Özgür Suriye Ordusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Özgür Suriye Ordusu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nisan 2014 Cuma

Misafir Titizyan kardeşler


YAYLADAĞI ve sınırın hemen karşısındaki Suriyeli komşusu Keseb’i birbirinden ayırmak mümkün değil. Aynı dağın yamacındalar. Sanki sınır çizgisi elinden geleni yapmış da, onları ayıramamış gibi. Geçtiğimiz hafta Keseb’den Yayladağı’na düşen top mermisi bir camiye isabet etmişti. Camii kasabanın tam içinde ve harâbe hâlde. Yetkililer son bir hafta içinde bu bölgeye 60 top mermisi ve roket düştüğünü söylüyor. Keza sınır kapısındayken patlama sesleri sürekli kulaklarımda. 
Malûm, son günlerde Keseb, Ermenilere yönelik saldırı haberleriyle dünya gündeminin tepesine oturdu. Üçte ikisi Ermenilerden oluşan kasabayı ele geçiren muhaliflerin, Errmenilere saldırdıkları iddia ediliyor. Hatta Ermeni diasporası başta olmak üzere bazı uluslararası çevreler, Türkiye’nin bu saldırılarda parmağı olduğunu ileri sürüyor. Önce resmi olarak Dışişleri Bakanı, sonra da konuştuğum üst düzey Dışişleri yetkilileri, bu iddiayı yalanlamışlardı. Aksine, bu çatışmalardan zarar gören ve görebilecek Ermenileri tahliye etmek istediklerini tüm mercilere bildirmişler. Başta Ermeni Cemaati ve Birleşmiş Milletler olmak üzere.
Köylüler etraflarında pervane
Önce geçen hafta Keseb’den Türkiye’ye sığınan ve Yayladağı’nda ağırlanan iki Ermeni kadını ziyaret etmek istiyorum. Ancak onlara ulaşmak deveye hendek atlatmaktan daha zor. Zira bölgedeki hassasiyetler bürokrasinin tüm seviyelerine yansımış durumda. Velhâsıl bugüne kadar Hatay’da mezhepsel bir çatışmanın yaşanmamış olması da bu sayede.
Uzun bir uğraştan sonra iki yaşlı kadına ulaşıyorum. Anlatıyorlar. Keseb’i ele geçiren muhalifler getirmiş onları. Sınırda muhaliflerden emanet alan köylüler ve yetkililer ise etraflarında pervâne. Kadınların ağzından hep aynı kelimeler dökülüyor: “Bize burada iyi bakıyorlar”.
Türkiye’nin tek Ermeni köyünden
Hatay’daki tek Ermeniler bu iki yaşlı kadın değil. Türkiye’nin tek Ermeni köyü olan Vakıflı Köyü de burada. Musa Dağları’nın eteklerine uzanmış, 120 kişinin yaşadığı köy, Hatay’ın Türkiye’ye katıldığı 1938 yılından kalan tek Ermeni köyü. Daha öncesinde burada Ermeni tehcirinden hayatta kalanların yerleştiği yedi köy daha varmış. Ancak Hatay’ın iltihâkından sonra Türkiye’yi terk etmişler. Köylüler Türkiye’nin böyle bir saldırıda bulunduğu iddiasına “öyle olsa hükümet bizlere niye sahip çıksın” sorusuyla karşılık veriyorlar.
Mülteciler ne diyor?
Suriyeli mülteciler bu konudaki iddialara ne diyor? Yayladağı’nda Türkmen ve sonra Sünni Arapların kaldığı iki çadırkente gidiyorum. Hepsi de 2012’de Keseb’den iltica etmişler. Keseb’deki saldırıların özellikle Ermenilere yönelik olmadığını, tüm Suriye’de olduğu gibi tüm halkın mağdur edildiğini anlatıyorlar.
Ermeni tehciri ve Keseb
O zaman bu iddialar nereden çıkıyor? Esad uluslararası toplumun desteğini alabilmek için bugüne kadar terör kartını iyi kullandı. El-Kaide bağlantılı gruplara karşı kendi rejimini can simidi olarak öne sürerek. Şimdi de Ermeni kartını eline almış görünüyor. 20 Ocak’ta AFP’ye verdiği röportajda “Suriye’deki terör vahşeti, Osmanlıların 1,5 milyon Ermeni’yi öldürdüğü katliamları hatırlatıyor” derken de bunun sinyalini vermişti. Dünya da olayları Ermeni tehciriyle birlikte okuyor. Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, geçen hafta Esad’a mektup yazarak bu olaylara karşı Ermeni nüfusunu koruduğu için teşekkür etti. Avrupalı ülkelerden de Türkiye’ye baskı yapmalarını istedi.
Tarihin cilvesi... Ermeni katliamından kurtulup Hatay ve Keseb’e sığınan Ermeniler, şimdi Türkiye’de bir arada. Her şeyden önemli olan ise her ne ırk ve dinden olursa olsun, Keseb’de mağdur olan herkese Türkiye’nin kapılarını açıyor olması. Sonra da, Türkiye’nin azınlıklara karşı refleksindeki değişim. Bu değişimi Ermenilere ve uluslararası çevrelere daha büyük adımlarla göstermek de bundan sonraki en önemli görev olsun.
Anahtarlarımı teslim ettim
21 Mart’tan bu yana İslami ve Türkmen grupların eline geçen Suriye’nin Keseb köyünden Türkiye’ye sığınan 82 ve 84 yaşındaki Satenik ve Sirpuhi Titizyan kardeşler, Agos Gazetesi’ne de açıklamalarda bulundu. Kasabanın sivil nüfusu Lazkiye ve Tartus gibi şehirlere kaçmak zorunda kaldı. Lazkiye’deki Surp Hagop Ermeni Kilisesi’nde 60 kadar aile barınıyor, diğer aileler ise akrabalarının ve tanıdıklarının yanına sığınmış durumda. Türkiye’nin tek Ermeni köyü olan Vakıflı’da misafir edilen Titizyan kardeşlerin söyledikleri özetle şöyle:
Ermeniler Keseb’ten gideli bir hafta olmuştu. Sakallı adamlar evimize geldi. 10 kişilerdi. Saçları uzun, boylu poslulardı. “Korkmayın” dediler. Eve girdiler, evi karıştırdılar, “Silahınız var mı?” diye sordular. “Ne oğlumuz, ne kocamız var, ikimiz yalnızız, silahı ne yapacağız?” dedik. Gittiler sonra.
Türkçe konuşuyorlardı. Sadece biz ve Stalin adında komşumuz yaşlı bir adam kalmıştı Karaduran’da. Başka sakallı adamlar tekrar geldiler. Stalin’i çağırdık, çünkü bu sakallı adam Arapça konuşuyordu, anlamıyorduk. Stalin dedi ki, adam sizi yarın Lazkiye’ye giden Ermenilerin yanına götürecek. Ertesi gün adam dediği gibi sabah 7’de bizi götürmeye geldi arabayla. Evin kapısını kapattım, kilitledim sonra da anahtarımı adama verdim.
Vermeseydim biz gittikten sonra kapıyı kırıp girecekti. “Al senin olsun, sağlıkla kal sen de evimde” dedim. Bir şey demedi, anahtarı cebine koydu ve kafasını salladı. Sonra bizi Türkiye sınırına getirdi. Adama sordum, “Bizi Türkiye’ye mi götürüyorsun? Lazkiye’ye gidecektik hani” dedim. Bize kötü davranmadı. Sınır kapısından geçtikten sonra bizi büyük adamın (Yayladağ Kaymakamı) yanına götürdüler, parmak izimizi alıp fotoğraflarımızı çektiler. Tansiyonlarımıza baktılar, pasaportlarımızı aldılar, döndüğümüzde bize geri vereceklerini söylediler. Kağıtlar imzaladık, sonra bizi Vakıflı’ya getirdiler.

31 Ocak 2014 Cuma

Islamin baskenti neresi?


Suriye direnişinin liderlerinden Şehabettin, sınırda durdurulan TIR'lar için 'İçlerinde gıda malzemesi var, silah olsa bu savaş çok farklı olurdu' dedi.
Tevfik Şehabettin... Suriye'de 3 yıldır süren iç savaşın en önemli isimlerinden. 3 bin kişiden oluşan Nurettin Zengi Tugayı'nın komutanı. Aynı zamanda kısa bir süre önce onlarca muhalif grubun bir araya gelerek oluşturduğu, 12 binden fazla silahlı gücü olan, direnişin en güçlü dört çatı örgütünden Ceyşül Mücahidin grubunun dış ilişkiler sorumlusu. Türkiye Gazetesi'nden Osman Sağırlı, Tevfik Şehabettin ile Suriye'nin güvenlik nedeniyle adı saklı bir bölgesinde saatler süren bir söyleşi yaptı. TIR'lardan Cenevre'ye, El Kaide'den muhalifler arasındaki çatışmalara kadar birçok konuyu konuştu.

İşte o söyleşiden notlar;
Ceyşül Mücahidin grubu kimdir? Yabancı cihatçıların oluşturduğu bir yapı mı?
Biz Halep, Selahaddin, Mansura, Kefferna ve Lazkiye bölgelerinde hakim olan, Esad'a ve onun destekçilerine karşı Suriye halkını savunan bir yapıyız. Güçlerimizin hepsi de Suriye'nin çocukları, bu toprağın insanı, aramızda yabancı yok.

"CENEVRE'DEN BİR ŞEY ÇIKMAZ"

Şimdi sizin gibi gruplar, düzensiz ordular var. Cenevre'de Suriye'de akan kanın durması için bir çaba var. Cenevre görüşmelerinden ne bekliyorsunuz?
Cenevre'den açıkçası bir şey beklemiyoruz. Çatışmalar hiçbir zaman bitmeyecek. Ancak bildiğimiz şu bizim için hiçbir şey değişmeyecek.

"ESAD RUSYA VE İRAN IŞİD NUSRA BİZİM DÜŞMANIMIZ"

Suriye'de kimlerle çarpışıyorsunuz?
Beşar Esad ve Suriye direnişine karşı çıkan herkes bizim düşmanımız. Nizam yani Esad'ın güçleri. İran ve Rusya, Beşar Esad'ın projesinin daimi temsilcileri. IŞİD, Nusra, Hizbul Cellad dediğimiz Hasan Nasrallah'ın askerleri olan Hizbullah, Irak ve Yemen şiileri. Hatta Kuzey Koreliler. Tepemizde dolanan, bomba yağdıran uçak pilotları Koreli. Mücahidlerin rehin aldıkları Koreliler var.

"IŞİD MÜSLÜMAN DEĞİL"

IŞİD nasıl bir yapı? Türkiye'den bakıldığında hep kafa kesen ama aynı zamanda Esad'a karşı mücadele ettiği algısı oluşturulan insanlar var. Sizler de kafa kesiyor musunuz?
Dünyada hep yanlış bir algı var. Bir kere bizimle IŞİD ya da El Nusra'nın dolayısıyla El Kaide'nin herhangi bir bağı yok. Olamaz da. Çünkü onlar bizi tekfirci, kafir gibi gösteriyor. Kendilerinin cihad ettiğine bizim ise küfre düştüğümüze inanıyor ve saflarındaki insanları da buna ikna ediyor. Şunu bilmek lazım Bağdadi'nin sorumluluğundaki IŞİD İran ve Esad tarafından kurulmuş bir yapı. Bütün icraatları da onların lehine. Çünkü bunlar insanları kesiyor, katlediyor, mallara el koyuyor. Sonra da görüntüleri servis edip, "Bakın İslam nasılmış, bakın işte Mücahidler böyledir" diyerek dünyaya duyurmak istiyor. İran da İslamı kendilerinin temsil ettiğini göstermek, güya bu kafa kesen insanlara karşı mücadele ederek kendini temize çıkarmak istiyor. Onlar "katillerle çarpıştıkları" algısı oluşturuyor. Kasten kurulmuş bir yapı. Bizim saflarımızda çarpışan askerleri aldıkları zaman bir esir muamelesi yapmıyorlar; çoğunun kılıçla kafasını kesiyorlar, bazılarına elektrikli işkence yapıyorlar, son zamanlarda diri diri ateşe atıp görüntülerini çekiyorlar. Sonra da o görüntüleri bize gönderiyorlar. Gözdağı vermek istiyorlar. Bu nasıl Müslümanlık?

NUSRA EL KAİDE OLARAK ÇALIŞIYOR

Suriye'de El Kaide var mı?
Cephetül Nusra burada El Kaide olarak çarpışıyor. Ama şunu bilmek lazım El Kaide ancak Cephetül Nusra'dır. Devle tamamen İran'a bağlıdır. Zevahiri Devle'nin El Kaide'den ayrıldığını da söyledi. IŞİD'in lideri Bağdadi ile Zevahiri arasında hilafet var. Bağdadi, Rusya ve İran işbirliği içinde olduğundan ayrıldılar.

SİLAH DEPOLARINI BASIYORUZ

Silahları nereden alıyorsunuz?
İlk zamanlar bazı islam ülkelerinden destek aldık. Son dönemde destek yok artık. İran ve Rusya bölgeye, rejime destek veriyor. Biz de silah depolarını basıyoruz.

"TIR'LARDAN UN VE GIDA MADDESİ ÇIKIYOR"

Türkiye'de bir TIR tartışmasıdır gidiyor. Silah yüklü TIR'ların Suriye'ye geldiği söyleniyor. Size kaç TIR geldi?
Türkiye'nin TIR'larından un ve gıda maddesi çıkıyor. Keşke o TIR'lardan silah çıksaydı. Ne iyi olurdu. O zaman savaşın şekli böyle mi olurdu? Türkiye'nin buraya silah yardımı yaptığını söyleyenler Rusya'ya, İran'a ve Lübnan'a niye bakmıyor? Onlar üstelik inkâr da etmiyor. Açıkça destek verdiklerini her ortamda söylüyor. Türkiye'deki Müslümanlar bize destek çıktı. Kapılarını sonuna kadar açtı. Biz onların istediği zamanda ve istediği gibi ölmediğimiz, insani destek gördüğümüz için Türkiye'yi zorda bırakmak istiyorlar.

Rusya ve diğer ülkelerin "Esad giderse yerine kimi koyacağız. Öyle bir isim yok" şeklinde çıkışları var. Sizin aklınızda bir isim var mı?
Suriye halkı buna karar verecek olursa o isim bulunur, biz kendi aramızda belirleriz. Eğer karar bizimse kolay ama dışarıdakiler bir isim arıyorsa onu bilemeyiz.

SİZİN KADAR DESTEK VERENİ OLMADI

Arap ülkelerinin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bazı Arap ülkelerinin desteği var. Katar ve Suud'dan destek aldık bunu inkâr edemeyiz. Ancak istediğimiz düzeyde değil. Mısır bir ara çok destek oluyordu. Ancak Mursi'nin devrilmesiyle birlikte bu destekten mahrum olduk. Biz bu süreçte Türkiye kadar manevi destek vereni görmedik. Suriye-Türkiye halklarının ne kadar sıkı kardeşlik bağı ile bağlandığını gördük. Üstelik Türkiye bizim gibi Arap milletinden de değil. Türkiye bizim içimizde öyle bir iz bıraktı ki Allah razı olsun her zaman bizimle. Efendimiz muhacirlere "Habeş'e gidin" dediğinde Müslümanlar Necaşi'nin yanına gitmişti. Biz Erdoğan'ın duruşunu Necaşi'ye benzetiyoruz. Türkiye halkı da o muhacirlere kucak açan Ensar gibi. Bu direniş bize gösterdi ki Türkiye-Suriye halkı yok ortada tek halk var.

Suriye'de 1020 örgütten bahsediliyor. Bu kadar fazla direniş örgütünün olmasının sebebi fikir ayrılığı mı?
İç savaş başladığı dönemde ferdi yardımların da devletlerin yardımları da kim geldiyse ona verildi. Baştan tek bir sandıkta toplanmış olsaydı böyle olmayacaktı. Aynı zamanda bu kadar bölük pörçük olmasının sebebi siyasidir. Çünkü ayrı ayrı olduğunda tek bir karar alınamayacak.

"KORELİLER BİZİMLE GELİP SAVAŞIYOR"

IŞİD kafa kesip, muhaliflere gönderiyor.
Esirlerimiz arasında Koreli de var
"Esad'ın askerleri, Avrupalılar, Iraklılar, İranlılar, Kuveytliler, Fransızlar, Suudiler hatta Koreliler bile var elimizde."

Elinizde ne kadar esir var, Avrupalıların bu çatışmalarda yer aldığı söyleniyor. Aldıklarınızı ne yapıyorsunuz. Elinizde hangi ülkelerin vatandaşı var?
Esir sayısı oldukça fazla, hapishaneler ağzına kadar dolu. Esirleri mahkemelere çıkarıyoruz, mahkeme kararına göre davranıyoruz. Açıkça söyleyelim Müslüman kanı akıtanlara hayat hakkı tanımıyoruz. Bizde esirler olduğu gibi Esad'ın elinde de var. Elimizde Beşar'ın askerleri, Avrupalılar, Hizbullah, Irak ve İran vatandaşları, Kuveytliler, Fransızlar, Suudiler hatta Koreliler var. Çeşitli ırklardan insanlar... Biz Avrupalıları ve devleden (IŞİD) savaşıp bize esir düşenleri konsolosluklar ve aracılar vasıtasıyla ülkelerine geri gönderiyoruz. Esad'ın askerlerinden bazıların takas için tutuyoruz. Bir kısmını mahkeme suçsuz buldu serbest bıraktık. Fakat Esad'ın 10 askeri şu an benim yanımda. Geri hizmetlerde mutfakta, araç tamirinde çalışıyor. Hatta bunlardan birkaç tanesi de Hıristiyan. Gitmek istemiyorlar.

HAYAT KADINLARI CANLI BOMBA

Çarpışanlar arasında kadın var mı?
IŞİD'in içerisinde var. Büyük çoğunluğu geri cephede. Ancak canlı bombalar var. Onların durumu farklı. Kontrol noktalarında kendilerini patlatıyorlar. Bu kadınlar fuhuşa karışmış. Onlara "Siz çok büyük günaha girdiniz. Ancak cihad ederek bu büyük günahtan kurtulursunuz" diye telkinde bulunuyorlar. Kadınlar da bomba yüklü yeleği giyinip araziye çıkıyorlar. Geçenlerde bir Yemenli kadın kontrol noktasında kendini bu şekilde patlattı.

Esad'ın yanında çarpışan dışarıdan gelen paralı asker var mı?
Onun bütün askerleri paralı zaten. Hizbullah, Koreliler, Yemenliler , Kuzey Afrika'dan gelenler, Ruslar yine öyle. Yabancıların hepsi bir bedel karşılığında burada. Şebbiha askerleri ise 15-30 bin Suri arasında para alıyor.

IŞİD nerelerde hakim?
Rakka'da Halep'te, İdlip'te Hama'da, Meskene, Minbiç ve Cerablus'ta yoğunluktalar. Aldıkları yerleri hemen Esad'a devrediyorlar.

İnfaz görüntüleri, tecavüzler var bu ne zaman bitecek. Bütün dünya bu görüntüleri konuşuyor. 12 dakikada bir kişi ölüyor. Suriye bu tablodan ne zaman kurtulacak?
Ancak Esad'ın düşmesiyle biter; Bu da ya bizim yaptığımız gibi silahlı mücadeleyle (ki yardım gelmesi lazım) ya da dışarıdan siyasi veya askeri müdahale ile olabilir.

TÜRKİYE İSLAM BAŞKENTİDİR

Dış güçlerin askeri müdahalesini, hatta Cenevre'de gündeme gelen aralarında Türkiye ve İran'ın da olduğu Suriye'ye barış gücü askeri girmesine nasıl bakıyorsunuz?
Dışarıdan askeri müdahaleye karşıyız. Lojistik ve silah desteği istiyoruz. Beşar Esad'a siyasi olarak baskı istiyoruz. Silah ve maddi yardım alabilirsek Esad'a nasıl galip geleceğimizi göreceksiniz. Esad düşerse zaten barış gücü askerine ihtiyaç olmaz.

Size rejim başta olmak üzere bazı ülkeler terörist diyor.

Siz terörist misiniz?
Kim diyor bunu? Rusya mı, İran mı, Çin mi, Esad mı? Suriye içerisinde kimin direnişçi kimin terörist olduğu herkesin icraatından belli. Uçaklarla masum insanlara bomba yağdıran, ya da kiralık terör grupları besleyen biz miyiz? Esad ve yandaşlarının bizi terörist gösterme çabaları propaganda. Sadece onlar bize terörist diyorlar zaten.

Dünyaya bir mesajınız olacak mı?
Türkiye'ye teşekkür ediyoruz. Bize evlerini, hastanelerini açtı. Aşını ikiye böldü, imkanlarını zorladı. İçimizdeki bazı kötü insanların yapmış olduğu davranışlardan ya da bizden kaynaklanan olumsuzluklardan dolayı özür diliyoruz. Sizleri çok zor durumlara düşürdük. Hakkınızı helal edin. Türkiye bizim için imparatorluktur. İslam başkentidir.

12 Ocak 2014 Pazar

Bir kurtulus hikayesi


Kadri GürselGeçmiş olsun. Kaç kilo verdin?
Bünyamin Aygün: 14 ya da 15 kilo.
Kadri G.: 40 günde 14-15 kilo. Elleri gözleri bağlı, hareketsiz dururken nasıl kilo verir insan?
Bünyamin A.: Üstelik yemek yiyordum da yani. İnfaz kararından sonra bir 10 gün iştahım kesildi. Ondan sonra normal devam ettim.
Kadri G.: Ama yürümüyordun, hareketsizdin...
Bünyamin A.: Evet. Kaslarım hâlâ normale dönmüş değil, yürüyemiyorum.
Kadri G.: Ben 26 gün geçirdim dağda. Çoğunlukla hareket halindeydik. Bir günde 16 saat dağtepe yürüdüğümü hatırlıyorum. İki saatte bir 10’ar, 15’er dakikalık molalar vererek... Ama ben
26 günde 10 kilo verdim.
Bünyamin A.: Peki orada sizi öldürecekler korkusu, hissi var mıydı?
Kadri G.: Ben PKK’lıların bizi öldüreceklerini düşünmedim ama bir keresinde hangi koşulda öldüreceklerini açıkça beyan etmişlerdi. İçlerinden biri, “Askerin operasyonuyla kurtulmayı beklemeyin. Son üç mermimden ikisini size sıkarım bir tanesini de kendime sıkarım” demişti. Askerin operasyon düzenleyerek bizi PKK’nın elinden sağ salim kurtardığı görüntüsünün ortaya çıkmasını istemiyorlardı... Şimdi en başa dönmek istiyorum; sınırdan girdin, kapıdan geçtin...
Bünyamin A.: Tel örgüden geçtim.
Kadri G.: Yasa dışı giriş yaptın yani?
Bünyamin A.: Tabii çünkü yardım haricinde kapıdan bırakmıyorlar. Lazkiye bölgesindeki Türkmenköylerinde yaşanan dramı fotoğraflayıp birkaç aileyle röportaj yapıp geri dönecektim. Çok zor durumdalar. Sadece zeytinyağı ve ekmekleri var, başka da hiçbir yiyecekleri yok. Ya Türkiye’deki kamplara gelecekler oradaki her şeylerini bırakıp ya da orada açlıktan ölecekler savaşın sonucunda.
Kadri G.: Yolda giderken karşına maskeli ve silahlı insanlar mı çıktı?
Bünyamin A.: Heysem’le (Topalca; Reyhanlı saldırısının arkasında olduğu iddia edilen kişi) bir röportaj işimiz çıkmıştı.
Kadri G.: Heysem Topalca mı seni çağırdı, haber mi ulaştırdı seni götürmek istiyorum diye?
Bünyamin A.: Benim oradaki bir bağlantım aracılığıyla bağlantı kurduk Heysem’le. Sordum bizim yönetime,
izin aldım. Benim bulunduğum yerle Heysem’in bulunduğu yer 2-2.5 saat uzaklıkta. Günübirlik o kasabaya gidip röportajı yapıp geri gelecektim. Araçla gidiyorum, yanımda Heysem’in üç tane silahlı adamı var. Beni koruyacaklar.
Kadri G.: Peki karşınıza silahlı adamların çıkması, sizi özel olarak bekledikleri izlenimi uyandırdı mı sende?
Bünyamin A.: Hayır. İlk önce gittik Heysem’i bekliyoruz çarşıda. Orada gördüler; fotoğraf makinesiçantası var, üzerimde kargo pantolonum var. Gazeteci ya da askerim; belli yani aslında. Benİstanbul’dan çıkışta oraya kadar gitmeyeceğim için çok da böyle tebdili kıyafet yapmadım. Gündelik alan kıyafetiyle gittim oraya ve bu tabii ki
çok büyük bir hataydı.
Kadri G.: Orada görüldün...
Bünyamin A.: Orada gördüler. Gören birisi de bunlara haber verdi; bunların işi o çünkü. O bölgede yabancı olan kim varsa onları sorgulayıp, eğer casussa bir şekilde cezasını verip infaz ediyorlar ya da bırakıyorlar. Çünkü onların amacı “Burayı biz ülke olarak kurtarıyoruz. Bir şeriatülkesi kuracağız, kimse bizden izinsiz giremez”. Ben Heysem’le buluştum, Heysem “Benim arabaya gel” dedi, o sırada silahlı ekip arkada. Sohbet ediyoruz Heysem’le, “Bu röportajı haftaya verir misin? Çünkü benim Türkiye’de yakalandığımı düşünüyorlar” dedi. Heysem Türkiye’de aranıyor bu arada. Adana’da havan mermisi yakalattı biliyorsunuz; röportajımın konusu da o.
Kadri G.: Şimdi gidiyorsun, yolda karşına çıktılar. Sekiz kişi değil mi?
Bünyamin A.: Evet, iki arabada. Biri önden birisi arkadan geldi.
Kadri G.: Heysem’in adamları direnmedi mi?
Bünyamin A.: Heysem’in adamları orada yok. Bizi röportaj yapacağımız evin orada bekliyorlar. Bizyiyecek almaya inince onları bıraktık orada başka arabayla. “Siz gidin, biz geleceğiz” dedik. Heysem’le arabada sohbet ederek indik aşağıya. Biraz şehrin dışındayız bu arada.

“Bütün namazlarda gözlerimi açtılar”
Kadri G.: Sizi izliyorlar mıymış
bu arada?
Bünyamin A.: Evet.
Kadri G.: Kendilerini ne olarak tanıttılar?
Bünyamin A.: Hiçbir şey.
Kadri G.: Hangi dili konuşuyorlardı?
Bünyamin A.: Arapça ama hiçbir şey söylemediler. Geldiler, böyle dört silahlı çembere aldı bizi.
Kadri G.: Ne düşündün o an?
Bünyamin A.: İki şey düşündüm. Eğer bunlar Şebbiha’ysa ben bittim ama hayatta kalırım dedim. Çünkü bunlar Esad’a bağlı Şebbiha birimi ve onların işkence yaptıklarını biliyorum. Eğer bunlar dini bir örgütse -ki öyle-, o zaman bu infaza kadar gider. Gözüme ilk kar maskesini taktılar, üzerinden de gözlerimi bağladılar. Ellerimi arkadan kelepçelediklerinde “Kurtulmam mümkün değil” diyordum. Kim nerede olduğumu nasıl bilecek ki? Heysem’in alındığını da bilmiyorum o arada çünkü her şey kapalı. Attılar beni arabanın içine, 20-25 dakikalık bir yolculuktan sonrademir kapısı olan bir yere attılar. Gözlerim de çok sıkı bir şekilde bağlı.
Kadri G.: Ne kadar kaldın böyle?
Bünyamin A.: Üç saat kaldım. Sonra duvara yüzümü değdirerek açmaya çalıştım ve açtım.
Kadri G.: Nasıl bir şey böyle gözleri, elleri bağlı uzun süre tutulmak? Hiçbir şey yapmadan, karanlıkta...
Bünyamin A.: Dünyanın en kötü şeyi. Çok klasik olacak ama insan öyle bir varlık ki her şeye, her duruma alışıyor. Çok zor. Anbean ölümü düşünüyorsunuz. Her an her şey olabilir diyorsunuz.
Kadri G.: 40 günün hep gözlerin bağlı mı geçti?
Bünyamin A.: Hayır, bütün namazlarda açıyorlardı. Her namazdan önce abdest aldırıyorlar, hep açıyorduk.
Kadri G.: Hangi dilde konuşuyorlardı seninle?
Bünyamin A.: Arapça.
Kadri G: Sen Arapça biliyor musun? Nasıl anlıyorsun?
Bünyamin A.: “Hudu” abdest, “salat” ezan, “salli” namaz; “Sallitu” dedin mi namazı kıldım demekti. Onlara bunları söylüyordum, anlıyorlardı.
Kadri G.: Yani onlarla olan ilişkilerin hep ibadet üzerine miydi?
Bünyamin A.: Hep ibadet, evet.
Kadri G.: Gözün bağlıyken en çok neleri düşündün?
Bünyamin A.: Hayatın bir film şeridi gibi gözünün önüne geliyor ve diyorsun ki 43 yaşındayım ve bu 43 yıldır ben ne yaptım? Çok muhasebe yapıyorsun elinde olmadan. Hep geriye gidiyorsun. İyilik yaptığın insanlardan ziyade daha çok yaptığın olumsuz şeyler; “Şununla da kavga etmiştim acaba haksızlık mı ettim? Şuradan kurtulsam da gidip konuşsam” gibi iç hesaplaşmalar yaşıyorsun.
Bünyamin Aygün 40 günlük esaretten sonra ülkesine döndüğünde en çok Boğaz’ı ve Ortaköy’ü özlediğini söylemişti.
“Kılıçla infaz edilecektim. Bari kurşuna dizsinler dedim, kılıçtan çok korkuyordum”
Kadri G.: Sorgulandın ve daha sonra hakkında infaz kararı verildi. Seni öldüreceklerini sana açıkça söylediler mi?
Bünyamin A.: Aynen.
Kadri G.: Nasıl tebliğ ettiler?
Bünyamin A.: Simsiyah giyinmiş, maskeli dört kişi geldi karşıma. Gözlerimi açtılar. Gecenin bir yarısı ellerinde el fenerleriyle geldiler. Önüme bir tane çikolata koyup “Tatlı ye, ağzın tatlansın” dedi bir Türk. Ellerindeki fenerleri yere koydular, ışık tavana vuruyordu. Çok dramatik bir ortamvardı. Sanki artık öldüm, öbür dünyada sorgulanıyorum gibi.
Kadri G.: Bir kabus yaşatıyorlar...

“Bana ‘Tövbe etme fırsatın var’ dediler”
Bünyamin A.: Müthiş bir kabus hem de. Korkunçtu. Gözlerim görmüyor. Sadece bakıyorlar, ben de onların gözlerine bakıyorum. Saat
2 ya da 3’tü herhalde. Uykudan uyanmış, dizlerimin üstünde öyle onlara bakıyorum. Bir yandan da inanılmaz soğuk ve titriyorum. Bir şey demiyorlar, sormaya da korkuyorumYanlış bir şey yapmak istemiyorum. Çikolatayı aldım ve o an ellerimin titrediğini fark ettim. Bu arada kadıdankarar bekledik üç gün.
Kadri G.: Kadı kim?
Bünyamin A.: Kadı oradaki her şey. Yöneticinin de üstünde, dini çok iyi bilen, bütün kararları veren hakim. “Kadıdan haber geldi, maalesef infazına karar verdi. Türk olduğun için biz çok istedik sağ kalmanı ama olmadı. Tövbe et. Allah sana bunu bir lütuf olarak sundu. Tövbe etme fırsatın var” dediler. Üstelik ben şerefli bir şekilde, kılıçla kesilerek infaz edilecektim.
Kadri G.: Kafanın kılıçla uçurulacağını öğrendiğinde ne hissettin? Tepki gösterdin mi onlara?
Bünyamin A.: O anda kabullenemiyorsun, böyle bir şey olamaz diyorsun. Nefes alıp veremiyorum, öyle kaldım. Konuşmak istiyorum, kelimeler çıkmıyor. Bir süre sonra “Neden?” diyebildim.
Kadri G.: Ne dediler?
Bünyamin A.: “Bak sana ölmeden önce tövbe fırsatı verildi, tövbe et. Ne güzel bak çoğu insanın buna vakti olmaz. Sen Allah’ın sevdiği kulusun, sana bu fırsatı veriyor” dediler.
Kadri G.: Peki ne zaman yapacaklardı bu kılıçla infazı?
Bünyamin A.: Süre vermediler. Birkaç gün içinde ya da sabah yapacaklardı.
Kadri G.: Sonra öyle bıraktılar mı?
Bünyamin A.: Bir süre bıraktılar beni. Sonra biri “Sana ışık ve kitap getirelim. Tövbenin nasıl olacağını oku, öğren. Tövbeni et, sabaha kadar namaz kıl” dedi.
Kadri G.: Kitap neydi? Kuran mı?
Bünyamin A.: Yok bir Müslüman nasıl tövbe etmeli, onun şartlarının yazılı olduğu bir kitaptı.
Kadri G.: Türkçe miydi?
Bünyamin A.: Türkçe tabii.
Kadri G.: Ne yaptın o gece?

“El üstünde tutmaya başladıklarında daha çok korkmaya başladım”
Bünyamin A : Sabaha kadar uyumadım. “Silahla değil de neden kılıçla?”, “Bunu nasıl çevirebilirim? Bari kurşuna dizsinler” diye düşünüyordum. Kılıçtan çok korkuyordum çünkü. Sonra aklıma söyledikleri geldi. Kurşun ikinci öldürme şekli; en adi gördükleri Müslümanı da iple asarak infaz ediyorlar. Hatta suçu çok ağırsa o ipte dört gün bekletip sergiliyorlar. Kılıçta ise hemen öldürüp o an toprağa veriyorlar. Benim tek düşüncem “Bunu nasıl kurşuna çevirebilirim”di. Mesela bunlar beni kaçarken kurşunla vursunlar diyorum. Ama kaçamayacağımı da biliyorum çünkü ellerim kelepçeli, kolumda sürekli adam var. İki kişi sabah namazına geldiler. Çok kibarlardı artık, çok iyi davranıyorlardı. Kafam bir şeyin kenarına çarptı, “Bismillah! Aman dikkat et” dedi biri. O sorgu süresinde falan hiç böyle kibar değillerdi. Tabii daha çok korkmaya başladım. Çok el üstünde tutmaya başladılar. Yemeklerin kalitesi de arttı.
Sınırı geçince gördüğüm ilk Türk askerine sarıldım”
Kadri G.: İnfaz edileceğini öğrendikten sonraki günlerin nasıl geçti?
Bünyamin A.: Ölümü hiç kabul etmedim. Beni öldüreceklerini söylediklerinin ertesi günü sabah namazına geldiklerinde infaz edeceklerini düşündüm. Sabah namazını atlatınca “Tamambugünyapmayacaklar” dedim ve rahatladım. Cuma günleri ve sabah namazları hep kabus günlerimdi. Onlara “Ben ölümü hak etmedim. Ben size bir kötülük yapmadım ki. Sizin savaşınızda değilim ben. Ben size Allah’ın bir misafiriyim” dedim. Çok da inanarak söyledim bunları. “Biz seni araştırdık, doğru söylüyorsun. Senin İslamiyet aleyhine bir yazın, bir fotoğrafın yok. Geçmişin iyi ama kime hizmet ettiğin önemli.
O yüzden katlin vacip” dediler.

Serbest bırakılmadım, kurtarıldım ben”
Kadri G.: Peki sonra başının kesilmeyeceğini nasıl öğrendin?
Bünyamin A.: Bunu hiçbir zaman söylemediler ki bana...
Kadri G.: Serbest bırakılma anına kadar hep ölümü mü bekledin?
Bünyamin A.: Hep ölümü bekledim de serbest bırakılmadım, kurtarıldım ben.
Kadri G.: Muhalifler arasındaki bir çatışma neticesinde mi?
Bünyamin A.: Benim orada olduğum son 5-6 gün içinde, kendi içerisinde bölünmüş olan ÖzgürSuriye Ordusu bir olaydan dolayı bir araya geliyor ve hem onları Suriye’nin kuzeyinden çıkartmak için hem de Suriye içindeki El Kaide unsurlarına karşı toplu bir savaş başlatıyor. Benim olduğum yeri bulan İHH (İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı) ve MİT de Ahrar-uş Şam komutanlarına benim fotoğraflarımı veriyor ve “Biz bunu arıyoruz. Noktası da şurası, alabilir miyiz?” diyorlar. Kaldığım evi de belirliyorlar. O evin etrafında üç-dört gün çatışma devam etti ve kim kimle çatışıyor anlayamadım. Son gün 10 metre kadar yakında bir çatışma oldu.
Kadri G.: Sizi tutan grup sizi yanına almadan çekildi değil mi? 
Bünyamin A.: Terk etmediler. Yarım saat sonra kapı açıldı, içeriye biri girdi. Arkasından yaklaşık 15 kişi daha odaya daldı. Hiçbirinin maskesi yok. “Bunların infaz timleri geldi, eyvah bizi kurşuna dizecekler” dedim ve ilk soruları da şu oldu: “Türki sahafi?” (Türk gazeteci hanginiz?) “Halas, halas, sen İstanbul” dedi. “Dalga geçiyor benimle; hani seni öldüreceğim, ruhun İstanbul’a gidecek gibi bir şey diyor” sandım. Yanımdaki iki-üç Şebbiha da secdeye vardı; ağlıyorlar, kurtulduk diye. “Deli misiniz siz, bunlar infaz timi” dedim, onlar ise “Ahrar-uş Şam, kurtulduk” dediler.

“Bahçede 3 dakika yürüdüm, başım döndü”
Kadri G.: Kurtulman nasıl oldu?
Bünyamin A.: İçlerinde Türkçe bilen Heysem Topalca geldi. “Abi dua et, kurtuldun” dedi: “Ama senin üzerine pazarlıklar devam ediyor çünkü seni muhaberat diye öldürtmek istiyorlar.” Beni esir tutanlar onlara benim için “muhaberat” diyorlar ki bu İsrail ajanı demek. Kesin öldürülürüm. 1 saat sonra geldiler, “Haydi gidiyorsun, İstanbul İstanbul” dediler. Kapıdan çıkıp da arabaya binene kadar hep rüyazannediyorum, “bakalım ne zaman uyanacağım” diyorum. Ahrar-uş Şam üyeleri beni başka bir kasabaya götürdüler ifademi almak için. “Bahçede dolaşabilirsin” dediler. Bahçede 3 dakika yürüdüm ve başım dönmeye başladı. O kadar aralıksız ve öyle geniş bir alanda yürümemiştim 40 gündür. Bir yandan da korkuyordum, bu gelip beni alanların hoşuna gitmeyecek bir hareket yapar mıyım diye kafamı yerde tutuyordum. Ama sırtımı sıvazlayıp, “İstanbul İstanbul,
Tayyip Erdoğan” dediler.

“Ancak Davutoğlu arayınca kesinlikle kurtulduğumu anladım”
Kadri G.: Niye bekletiyorlar seni?
Bünyamin A.: Beni kendi mahkemelerine çıkardılar. Karşımda kadıları var. Beni esir tutan adamları işaret ederek “Bunlardan hangisi sana kötü davrandı? Yemek verdi mi? İşkence yaptı mı?” gibi sorular sordular. Ve beraat ettim. Sonra beni bir yere yerleştirdiler o kurtulduğum pazar günü, “Seni yarın ya da salı günü götüreceğiz” dediler. Ama sanıyorum Türkiye’de benim içinyürüyüş olunca işler hızlandı ve o gün beni bir noktaya kadar götürdüler, oradan da Türk heyetibeni aldı.
Kadri G.: Türk heyetini görünce ne yaptın, ne hisettin?
Bünyamin A.: Türk heyetini görünce sarılmak istedim ama çok ciddiydiler. Ben de arabaya binince şaka yaptım. Göz bağım hâlâ boynumdaydı, gözüme taktım “Böyle devam edeceğiz değil mi?” dedim. Hemen “Rica ederiz efendim” deyip elleriyle bağımı çıkardılar. Yolda, daha sınırı geçmeden ara bir noktada Sayın Davutoğlu aradı, “Artık özgürsün” dedi. İşte o zaman kurtulduğuma inanabildim. Sınırdan geçtiğim anda ise gördüğüm ilk askere sarıldım. Tanıdık olarak ilk gördüklerim ise çalışma arkadaşlarım Yurttaş Tümer (Milliyet Fotoğraf Servisi eski şefi) ve Pınar Aktaş (Milliyet İstihbarat şefi) oldu. İşte bir tek o zaman
biraz gevşedim.
“O kadar sert olmadıklarını gördüm”
Kadri G.: Farklı bir insan mı oldun bu süreçten sonra? Dünyaya bakışın, algıların değişti mi? Nasıl hissediyorsun?
Bünyamin A.: Kendimi şu an sanki 20 yıl daha olgunlaşmış gibi hissediyorum. Meslekten dolayı çok sabırsız bir insandım. Her yere hemen gitmek isterdim ama şimdi trafik de trafikteki o kornasesi de rahatsız etmiyor. Beklemeyi artık öğrendim. Çok tez canlı bir insandım, artık bu yok. Daha hırslıydım ama
o hırsların hepsinin boşa olduğunu gördüm. Ödül almak, arabamın daha lüks olması, evi değiştirmek gibi dünyevi isteklerim vardı, hepsi çok gereksizmiş. Hatta arabamın modelini şimdi düşürmeyi düşünüyorum.
Kadri G.: Ben mesela kurtulup döndüğümde bana “PKK hakkında görüşleriniz değişti mi?” şeklinde çok soru gelmişti. Ben de görüşlerimin değişmediğini ve zaten onların kim olduklarını bildiğimi söylemiştim. Senin açından durum ne? Yani senin bu kökten dinci İslamcılara neticedebakışın değişti mi?
Bünyamin A.: Ben bunlar kesinlikle çok kaba, kökten dinci, var oluş amaçları insan öldürmek üzerine kurulu bir örgüt şeklinde düşünürken en azından tabanda aktif görev alan insanların başka boyutlarda olduklarını gördüm. İnançları uğruna orada olduklarını düşünüyorlar. Mesela o ürkütücü görünüşlerinin arkasında aslında o kadar sert olmadıklarını gördüm.
Kadri G.: Peki onların vicdanları çok rahat bir şekilde insanların başlarını kesmeleri, öldürmeleri... Bunun düşüncesi seni rahatsız etmiyor mu?
Bünyamin A.: Ama kendilerini buna inandırmışlar. Herhalde 40 günde garip bir şekilde alıştım buna.