmbH (328) firmasını da içeriyor.
TRJet yöneticilerinden Cem Uğur yaptığı açıklamada, "Uçak motoru tasarımı, üretimi ve servis hizmeti konusunda bir dünya lideri olan P&WC ile TRJet arasındaki işbirliği, 328 ve 628 serisi uçakların arkasındaki etkinliği kanıtlanmış teknolojiyi ve havacılık uzmanlığını gösteriyor" değerlendirmesinde bulundu.
328 Support Services GmbH Genel Müdürü Dave Jackson da yapılan kapsamlı pazar araştırmalarının bu uçaklara duyulan ihtiyacın sadece Türkiye'deki yerli pazarla sınırlı olmadığını gösterdiğini ifade etti. Jackson, yolcu kapasitesi 50'nin altında olup, yeterli hizmet verilemeyen pazarlarda bölgesel ve uluslararası ölçekte giderek artan bir talep bulunduğunu belirtti. 
İMALAT PROGRAMININ İLK ADIMI 
TRJet'in 32 yolcu kapasitesine sahip 328 serisi uçaklarında kullanılacak olan PW306B motorların çalışmalarına 2016'da P&WC’nin Longueuil, Quebec'teki tesislerinde başlanacak. Böylece TRJ328 uçağının üretiminin tamamlanarak ilk uçuşunu 2019'da yapmasıyla sonuçlanacak imalat programının ilk adımı atılmış olacak.
Bu arada, T328 uçakları için turboprop motor üretme çalışmaları da eş zamanlı olarak devam edecek. Bu çalışmalarla aynı zamanda, yeni 628 serisi uçakların tasarım çalışmaları da başlatılacak. Baştan sona yeni bir tasarımın ürünü olacak bu uçaklar Türkiye'nin ilk yerli tasarım yolcu uçağı olma niteliği taşıyacak. 628 serisinin ilk uçuşunu Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yıldönümü şerefine 2023'te gerçekleştirmesi bekleniyor. 
Halihazırda dünyanın 85 ülkesinde sertifikalandırılmış olan D328 modeli ABD, İsviçre, Almanya, Birleşik Krallık ve Danimarka gibi ülkelerde halen kullanılıyor. 328 turboprop ve jet modelleri, çok yönlü ve dayanıklı yapısı ve geniş kabin konforuyla sektörde değerli ve maliyet etkin bir oyuncu olarak biliniyor.

6 Ekim 2014 Pazartesi

Isınma sorununa en büyük çözüm Türk'lerden



Gelişen teknoloji ile performansları arttırılan bilgisayarların ve server (sunucu bilgisayar) sistemlerinin en büyük problemi sıcaklık ve soğutma yöntemleri. Sıcaklığı artan bilgisayarlar genelde klasik olarak hava ile soğutuluyor. Yıllardır kullanılan bu klasik yöntem bilgisayarların içerisinde çok miktarda tozun girmesine, cihazı soğutmak için sürekli enerji tüketimine, fanların tozdan dolayı aşırı ses çıkarmasına, sıcaklık yüzünden cihazın tam performanslı çalışmamasına sebep oluyor.
Türkiye'de bir ilke imza atan Melih Aksoy isimli girişimci, suya karıştırdığı elektriği iletmeyen bir sıvı ile bilgisayar ve server sistemlerinin soğutma işlemini gerçekleştiriyor. Aksoy, yeşil teknoloji firması çalışanlarıyla geliştirdikleri sıvı sayesinde soğutma maliyetini minimuma indiriyor. Bilinen su ile soğutma yönteminden farklı olarak bilgisayarı veya server sistemlerini bu sıvının içerisine daldırarak çalışması sağlanıyor. Böylece cihazdaki sıcaklık sıvının içinde dağılarak bilgisayarın daha istikrarlı, sessiz ve güvenli çalışmasını sağlıyor. Elektriği iletmeyen bu sıvı sayesinde, soğutulan sistemler düşük soğutma maliyeti ve enerji tasarrufuna sahip oluyor. Bu sıvı ile soğutulan sistemler klasik soğutma yöntemlerine göre yüzde 50 daha az enerji harcıyor.
"ÖNCE HAYAL ETTİK, SONRA GERÇEKLEŞTİRDİK"
Çocukluğundan beri teknolojiye olan yatkınlığından bahseden Yeşil Teknoloji çalışanı Melih Aksoy, "4 yıldır bilgisayar sistemleri üretiyoruz. Biz normalde bilgisayar sistemleri yapan bir ekibiz. Yaptığımız bu sistemlerde soğutma için çok fazla enerji zayiatı olduğunun farkına vardık. Amerika'dan 90 bin dolara satın aldığımız soğutma sistemlerinin, Türkiye'de çok ciddi bir cari açığa sebep olduğunu gördük. Biz bu bilgisayar sistemlerini daha ucuz, daha basit ve kendi üretimimizle nasıl soğuturuz diye düşündük. Daha önceleri hayal ettiğimiz, elektronik cihazları bir sıvının içerisine daldırmak suretiyle nasıl soğuturuz fikrini düşündük. Araştırmalarımızın neticesinde soğutma işlemini bu şekilde yaptık. Cihazı elektrik iletmeyen bir sıvının içerisine koyarak soğutuyoruz. Mevcut server bilgisayar sistemlerinde odayı değil sadece kabinin içerisindeki sıvıyı soğutarak bu işi daha basite indirdik" dedi.
ENERJİ KULLANIMINDA YÜZDE 50 TASARRUF
Kendi sistemlerinin diğer soğutma sistemlerinden farklı yönlerini anlatan Aksoy sözlerine şöyle devam etti: "Bizim sistemimizin en büyük avantajı enerji sarfiyatındaki düşüklük, dışa bağımlılıktan kurtarmak ve sıfır bakım maliyeti. Bizim sistemimiz ile kurulmuş bir bilgisayar sistemi 2 yıl içerisinde maliyeti amorti ediyor. Ondan sonraki yıllarda ise her yıl enerjiyi kullanımda yüzde 50 kar ediyor. Bizim sistemimizde kullanılan cihazların bakım yapma gibi bir maliyeti yok. Çünkü toz, nem ve hava ile teması olmadığı için, korozyon (oksitlenme, paslanma) hiçbir şekilde üzerinde olmuyor. Cihazı sıvının içerisinden çıkardığınız zaman sanki fabrikadan çıkmış gibi tertemiz görünüyor. Bu cihazın daha verimli çalışmasına sebep oluyor. Sıvının içerisindeki cihazları yakacak kadar sıvı ısınamaz bu yüzden güvenli bir sistem. Bireysel kullanıcılar içinde bir çalışma yaptık ve bilgisayar hariç bin Türk Lirası gibi bir fiyata bu sistemi yapıyoruz. Bu projeyi geliştirmek için desteğe ihtiyacımız var. Bu konu çok önemli devletin bu mesele ile ilgilenmesi gerekiyor"