Gelin bugün daldan dala atlayıp gidelim… Gözüme takılan çok şey var! Kısa adımlarla ilerleyelim ki hiç birini atlamayalım… Önce BBC'den bir NOT! Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan, "Suriye ittifakı" kurdu. Hedef Esad'ı devirmek. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ın bu ortaklıkları İngiltere ve ABD'de büyük rahatsızlık yarattı. Bu üç ülke Suriye'de bir zafer kazanırsa, bölgenin en güçlü 3 ülkesi olur. Ancak kazanamazsa, IŞIDbu üç ülkede büyük problemlere yol açar! Ne diyor adamlar: Kazanırsanız ne ala; yok kaybederseniz başınıza gelecekler var!ASALA'dan sonra PKK başladıysa şimdi de PKK'dan sonra IŞİD mi başlayacaktı? Müslüman görünümlü İngilizler sınıra mı dayanacaktı? Peki IŞİD demişken devam edelim… Açıyı genişleterek tabii… Daha önce yazmıştım! Türkiye'de çok kişi bilmez ama önemli bir şahsiyettir! Geleneksel Henry R. Kravis Sivil Toplum Kuruluşu Liderlik Ödülü gecesi, çok özel bir toplantı olarak tarihe geçti. Kravis dağıttığı ödüllerin dışında 2014'ün en başarılı işadamı olarak gösterildi! 120 ülkede 500 milyar doların üzerinde YATIRIMI olduğu için haklı olarak büyük alkış aldı! Hatta Kravis'in 20'li yaşlarda 1 DOLARININ bile olmadığı özellikle vurgulandı! Garip değil mi? Soros gibi mi ne! Çulsuz milyarder! Nasıl oluyordu bu işler! Neyse Kravis'ten devam edelim… Irak şu an dünyanın MERKEZİ! Herkesin bakışı böyle! Maliki, Barzani'ye söz geçiremediği için IŞİD ortaya çıktı! Daha doğrusu çıkarıldı! Ankara-Erbil anlaşması olmasaydı asla ve kat'a IŞİD olmazdı! Peki IŞİD'i kim kurdu?CIA'dan sözde bir skandalla ayrılmak zorunda kalan ÇUVALCI PAŞA! Yani David Petraeus! Petraeus istifa ettikten sonra KKR'de işbaşı yaptı! Üniversitede hocalığa başladı! Bunlar kalkandı, zırhtı! Asıl işi IŞİD'i kurmak ve yönetmekti! Bunu da hapishaneden kaçırdığı BAĞDADİ ile başardı! Bütün bunlar olurken KRAVİSyani Petraeus'un patronu devredeydi! Çünkü Kravis herkesten önce ANKARA'nın çok daha fazla ileriye gideceğini gördü! Frenlemek için bölgeye indi! Arkasındaki güçle tabii! Obama'ya da büyük baskı yapacak bir isimdi! Sadece Amerika'da değil BOĞAZ'da da çok güçlüydü! GEZİ olaylarına destek verenFORBES'taki 30 Türk'ün de arkadaşıydı! Geldiği zaman REZERVASYON yapılmasına rağmen hiç otelde kalmaz BOĞAZ'da sabahlardı! Boğaz'da kendisini ağırlamak için sıraya girenler vardı! Yalılardan çıkmazdı yani! Başkan Obama'nın, Erdoğan'a olan yakınlığını hiç onaylamadı! Bunu Obama'nın yüzüne söyledi! Obama gereken cevabı verdi! Verdi ama ne oldu? Sadece 1 gün sonra, ABD Adalet Bakanlığı'nın 2012'de AP gazetecilerine ve bürolarına ait 20 telefon hattını dinlediği skandalı patladı! Nereye gelecektik sahi? Haa "Türkiye, Katar ve Suudlar başarısız olursa IŞİD hedef olarak Türkiye'ye yönelir" diyen kimdi! Anladınız değil mi! MALUM İTTİFAK İŞ BAŞINDA! Daldan dala dedim ya… Devam… ABD Dışişleri Bakanı John Kerry üç saatliğine SOMALİ'ye gitti! Oradaki gücü elinde bulunduranlarla oturup konuştu ve ardından da ayrıldı! Erdoğan Somali'ye gittiğinde"Orada ne işimiz var!" diyenler bakalım bu ziyareti nasıl değerlendirecek! Osmanlı donanmasının en son kapısına bizim mi, ABD'nin mi gitmesi daha anlamlı ve makul! Gidemediğin yer senin değildi! Bir de bizim içerideki YABANCILAR bunu anlasa! Son günlerde tesadüf müdür nedir bilemedim malum yapı ile çok sıkı iş tutan birkaç isimle yanyana olduk! Bu konulara girmek istemesem de yanımdakiler çok iştahlı olduğu için kendimi tam"merkezde" buldum! Özellikle bir isim nedense çok açık ve net konuşuyor adeta Pensilvanya'yı topa tutuyordu! Bana çok ilginç geldi! Daha düne kadar UÇAKLA pardon özel uçaklarla oralara gidip geliyorlardı! Şimdi Pensilvanya'nın arkasından ileri geri konuşuyorlardı! Katılmak istemediğim sohbetin bir yerinde "Peki siz …. …. ….. hep birlikte gittiniz! Şimdi niçin böyle uzaklaşmış gibi konuşuyorsunuz? Gerçekten koptunuz mu?" diye sordum! Sanki bu soruyu bekliyormuş gibi hemen cevap verdi: Tabii ki koptum! Bırakın artık oraya gitmeyi ARAYAN ABİ'lerin telefonuna çıkmıyorum! Sadece ben değil pek çok arkadaşım böyle! Telefon numarasını değiştiren bile var! Zaten içerideki çözülme bildiğiniz gibi değil! İnanın belki en son çıkanlardan biri biziz! İnsanların hemen farklı bir maske ile yoluna devam edebilmelerine şaşırdım! Bunu görmüş olacak ki "Uzaklarda okullarda görev yapan çocuklar dışında ÇATI ÇÖKTÜ. Kimse artık birarada görülmek istemiyor. Para falan veren de kalmadı" dedi… Garip bir durum, garip bir yön değiştirme! Sizce? Geçtiğimiz gün Charlie Hebdo olayının bir benzeri TEKSAS'ta yaşandı! Hz. Muhammed sergisini basanların IŞİD militanı olduğu ileri sürüldü! Saldıran iki genç öldürüldü! Kim olduklarını biz bilmiyoruz! Ama Paris'teki saldırının bir benzeriyle BENZER bir cevap verildi! Kime? Amerika'ya! Paris'te de, Dallas'ta da hep MÜSLÜMAN üzerinden kavga! Hedef Ortadoğu! Kimin kontrol edeceğinin savaşı bu! Ama bu saldırı önemli! Çünkü IŞİD tabelası ilk kez ABD'ye girdi! Daha büyük bir saldırı olursa ABD'nin canı yanar ve bölge politikalarını gözden geçirmek zorunda kalır! Sanki buraya doğru gidiyor olay! Biri Amerika'yı can evinden vuracak gibi! Ve kesinlikle saldıranlar MÜSLÜMAN(!) olacak! Ve unutmayın Yemen, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Irak, Libya yani Müslüman dünya huzur bulamıyor! Kimin eseri bu? Belli değil mi! Ne dersiniz? HSBC Brezilya, Amerika, Meksika ve Türkiye'den çıkma kararı aldı ama açıklayamıyor!"Çıkacağız gibi!" yaparak "daha belli" değil deniyor! Zorlandığı ve takip edildiği yerlerden gitme peşindeler! Dünya para akışını kontrol eden güçlerden biri ola HSBC'nin Londra'dan bile çekilmek istemesi ayrı bir konu! İngilizler'in KALESİ gibi duran yapının geri adım atması KARLAZARARLA ilişkili değil! Siyasi! Daha önce İNGİLİZ FİNANS İMPARATORLUĞUNUN çekirge sürüsü gibi talan ettiği yerlerden "Çekiliyoruz!" demesi mağlubiyet işareti! Gerçek bu! Bir de bir dostum malum yapıyla ilgili bir başka iddia dile getirdi! İstanbul'daki büyük şirketlerin belli organizasyonlardan ÇALIŞAN talep ettiği ve pek çok önemli şirketin bu şekilde yetişmiş personel bulduğunu anlattı! İsim isim… "Peki şimdi de böyle mi?" diye sordum! Cevap gecikmedi: Şimdi FATİH ÜNİVERSİTESİ veKOLEJİ çıkışlı kim varsa görüşmeye bile almıyorlar! Daha düne kadar YETER ve GEÇER ŞART olan bu diplomalara şimdi bakan yok! Malum yapı umarım "Boğaz'dan dost" olmayacağını anlamıştır! Olan yine gençlere oldu! En masum olanlara yani! SON NOT! Barzani, Amerika'da Obama'nın karşısında! Fotoğrafa bakın yorumu yapın! Bir de masadakilere dikkat edin! Bakalım ne sonuca varacaksınız!
EL-Kaide Suudi Arabistanlıların kurduğu bir örgüttür. Usame Bin Ladin ve etrafı hep Suudi Arabistan vatandaşıdır. Aynı şekilde IŞİD de Suudi Arabistan'dan gelenlerin hakim olduğu bir örgüttür. Suudi Arabistan'ı kuranlar ve hala yönetenler İngilizlerdir. O halde hem El-Kaide hem de IŞİD İngiliz'dir. Ortadoğu'da İngiliz çıkarlarına çalışan iki örgüttür. Bu denklemi yıllardır yazıyoruz bu sütunlarda. Geçen hafta Yazboz'da Türkiye'ye operasyona gelip Boğaz'da Kırmızı Yalı'da kalan İngiliz Ajan Kim Philby'i anlatmaştık. Babası John Philby de İngiliz ajanıydı. 1915'te Osmanlı'yı parçalamak için Irak-Ürdün arasında mekik dokumuş, son olarak Suudi Arabistan'da ortaya çıkıp Kral'ın sağ kolu olmuştu. Mekke girişinde "Müslüman olmayanlar bu şehre giremez" yazıyordu. Yani Müslüman olmayanlara haram topraklardı orası. Suudi Kralı, İngiliz Ajan John Philby için çözüm bulmakta zorlanmadı. Ona sakal bıraktırdı, cübbe giydirdi, adını da değişitirp "Muhammed" yaptı. Sakallı-cüppeli John, "Muhammed" adını kullanarak Kral'ın desteği ile haram topraklarda elini kolunu sallayarak gezdi, insanları örgütledi. Osmanlı'dan kopuş sağlandıktan sonra Suudi Arabistan'a gelen tüm petrol şlirketleri artık İngiliz ajan John ile çalışmak zorundaydı. Nitekim de öyle oldu. İngilizler sakallı-cüppeli ajan gönderir, örgütler kurar, ortalığı kan gölüne çevirip istediğini alır. Bunu söyleye söyleye dilimiz kurudu. Bazıları "Fazla uçuyor ve hayal kuruyorsunuz" diyor. Bize "Sizin ki komplo teorisi, El-Kaide'yi İngilizlerin kurduğunu nasıl ispatlayabilirsin" diyenler bile çıkıyor. Haklılar, belgeyle konuşmak lazım. Sağolsun belge konusunda İngiltere Kraliçesi imdadımıza yetişti. Kraliçe'nin malı BBC dün bir haber yayınladı. Eymen Dean'ı tanıtıyorlar gururla o haberde. Eymen Dean, Suudi Arabistan'da doğmuş, büyümüş, dini eğitimini tamamlamış. Gitmiş El Kaide'yi kurmuş. Evet o El- Kaide'nin kurucu üyelerinden biri. Aynen böyle diyor Kraliçe'nin yayın organı BBC. Ve devam ediyor, iftiharla sunum yapıyor; "Eymen Dean aynı zamanda da İngiliz İstihbaratı MI6 ajanı" diye. Teşekkürler Kraliçe Elizabeth. Bize böylesine önemli bir belgeyi resmi yayın organından takdim ettiği için majestelerine sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Adamla ne güzel röportaj yapıp konuşturmuşsunuz öyle. IŞİD'de kafa kesen ve dünyaya CİHATÇI JOHN diye tanıtılan vatandaş da İngiliz ajanı çıkmıştı geçtiğimiz hafta. Eğer ABD'li bir yazar deşifre etmese El-Kaide kurucusu İngiliz Ajanı da ortaya çıkmayacaktı. Sırf bu deşifre olayı nedeniyle ajan Eymen dean'ı BBC röportajı ile kahraman ilan edip ödüllendiriyorlar. Lütfen bu tarz deşifrelerin devamını bekliyoruz. Şu IŞİD'deki kurucu üye İngiliz ajanlarla yapacağınız röportajları da sabırsızlıkla bekliyorum. Afrika ve Ortadoğu'da Kralları koruyacak kadar yakınında olan İngiliz ajanlarını da mutlaka sıraya alın. Ve lütfen bizde de aramızda "Ahmet-Mehmet" adıyla gezen, örgütlerde, vakıflarda at oynatan içimizdeki İngilizlere de söz hakkı tanıyın BBC'de. El-Kaide'nin kurucu üyesi Suudi Arabistan doğumlu Dean'ın İngiliz ajanı olduğunu anlattığınız röportajı okurken film şeridi gibi bir çok konu geçti aklımdan. Mesela geçtiğimiz hafta Yazboz'da gazeteci Obermayer'in çalışmalarını yayınlamaıştık. Swisslekas belglerinde yansıyan skandalı anlatıyordu. "El Kaide'ye finansal destek sağlayan Suudi Prenslerin, bu yardımı aktarabilmek için imdadına yetişen İngiliz Bankası"nı anlatıyordu Obermayer. Maşallah hem kurucu ajanlar gönderiyorsunuz terör örgütlerine hem de para. Salı akşamı da Türkiye'de yeni bir organizasyona girmişsiniz. İngiliz elçiliğine Türkiye'de yaşayan bazı gazetecileri ve önemli isimleri davet edip ağırlmışsınız. "Aman aramızda kalsın, off the record bu toplantı" diye de tembihte bulunmuşsunuz. ABD elçiliği de bu davete ortakmış maşallah. Sürekli tekrarlanacak, bir ay İngiliz elçiliğinde diğer ay ABD elçiliğinde olacakmış bu özel ve gizli davet. Ziyaretime gelen sizin davetlilerinizden biri anlattı sağolsun. El Kaide'ye kurucu üye ajan gönderdiniz. IŞİD'i kurdunuz. Acaba Türkiye'de özel toplantılarda ne kuruyorsunuz? Çok merak ettim. BBC'den açıklayın da aydınlanalım. Kraliçe Elizabeth'e selamlar...
Bir Ürdünlü Pilot'un kafasını kestiler. Kamera eşliğinde hem de. Ürdün Kralı'nı delirttiler, ülkeyi ayağa kaldırdılar. Ürdün gitti, ne kadar savaş uçağı varsa havalandırdı. Depolarındaki tüm bombaları IŞİD'in üzerine yağdırdı. Ürdün Kralı "Tüm ülke nüfusu bitene kadar IŞİD'le savaşacağım" diye dünyaya haykırdı. Bir pilotun kafasını keserek Ürdün'ü savaşa soktular. Müthiş bir ÜST AKIL şeytana pabucunu ters giydirecek bir oyun oynuyordu. Derken 21 Mısırlı'yı kameralar önünde kesip servis etti IŞİD. SİSİ, ABD'den yaptığı darbenin mükafatı olarak aldığı tüm bombaları IŞİD'in üzerine yağdırdı uçaklarla. Mısır da balıklama atlayıp "Savaş'ta ben de varım" dedi. Oh oh çok iyi idi. Nasılsa Afrika ülkelerinde, Libya'da IŞİD yeni kazanımlar, yeni savaşçılar elde ediyordu. Ortadoğu'daki savaşın boyutlarını büyütmek, kan gölünü KAN DENİZİ'ne çevirmek her geçen dakika kolaylaşıyordu. Bir provokasyon ile Müslümanlar'ın Müslümanlar'ı boğazlayarak toprak altına gönderme OPERASYONU en şiddetli versiyonuyla sahne almaya hazırlanıyordu. Bakın o ÜST AKIL'a çalışan tetikçiler nasıl karşımıza çıkıyordu? Yer Irak'ın Basra kenti. Körfez Savaşı'ndan sonra İngilizler'in kontrolüne giren şehir. Sakallı, cüppeli iki kişinin tuhaf hareketleri dikkat çekiyor. Basra polisi sakallı-cüppeli bu iki kişiyi gözaltına alınca korkunç bir gerçekle karşılaştı. Bombalama eylemi yapmaya hazırlanan ve sivilleri katletmeyi hedefleyen iki sakallı -cüppeli İNGİLİZ çıktı. İngiltere, iki istihbaratçısının derhal serbest bırakılmasını istedi. Kabul görmeyince Basra'daki istihbarat binasını yerle bir etti. Irak polisi iki sakallı- cüppeli İNGİLİZ'i kaçırıp hapishaneye kapattı. İngilizler tanklarla o hapishane duvarlarını yıkıp iki İngiliz bombacısını kaçırdı. Bu arada hapishanede bulunan 150 terörist de kaçıp Suriye'ye geçti. IŞİD'in kuruluş temelleri böyle atıldı. ABD Ulusal Güvenlik Ajansı NSA, yani askeri istihbarat subayı ve ajanı Wayne Madsen'ı Yazboz'da ağırlamıştık iki hafta önce. "Türkiye'ye Gezi ile, 17 Aralık'la operasyon yapıldı. Ancak başaramadılar. Bundan sonra Türkiye'ye yapılacak operasyon onu SURİYE'ye ÇEVİRMEKTİR" diyordu Madsen. Ve dün gelen bir haber. Irak Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Savunma Komitesi Başkanı Hakem El-Zameli, Irak güçlerince iki uçağın düşürüldüğünü tüm dünyaya ilan etti. "O iki uçak IŞİD'e silah taşıyordu"diyordu El-Zameli. Ve IŞİD'e silah taşıyan o iki uçak düşürüldüğünde yanına gittiklerinde korkunç bir gerçekle karşılaştılar. "IŞİD'e silah taşırken düşürdüğümüz iki uçak İNGİLİZ çıktı" diyordu El-Zameli. Uçaklardaki silahlar ABD, Avrupa ve İsrail yapımıydı. Aylardır hem bu köşede hem de ahaber'de YAZBOZ programında biz de zaten bunu söylüyorduk. "IŞİD'in ipleri İngilizlerin elinde. Orada MI6 da var CIA da, MOSSAD da" diyorduk. Irak'ın Ulusal Güvenliği'nde önemli isim olan El-Zameli'nin bu açıklamaları beni hiç şaşırtmadı. İngiliz Savunma Bakanı da bir ay önce Hürriyet'e demeç vermiş,"Türkiye'nin Suriye sınırı çok büyük. Kontrolü zor. Eğer Türkiye IŞİD ile tam teşekküllü mücadele etmezse büyük sorun yaşar" demişti. Yani kibarca "Suriye'ye girin, IŞİD ile savaşın yoksa üzerinize salarız" mesajıydı bu. Zor değildi bunu başarmak ŞEYTAN'ın generalleri için. Saldırtırdın Süleyman Şah Karakolu'na. Tıpkı Ürdün ve Mısır'ı delirttiğin gibi çıldırtırdın Türkiye'yi. 38 askerimizin boğazına bıçağı dayatır, Türkiye'yi ayağa kaldırtırdın. Adamlar bu işlerde oldukça uzmandı. Macaristan dönüşü Başbakan Ahmet Davutoğlu'na uçakta, "Süleyman Şah türbesi nakledilmeseydi, saldırı olacağı konusunda ciddi istihbarat ve bilgi var mıydı elinizde" diye sordum. Başbakan Davutoğlu, "Evet çok güçlü istihbarat vardı bu yönde. IŞİD kıyafeti giymiş ama o kıyafetlerin içinde başkalarının olduğu bir saldırı istihbaratı bu" dedi. Suriye de yapabilir bu tezgahı ve tabii dünyada en büyük "IŞİD terörü" yaygarası yapıp savaşmak için tek uçak kaldırmayan, meclisinden tezkere dahi çıkarmayan İngiltere de... Zaten IŞİD'e silah taşıdıkları ortaya çıktı. Süleyman Şah Türbesi'ni naklederek Türkiye, İngiliz şeytanının tezgahını parçaladı. Bizim muhalefet de o parçaların altında kaldı. Ve bu MİLLET ilk seçimde onları HURDA'ya gönderecek. Şimdiden geçmiş olsun kafalarına düşen tezgahları göeremeyenlere!!!Tebrikler Türk askerine ve Türk GENELKURMAYI'na... kaynak: http://www.takvim.com.tr/yazarlar/bekirhazar/2015/02/26/gecmis-olsun
Irak Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Savunma Komitesi Başkanı Hakem El-Zameli, Irak Ordusu'nun, IŞİD üyelerine silah taşıyan iki İngiliz uçağını El-Anbar bölgesinde vurarak düşürdüğünü söyledi.
El-Zameli, "Irak Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Savunma Komitesi, IŞİD'e silah taşırken düşürülen iki İngiliz uçağının fotoğraflarına ulaştı. Irak Parlamentosu, bu konuda Londra'dan açıklama istedi'' dedi.
ABD, İSRAİL VE AVRUPA
El-Zameli'nin açıklamaları bununla da sınırlı kalmadı. Konuyla ilgili olarak Bağdat hükümetine El-Anbar halkı ve güvenlik güçleri tarafından düzenli olarak bilgi aktarıldığını anlattı. ABD önderliğindeki koalisyon uçaklarının, IŞİD'in denetimi altında bulunan topraklara çok sayıda silah yardımı sağladığını açıkladı.
El-Zameli şunları söyledi:
"ABD, Kerbela ve Bağdat'a yakın olan El-Anbar bölgesindeki kaos ortamının sürmesini istiyor. Ayrıca IŞİD krizinin sona ermemesi için de çaba harcıyor. Koalisyon ülkeleri, ABD'nin bilgisi kapsamında IŞİD'e silah desteği veriyor. Terör örgütü IŞİD'in denetiminden kurtarılan bölgelerde de ABD, Avrupa ülkeleri ve İsrail yapımı mühimmat bulunuyor."
BAĞDADİ'NİN GEÇMİŞİ
El-Zameli'nin bu açıklamaları dünya gündemini sallarken, akıllara IŞİD'in kurucusu sayılan Ebu Bekir El Bağdadi geldi. El Bağdadi'nin Irak'ta kurulan bir Amerikan hapishanesinde kaldıktan sonra serbest bırakıldığı ve İsrail ajanı olduğu belirtildi. Koalisyon güçleri ise Kobani işgali sırasında PYD'ye göndermeleri gereken silahları ''yanlışlıkla'' IŞİD'in bulunduğu bölgere attı. Ayrıca terör örgütü IŞİD'e en çok militanın ABD ve Avrupa ülkelerinden gittiği ortaya çıktı.
ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin başlattığı bombalama operasyonları sonrasında IŞİD 6 ay içinde hakim olduğu toprağı yaklaşık 3 katına çıkarttı.
İngiliz Daily Mail gazetesi, 'Cihatçı John' lakabıyla tanınan IŞİD militanı Muhammed Emwazi'nin kimliğini açıklarken, celladın çocukluk fotoğrafını yayınladı. Tüm dünyanın merak ettiği Emwazi'nin hayatına dair detaylar tek tek ortaya çıkarken Kuveyt doğumlu celladın IŞİD'e katılış sürecinde yaşananlar ise gözleri İngiliz istihbaratı MI5'a çevirdi. Guardian gazetesi haberinde, "IŞİD'in Londralı katili" olarak tanımladığı Emwazi'nin 2009'dan bu yana MI5'in radarında olduğunu yazdı.
MI5'TE 5 AY EĞİTİM ALDI2012 yılına kadar Emvazi ile temasta olan İngiliz insan hakları grubu CAGE'in müdürü Asım Qureshi, yaptığı açıklamada, Emwazi'nin, MI5'ın kendisine ajanlık teklifi yaptığını anlattığını söyledi. İddiaya göre İngiliz gencin radikalleşme süreci şöyle gerçekleşti: Emwazi, üniversiteden mezun olmasının ardından 2009'da iki arkadaşıyla safari için Tanzanya'ya gitti. Ancak ülkeye girişinde gözaltına alınıp sınır dışı edildi. Tanzanya'danİngiltere'ye dönüş yolunda Amsterdam'da MI5 tarafından sorgulandı. Emwazi'nin iddiasına göre MI5 ona ajanlık yapmasını teklif etti. Teklifi reddeden Emwazi, bilgisayar şirketinde iş bulduğu Kuveyt'e yerleşti. Evlilik öncesi son hazırlıklarını tamamlamak için 2010'da vatandaşı olduğu İngiltere'ye döndüğünde Londra'da terörle mücadele ekipleri tarafından gözaltına alındı. Emwazi, Qureshi'ye yazdığı elektronik mailde İngiliz yetkililerin kendisine engel olduğunu Kuveyt'e gidemediğini iddia etti. Emwazi, durumunu çözmek için devletin her kademesine başvurdu ama yetkililerin kendisini "suça bulaştırmaya" çalıştığını belirtti.
ADINI DEĞİŞTİRDİ VE GİTTİKuveytli bir minibüs şoförünün oğlu olan ve 1993 yılında 6 yaşındayken ailesiyle beraber İngiltere'ye gelen Emwazi'nin bu yaşananlar sonunda MI5'e katıldığı iddia edildi. İngiliz basınına göre MI5 tarafından 5 aylık eğitime tabi tutulan genç adam daha sonra "Yeterli değil" denilerek serbest bırakıldı. 'Serbest bırakılma hikayesi'nin gerçeği yansıtmadığını iddia edilen ismini vermeyen yetkililer ise Emwazi'nin bu olaydan sonra Muhammed al-Ayan adını alıp Suriye'ye gönderilerekMüslüman kimliği sayesinde IŞİD'in bölgedeki oluşumunu hızlandırdığı ve terör örgütü IŞİD'i İngiliz istihbarat servisi MI5 adına yönettiğini belirtti. Bu arada oğulları hakkında kayıp bildiriminde bulunan ve daha önce güvenlik güçlerinde oğullarının Suriye'de olduğuna dair bilgilendirilen Emwazi ailesinin de büyük bir şok içinde olduğu söylendi.
MODERN PHILBY Muhamed Emwazi isimli İngiliz vatandaşının, Kraliyet'e bağlı istihbarat servisi MI5 tarafından eğitilip Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmeye çalışan IŞİD'in önemli aktörlerinden biri haline gelmesi akıllara İngiliz ajanJohn (Muhammed) Philby'yigetirdi. Cambridge Üniversitesi'nde doğu bilimleri okuyan Philby, Arapça öğrendi ve 1915'te Türkler'e karşı savaşan Irak'a, oradan da Osmanlı İmparatorluğu'na isyan bayrağını açmış olan Şerif Hüseyin'e yardım etmesi için Arabistan'a gönderildi. Savaş yıllarını Arabistan'da geçirdi. I. Dünya Savaşı sonrası yakın dostu İbn Suud'un Hicaz'ı ele geçirip Şerif Hüseyin ve oğullarını Arap Yarımadası'ndan kovmasına yardım etti.Krallığı ilân eden İbn Suud'un en yakınlarından biri oldu. Arabistan'da yabancıların seyahat etmesine izin verilmediği için 1930'da Müslüman olup "Abdullah" adını aldı.Bütün Arabistan'ı karış karış dolaştı ve petrol şirketlerine danışmanlık yaptı. Aynı zamanda İngiliz müzelerine gönderdiği tarihî eserler sayesinde ciddî bir servet edindi.
FUTBOL AŞIĞI CELLATLondra'da okuyan Emwazi'nin okul İngiliz ajanını, "sessiz, popüler ve futbola alakalı" bir çocuk olarak anlattı. IŞİD celladının öğretmenleri ise onun için "Çalışkan bir öğrenciden bekleyebileceğiniz her şey onda vardı" dedi
O bir Yahudi ailenin çocuğuydu. İsrail'e göç ettiler. Gelişti, palazlandı ve kendisini Dimona'daki Necef Nükleer Araştırma Merkezi'nde buldu. Yürekten bağlı olduğu İsrail nükleer silah üretiyordu. O da buna yardım ediyordu. Adı Samuel Vanunu'ydu. Zamanla vicdan azabına yakalandı Samuel.
Ortadoğu'nun gelecekte kan gölüne dönmesi demekti bu. İsrail'i terk etti, Uzakdoğu'ya kaçtı, ismini değiştirdi. Günün birinde yerel gazeteye "İsrail'in nükleer silahlanma girişimleri"ni ağzından kaçırdı. Konu Avrupa basınına kadar taşındı. İngiltere'ye oradan İtalya'ya götürüldü. Gizli bir operasyonla İsrail'e kaçırıldı, yargılandı ve hapse mahkum oldu. Neden idam edilmedi sorusuna İsrailli yetkililerin verdiği cevap ilginçti; "YAHUDİ YAHUDİ'yi ÖLDÜRMEZ"Bugün baktığımızda hemen dibimizde "MÜSLÜMANIM"diyen "MÜSLÜMANIM" diyeni öldürüyor, boğazlıyor, gırtlaklıyor.
Nuclear scientist turned whistle-blower Mordechai Vanunu outside prison in Israel in 2004
The connection between all these cases is that they are thought to have involved Mossad, Israel’s secret service, which is charged with protecting Jews the world over.
Much is known about past missions, but in recent times “secret service” has never been a more appropriate title. Reports reached the media that General Hassan Shateri, a senior member of Iran’s Revolutionary Guard, had been shot dead in either Syria or Lebanon. The state-controlled Iranian media immediately said the death was the work of “mercenaries of the Zionist regime”. The accusation was predictable from one of Israel’s sworn enemies. But five Iranian nuclear scientists have also met with grisly ends since 2007 alone, most blown up in their cars on their way to work or at their homes. A pattern has emerged – in all cases the finger of blame was pointed at Mossad.
Details occasionally come from non-Israeli sources: in 2010, Australia expelled an Israeli diplomat after a fake Australian passport was used in the killing of al-Mabhouh. An Australian security source claimed this case was key in the death of Zygier, who was apparently about to blow the whistle. Israel, never a nation to shy away from trying to control the news agenda, has always stayed silent about the circumstances surrounding the apparent suicide of its Prisoner X, as it has about the Iranians, and the Canadian, and many other suspicious deaths.
The silence has continued. One Mossad head and another source who had been deputy head of the agency both refused to speak about any aspect of the Prisoner X case, or more generally about the workings of Mossad. Some see this tactic as a mistake – one Israeli newspaper reporter, who was until Wednesday bound by the official censor in the Zygier case, said: “I wouldn’t have been interested in the [Prisoner X] story unless the censor had been involved.”
It wasn’t always like this. Perhaps its most famous operation is Wrath of God, in which a team of operatives hunted down the members of Black September, a Palestinian terror group thought to have been responsible for killing 11 members of the Israeli team at the 1972 Olympics. The Munich operation is rare in that its key personnel have been prepared to talk about it, providing enough detail for Steven Spielberg to turn the story into a film.
In his book about the mission, which some say was still active as late as 1992, journalist Aaron Klein – who interviewed many of the agents involved – claims much of the intelligence that underpinned it was flimsy at best. The evidence against Wael Zwaiter, the first hit, was “uncorroborated and improperly cross-referenced. Looking back, his assassination was a mistake.” He concludes that the real architects of the Munich murders were shielded by Arab governments and spirited away. One aspect ommited from Spielberg’s film was the so-called Lillehammer Affair, which took place in 1973. Then, Mossad agents thought that they had tracked down Ali Hassan Salameh, who was Black September’s operations chief. The agents believed Salameh was working as a waiter in a restaurant in Norway.
Musevi dinin peygamberi MUSA Aleyhisselam, TUR dağına çıkıyor. "Ya Rabbi Firavun'u al yanına, bizi kurtar bu zalimden" diyor. Cenab-ı Allah buyuruyor ki; "Ya Musa... Her gün sarayda verilen yemeklerden artanlar halka dağıtılıyor. 5 bin kişi bu yemeklerle doyuyor. Ben nasıl alayım onun canını?"Ne zamanki halka yemek kesiliyor sarayda... O zaman Firavun gidiyor cehenneme. Bugün Ortadoğu'yu sizin patronlarınızın göbekten bağlı olduğu BARONLAR petrol uğuruna kan gölüne çeviriyor. İnsanlar sizin patronlarınızın emir aldığı zalimler yüzünde ÖLÜMDEN kaçıyor. Ve 1.5 milyona yakın insan koşuyor Türkiye'ye sığınıyor. Sizin devirmek istediğiniz Erdoğan ve ekibi kucak açıyor milyonlara. Ve milyonları hem kurtarıyor, hem doyuruyor. Ne yaparsanız yapın, ne yalanlar uydurursanız uydurun, hangi taşeronları operasyon için kullanırsanız kullanın başaramayacaksınız. Erdoğan mazlumları kucakladıkça zalimlere uşaklık edenler asla kazanamaz. Çünkü sizin babalarınız Petrodorlar öldürtüyor... Ve hayatta kalanları da AÇLIĞA mahkum ediyor. Yüce Allah vaadinden asla dönmez. İlk sabah iptal edilen Dünya Yahudi Kongresi heyeti ile görüşme burada şaşkınlığa yol açtı! Ronald S. Lauder'in "Başka zaman olsun!" talebi hemen cevap buldu; "Öyle bir zaman olmayacak!"Kestirip atıldı yani! Erdoğan'a CFR'de de Rose ile yaptığı söyleşide de en çok İsrail ile ilgili yaklaşımı, IŞİD, rehine kurtarma operasyonunun ayrıntıları ve Suriye soruldu! Erdoğan'ın cevaplarına geçmeden isterseniz bölgedeki gelişmeleri kısaca özetlemek istiyorum! Böyle yaparsak Erdoğan daha iyi anlaşılacak bence!Birkaç yıl önceye dönelim! Tunus'ta Bouazizi isimi genç düzenin kendilerini yok ettiğini söyleyerek bedenini ateşe verdi! Bu Arap coğrafyasındaki en büyük isyanlardan biriydi! İnsanlar başkaları tarafından belirlenerek devleti esir alan isimleri istemiyordu! Bu ateş bölgeyi kapladı! Libya, Mısır, Fas, Cezayir, Suriye Bahreyn ve Suudi Arabistan'ın kapısını çaldı! Hatta Birleşik Arap Emirlikleri'ne kadar ulaştı! Erdoğanlı Türkiye bölgeye umut olmuştu!Esad gibi bir azınlığa dayanarak yönetilmek ya da Erdoğan gibi milleti arkasına alarak gitmek vardı! Ortadoğu halkları Türkiye formülünü istedi! İstedi ama istemekle bitmiyordu! Ankara demokrasi bayrağıyla bölgeyi tamamen ayağa kaldırdı! İngilizler, Fransızlar ve askerleriyle gelip yerleşen Amerikalılar'ın çizdiği sınırlar ve yönetim şekilleri artık istenmiyordu! Bu nedenle insanlar meydanlardaydı! Ancak sorun sadece demokrasi ile açıklanabilecek bir durum değildi! İsyanın başladığı yerdeki ateş Körfez'e doğru gidiyordu! Suudlar'ı sarsıyordu!Peki, ne yapılmalıydı? İlk iş Mısır'da Mursi'nin gitmesi gerekiyordu! Sisi'ye milyarlarca dolar gitti! Meydanlar kan gölüne döndü! Demokrasi silahla katledildi! Asıl hedef Türkiye idi! Erdoğan kötü örnekti!Demokrasi gelecek ve İngiliz- Yahudi bankalarındaki 5-6 trilyon dolar geri çağrılacaktı! Çok pahalı bir işti! Yapılması gereken Erdoğan'ı indirmekti! Oslo, Gezi, 17 Aralık buydu!Türkiye eski Türkiye olur ve birkaç aile tarafından yönetilirse sorun kalmayacaktı! Denediler, yapamadılar!Tabii yılmadılar! Bu kez barış sürecini hedef aldılar! Bir anda IŞİD'i çıkardılar! Erdoğan'ın Rose'a söylediği gibi bu adamlar Amerika'nın Irak ordusuna bıraktığı silahları kullanıyordu! Bu nedenle önlerine ne gelirse yıkıp geçiyordu!IŞİD "Körfez'e ve Suudlar'a DEMOKRASİ gelmesin!" diye kurulmuştu! Akıl yabancılarındı elbette! 6 trilyon dolar için bölgenin kan gölüne dönmesi katlanılabilir bir şeydi! Öyle de oldu!Banka hesapları boşalmasın diye yabancılar ŞEYHLERİ, SULTANLARI ve KRALLARI halkından koruyordu! Bir taşla iki kuş vursunlar diye de IŞİD'i Kürtler'in üzerine salıyorlardı! Çatışma olsun süreç bitsin diye! Öyle ya BATI basınına göre IŞİD militanlarını Türkiye koruyor, bakıyor ve tedavi ediyordu! Yalanla büyük gerçeği kapamak istiyorlardı! Aslında hedef Erdoğan'ın arkasına aldığı millet desteğini budamaktı! Bölgede demokrasi sözünü dipsiz kuyuya atmaktı! Durum böyleyken herkes IŞİD'i merak ediyor ve Erdoğan'dan cevap bekliyordu! Rose'un sorusuna verilen cevap çok güzeldi: Maliki oradaki en büyük sorundu! Sözde çekildi! Gidip Cumhurbaşkanı Yardımcısı oldu!Yani aslında oyun açık ve netti! Hedef ERDOĞANLI TÜRKİYE idi... Sultan Bender IŞİD'den petrolleri alıyor, Suriye'den denizle buluşturuyordu! Esad büyük pay aldığı için de sesini çıkarmıyordu! Durum böyle iken Rose "Rehineler için ne verdiniz?" diye soruyordu! Öyle ya adamların kurup büyüttüğü bir örgütten nasıl 46 kişiyi burnu bile kanamadan alıyorduk! Almıştık! Hem de hiçbir şey vermeden! Erdoğan'ın dediği gibi "İsrail bir askeri için yüzlerce kişiyi düşünmeden teslim ediyordu! Bizim ne yaptığımızla niçin bu kadar ilgileniyorsunuz ki! Ama bir şey vermedik!" Erdoğan, Rose'a net şekilde IŞİD'in terör örgütü olduğunu söyledi! "Biz terörden çok çektik! Kimseye destek de olmayız" dedi! "Rehineler geldiğine göre koalisyonda yer almanızda bir engel kalmadı değil mi?" şeklindeki soruya da "Bakacağız! Birimlerimiz çalışıyor! Ama bu işler havadan birkaç bomba atmakla çözülecek işler değil! Sosyal ve psikolojik tarafı da var! Topluca düşünülüp hareket edilmeli!" şeklinde cevap verdi! Ankara asla ezberle gitmiyordu! Bir planı vardı! Temel hassasiyet Türkiye'nin çıkarlarıydı! "Peki, planlarınızdan söz etmeyecek misiniz?" şeklindeki bir soruya da"Bunlar ekranda konuşulacak şeyler değil" cevabını verdi! Söyleşiden mutlu ayrılan Rose'un bir sonraki durağı Ankara olacaktı!
Amerika'da IFCJ diye bir kurum var. Hıristiyan ve Yahudiler'in Uluslararası Kardeşliği anlamına geliyor açılımı. Her yıl bu kurumun üyeleri İsrail için DUA GÜNLERİ düzenliyor. Bu günlere tam 18 bin kilise katılıyor. İşte bizi İŞİD'e terörist taşımakla suçlamaya çalışan o ABD senatörü de İsrail için dua günlerine katılanlardan biri. İngiltere, Almanya Fransa, İtalya ve Avrupa'nın her yerinden IŞİD'e yabancılar koşuyor. Hepsi Londra, Berlin, Paris, Roma havaalanlarını kullanıyor. Kraliçe'nin uçağına, Lufthansa'ya biniyor... Ama Amerikan senatörü İsrail Uşağı ALGI operasyonu yaptıracak, Türkiye'yi hedef gösterip İsrail'e uşaklık edecek ya.. "Aman ha Türkler terörist taşıyor" demeye getiriyor işi. Bugün şerefsiz bir saldırı altındayız. Yahudi Sulzberg hanedanına ait New York Times önceki gün alçakça ALGI Operasyonu düzenledi. IŞİD, Hacı Bayram-ı Veli Camii'nden adam topluyormuş. Bu habere fotoğraf olarak Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımızın Hacı Bayram Camii'nden çıkışını koydu. ALGI operasyonunun en adice yöntemiydi bu. Yalan haberlerle saldırıyorlar. Çünkü yılda 45 milyon dolar geliri olup 400 milyon dolar zarar eden gazeteye para lazım. Silah, petrol tüccarı ne kadar İsrail uşağı PARADOR varsa onlardan emir alıyorlar. Sulzberg hanedanı New York Times'ı ilk kurduğunda Sultan Abdülhamid'e de aynı yöntemlerle saldırıyordu. Gazetenin Yahudi patronu işe "Ölü ilanları yazarlığı" ile başladı. Onun içindir ki "ÖLÜ SEVİCİ KATİLLER" bunlar. Türkiyede "Bu ölü ilanı yazarı benim dostum" diyen yazarlar var. Medya kan kardeşliği içimize kadar uzanıyor. Türkiye'deki başörtüsü serbestliğinin demokrasiye aykırı olacağını öne sürecek kadar aptalca yazılar yazan ve saldıran bu gazeteye eşlik eden bir de Washington Post var. O da IŞİD ile Türkiye'yi ilişkilendirmek için kendini yırtıyor. Amazon.com'un da sahibi olan Yahudi patronunun İsrail hizmetine altın tepsi sunuyor. IŞİD'e karşı Türkiye savaş uçakları kaldırmayacak ya deliriyorlar. Bizi kendi kurdukları belanın ve tezgahın içine sokmaya çalışıyorlar. 49 rehinemiz umurlarında değil. İngiliz basını da zaten haftalardır aynı sahtekar yalanlarla salvo atışı yapıyor. Hatta Kraliçe'nin yayın organı BBC geçtiğimiz haftalarda "İşte Antalya Havalimanı, işte IŞİD'e katılmak üzere uçağa giden IŞİD teröristleri" diye bir fotoğraf yayınladı. Sonradan o havaalanının Londra'da, o teröristlerin de İngiliz olduğu ortaya çıktı. Aynı yöntemi Abdülhamid döneminde de uyguladılar. Mısır'a yerleşmek için isyanları körüklediler. Urabi Paşa isyan ettiğinde İngilizler Fransız ve İtalyanlar'ı doldurarak Abdülhamid Han'ın kapısına dayandı. "Urabi Paşa isyanına müdahale et" dediler. Hem işgal etmişlerdi Mısır'ı, hem de isyana bizim müdahale etmemizi isteyerek Arap dünyasını İstanbul'a düşman etmeye çalışıyorlardı. Sultan Abdülhamid "Ben bu işte yokum" dedi. İngilizler Urabi Paşa'nın üzerine 6 bin asker sürdü. Urabi Paşa keşif heyeti gönderdi. Keşifçiler "Paşam İngilizler kadın asker göndermiş üzerimize, yarın zafer kesinlikle bizim" dediler. Ama ertesi gün karşılarına çıkan İngiliz sömürgesinden ETEKLİ İskoç askerleriydi. İngilizler hep böyle yapıyordu. 1. Dünya Savaşı'nda da 1.5 milyon Hinduya İngiliz askeri üniforması giydirip yüzbinlercesini öldürtmüştü. Yunanistan'ı üzerimize salıp istanbul'u işgal etmişti. ABD askerlerini Irak'ta öldürtüp petrollerin üzerine konmuştu. Mısır'ı da ETEK giymiş İskoçlarla almıştı. Onun içindir bugün İskoçya'da yapılacak İngiltere'den ayrılmabağımsızlık oylamasından büyük keyif alıyorum. Onlar bize saldırıyorlar ve gaz veriyorlar medyalarından. Biz de aynını yapmalıyız. Haydi İskoçya... ETEK giydirin bugün İngilizler'e.
Eski günlerdeki nüfuzunu hızla yakalayan YENİ TÜRKİYE'nin bölgeye inmesini hiç istemez. Biz Mısır'la bütünleşir-ken darbe yapar, kendi Generalini tepeye çıkarır. İnternete bir üniversitenin tanıtımını koyar "Türk öğrencilerini bekliyoruz" diye yayın yapar pişkince. O üniversite "Mısır İngiliz Üniversitesi"dir. Mısır'daki tüm seçkinler ve zenginler çocuklarını o üniversiteye yazdırmak için sıraya girip birbirini ezer. Mısır İngiliz Üniversitesi BUE'nin sitesine girin, İngiliz bayrağı ile karşılaşırsınız. Vazgeçilmez ilkelerini alt alta yazar. Birinci sırada"Britanyalılık" diye yazar. İngilizciliği açıkça ifşa etmekten çekinmez. Bu kadar cüretkar olan bir ülke karşımıza IŞİD belasını da çıkarır. Başına HALİFE koymak onlar için hiç de zor değildir. İngilizce'yi anasının dili gibi konuşan yüzü kapalı insanlara "Kahrolsun İngiltere" diye kafa kestirir. "Bu İngiliz'i kesiyoruz, umarız Londra ayağını denk alır" diye bir de uyarı gelir kesme töreninde. Halbuki kafası kesilen İngiliz değildir. Kraliçe'ye sömürge olarak bağlanan ve yıllardır soyulup soğana çevrilen zavallı İskoçya'dandır gariban. İngiliz niyetine İskoç... Fıkra gibi bir durum. Tam da İskoçların referandumla Birleşik Krallık'tan ayrılmayı oyladığı bir dönemde pat diye bir İskoç'un kafasını keserler nedense. O kasabı oraya kim koydu, kime ne mesaj veriyor kimse anlamaz. İskoçya'da yıllardır zengin doğalgaz ve petrol yataklarını sömürdü İngiltere. Trilyon dolarları götürdü Kraliçe'nin kasasına. 1.2 trilyon dolarlık daha petrol ve doğalgaz rezervi var. Onun için Başbakan Cameron ve Kraliçe ağlamaklı bir şekilde İskoçlara "Aman ayrılıkçı oy vermeyin" diye yalvarıyor. Onun için IŞİD seçime saatler kala İskoç kafası kesiyor. İskoçlar bağımsız ve özgür olmak istiyor. Yıllarca bizi de iç çatışmalarla, türbanla, irtica ile oyalayıp kavga ettirdiler, dışarıya, petrol bölgesine gitmemizi engellediler. Bir de gırtlağımıza kadar borca sokarak yönettiler. Önceki akşam Boğaz'dan bir dostum "IMF'e borcumuzu ödedik, ertesi gün köprü, havaalanı, Kanal İstanbul için kolları sıvadık. Bunu anlayamayan Türkiye'yi anlayamaz" diyordu. Evet bizim Merkez bankasını da, maliyeyi de, ekonomiyi de IMF yönetiyordu yıllardır. Bize bıraktıkları birkaç kuruşu bile nereye nasıl harcayacağız onlar karar veriyordu. Borcu bitirmek onları kovmak demekti. Özgürlük demekti. Özgürce paramızı harcamamız demekti. Onun için kovduğumuzu hemen ertesinde "Köprü, havaalanı, yaşasın özgürlük" dedik. Hemen Gezi ile geldiler, Taksim Platformu ile Başbakan'ın karşısına çıktılar "Yok öyle özgürlük, köprü, havaalanı yapma" dediler. Anlamadı Bağımsızlık savaşımızı bazıları. Çünkü İngiliz mantığı ile yetişen çoktu bu ülkede. Sultan Abdülhamid de büyük stratejik öneme sahip HİCAZ demiryolunu özgürlük için yaptırırken İslam dünyasından para yardımı yağıyordu. Ve o İngilizler İslam dünyasında, Müslüman görünenlere gazete bastırıp "Göndermeyin İstanbul'a para... Sizi soyacaklar" diye yayın yaptırıyordu. Sahte din adamlarından, şeyhlerden bile bu konuda demeçler alıyordu. Bugün değişen ne? İskoçlar uyandı... Bizde hala birileri horluyor!!!
Hayat akarken hiçbir zaman sarsılmayacak bazı gerçekleri not etmekte fayda vardır! Bu noktaların üzerine basarak dünyada olup biteni anlamak mümkün olur! Şu an bütün başkentler IŞİD ile uğraşmakta! Ortadoğu için yeniOPERASYONUN adı IŞİD'di çünkü! 2 yıl önceye gidelim!Bölgenin kaderini belirleyecek özel bir röportaj yayınlandı! 25 Aralık 2012'de Neçirvan Barzani TIME'a verdiği söyleşide şunları söylüyordu: "Türkiye bizim umut kapımız. Eğer bu umut kapısı kapanırsa Bağdat'a teslim oluruz ve hepimizin çıkarları tehlikeye girer. Özellikle belirtmeliyim, tam bağımsız bir Kürdistan için fırsat olduğunu biliyoruz. Ancak buna Türk ordusunun izin vermeyeceğini de çok iyi biliyoruz..." Bu ifadeler bölgede sınırların değişeceğinin göstergesiydi! Ama buna temelden itirazı olanlar vardı! Hem içeriden hem dışarıdan! TIME'ın bu haberinden yaklaşık bir yıl sonra dönemin ABD Ankara Büyükelçisi Ricciardone Amerika'dan gelen birRİCA üzerine bölgeye indi! Yanında da eski BÜYÜKELÇİLERDEN James Jeffrey vardı! Kürtler arasına girildi! Çok ayrıntılı ve titiz bir çalışma yapıldı! Amaç Kürtlerin ne düşündüğünü öğrenmek ve bir politika geliştirmekti! Sonuçlar da özel kurye ile ilgililere gidecekti! Birçok soru soruldu! En önemlisi "Türkiye'ye bağlanmak istiyor musunuz?" sorusuydu! Düğüm buradaydı! Hem Ankara'nın hem Barzani'nin gücü ortaya çıkacak hem de gerektiğinde operasyonun yönü değişecekti! Hatta Barzani'nin kaderi bile buradaki şifrelerde yer alacaktı! Ancak Erdoğan'ı pek sevmeyen Ricciardone çıkan sonuçtan çok mutlu olmadı! Kürtler'in YÜZDE 91'i Türkiye'ye bağlanmak istediğini açık ve net olarak söyledi! Yüzde 5'i bu konuda liderleri olan Barzani'nin kararına saygı duyacaklarını söyledi. Yüzde 3'ü kararsız kaldı, yüzde biri de karşı çıktı... 30 yıl anlamsız bir savaşın tarafı olmaya zorlanan KÜRTLER Türkiye'yi umut olarak görüyordu! Bu sonuçlar Beyaz Saray'ı salladı! Zaten bu rakamların netleşmesinden sonra ABD'nin ikinci adamı Biden devreye girdi! Çünkü Irak ve Ortadoğu konusunda en yetkin ve etkili isim oydu! Biden, hatta John Kerry ısrarla BÜTÜN IRAK'tan yana olduklarını söylüyordu! El Pais'in haberine göre Biden, Barzani'yi 11 kez arıyor ve "Ne olur referandumu iptal et! Şimdi zamanı değil!"diyordu! Ortada da bir IŞİD vardı! Kimse sahiplenmiyor ama giderek büyüyordu! Silahlar, araçlar, militanlar arttıkça artıyordu! Belli ki Ortadoğu'da istenilen kıvam oluşmamıştı! Karmakarışıktı işler! IŞİD'in bir tarafında Amerika, diğer tarafında İngiltere ve İsrail vardı! Bölgedeki diğer ülkelerde güçleri oranında sonuç almak adına operasyonlara kalkışıyordu! Hatta 49 Türk'ün kaçırılması da hesaba dahildi!Sanki erken doğumu önlemek için alınan tedbirdi!Eğer Ankara-Erbil yakınlığı olmasaydı IŞİD'in hayali bile kurulmazdı! Ama şimdi ortada duran kocaman bir gerçekti! "SÜNNİ" olduklarını söyleyen örgüt Suriye'de ESAD için savaşıyor ve Sünni öldürüyordu! Çelişki bu kadar da değildi! Eski CIA Başkanı Petraeus ile görüştükten sonra cezaevinden çıkan ve ÜRDÜN'de özel bir kampta eğitim alan BAĞDADİ operasyonun başına getiriliyordu! Amerikan basınına göre kendisi Tel Aviv doğumluydu! Anne ve babası Yahudi'ydi! Gerçek ismi Simon Eliot'tı! Ebu Bekr el-Bağdadi ismini Samarra'da bir çatışmada ölen gerçek BAĞDADİ'den sonra alıyordu! İngilizler ve İsrail perde arkasından iş görürken çelişkiler devam ediyordu! Kafa kesme görüntüleri Rita Katz isimli Irak Yahudisi bir kadının CIA tarafından al-işlet denilen internet sitesinden yayınlanıyordu! Rita'nın babası 6 gün savaşlarında Irak'ta İSRAİL AJANI olarak yakalanmıştı! Bir yıl çok ağır bir cezaevi hayatı yaşadıktan sonra 500 kişiyle birlikte ertesi yıl asıldı! Rita ve ailesi önce İran'a birkaç gün sonra da Tel Aviv'e geçti! Rita orada okudu! İsrail'in özel yetişmiş elemanı olarak SAVUNMA BAKANLIĞI'NA girdi! Tam işleri büyütecekken piyango vurdu ve gelen teklif üzerine ABD'ye gitti! Üç çocuğunu da yanına alan RİTA, Search for International Terrorist Entities Inteligence Group isimli (SITE) şirketin başına geçti! Görüntüler de burada yayınlandı! Neden o seçiliyordu acaba? Peki, anlaşılmayan KARA NOKTALAR bu kadar mıydı? Elbette değildi! Birkaç hafta önce kafası kesilen gazetecinin görüntülerini yayınlayan SITE şimdi de IŞİD'i göklere çıkaran ve onların yayın organı olan AZBİRU DERGİSİNİN tanıtımını üstlendi! Kim, kimdi belli değildi yani! İngiliz Başbakan Cameron, son olarak öldürülen İngiliz vatandaşının katillerinin yakalanacağını duyurdu! Almanlar da aynı şeyi söylüyordu! ABD ise daha da kararlıydı! Cameron daha da ileri giderek "Zamana yayılan stratejik hamlelerle IŞİD'i bitereceğiz!" diye kesip atıyordu! İyi de "Bu adamlara destek veren kimdi?" Ortada cevap bekleyen soru buydu! Üstelik Başkan Obama'ya "Erdoğan'la dost olmanı kabul etmemi beklemiyorsunuz umarım!" diye çıkışan Henry Kravis, IŞİD'in finansörlerinden biriydi! Kravis İstanbul'a defalarca gelmiş, en iyi otellere rezervasyon yaptırmış, ancak YALIDAKİ DOSTLARININ YANINDA KALMAYI tercih etmişti! Kravis ve arkasındaki gücün amacı Obama'nın, Erdoğan'a A SINIFI bir dostluk ile yaklaşmasını engellemekti! Zaten ABD'de Obama'yı zora sokan 20 özel telefonun dinlendiği bundan sonra ortaya çıkmıştı! Yani Obama'ya ders verilmişti! Peki bütün bunlar arasında gerçek ne? Galiba gerçek, Joe Biden! Basının önünde ve arkasında farklı konuşarak yönetmeyi sürdüren Biden, Ortadoğu'da da herkesi idare eden kişi! En etkili ve en yetkili kişi aynı zamanda! Mikrofonların önünde "İsrail'i savunmak evimizi savunmaktır!" dese de arkada "İsrail'i yönetenlere fazla yüz verdik! Hesap sormalıyız!" çıkışı yapabilen bir isimdi! Herkesle iletişimi vardı! Ne kadar aktör varsa hepsiyle konuşuyordu! Bütün raporlar ona geliyordu! ABD'nin kendi içindeki çatışmasının da tam ortasındaydı! Belki de BAŞKANI koruyan O idi! Hatta hiç sevmediği odaklara yakın durma gibi başarıyı sergileyen de! Benim gördüğüm kadarıyla Kürtler'in Ankara'ya bağlanmasını bir yıl erteledi! Daha sağlıklı olması ve ABD'ye rağmen yapılıyor havası oluşturmak için işin tam göbeğinde! Farklı ve karşı kutuplardan herkes kullanılıyor! Ama gidişat değişmiyor! Değişmesini Obama da, Biden da istemiyor! Kürtler Neçirvan Barzani'nin dediği gibi geliyorlar! Türkiye'nin hazırlığı için bir yıla ihtiyaç duyuldu! BAŞKANLIK bu işin sırrı! Önümüzdeki SONBAHARA kadar zaman var! 100 yıl bekledik, birkaç ay daha bekleriz!
"IŞİD'İ CIA KURDU!"
Moskova'ya yakınlığıyla bilinen "Russia Today" bir makale yazan Engdahl, IŞİD militanlarının Ürdün'de CIA tarafından eğitildiğini ve finansmanı da Körfez ülkelerinin sağladığını iddia etti.
"AMAÇ ORTADOĞU'YU İSTİKRARSIZLAŞTIRMAK"
Engdahl'ın makalesinden satırbaşları şöyle: "Irak ve Suriye'deki askeri "ayaklanma" ile ilgili ortaya çıkan detaylar IŞİD'in CIA ve Pentagon tarafından dünyanın en büyük ikinci petrol ülkesi Irak'ı istikrarsızlaştırmak ve Suriye'de düzeni sağlamak için yürütülen politikaları geçersiz kılmak üzere desteklendiği izlenimini uyandırıyor."
"IŞİD NEDEN IRAKLI ASKERLERİ ÖLDÜRMEDİ?"
"Bölge hakkında bilgili Iraklı gazeteciler IŞİD'in Musul ve çevresini ele geçirirken örgüte neredeyse tek bir mermi bile sıkılmadığını söylüyor. New York Times'ta yer alan bir haberde ise Tikritliler bu şehirde görev yapan askerlerin IŞİD askerlerine barışçıl bir şekilde silah ve üniformalarını teslim ettiğini aktarmıştı. Normalde herkes IŞİD militanlarının, Irak ordusuna bağlı askerleri ilk gördüğü yerde öldürmesini beklerdi."
Irak'ta IŞİD başarılı bir kampanya yürüterek aşiret liderlerine önemli vaatlerde bulunarak önemli destek kazandı. Liderlere Şii Bağdat yerine kendileriyle ortaklık kurmaları halinde Sünni Şeriatı'nın bu bölgelerde uygulanacağı söylendi.
"KÖRFEZ ÜLKELERİ IŞİD'E MADDİ DESTEK VERİYOR"
New York Times IŞİD'in sahadaki başarısının arkasındaki ismin eski Baas lideri İbrahim el-Duri olduğunu da aktarmıştı. 2009'da Irak'ta görev yapan ABD'li General David Petraeus, el-Duri'nin Suriye'de olduğunu duyurmuştu. 2003'ten beri ABD'nin en çok arananlar listesinde bulunan birinin inanılmaz bir şekilde yakalanmadan dolaşabiliyor olması ve intikam duygusuyla Irak'a geri dönüp büyük bir alanda kontrolü ele geçirebiliyor olması çok şaşırtıcı. Ya şanslıydı ya da Washington'da önemli yerlerde arkadaşları vardı, kim bilir?
IŞİD'in maddi destekçisi olarak da ABD'nin Sünni dünyadaki en yakın müttefikleri olan Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan gösteriliyor.
"IŞİD MİLİTANLARINI CIA EĞİTTİ"
Ürdünlü bazı yetkililer, IŞİD üst düzey üyelerinin 2012'de Ürdün'deki gizli bir kampta CIA ve ABD Özel Kuvvetleri tarafından eğitildiğini belirtmişti.
"WND News"te yer alan bir haberde ise ABD, Türkiye ve Ürdün istihbarat birimlerinin Ürdün'ün Suriye sınırına yakın Safevi kentinde Suriyeli militanlar için eğitim üssünün kurulduğunu, Suudi Arabistan ve Katar'ın IŞİD'e verilen eğitimin masraflarını karşıladığı kaydedilmişti.
ABD tarafından bu kamplarda "ılımlı" militanların Suriye'deki Beşşar Esad rejimine karşı savaşmak üzere eğitildiği iddia edilmişti. Peki nereden biliyorlardı eğitim alanların radikal İslamcı olmadıklarını? CIA doktorları, insanları cihada yönlendiren özel bir DNA mı keşfetti?
ABD Dışişleri Bakanlığı'nda görev yapmış Andrew Doran, "National Review" dergisinde bazı IŞİD militanlarının Amerikan pasaportunun olduğunu yazmıştı. Tabii bu Obama yönetiminin desteği anlamına gelmez, değil mi?
"IŞİD'İN 8 BİN MİLİTANI VAR"
IŞİD bulmacasındaki diğer ilginç bir parça ise Tarhan Batiraşvili. Çeçen asıllı Batiraşvili adını Ömer el-Şişani olarak değiştirmişti. Geçtiğimiz yıl "The Wall Street Journal"da Şişani'nin Suriye ve Irak'taki savaşları ABD ve Rusya arasındaki jeopolitik çatışmaya çevirdiği yazılmıştı. IŞİD'de bin tanesi Çeçen olmak üzere 8 bin militanın olduğu da ifade edilmişti.
"Veterans Today" sitesinin Gürcistan bürosu şefi Jeffrey Silverman bana Şişani projesinin Amerikan istihbaratı ve Gürcistan Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından Çeçen ayaklanması zamanında planlandığını söylemişti.
"YENİ BÜYÜK OYUN"
Silverman ayrıca Irak'taki olayların merkezi hükümetten bağımsız bir Kürt Cumhuriyeti kurulmasıyla alakalı olduğunu söylemişti. Bağımsız Kürt devletinin Türkiye, Irak ve Suriye'de Amerikan çıkarlarına hizmet eden "Yeni Büyük Oyun"un bir parçası olduğunu da eklemişti.
"ABD NEDEN HİÇBİR ŞEY YAPMIYOR?"
Musul'un düşüşünden neredeyse iki hafta geçmesine rağmen henüz Washington aptalca birkaç konuşma ve "kaygılarını" belirtmek dışında neredeyse hiçbir şey yapmadı.
Her şeye rağmen apaçık bir gerçek önümüzde duruyor. Musul'da Irak hükümetinin kontrolü yitirmesinin ardından dünyanın en zengin petrol sahaları aniden İslamcı militanların eline düştü ve Irak hükümetinin petrol ihracatını önemli miktarda artırma fikri geçerliliğini yitirdi.
IŞID İngiliz anahtarı
MALATYA (İHA)
AK Parti Malatya Milletvekili Mücahit Fındıklı, “Çok net ifade ediyorum, IŞID İngiliz anahtarıgibi bir şey. IŞİD’in metodu İslami anlayışa terstir. IŞİD’in metodu İngiliz siyasetine benziyor. IŞİD bir süre sonra ortadan kaybolacak. Çünkü üst yönetiminin büyük bir bölümü İngilizlerden oluşuyor” dedi.
Bölgedeki IŞİD ile ilgili gelişmeleri değerlendiren AK Parti Malatya Milletvekili Mücahit Fındıklı, “IŞID’e ben şöyle bakıyorum; çok net ifade ediyorum, IŞID İngiliz anahtarı gibi bir şey. Düşünebiliyor musunuz İngiltere’den dünya kadar insan geliyor, İngiliz vatandaşı bunlar. Avrupa’dan dünya kadar insan geliyor, çok vahşi bir yapı, eylemleri çok vahşi bir eylem. Ama üstünde bulunduğu coğrafya aynı zamanda emperyalizme karşı patlamaya hazır, yıllarca işkence görmüş, Amerikan postalı görmüş bir toplumun desteğini arkasına alıyor. IŞİD’i sadece terör örgütü olarak tarif edersek, çok iyi tarif etmiş olmayız. Eksik kalıyor. IŞİD bir terör örgütü olabilir, insanın kanını donduracak vahşette eylemleri olabilir, ama bölge halkından ciddi destek aldığı ortada. Orada bir kin patlaması, bir nefret patlaması olduğu çok açık. Ama bu kin ve nefret tamda İngiliz anahtarı dediğim şey bu; İngiliz siyasetinde toplumun gittiği yeri görürsünüz, tespit edersiniz, onun ufkuna gideceği modelin en çirkinini ve en vahşisini oluşturursunuz, o toplum gider, korkar, geri döner sizin kucağınıza gelir. IŞİD böyle bir yapı. Bu çok açık ve çok net. IŞİD’in metodu İslami anlayışa terstir. İslam’da böyle bir savaş metodu yoktur. Ölen Müslüman, öldüren Müslüman, parası Müslümanlardan çıkıyor, Müslüman coğrafyasında devam ediyor. Sonuçta İngiliz’in sofrasında meyveleri duruyor” ifadelerini kaydetti.
Fındıklı, şunları söyledi: “Bizim Kuzey Irak’la yapmış olduğumuz 50 yıllık petrol anlaşmamız var. Biz Kuzey Irak’ın petrolünü boru hattıyla Ceyhan’a taşıyoruz ve orada kendi petrollerini satıyorlar. Bu ciddi anlamda hem İngilizleri, hem Avrupalıları ve özellikle Almanları fevkalade rahatsız ediyor. Bunun yıllık cirosu 36 milyar dolar ve kuzey Irak diyor ki 'bu para Halk Bankası'nda kalsın.' Dolayısıyla ciro olarak 36 milyar dolar Halk Bankası’nı dünyanın sayılı ilk 5 bankasının arasına sokacak. Bu paranın peşinde olan uluslararası güçler ve sermayeler var. İkincisi özellikle Barzani, ‘bu para Amerika’da olmasın, Amerikalılar yarın paraya el koyar, İran’a el koyduğu gibi. Yarın bize siyasi baskı olarak kullanırlar’ diyorlar. ‘IŞİD’in petrolünü satıyorlar’ diyorlar ya. Aslında Kuzey Irak’ın petrolünü biz de satmıyoruz. Kuzey Irak kendisi satıyor, alan belli, satan belli, parasını yatıran belli. Biz boru hattı kirası, liman ve cirodan pay alma gibi kalemlerden yıllık otomobil ihracatından elde ettiğimiz parayı alıyoruz. Dolayısıyla bu bölgede petrolü konuşmadan IŞİD’i konuşursanız yanılırsınız, bu bölgede petrolü konuşmadan, Amerika’nın ve Avrupa’nın Suriye politikalarını konuşursak yanılırız, Irak’ın petrolünü konuşursak yanılırız. Rusya’nın bakışını petrol olmadan neden diye konuşursak yanılırız.”
“SEÇİM BİTTİ, BÖLGEDEKİ YANGIN AZALDI”
AK Parti Malatya Milletvekili Mücahit Fındıklı, “Cumhurbaşkanlığı seçimine gidene kadar içeride biz bir sürü operasyonlarla uğraşırken, hükümete karşı, devlete karşı darbe senaryolarından bahsederken, çevremizdeki coğrafyada yangın havaya çıkmıştı, zirvelere çıkmıştı. Cumhurbaşkanlığı seçimini yaptık, bakın bu yangınların hepsi zayıfladı. Türkiye bu bölgede kendi aklıyla, bölgenin tüm halklarının, hatta ve hatta bütün ümmetin selameti ve geleceği ile alakalı üzerinde oturduğu kaynaklarla birlikte, zenginlikle birlikte emperyalizme karşı bir tavır ve duruş sergiliyor. Bunun farkında olmamız lazım” diye konuştu.
“IŞİD KONSOLOSUMUZU REHİN ALDI, KAPIMIZI AMERİKA VE İNGİLTERE ÇALDI”
Türkiye’nin bölgeye yönelik operasyona katılmayacağını ve katılmaması gerektiğini de söyleyen Fındıklı, “Oynanan oyun, tamamen Türkiye’deki sürecin bu şekilde değişeceğini ve dönüşeceğini hiç hesaba katmadılar. 'Gezi' olayları ile başlayan 'paralel' yapıyla devam eden, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin sonuçlarına kadar ve hatta partinin değişip dönüşmesine kadar, çok suretli bir şekilde bu süreç hiç tartışmasız ve kriz çıkmadan bitmiş olması yeni Türkiye ile Avrupa’yı da, İngiltere’yi de, Amerika’yı da yüz yüze getirdi. Evet, yaptıklarınızı biliyoruz, işte biz buradayız, gücünüz yetmedi, oturun yeni baştan konuşalım. Söylediğimiz şey budur. IŞID denen hadiseden çok sonuç çıkabilir. IŞİD elçilik marifetiyle bizim ülkemize yönelik bir tehdittir. Bu tehdidi ileride tarih yazacak. Birini rehine aldıysanız, kapınızı birinizin çalıyor olması lazım. Kapıyı Amerika çalmıştır, İngiltere çalmıştır. Birinin gelip bir talebini size iletmesi lazım. İngiltere medyasında, Türkiye’nin Kuzey Irak petrolünden almış olduğu pay, İngiltere’yi çok ciddi bir şekilde rahatsız ettiği belirtiliyor. IŞİD bir süre sonra ortadan kaybolacak. Çünkü üst yönetiminin büyük bir bölümü İngilizlerden oluşuyor. Bölgede bir İngiliz aklı yine var. Bununla yeni bir yapı dizayn ediliyor, yeni pazarlıklar yapılıyor, yeni tehditler oluşturuluyor. Dolayısıyla biz bütün bu şeytan oyunlarının içine girmeden mağdur olan hakkı gasp edilen, hak ve hukukunu arayan herkesin yanında durmaya, o ilkede ve o ahlakta durmaya devam etmek zorundayız” şeklinde konuştu.