internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
internet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2015 Pazar

Türkiye’ye siber ordu lazım

Meltem ERSOY / GAZETE HABERTÜRK
Melih Abdülhayoğlu, Antakya’da doğmuş, ortaokul ve lisede 2 kere sınıfta kalmış, zar zor okulu bitirip üniversite için İngiltere’ye gitmiş ve orada attığı tohumlarla bugün dünyanın en çok satan dijtital sertifikasyon ürününün sahibi olan Comodo’yu kuran kişi. Halka arza hazırlandığı için kendisi rakam söylemiyor ama değerleme yapanlar 2 ilâ 5 milyar dolar arasında rakamlar telaffuz ediyor. Siber güvenlikte dünyanın en önemli şirketlerinden biri haline gelen Comodo’yu 18 ay önce ODTÜ Teknokent’te kurduğu şirketle Türkiye’ye getiren Abdülhayoğlu’nun hedefi büyük: Dünyayı Türk mühendislerine para öder hale getirmek. Yolun zor olduğunu, hatta İngiliz eşinin deyimiyle “dertsiz başına dert aldığını” biliyor. Abdülhayoğlu, Türkiye’nin siber güvenlik karnesini ve Comodo’nun planlarını anlatıyor:
İnternette yüzde 100 güvenlik mümkün mü?
Yüzde 100 güvenlik hiçbir zaman yoktur. Evinizde kapı var, kırılabilir. Ama herkes kıramaz. Güvenlikte yüzde 100 garanti yoktur, sadece olan tehdide göre önlem alırsınız.
"TÜRKİYE KASPERSKY İLE KORUNAMAZ, SAÇMALIK"
Türk kurumlarına ve şirketlerine de hizmet veriyorsunuz, Türkiye’nin siber güvenlikte karnesi nasıl?
Türkiye’nin karnesi bile yok. Karne için okula başlamış olmanız lazım. Bakın dünya yeni bir dünya artık. Şu an internet devriminin içindeyiz. Eskiden havada, denizde, karada savaş olurdu. Buna uzay eklenmişti. Siber de yeni eklenen alan. Ülkelerin kendilerini korumaları gereken 5 alandan biri siber dünya. Türkiye olarak siber güvenlikte çok açığımız var. Artık bir ülkeye zarar vermek için sınırına saldırmazsınız, borsasını bir hafta düşürün, banka sistemini, elektrik sistemini çökertin istediğiniz kaos olur. İnsanoğlu internete çok bağlı. Bu bağlılık aynı zamanda bir zaaf. Korumayı hem kriminal seviyede hem de devletler seviyesinde sağlamak lazım. Kriminal seviyede şirketler üçkâğıtçılığa karşı koruma sağlamalı. Bazen yapılıyor, bazen yapılmıyor. Peki devletler seviyesinde koruma sağlayacak Türk askeri nerede? Bize Türk siber ordusu lazım. Gidip Kaspersky kullanarak Türkiye’ye koruyamazsınız, bu saçmalıktan başka bir şey değil. Rus şirketidir Kaspersky, Rus devletiyle bilgi paylaşıyordur, zorundadır. Her şirket var olduğu ülkenin devletiyle çalışmak zorundadır. Bitti. Soru işareti yok. Biz de bu ekspertizi Türkiye’ye vermeye çalışıyoruz.
"HACKER EKİBİMİZ VAR"
Abdülhayoğlu, “Yetenekli hacker arkadaşları yanımıza alırız, şirketler bizden hizmet istediğinde önce onların açığı nedir, ortaya koymak için bu arkadaşlar araştırma amaçlı ve kontrol altında bu şirketleri hack eder” diye konuşuyor.
"HÜKÜMETLER DE GELİŞMİŞ VİRÜS SATIN ALIYOR"
Virüs satan şirketlerin müşterileri genelde kimler oluyor?
Herkes olabilir. Hatta hükümetler de virüs alır. Hükümetlere virüs satan 2 tane büyük şirket var. Bir tanesi Alman, biri de İtalyan. Gelişmiş virüsler satıyorlar. Wikileaks’te bu şirketlerin görüşmelerinin kayıtları çıktı. Bu adamlar ürünlerini satmak için hükümetlere gidip sunumlar yapıyor, virüslerini anlatıyor. Bu sunumlarda demişler ki “McAfee yakalayamıyor, Symantec yakalayamıyor, Kaspersky yakalayamıyor.” Comodo’yu sorunca da “Comodo’yu geçemiyoruz” demişler. Bu konuşmaların kayıtları Wikileaks’te çıktı. Bu kendi dokümanlarında var. Bu kayıtlar bizim satışlarımıza yaradı tabi.
"SIRF MÜHENDİDS BULAMADIĞIMIZ İÇİN MECBURAN ŞİRKET AÇAÇAĞIZ"
ODTÜ Teknokent’te 18 ay önce şirket kurdunuz, aldığınız yoldan memnun musunuz? Hedefiniz ne?
2.5 yıl öncesine kadar Türkiye ile pek ilgim yoktu. 18 yaşımda ayrıldım Türkiye’den. Her şeyi İngiltere’de öğrendim, 18 yıl yaşadım. Sonra ABD’ye gittim. Bu sürede kendimi tanıtırken teknoloji sektöründe bir Türk’ün olmasını garipseyen tepkilerle karşılaştım. “Ucuz kebap yaparsınız, ucuz tatil yerisiniz ama teknolojiyle alakanız ne?” dediler hep. Hoşuma gitmiyordu. Belki ben bunu değiştirebilirim dedim ve Türkiye’ye yatırıma geldim. Bunun için hükümet, akademi ve sanayinin birlikte çalışması lazım. Bu ekosistemi yaratalım ki Türkiye’den teknoloji malı çıksın. Türkler cep telefonu için ABD’li, televizyon için Japon, araba için Avrupa mühendisine para veriyor. Kimse Türk mühendisine para vermiyor. Portakal satarak mı kalkınacağız? Şirketim açısından baktığımda Türkiye benim için çok ufak bir pazar. Bu pazarda olmasam da olur. Ben Türkiye’ye Türk teknolojisi çıkarıp dünyaya satmak için geldim. Ben dünyaya Türk mühendisine para verdirteceğim, hedefim bu. Korugan’ı böyle yaptık, Almanya’ya sattık. Türkiye’de temel sorun özgüven eksikliği. “Google yapar, Microsoft yapar, biz yapamayız” mantık bu. Ben Türkiye’ye Bayi AŞ diyorum. Birileri yapsın, biz alıp satarız diye bakıyoruz. Şu an Teknokent’te 220 kişiyiz, 200’ü mühendis. Hedefimiz 2 binlerdi, ama mühendis bitti Türkiye’de. Şaka değil, gerçekten bulamıyoruz. Ben bu hafta bunun için Türkiye’ye geldim, satın alma yapacağız mecburen, mühendis sayısını artırabilmek için. Elinde 2-3 bin mühendis olan şirketlerle görüşüyoruz, sadece mühendis için satın alma yapabiliriz.
"ANTİVİRÜS ENDÜSTRİSİ ÜÇKÂĞITÇI"
 Antivirüs endüstrisi tam güvenlik sağlayabilir mi?
Bugün antivirüs endüstrisi olarak bilinen endüstri çok kötü ve pazarlamaya dayanan bir endüstri. Sizi koruyamayacak olan, ama size “Ben sizi koruyabilirim” diyen bir endüstri. Onun için standardı ve garantisi yok, pazarlamanın beyin yıkaması var. Antivirüs sizi korumaz, siz enfekte olduktan sonra olan enfeksiyonu temizler. Yani reaktif bir teknoloji. Bence antivirüs endüstrisi üçkâğıtçı. Oysa biz sizi koruyabiliriz.
Sizin farkınız ne?
Ben virüssüzlük garantisi veriyorum Diyorum ki, “Para konuşur, enfekte olursanız paranızı vereceğim.” Koruma pazarını değiştiriyoruz. Bizimki antivirüs değil, yeni bir teknoloji. Bu sayede de 85 milyon bireysel, 600 binin üzerinde kurumsal müşterimiz var.
3 ŞEHİR EFSANESİNİ YANITLADI
- Hacker’lar mahkemeye verilmiyor, işe alınıyor.
“Doğru ama şöyle: Hacker olmak çok zor değil. Bazı araçları (tool) kullanarak çok kolay hack yapabilirsiniz. Biz o araçları kullanan değil, yazan arkadaşları isteriz.”
- Apple ürünü Mac’lere virüs bulaşmaz.
“Yanlış, internete bağlı her yere virüs bulaşabilir. Mac’ler sırf az kişide olduğu, hacker’ların ağzını sulandırmadığı için saldırmakla pek kimse uğraşmıyor.”
- Antivirüs programları bilgileri hükümete verir.
“Doğru, her antivirüs şirketi hangi hükümetle çalışıyorsa bilgilerinizi paylaşır, buna mecburdur. Kaspersky ise Rus, McAfee ise ABD’de vardır bilgileriniz. ”
"OKULDA 2 KERE SINIFTA KALDIM"
Abdülhayoğlu, “Çok kötü bir öğrenciydim, her yıl 6 zayıf getirirdim. Ortaokul ve lisede 2 kere sınıfta kaldım. Ama eve gidip elektronik devre yapardım. Bana uygun ekosistemi İngiltere’de buldum” diye konuşuyor.

28 Temmuz 2015 Salı

Keşke daha fazla verebilsek

Türkiye'nin en büyük online yemek siparişi sitesi olan Yemeksepeti'ni geçtiğimiz aylarda 589 milyon dolara Almanlar'a satan Nevzat Aydın, payına düşen paranın 27 milyon dolarını çalışanlarına dağıtmış.
2001 yılında kurduğu ve Türkiye'nin ilk garaj şirketlerinden biri olan Yemeksepeti'ni Delivery Hero'ya 589 milyon dolara (1 milyar 596 milyon TL) satan CEO Nevzat Aydın, bu satış ile Türkiye tarihinin en büyük internet satın alımına da imza attı.
Satış sonrası Hürriyet'ten Ayşe Arman'a konuşan Nevzat Aydın, milyonlarca çalışanı kıskandıracak bir detayı da paylaştı.
Arman'ın "Bu paranın hepsi benim olsaydı!" dediğiniz olmadı mı? şeklindeki soruya ''Hayır. Tam tersi, kazandığımız paranın 27 milyon dolarını, 114 çalışanımızla paylaştık.'' diyen Aydın, bu açıklama üzerine gelen sorulara ise şu şekilde cevap verdi.
-Ciddi misiniz?
-Hem de çok. Kötü örnek olduk başka patronlara. Bizden nefret edecekler. Ama durum bu. Hiçbir sözümüz, yükümlülüğümüz olmamasına rağmen, şirketin bu satıştan elde ettiği paranın 27 milyon dolarını çalışanlarla paylaşıyoruz.
-Alan şirket mi veriyor bu parayı? Siz, kendi kazandığınızı mı paylaşıyorsunuz?
-Kendi kazandığımızı dağıtıyoruz. Vergisi ödenmiş bir şekilde. Bu, Türkiye'de bir ilk bu arada.
-Neden böyle bir şey yapıyorsunuz?
-Çünkü ortada bir başarı varsa, bunu hep beraber gerçekleştirdik.
-Peki "Arkadaşlar sizlere, 27 milyon doları prim olarak paylaştıracağız!" dediğinizde naptı insanlar, nasıl tepki gösterdiler?
-Ağlayanlar, mektup yazanlar, çığlık atanlar... Duygulu şeyler yaşandı tabii. Çünkü insanların hayatını etkiliyorsunuz. İnsanlar ev alabiliyor, araba alabiliyor. Öbür türlü 3-5 bin lirayla ya da 7 bin lira maaşla, hayat boyu yapamayacakları bir- takım şeyleri, bu kadar yüksek rakamlarla bir anda gerçekleştirebiliyor. İyi bir şey.
Keşke daha fazla verebilsek...

19 Nisan 2014 Cumartesi

Hükümetten 'ttt' adımı geliyor

Hükümet, internet ve sosyal medya ile ilgili iki önemli adım atacak. Bunlardan ilki Türkiye'nin kendi internet sistemini kurması olacak. Türkiye'nin "www" sisteminden çıkıp örneğin "ttt" gibi kendi "alan adresini" oluşturması için hazırlık başladı. ABD'nin dinleme skandalı ve internet üzerinden tüm dünyayı takip ettiğine ilişkin bilgilerin ortaya çıkması, Twitter ve Youtube gibi sosyal medya ile yaşanan sıkıntılar dünyada olduğu gibi Türkiye'de de yeni arayışlar başlattı. Hükümetin, Türkiye'nin kendi internet sistemini kurması için kolları sıvadığı bildirildi. Türkiye'nin "www" sisteminden çıkıp kendi geliştirdiği sistemi kurması için hazırlık yaptığı öğrenildi. 

YENİ BİR SİSTEM 
"www" sistemine "alan adresi " de deniliyor. Bu sistemi ABD geliştirdiği için internet üzerinden devletlerin en gizli belgeleri, vatandaşlarla ilgili tüm bilgilere ulaşmak mümkün olabiliyor. Almanya ve Fransa başta olmak üzere AB üyesi birçok ülke alternatif bir sistem geliştirilmesi için uzun süredir çalışıyor. 

KONVANSİYON KURULSUN
Türkiye, sosyal medya ile ilgili uluslararası bir konvansiyon oluşturulmasını istiyor. Bu konvansiyonda sosyal medyaya ilişkin kurallar yer alacak. Ülkelerin ve şirketlerin nerelere uyup uymayacakları yazılacak. Bir nevi sosyal meydanın anayasası gibi olacak. Böylece bugün Facebook, Twitter gibi firmalar ile yaşanan sorunlar ortadan kalkacak. Ülkeleri ve şirketleri bağlayıcı kuralları herkes uymak durumunda kalacak.

1 Nisan 2014 Salı

İstanbul'da ücretsiz internet dönemi


İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

'İstanbul Büyükşehir Belediyesi, vatandaşımızın yoğun olarak bulunduğu meydanlardan başlayarak İstanbul'un birçok noktasında ücretsiz kablosuz internet hizmeti vermeye başladı. Ücretsiz internetten faydalanmak için cep telefon numarası sisteme girilerek alınacak bir SMS şifresiyle sisteme kayıt olunacak. Alınacak şifreyle ücretsiz internet kullanımı mümkün olacak.'

ÜCRETSİZ İNTERNET VERİLEN YERLER

1- Taksim Meydanı ve İstiklal Caddesi(Galatasaray Lisesi)
2- Sultanahmet Meydanı
3- Eminönü Meydanı
4- Beşiktaş Meydanı
5- Kadıköy Meydanı
6- Üsküdar Meydanı
7- Sultanbeyli Meydanı
8- Beyazıd Meydanı
9- Mecidiyeköy Meydanı ve Cevahir Önü
10- Miniatürk/İBB Bilgilendirme Çadırı
11- Saraçhane Parkı
12- Emirgan Korusu
13- Hidiv Kasrı korusu
14-Aksaray Meydanı
15- Bakırköy Meydanı
16- Beylikdüzü Meydanı
17- Eyüp Meydanı
18- Kartal Meydanı
19- Sarıyer İBB İletişim Noktası
20- Avcılar İBB İletişim Noktası
21- Şirinevler Meydanı
22- Pierre Lotti Tepesi
23- Anadolu Hisarı İskelesi
24- Dragos Sosyal Tesisler Çevresi
25- Galata Kulesi ve Yakın Çevresi
26- Alibeyköy Cep Otogarı
27- Bayrampaşa Otogar

11 Şubat 2014 Salı

Internet ve Özgürlükler


İnternetin ölüm tarihini ilan etmişlerdi.
Sanal alemde bir mezar taşı hazırlayıp, üstüne 22 Ağustos 2011 yazdılar mı hatırlamıyorum ama pankartlar hazırlayıp, eylem yapmışlardı.
'İnternetime dokunma!'
Öyle bir afra, öyle bir tafra ki sormayın gitsin.
'Badem bıyıklı internete hayır' diye yürüyorlardı.
'Kitapları toplatan, interneti kapatan hükümet istifa' diyorlardı.
Bu işte en çok da 'hükümet istifa' bölümü hoşlarına gidiyordu.
Öyle ki, 'Pornoma dokunma' diye pankart açtıkları bile oldu.
Söz konusu özgürlükleri olunca her şey teferruattı.
Eğer Ağustos ayına değil de Mayıs ayına denk gelse, 'İnternetime dokunma' der, Atatürk'ü 19 Mayıs'ta, Samsun'a çıkarırlardı.
Bunca toz duman niçin kaldırılmış, bunca gürültü niye koparılmıştı?
Aile ve çocukları cinsel içerikli zararlı yayınlardan korumak isteyen internet kullanıcıları için BTK tarafından hazırlanan paketleri, isteyen kişinin ücretsiz olarak alıp, bilgisayarına yüklemesiyle ilgiliydi.
İsteyen alır kullanır, isteyen kullanmazdı yani.
Yasal bir zorunluluk yoktu. Zaten isteyen aldı, istemeyen almadı.
34 milyon internet abonesi içinden şimdiye kadar 6 milyon kişi bu paketlerden yararlandı.
Bu düzenleme 3 yıldır yürürlükte biri çıkıp da, 'Benim özgürlüğümü kısıtladı' demedi.
Cinsel içerikli siteye mi gireceksin bu paketi yüklemezsin yüklediysen de kaldırırsın o kadar.
Bunun özgürlüklerle ne alakası var?
İşin özü şuydu?
Servis sağlayıcılar başına buyruk at koşturduğu ve birileri de internet üzerinden siyaseti dizayn etmenin planlarını yaptığı için, bu tür düzenlemelerde çok bağırmak suretiyle ön almaya çalışıyorlardı.
Adını da özgürlükler koymuşlardı.
Hayatınız askeri vesayete esas duruşta durmakta, yasakların bekçiliğinde, darbelerin şakşakçılığını yapmakla geçmiş.
Özgürlükler kim, siz kim?
Hani siz Atatürk'e hakaret gerekçesiyle youtube erişimi 2 yıla yakın bir süre engellemiştiniz.
İnternet yasasıyla ilgili yeni düzenlemeye de eski gerekçelerle karşı çıkıyorlar.
Niye?
Çünkü internette yayınladıkları kasetle Deniz Baykal'ı tasfiye edip, CHP'yi dizayn ettiler.
Baykal'ı götüren kaset Kılıçdaroğlu'nu getirdi.
Ancak bu kaset işinin içinde CHP'den kimlerin yer aldığı bir türlü ortaya çıkarılmadı.
MHP Genel Başkan yardımcılarına yönelik kasetlerle, 11 Haziran seçim sonuçları üzerinde etkili olmaya çalıştılar.
Kısmen de başarılı oldular.
Soruşturmalar açıldı ama bir arpa boyu yol alınamadı. Baykal kasetleri ile MHP kasetlerini yurtdışına çıkaran şahıs her nedense tespit edilemedi.
MHP kasetleri gündeme geldiğinde Devlet Bahçeli, 'İbrahim Faruk Bayındır kimdir' diye sormuştu.
Bayındır ise görüntülerle ilgisinin olmadığını belirtip, Bahçeli hakkında 50 bin liralık tazminat davası açacağını duyurmuştu.
Daha sonra MHP kasetlerinin yayınlandığı sitenin Bayındır'ın hesabından alındığı iddiası gündeme gelince, AK Parti İstanbul İl Başkanlığı Küçükçekmece Belediye Meclis üyesi olan İbrahim Faruk Bayındır'ı partiden ihraç etmişti.
Sonuç ne oldu bilmiyoruz.
Sık sık Amerika'ya gittiği söylenen Bayındır'la ilgili bir soruşturma açıldı mı ondan da haberimiz yoktur.
Yargı bu tür ilişkileri aydınlatamadığı için yeni kasetler konusunda hangi isim gündeme gelecek merakla bekliyoruz.
Ama artık şunu çok iyi biliyoruz.
İki grup var.
1- Özgürlüklere ve özel hayatın gizliliğine olan inancı nedeniyle internet yasası hakkında kaygısı olanlar. Ulaştırma Bakanı bu kesimlerin varlığını ciddiye alıp, TV yayınlarına çıkıp, bu kesimleri aydınlatması gerekiyor. Tabii eğer bunun gereğine inanan bir Ulaştırma Bakanımız varsa?
Çünkü internet üzerinden çok önemli bir algı operasyonu yürütülüyor.
2-İnternet yasasıyla ilgili kampanyayı yürüten organize yapının esas hedefi ne özgürlükler ne de porno görüntülerinin serbestçe dolaşımı.
Onlar Erdoğan'ı tasfiye etmek için kaset ve yasa dışı dinlemelerden bir arşiv oluşturmuşlar. Sorun en etkili silah olarak gördükleri arşivlerini etkili bir şekilde kullanamamak...
Yoksa mevcut yasa 2007 yılında çıkarılmış. O zaman 4 milyon internet abonesi olan Türkiye'de bugün 34 milyon abone, 50 milyon kullanıcının bulunduğu bir noktaya ulaşılmış.
O günkü yasada hapis cezası yer aldığı için servis sağlayıcıları Türkiye'ye gelemiyordu. Yeni düzenleme ile hapis cezası kaldırılıyor. Sadece ve sadece özel hayatın gizliliği söz konusu olduğunda TİB Başkanı 4 saat içinde erişimi engelleyecek. Sonra 24 saat içinde mahkeme kararı gelecek.
4 saat içinde istediğiniz görüntüyü servis edersiniz. Sizin açınızdan bir sorun yok.
O görüntülerin bir suretini zaten başından beri dışarıda muhafaza ediyordunuz?
Fiber sistem dedim, paralel arşiv, 'bulutta' dedim. Siz ne dediğimi anladınız?