arap bahari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arap bahari etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2015 Cuma

Araplar uyanacakmi?



OSMANLI İMPARATORLUĞU VE ARAP İHANETİ

"Yeni Osmanlı", "genişleme", "sömürgeciliğin geri gelmesi" gibi iddialar Arap dünyasında Türkiye'ye karşı muhalif bir akım yaratmak isteyenlerin en sık kullandığı tabirlerdir. Tam karşı tarafta ise Arapların Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlerin yanında yer aldığını ve Türklere ihanet ederek onları sırtından bıçakladıklarını iddia edenler var.

Bu iddiaları çıkarmaya ve toplum içinde yaymaya çalışan kişilerin, İslam dünyası hakkında iyi fikirlere sahip olmadıklarını düşünüyorum. Bu kişiler ümmet kavramı karşısında bir şuura sahip olmadıkları gibi bu kavramın önemini de kavramamışlardır.

Bana sorulan bir başka soru ise şöyle: "Anadolu Ajansının Arapça haber yayımlamaktaki amacı nedir?" Ben bu soruyu hep şu şekilde cevapladım: "2011 yılından itibaren Arapça haber yayımlamaya başlamaktaki amacımız, AFP'yi 1969 ve Reuters'ı 1980 yılından bu yana Arapça haber yapmaya iten amaçlar ile aynıdır." İnanıyorum ki bu cevap, bana böyle sorular soran kişilerin -ki bunlar, Batılı ajansların Arapça yayın yapmasında ve Orta Doğu'nun her köşesinde ofis açmasında bir sakınca görmeyen, bu ajanslar ile ilgili tek kelime etmeyen ve bunları sömürge projesinin bir parçası olarak nitelemeyen kimselerdir- dikkatini çekmiştir. Bu lüzumsuz soruların tekrar edilmesi üzerine bu soruları soranlarla ilgili araştırma yaptım. Bunların çoğu gazeteci çıktı. Bu kişiler AFP ve Reuters'ta çalışmışlar veya çalışmaktalar. Açıkçası bu durum beni hiç şaşırtmadı.

İSLAM DÜNYASI BATILI AJANSLARIN ESİRİ OLMUŞTU

Türkiye ile Arap dünyası arasındaki haber alışverişi, AA Arapça haber yayınına başlayana kadar Batılı ajanslar yoluyla sağlanmaktaydı. Arap dünyasındaki haberleri almak isteyen Türk medyası ve Türkiye'deki haberleri almak isteyen Arap medyası neredeyse bir asır boyunca Batılı ajanslardan yayımlanan haberlerin esiri olmuştu.

Daha da tehlikelisi, Batılı ajanslar, Arap devletleri arasında haber alanında bir iletişim ağı kurdu ve biz, o dönemde yapılan yalan, uydurma ve çeviri hatalarının olduğu haberin miktarı konusunda bilgi sahibi değiliz. Belki de "Osmanlı İmparatorluğu" ve "Arap ihaneti" gibi halklarımızın arasında düşmanlık hislerini artıran iddialar bu yolla bölgemize yayıldı.

Ancak artık Batılı ülkelerin esiri değiliz. Nitekim AA, Arap bölgesindeki önemli bütün olayları Türkçeye, Arapçaya, İngilizceye ve Fransızcaya çevirmektedir. Keza Türkiye'deki gelişmeler aralarında Arapça da olmak üzere 8 dile çevrilmektedir. Doğal olarak bu durum, Batı ajanslarının tekelini kırmıştır. Merak ediyorum; bütün bu gelişmeler onlardan birini rahatsız mı etti? İngiliz ve Fransız bunu yaparken neden sorun olmuyor?

Bu sorunlar, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelene kadar gün yüzüne çıkarılmadı. Zira Türkiye yüzünü tamamıyla Batı'ya dönmüştü ve Arap ülkeleriyle ilişkileri oldukça sınırlıydı. Bu noktada şu sorular sorulabilir: Arap dünyasındaki bu eleştiriler ve sorular, o dönemde gündeme geldi mi? Söz konusu gazeteciler, Mısır ile ekonomik ve siyasi ilişkiler kuran İngiltere’yi, Tunus ve Fas ile benzer ilişkiler kuran Fransa’yı "sömürgeciliği geri getirmekle" suçladılar mı veya eleştirdiler mi?

Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'deki siyasi ve diplomatik çalışma kaidelerini değiştirmesi ve Arap ülkelerinin tamamıyla sağlam ilişkiler kurmaya başlamasıyla paralel olarak Batı medyası, Türkiye’yi eleştiren yazılar kaleme aldı. Bu yazılarda Türkiye'nin Osmanlı Devleti'nin gücüne sahip olarak geri döndüğü ve bölgeyi kontrol altına alabileceği gibi eleştiriler yapıldı. Bazı Arap gazeteleri de bu yazıları aktardı.

"Yeni Osmanlı" yaftasının dile getirilmesi iki hedef içindir. Bu hedefler, Osmanlı Devleti'nin imajını ve bölgedeki geçmişini karalamak ve Türkiye ile Arap ülkeleri arasındaki ilişkilerin güçlenmesini engellemektir.

Batılılar, "Avrupa Birliği"ni kurmayı ve milyonlarca insanın ölümüne neden olan iki ağır savaşı unutmayı başardı. Üye devletlerin hepsi Hristiyan devletler olmalarına rağmen hiç kimse çıkıp da birliği eleştirmedi ve hiç kimse bu birliği "Hristiyan birliği" veya "Haçlı ruhunun geri dönüşü" olarak yorumlamadı. Ancak bahis konusu Müslüman ülkeler olunca dünyanın tamamı ayağa kalkmakta ve İslam ülkeleri arasındaki ortak bir çalışma doğrultusunda harcanan her çabayı boşa çıkarmak için elinden gelen gayreti sarf etmektedir.

İslam dünyasının yasaklardan, tabulardan ve yalan iddialardan kurtulması gerekmektedir. Bizi, Batı medeniyetinden ayıran yaklaşık 100 yıllık "kültür uçurumunu" hatırlamamız gerekiyor. Nitekim onlar ilerlerken biz geride kaldık. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana onların ülkelerinde savaş, terör veya kaos yaşanmadı. Bizim ülkelerimizde ise hâlâ acılar yaşanıyor ve oluk oluk kan akıyor. Olanlara ne zaman "yeter" diyeceğiz? Ne zaman karşı karşıya olduğumuz büyük sorunları çözmeye başlayacağız?

24 Eylül 2014 Çarşamba

Suudlarin aristokrasi oyunlari

Musevi dinin peygamberi MUSA AleyhisselamTUR dağına çıkıyor. "Ya Rabbi Firavun'u al yanına, bizi kurtar bu zalimden" diyor.
Cenab-ı Allah buyuruyor ki; "Ya Musa... Her gün sarayda verilen yemeklerden artanlar halka dağıtılıyor.
5 bin kişi bu yemeklerle doyuyor.
Ben nasıl alayım onun canını?"
Ne zamanki halka yemek kesiliyor sarayda...
O zaman Firavun gidiyor cehenneme.
Bugün Ortadoğu'yu sizin patronlarınızın göbekten bağlı olduğu BARONLAR petrol uğuruna kan gölüne çeviriyor.
İnsanlar sizin patronlarınızın emir aldığı zalimler yüzünde ÖLÜMDEN kaçıyor.
Ve 1.5 milyona yakın insan koşuyor Türkiye'ye sığınıyor.
Sizin devirmek istediğiniz Erdoğan ve ekibi kucak açıyor milyonlara.
Ve milyonları hem kurtarıyor, hem doyuruyor.
Ne yaparsanız yapın, ne yalanlar uydurursanız uydurun, hangi taşeronları operasyon için kullanırsanız kullanın başaramayacaksınız.
Erdoğan mazlumları kucakladıkça zalimlere uşaklık edenler asla kazanamaz.
Çünkü sizin babalarınız Petrodorlar öldürtüyor... Ve hayatta kalanları da AÇLIĞA mahkum ediyor.
Yüce Allah vaadinden asla dönmez.

İlk sabah iptal edilen Dünya Yahudi Kongresi heyeti ile görüşme burada şaşkınlığa yol açtı! Ronald S.
Lauder'in "Başka zaman olsun!" talebi hemen cevap buldu; "Öyle bir zaman olmayacak!"Kestirip atıldı yani!
Erdoğan'a CFR'de de Rose ile yaptığı söyleşide de en çok İsrail ile ilgili yaklaşımı, IŞİD, rehine kurtarma operasyonunun ayrıntıları ve Suriye soruldu!
Erdoğan'ın cevaplarına geçmeden isterseniz bölgedeki gelişmeleri kısaca özetlemek istiyorum!
Böyle yaparsak Erdoğan daha iyi anlaşılacak bence!Birkaç yıl önceye dönelim!
Tunus'ta Bouazizi isimi genç düzenin kendilerini yok ettiğini söyleyerek bedenini ateşe verdi!
Bu Arap coğrafyasındaki en büyük isyanlardan biriydi! İnsanlar başkaları tarafından belirlenerek devleti esir alan isimleri istemiyordu!
Bu ateş bölgeyi kapladı! Libya, Mısır, Fas, Cezayir, Suriye Bahreyn ve Suudi Arabistan'ın kapısını çaldı!
Hatta Birleşik Arap Emirlikleri'ne kadar ulaştı!
Erdoğanlı Türkiye bölgeye umut olmuştu!Esad gibi bir azınlığa dayanarak yönetilmek ya da Erdoğan gibi milleti arkasına alarak gitmek vardı!
Ortadoğu halkları Türkiye formülünü istedi! İstedi ama istemekle bitmiyordu!
Ankara demokrasi bayrağıyla bölgeyi tamamen ayağa kaldırdı!
İngilizler, Fransızlar ve askerleriyle gelip yerleşen Amerikalılar'ın çizdiği sınırlar ve yönetim şekilleri artık istenmiyordu! Bu nedenle insanlar meydanlardaydı!
Ancak sorun sadece demokrasi ile açıklanabilecek bir durum değildi!
İsyanın başladığı yerdeki ateş Körfez'e doğru gidiyordu!
Suudlar'ı sarsıyordu!Peki, ne yapılmalıydı?
İlk iş Mısır'da Mursi'nin gitmesi gerekiyordu! Sisi'ye milyarlarca dolar gitti! Meydanlar kan gölüne döndü!
Demokrasi silahla katledildi! Asıl hedef Türkiye idi!
Erdoğan kötü örnekti!Demokrasi gelecek ve İngiliz-
Yahudi bankalarındaki 5-6 trilyon dolar geri çağrılacaktı! Çok pahalı bir işti! Yapılması gereken Erdoğan'ı indirmekti!
Oslo, Gezi, 17 Aralık buydu!Türkiye eski Türkiye olur ve birkaç aile tarafından yönetilirse sorun kalmayacaktı!
Denediler, yapamadılar!Tabii yılmadılar!
Bu kez barış sürecini hedef aldılar!
Bir anda IŞİD'i çıkardılar!
Erdoğan'ın Rose'a söylediği gibi bu adamlar Amerika'nın Irak ordusuna bıraktığı silahları kullanıyordu!
Bu nedenle önlerine ne gelirse yıkıp geçiyordu!IŞİD "Körfez'e ve Suudlar'a DEMOKRASİ gelmesin!" diye kurulmuştu!
Akıl yabancılarındı elbette!
6 trilyon dolar için bölgenin kan gölüne dönmesi katlanılabilir bir şeydi! Öyle de oldu!Banka hesapları boşalmasın diye yabancılar ŞEYHLERİ, SULTANLARI ve KRALLARI halkından koruyordu!
Bir taşla iki kuş vursunlar diye de IŞİD'i Kürtler'in üzerine salıyorlardı!
Çatışma olsun süreç bitsin diye!
Öyle ya BATI basınına göre IŞİD militanlarını Türkiye koruyor, bakıyor ve tedavi ediyordu! Yalanla büyük gerçeği kapamak istiyorlardı!
Aslında hedef Erdoğan'ın arkasına aldığı millet desteğini budamaktı!
Bölgede demokrasi sözünü dipsiz kuyuya atmaktı!
Durum böyleyken herkes IŞİD'i merak ediyor ve Erdoğan'dan cevap bekliyordu!
Rose'un sorusuna verilen cevap çok güzeldi: Maliki oradaki en büyük sorundu! Sözde çekildi!
Gidip Cumhurbaşkanı Yardımcısı oldu!
Yani aslında oyun açık ve netti!
Hedef ERDOĞANLI TÜRKİYE idi...
Sultan Bender IŞİD'den petrolleri alıyor, Suriye'den denizle buluşturuyordu! Esad büyük pay aldığı için de sesini çıkarmıyordu!
Durum böyle iken Rose "Rehineler için ne verdiniz?" diye soruyordu!
Öyle ya adamların kurup büyüttüğü bir örgütten nasıl 46 kişiyi burnu bile kanamadan alıyorduk!
Almıştık! Hem de hiçbir şey vermeden! Erdoğan'ın dediği gibi "İsrail bir askeri için yüzlerce kişiyi düşünmeden teslim ediyordu! Bizim ne yaptığımızla niçin bu kadar ilgileniyorsunuz ki! Ama bir şey vermedik!"
Erdoğan, Rose'a net şekilde IŞİD'in terör örgütü olduğunu söyledi! "Biz terörden çok çektik!
Kimseye destek de olmayız" 
dedi! "Rehineler geldiğine göre koalisyonda yer almanızda bir engel kalmadı değil mi?" şeklindeki soruya da "Bakacağız! Birimlerimiz çalışıyor!
Ama bu işler havadan birkaç bomba atmakla çözülecek işler değil! Sosyal ve psikolojik tarafı da var! Topluca düşünülüp hareket edilmeli!" şeklinde cevap verdi! Ankara asla ezberle gitmiyordu! Bir planı vardı!
Temel hassasiyet Türkiye'nin çıkarlarıydı! "Peki, planlarınızdan söz etmeyecek misiniz?" şeklindeki bir soruya da"Bunlar ekranda konuşulacak şeyler değil" cevabını verdi! Söyleşiden mutlu ayrılan Rose'un bir sonraki durağı Ankara olacaktı!

5 Nisan 2014 Cumartesi

Derin Twitter devletleri


Arap Baharı başta olmak üzere dünyadaki kitlesel gösterilerde bir numaralı örgütlenme platformu olan micro-blog ağı Twitter’ın, bir ülkede rejimi değiştirme girişimine doğrudan dahil olduğu ilk kez belgelendi. AP ajansı, Beyaz Saray yönetiminin Küba’da Twitter benzeri bir sosyal paylaşım ağı kurduğunu, bu yolla Kübalı gençleri Komünist rejime karşı örgütlemeyi hedeflediğini yazdı. 
500 BİN CEP NUMARASI 
AP’nin ulaştığı belgelere göre ABD önce 500 bin Kübalının cep telefonu numarasını ele geçirdi. Ardından, adını Küba’ya özgü bir kuştan alan ve “sinek kuşunun ötüşü” anlamına gelen ZunZuneo adlı paylaşım ağını kurdu. Ardından bu ağ üzerinden ücretsiz SMS gönderilebilmesini sağladı. 10 binlerce Kübalı genç özellikle SMS’lerle rejim karşıtı propagandaya tabi tutuldu. Ancak gençlerin bundan haberi olmadı. ABD bu iş için ilk adımda 1.6 milyon dolarlık bir bütçe ayırdı. Bu para Kongre’ye, Pakistan’daki bir projede kullanılacakmış gibi gösterildi. Yani darbe planı tam bir gizlilik içinde yürütüldü.
HILLARY GÖREVLENDİRDİ
Sosyal paylaşım sitesi için ödenen paraların izinin sürülememesi için İspanya ile Cayman Adaları'nda iki şirket kuruldu. Abonelerin mesajları, merkezi ABD'de bulunan bilgisayar sunucularından değil de Avrupa'daki şirketler aracılığıyla kaydedildi. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey ile derhal bağlantıya geçti. AP’nin ele geçirdiği belgelere göre, Clinton'ın sosyal medya ilişkilerinden sorumlu Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Suzanne Hall, Jack Dorsay'in ZunZuneo projesini devralması için girişimde bulundu. Dorsey'in buna verdiği yanıt bilinmiyor.  Planın 2012’de anlaşılmasıyla birlikte ABD’nin Küba’da Komünizmi devirme hayalleri bir kez daha ertelendi. 
SENATO'DA BİLGİ VERECEK
Projenin arkasında ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı bulunuyor. Başkan Rajiv Şah ajansın bütçesi ile ilgili salı günü Senato'ya ifade verecek. Nitekim ABD'li senatörler kendilerine bu konuda bilgi verilmediği için isyan bayrağı açmış durumda. 
BU PARLAK FİKİR KİMDEN ÇIKTI?
Kongre'nin istihbarat ve adalet komitelerinde görev yapan Demokrat Parti üyesi iki senatör ABD'nin Küba'daki Twitter program ile ilgili hiçbir şey bilmediklerini söyledi. Dış Operasyonlar Alt Komitesi Başkanı Patrick Leahy, program için "aptalca" nitelemesini kullandı. Leahy, "İki soru soracağım: Eğer bizden para istiyorsanız neden ayrıntılı bilgi vermediniz? Ve bu parlak fikir kimden çıktı?” Temsilciler Meclisi üyesi Jason Chaffetz da "ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı, bu tür gizli ve yıkıcı eylemlere katılırsa ABD'nin güvenilirliği sarsılır" ifadesini kullandı. Bazı senatörler ise programa destek verdi.
ARTIK VAZGEÇİN BİZDEN 
Küba Dışişleri Bakanlığı'nda ABD ile İlişkiler Direktörü Josefina Vidal, ABD'nin Küba'daki "Twitter darbe planı"yla ilgili tepkisini şöyle dile getirdi: "ZunZuneo programı, ABD'nin Küba'ya karşı yıkıcı planlarından vazgeçmediğini bir kez daha kanıtladı. ABD, ülkemizdeki kamu düzenini bozmak için istikrarsızlık ortamı yaratmaya çalışıyor ve bu amaçla her yıl milyonlarca dolarlık bütçe ayırma devam ediyor." Vidal, "ABD hükümeti, Küba halkı ve uluslararası kamuoyu tarafından da reddedilen yasadışı ve gizli eylemlerine artık bir son vermelidir" diye konuştu. 
'DUYARLI TEKNOLOJİ' YÖNTEMİ
"Sinek kuşunun ötüşü" anlamına gelen ZunZuneo adını taşıyan program, 2009'da Amerikalı müteahhit Alan Gross'un Küba'da sadece hükümetlerin kullandığı son derece duyarlı bir teknolojiyle internet erişimini genişletmek için gizlice girişimde bulunmaktan gözaltına alınmasının ardından kurulmuştu. ZunZuneo projesinin gelişimi ile ilgili binden fazla belge ele geçiren Associated Press (AP) haber ajansı, iki yılda 40 binden fazla abone çeken sosyal paylaşım ağının, denizaşırı ülkelerdeki paravan şirketler tarafından kurulduğunu ve para transferinin de Cayman Adaları'ndaki bankalardan yapıldığını duyurmuştu.