Recep Tayyip Erdogan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Recep Tayyip Erdogan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Temmuz 2016 Pazartesi

Marmariste Reise saldiri

Muğla'da, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kaldığı otele saldırı düzenleyenlerin de aralarında bulunduğu, 14 asker tutuklandı.
Muğla Emniyet Müdürlüğünce, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Marmaris'te kaldığı otele saldırıda bulunarak, kaçan askerler için yürütülen çalışmalar kapsamında yakalanan, Marmaris ilçesindeki Aksaz Deniz Üs Komutanı Tuğamiral Namık Alper, Yarbay Yücel Ekizoğlu, Pilot Üsteğmen Özden Haydar Murat, Albay Cenk Bahadır Avcı, İzmir'de yakalanan, Gaziemir 3. Havacılık Alayında görevli Kurmay Pilot Albay Murat Dağlı, Çiğli 2. Ana Jet Üs Komutanlığında görevli Pilot Albay Zeki Göçmen, İstanbul 4. Kara Havacılık Alayında görevli Kara Havacı Yarbay Davut Uçum, Kurmay Hava Yüzbaşı Ali Aktürk, Gaziemir 3. Kara Havacılık Alayında görevli Astsubay Üstçavuş Murat Gösterit, Astsubay Üstçavuş Ahmet Koçan, Astsubay Üstçavuş Aydın Özsıcak ve İstanbul Harp Akademilerinde görevli Yüzbaşı Mehmet Cantaz, Marmaris'teki ormanlık alanda yakalanan Hava Kurtarma Astsubay Kıdemli Üstçavuş Yakup Özcan ve Hava Kurtarma Astsubay Kıdemli Üstçavuş Ekrem Benli, savcılıktaki ifade işlemlerinin ardından, tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edildi.
Mahkemeye sevk edilen zanlıların tamamı, tutuklandı.

14 Ekim 2015 Çarşamba

Sumitomo Rubber Ako Lastik Fabrikası

Türk-Japon ortaklığıyla faaliyete geçen fabrikanın açılış töreninde, Türk ve Japon milli marşlarının çalınmasının ardından Kur'an-ı Kerim okundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, törende yaptığı konuşmada, Sumitomo Rubber Ako Lastik Fabrikası'nın, Çankırı ve Türkiye'ye hayırlı olması temennisinde bulunarak, 516 milyon dolarlık yatırımı Türkiye'ye kazandıran Sumitomo Rubber firması ile Abdulkadir Özcan şirketine teşekkür etti.
2019 yılına kadar üretimini günlük 30 bin adede çıkartacak olan fabrikanın, üretiminin yüzde 80'ini ihraç edecek olmasını da çok önemli bulduğunu belirten Erdoğan, geçen hafta gerçekleştirdiği Japonya ziyaretinde, Türkiye'yedeki yatırımlar konusunu enine boyuna ele alma imkanı bulduklarını kaydetti.
Japon firmalarının Türkiye'de son 5 yılda yaptıkları yatırım tutarının 1,6 milyar doları bulduğunu, Türkiye olarak Japon firmalara her türlü desteği, kolaylığı sağladıklarını anlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye Yatırım ve Destek Ajansının, 2008 yılından beri açılışı yapılan fabrika yatırımını takip ettiğini, 2011 yılında kesin kararı verilen yatırımın yerinin belirlenmesinden altyapısına kadar tüm işlemlerin, Ajans koordinasyonuyla takip edildiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, açılışı yapılan fabrikaya ilave olarak, 2015 yılının 9'uncu ayına kadar Japon firmaların Türkiye'de çeşitli sektörlerde 7 adet satın alma ve birleşme anlaşması yapmış olmasını da önemli gördüğünü vurgulayarak, "Türkiye, Japon dostları için güvenli bir yatırım alanı olma özelliğini, her geçen yıl daha da güçlendiriyor. Ülkemize geçtiğimiz 13 yılda kümülatif olarak 149 milyar dolarlık uluslararası sermaye yatırımı geldi. Geçtiğimiz yıl, dünyada uluslararası doğrudan yatırım hacmi yüzde 16 azalırken, ülkemizde yüzde 1'e yakın artışla 12,5 milyar dolar rakamına ulaşmış olması, Türkiye'ye olan küresel güvenin ifadesidir" diye konuştu.
Erdoğan, 2015 yılının tüm dünya ile Türkiye için de uluslararası doğrudan yatırımlar için ümit verici bir yıl olma özelliğini sürdürdüğünü ifade ederek, sadece temmuz ayında Türkiye'ye gelen yaklaşık 3,5 milyar dolarlık uluslararası yatırımın, Türkiye'nin bu konudaki iddialı duruşunu devam ettirdiğinin göstergesi olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin en çok yatırım çeken ülkeler sıralamasında 4 basamak yükselerek 22'nci sıraya çıktığına işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
"Ancak tüm bu gelişmeler hala Türkiye'nin potansiyelinin çok gerisindedir. Bu konuda Japon dostlarımızdan çok büyük beklentilerimiz var. Türkiye olarak, Japonya'nın uluslararası yatırımlarının en az yüzde 1'inin ülkemize gelmesi gerektiğine inanıyoruz. Bunu Sayın Abe ile de Japonya seyahatimde paylaştım. Bu da yılda asgari 1 milyar dolarlık bir Japon yatırımı anlamına geliyor, bu kadar önemli.
Geçtiğimiz haftaki Japonya ziyaretimde, Türkiye Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansımızın organizasyonuyla 500'e yakın Japon firma temsilcisiyle bir araya gelme imkanı bulduk. Bu toplantının hemen ardından Japonya'nın en büyük şirketlerinden 5'inin başkanları ve CEO'larıyla baş başa görüşmeler yaptık. Ayrıca, aynı gün DEİK tarafından düzenlenen bir toplantıda da Türk ve Japon iş adamları bir araya gelip görüşme fırsatı elde ettiler, sektörel bazda görüşmeler yaptılar. Tüm bu gelişmeler bize gelecek için ümit veriyor. Bir kez daha altını çizerek belirtmek istiyorum. Bizim kapımız tüm uluslararası yatırımcılara, özellikle de Japon dostlarımıza sonuna kadar açıktır. 'Gelin birlikte kazanalım, gelin birlikte geleceğe yürüyelim' diyoruz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin büyüyen ve gelişen bir ülke olma vasfını sürdürdüğünü, Avrupa Birliği ile 1996 yılından bu yana Gümrük Birliği içinde bulunan Türkiye'nin, Avrupa ekonomileriyle bütünleştiğini bildirdi.
Türkiye'nin G-20 üyeliği ve bu yılki G-20 Dönem Başkanlığını hatırlatan Erdoğan, OECD, Karadeniz Ekonomik İşbirliği, D-8, Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ve İslam İşbirliği Teşkilatı üyeliklerinin de Türkiye'nin çok boyutlu dış politikasının yansıması olduğuna işaret ett

2 Ekim 2015 Cuma

İslam dünyasına oynanan büyük oyun

Bağlantı kurmayı seviyorum. Resimlere bakmayı, denklemleri birbirine bağlamayı. Ortada televizyon varsa kumandayı aramak aptallık değil. Ortada bilgisayar varsa gözün hemen Mouse’u da arıyor ister istemez. Gelelim meseleler zincirine. Kâbe’de bir kaza oluyor. Kazanın sebebi komik bir ihmal. Müsebbibi ise Bin Ladin Şirketler Grubu. Bin Ladin şirketler grubu Suudi Arabistan kurulduğu günden itibaren (kuruluşundan sonra yaklaşık 15 yıl içerisinde) Bin Ladin ailesinin kurduğu bir holding yapılanması. Suudi Arabistan ile beraber küçülüp, Suudi Arabistan ile beraber büyüyen bir şirket. O kadar ironik ki Suud’da bir kral düşse, ya da kral değişse zaman zaman bu şirkette de kayıplar ve yönetimsel değişiklikler oluyor. Yani Suudi’yi yöneten eller, Bin Ladin şirketler grubunu da yönetiyor. Bu şirket isimlerini unutmayın.
Hac esnasında kaza oluyor. Sebebi yine komik. İki çapraz sokaktan gelen hacıların kontrolsüz bir şekilde ortada buluşması ile birbirini ezmesi ve yaklaşık 500 şehit. Sokak dediysek sanmayın gerçek sokak. Sokak dedikleri tel örgüler ya da bariyerlerle suni bir şekilde yapılmış geçiş yolları. Yani iki çapraz geçiş yolu kasıtlı bir şekilde yapılıyor ki gelenler birbiri ile çarpışsın. Bunu yapan da G4S güvenlik şirketi. Patronu ise daha önce British Gas PLC şirketinin de kurucularından Güney Afrika Asıllı Ashley Martin Almanza isimli şahıs. Kendisi aslen finansçı. Londra eğitimli. İngiliz güdümlü. Güney Afrikalı dediysem siyahi biri sanmayın. Bir eroin kadar beyaz. Evet şeker ya da un gibi kutsal nimetlere benzetmek istemedim kendisini. BİR EROİN KADAR BEYAZ. Tekrar ediyorum; bu bahsettiğim şirketleri ve isimleri sakın unutmayın. Az sonra hepsi lazım olacak.
Bu iki olay daha sıcaklığını korurken Amerika’da yaşayan 29 yaşındaki Prens Macid Abdülaziz el-Suudi Beverly Hills’teki milyon dolarlık malikânesinde bir kadın çalışanı taciz ettiği iddiasıyla tutuklanıyor. Yanlış anlamayın. Prensi savunmuyorum. Hepsi bu dünyada yaşadığı lüksün cezasını ahirette ödeyecek. Bu konulara girip dikkatinizi dağıtmak istemiyorum. Daha sonra Prens Üç Yüz Bin dolar kefaretle serbest bırakılıyor. Tabi sözde. Arka planda ABD devleti Suudi’den ne aldı bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey bu Prens’in şu anki Kral Selman’a yakın biri olduğu. Aslında olay bu bile değil. İşin içinde 3 tane temizlikçi kadın var. 3’ü de aynı anda şikâyetçi oluyor. Yani Prens 3’üne aynı anda taciz etmiş olamaz. 3’ü de bir yerlerden direktif alıyor ancak zamanlama hatası yapıyorlar. Yani aynı anda saldırdığını iddia ediyorlar. Bu olayı da ellerine gözlerine bulaştırıyorlar.
Yine ne hikmetse aynı bölgede; yani Beverly Hills’de Katarlı bir prens aşırı hızdan dolayı polis tarafından tutuklanıyor. Prens Hamid bin Hamad ailesinden. Bu olaylar hep aynı haftada oluyor. Yine aleyhte suçlamalar ve işlemler gerçekleştiriliyor.
Bir iki gün sonra İran medyasından haberler yayılıyor. Kabe’de şehit olan hacıların sayısının 5000 olduğu; ancak Suudi’n bunu sakladığı iddia ediliyor. İran medyası ortaya öyle bir yem atıyor ki bizim Türkiye’deki medya bile bu habere balıklama atlayıp İran’ın reklamını yapıyor. Türkiye’deki medya dediysem yanlış anlamayın. Doğan ya da Paralel medyası değil ha ! Hani bize ait olduğunu sandığımız, Müslümanlara çalıştığını sandığımız beş para etmez, canlı yayında başörtülü birinin kıçını göstererek, bir erkek sunucunun eli ile yine bu bayanın beline masaj yaptırarak bunu yayınlayan rezil bir televizyon kanalının haber sitesinden bahsediyorum. Anladınız siz o yeteneksiz, kabiliyetsiz ahmakları. İşte stratejik hamlelerden habersiz, kopyala-yapıştır haberlerle hayatını idame ettiren bu tür yayın organları tutup İran medyasının borazanlığını yapıyor. Bilerek mi? Tabi ki hayır. Bunların bunu bilerek yapacak kadar bile zeki olmadığı aşikâr. Neyse devam edelim.
Olaylar zinciri devam ediyor. İngiliz The Guardian gazetesinde bir röportaj yayınlanıyor. Güya Suud ailesinden bir başka Prens The Guardian kâfirine demeç veriyor. Kral Selman’ın ülkeyi iyi yönetemediğini ve bu yüzden Suudi’n geleceğinin karanlık olduğunu söylüyor. Bununla da yetinmeyip Suud ailesinin bütün büyüklerine mektup yazdığını ve Selman’ı azletmeleri gerektiğini ifade ediyor. Ne hikmetse bu Prensler, bu röportajlar, bu demeçler hep The Guardian’ı buluyor. Eeee, adamlar adil ne de olsa, güvenilir ne de olsa. Hem Arabistan yarımadasını Osmanlı’dan alıp onlara teslim eden de İngiliz The Guardian’ı kuranların ataları değil miydi?
Bu kadar mı? Değil tabi. Bütün bu olaylardan sonra finans baronları yaygarayı koparıyor. Suudi Arabistan'ın petrol fiyatlarındaki düşüş ve Yemen'deki operasyonları bahane ederek uluslararası piyasalardan 70 milyar dolarını geri çektiğini salya sümük haber yaptılar. Bu haberi de Kral Selman’ın fotoğrafı ile yaptılar. Evet, burada YEMEN bahanesini sakın es geçmeyin.
Şimdi fotoğrafları birleştiriyorum. Fırtına burada kopuyor. Beverly Hills’deki otellerin de, Kabe’nin güvenliğinden sorumlu GS4 şirketinin de ve en önemlisi bu çok dikkat edin İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney’in 100 milyar dolardan fazla servetini de, durun daha bitmedi, Türkiye’de 17 Aralık darbesini gerçekleştirip İran’daki gibi devrim yapmak isteyen ancak beceremeyen Fethullah Gülen’in şirketlerinin kazançlarını da yöneten Blackrock ve Legal and General finans şirketleri. Eee? Yetmediyse bir bomba daha patlatalım. Suudi Arabistanın piyasadan çektiği 70 milyar dolarlık fonun da aynı zamanda yöneticisi olan Blackrock ve Legal and General şirketlerinden bahsediyorum. Şimdi oturuyor mu taşlar yerine? Biliyorum çoğunuz bu makaleyi dinleyecek; ancak aradaki bağıntıları iyi kurmanız için makaleyi ayrıca okumanızı da tavsiye ediyorum.
Dostlar bu kâfirler o kadar koldan saldırıyorlar ki.
Şimdi çok gerilere gidelim. “Ses Kayıtları Gerçek Ama” başlıklı bir yazı yazmıştım. 2014 yılında. Arap şeyhlerin paralarını Avrupa ve Amerika’dan çekerek Türkiye’ye yatırdığını ve Erdoğan önderliğinde yeni bir dünya düzenine hazırlanmak istediklerini söylemiştim. Erdoğan’ın Türkiye’de son bir kale oluşturmaya çalıştığını ve bunun farkında olanlarla Türkiye’yi güçlendirerek Ümmetin bütün Dünya’ya buradan meydan okuyacağını söylemiştim. İşte Kral Selman başa geçtiği günden beri Avrupa ve Amerika’dan sistemli bir şekilde parasını çekerek Türkiye’ye aktarıyor. Dolar 3 TL’yi görmüş de TÜSİAD ve diğer şer odakları şikâyetçi oluyormuş. Ulan hedefleri sadece 2014 yılının başında 5 TL’yi görmesiydi. Yani 2 ay içerisinde dolar üzerinden Türkiye’yi yıkmak isteyenler 2 yıl sonra bile Dolar’ın 3 TL’de kalmasına kuduruyor. Bunun sebebi Türkiye’nin doğru ekonomi politikaları diyerek kimseyi kandırmak istemiyorum. Senin ekonomik politikan ne kadar doğru olursa olsun kilon belli, ağırlığın belli. Her şey bilimsel. Ekonomide mucize denen bir şey yoktur. Hele hele SSCB’nin dağılmasından sonra kurulan yeni finans sistemi hiçbir şansa veya ihtimale dayalı bir model değil. Ne zaman nerden ne kazanacağını çok iyi bilenlerin satranç tahtasının her iki tarafında olduğu bir oyun bu. Yani hiçbir zaman kaybetmedikleri bir oyun. İşte bu oyunun tek kuralı yıkılmamak için daha güçlü olmak. Ya da rahmetli Erbakan’ın yapmaya çalıştığı gibi kendi sistemini kurmak.
Yazdıklarım çok karışık değil. Sadece konudan konuya atlıyorum. Atlamak zorundayım. Türkiye’yi sarmaladıkları ağ bir yönden saldırmıyor. Her yönden saldırıyor. Bu yüzden her tarafta bir gedik açıyorlar. Bu yüzden her tarafa bir cümle yetiştirmek, her taraftan bir örnek vermek, her açıdan fotoğrafı size göstermek zorundayım.
Artık şunu aklınızdan çıkarmayın. Türkiye IMF’ye borcunu ödediği gün Batı’nın müttefiki olmaktan da çıktı. Ortadoğu’da Batı’nın gözbebeği saman altından su yürüten ve o güne dek Batı’nın Ortadoğu’daki eli ve ayağı olan; ancak bunu aşikâr bir şekilde yapmaktan çok İsrail’i her dakika tehdit etme kisvesi altında saklayarak yapan İran’a bütün haritalar teslim edildi. Buna Mekke ve Medine’de dâhil. Bunun farkında olan Kral Selman Yemen politikası ile İran’ı oyalamaya çalışırken Ortadoğu’da Türkiye’nin daha rahat oynayabilmesi için de maddi yardım yapmaya devam ediyor.
İsrail de bu günlerde boşu boşuna Mescidi Aksaya yüklenmiyor. Hatırlıyor musunuz bilmiyorum Erdoğan konu ile ilgili şu açıklamayı yapmıştı: “İsrail bence ateşle oynuyor, yanlış adım atıyor. Bugüne kadar Mescidi Aksa ile ilgili attığı adım, yani bir taraftan zaman, bir taraftan mekân itibarıyla bir bölme harekâtını gerçekleştirmektir ama ne onu, ne onu Allah'ın izniyle gerçekleştiremeyecek. Çünkü buradaki atılan adım karşısında, tabii başta ülkemiz olmak üzere, biz tüm İslam Dünyası olarak bir defa bir dayanışma içerisindeyiz. Bununla ilgili bazı çalışmalar var”
İşte Erdoğan’ın bu açıklamasının altında aslında çok farklı mesajlar vardı. Erdoğan İslam İşbirliği Teşkilatı içinde Katar, Suud, Bahreyn gibi ülkelerle aslında Yemen ve Suriye merkezli Ortadoğu karışıklıklarına karşı kendilerinin de bir planı olduğunu ima ediyor ve İsrail üzerinden Batı’yı uyarıyordu.
Sadede gel Bisimit diyorsunuz. Geleyim. Suud’un Yemen politikası ve her fırsatta çelme çaktıkları Türkiye’ye yaptığı yardımı kesmesi için Batı son uyarılarını yapıyor. Yemen’in bileti kesildi ve İran’a teslim edildi. Düşünsenize İran artık Suudi Arabistan’a komşu oldu. Bu İran’ın Mekke ve Medine’yi istilası için atılan ilk adımdı.
Kral Selman’ın kendi ülkesindeki istihbarat teşkilatını baştan sona yenilemesi, bütün parasını Batı’dan çekmeye temayül etmesi, Erdoğan’ın İsrail’e karşı mesajları ve daha neler neler.
Daha neler neler Bisimit?
Volkswagen dırdırı var ya hani bu aralar. Batı kendi kendini yiyip bitirir mi diye bir soru geldi mi hiç aklınıza? Volkswagen batağı aslında Katar’a atılan bir çelmeydi. Volkswagen’deki en büyük yatırımcılardan biri Katar’dır. Katar Volkswagen üzerinden öyle bir tehdit yedi ki sadece 2 hafta içerisinde Katar’a ait Volkswagen’deki hisseler 5 milyar dolar kaybetti ve kaybetmeye de devam edecek. Peki, birileri 5 milyar dolar kaybederken, birilerinin de kazanması lazım değil mi? Kazananları söylememe gerek var mı?
Çok şeyler dönüyor. Allah rızası için yalvarıyorum size. Volkswagen battı diye sevinenler var, onlara da gülüyorum. Almanya’nın kim olduğunu bilmeyenlerin yaptığı bir yorumdur bu. Almanya dünyada kurulu bu sistemin ana taşıyıcılarından. Bu sistem kendi ayağına sıkar mı sanıyorsunuz? Bu projede yine en büyük kaybı Ortadoğu’da ABD ve İngiltere önderliğindeki Batı hegemonyasına kafa tutan Erdoğan’a destek veren Suudi ve Katar yedi. Olay sadece Volkswagen değil çünkü yine Arapların sermayelerinin olduğu Audi, Porsche, Skoda gibi birçok marka ve model.
Tekrar Suriye’ye geçiyorum. Suriye’de devletimizin çabalarını özellikle son birkaç ay içerisinde ağlayarak izledim. Hiçbir gücü olmayan, Dünya’da son 100 senedir ismi bile olmayan bir devlet tutup oyun kuranlara çatıyor, muhalifleri örgütlüyor, İngiltere, İran ve İsrail’in planlarını bozuyor. Ben neden Şam’da Cuma kılmadık diyen hainlerin, geri zekâlıların aksine şu anda Suriye’deki Cihat’ın hala devam ediyor olmasına şükrediyorum. Buna vesile olan da hiç şüphesiz yine Erdoğan’dır. Hem de kendini Müslüman olarak lanse eden İran’ın bütün kahpeliğine rağmen. Erdoğan’ın Esedli veya Esedsiz geçiş süreci açıklaması Erdoğan’ın daha önce hem Rusya hem de ABD üzerinden oynadığı oyunun son sahnesiydi aslında. Rusya ve Amerika İran üzerinde anlaşarak Türkiye’yi saf dışı bıraktılar. Bu Erdoğan’ın olmasa da benim beklediğim bir hamleydi. Çünkü bizim kâfirlerle ittifak yapmamız Ümmete yapacağımız abiliği lekeleyecekti. Hz. Allah plan yapanlara karşı Türkiye’yi tertemiz bir şekilde hazırlıyorken bizim bu tür açıklamaların arka planında art-niyet aramak yerine strateji geliştirmemiz gerektiği aşikâr. Erdoğan’ın son açıklama ile beraber Suriye’de muhaliflere desteği arttıracağı ve Halep’e kadar sınırları genişleteceğine artık kesin gözü ile bakıyorum. Karşımıza çok badire çıkacak. Belki çok canımız yanacak ama kâfirlerin planlarını Allah’ın izni ile yine bozacağız. Bu planları bozarken kafama takılan en büyük engel milletimizin şehitleri gördükçe salya sümük olup “terör bitsin” bahanesi ile devlet üzerinde baskı kurup aslında terörün değil, savaşın bitmesini istiyor olmaları. Ahmaklar sürüsü. Savaş Habil ile Kabil’den beri var ve kıyamete kadar da var olacak. Hz. Allah’ın peygamberi Hz. Musa’yı ve ümmetini savaş ile sınadığını unutan ahmaklar; savaş yapmayan ülkeler yok olmaya mahkûmdur. Savaşmayan ülkeler köpekleşmeye, köleleşmeye mahkûmdur. Savaşmayan ülkeler Mısır olmaya, Suriye olmaya, Irak olmaya mahkûmdur. Bu ülke Halep’i, Musul’u, Kerkük’ü alana dek savaşmayacak. Bu ülke bu dünyaya adalet gelene kadar savaşacak. Bunu siz kabul etmezseniz bu kutsal vazife Türklerden alınır bir başka millete verilir. Emanet emniyet ehline verilir. Eğer emin olunanlardan olmazsak ve bu emanet bizden alınırsa artık bu ülke ayağa kalkamaz. Artık bu ülke bir daha iflah olmaz.
İran her gün Suriye’de onlarca askerini kaybederken, Lübnan’da ve Irak’ta onlarca askerini kaybederken, Yemen’de onlarca askerini kaybederken ki belki de her gün en az 100 askeri İran sınırları dışında hayatını kaybederken sizin hem Türkiye’nin büyümesini hem de şehitlerin olmamasını istemeniz ahmaklık değil mi?
Sözüm okurlarıma değil, sözüm şehitleri bahane eden ya da gerçekten davayı anlamamış, sindirememiş kalpleredir.
Devletimiz ne yapıyor biliyor musunuz? Suriye ve Irak’ın kuzeyini tekrar topraklarımıza katmak için Türk halkından umudunu kesti. Şu anda Hatay’da muhacirler ordusu kuruluyor. Yani Suriye’den gelen, Kuzey Afrika’dan gelen Arap, Kürt ve Magripli kardeşlerimizden müteşekkil bir muhacir ordusu. Yani bu fetihler olduğu zaman bu ümmetin lideri Erdoğan’la gurur duyabilirsiniz ama Türkiye ile asla. Bunu henüz hak etmiyoruz. Biz her gün 100 şehit sadece ülke sınırları dışında verdiğimiz zaman belki Erdoğan ya da Davutoğlu’na hesap sorma hakkımızı kendimizde bulacağız. Ama bugün sınırlar dâhilinde 10 şehide tahammülü olmayanlarla bu gemi yürümez. Bunu aramızdaki hainler çok iyi biliyor ve bu zaafımız üzerinden ellerini ovuşturuyorlar. Uyanın, şehitlerinizle gurur duyun. Şehit olduğu günlerin değil, şehit olmayan günlerin hesabını sorun bu devletten. Çünkü iyi bilin ki şehit olmayan bir günümüz boş geçmiş bir gündür. Devletin uyuduğu gündür o gün. Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun hesap vermesi gereken gündür şehit vermediğimiz gün.
Hep İran, hep İran değil mi?
İran veya Şiiler kimdir sorusunu soruyor birçoğunuz. Şiiler Hz. Hüseyin'i Küfe ‘ye davet edip ona sahip çıkmayan daha sonra da Hz. Hüseyin şehit edildikten sonra Hz. Hüseyin için ağıt yakan ve ihanetini unutturmaya çalışanlardır. Bugün Hz. Hüseyin'i sahiplenenler aslında tarihte ona ihanet edenlerdir.
Tıpkı Yasin Boru’yu şehit ettikten sonra suçu Devlet'e atanlar gibi. Tıpkı Cizre’de küçük çocukların buzdolabına koyup daha sonra Devlet katletti diyenler gibi. Tıpkı 13 yaşındaki kızları zorla evlerinden alarak dağa kaldırıp hem tecavüz eden, hem de suçlusu Devlettir diyenler gibi. Tıpkı Irak’ta 3 milyon Müslümanı öldürüp buna rağmen terör algısını Müslümanlar üzerine oynayanlar gibi. Tıpkı Filistinlilerin ülkelerini işgal edip daha sonra Hitlerin sahte soykırımı üzerinden bütün dünyaya timsah gözyaşı dökenler gibi.
İşte size Şiiler kimdir sorusunun cevabı.
Dikkat ederseniz Hz. Hüseyin, Hz. Zeynep, Hz. Zehra, Hz. Fatıma, Hz. Ali’ye mersiyeleri hep Şiiler yazar. Dualarda dövünürler. Kendilerini keserler. Sanmayın ki bu aşklarındandır. Bu aslında bir pişmanlıktır. Bu Hüseyni tek başına Kerbela’da zalimlere yem etmenin verdiği pişmanlıktır. Bu günahı ataları 1450 yıl önce işlemiştir ama öyle bir lanettir ki, öyle bir kancıklıktır ki, öyle bir pişmanlıktır ki bu nesilden nesle sirayet etmiştir ve kıyamete kadar da edecektir.
Onlar TEK MİLLETTİR. PKK gibi, YPG gibi, İran gibi, ABD gibi, İngiltere gibi, İsrail gibi, Çin gibi, Rusya gibi. Ve benim merak ettiğim soru. Bunlar bu kadar çirkef, namussuz olmalarına rağmen onlarca askerini batıl olan davaları uğruna feda ederken, bizim suskun kalmamız ve iki üç şehit verdiğimizde kadınlar gibi ağlıyor olmamız ne demek oluyor? Onların davası daha mı ikna edici? Böyle düşünen varsa buyursun o dava için savaşsın o zaman?
Dostlar bu sorular, bu kızgınlıklar size değil. Bu soruların adresi bellidir. Onlar kendilerini çok iyi biliyorlar. Kâfirlerin yaptığı planların geri tepmesini istiyorsak devletimize güvenmenin dışında elimizi farklı şekillerde taşın altına koymamız lazım. Görüyorsunuz ya adamlar en küçük kıvılcımdan yangın çıkarmayı beceriyor. Her türlü saldırıyorlar. Yahu Volkswagen üzerinden Türkiye’yi destekleyen Arapları zarar ettirmek ne demek? Bu kadar köpekler işte. Hiçbir şeyi es geçmiyorlar. Bütün sinsilikleri deniyor ve deneyecekler. Bunlar daha başlangıç. Çok şeyler olacak. Sakın ola tembellik etmeyin. Devletinizin planlara karşı plan yapması için önümüzdeki seçimlerde tek başına iktidar olması şart. AK parti teşkilatlarına kaldıysak 1 Kasım seçimlerini kaybettik demektir. Sakın teşkilatlardan bir şey beklemeyin. Rahmetli Erbakan’ın yaptığı gibi gerekirse siz kapı kapı dolaşın. Allah’a yemin ediyorum ki Ak Parti de bu büyük sistemin denkleminde sıkışmış bir partiden ibaret. Ak parti umurumda bile değil. Ama bu ümmetin salahiyeti için Erdoğan’ın ve Davutoğlu’nun başımızda olması şart. Yoksa Türkiye değil, ümmet kaybedecek. Tek düşündüğüm Suriye’deki, Irak’taki, Doğu Türkistan’daki, Kuzey Afrika’daki, Mısır’daki, Myanmar’daki, Keşmir’deki, Afganistan ve Filistin’deki Müslümanlar.
Yazımın en başında özlediklerimden bahsettim. Evet, o ruhu özledim. Filistin, Afganistan, Çeçenistan’da savaşan, her an patlamaya hazır bomba olan Müslümanları özledim. Ne olduysa bir gün Harun Yahya diye biri çıktı ve “Bu dünyada bütün sistemi Siyonizm yönetiyor. Boşuna uğraşmayın. Büyük bir akıl var ve siz o akla asla galip gelemezsiniz. O aklı sadece mehdi yenebilir.” diyerek mücadele etmek isteyen Müslümanları da tembelliğe sevk etti. Artık çekirdek çitileterek mehdi bekler olduk. Bir yandan zulüm bitsin derken, diğer yandan şehitler olmasın der olduk. Aramızdan birisi dünyaya meydan okurken, biz elimizin tersi ile onu kenara itip “Mehdi’yi bekle” der olduk.
Mehdi de aramızda, Şeytan da. Deccal da aramızda, İsa da. Artık uyanın bre sahip çıkın bu devlete. Kıçını koltuğa dayayıp Halep’i hayal edenlere sesleniyorum. Sizi İstanbul’da bile yaşatmayacaklar.
Son sözüm, son çağrım; intikam istemiyor musunuz ey Müslümanlar? Allah’ın zuntikam olduğunu unuttunuz mu ey Müslümanlar?
Ve en önemli soru; Allah intikam alırken sizleri silah olarak kullansın istemiyor musunuz?
Ve sahibimiz son noktayı Âli İmran’da koyuyor : “De ki ey kâfirler yenileceksiniz ve cehenneme sürüleceksiniz”

1 Ekim 2015 Perşembe

“TAYYİP ERDOĞAN'I sevmek, nefret etmek, hatta öldürmeyi istemek!.


“Terör AKP döneminde arttı”, “Erdoğan şehide kelle dedi” şeklindeki iddiaları madde madde çürüten Peker şöyle konuştu:
“Kıymetli Dostlarım, Pazartesi günü paylaşmış olduğum, “TAYYİP ERDOĞAN'I sevmek, nefret etmek, hatta öldürmeyi istemek!..” başlıklı yazımın ruhunu tam olarak anlayamayan bazı arkadaşlar bana cevaben; “REİS sen artık değişmişsin, MİLLİYETÇİLİĞİ ayaklarımın altına aldım diyen, bitme noktasına gelmiş olan pkk’yı tekrardan bu hale getiren, ayrıca da şehide kelle diyen TAYYİP ERDOĞAN'a oy istedin ya sen bizim için artık bittin!” demişler.
MİLLİYETÇİLİK PARADAN ALTI SIFIR ATIP, HASTANE KUYRUKLARINI BİTİRMEKLE OLUR
Kıymetli Dostlarım, müsadenizle bu arkadaşlarımızın söylediklerini hep beraber bu yazımda tartışmaya açalım. Eğer bizler bir karar veremezsek bundan sonrasında hangi tarafın haklı olduğuna MAHKEME-İ KÜBRA’da YÜCE MEVLA karar versin. Öncelikli olarak ta TAYYİP ERDOĞAN’IN; ‘’MİLLİYETÇİLİĞİ ayaklarımın altına aldım.’’ sözünü tartışmak isterim. TAYYİP ERDOĞAN Bey,bu sözü söyledikten sonra zannediyorum cümleyi eksik kurduğunun farkına varmış olacak ki (bu hepimizin başına zaten devamlı olarak gelmektedir), “Ben,kafatası MİLLİYETÇİLİĞİNE karşıyım, yoksa diğer türlü en büyük MİLLİYETÇİ benim!” demiştir. Daha sonrasında ise milliyetçiliğin tarifini yapmış; “MİLLİYETÇİLİK paradan altı sıfırı atmakla olur, Merkez Bankası'nın kasasını para ile doldurmakla olur, hastane kuyruklarına son vermeyle olur!” demiştir.
BAŞBUĞ TÜRKEŞ MİLLİYETÇİLİĞİNİ DEĞİŞTİ Mİ?
ALLAH aşkına, bu söylediklerimin doğruluğunu kanıtlamak için elinizde ki akıllı telefonlarla internete girip söylediğim haberi bulup, seyretmeniz yeterli olacaktır. Kafatası MİLLİYETÇİLİĞİ yani faşizm, ÜLKÜCÜ GENÇLİK yemininin içinde mücadele etmek için sıralanan büyük düşmanlardan bir tanesi değil midir (Siyonizm, Faşizm, Komünizm)? Eğer ki BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ'in öğrettiği MİLLİYETÇİLİK düsturu değişmediyse ben kafatası MİLLİYETÇİLİĞ'ine karşıyım sözünü nasıl eleştirebilirsiniz?..
O TARİHTE KANDİL’DEKİ TÜM TERÖRİSTLER CEZAEVİNE ATILDI DA BEN Mİ HATIRLAMIYORUM
Diğer konuya gelirsek; “abdullah öcalan yakalanınca bitme noktasına gelen terörü tekrardan başlatan TAYYİP ERDOĞAN’ı sen övdün ya’’ diyorlar (Dostlarım, aynı şeyi tekrar ede ede bizde bu saçmalığa inandıysak ortada çok ciddi bir sorun var demektir.). Acaba o tarihlerde Kandil’de ki teröristleri yakalayıp cezaevine koyduk da ben mi hatırlamıyorum? Ya da hepsini öldürüp toprağa mı gömmüştük? Ya da Avrupa devletlerini ikna ederek pkk’nın esas gücü olan Avrupa’da ki yapılanmalarını mı yasaklatabilmiştik?
ÖCALAN İDAM EDİLİR KORKUSUYLA EYLEM YAPMIYORLARDI
O dönem abdullah öcalan’ın idam edileceği korkusuyla pkk hiçbir eylem yapamıyordu. Ne zaman ki idam kaldırıldı o tarihten sonra yaşananlar ortadadır (Yani terör tekrardan başlamıştır.).abdullah öcalan’ın idamının kaldırılmasında ise kimlerin günahı olduğunu bu MİLLET zaten fazlasıyla bilmektedir. Ayrıca terör örgütü ile görüşme o tarihlerde başlamış olan bir şeydir. Yani bu güne ait bir şey değildir.
Bu kardeşlerimiz ayrıca; ‘’Şehide kelle diyen birini sen nasıl desteklersin.’’ diyorlar. Kıymetli Kardeşlerim, sizin bu sözünüze Hz.İsa’nın, taşlanarak öldürülmek üzere cezalandırılması karara bağlanmış bir kişiyle ilgili; ‘’Sen taş atmayacak mısın?’’ diye soranlara, ‘’İlk taşı hiç günahı olmayan birisi atsın.’’ öğretisini örnek vermek isterim.
ELİNİZİ VİCDANINIZA KOYUN
Kıymetli Dostlarım, elinizi vicdanınıza koyarak konuşacaksınız. Eğer ki bugüne kadar diliniz sürçerek hiç hata yapmadıysanız; evet TAYYİP ERDOĞAN’ı suçlamakta haklısınız. Ancak normal bir günde bile dilimiz bir-iki defa sürçerken bir insanı, sırf ağzı sürçtüğünden dolayı suçlamak ne kadar vicdanidir(Kaldı ki TAYYİP ERDOĞAN Bey’in pkk aleyhine senelerdir söylediği ağır sözler dururken).Bunu bu dünya’da adil olan insanların, HAKK Dünya’da ise YÜCE ALLAH’ın takdirine bırakıyorum. Terör, savaş ve bunlar gibi ulusal güvenliği ilgilendiren konularda muhaliflerimize dahi hile yapamayız. Daha doğrusu yapmamalıyız. Çünkü ortada söz konusu olan şey ortak paydamız olan vatanımızdır (VATAN ÜZERİNE OYUN OYNANMAZ!)
PKK’NIN ÜLKEMİZE VERECEĞİ ZARARDAN DAHA FAZLADIR
Diğer türlü ben bunları söylerim, önce kendimi sonrada insanları kandırırım diye yola çıkanlara ise söyleyeceğim;bu tehlikeli bir bombanın sadece fitilini ateşlemek olur. Başka da hiçbir şey olmaz. MEHMET AKİF ERSOY Üstat’ın tabiriyle; ‘’Amaç alem aldatmaksa aldanan yok nafile!..’’Bu ülkenin en kötü anında gövdesini ortaya koymaktan bir saniye bile tereddüt etmeyecek olan iki partinin MİLLİYETÇİ – MUHAFAZAKAR - VATANSEVER tabanını bu söylemlerle birbirine düşman etmeye çalışmanın pkk’nın ülkemize vereceği zarardan çok daha fazla zarar verdiğinin artık bütün herkes tarafından anlaşılması gerekir.
BİR UMUTTUR YAŞAMAK SEDAT PEKER.”

1 Temmuz 2015 Çarşamba

Hedef neresi,itiraflar ve yapilanma

Emniyet Genel Müdürlüğü, Fetullah Gülen'in liderliğini yaptığı Paralel Devlet Yapılanması (PDY) ile ilgili gündeme damgasını vuracak "GİZLİ" ibareli bir rapor hazırladı. 9 Mart 2015 tarihli rapor Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Emniyet Genel Müdürlüğü'ne gönderdiği talimat üzerine hazırlandı.

Sabah'ın haberine göre, Talimatta Gülen'in liderliğini yaptığı PDY'nin bir terör örgütü olup olmadığı soruldu. Başsavcılık, Emniyet'ten, konunun incelenmesi ve bir rapor hazırlanmasını istedi. Gelen talimat üzerine 53 sayfalık kapsamlı bir rapor hazırlayan Emniyet'in Başsavcılığa gönderdiği Genel Müdür Yardımcısı Zeki Çatalkaya imzalı 543-40025 sayılı dosyada şok detaylar yer aldı.

GÜLEN'İN EN YAKININDAKİ KONUŞTU

"Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet yapılanması (FETÖ/PDY)" konulu rapor 4 başlıktan oluştu. Raporun başlıkları "FETÖ/PDY", "Terörizm ve genel hususlar", "ayrıntılı inceleme", "netice ve kanaat" şeklinde sıralandı. Raporda Gülen'in en yakınında bulunmuş, ancak ismi gizli tutularak X olarak kodlanan bir ismin ifşaatlarına geniş yer ayrıldı.

Gülen'in en yakınındaki ismin anlattığı okuyanları şok eden detaylar şöyle:

BAY X'TEN GÜLEN TERÖR ÖRGÜTÜ

Devletin resmi kurumlarındaki yapılanmayı kendi tabiri ile Necatibey caddesindeki evdeki toplantıda şöyle söylemişti: "Bir gün bana Ankara'da bin evimiz olduğunu söyleyin, devleti paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak. Bir kere vuracağız tam varacağız" demişti.

CIA VE FBI'DAN EĞİTİM

CIA ve FBI tarafından hükümete yönelik faaliyetlerine ilişkin kültür merkezlerinde alt kadroya eğitim verdi. Bunun en iyi örneği 17 Aralık operasyonudur. Bu girişim tamamen hükümeti ortadan kaldırarak devletin tüm kurumlarıyla zayıf düşürmek amacını taşımaktadır.

GÜLEN PİŞMAN OLMUŞ

Fetullah Gülen'in çevresindekilere 17 Aralık sürecine ilişkin "Keşke şimdi yapmasaydık" dediğini duydum. Bu operasyon başarılı olsaydı Gülen yurda dönecekti. Bu başarısızlık cemaatin Amerika ve İsrail nezdinde prestij kaybetmesine neden olmuştur.

ERDOĞAN'I ÖLÜMDEN FİDAN KURTARDI

MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın yerine emniyet kökenli R. getirilerek dış güçlerin veparalel yapının hedefleri doğrultusunda hizmet ettirilmek istenmiştir. Tayyip Erdoğan rahatsızlandığı zaman cemaate ait bir hastaneye yatırıldığını duyan Hakan Fidan, hızlı bir şekilde hastaneye yetişip ameliyata mani olmuş ve paralel yapının yapmak istediği tehlikeli sonuca engel olmuştur. Bu nedenle Paralel yapı ve İsrail'in sevilmeyen adamı Hakan Fidan olmuştur.

DÜNYAYI FETHEDECEKTİ!

Fetullah Gülen (Necatibey caddesindeki evde) 5. katta yapılan bir toplantıda bizlere "Allah izin verirse bir gün gelecek bu dünyayı fethedeceğiz ama önümüzde Bedirler, Uhudlar var, çetin geçeceğimiz yollar var. Akan kanlarımıza rağmen arkadan gelenler aynı yoldan devam edecektir" diyerek bizleri motive etmiştir. İletişim ağı kurmada Ulak sistemini Humeyni modelinden almıştır.

TATBİKAT İÇİN NOT KÂĞITLARINI YEDİRİR

Ben sorumlu bir kişi olarak talimatları Gülen'den alırım. Hiçbir adım Gülen'in onayı olmadan olmaz. Hoca gündemle ilgili gerekli talimatları verir. Talimatlarını yenilebilir küçük kâğıtlara yazdırırdı. Sanki polis baskını varmış gibi tatbikat yaptırılır not kaâğıtları bize yedirilirdi.

AMERİKA'YA RAPOR

96 ve 97 yıllarında CIA'dan emekli olmuş ve hala görevde olanlardan bazıları gelerek Türkiye'nin, Orta Asya'nın MR'ını çektiler. Ayrıca cemaatin bölgedeki gücünün tespitini yaptılar ve bizler bunları gezdirdik onlara yardımcı olduk. Akabinde bunları rapor haline getirip Amerika'ya gittiler. Gülen kendi ağzından cemaat sayesinde Amerika'nın bir kapı araladığını söylemiştir.

GÜLEN OKULUNDA CIA AJANI

Cemaate ait yurt dışındaki okullarda CIA görevlileri de öğretmen olarak çalışır. Amerika'da Ortadoğu ve Türkiye masasında Yahudi görevliler var. Gülen bu masalar tarafından sorgulandığını bizzat bana anlatmıştır. Amerika hangi ülkeyi terör örgütü ilan ederse Fetullah Gülen'i çağırarak deklare etmesini istiyordu.

BÖCEKLERİ KOYANLAR BUNLAR

Emniyet Genel Müdürlüğü üzerinde dinleme merkezi kuranlar, Başbakanın ofisine böcekleri yerleştirenler, herkesi dinleyerek fişleyenler, herkesi kameraya çekenler bunlardır. Bunların sıradan bir teknoloji ve stratejiyle çalıştığını düşünmeyin.

BU GAZETEYİ ÇIKARTMAYIN

Zaman gazetesinde, 28 Şubat sürecini destekleyen, Erbakan ve hükümet aleyhinde yazılar yazılmıştır. Fetullah Gülen, Erbakan'ın istifaya direnmesi sürecinde 5. Kat toplantısına geldiğinde elinde Zaman gazetesini oradakilerin yüzüne fırlatarak "Bir hükümeti bile deviremeyen bu gazeteyi çıkartmayın" demiştir.

Cennete adam taşımayı bırak

Tanık, 1988-1990 yılları arasında Ankara Dikimevi'nde örgüte ait bir öğrenci yurdunda gerçekleştirdiği toplantıyı şöyle anlattı: “TSK üzerinde çalışma yapan cemaat sorumlularının katıldığı toplantıda, Ankara il imamı bize hitaben 'yapmış olduğunuz iş hiçbir şey ile kıyaslanamaz, tarihi bir iş yapıyorsunuz' dedi. Ayrıca bu imam Gülen'in 'Bir vasıtanız var ve cennete adam taşıyorsunuz, muvakkaten o işi bırakın, bu işi yapın, bu daha önemlidir' şeklindeki haberini bize iletti." Askeri liseye girdikten sonra cemaatle bir daha görüşmeyen bir kişiyle ilgili olayı anlatan tanık, “Bu durumu, Ankara il imamına aktardım. O da bana 'boşver üzerine gitme, gelmiyorsa gelmesin. İleride nasılsa rütbelerini sökeriz' diye söyledi" dedi. Talimatların silsile yolu ile alındığı ve talimatların Gülen tarafından verildiğini anlatan tanık, "Bize bu kağıtları polis baskını var şeklinde tatbik ettirilerek yedirilirdi. Ama biz bunları ezberledik" dedi.

Orduya karşı nefret içinde

Gülen'in askere hayran bir görüntü sergilediğini ancak arka planda derin bir asker korkusu ve rahatsızlığı olduğunu söyleyen tanık, “Her asker konusu geçtiğinde hoca 'bu askeriyeye askeriyenin içindeki kahramanlarla bir gün hesabını soracağım' demiştir. Fetullah Gülen ayrıca askerlere, 'siz benim Bedir'imin, Uhud'umun Hamzaları ve Alileri olarak yetişiyorsunuz' derdi. 30 yıldır askeriyenin içerisinde 'Fetullah Hoca'nın emriyle bir gün tankları yürüteceğiz' diye bekleyen kişiler var. Bir dönem askeriyeden atılanların üzerine hoca neredeyse felç geçirecekti" dedi. Devletin istihbarat birimlerinde görev yapan paralelcilerin tüm bilgileri kendi kurumlarından önce Fetullahn Gülen'e ve onun üst akıllarına ulaştırdıklarına dikkat çeken tanık, üst düzey yetkililerin yaptığı görüşmeler ve toplantılara ait kayıtlar ile kararnameleri henüz kimse görmeden anında özel faksla Pensilvanya'daki Fetullah Gülen'e gönderildiğini belirtti.

DOSYADA Kİ ŞOK DETAYLAR

Emniyet'in Başsavcılığa yolladığı dosyada Bay X'in gündem yaratacak ifşaatları:

* Paralel yapıya CIA ve FBI eğitim verdi.
* Erdoğan'ı paralel hastaneye yatırıp öldüreceklerdi, Fidan kurtardı.
* Gülen imamlara not kâğıdı yediriyordu.
* Paralel modeli Humeyni'den aldı.
* Gülen darbe yapamadı, İsrail ve ABD'nin gözünden düştü.
* Okullarda öğretmen olan CIA ajanları var.
* Tankların Gülen için yürümesini bekleyenler var.
* Gülen'in gizli arşivi ortaya çıktı.

AÇTIĞI DAVALARA RET KARARI ÇIKTI

Fetullah Gülen'in, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık'a açtığı hakaret davaları reddedildi. Gülen'in, çeşitli tarihlerdeki konuşmalarında "kişilik haklarını ihlal ettiği" iddiasıyla Erdoğan'a açtığı manevi tazminat davası reddedildi. Yine bir gazetede yer alan röportajında kendisine iftirada bulunduğu iddiasıyla Bakan Işık'a açtığı 50 bin liralık manevi tazminat davası da reddedildi.

TANKLAR GÜLEN İÇİN YÜRÜSÜN

Zaman zaman askeriye içindeki cemaat elemanları ile esnaf ağabeyleri bir araya gelirdik. Hem onlar biraz tatil yapmış olurdu hem de biz onlara işin manevi boyutunu anlatırdık. O zaman Fetullah'ın askere tavsiyesi şu olurdu. "Siz benim Bedir'imin, Uhud'umun Hamza'ları ve Ali'leri olarak yetişiyorsunuz" derdi. 30 yıldır askeriye içinde Fetullah hocanın emriyle bir gün tankları yürüteceğiz diye bekleyen kişiler var. Hava ve deniz cemaat yapılanmasının daha çok yerleştiği yerlerdir.

BUNLAR DA EMNİYET'İN TESPİTLERİ

Gülen'in en yakınındaki X kişinin anlatımlarına değinilen raporda Gülen cemaati ile ilgili Emniyet Genel Müdürlüğü'nün analiz ve tespitlerine de yer verildi:

* Örgütün özellikle TSK, Emniyet, yargı, MİT, mülkiye ve bürokrasideki örgütlenmesi ile yasadışı faaliyetleri muhtelif tarihlerde resmi kurumlar ve istihbarat birimlerince hazırlanan çeşitli raporlarla devlet arşivine girmiştir.
* Fetullah Gülen, ilk etapta devlete karşı savaş vererek hedeflere ulaşmanın yıpratıcı olacağını tespit emiş, bu nedenle mevcut sistemi yıkmak yerine devletin tüm kurumlarını ele geçirmeyi hedeflemiştir.
* FETÖ/PDY örgütlenmesi gizlilik, hiyerarşik yapılanma, pelür kâğıtları ile haberleşme, özgeçmiş raporu verme ve kodadı kullanma gibi özellikleriyle yasadışı terörist örgütlenmelerin taktiklerini kullanmaktadır.
* Örgüt, Emniyet teşkilatındaki kadrolaşmasını belirli bir düzeye ulaştırdıktan sonra buradaki gücünü operasyonlarının ana aracı olarak kullanmaya başlamıştır.
* Örgüt, coğrafi, sektörel ya da kurumsal anlamda imam olarak ifade edilen sorumlulardan oluşan hiyerarşik bir düzene sahiptir. FETÖ/PDY mensuplarınca "Kâinat imamı" ve "mehdi" olarak kabul edilen Fetullah Gülen'in liderliğini yaptığı örgüt; danışma kadrosu, kıta imamları, ülke imamları, bölge imamları, il imamları, ilçe imamları, esnaf imamları, semt imamları, ev imamları üzerinden örgütlenerek tabana yayılmıştır.
* Mülki idare, emniyet, TSK ve yargı için öğrenciler özellikle 4 kişilik gruplar halinde hazırlanmakta ve diğerleriyle iletişimi mümkün olduğunca sınırlanmakta, "hücre tipi yapılanma" modeli uygulanmaktadır. Bu öğrencilere sınav soruları sınavdan önce verilir. Buna "Fetih okutmak" denir. "Fetih okutmak" sınavda çıkacak soruların önceden öğrencilere verilip ezberletilmesine denir.
* Örgüt mensuplarına yönelik yapılacak operasyonları önceden öğrenebilmek ve tedbir almak için örgütün devletin tüm resmi kurum ve kuruluşlarını bilgi işlem altyapılarına (UYAP, POLNET, TÜBİTAK, TİB vb) alınan adli ve idari tüm tedbirlere rağmen sızıldığı tespit edilmiştir.
* Örgüt, imam ve ağabeylik görevlendirmeleri öncesinde elemanlarına 10 maddelik bir metin üzerinde yemin ettirir. Bu şahıslardan 18 maddelik prensiplere uyması istenir.

28 Mart 2015 Cumartesi

Hedef Saudi Arabistan! Niye?


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan; bundan 1.5 ay önce, yani 10 Şubat 2015’te Kolombiya’nın başkenti Bogota’da, Externado Üniversitesitarafından düzenlenen bir “sempozyum”da konuşmuştu...
Externado Üniversitesi Rektörü Huan Carlos öncülüğünde, “22 öğretim üyesi” tarafından hazırlanan; “1915... Osmanlı’nın En Uzun Yılı” konulu çalışma dolayısıyla düzenlenen “sempozyum”da konuşan Erdoğan,“1915’teki Birinci Dünya Savaşı, tüm dünyayı etkiledi... Uluslararası birçok meselenin temelinde 1. Dünya Savaşı vardır ve 100 yıldır devam ediyor”demiş ve eklemişti:
“Afganistan, Afrika, Somali, Filistin ve terör olayları 1915’in açtığı sorunlardır!..
1. Dünya Savaşı 1918’de sona erdiğinde Türkiye’nin birçok toprağı işgal altındaydı... O yıllarda, birçok yeni ülke ihdas edildi... 100 yıl önce, sınırlar cetvelle çizildi!.. Cetvelle çizildi, çünkü çatışma çıksın istiyorlardı!.. 
Cetvelle çizdikleri sınırlarla; sadece toprakları değil, akrabaları da ayırdılar!..
Sultan Abdülhamid Han’a, Filistin’de toprak baskısı yaptılar... Kabul etmeyince düşürüldü!..
Sonra ne oldu?..
Çatışma ve terör!”
Türkiye, 1915’te yapılan kriz ve çatışma tasarımlarına şiddetle karşıdır!”
PARALEL DE İRAN’A ÇALIŞTI!
Gayet net ve açık;
Erdoğan, bu “tehlike”lere dikkat çektiği, bu “uyarı”ları yaptığı içindir ki; Türkiye’de “7 Şubat 2012 MİT krizi!.. Gezi Kalkışması!.. Kirli 17-25 Aralık Operasyonları ve 6-8 Ekim Kobani kalkışması” yaşanmıştır!..
Mesele, “Hükümeti devirme” meselesi değildi... Mesele, “Türkiye’yi bölgede kımıldayamaz hale getirme” meselesiydi ki, bunun “ihale”sini de “Paralel İhanet Çetesi”ne vermişlerdi!..
Paralel çete, bir yandan o “operasyon”ları yaparken, bir yandan da“Türkiye’nin mahrem bilgileri”ni “emperyalistlere servis” etmişti!..
Hem de, “gizli bilgilerin İran’ın işine yarayacağını” bile bile!..
Kim, ne derse desin;
Bölge’nin “yeni yayılmacı gücü İran”dır ve ABD de, İran’ın sırtını sıvazlamakta, onun “yayılmacılığına” göz yummaktadır!..
Çünkü ABD, diğer emperyalist ülkeler, ancak İran eliyle bir “Sünni-Şii çatışması” çıkarabileceklerini ve böylece “bölgeyi yeniden dizayn edeceklerini” biliyorlar!..
Daha açık söyleyelim:
“Bütün bölgeyi ikiye ayırıp sonu gelmez savaşlara sebep olabilecek mezhep savaşları projesi, İran eliyle uygulanmaktadır... Bu müdahalelerin bir sonraki aşaması çok daha tehlikelidir ve asıl bölgesel savaş o zaman çıkacak ve Türkiye de bu savaşın içinde yer almak zorunda kalacaktır...
Çünkü İran’ın asıl ve nihai hedefi Suudi Arabistan’dır!.. İran tehdidi altında bulunan asıl ülke, S.Arabistan’dır!”

24 Mart 2015 Salı

Ersoy Dede den kapak olacak tespidler


Sonda söylenecek lafı başa çekelim. Hiçbir şey yokmuş gibi, olmamış gibi davranmanın anlamı yok. Ortada bir problem var ve tam da orta yerde durmaya devam ediyor.. Ne analize muhtaç ne de kişisel birtakım yorumlarla tevil edilebilecek kadar payı var.. Tamamen ve belirgin bir biçimde sorun var ortada.. Arınç ve laflarından söz ediyoruz..
Muhteva bu bahiste çok da önemli değil. Önemli olan Hükümet-Beştepe arasındaki ilişkidir. Bu ilişkinin de iki aktörü vardır. Davutoğlu ve Erdoğan..Arada kimler ne söylerse söylesin, seçmen sadece iki kişiye fokuslanır; Başbakan ve Cumhurbaşkanı’na.. (Eğer dün, ben yazıyı baskı için gazeteye yolladıktan sonra görevden alınmadıysa) Bugün Arınç’ın hükümet sözcüsü görevinin biteceğini söyleyebilirim.. Bu tavır, mevcut Cumhuriyet Hükümeti’nin, alabileceği en akıllıca tavır olacaktır..  Çünkü açıkça ortaya konmuş olan siyasi duruş, geniş kitlelere; “Davutoğlu adına” alınmış bir duruş gibi pazarlanıyor.. Sanki Davutoğlu bir şeyler söylemek istiyor ve nezaketinden söyleyemiyor da, Arınç üzerinden mesaj veriyor gibi.. Davaya ve Cumhurbaşkanı’na sadakatinden kimsenin zerre kadar şüphe duymadığı Ahmet Davutoğlu’nun, böyle bir paratonere ihtiyaç duyabileceği gelir mi aklınıza?.. Ben hiç ihtimal vermiyorum. Ancak yakasında ‘hükümet sözcüsü’ rozetiyle Recep Tayyip Erdoğan’a parmak sallayan bir Bülent Arınç; ‘Başbakan’ı her tehlikeye karşı savunurum’ gibi konumunun ve özgül ağırlığının üzerinde bir söz söylerse, onun hiyerarşik olarak üzerinde olan Başbakan’dan ‘gereğini yapması’ beklenir.. Yani Davutoğlu’nun çıkıp; ‘Sayın Arınç siz beni hangi tehlikeye karşı koruyorsunuz acaba?’ diye sorması ve ‘gerekirse kendimi koruyabilecek durumdayım’ demesi gerekmez mi?.. 
Bakın eğer hâlâ, yani siz bu yazıyı okuduğunuz vakte kadar Hükümet’ten bu krize yönelik açıklama gelmemişse, yani dünkü Bakanlar Kurulu sonrası da konu kamuoyunu tatmin ve ikna edecek şekilde ortaya konmamışsa, AK Parti seçmeni, eleştiri oklarını Davutoğlu’na yöneltir. Kimse kusura bakmasın.. 
Arınç hakkında, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, sanıyorum bugün paralel medyada çarşaf çarşaf okuyabileceğiniz twitter mesajlarına gelince.. Şüphesiz ki en az Arınç kadar Gökçek’in de özgül ağırlığı vardır siyasette. Dolayısıyla herhangi bir belediye başkanı değildir Gökçek.. Sözü kıdemli bir politikacının sözü gibi algılanmalı.. Ama öyle bir tonda girdi ki meseleye, dışarıdan bakınca inandırıcılığını yitirecek kadar sert ve net.. Sanki Erdoğan’ı savunmaktan çok kişisel bir hesaplaşma yapılıyormuş gibi… Biraz daha hükümetin elini kolaylaştıracak ve Arınç’a da ‘müsaade isteyecek kadar’ fırsat verecek bir dil ve üslup iyi olurdu.. 
Son not bu meseleyle ilgili.. Recep Tayyip Erdoğan, sadece Recep Tayyip Erdoğan değildir..O arkasında 20 küsur milyon seçmenin ( - ki aileleriyle birlikte bu sayı 40 milyon demektir) oyunu taşıyan bir isimdir.. Erdoğan tek başına bir figür değildir. Arkasında ondan icraat bekleyen bir millet vardır.. Siz kendi kafanıza göre ‘sen ona karış ama buna karışma’ diyebilecek konumda değilsiniz.. Özellikle de bulundukları konumları Erdoğan’a borçlu olan bazı isimlerin şimdi Erdoğan’ı Köşk’e hapsetme operasyonuna kalkışmış olmasının, anlaşılabilir bir tarafı yok..  Yüce Divan oylamasındaki tutum ve tavır,  seçmenin (Erdoğan’a 10 Ağustos’ta oy veren seçmenin)hâlâ hafızasındadır.. Erdoğan bu işi büyütmediği için büyümedi bu iş..  Akıllardan çıkmasın.. Kalın sağlıcakla.

24 Ocak 2015 Cumartesi

Erdoğan'ın talimatıyla yapılan hastane o ülkeye umut oldu

Sudan’da 9 ay boyunca gönüllü doktorluk yapan İzmirli Üroloji Uzmanı Deniz Arslan, mülteci kampında yaşayan bir gencin böbreğinden, gergedan figürüne benzeyen bir taş çıkardı. Arslan, 3 buçuk milyon nüfusa sahip bölgedeki tek ürolog olduğunu ve su sıkıntısı nedeniyle çocuklarda bile böbrek taşı hastalığı görüldüğünü kaydetti.
İzmirli Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Deniz Arslan, 2006 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla inşaatına başlanan ve 2013 yılında hizmete giren Sudan Nyala Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 9 ay gönüllü doktorluk yaptı. Yedi gönüllü doktorla birlikte, çoğunluğunu Darfur Otaş Mülteci Kampı’nda kalan kişilerin oluşturduğu binlerce hastayı sağlığına kavuşturan Arslan’ın en dikkat çekici ameliyatı ise bir hastasının böbreklerinden taş çıkardığı operasyon oldu. Sudan’daki su sıkıntısı nedeniyle, bölgede böbrek taşı rahatsızlığının çok sık görüldüğünü belirten Arslan, 23 yaşındaki hastasının böbreğinden yaklaşık 5 santimetre büyüklüğünde, gergedan figürüne benzeyen bir taş çıkardı.
ÇOCUKLARDA BİLE TAŞ VAR
Su sıkıntısı nedeniyle, mülteci kamplarında yaşayan çocuklarda da böbrek taşı olduğunu söyleyen Arslan, yaşadığı olayı şu sözlerle ifade etti: “O kadar değişik taşlar gördük ki eğer o taşları getirmiş olsaydım, bir bavulla daha gelmem gerekecekti. Gergedana benzeyen taş da ilginç taşlardan biriydi. İlk çıkardığımızda hemen fark ettik. ‘Yavru gergedan gibi’ dedik. Bu kadar büyük taş, Türkiye gibi imkanları olan ülkede nadir rastlanan bir durum ama orada doktor imkanı olmadığı için, taş olduğu zaman hasta ağrısına katlanıyor. Çünkü yakın bir hastaneye ulaşması mümkün değil. Onlar da mecburen beklemişler. Bekleyince bu kadar büyümüş. Orada bu tarz şeyleri görmek şaşırtıcı değil ama Türkiye için şaşırtıcı bir durum. Hasta da taşı vermek istemedi. ‘Kolye yapıp hatıra olarak saklayacağım’ dedi.”
3 BUÇUK MİLYON NÜFUSLU BÖLGEDE TEK ÜROLOG
Gönüllü doktor Opr. Dr. Deniz Arslan, üç aylığına gittikleri Sudan’da doktor eksiği olduğunu görünce, sürelerini 9 aya çıkardıklarını belirtti. Sudan’daki koşulların Türkiye’dekinden çok farklı olduğunu söyleyen Arslan, “Orada çok fazla doktor yok. Yaklaşık 3 buçuk milyon nüfusluk bölgede tek ürolog bendim. Bizim orada olmamız, insanların hayatını kurtarma açısından çok önemliydi” dedi.
AMELİYAT ETMESEYDİK ÖLECEKTİ
Opr. Dr. Arslan, şöyle devam etti:“Hayatımda ilk defa 9 aylık bir bebeğin iki tarafında taş olduğunu gördüm. Böbreğinin iki tarafı da tıkalıydı ve onu ameliyat etmeseydik 3-5 gün içerisinde ölecekti. Şu anda hayatta ve sağlıklı. 300 bin insan o kamplarda yerleşik ve yarısından çoğu çocuk. Bu çocukların su ve yemek kaynaklarına erişimi, bizim ülkemize kıyasla son derece kısıtlı. O yüzden o çocuklarda bulaşıcı hastalıklar, böbrek hastalıkları, bağırsak hastalıkları gibi birçok hastalık görülüyor.”
HASTANE AÇAN TEK ÜLKE TÜRKİYE
Bölgede hastane açan tek ülkenin Türkiye olduğunu ve hastanede çeşitli branşlarda 17 doktorun görev aldığını ifade eden Arslan, 300 bin kişinin kaldığı Darfur Otaş Mülteci Kampı’ndaki hastaların 5 yıl boyunca hastanede ücretsiz tedavi göreceğini, diğer hastaların da çok düşük ücretle tedavi olabildiğini kaydetti. 150 yatak kapasiteli ve 10 dönümlük alana kurulan hastanenin, bölgenin önemli bir ihtiyacını karşıladığına dikkat çeken Arslan, “O kadar modern bir hastane açılmış ki Orta Afrika’dan, Çad’dan, Sudan’ın başketi Hartum’dan hasta geliyor. Kapalı böbrek ameliyatları ve kapalı safra kesesi ameliyatlarını Orta Afrika’da ilk defa bizim hastane başlattı. Şu anda bile hala o ameliyatların başka bir hastanede yapılma şansı yok. Bu hastane bu hizmetlerine devam ettiği sürece eminim Türkiye, Orta Afrika bölgesinde adından sıkça söz ettirecektir” diye konuştu

Somaliler için Türk Hastanesi açılacak





Somaliler için Türk Hastanesi açılacak

Türkiye'nin binlerce kilometre uzakta yardım elini uzattığı ülkelerden Somali'de yarın açılacak eğitim ve araştırma hastanesinde, bugüne kadar bölgede tedavi edilemeyen hastalar şifa bulacak. 
 
Sağlık Bakanlığından alınan bilgiye göre, TİKA tarafından başkent Mogadişu'da yaptırılan 200 yataklı Mogadişu Somali-Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesinin resmi açılışı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun da katılacağı törenle yapılacak.
 
İki ülke arasında, hastanenin ortaklaşa işletilmesi için imzalanan protokole göre, Sağlık Bakanlığı 5 yıl boyunca uzman personel ve finansal destek verecek.
 
Geçen yıl eylül ayından beri hasta kabul edilen hastanede, kasımda da ameliyatlar başladı ve yataklı tedavi servisi hizmete açıldı. Hastane, 5 yıl süreyle iki ülke tarafından müştereken işletilecek ve süre sonunda Somali'ye bedelsiz devredilecek.
 
Beş yıllık süreçte, bölgede tedavisi mümkün olmayan hastaların tedavileri yerinde yapılacak, Somali'de üçüncü basamak modern hastane işletme modeli oluşturulacak, ülke halkına sürdürülebilir, güvenli ve kaliteli sağlık hizmeti sunulacak, sağlık sistemine yetişmiş insan gücü kazandırılacak.
 
Hastanede her yıl 36 Somalili asistanın eğitim programına alınması hedefleniyor.
 
Mogadişu Somali-Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesinin işletme dönemi sürecinde tahmini bütçesi, 135 milyon 734 bin 468 dolar olarak belirlendi. Türkiye, 5 yıllık dönemde 85 milyon 650 bin 145 dolar katkıda bulunacak, Somali hükümeti katkı yapmayacak. Ayrıca, aynı dönem içerisinde vatandaştan elde edilecek gelirin 50 milyon 84 bin 323 dolar olacağı tahmin ediliyor.
 
Hastanenin yönetici personeli 6 ay ve 1 yıllık, tabip ve diğer sağlık personeli ise 3 aylık periyotlar halinde görevlendirilecek.
 
Hastane halen hastane yöneticisi, başhekim, idari ve mali işler müdürü, sağlık bakım hizmetleri müdürü ve finans müdürü dahil toplam 52 Türk personel ve 91 yerel personel ile hizmet veriyor. Güvenlik hizmeti ise 40 yerel ve 5 Türk personelle sağlanıyor.
 
Hastanede kadın doğum, çocuk, üroloji, beyin cerrahi, plastik cerrahi, dahiliye, genel cerrahi, anestezi, göz ve diş hekimliği branşlarında hasta kabul ediliyor.
 
Hastane, 13 bin 500 metrekare kapalı alana sahip olmasının yanı sıra 12 yoğun bakım, 14 yenidoğan yoğun bakım yatağı, 20 kuvöz, 4 ameliyathane, 1 doğum odası, radyoloji ve laboratuvar ünitelerini barındırıyor.
 
(AA)

24 Kasım 2014 Pazartesi

Ala'nın dikkati ihaneti deşifre etti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakanlığı döneminde çalışma ofisi ve konutuna rutin arama-tarama çalışması bahanesiyle böcek konulduğunu, o dönem Başbakanlık Müsteşarı olan  ortaya çıkardı. Erdoğan'ın Subayevleri'ndeki konutu ve Resmi Konut'ta böcek arama çalışmalarını Eski Başbakanlık Koruma Daire Başkanlığı personeli Serhat Demir ile Sedat Zavar'ın yönettiği ekip yaptı. Bu ekibin hiçbir arama kaydı tutmaması ve amirlerinden habersiz hareket etmesinden kuşkulanan Ala, MİT'i devreye soktu. MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile arama/tarama çalışması yapacak ekip oluşturan Ala'nın şüphesiyle gizli yapılan aramalarda böcekler bulunurken, siyasi casusluk amacıyla yapılan 'fırsat operasyonu' da çökertilmiş oldu.

İLK BÖCEK ÇALIŞMA OFİSİNDE BULUNDU


Ala ve Fidan'ın görüşmesinden sonra oluşturulan ekip, ilk olarak Erdoğan'ın Keçiören Subayevler'deki ikametine gitti. 5 kişiden oluşan MİT ekibi, 28 Aralık 2011'te, o dönem Başbakanlık Başmüşaviri olan Mustafa Varank'ın eşliğinde ikametgahın altında bulunan çalışma ofisinde arama gerçekleştirdi. Ekip, Spektrum Analizör cihazı ile yaptıkları RF frekans taraması esnasında telsiz verici yayın ile karşılaştı. Bunun üzerine her yeri didik didik eden ekip, Erdoğan tarafından kullanılan masanın sağ tarafındaki Far marka 6 girişli çoklu prizin içerisindeki elektrik şebekesinden beslenen telsiz vericiye ulaştı.

İKİNCİ BÖCEK RESMİ KONUTTAN ÇIKTI

Gizli oluşturulan MİT ekibinin diğer adresi ise Başbakanlık Resmi Konut'uydu. Ekip, 29 Aralık 2011'deki arama çalışmasında, Erdoğan'ın ikametindeki düzeneğin aynısının burada da olabileceğinden yola çıkarak önce frekans taraması yaptı, ancak herhangi bir frekansa rastlanmadı. Bunun üzerine fiziki arama yapan ekip, Erdoğan'ın masasının sağ tarafındaki Schneider marka 3 girişli çoklu prizin içerisindeki dinleme cihazını tespit etti.

CİHAZLARIN FARKEDİLDİĞİ GİZLENDİ

Erdoğan'ın çalışma ofislerinde böceklerin bulunmasının ardından olumsuz bir durum yokmuş gibi gizli yürütülen teknik arama faaliyetlerine devam edildi. Söz konusu çoklu prizler ise incelenmek üzere MİT Müsteşarlığı'na götürüldü. Böceklerden ilk anda sadece söz konusu aramaları gerçekleştiren MİT ekibi ve ekibe eşlik eden Mustafa Varank'ın yanı sıra Efkan Ala ve Hakan Fidan'ın bilgisi oldu.

İHANET OPERASYONU DEŞİFRE OLDU

Böceklerin yerleştirildiği 24-25 Aralık 2011 ile bu tarihlerden sonra Başbakanlığa ait binalarda yapılan aramaların kayıt altına alınmamasından doğan 'şüphe' böceklerin bulunmasını sağladı. Konuyla ilgili iddianame, Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunuldu. Böcekleri yerleştiren ihanet çetesi, Başbakanlığa ait mekanlarda yapılan aramaları özellikle Erdoğan'ın İstanbul'da bulunduğu zamana denk getirdi. Serhat Demir'in idaresinde yapılan siyasi casusluğa rutin arama süsü verildi. Ala'nın ters giden bir şeylerin olduğunu fark etmesi ihanetin açık göstergesi olan 'fırsat operasyonu'nu çökertti.

MİT özel ekip görevlendirdi

İçişleri Bakanı Efkan Ala, Başbakanlık Müsteşarı olduğu dönemde Erdoğan'ın çalışma ofislerindeki arama faaliyetlerinde ters giden bir şeyler olduğunu fark etti. Arama yapanlar kayıt tutmuyordu. Ala, bunun üzerine gizli bir arama çalışması yapmak için MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, Başbakanlığa ait binaların MİT Müsteşarlığı'nın arama/tarama cihazlarıyla aranıp aranamayacağı konuşuldu. Fidan'ın kendilerinde bulunan cihazların yeterli olduğunu bildirmesi üzerine MİT personelinden 5 kişilik arama/tarama ekibi oluşturuldu. Arama/tarama çalışmalarında görev alacak MİT personellerini ise Fidan belirledi. Söz konusu ekibin yaptığı arama faaliyeti ise son derece gizli yürütüldü.

Fişi çekip arama yaptılar

Böceklerin yerleştirildiği 24-25 Kasım'dan sonra ikişer kez daha arama yapıldı. Serhat Demir ile Sedat Zavar ve beraberindeki ekip, 7-18 Aralık'ta konuttaki çalışma ofisinde, 14-20 Aralık'ta da Resmi Konuttaki çalışma ofisinde iki ayrı arama/tarama ve jammer testi adı altında çalışma yaptı.

24-25 Kasım 2011'deki arama/tarama çalışmalarında olduğu gibi sonraki tarihlerde yapılan arama çalışmalarına ilişkin gerekli forum doldurulmadı. Erdoğan'ın çalışma ofisine konulan böcekler, elektrik şebekesinden besleniyor, aynı zamanda da uzaktan kumanda ile kontrol edilebiliyordu.

Uzun süreli dinleme amacıyla konulan böceklerin yerleştirildiği prizlerin elektriği kesildiğinde ya da uzaktan kumanda ile pasif duruma getirildiğinde sinyal yayını sona eriyor. Bu nedenle aramalarda bulunması imkansız oluyor. Her seferinde aynı ekibin gittiği aramalarda, böcekler pasif hale getirildiği için bir sinyale rastlanamadı.

Teknisyen dışarıya çıkarıldı

Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi'ne sunulan iddianamedeki tanık ifadeleri şüphelilerin taktiklerini ortaya çıkardı. Eski Başbakanlık Koruma Daire Başkanlığı personeli Serhat Demir'in organizasyonuyla Başbakanlık Resmi Konutu'nda yapılan arama faaliyetiyle ilgili Konutta teknisyen olarak çalışan bir personel ifadesinde, böceklerin yerleştirildiği tarih olan 24 Kasım'da, arama çalışması için gelen görevlilerin Başbakanın ofisine geçtikten sonra kendisini dışarı çıkardıklarını ve yalnız kaldıklarını anlattı. Tanık personel şunları kaydetti: "Arama sırasında Başbakan'ın ofisine geçildikten birkaç dakika sonra çalışmayı sürdüren iki görevli gürültü olduğunu söyleyerek bizi dışarı çıkardı ve kapıyı kapattı. Yaklaşık 10 dakika ofiste yalnız çalışan ekip daha sonra büyük yemek salonuna geçti. Burası diğer yerlerden geniş olmasına rağmen kısa sürede arama işlemi tamamlandı."

Polisleri oyalayıp yerleştirdi

Erdoğan'ın Subay- evler'deki konutunda görevli bir polis memuru ise ifadesinde şunlara dikkat çekti: "25 Kasım'da Serhat Demir'in başında olduğu ekip, konutta arama gerçekleştirdi. Ekipte, 40 yaşlarında, kır saçlı bir erkek vardı. Yaşlı olması nedeniyle dikkatimi çekmişti. Aralık 2011 sonlarından itibaren birçok arama yapılmasına rağmen kır saçlı şahsı bir daha hiç görmedim. Seyit Saydam ile birlikte görevli polis 1 nolu çalışma ofisinde arama faaliyeti yürütürken, Demir ile birlikte Sedat Zavar, Enes Çiğci ve İlker Usta anahtarı alarak 2 nolu ofise geçti. Enes Çiğci ve İlker Usta içeride arama çalışma yaparken, Demir ile Sedat Zavar yanıma gelerek beni meşgul etti. Bu nedenle de yapılan aramayı takip edemedim." 

Kaynak: Yeni Şafak