özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2014 Cuma

Misafir Titizyan kardeşler


YAYLADAĞI ve sınırın hemen karşısındaki Suriyeli komşusu Keseb’i birbirinden ayırmak mümkün değil. Aynı dağın yamacındalar. Sanki sınır çizgisi elinden geleni yapmış da, onları ayıramamış gibi. Geçtiğimiz hafta Keseb’den Yayladağı’na düşen top mermisi bir camiye isabet etmişti. Camii kasabanın tam içinde ve harâbe hâlde. Yetkililer son bir hafta içinde bu bölgeye 60 top mermisi ve roket düştüğünü söylüyor. Keza sınır kapısındayken patlama sesleri sürekli kulaklarımda. 
Malûm, son günlerde Keseb, Ermenilere yönelik saldırı haberleriyle dünya gündeminin tepesine oturdu. Üçte ikisi Ermenilerden oluşan kasabayı ele geçiren muhaliflerin, Errmenilere saldırdıkları iddia ediliyor. Hatta Ermeni diasporası başta olmak üzere bazı uluslararası çevreler, Türkiye’nin bu saldırılarda parmağı olduğunu ileri sürüyor. Önce resmi olarak Dışişleri Bakanı, sonra da konuştuğum üst düzey Dışişleri yetkilileri, bu iddiayı yalanlamışlardı. Aksine, bu çatışmalardan zarar gören ve görebilecek Ermenileri tahliye etmek istediklerini tüm mercilere bildirmişler. Başta Ermeni Cemaati ve Birleşmiş Milletler olmak üzere.
Köylüler etraflarında pervane
Önce geçen hafta Keseb’den Türkiye’ye sığınan ve Yayladağı’nda ağırlanan iki Ermeni kadını ziyaret etmek istiyorum. Ancak onlara ulaşmak deveye hendek atlatmaktan daha zor. Zira bölgedeki hassasiyetler bürokrasinin tüm seviyelerine yansımış durumda. Velhâsıl bugüne kadar Hatay’da mezhepsel bir çatışmanın yaşanmamış olması da bu sayede.
Uzun bir uğraştan sonra iki yaşlı kadına ulaşıyorum. Anlatıyorlar. Keseb’i ele geçiren muhalifler getirmiş onları. Sınırda muhaliflerden emanet alan köylüler ve yetkililer ise etraflarında pervâne. Kadınların ağzından hep aynı kelimeler dökülüyor: “Bize burada iyi bakıyorlar”.
Türkiye’nin tek Ermeni köyünden
Hatay’daki tek Ermeniler bu iki yaşlı kadın değil. Türkiye’nin tek Ermeni köyü olan Vakıflı Köyü de burada. Musa Dağları’nın eteklerine uzanmış, 120 kişinin yaşadığı köy, Hatay’ın Türkiye’ye katıldığı 1938 yılından kalan tek Ermeni köyü. Daha öncesinde burada Ermeni tehcirinden hayatta kalanların yerleştiği yedi köy daha varmış. Ancak Hatay’ın iltihâkından sonra Türkiye’yi terk etmişler. Köylüler Türkiye’nin böyle bir saldırıda bulunduğu iddiasına “öyle olsa hükümet bizlere niye sahip çıksın” sorusuyla karşılık veriyorlar.
Mülteciler ne diyor?
Suriyeli mülteciler bu konudaki iddialara ne diyor? Yayladağı’nda Türkmen ve sonra Sünni Arapların kaldığı iki çadırkente gidiyorum. Hepsi de 2012’de Keseb’den iltica etmişler. Keseb’deki saldırıların özellikle Ermenilere yönelik olmadığını, tüm Suriye’de olduğu gibi tüm halkın mağdur edildiğini anlatıyorlar.
Ermeni tehciri ve Keseb
O zaman bu iddialar nereden çıkıyor? Esad uluslararası toplumun desteğini alabilmek için bugüne kadar terör kartını iyi kullandı. El-Kaide bağlantılı gruplara karşı kendi rejimini can simidi olarak öne sürerek. Şimdi de Ermeni kartını eline almış görünüyor. 20 Ocak’ta AFP’ye verdiği röportajda “Suriye’deki terör vahşeti, Osmanlıların 1,5 milyon Ermeni’yi öldürdüğü katliamları hatırlatıyor” derken de bunun sinyalini vermişti. Dünya da olayları Ermeni tehciriyle birlikte okuyor. Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, geçen hafta Esad’a mektup yazarak bu olaylara karşı Ermeni nüfusunu koruduğu için teşekkür etti. Avrupalı ülkelerden de Türkiye’ye baskı yapmalarını istedi.
Tarihin cilvesi... Ermeni katliamından kurtulup Hatay ve Keseb’e sığınan Ermeniler, şimdi Türkiye’de bir arada. Her şeyden önemli olan ise her ne ırk ve dinden olursa olsun, Keseb’de mağdur olan herkese Türkiye’nin kapılarını açıyor olması. Sonra da, Türkiye’nin azınlıklara karşı refleksindeki değişim. Bu değişimi Ermenilere ve uluslararası çevrelere daha büyük adımlarla göstermek de bundan sonraki en önemli görev olsun.
Anahtarlarımı teslim ettim
21 Mart’tan bu yana İslami ve Türkmen grupların eline geçen Suriye’nin Keseb köyünden Türkiye’ye sığınan 82 ve 84 yaşındaki Satenik ve Sirpuhi Titizyan kardeşler, Agos Gazetesi’ne de açıklamalarda bulundu. Kasabanın sivil nüfusu Lazkiye ve Tartus gibi şehirlere kaçmak zorunda kaldı. Lazkiye’deki Surp Hagop Ermeni Kilisesi’nde 60 kadar aile barınıyor, diğer aileler ise akrabalarının ve tanıdıklarının yanına sığınmış durumda. Türkiye’nin tek Ermeni köyü olan Vakıflı’da misafir edilen Titizyan kardeşlerin söyledikleri özetle şöyle:
Ermeniler Keseb’ten gideli bir hafta olmuştu. Sakallı adamlar evimize geldi. 10 kişilerdi. Saçları uzun, boylu poslulardı. “Korkmayın” dediler. Eve girdiler, evi karıştırdılar, “Silahınız var mı?” diye sordular. “Ne oğlumuz, ne kocamız var, ikimiz yalnızız, silahı ne yapacağız?” dedik. Gittiler sonra.
Türkçe konuşuyorlardı. Sadece biz ve Stalin adında komşumuz yaşlı bir adam kalmıştı Karaduran’da. Başka sakallı adamlar tekrar geldiler. Stalin’i çağırdık, çünkü bu sakallı adam Arapça konuşuyordu, anlamıyorduk. Stalin dedi ki, adam sizi yarın Lazkiye’ye giden Ermenilerin yanına götürecek. Ertesi gün adam dediği gibi sabah 7’de bizi götürmeye geldi arabayla. Evin kapısını kapattım, kilitledim sonra da anahtarımı adama verdim.
Vermeseydim biz gittikten sonra kapıyı kırıp girecekti. “Al senin olsun, sağlıkla kal sen de evimde” dedim. Bir şey demedi, anahtarı cebine koydu ve kafasını salladı. Sonra bizi Türkiye sınırına getirdi. Adama sordum, “Bizi Türkiye’ye mi götürüyorsun? Lazkiye’ye gidecektik hani” dedim. Bize kötü davranmadı. Sınır kapısından geçtikten sonra bizi büyük adamın (Yayladağ Kaymakamı) yanına götürdüler, parmak izimizi alıp fotoğraflarımızı çektiler. Tansiyonlarımıza baktılar, pasaportlarımızı aldılar, döndüğümüzde bize geri vereceklerini söylediler. Kağıtlar imzaladık, sonra bizi Vakıflı’ya getirdiler.

11 Şubat 2014 Salı

Internet ve Özgürlükler


İnternetin ölüm tarihini ilan etmişlerdi.
Sanal alemde bir mezar taşı hazırlayıp, üstüne 22 Ağustos 2011 yazdılar mı hatırlamıyorum ama pankartlar hazırlayıp, eylem yapmışlardı.
'İnternetime dokunma!'
Öyle bir afra, öyle bir tafra ki sormayın gitsin.
'Badem bıyıklı internete hayır' diye yürüyorlardı.
'Kitapları toplatan, interneti kapatan hükümet istifa' diyorlardı.
Bu işte en çok da 'hükümet istifa' bölümü hoşlarına gidiyordu.
Öyle ki, 'Pornoma dokunma' diye pankart açtıkları bile oldu.
Söz konusu özgürlükleri olunca her şey teferruattı.
Eğer Ağustos ayına değil de Mayıs ayına denk gelse, 'İnternetime dokunma' der, Atatürk'ü 19 Mayıs'ta, Samsun'a çıkarırlardı.
Bunca toz duman niçin kaldırılmış, bunca gürültü niye koparılmıştı?
Aile ve çocukları cinsel içerikli zararlı yayınlardan korumak isteyen internet kullanıcıları için BTK tarafından hazırlanan paketleri, isteyen kişinin ücretsiz olarak alıp, bilgisayarına yüklemesiyle ilgiliydi.
İsteyen alır kullanır, isteyen kullanmazdı yani.
Yasal bir zorunluluk yoktu. Zaten isteyen aldı, istemeyen almadı.
34 milyon internet abonesi içinden şimdiye kadar 6 milyon kişi bu paketlerden yararlandı.
Bu düzenleme 3 yıldır yürürlükte biri çıkıp da, 'Benim özgürlüğümü kısıtladı' demedi.
Cinsel içerikli siteye mi gireceksin bu paketi yüklemezsin yüklediysen de kaldırırsın o kadar.
Bunun özgürlüklerle ne alakası var?
İşin özü şuydu?
Servis sağlayıcılar başına buyruk at koşturduğu ve birileri de internet üzerinden siyaseti dizayn etmenin planlarını yaptığı için, bu tür düzenlemelerde çok bağırmak suretiyle ön almaya çalışıyorlardı.
Adını da özgürlükler koymuşlardı.
Hayatınız askeri vesayete esas duruşta durmakta, yasakların bekçiliğinde, darbelerin şakşakçılığını yapmakla geçmiş.
Özgürlükler kim, siz kim?
Hani siz Atatürk'e hakaret gerekçesiyle youtube erişimi 2 yıla yakın bir süre engellemiştiniz.
İnternet yasasıyla ilgili yeni düzenlemeye de eski gerekçelerle karşı çıkıyorlar.
Niye?
Çünkü internette yayınladıkları kasetle Deniz Baykal'ı tasfiye edip, CHP'yi dizayn ettiler.
Baykal'ı götüren kaset Kılıçdaroğlu'nu getirdi.
Ancak bu kaset işinin içinde CHP'den kimlerin yer aldığı bir türlü ortaya çıkarılmadı.
MHP Genel Başkan yardımcılarına yönelik kasetlerle, 11 Haziran seçim sonuçları üzerinde etkili olmaya çalıştılar.
Kısmen de başarılı oldular.
Soruşturmalar açıldı ama bir arpa boyu yol alınamadı. Baykal kasetleri ile MHP kasetlerini yurtdışına çıkaran şahıs her nedense tespit edilemedi.
MHP kasetleri gündeme geldiğinde Devlet Bahçeli, 'İbrahim Faruk Bayındır kimdir' diye sormuştu.
Bayındır ise görüntülerle ilgisinin olmadığını belirtip, Bahçeli hakkında 50 bin liralık tazminat davası açacağını duyurmuştu.
Daha sonra MHP kasetlerinin yayınlandığı sitenin Bayındır'ın hesabından alındığı iddiası gündeme gelince, AK Parti İstanbul İl Başkanlığı Küçükçekmece Belediye Meclis üyesi olan İbrahim Faruk Bayındır'ı partiden ihraç etmişti.
Sonuç ne oldu bilmiyoruz.
Sık sık Amerika'ya gittiği söylenen Bayındır'la ilgili bir soruşturma açıldı mı ondan da haberimiz yoktur.
Yargı bu tür ilişkileri aydınlatamadığı için yeni kasetler konusunda hangi isim gündeme gelecek merakla bekliyoruz.
Ama artık şunu çok iyi biliyoruz.
İki grup var.
1- Özgürlüklere ve özel hayatın gizliliğine olan inancı nedeniyle internet yasası hakkında kaygısı olanlar. Ulaştırma Bakanı bu kesimlerin varlığını ciddiye alıp, TV yayınlarına çıkıp, bu kesimleri aydınlatması gerekiyor. Tabii eğer bunun gereğine inanan bir Ulaştırma Bakanımız varsa?
Çünkü internet üzerinden çok önemli bir algı operasyonu yürütülüyor.
2-İnternet yasasıyla ilgili kampanyayı yürüten organize yapının esas hedefi ne özgürlükler ne de porno görüntülerinin serbestçe dolaşımı.
Onlar Erdoğan'ı tasfiye etmek için kaset ve yasa dışı dinlemelerden bir arşiv oluşturmuşlar. Sorun en etkili silah olarak gördükleri arşivlerini etkili bir şekilde kullanamamak...
Yoksa mevcut yasa 2007 yılında çıkarılmış. O zaman 4 milyon internet abonesi olan Türkiye'de bugün 34 milyon abone, 50 milyon kullanıcının bulunduğu bir noktaya ulaşılmış.
O günkü yasada hapis cezası yer aldığı için servis sağlayıcıları Türkiye'ye gelemiyordu. Yeni düzenleme ile hapis cezası kaldırılıyor. Sadece ve sadece özel hayatın gizliliği söz konusu olduğunda TİB Başkanı 4 saat içinde erişimi engelleyecek. Sonra 24 saat içinde mahkeme kararı gelecek.
4 saat içinde istediğiniz görüntüyü servis edersiniz. Sizin açınızdan bir sorun yok.
O görüntülerin bir suretini zaten başından beri dışarıda muhafaza ediyordunuz?
Fiber sistem dedim, paralel arşiv, 'bulutta' dedim. Siz ne dediğimi anladınız?