darbeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
darbeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Temmuz 2017 Çarşamba

24 Temmuz darbe planı.

Büyükada baskınıyla çöken 24 Temmuz darbe planı
7 Temmuz'da 'da bir otele düzenlenen baskınla Uluslararası Af Örgütü üyesi 10 kişi gözaltına alındı. Yakalananlar arasında 1 Alman ve de 1 de İsveç vatandaşı yer aldı. Türkiye gazetesi bugün manşetinden gizemli toplantının perde arkasını aydınlattı. Batuhan Yaşar imzalı manşette, Büyükada'da 24 Temmuz tarihi için nasıl bir  planı yapıldığı gözler önüne serildi. İşte Yaşar'ın yazısından çarpıcı satırbaşları:

24 TEMMUZ ÖZGÜRLÜK GÜNÜ!
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Almanya'da Büyükada gözaltıları sorulunca "Onlar 15 Temmuz'un devamı niteliğinde bir toplantı için bir araya geldiler. İstihbarat üzerine gözaltına alındılar" demişti. Büyükada olayını araştırırken birbirinden ilginç olaylarla karşılaştık... Güvenilir kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiler bizi önemli sonuçlara ulaştırdı. İstihbarat birimlerinin Büyükada'daki toplantıyı ta hazırlık aşamasındayken izlemeye başladığını belirtelim hemen. Burası çok önemli çünkü. Yani nefes alışlarına kadar haberdarlar. Af örgütü başkanının bağırıp çağırması bu yüzden. Gözaltına alınan Alman ve İsveç vatandaşlarının geçmişleri dikkat çekici. Alman Peter S. ayaklanma eğitmeni.

Düşünebiliyor musunuz. Adama soruyorsun mesleğin ne?

- Abi ben ayaklandırırım...
- Nasıl yani?
- Sosyal hareketlendirmeler yaparım.
- Anlamadım.
-Ya Gezi gibi filan yani. Hatırlasana gezi olaylarını. Ondan işte.
- Haaa…

Diğeri İsveç vatandaşı Ali G. O da atölye kolaylaştırıcı. Yani ayaklanmanın kolaylaştırılması için gereken enstrümanları sağlıyor! WhatsApp grupları var…

Grubun ismi çok ilginç:

"24 TEMMUZ'DA BİRLİKTE ÖZGÜRÜZ"
Soruşturma sürüyor. Ele geçirilen telefon ve cihazlardaki araştırma ve çözümleme işlemi devam ediyor. Zaten bu iki kişi oradaki 8 Türk'ü eğitiyor! Soruşturma devam ettiği için gözaltındaki Türk vatandaşlarının isimlerini yazmıyoruz. İsimleri, bağlantıları hepsi elimizde mevcut.

GRUP ÜYELERİNİN FETÖ İLİŞKİSİ..
Edindiğimiz bilgilere göre, gözaltına alınanların telefon ve haberleşme trafikleri de dikkat çekici. Hepsi bir şekilde ByLock kullanan 'cülerle ilişki içerisinde. Uzunca bir süredir hem de. Bu kadarı da tesadüf olabilir mi...

Biz devam edelim:

Büyükada'daki otelde görünürde dikkat çeken bir şey yok aslında! Alman ve İsveç uyruklu iki kişi, Türkleri toplamış eğitim veriyor...

- Bilişim teknolojileri
- Kapasite artırımı ve güvenliği
- Stres yönetimi

EMNİYET BASKINI OLURSA…
Ama kazın ayağı pek öyle değil… Güvenilir kaynaklardan ulaştığımız bilgiler bize eğitimin resmî adıyla gerçeğin çok farklı olduğunu gösteriyor:

- Güvenlik güçlerinin teknik takibinden kurtulma yöntemleri
- Emniyet baskınları sırasında verilerin hızlı bir şekilde gizlenmesi
- Mobil cihaz güvenliği, güvenli uygulamalar ve güvenli haberleşme

AKLINIZA BİN BİR SORU GELİYOR DEĞİL Mİ?
Ne alaka. Sen niye gelirsin?.. Niye Büyükada'yı seçersin?.. Suçlu musun ki teknik takipten kurtulma yöntemlerini öğrenmeye çalışırsın?.. Ne oldu bak… Tomografin çekiliverdi. Hem de ilaçlı tomografi… Sakladığın, gizlediğin her şey ortaya çıktı. Yürüyüşle birlikte FETÖ'cü elebaşların hesaplarından bir hazırlık içindelermiş izlenimi vermeye çalışılıyor. Her şey birbiri ile bağlantılı. Sokağı harekete geçirmek için sebep üretme çabalarını da göz ardı etmeyelim. Legal görünümlü altyapı hazırlık çalışmalarına dikkat diyoruz... Büyükada'daki toplantı ile ilgili kararı bağımsız Türk mahkemeleri verecek…
.

30 Mayıs 2017 Salı

Org. Akar'ın Darbe Komisyonu'na verdiği cevaplar

Orgeneral Akar, "Her şeyi göze alarak darbecilere şiddetle karşı çıktım. Konuşma özgürlüğümü komutan tavrı içinde sürdürdüm. İlk andan itibaren hiçbir pazarlık söz konusu olmadı" dedi. Orgeneral Akar, "MİT'e yapılan ihbarda darbe söz konusu değildi. Alınan tedbirlerle darbe öne çekildi" diye konuştu.
Orgeneral Hulusi Akar'ın kendisine yöneltilen 10 soruya verdiği yanıtların şöyle:
SORU 1 : 15 Temmuz 2016 günü MIT’ten gelen istihbaratta MİT’e yönelik bir operasyondan söz edildiği, bunun mahiyeti üzerine MİT Müsteşarı ile görüşme yaptığınız ifade edilmektedir. Kamuoyuna intikal eden bu bilgilerden hareketle nasıl bir kanaate ulaştınız ve hangi önlemleri aldınız?
CEVAP 1:
Tarafıma tevcih edilen sorular için gerekli cevaplar savcılık ifademde mevcut olmakla birlikte, komisyonunuzca yöneltilen soruları bir kez daha aşağıda cevaplarken, o talihsiz gecede şehit olan sivil, polis, asker tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, gazilerimize acil şifalar diliyorum.
15 Temmuz tarihinde öğleden sonra makam odasında çalışırken, Genelkurmay II nci Başkanı Orgeneral Yaşar Güler yanıma gelerek;
- “Sayın MİT Müsteşarının telefon ile kendisini aradığını,
- Bir binbaşının müsteşarlığa gittiğini ve bir takım bilgiler verdiğini,
- Önemine binaen konunun teferruatını anlatması için Müsteşar Yardımcısını Genelkurmay Karargâhına göndermek istediklerini,
- Daha sonra, MİT Müsteşar Yardımcısının Gnkur. II nci Başkanmm makamına geldiğini,
- MİT Müsteşar Yardımcısının kendilerine bilgi vermek için müracaat eden Kara Pilot Binbaşının ‘O gece bir faaliyet olacağını ve MİT Müsteşarının alınacağını’ bildirdiğini söylediğini ve müteakiben MİT Müsteşar Yardımcısının Genelkurmay Karargâhından ayrıldığını” söyledi.
Konunun ehemmiyetine binaen, derhal telefonla MİT Müsteşarını arayarak Genelkurmay Karargâhına davet ettim. Ben, YAŞ çalışması için Genelkurmay Karargâhında bulunan Kara Kuvvetleri Komutanı ve Gnkur II nci Bşk. ile görüşürken Sayın MİT Müsteşarı Genelkurmay Karargâhına geldiler. MİT Müsteşarı; olayı tekrar anlattı ve bir Kara Pilot Binbaşının MİT Müsteşarlığına gelerek “Beni dün izinden çağırdılar. Bugün sabah birliğime katıldım. Önce Tabur Komutanımla görüştüm. Sonra Tabur Komutanımla birlikte bir Albayın yanma gittik. Albay “Bu gece bir uçuşumuz olacak ve sonunda da Hakan Fidan’ı alacağız.” dediğini ve ilaveten ihbarcının MİT tarafından tanınmadığını, dolayısıyla bilginin teyit edilemediğini bu nedenle Gnkur. II nci Bşk.m haberdar ettiklerini söyledi. Konuşmalar sonrasında ihbar edilen olayın daha büyük bir planın parçası olabileceği mütalaa edildi. Öncelikle saat 18.30’da Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezine (SKKHM) Ankara hava sahası ile birlikte tedbiren tüm Türkiye
hava sahasında bulunan askeri helikopter ve uçakları da kapsayacak şekilde “havada
-1- bulunan askeri uçak ve helikopterlerin üslerine dönmesi, yeni kalkışlara da izin verilmemesi” direktifini verdim. Daha sonra emrimin 19.06’da Hava Kuvvetleri Komutanı ile Hava Kuvvetleri Komutanlığına ve başta helikopterlerin bulunduğu Kara Havacılık Komutanlığı olmak üzere diğer ilgili adreslere ulaştığını öğrendim.
(Kara Kuvvetleri Harekat Merkezi, Kara Havacılık Komutanlığı Harekat Merkezi, Deniz Kuvvetleri Harekat Merkezi, Hava Kuvvetleri Harekat Merkezi, Jandarma Genel Komutanlığı Harekat Merkezi, Özel Kuvvetler Komutanlığı Harekat Merkezi, Başbakanlık Koordinasyon Merkezi, Devlet Bilgi Koordinasyon Merkezi).
Bu esnada MİT Müsteşarı, Sayın Cumhurbaşkanını bilgilendirmek istediğini söyledi. Müteakiben Cumhurbaşkanı Koruma Müdürü ile bir telefon görüşmesi yaptı.
MİT’ten gelen bilginin teyidi ve netleştirilmesi bakımından ve bilgide belirtilen uçuş faaliyetinin somutlaşması ihtimaline binaen, bu hususun açıklığa kavuşturulması için Genelkurmay Karargâhında bulunan Kara Kuvvetleri Komutanına derhal;
Kurmay Başkanı İhsan UYAR Paşa ile gerekiyorsa olay yerinde tutuklama veya gözaltı yapılması için Adli Müşavir ve Merkez Komutanlığından personel de alarak Kara Havacılık Komutanlığına gitmesini, Şüphe uyandırmadan başka bir gerekçe göstererek hangarlarda uçakların ve helikopterlerin durumuna bakmasını, Gelen istihbaratın doğruluğunu tetkik etmesini ve gerekli gördüğü her tedbiri almasını emrettim.
Kara Kuvvetleri Komutanı derhal hareket etti. Bu sırada Genelkurmay II. Başkanı da Hava Kuvvetleri Harekât Merkezini arayarak uçuşların durdurulmasına dair vermiş olduğum emrin yerine getirildiğini teyit ettiğini bildirdi.
Ayrıca, alman bu tedbirlerle yetinmeyerek, Ankara Garnizon Komutanı Korgeneral Metin GÜRAK’ı telefonla aradım. Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığına gitmesini, hiçbir tankın ve zırhlı aracın birlik dışına çıkmasına müsaade edilmemesini emrettim.
Yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, bu ihbar en başından itibaren çok ciddi bir şekilde ele alınmış ve gerekli tedbirlerin tereddütsüz alınması ve icra edilmesi sağlanmıştır. Kanaatimce, alınan bu tedbirlerden dolayıdır ki, hainler paniğe kapılarak, daha sonra sanık ifadelerinden öğrendiğimize göre geç saatlerde yapmayı (saat 03.00) planladıkları işi öne almak suretiyle erkenden ifşa olmuşlar ve böylelikle darbe girişiminin akamete uğramasındaki önemli bir faktör gerçekleşmiştir.
SORU 2 : MİT’ten size ulaşan istihbarat bir darbe girişimi kuşkusu yönünde mi yoksa MİT’e yapılacak bir operasyon muydu?
CEVAP 2: Bu soruya ilişkin açıklama Cevap-l’de verildiği üzere MİT’ten gelen istihbaratta darbe söz konusu olmayıp MİT Müsteşarına karşı yapılacağı iddia edilen bir operasyon ile ilgiliydi. Ancak son zamanlarda adam kaçırma, suikast gibi bazı kişilere operasyon yapılacağı hakkında duyumlar alınmaktaydı. Bu duyumlarla ihbar konusu olay birlikte değerlendirildiğinde daha büyük bir planlama olabileceği şüphesiyle yukarıda belirtilen tedbirler alınmıştır.
SORU 3 : İstihbaratı bir darbe girişimi/kalkışma olarak değerlendirdiniz mi? Bu değerlendirmeyi yaptıysanız gerekli önlemlerin alınması için Kuvvet Komutanlarına bildirdiniz mi? Bu istihbarat ile ilgili Sayın Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı ile ya da özel kalemleri ile bir görüşmeniz oldu mu? Olayın tüm yönleriyle aydınlatılması için bu konuda size ulaşan bilgiler ve aldığınız tedbirlerle ilgili bilgi verebilir misiniz?
CEVAP 3: Bu soruya ilişkin açıklama Cevap-1 ve 2’de yapılmıştır.
SORU 4 : Genelkurmay Başkanlığının MİT’ten gelen istihbarat üzerine alman tedbirler kapsamında yaptığı “Türk hava sahasını askerî uçak ve helikopterlere kapatmayı ve havadakileri indirme emrinin Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezi Amiri vasıtasıyla verildiği” şeklindeki açıklaması çerçevesinde, Türk hava sahasının kapatılması emrini doğrudan Hava Kuvvetleri Komutanı’na ve Muharip Hava Kuvvetleri Komutanı olan Korgeneral Mehmet ŞAN VER’e doğrudan ilettiniz mi? İletmedinizse niçin? Emrin, doğrudan Mehmet ŞANVER’e iletilmesinin önemli bir zaman kazancı olacağı ifade edilmektedir. Bu denli önemli bir olayda doğrudan sorumlu komutanların aranmaması TSK’nın hiyerarşik yapısı ve emir komuta sistemi açısından mümkün müdür?
CEVAP 4: TSK’da birlik ve karargâhlar arası haberleşme ve bilgi alışverişi için temel ve en hızlı mekanizma harekât merkezleridir. Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıklarının dışarda bulunan birlikleri/uçakları/gemileri için en hızlı, en güvenilir ve en etkili iletişim mekanizmasıdır.
a. TSK tarafından yürütülen cari askeri faaliyetler, yürürlükteki mevzuat, düzenleme ve emirler doğrultusunda, 24 saat esasına göre;
Genelkurmay Başkanlığı seviyesinde, Silahlı Kuvvetler Komuta Harekât Merkezi (SKKIIM),
Kuvvet Komutanlıkları (Kara, Deniz, Hava), Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Özel Kuvvetler Komutanlığı Harekât Merkezleri,
Müstakil Alay/Tabuı* seviyesine kadar tüm ast birliklerde kurulu Harekât Merkezleri tarafından sevk ve idare edilmektedir.
b. SKKIIM, Genelkurmay Başkanı adına, 72 saatlik (Dün, bugün ve yarın) süreyi kapsayan zaman dilimindeki tüm cari askeri faaliyetleri, diğer harekât merkezleri ile koordineli olarak yürütür. Harekât merkezleri, kendi komutanları adına emir komuta hiyerarşisi içerisinde ve 24 saat esasına göre kesintisiz işlem yürütecek şekilde iletişim ve bilgi sistemi alt yapısı ile donatılmıştır. Bu sistem sayesinde, cari tüm askeri faaliyetler; etkin bir şekilde, kesintisiz ve başarı ile yürütülmekte, bu yapı TSK emir ve komuta sisteminin esasını oluşturmaktadır.
Bunun en somut örneği olarak; 15 Temmuz 2016 günü, “Havadaki askeri uçak ve helikopterlerin meydanlara indirilmesi” emri SKKHM’ne verilmiş ve bu emir en hızlı şekilde ilgili tüm komutanlıklara iletilerek, o an itibariyle havada bulunan uçak ve helikopterler (33 uçak ve helikopter) gecikmeksizin meydanlarına indirilmiştir. Saat 18.30’da SKKHM’ne verdiğim emir 19.06’da ilgili harekât merkezlerine ve bizzat İstanbul’da bulunan Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin ÜNAL’a da ulaşmış ve 19.26 itibariyle işlemler tamamlanmıştır. Alınan raporlar ve ceride kayıtları bu hususu teyit etmektedir.
c. Ayrıca, alman bilgi helikopterler tarafından bir eylem yapılabileceği yönünde olmasına rağmen; Kara Kuvvetleri başta olmak üzere Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı uçak ve helikopterlerinin an itibariyle havada olabileceği veya herhangi bir nedenle kalkış yapabileceği değerlendirilerek direktifin kapsamı tedbiren genişletilmiştir. Bu meyanda, ilgili tüm komutanlıklar ile en hızlı irtibat ve koordinasyonu sağlayarak süreci en etkin şekilde takip edebilecek tek merkez SKKIIM’dir. Bu olayda bu husus açıkça görülmüştür.
ç. Özetle ve en basit şekliyle ifade etmek gerekirse; SKKHM, verilen bir emri en kısa sürede en güvenli ve etkili şekilde Türkiye’nin en uç noktasındaki birden fazla birliğe/üsse/hava meydanına/hava araçlarına/gemilere kadar ulaştıran en süratli ve etkili bir araçtır. Dolayısıyla direktifin, Hava Kuvvetleri Komutanı’na ve Muharip Hava Kuvvetleri Komutanına zamanında iletilmesi konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bugüne kadar Muharip Hava Kuvvetleri Komutanına operasyonel bir emri ilettiğim vaki ve söz konusu değildir. Böyle bir usûl ve teamül de yoktur.
d. Söz konusu emrim aynı zamanda ve aynı yöntemle ilgili/yetkili diğer merkezlere de zamanında ulaştırılmıştır.
SORU 5 : Görev süreniz içerisinde, FETÖ/PDY örgütünü güvenlik açısından tehdit olarak gören herhangi bir rapor ya da bilgi size sunuldu mu? TSK içinde FETÖ/PDY örgüt mensupları olduğunu tespit ettiniz mi? Bu konuda istihbari çalışma için MIT’ten talepte bulundunuz mu? Bunların dışında nasıl bir girişiminiz oldu? Bu örgütle mücadele kapsamında herhangi bir girişiminiz oldu mu?
CEVAP 5 : Bilindiği üzere TSK sadece FETÖ ile değil her türlü aşırı akım ile mücadele içinde olmuştur.
Devletimizin bir süredir FETÖ/PDY ile yürüttüğü mücadele bizim de kurumsal olarak azami dikkat ve hassasiyetle içinde yer aldığımız bir mücadeledir.
Bu çerçevede YAŞ’ta değerlendirmeye girecek bütün general/amiraller, tüm kurmay ve sınıftan albaylar, hassas kaynak ve iltisak araştırması kapsamında MİT’e ve EGM’ye sorulmak suretiyle devletin ilgili makamlarından elde ettiğimiz bilgiler doğrultusunda kapsamlı, ciddi ve titiz çalışmalar yapılmıştır.
Bunlara ilave olarak, yapılan çalışmalar Kuvvet Komutanları ile paylaşılarak kendi personeli ile ilgili yazılı kanaat ve değerlendirmeleri alınmış ve Kuvvet Komutanları ile bire bir görüşülerek, emekliye sevk edilecekler, göreve devam edecekler ve terfi ettirilecekler üzerinde detaylı çalışmalar yapılarak en iyi sonucu alabilmek için her türlü gayret gösterilmiştir.
SORU 6 : MİT Müsteşarı tarafından olağanüstü bir ihbar iletilmesi sonucu bazı tedbirler aldığınız değerlendirilmektedir. Bu konuya açıklık getirir misiniz? Gelen ihbar neydi? Hangi tedbirleri aldınız?
CEVAP 6 : Bu soruya ilişkin açıklama Cevap-1 ve 2’ de yapılmıştır.
SORU 7 : FETÖ’nün en önemli hedeflerinden birisinin TSK olduğu kamuoyunda sürekli gündemdeydi. FETÖ’nün TSK’ya sızmasının fark edilemeyişinin sebebi kanaatinizce nedir?
CEVAP 7: FETÖ/PDY’nin tarafımızdan fark edilmemesi söz konusu değildir, tabi ki fark edilmiş ve hatta en üst seviyede risk olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda alman tedbirler 5’inci soruya verilen cevapta ayrıntılı olarak izah edilmiştir.
Ayrıca yakın geçmişe kadar bu yapılanma (FETÖ) ve dini motifli hareketin tüm kamuoyunca malum olduğu bir gerçektir. Bu yapılanmanın devletin sivil, asker ve polis tüm kurumlarına uzunca bir süredir yavaş ve sistematik bir şekilde kendisini gizlemek suretiyle sızarak, işi bir darbe ile seçilmiş hükümeti devirmeye, TSK’yı ve Türkiye’yi kontrol altına alma noktasına getirmeye cüret etmesi, devletin diğer kurumlan da dâhil pek çok kimsenin beklemediği bir durumdu.
Ancak, yakın geçmişte yaşanan gelişmelerin (07 Şubat, MİT tırları ve 17-25 Aralık vb.) böyle bir hainliğin varlığının somut bir şekilde ortaya çıkmasını sağlamasıyla birlikte, yukarıda 5’inci soruya verilen cevapta ifade edilen tedbir ve çalışmalarımız tereddütsüz olarak alınmış ve uygulanmış ve TSK’nm kendi içerisindeki hainleri temizleme gayretleri en üst seviyeye çıkarılmıştır. Genelkurmay Başkanlığı görevine başladığım günden itibaren etkili ve süratli kararlar alınmasına çalışılmıştır. Bu konuda Kuvvet Komutanlarına ve ilgili personele müteaddit emirler tarafımdan verilmiştir.
SORU 8 : Darbe girişiminde sizin etkisiz hale getirilişiniz, Akıncı Üssirne götürülmeniz ve Çankaya Köşkü’ne getirilişinizi anlatır mısınız? Zorla götürülme sırasında boğazınızın kemerle sıkılması ve görüntülere yansıyan yaralanma iddialarına ne dersiniz? Bir kurtarma operasyonuyla mı kurtarıldınız, darbecilerin başarılı olamayacaklarını anladıktan sonra sizi serbest bırakmalarıyla mı serbest kaldınız? Akıncı Üssü’nden nasıl çıktığınızı anlatır mısınız?
CEVAP 8 : Odamda çalışmakta iken zorla alıkonuldum. İçeriye girenlerden birisi ayağa kalktığım esnada beni iterek sandalyeye oturmamı sağladı ve o sırada arkadan bir başkası elinde el havlusu tarzında bir şeyle hem ağzımı hem burnumu kapatarak nefes almamı engelledi. Bu esnada kolunu boğazıma doladı ve sıktı, muhtemelen boğazımdaki yara bu esnada oluştu. Ellerimle burnumu açmaya çalışırken bir başkası ise plastik kelepçeyi bileklerime taktı. Kelepçe özellikle sol bileğimi aşırı sıktı ve yaraladı. Bu arada tekrar bağırmaya başladım ve kelepçeyi açmalarını istedim. Bunun üzerine tahminen Mehmet DİŞLİ’nin onayıyla ağzı kör bir komando bıçağı ile kelepçeyi kesmeye çalıştılar, fakat kesemediler. Tekrar bağırmam üzerine epey uğraştıktan sonra kesmeyi başardılar. Bu mücadelenin ardından çok kısa bir süre sonra kendimi misafir koltuklarının olduğu yerde otururken buldum.
Tüm bu yaşananlar esnasında hareket özgürlüğümü kaybetmekle birlikte konuşma özgürlüğümü sonuna kadar Komutan tavrı içinde sürdürdüm.
Darbe girişiminin başladığı saatten itibaren sabah Akıncı Üssü’nden ayrıldığım saate kadar hiçbir pazarlık söz konusu olmadı, bunun yerine gayet açık, sert, öfkeli yorumlarımı sürekli ifade ettim. Türkiye’yi Suriye’ye, Mısır’a çevirdiklerini, Balkan Savaşı’ndan beter ettiklerini, hendeklerdeki asker-polis kardeşliğini tahrip ettiklerini sabaha kadar birçok kez tekrar ettim.
İlk andan itibaren her şeyi göze alarak veya hiçbir kazancı-kaybı düşünmeden darbecilere şiddetle karşı çıktım ve yaptıklarının çok büyük bir yanlış olduğunu, bu işten derhal vazgeçmeleri gerektiğini, yanlış yolda olduklarını tekrar tekrar söyledim.
Hatta Emir Subayımın Genelkurmay makam odasında alnıma silah dayadığı anda dahi inandıklarımı ve karşı görüşlerimi tavizsiz olarak söyledim, bu işe son vermelerini ve teslim olmalarını defaatle telkin ettim.
Sayın Cumhurbaşkanımızın, Sayın Başbakanımızın konuşmalarının ve nihayet Sayın Cumhurbaşkanımızın Atatürk Havalimanında toplanan kalabalığa canlı yayında yapmış oldukları hitabın, darbeci hainlerin bütün ümitlerini yok ettiğini değerlendiriyorum. Ümitleri yok olan darbecilere sabah 08.00 civarında sabaha kadar söylediğim hususları bir kez daha tekrarlayarak “Kendilerinin battığını, bir erkeklik yapıp daha fazla insanın zarar görmesini önlemek üzere bu rezaleti durdurmalarını ...” ifade ettim. Sabaha kadar birçok kez beni Sayın Cumhurbaşkanı ile Sayın Başbakan ile telefon ile görüştürmelerini, bu hareketi durdurmalarını, güneş doğmadan birlikleri kışlalarına döndürmelerini, böylece rezilliğin bitirilmesini söylemiştim. Ancak görüştürmemişler ve menfur girişimlerini durdurmamışlardı.
Bu sefer, başarılı olamayacaklarını anlayan darbeciler, cep telefonu vasıtasıyla beni Sayın Başbakan ile görüştürdüler. Sayın Başbakanımıza hiçbir pazarlık söz konusu olmadan, askeri savcı, cumhuriyet savcısı, polis ve inzibata teslim olacaklarını ifade ve kabul ettiklerini söyledim.
Üssün bombalanmaya başlamasıyla birlikte yaptıkları hainliğin içinden çıkılmaz bir hâl aldığını gören darbeciler, beni serbest bırakmaya mecbur kalmışlar ve sonrasında bir helikopterle Başbakanlığa götürmüşlerdir.
SORU 9 : Akıncı Üssü’nden Çankaya Köşkü’ne geldiğinizde yanınızda darbeci General Mehmet DİŞLİ’nin de bulunduğu görülmektedir. Mehmet DİŞLİ, ifadesinde “Ben başından itibaren Sayın Genelkurmay Başkam’nın yanındaydım. Bu işin tarafı değil mağduruyum. Beraber başından sonuna kadar krizi yönettik. En son, kendisiyle Çankaya’ya Sayın Başbakanımızın talimatıyla gittik. Oradan da krizin kapanmasını birlikte yönettik.” şeklindeki sözleriyle Sayın Başbakan tarafından çağrıldığını iddia etmektedir. Sizi taşıyan helikopter pilotu da darbecilikten tutuklandı. Bu hususlara açıklık getirir misiniz?
CEVAP 9: Bir önceki cevapta da ifade ettiğim üzere, darbeciler bu noktada artık bir şey başaramayacaklarını sanırım gördüler ve sizi görüştüreceğiz dediler. Bir cep telefonu getirip Sayın Başbakan ile görüştürdüler. Daha sonra bir araçla helikopter pistine gittik. Bir çok helikopterin olduğu pistte yoğun bir hareketlilik vardı. İşaret ettikleri bir helikopteri çalıştırdılar. Fakat içlerinden birisi “üsten kalkan helikopterlere ateş edilebileceğini” söyleyince, “Genelkurmay Başkanın içerisinde olduğunun belirtilmesi gerekir” gibi bir şey söylendi. Hatta helikoptere binerken, Mehmet Dişli’ye “Sen de kal” dediğim halde, bu hususu belirterek “ben telefon ile irtibat kuracağım” dedi. Helikopter hareket ederken telefon ile bu durumu bir yerlere iletti. Helikopter havadayken de bir yerler ile irtibat halindeydi. Helikopterin Çankaya Köşkünde Başbakanlığa inmesinden sonra Başbakanlık Müsteşarı tarafından karşılandım ve müteakiben Başbakanlık binasına girdik. Müsteşar Bey ile başbaşa iken, bana peşimden gelenin kim olduğunu sordu, cevaben; Mehmet Dişli olduğunu söyledim ve yaşadığım olayları kısaca özetleyerek onun da göz altına alınmasının uygun olacağını değerlendirdim. Zaten bilahare gözaltı işlemi yapıldığını öğrendim.
SORU 10 : Komisyonumuzun çalışma alanıyla ilgili başkaca tespit ve önerileriniz var mıdır?
CEVAP 10 : FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, hiç kimsenin tahayyül edemeyeceği gözü dönmüşlük ve alçaklıkla; sivil insanları katletme, TBMM’yi bombalama, kendi silah arkadaşlarına ve birliklerine taarruzda bulunma, emniyet birimlerini bombalama gibi akıl almaz eylemlere girişip, özellikle Güneydoğu’da bölücü terör örgütüne yönelik; siyaset kurumu, valilikler, emniyet teşkilatı, istihbarat ve silahlı kuvvetler ile mükemmel bir koordinasyon içerisinde başarılı sonuçlar elde etmekteyken, Türk Milletine ve Türkiye Cumhuriyeti hükümetine yönelik tertiplenen bu alçak darbe teşebbüsüyle tarihimize kara bir leke sürmüştür.
TSK’nın, şehit ve gazilerin kanı ve teri pahasına büyük kahramanlık ve fedakârlıkla kazandığı haklı itibarına bir günde kara bir leke süren bu hainlerin yaptıklarının asla unutulmayacağına ve hak ettikleri en ağır cezayı alacaklarına dair inancım tamdır.
Hulusi AKAR Orgeneral
Genelkurmay Başkanı

10 Mart 2017 Cuma

FETÖ elebaşı Gülen'den 'Orgeneral Akar' talimatı

FET%C3%96+eleba%C5%9F%C4%B1+G%C3%BClen%E2%80%99den+%E2%80%99Orgeneral+Akar%E2%80%99+talimat%C4%B1

İzmir'de Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimine ilişkin davada savunma yapan Eski Foça Jandarma Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı Kurmay Başkanvekili Albay Bıyık, 'Adil Öksüz, Fetullah Gülen'le yaptığı görüşme sonrasında, Gülen'in talimatını bize aktardı.

x

Öksüz, 'Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yüksek Askeri Şurada (YAŞ) Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ı emekli edecek. Orgeneral Akar'ın darbede desteğinin örgütün yanında olması için bunu ona söyleyin.' şeklinde sözler sarf etti ve bunun Gülen'in talimatı olduğunu söyledi' dedi.
Aliağa Ceza İnfaz Kurumu Kampüsü'ndeki salonda, İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince görülen duruşmaya bazı tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile taraf avukatları katıldı.
Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile kaydedilen duruşmada, tutuklu sanık Bıyık gözaltına alınmadan Foça Jandarma Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı Kurmay Başkanvekili olarak görev yaptığını, soruşturma aşamasında "Şapka" kod adıyla gizli tanık olduğunu, etkin pişmanlık yasasından yararlanmak istediğini ancak buna ilişkin yasal prosedürün devam etmesi nedeniyle gerçek kimliğiyle de aynı ifadeleri vereceğini belirtti.
Gülen cemaatine iyi niyetle ve dini duygularla katıldığını, bu nedenle terör örgütü üyesi olarak kabul edilmemesini isteyen Bıyık, 15 Temmuz darbe girişiminden önceden bilgisi olduğunu kabul etti.
- "Acil Ankara'ya gel ülke yönetimine el konulacak"
Terör örgütü elebaşı Fetullah Gülen'in hain darbe planının arkasında olduğunu ifade eden yegane kişilerden biri olduğunu belirten Bıyık, "Yüce Türk milletinin başına bela olan Fetullah'ın gerçek yüzünü Türkiye ve dünyanın görmesini, örgütün bitmesini istiyorum. Örgütün sözde "Hava Kuvvetleri imamı" firari Adil Öksüz, Ankara'daki bir villada darbe girişiminden önce TSK'dan ihraç edilen Kurmay Albay Bilal Akyüz, Kurmay Yarbay Barış Avıalan, Tuğgeneral Mehmet Partigöç, Havacı Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş, Koramiral Ömer Faruk Harmancık ve Jandarma Kurmay Yarbay Turgay Sökmen ile toplantı yaptı. Darbeyle ilgili çalışmaları yürüten örgütün sözde üst düzey 'imamları' ile de görüşmeler yaparak sürekli irtibat halindeydi." diye konuştu.
Bıyık, Ankara'da görev yaptığı 2013-2015 döneminde, FETÖ'nün sözde Jandarma Genel Komutanlığı imamı "Cihan"ın, telefonlarına örgüt mensupları tarafından kullanılmak üzere geliştirilmiş "şifreli WhatsApp" programı kurduğunu kaydetti.
"Cihan"ın, Ramazan Bayramı'nın ikinci günü olan 5 Temmuz saat 21.00-22.00 sıralarında "Acil Ankara'ya gelmen gerekiyor" şeklinde mesaj attığını dile getiren Bıyık, "Nedenini sorduğunda ise 'ülke yönetimine el konulacak. Bununla ilgili çalışmalar yapılıyor, hemen Ankara'ya gelmen gerekiyor." dediğini anlattı.
- "İlk iş FETÖ'cüleri cezaevinden çıkartmak"
6 Temmuz'da buluştuğu "Cihan" kod isimli kişinin, "Şu an çok önemli bir çalışma yapılıyor, birazdan bu çalışmanın yapıldığı yere gideceğiz" dediğini ifade eden sanık Bıyık, Ankara'da gittikleri yerde üç katlı çimento renkli, bahçeli, dışında danışmanlık merkezi levhası olan villa tarzı bir binanın kapısını 25-30 yaşları arasında saçları arkadan örgülü, gözlüklü, zayıf yapılı bir erkeğin (Akıncı Hava Üssü'nde yakalanmasının ardından tutuklanan eski Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu çalışanı Harun Biniş) açtığını beyan ederek şunları anlattı: "Villa içerisinde çalışmalar devam ederken namaz vakitlerinde villa içerisindeki herkes abdest alıp namaz kılıyordu ancak farzları oradaki sivil bir şahıs kıldırıyordu. Bu şahsın 15 Temmuz sonrası görsel ve yazılı medyada çıkan haberlerden gördüğüm kadarıyla TSK'da 'Havacı imam' diye adı geçen Adil Öksüz olduğunu anladım. Bu şahıs villaya girdiğim ilk gün olduğu gibi diğer günlerde de sürekli olarak villanın diğer katlarını da gezerek villada bulunan ve yapılacak olan askeri darbeyle ilgili çalışmaları yürüten diğer örgüt mensuplarıyla görüşmeler yapıyordu. Öksüz, yapmış olduğu bu konuşmalardan bir tanesinde dini konu olmamakla birlikte, 15 Temmuz akşamını kastederek, '15 Temmuz akşamında yapılacak ilk işlerden bir tanesinin görevlendirme verilecek kuvvetlerle halen cezaevlerinde tutuklu bulunan cemaat mensubu kişilerin vakit kaybetmeksizin cezaevlerinden çıkartılmak olduğunu' söylemişti."
- Villada 3 gün
Villadaki büyük salonda asker ve örgütün üst düzey imamlarının toplantı yaptığını, "Cihan" kod adlı kişinin oradakilere, "Arkadaşlar burada çalışmalar olacak, detayları bilmeseniz de şimdilik takip edin. Jandarma ile ilgili diğer kuvvetlerden herhangi bir talep olursa not alın" dediğini aktaran sanık Bıyık, havacıların havacılarla, karacıların karacılarla, denizcilerin denizcilerle gruplandığını ve çalıştığını, Jandarma Genel Komutanlığıyla ilgili asıl çalışmayı eski İstihbarat Okul Komutanı Jandarma Kurmay Albay Murat Koçyiğit'in yaptığını öğrendiğini dile getirdi.
6 Temmuz'da geldiği villada 9 Temmuz'a kadar kaldığına dikkati çeken sanık Bıyık, "Bizden önceki jandarma grubunda kimlerin olduğunu sorduğumda İstihbarat Okul Komutanı Jandarma Kurmay Albay Murat Koçyiğit isimli şahıs olduğu söylenmişti. Devam eden günlerde bahsetmiş olduğum bu villaya zaman zaman gelip gidenler oluyordu. Bunlar içerisinde Özel Kuvvetler Komutanlığında görevli Kurmay Albay Fırat Alakuş da vardı. "Hakan" isimli örgüt mensubu ile birlikte Çakırsöğüt Jandarma Komando Tugay Komutanı Ali Osman Gürcan da geldi. Bu şahıslar yaklaşık yarım saat kadar bulunduğumuz villada kaldılar. "Hakan", jandarma imamı "Cihan" isimli örgüt mensubunun bir altında olduğunu düşündüğüm sorumlu bir abi. Ali Osman Gürcan'a, Kastamonu'ya giderek Tuğgeneral Faruk Bal'a 15 Temmuz'daki görevi olan Jandarma Genel Komutanlığı karargahının komutasını devir alma görevinin verildiğini iletmesini istedi. Bunun üzerine Gürcan da verilen görevi Faruk Bal'a iletebileceğini söyledi." ifadelerini kullandı.
- "Darbe planı Gülen'in talimatıyla hazırlandı"
Villadan, kendisinden sorumlu üst yöneticiden habersiz 9 Temmuz'da ayrıldıktan sonra İzmir'deki görevine 11 Temmuz'da döndüğünü, 13 Temmuz'da ise "Cihan"ın "WhatsApp" üzerinden attığı mesajda darbenin 15 Temmuz'da olacağını öğrendiğini, darbe girişiminin başarısız olmasının ardından telefonuna format attığını, telefonunda kurulu bulunan "şifreli WhatsApp" programını sildiğini, "Cihan" ile irtibatını kopardığını ileri süren sanık Bıyık, darbe planının örgütün elebaşı Fetullah Gülen'in talimatıyla hazırlandığını ve Adil Öksüz tarafından ABD'ye götürülüp Gülen'e onaylatıldığını söyledi.
13 Temmuz 2016 günü saat 16.00 sıralarında gönderilen bir çok mesajı okuduğunda, İzmir'de darbeye karşı çıkabileceğinden dolayı alıkonulacak generallerin listesi ile bu generallerin alınmasında kimlerin görevlendirilebileceğinin yazılı olduğu liste ve ifadelerin bulunduğunu belirten Bıyık, savunmasını şu şekilde sürdürdü: "Gelen çok sayıda mesajı okuduğumda, 'Çiğli-İptal', '15 Temmuz'da hazır olunacak, haber bekleyin', 'Korgeneral Ata Kalkan'ın İzmir Gümüldür Askeri Kampından Faik Baran tarafından (tutuklu sanık), 'Tuğgeneral Ali Özkara, tam hatırlamıyorum Tuğgeneral Ali Çardakçı da olabilir Marmaris Hisarönü kampından, Tuğgeneral Hacı İlbaş'ın Foça Jandarma Komando Okul Komutanlığından Murat Eryılmaz tarafından (tutuklu sanık), Jandarma Albay Hasan Koçyiğit'in İl Jandarma Komutanlığından Erdal Gün tarafından (tutuklu sanık), darbe girişimine ve sıkıyönetim komutanlığına uymaması halinde alınacakları belirtiliyordu. Mesajları okuduğumda 15 Temmuz'da darbenin olmayacağını düşündüm. Villada konuşulanlardan bir muallak durum söz konusuydu. Ayrıca eksiklikler olan darbe planının Gülen tarafından onaylanmayacağını düşündüm. Mesajları kimseye okumadım, vermedim ve daha sonra makam odamda sildim."
- "Gülen'in Orgeneral Akar'la ilgili talimatı"
Sanık Bıyık, "Şapka" kod adıyla gizli tanık ve gerçek kimliğiyle daha önce verdiği ifadelerinde değinmediği bir konuyu da dile getirerek, "Adil Öksüz, Fetullah Gülen'le yaptığı görüşme sonrasında, Gülen'in talimatını bize aktardı. Öksüz, 'Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yüksek Askeri Şura'da (YAŞ) Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar'ı emekli edecek. Orgeneral Akar'ın darbede desteğinin örgütün yanında olması için bunu ona söyleyin.' şeklinde sözler sarf etti. Bunun Gülen'in talimatı olduğunu söyledi." ifadesini kullandı.
- ByLock'u 5 ay kullanmış
Örgütün kriptolu haberleşme programı "ByLock"u Diyarbakır'dan Ankara'ya tayin olduğu 2013'te "Osman" kod adlı örgüt mensubunca telefonuna yüklendiğini, yaklaşık 5 ay kullandığı programı telefonundan kaldırttığını söyleyen Bıyık, "2014'ten sonra telefonuma yüklenen geliştirilmiş "şifreli WhatsApp" programını kullandım. Bu program 'ByLock'tan farklıydı. Programın ikonu aynı WhatsApp'taki gibiydi ve üzerinde bu ibare yazılıydı. VPN ve şifre kullanarak girdiğimiz programda, örgüt yöneticileri tarafından tanımlanan kişiler dışında kimseyle görüşemiyordum. Sadece "Osman" ve "Cihan" kod adlı örgüt mensuplarıyla görüşebiliyordum." dedi.
Mahkeme başkanının, "Ankara'daki villada 4 gün kaldığını söylüyorsun ancak verdiğin ayrıntılar yeterli değil. Darbecilerin hazırladığı sıkıyönetim direktifi emrini gördün mü ya da buna ilişkin konuşmaları duydun mu?" sorusuna sanık Bıyık, "Sıkıyönetim ilan edildikten sonra kimlerin göreve getirileceğine dair hiçbir bilgi görmedim. O listeyi ilk defa Foça'da gördüm. Villada, sadece 'Darbe bir emirle başlayacak' tarzında şeyler konuşulduğunu ancak bu emrin ne olduğu söylenmedi." diye cevap verdi.
Tutuklu sanık Bülent Eryılmaz'ın "1 ABD dolarının örgütte bir anlamı var mı, şifre olarak mı kullanılıyordu?" sorusuna ise sanık Bıyık, "1 ABD dolarının 'Eren' kod adlı bir öğretmen tarafından 'Paran kıymetlenir, bereketlenir, bu Fetullah Gülen'den hediye olarak gönderildi, cüzdanında bulunsun.' diye Bursa'da bana verildi. 7-8 yıl önce bunu kaybettim. Örgütte şifre niteliğinde kullanılmazdı." şeklinde cevaplandırdı.
Mahkeme heyeti, oturuma öğle arası verdi.
- İddianame
İzmir'de FETÖ'nün 15 Temmuz'daki darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında İzmir Cumhuriyet Savcısı Berkant Karakaya tarafından hazırlanan bin 300 sayfalık iddianame, İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmişti.
İddianamede, Fetullah Gülen'in "birinci" şüpheli olduğu 267 sanığa "anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs, silahlı terör örgütüne üye olma, TBMM'yi ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs" suçlamaları yöneltilmişti.
Daha sonra hazırlanan ek iddianameyle 3 kişinin daha dosyaya eklenmesiyle sanık sayısı 270'e yükselmişti.
Yargılananlar arasında tamamı TSK'dan ihraç edilen, "Yurtta Sulh Konseyi"nce Manisa ve İzmir'de sözde "sıkıyönetim komutanı" ilan edilen tutuklu sanıklar Ege Ordusu Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümgeneral Memduh Hakbilen, NATO Kara Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümgeneral Salih Sevil, Bornova 57. Topçu Tugay Komutanı Tuğgeneral Mehmed Nuri Başol, Amfibi Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral Halil İbrahim Yıldız, Foça Batı Görev Grup Komutanı Tuğamiral Yaşar Çamur, Hava Teknik Okulları Komutanı Tümgeneral Ahmet Cural, Ulaştırma Personel ve Eğitim Komutanı Tümgeneral Mustafa İlter, İstihkam Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanı Tuğgeneral Osman Nadir Saylan, Ege Deniz Bölge Komutanı Tuğamiral Süleyman Manka, Hava Eğitim Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğgeneral Veyis Savaş ile Gaziemir Hava Sınıf Okulları Komutanı Tuğgeneral Ersal Ölmez de bulunuyor.

24 Kasım 2016 Perşembe

15 Temmuz’da FETÖ’nün atamasıyla Türkiye’yi kana bulayan 15 general

Dönemin Genelkurmay Proje Yönetim Daire Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli ve Genelkurmay Personel Başkanı Korgeneral İlhan Talu, bu kapsamda değerlendirildi. Darbeci olmayan bazı isimlerin de cuntacılar tarafından görevlendirme listesine yazıldığı saptanmıştı.
 
CUNTACI KOMUTANLAR ‘GÖREV’ YERLERİNDEYDİ
 
Başsavcılık, görevlendirme listesinde yer alan ve darbe girişimi gecesi harekete geçen isimleri belirlemek için titiz bir çalışma yürüttü. Harekât planıyla görevlendirme listesinin, cuntacılar tarafından 15 Temmuz gecesi saat 21.00’e doğru birliklere gönderildiği belirlendi.
 
Birlik dışında bulunan ve görevlendirme listesinde yer alan bazı isimlerin telefonla bilgilendirildiği tespit edildi. Bu bildirimlerden sonra bazı komutanların, görevlendirildikleri birimlerde komutayı almak üzere harekete geçtikleri belirlendi. Başsavcılık bu isimlerin listesini de çıkardı. Bu kapsamda ilk olarak tespit edilen isimler şöyle:
 
O İSİMLER VE GÖREVLERİ
 
Osman Ünlü: Cuntacıların atama listesinde Ankara Sıkıyönetim Komutanı olarak yer alan Polatlı Topçu ve Füze Okulu Komutanı Tümgeneral Osman Ünlü’nün darbe gecesi Ankara 4. Kolordu Komutanlığı’nı devralmaya gittiği belirlendi. Ünlü’den boşalan koltuğa, Polatlı 58. Topçu Tugay Komutanı Tuğgeneral Murat Aygün geçti.
 
Semih Terzi: Özel Kuvvetler 1. Tugay Komutanı Semih Terzi, darbe gecesi Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı ele geçirmek için Diyarbakır’dan askeri uçakla Ankara’ya gitti. Ancak Terzi, Astsubay Ömer Halisdemir tarafından vurularak öldürüldü.
 
Bican Kırker: Kara Kuvvetleri Personel Yönetim Daire Başkanı Tuğgeneral Bican Kırker, darbe gecesi Etimesgut Zırhlı Birlikler Okulu ve Eğitim ve Tümen Komutanlığı’na gitti. Kırker, komutanlığı devralıp tankların çıkarılması talimatını verdi. Darbe karşıtı subaylar tarafından gözaltına alındı.
 
Sadık Köroğlu: Darbe girişimin en hareketli adreslerinden olan ve kursiyer teğmenlerin de silahlandırıldığı Ankara’daki Jandarma Okullar Komutanlığı’nın başında bulunan Sadık Köroğlu, Jandarma Eğitim Komutanlığı’nı devralmak istedi.
 
Ünsal Coşkun: Kara Havacılık Okul Komutanı olan Tuğgeneral Ünsal Coşkun, o gece Kara Havacılık Tümen Komutanı Hakan Atınç’ı derdest ettirerek yerine geçti. Ankara’yı kana bulayan helikopterler, Coşkun’un komutasındaki buradan havalandı.
 
Ali Kalyoncu: Kara Kuvvetleri Personel İşlem Daire Başkanı Tuğgeneral Ali Kalyoncu, 28. Mekanize Tugay Komutanlığı’nın komutasını devraldı. Ankara sokaklarında terör estiren tanklar ve diğer zırhlı araçlar, bu tugaydan çıktı.
 
Kerim Acar: Kara Harp Okulu Dekanı Tuğgeneral Kerim Acar, derdest edilen Kara Harp Okulu Komutanı Tümgeneral İzzet Çetingöz’ün yerine geçti.
 
Sinan Süer: Darbecilerin atama listesinde görevine devam yazan Genelkurmay 1. İstihbarat Analiz ve Değerlendirme Başkanı Sinan Süer, darbe gecesi karargâhta bulunuyordu. Süer’in elinde silahla darbecilerle birlikte hareket ettiği de görüntülere yansıdı.
 
Muharrem Köse: Genelkurmay Hukuk Müşaviri olan Albay Muharrem Köse, atama listesinde Genelkurmay Adli Müşaviri olarak yer alıyordu. Köse, bu görevi devralmak üzere o gece Genelkurmay Karargâhı’nda idi.

30 Ağustos 2016 Salı

Darbenin CHP deki ayak sesleri

Cemaat'in medya ayağı olduğu iddiasıyla bu sabah gazetecilere yapılan operasyonda, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun danışmanı Murat Aksoy hakkında da gözaltı kararı alındı. Cemaat-Hükümet kavgası öncesinde Yeni Şafak yazarı olan Aksoy, Ergenekon-Balyoz-Odatv gibi kumpas davalarına destek verirken; Cemaat-Hükümet kavgasının ardından Yeni Şafak'tan ayrılıp Cemaat medyasında yazmaya başlamış ve Halk TV'de program yapmıştı.
Aksoy'un geçen Eylül ayında Halk TV'deki programda "Devlet geleneği şu anda bir çıkış arıyor. Bu seçeneğe göre de, devletin bir B planı var. O da ne yazık ki çok istemediğimiz bir şey. Şu anda bazı şeylerde darbe seçeneği bile Ankara’da konuşuluyor" sözleri dikkat çekmişti.
Millet ve Yeni Hayat gibi Cemaat gazetelerinde yazarlık yapan Aksoy, Halk TV'de Eylül ayında "erken şimdi bunları açıklamak" dedikten sonra Ankara'da darbenin konuşulduğunu açıklamıştı.
Programdaki diyalog şöyleydi:
Murat Aksoy: ‘Ama şöyle bir şey var. Bu senaryoya karşı Ankara’da başka senaryo da var da konuşulmuyor değil’
Cüneyt Akman: ‘Mesela?’
Hakan Bayrakçı: ‘Başka parti falan? Abdullah Gül?’
Murat Aksoy: ’Başka parti değil. Erken şimdi bunları açıklamak’.
Cüneyt Akman: ‘Hayır hayır söyle canım, yani tahminleri konuşuyoruz’.
Murat Aksoy: ’Şöyle bir şey, yani hep söylerler ya ‘devlet geleneği şu anda bir çıkış arıyor’. Bu seçeneğe göre de devletin bir B planı var. O da ne yazık ki çok istemediğimiz bir şey. Şu anda bazı şeylerde darbe seçeneği bile Ankara’da konuşuluyor’.
İŞTE O SÖZLER

11 Ağustos 2016 Perşembe

CIA’daki liste



Cemaatin etkili isimlerinden biri Amerika'dan sığınma isteyen Tümamiral Mustafa Zeki Uğurlu'ydu...
İsimler üzerinden gitmeyi sevmem.
Ama bazı şeylerin anlaşılması için bu şart. UĞURLU, cemaatin içindeki üst düzey askerlerden biriydi.
YÜKSELİŞİNE BAKIN, ne kadar destek aldığını iyi görürsünüz.
Kimlerin de omuz verdiği ortada.
Mustafa Zeki Uğurlu'dan önce onun makamına gelmesi gereken SERDAR GÜRKAN'dı. Ancak bildiğimiz o taktiklerle bu isim tasfiye edildi. Kenara alındı ve bunların önü açıldı. Uğurlu'nun kaynakları YALOVA'daydı.
Muhtemelen ABİ buradaydı.
Bütün izler buraya çıkıyordu.
2009'da Mustafa Zeki Uğurlu ile birlikte Sinan Azmi Tosun, Faruk Harmancık (örgüt içinde çok etkili olduğu iddia ediliyor) ve İzmit eski Valisi'nin oğlu olan Ali Murat Dede GÖLCÜK'te görev yapıyordu.
Bütün SIR'ların düğümlendiği yer orasıydı. Yer altından çıkan belgeler, CD'ler, dökümanlar her ne ise hep burada İMAL ediliyordu.
Ya da DIŞARIDA hazırlanıp buraya intikal ettiriliyordu...
O dönemi hatırlayın. Rüzgar başladı ve çok sayıda SUBAY biçildi. Çok da üstünde durmadık. DARBEYE, DARBECİYE KARŞIYDIK ama ORDU gidiyordu, anlamıyorduk...
Cemaat uygulamaya koyduğu planı adım adım hayata geçiriyordu...
Haliyle GÖLCÜK'te herkes içeri alınırken bunlar yürüyordu. Yeri gelmişken söylemekte fayda var.
1998 HARP AKADEMİSİ MEZUNLARINA bir bakın! Yarısı Ergenekon-Balyoz'dan, diğer yarısı da FETÖ'den içeri girdi...
Neyse... Devam...
Mustafa Zeki Uğurlu özel bir isimdi. KUMPASLARDAN sonra KURMAY BAŞKANI, KOMODOR ve PERSONEL DAİRE BAŞKANI oluverdi. Her yerde bunlar vardı. Ama yanındaki arkadaşları bunları göremiyordu. Personel Daire Başkanı olduktan sonra orduya katılacak öğrencilere el attı. KOMİSYON BAŞKANLARINI bu isim görevlendirdi. Bir genç isterse bütün sorulara cevap versin, sonuçta KOMİSYONUN önüne gelip MÜLAKATA girecekti. İşte bu komisyon kendilerinden olmayanları harcamak içindi. Başında da UĞURLU vardı.
Deniz'deki örgütlenmenin kilit isimlerindendi.
İzmir'de Savcı Okan Bato düğmeye bastı. KUMPAS için gerekli adımları atacaktı. Genelkurmay'a ifadesini almak istediği isimleri bildirdi.
Uğurlu da aralarındaydı. Cevap "20 TEMMUZ'da gelin" şeklindeydi.
Kim neyi bekliyordu belli değildi.
Ama Uğurlu zaten ABD'deydi. Ama ona çağrı yapılacağına SAVCI'ya öteleme yapılıyordu...
Bu bardağı taşıran son damla oldu. Bulunduğu ÜS'ten çıkan UĞURLU soluğu PENSİLVANYA'da aldı. İlgili kişilerle bir araya gelip "Artık düğmeye basmamız gerekiyor" dedi. Hazırlığı daha önce yapılan DARBE GİRİŞİMİ belli ki öne çekildi. Çünkü UĞURLU alınsa arkasındakiler açığa çıkacaktı.
DENİZ'i kaybetmek istemiyorlardı.
Geldiler, yıkıldılar...
15 Temmuz'da Uğurlu da Pensilvanya'daymış. Orada kurduğu karargahla destek vermiş. Belki de yönetti. Bilemiyorum.
İşte bu AMİRAL gidip SIĞINMA istedi. Uğurlu gelmese de TÜRKİYE'de TEMİZLİK başladı. Cemaatin girdiği her yere artık DEVLET giriyordu. Onlar için zor günler gelmişti... Ancak tek bir şeye güveniyorlardı. Bunu en iyi ÖRGÜTÜN LİDERİ biliyordu. Kendi eksikleri buydu ama burada işe yarayacaktı. Öyle düşünüyorlardı...Cemaatin ya da terör örgütünün SIRALI TAM LİSTESİ dünyada sadece bir yerde duruyordu. Bunu en iyi bilen PENSİLVANYA'ydı. Ama liste özellikle güncellenmiş son liste ellerinde değildi. Pek çoğunu GÜLEN ve ekibi bilmezdi. 40 yıllık OPERASYONUN BÜTÜN KOD'ları LANGLEY'deki CIA üssünün özel ODASINDAYDI...
Türkiye'yi, bölgeyi ve dünyayı etkileyen bu liste asla ve kat'a Gülen'e verilmezdi. Elbette o çok kişiyi bilirdi ama EKSİKSİZ bilme ihtimali hiç yoktu. Erdoğan giderse geleceklerdi ya!
YOK ÖYLE BİR ŞEY...
Şimdi bunu anladı. İĞNE İLE YA DA İÇTİĞİ BİR ŞEY YÜZÜNDEN TASFİYE EDİLECEĞİNİ DÜŞÜNÜYOR.
Orada kimse kimseye güvenmiyor.
Başından beri hep aynı şeyi söyledim. "YABANCILARA KUL KÖLE OLUP ÜLKENİZE OPERASYON ÇEKMEYİN ..."
Kimseye dinletemedim.
CIA'daki listeye sadece CIA Direktörü ve yardımcısının erişim hakkı var... Düşünmeleri lazım!
"NEDEN BU ADAMLAR BİZİM CEMAATE GÖZÜ GİBİ BAKIYOR?" diye...
Hiç üzerinde durmadılar.
Gülen'in Amerika'yı da kandırdığı yalanına inandılar. O ne derse bir hikmetinin bulunduğunu sandılar.
AKIL DIŞI BİR BAĞLILIKLA YÜRÜDÜLER... Okul kurdular, soru çaldılar, kurs verdiler ama HİÇ ÖĞRENMEDİLER!
Hala daha ders aldıkları yok!SORU ÇALARAK gökyüzünde 35 bin uydu dolaştıran adamları kandırdıklarını sanıyorlar! Ve hepsi de buna inanıyor.
Adamlar uzayda DÜNYA kurmaya çalışıyor, bizim ABİ kontenjanından yürüyen ALTIN NESİL
Pentagon'u, CIA'yı, Beyaz Saray'ı avucunun içine aldığını düşünüyor!
Şaka değil! Böyle bakıyorlar...
Ve bu yapının içinde bulunup da AYNI KAFADA OLMAYAN yoktu. Erdoğan'ı GÜLEN istemiyordu, cemaat içinde de isteyen tek kişi bulunmazdı. Öyle bir şans kimseye verilmiyordu! Şu anda en güncel konu Patronların gidip "KANDIRILDIK!" demeleri.
YALAN ! Hem de büyük yalan.
Ne zaman ortaya çıkar bilemem ama KÖŞKLERDE TOPLANTI yapıp 15 TEMMUZ'u bekleyenler şimdi günah çıkartıyor. Hepsi ERDOĞAN gideceği için zil takıp oynarken şimdi "PARDON!
Kandırıldık" açıklaması yapıyorlar. İçinden geldikleri sistemin öğrettiği gibi davranıyorlar.
Devamlı TAKİYYE, durmadan TAKİYYE...
Florya'da, Boğaz'da kimler hangi işadamları kimlerin MÜLKLERİNDE gizli toplantılar yapıyordu!
Ve orada neler konuşuluyordu! Hiç oralarda "KAN DIRILDIM" diyen biri var mıydı? "Ben bu işte yokum!" diyen biri çıkmış mıydı! Bakın bu adamlar kendilerini savaşta sanıyor.
İçlerinde KOCA KOCA patronlar var. Bugün söylediklerinin hepsi yalan.
İlk fırsatta bunun yalan olduğu anlaşılacak. Umarım o gün gelmez...
Dedim ya LANGLEY'deki LİSTEYİ bizde de tam olarak bilen bir tek kişi yok. Eski cemaat mensupları bir yere kadar hakimler. Ama İSİMLERİN KONUŞULMADIĞI, KOD İSMİYLE YAŞAYAN KÜÇÜK HÜCRELERİ KİM BULUP ÇIKARACAK!
Ankara Gülen'i istiyor. Girişimler üst üste geliyor. TAMAM ! Ama Gülen'le birlikte kesinlikle ve kesinlikle o listenin de gelmesi şart! Böylesine KARIŞIK BİR YAPIYI kuran AKLIN KRİPTOLARLA İKİNCİ BİR YOL AÇMAYACAĞINI kim garanti edebilir! Eski cemaat mensupları ekranlarda çok değerli bilgiler paylaşıyor. Ama hepsinin ortak yanılgısı, operasyonu Gülen üzerinden okumaları. Onu tanıdıkları için, ruh halini bildikleri için yapılanlar ve yapılacak olanlar hakkında NETLER! Ama eksik!
Gülen bir şey değil, arkadaki akıl önemli... "Her şey biti" diye düşünmeyelim. Elbette güç bizde!
Ama dikkati elden bırakmayalım...

NOT: Gorbaçov, "Türkiye-Rusya yakınlaşması çok önemli. Rusya ile ABD arasındaki denge yıkılırsa acı sonuçları olur. Erdoğan'ın attığı adım DÜNYA için önemli" diyor... Savaş bu! Ya Türkiye RUSYA'yı yeni dengede yerine oturtacak ya da Rusya ile birlikte YENİ DENGEDE SORUN çıkmasını sağlayacak! Her halükarda KAVGA büyük! İşaretler Güneydoğu'dan gelmeye başladı..
..
Amerika gibi BÜYÜK devletler gücünün kaynağını bilir. Ortadoğu, Amerika'nın kalbidir. Burayı yönetmek zorundadır. Bıraktığı an kendi de biter.
İslam coğrafyasının hem AMERİKAN karşıtı olmaması, hem de muhtemel rakipleri Rusya ve Çin'i frenlemesi gerekiyordu!
Rusya hedefe yeni girdi!
Üreten ve kazanan Çin'in kontrolü şarttı!
Bir de galiba İsrail'in ILIMLI İSLAM'la rahat ettirilmesi plana dahildi!
Gülen'in hocası ve arkasındaki isim Yaşar Tunagür'dü!
Ölümüne kadar Gülen'e akıl veren, destek çıkan oydu! Galiba Tunagür'le Edirne'deyken tanıştılar.
Baba-oğul gibi oldular. Yaşar Tunagür de gençlik yıllarında KESTANEPAZARI'ndan geçti. Çok istenmesine rağmen orada kalamadı.
Ancak tanıştıktan sonra Gülen Kestanepazarı'na geldi.
Tunagür, işin beyniydi!
Gülen'e destek vermekle kalmadı, DEVLETLE de tanıştırdı. 1970'lerin başında Vehbi Koç'un Ankara'daki evinde Milli İstihbarat'ın başındaki isim olan Fuat Doğu Paşa ile de biraraya getirdi.
Bu toplantıda nelerin konuşulduğunu kimse bilmiyordu! Hiç kimse bu SIRRI paylaşmadı!
O gün milattı!
Artık her şey başka türlü yaşanacaktı.
Bir süre sonra operasyona Graham Fuller dahil oldu.
CIA'nın en etkili isimlerinden Fuller, "İslami akımlarla ilgili çok araştırma yaptım.
İslam'ın siyasal ve sosyal yapısını değiştirebilecek en umut verici hareket Gülen'dir. Evrimi ancak ve ancak Gülen başarabilir..." diyordu!
Zaten görev gereği cemaat de hem Orta Asya'da, hem bölgede yayılıyordu!
Hem TÜRK TOPRAKLARINI, hem İSLAM coğrafyasını BATI adına kontrol etmeye çaba gösteriyordu. Amerika'nın YUMUŞAK GÜCÜ'ydü.
Nasıl Çin güler yüzüyle gelip Afrika'da hareket ediyorsa cemaat de İSLAM'la gelip gerekeni yapıyordu!
Hareketin arkasında artık CIA vardı. Herkesin bildiği bir SIR'dı.
Fuller ta başından beri hareketin arkasındaki isimdi.
Biden'ı da Obama'yı da etkiliyordu. Kararları değiştiriyordu. Bir de Fuller'den bir adım ötede olan biri daha vardı!
KAREN HUGHES!
Karen Hughes de CIA'de çok güçlüdür.
Gülen denilince akla gelen ilk CIA yetkilisi Graham Fuller'dir.
Ancak Gülen'in rotasını çizip eline tutuşturan hala Karen Hughes'tur!
15 Temmuz başarısız DARBE GİRİŞİMİNDEN sonra Pensilvanya'ya giden en önemli isim HUGHES'tur!
Hughes, Gülen ile görüşerek ne yapması gerektiğini anlattı.
Tabii burada ne konuşulduğunu şimdilik bilmiyoruz.
Ama yeni PLAN orada çizildi.
Hareketin ve Gülen'in ne olacağını göreceğiz. Ya da ne yapacaklarını!
17 Aralık darbe girişimi için Fuller'ı uyaran isim Gülen'di!
"Erken daha. Başarılı olma şansımız çok yok. Biraz daha beklemek büyük fayda verir..." dedi.
Dinletemedi.
Acaba 15 Temmuz için ne dedi?
Hazır mıydılar? Bu kez görev tamamlanacak mıydı? Ya da yine itiraz mı etti! Fuller'in sonsuz desteğine bakılırsa, aralarında yine çatlak var galiba!
Bu arada bir anda MISIR gündeme geldi! Cemaat MISIR'a kaçıyor denildi.
Bilemem! Ama MISIR ve SİSİ hareketin sonuna kadar yanındadır!
Hatırlayın, SİSİ'nin yaptığı darbeden sonra ülkenin düştüğü durumu! O hengamede SİSİ ülkede ne kadar yabancı okul varsa hepsinin kapısına kilit vurdu.
Bir günde hepsi durdu! Ama bu rüzgardan etkilenmeyen tek bir yapı vardı: PARALEL!
Koca koca devletlerin okulları "SAKINCALI!" denilerek kapatılırken Gülen'in okullarına gelen olmadı! Aksine SİSİ bu okullara plaket yolladı!
Ayrıcalığı düşünün artık!
Graham Fuller kızının ismini ANKARA koyacak kadar bu harekete inandı.
Sonuç alacaklarından emindiler.
Ancak bazen hiç olmadık küçük ihtimaller planı suya düşürüyordu.
Graham ömrünü bu operasyona adadı ama kızına söz geçiremedi. Kızına, yani Ankara'ya, "Bu okullarda sen de görev al!" dediği an kavga ettiler.
Uzun süre konuşmadılar.
Koca operasyonu yönetirken, bir ülkeyi ele geçirmeye kalkarken kızından VETO yiyordu! Kızına söz geçiremiyordu! Baba kız ayrı düşmüşlerdi!
Bir dönemin etkili ve ünlü askerlerinden biri "Sanırım 1990'dan sonra orduyu kaybettik. Girdiler ve ele geçirdiler..." demişti.
Şimdi yapılan verdiklerimizi geri almaktır. İngilizler'in de çekirdeğinde olduğu bu hareket bizi içeriden çökertip eline geçirecekti.
Fark ettiğimizde kazanın içindeki kurbağa gibi olacaktık.
Şükür atlattık. Artık karar bizde!
Çok kanlı olsa da 15 Temmuz 200 yıl sonra kazandığımız en önemli SAVAŞTI!
Bağımsızlığımızı geri aldık.
Dışarıdan yıkılması mümkün olmadığı için İÇERİDEN alınmak istenen TÜRKİYE şahlandı.
MİLLET bunu gördü! 15 Temmuz gecesi tek kolunu veren bir vatandaşımız şunları söylüyordu: "Hastaneye götürdüler. Kolumu kestiler. Uyandığımda ilk sorduğum DEVLETİMİZ yerinde mi?" İşte bu RUH tekrar dirildi ya... Gerisi boş! Şimdi onlar düşünsün!
Paralel'le TÜRK ÇAĞI olmaz! Olacaksa bizimle olacak!..