Fetö etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fetö etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2017 Çarşamba

Bora Jet satışı hakkında 'hileli bir hülle ile FETÖ aldatmacasıdır'

Türkiye gazetesinde geçen habere göre; iddianın sahibi Ankara Ticaret Odası’nın eski başkanı Sinan Aygün’ün eski damadı olan Bereket Öner. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvuran Öner, Bora Jet’in yeni sahibi Sezgin Baran Korkmaz’la ilgili ifşaatlarda bulundu. Ergenekon sürecinde eski kayınpederi Sinan Aygün ile birlikte mağdur edildiğini ve büyük ekonomik kayıplar yaşadığını anlatan Öner, o günlerde Sezgin Baran Korkmaz isminde bir şahısla tanıştığını ve beraber iş yapmaya başladıklarını ifade etti.
ERMENİ İŞ ADAMI FİNANSE ETTİ
Ermeni asıllı bir ABD vatandaşı olan Levon Termejian’ın sahibi oldukları Termejian Finans ile irtibat kurduklarını aktaran Öner ifadesinde şunları kaydetti: Termejian ile iş yapmak amacıyla birkaç defa ABD’ye gittik. Bir ABD ziyaretimiz sırasında biz New York’tayken S.Baran Korkmaz bana ‘Sen otelde dinlen biz Levon’la Pensilvanya’ya gidip Hoca Efendi’yi ziyaret edeceğiz.’ dedi. Bu ziyaret FETÖ terör örgütünün 15 Temmuz darbesinden sonraydı. Ben şoke oldum. Levon’la tanışıklığımın tesadüfi olmadığını düşündüm. Levon’la birlikte Pensilvanya’dan ertesi gün döndüler. Pensilvanya’da FETÖ’nün sarayında Gülen’in yanında bazı kişilerin kendilerine Türkiye’de bir hava yolu şirketi satın almalarını söylediğini ve kendisinin de bizim bir hava yolu şirketi alacak paramızın olmadığını söyledi. Bunun üzerine Gülen’in yanındaki şahıslar ‘Siz merak etmeyin Levon kardeşimiz size o parayı teslim edecek’ dedi.”
SATIŞ FETÖ ALDATMACASI
Savcılığa verdiği ifadede bu sürece karşı çıktığını dile getiren Öner ortağından, “Biz tüccarız, ayrıca hoca efendi iyi bir insandır” cevabı aldığını belirtti. “Türkiye’ye geldikten sonra artık bir ateşin ortasına düştüğümü anladım, bir an önce paramı alıp bu terör yapısından uzaklaşmak istedim ve zaman içinde alacaklarımı tamamladım” diyen Öner şöyle devam etti: Bu süreçte FETÖ örgütünden aranan Yalçın Ayaslı’ya ait olan Bora Jet’i satın aldığını öğrendim. Bora Jet satışı kesinlikle hileli bir hülle ile FETÖ aldatmacasıdır. FETÖ’nün Türkiye’deki hava uçuş imtiyazlarını kaybetmemek için sağ cebindekini sol cebine koyduğunu anladım."
Öner’in bu iddialarının ardından Bora Jet satışıyla ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından soruşturma başlatıldı.

20 Ağustos 2017 Pazar

Fetva cilginliginda rüyalar,öldür emirleri

FETÖ lideri Gülen bundan kısa bir süre önce bir açıklama yapıp “önemli kişilerin öldürülmesini” dile getirdi ki, bugün Balıkesir’de tam teçhizatlı bir suikast timi yakalandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 13 Haziran 2017 gecesi Ankara’da AK Parti İl Teşkilatı iftarında konuştu ve “2019 seçimlerine kadar kapısını çalmadık ev, sıkmadık el, tebessüm etmedik yüz bırakmadan çalışmalıyız” dedi.
Sayın Erdoğan bunları söylemesine söyledi ama teşkilatın bu lafları anlayabileceği ve yerine getirebileceği hususunda şahsen ciddi endişelerim var. Zira Anayasa referandumu sürecinde birçok il-ilçe teşkilatının “evet” bir yana, “hayır” için çalıştığına gözlerimle tanık oldum.
Erdoğan’ın 2002 yılından beri telaffuz ettiği “Yeni Türkiye” kavramına gönülden inanıp destek veren ve bu durumu gerek TV programlarında gerekse makalelerimde açıkça dile getiren bir akademisyenim.
2002 yılından bu yana Sayın Erdoğan sayılamayacak kadar fazla iç ve dış saldırıya maruz kaldı. Şahsım adına konuşuyorum 27 Nisan 2007 E Muhtırası, 2013 Gezi Olayları, 17/25 Aralık 2013 Yargı ve Emniyet Darbesi ve son olarak 15 Temmuz 2016 Darbesi esnasında dahi bugünlerde yaşadığım karamsarlık ve huzursuzluğu hissetmedim.
Gözaltına alınan yaklaşık 120 bin kişi ve tutuklu durumdaki 50 bine yakın FETÖ mensubunun savcılık makamlarında ve mahkemelerde verdiği ifadeleri görünce insanın kanı donuyor. Yalanın, riyakârlığın, ihanetin ve şerefsizliğin bini bin para.
Mahkemelerde durum çok tehlikeli bir hâl alıyor. Yaptıklarından zerre kadar pişmanlık duymayan FETÖ mensuplarından tutuklu olanlar kendilerini Hz. Yusuf’a, kaçak ve firar konumunda olanlar ise kendi durumlarını Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye Hicret edişine benzetiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu terör örgütüyle mücadele noktasında şüphesiz insanüstü bir çaba sarf ediyor. Ancak maalesef FETÖ ile mücadele konusunda gösterilen çaba ve gayretler, sadece ve sadece Erdoğan’ın yaptıklarıyla sınırlı. Erdoğan’ın en yakınında yer alanlar bile bu mücadeleye yeter derecede ehemmiyet göstermiyor ve olası bir iklim değişikliğine karşı pozisyonlarını koruma içgüdüsüyle hareket ediyor.
Cumhurbaşkanının bir şekilde pasifize edilmesi, suikasta uğraması veya öldürülmesi durumunda, Erdoğan’ın en yakınında bulunan kişilerin, aynı gün içerisinde Fethullah Gülen’e biat edeceklerinden emin olabilirsiniz. Hatta bu kişilerin Erdoğan’ın ölüm haberini alır almaz medya karşısına çıkıp; “Erdoğan çok korkunç ve acımasız bir diktatördü, korkumuzdan ağzımızı açamıyorduk, konuşanın kellesi gidiyordu” mealinden açıklamalarda bulunacağından da adım gibi eminim.
Hatta bazıları yalakalıkta sınır tanımayıp, Facebook ve Twitter’daki profil resimlerini meczup Fethullah’ın alık alık boşluğa bakan resimleriyle değiştirme yoluna bile gidecek. Pensilvanya’ya uçak bileti bulunmayacak. Gazete ve TV programlarının neredeyse tamamında “hocaefendi hazretlerinin” kerem, ikram, hoşgörü ve sevgisine yönelik yayınlar yapılacak.
15 Temmuz gecesi İstanbul ve Ankara’da kan gövdeyi götürüp, Marmaris’te Erdoğan’ın kaldığı otele darbeciler tarafından operasyon düzenlenirken ortalıkta görünmeyip telefonlarını dahi açmayan milletvekilleri, bakanlar, müsteşar ve bürokratlar, belediye başkanları, il ve ilçe teşkilat yöneticileri “ERDOĞAN’I SATACAK KİŞİLER LİSTESİ”nin ilk sıralarında yer alacak.
Erdoğan, 15 Temmuz gecesi kendisini yapayalnız bırakan böyle bir güruhla çalışma mecburiyetinde kalan bir Cumhurbaşkanı. Zira ülkede kimin ne mal olduğu belli değil. FETÖ devletin en kılcal noktalarına o kadar profesyonelce sızmış ki, herhangi bir kişi hakkında asla “bu adam FETÖ mensubu olamaz” dememek gerekiyor.
Erdoğan çaresiz.
Erdoğan ziyadesiyle yalnız ve korumasız.
Ortadoğu coğrafyasında bu kadar sorun bir arada yaşanırken, Suriye, Irak, Yemen, Mısır, Afganistan ve diğer tüm İslam beldelerinde Haç’a karşı Hilâl’in var olma mücadelesi verilirken, Erdoğan’ın olmadığı bir Türkiye ve dünya düşünülemez.
Türkiye’nin bu coğrafya için ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğu Katar krizinde bir defa daha kendisini gösterdi. Erdoğan olmasaydı Katar diye bir devlet bugün asla var olmayacaktı.
Bu coğrafyada tarih yeni baştan yazılıyor. Trans-Asya Demiryolu Hattı ile karada ve denizde yeni ve modern bir İPEKYOLU kuruluyor. Çin’den başlayıp Londra’da bitecek yeni demiryolu hattının en kritik ülkesi hiç şüphesiz Türkiye.
Önümüzdeki 10 yıl içerisinde Türkiye, Rusya ve Çin’in yanında yer alan ülkeler zenginleşirken Batılılar fakirleşecek.
Çin, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Rusya, İran, Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye ve bu güzergâh üzerinde yer alan diğer tüm ülke ve beldelerin malları, tıpkı bundan 500 yıl önce olduğu gibi Trans-Asya demiryolu vasıtasıyla Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden oluk oluk Avrupa’ya akacak.
Taşıma maliyetleri ve taşıma süreleri en alt seviyeye inecek. Yük ve konteyner gemileriyle Avrupa limanlarına iki üç ayda ulaşan Uzakdoğu malları, sadece iki hafta içerisinde Avrupa’nın göbeğine taşınacak.
İnşaatı büyük oranda tamamlanan bu demiryolu koridorunun bütünüyle çalışır hale gelmesi durumunda Çin ile Türkiye arasındaki mal sevkiyat süresi 30 günden 10 güne düşecek. Pekin’den Türkiye’ye deniz yolu ile 2 ayda teslim edilen ürünler, 7-8 gün içerisinde İstanbul’da olacak. Karayolu mesafesinde 3 bin kilometrelik azalma sağlanacak.
Marmaray, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Bakü-Tiflis-Kars ve Edirne demiryolu projeleri Modern İpek Yolu’nun orta koridorunu oluşturuyor. Batılıların temel endişe ve korkusu işte bu projeden kaynaklanıyor. 1488 yılında Bartlemeo Dias’ın keşfettiği ve Doğu ülkelerinin fakirleşmesine yol açan Ümit Burnu önemini gittikçe kaybediyor, kaybedecek.
Yeni İpekyolu’nun devreye girmesiyle birlikte Avrupa genelinde gemi ve konteyner taşımacılığı yapan şirketler, sigorta şirketleri, gümrük ve liman işletmeleri batacak, fabrikalar kapanacak, Kıta Avrupa’sında işsizler ordusu oluşacak.
Yeni İpekyolu’nun deniz ayağında ise Basra Körfezi ve Kızıldeniz son derece büyük önem taşıyor. Türkiye son üç beş yıl içerisinde her iki denizin lojistik güvenliğini temin açısından önemli adımlar attı ve Basra Körfezi’nde Katar’da, Kızıldeniz’de ise Somali’de askeri üsler kurdu. Bu askeri üsler, gerek Afrika ve Ortadoğu’nun deniz güvenliği, gerekse Katar hadisesinde görüldüğü üzere bu bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini temin açısından son derece önem arz ediyor.
Ne mutlu ki tarih 100 yıl önceye döndü.
Osmanlı’nın Ortadoğu ve Afrika coğrafyasından çekilmek zorunda kaldığı 1918 yılından sonra ilk kez bir Müslüman ülke, bu coğrafyada tekrardan güvenliği temin eder duruma geldi.
İşte tüm bu gelişmeleri alt alta yazdığımda Batılılar açısından şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor; Ortadoğu ve Afrika coğrafyasını önümüzdeki bir 100 yıl boyunca yeniden sömürebilmek, var olan devletlerden yeni devletçikler yaratabilmek, Müslümanları köleleştirmek için ERDOĞAN’ın öldürülmesi gerekiyor.
İşte bu açıdan son derece gergin ve endişeliyim.
Erdoğan ve Türkiye son kaledir.
Erdoğan düşerse Türkiye düşer.
Türkiye düşerse Kâbe düşer, Mekke ve Medine düşer, Kudüs, Halep ve Şam düşer, Beyrut, San’a ve Kahire düşer.
Türkiye düşerse İslamiyet diye bir şey kalmaz.
İŞTE BU NEDENLE ERDOĞAN’I ÖLDÜRECEKLER
Erdoğan düşerse Türkiye dörde, Suudi Arabistan beşe, İran, Irak, Suriye, Yemen, Libya ve Mısır üçer beşer devlete bölünür.
İşte bu nedenle içim ürperiyor ve tedirginlik yaşıyorum.
İşte bu nedenle suyun uyuduğunu ancak düşmanın uyumadığını görüyorum.
İşte bu nedenle bir yandan PKK, HDP, YPG, JPG, DHKP-C, diğer yandan FETÖ ve onun siyasi ayağı konumuna dönüşen CHP saldırdıkça saldırıyor.
İşte bu yüzden CHP’nin genel başkanı, parti temsilcileri ve milletvekilleri sürekli olarak “Erdoğan’ı uluslararası mahkemelerde savaş suçundan yargılatacağız”şeklinde açıklamalarda bulunuyor.
İşte bu yüzden ABD, Almanya, Belçika, Hollanda, Avusturya, Fransa, İngiltere, İsveç gibi terör destekçisi ülkeler açık şekilde Türkiye’ye cephe alıyor.
Batılılar FETÖ liderine oldukça kızgın. Marmaris baskınında Erdoğan ve ailesi ele geçirilseydi, karanlık, pis ve izbe bir karakolda tıpkı Romanya’nın devrik lideri Çavuşesku ve eşine yaptıkları gibi kurşuna dizilerek öldürüleceklerdi.
Sultan II. Abdülhamit’in Ermeni Komitacıları tarafından 1905’de düzenlenen bombalı saldırıda öldürülememesi, Tevfik Fikret denilen şerefsiz şairi çok üzmüş ve bu üzüntüsünü “Bir Lâhza-yı Ta’ahhur (Bir anlık duraklama)” adlı şiirinde şu şekilde mısralara dökmüştü;
“Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın!
Attın… fakat yazık ki, yazıklar ki vuramadın”
Tevfik Fikret’in yazdığı bu şiirin yabancı versiyonunu “avcı” konumundaki Fethullah Gülen denilen kanı bozuk için kaleme alanlar epeyce çoktur ve şiir muhtemelen şu şekildedir;
“Ey şanlı hoca, tuzağını güzel kurdun!
Darbeyi yaptın, baskını düzenledin, fakat yazık ki yazıklar ki beceremedin”
711 yılında İspanya’ya ayak basan Tarık bin Ziyad, gemileri yaktıktan sonra askerlerine şu şekilde hitap etmişti; “Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız? Vallahi sizin için ancak sadakat ve sabır kalmıştır. Düşmanın silahı, teçhizatı ve erzakı boldur. Sizin silah olarak ancak kılıçlarınız, erzak olarak da düşmanın elinden sahip olabileceğiniz vardır.”
Evet…
Önümüzde ve arkamızda, içimizde ve dışımızda sayılamayacak kadar çok düşmanımız var ve inanın hiç ama hiç biri uyumuyor.
İşte korku ve endişem bundan.
Bu adamlar ERDOĞAN’ı ortadan kaldırmayı kafaya koymuş…
Bu adamlar Erdoğan’a bakınca tahtta oturan güçlü bir “hükümdar” görüyor.
Bu adamlar İslâm’ın bayraktarlığını üstlenmiş 21. Yüzyılın Selahattin-i Eyyubi’sini görüyor.
Milletçe dikkatli olmamız gerekiyor.
Peki Erdoğan’ı kimlerden koruyacağız?
Bence ilk başta ona en yakın olan yanıbaşındaki kişilerden korumak gerekiyor.
FETÖ ve yabancı istihbarat kuruluşlarının bu aşamadan sonra uygulayacağı taktik bu olacaktır. Erdoğan’a en yakın kişiler “ÇOK BÜYÜK PARALARLA” satın alınacak, alınmazsa tehdit edilecek, o da olmazsa şantajla montajla hainlerin safına çekilecek.
Allah Erdoğan’ın ve Türkiye’nin yardımcısı olsun

Dr. Mehmet Hakan

Yalana yalan eklenince ,sahtekarlar kral olur

Darbenin en üst rütbeli subayı Akın Öztürk, ifadesinde gizemli bir emekli astsubayı Paralel Yapı ile mücadelesine tanık olarak gösteriyor. Astsubayın adı Cahit Demirbüken. Hava Kuvvetleri Komutanlığı yapmış birinin emekli astsubayı referans göstermesi FETÖ’nün hiyerarşik sistemini çağrıştırıyor.

x

Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığı ya da kamuoyundaki yaygın ismiyle Akıncı Üssü, 15 Temmuz darbe ve iç işgal girişiminin merkez üssüydü. 15-16 Temmuz gecesi, hain harekât planı bir sismik felaket, bir deprem gibi o üsten Türkiye sathına yayıldı.
Bu yüzden hiç şüphesiz ki Akıncı Üssü Davası, yalnızca 15 Temmuz davalarının değil, bugüne kadarki tüm FETÖ davalarının en önemlisi. Dolayısıyla Akıncılar İddianamesi de FETÖ iddianamelerinin en mühimi. Bunun birkaç sebebi var: Her şeyden önce Akıncılar Davası, ikisi firari olmak üzere (FETÖ'nün elebaşı Fetullah Gülen ve darbenin beyni Adil Öksüz) altı sivil imamın hain faaliyetlerinin somut delillerle yargılandığı bir dava. Bunun yanı sıra Akıncılar, darbe ve iç işgal girişiminin merkez karargâhı olduğu için 15 Temmuz'un en önemli davası Akıncılar Üssü Davası. Bu sebeple Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı; sivil imamların 15-16 Temmuz'daki tekmil faaliyetlerini; o gece TBMM'yi, Özel Harekât Daire Başkanlığı'nı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ni ve FETÖ'nün hedef seçtiği diğer lokasyonları bombalayan pilotların, emirleri, robotumsu bir itaatkârlıkla nasıl uyguladıklarını, darbenin üst yöneticisi olan generallerin ve subayların o gece neler yaptıklarını ayrıntılarıyla gözler önüne sermiş Akıncı Üssü iddianamesinde. (F-16 pilotlarının, 15-16 Temmuz gecesi neler yaptığını 13 Ağustos'ta Üç Boyutlu Portre'de Paralel Hava Kuvvetleri başlığıyla yazmıştım.)
Akıncı Üssü İddianamesi, 4 bin 658 sayfadan oluşan dört başı mamur bir iddianame. 29 Ağustos'a kadar ilk duruşmaları devam edecek olan davada yargılamayı hızlandıracak pek çok maddi delille dolu. Bu yazı dizisinde iddianamenin şu ana dek gözden kaçmış ayrıntıları üzerinden darbeye katılan FETÖ'cü subayların ve sivil imamların ifadelerindeki çelişkileri gözler önüne sermeye ve böylelikle 15 Temmuz'un şifrelerini çözmeye çalışacağız.
AKIN ÖZTÜRK KİMLERİ TANIK GÖSTERDİ?
Darbe ve iç işgal girişiminin en üst düzey askeri figürü olan Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve Yüksek Askeri Şura (YAŞ) üyeliği yapmış Akın Öztürk'ün ifadesiyle başlayalım. Akın Öztürk'ün ifadesindeki en önemli ayrıntılardan biri şu: Öztürk, "Paralel Yapı'ya karşı mücadele eden kişilerden biriyim. Bu konuda da eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Emekli Hava Pilot Yarbay Mehmet Yıldırım, Emekli Astsubay Cahit Demirbüken ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan
dinlenebilir" diyor. MİT Müsteşarı'nın, eski Genelkurmay Başkanı'nın, hatta emekli Pilot Yarbay'ın dinlenmesi bir nebze anlaşılır da emekli astsubay Cahit Demirbüken'i de Paralel Yapı ile mücadelesine tanık göstermesi tuhaf. Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve YAŞ üyeliği yapmış birinin 'komutan'ın bir emekli astsubayla ne işi olur? Öztürk'ün, astsubayla ilişkinin şifresini çözmek için kimin kimi yönlendirdiğini anlamak gerekiyor. Öztürk bu ifadesiyle Demirbüken'in bir anlamda kendisini yönlendirdiğini de söylemiş oluyor. Cahit Demirbüken, daha önce polis okullarında eğitim vermiş Nihat Demirbüken'in neyi oluyor, bu da açığa çıkmalı.
Gelelim darbenin en önemli sivil imamı Adil Öksüz'e… Gizli Tanık Şapka'nın ifadesiyle başlayalım: İfadedeki önemli ayrıntılardan biri şu: 6 Temmuz 2016'da Adil Öksüz, darbeci generalleri Çayyolu'nda bir villada topluyor. Toplantı sırasında generaller, harekâtın başarılı olmayabileceği yönünde fikir beyan ediyor. Bunun üzerine Öksüz, "Bu tür olumsuz düşüncelerle şeytanı içimize karıştırmayalım. Allah'ın yardımı ile bu iş olumlu sonuçlanacaktır" diyor. Kimse bu söze itiraz etmiyor. Şeytanla işbirliği yaparak giriştikleri vatan haini bir faaliyet için Allah'tan yardım dileyebiliyorlar(!) Sivil imamlık kurumunun örgütteki konumunu göstermesi bakımından önemli bir anekdot bu.
Adil Öksüz, darbeye teşebbüs faaliyeti sırasında Eskişehir Birleştirilmiş Hava Harekât Merkezi'nde Tuğgeneral rütbesiyle görev yapan Recep Ünal ile 177 kez telefon görüşmesi yapmış. Öksüz'ün ByLock kullandığını tahmin etmek için de FETÖ uzmanı olmaya gerek yok. Ki kullandığı açıklandı.
DAMADI DARBE YAPARKEN TORUNUNU GÖRMEYE GİTTİ!
Akın Öztürk; ifadesinde 15 Temmuz'da İstanbul'da Mehmet Şanver'in kızının düğününe davetli olduğu halde Akıncı Üssü'ne gittiğini söylüyor. Düğüne katılmama gerekçesi olarak da İzmir'deki noter işlerini gösteriyor. "11:30 civarında noter işlerim bitti. Sonra saat 13:30 sıralarında Ankara'ya askeri uçakla Kara Kuvvetleri Komutanı ile birlikte geldim. Ve Akıncı Üssü'ne torunlarımı görmek üzere gittim" diyor. Akıncılar'da darbe başlayınca uçakların inip kalktığını görüp olaya müdahale etme ihtiyacı hissetmiş!
Darbeye katılan Çiğli 2. Ana Jet eski Komutanı Tümgeneral Kubilay Selçuk'tan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın Akıncı Üssü'ne getirildiğini öğrenince üsse gitmiş Akın Öztürk. Kubilay Selçuk ve Mehmet Dişli'ye "Darbenin başarılı olamayacağını, demokratik kurumların işlediğini, halkın bu işe tepki gösterdiğini söyleyip darbeden vazgeçirmeye çalışmış! Yani Genelkurmay Başkanı ile birlikte darbecileri kalkıştıkları işten vazgeçmeleri için uğraşmış, bu uğraşlar bir süre sonuç vermiş! Darbeciler dağılmış, sonra da üsten ayrılıp eve gitmiş Öztürk!
Bu senaryoyu yazdıktan sonra ifadesine şöyle devam ediyor Akın Öztürk:
"Gece saat 01:30 sıralarında Merkez Komutanı beni gözaltına aldı. Daha sonra emniyet ekiplerine teslim edildim. Benim bu darbeye iştirak etmediğime dair Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Hava Kuvvet Komutanı Abidin Ünal, Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Güler ve orada bulunan diğer havacı generaller tanıktır."
Öztürk, kendini kurtarmak için "Benim tecrübelerime göre bu askeri darbeye teşebbüsü Paralel Yapı gerçekleştirdi" diyor. Bunları söyleyen kişinin darbenin beyin takımından Yarbay Hakan Karakuş'un kayınpederi olduğunu unutmayalım. Akıncılar'a damadı darbe yaparken torunlarını görmeye gittiğini söylüyor!
"Paralel Yapı ile mücadele ettim" diyen Öztürk'ün FETÖ ile ilişkisini anlamak için önemli verilerden biri Tuncay Özkan'a gelen flash bellekle ilgili yapılan işlem! 2007'de FETÖ'nün ordudaki yapılanmasına ilişkin bilgiler içeren flash belleğin dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ tarafından Akın Öztürk'e ulaştırıldıktan sonra sümenaltı edildiğini not düşelim.
BATMAZ'IN MİLES&SMİLES YALANI
Adil Öksüz darbeden sonra yakalanmış, ancak salıverilmiş bir imam. Sonradan yakalanmış olsaydı Akıncılar Üssü Davası'nın duruşmalarına en önde getirilecekti. Peki, gerçeği anlatır mıydı? Yaygın kanaate göre hayır.
Darbenin iki numaralı sivil imamı, yani yardımcısı Kemal Batmaz gibi her şeyi inkâr ederdi. Batmaz'ın bütün ifadeleri inkâr ve yalan üzerine kurulu. Batmaz'ın gerek savcılık, gerekse mahkeme ifadelerinde yalan söylediğini ispatlayan pek çok bulgu var. 11-13 Temmuz arası ABD'ye gidiş-dönüşte beraber seyahat ettiği ve havalimanından birlikte çıktığı Adil Öksüz'ü tanımadığını iddia etmesi aklımızla alay eden bir inkâr mesela. Adil Öksüz'ün, bırakılmadan önce alınan ifadesinin baştan sona yalan olduğu da izahtan vareste.
Kemal Batmaz, "Adil Öksüz'le 11 Temmuz'da ABD'ye gitmem, aynı uçakta bulunmam tesadüftür" diyebiliyor. Banko önünde arka arkaya dururken fotoğrafları gösterilince "Miles&Smiles puanı yüklenmesi için işlem yapılması gerekiyor. Bu işlem nedeniyle Adil Öksüz ile peş peşe denk gelmiş olabiliriz. Tesadüftür, tanımıyorum" da diyebiliyor! Çıkışta yan yana yürüdüğü fotoğraflar gösteriliyor. Ona da "Tesadüf" diyor! Hatta bir şeyler konuşuyor olmaları bile tesadüfmüş! "Belki bir şey sormuş, ben de cevaplamış olabilirim. Ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Konuşup konuşmadığımızı da hatırlamıyorum" diyor. Adil Öksüz ile yaptığı tam 925 telefon görüşmesi de tesadüf elbette! O gün Akıncı Üssü'nde bulunmaları da…
İddianameye göre Akıncı Üssü'ndeki görüntüleri gösterilince "Görüntülerdeki kişinin ben olmadığını düşünüyorum" diyor Batmaz! Batmaz, Harun Biniş'i tanıdığını ifadesinde kabul ediyor. Zaten aynı yerde yakalandıkları için bunu inkâr etme imkânı yok. Biniş ile 2007-2008 yıllarda İstanbul'da Fetullah Gülen grubu bünyesinde faaliyet yürüten Kaynak Holding'e bağlı olarak bilgisayar işleri yapan Venora şirketinde çalıştığı dönemde tanıştığını söylüyor.
Güya Akıncı Üssü bölgesine, Kazan tarafından yazlık bakmak için gitmişler!
Akıncı Üssü'nde görüntüleri olduğu halde "Ben 15 Temmuz günü Akıncı Üssü'ne hiç girmedim. Akıncı Üssü'nün nerede olduğunu bilmiyorum" diyebiliyor Batmaz!
Harun Biniş ise ifadesinde, "15/07/2016 tarihinde evde olduğumu hatırlıyorum. Bende vertigo rahatsızlığı bulunmaktadır. Bu nedenle 16/07/2016 tarihi sabahına kadar evde bulundum. Herhangi bir şekilde dışarıya çıkmadım" diyor. Aklımızla alay edercesine… Üste görüntüleri bulunmasına rağmen…
Biniş, Adil Öksüz'ü, Hakan Çiçek'i ve Nurettin Oruç'u tanımadığını söylüyor. Gerek darbede rol alan kimi subaylar, gerekse siviller, ifadeleriyle 15 Temmuz'la FETÖ arasındaki bağın somut delili olan sivil imamların darbedeki fonksiyonunu gizlemeye çalışıyorlar. Sivil imamları korumaya çabalıyorlar. Ama suçüstü yakalandılar. Güneş balçıkla sıvanmıyor.
Sivil imamlardan Nurettin Oruç da ifadesinde Akıncılar Üssü'ne birlikte gittiği Adil Öksüz ve Kemal Batmaz'ı tanımadığını söylüyor. Öksüz, "Batmaz ve diğer sivil imam Hakan Çiçek ile aynı tarihlerde ABD'de bulunmam tesadüftür" diyor! Ve Akıncı'ya köylerde hayvancılıkla ilgili belgesel çekmek üzere gittiğini söylüyor! Şener Şen'in filmde karısını aldatırken yakalanınca sarf ettiği meşhur "Yaz kızım" repliğinden bir farkı yok bu savunmanın.
DARBENİN KİLİT İSMİ AHMET ÖZÇETİN
Gelelim sivil imamlarla darbeci subaylar arasındaki ilişkiyi gözler önüne seren ifadelere. Sivil imamlardan Hakan Çiçek, 15 Temmuz'un en önemli subaylarından Albay Ahmet Özçetin'i tanıdığı şeklinde ifade vermesine rağmen
Özçetin bunu inkâr ediyor. Özçetin, 11 Ekim 2016 tarihli savunmasında son derece çelişkili konuşuyor: "Hakan Çiçek'i tanımıyorum. Olay günü bu isimde bir şahsı aradığımı hatırlamıyorum. Kendisinin beyan ettiği şekilde saat 20:30'da sosyal etkinlik var diyerek kendisini Akıncı Üssü'ne davet etmedim" diyor. Ne Çiçek'in sosyal etkinlik için Akıncı'ya davet ifadesi doğru ne de Özçetin'in Çiçek'i tanımıyorum ifadesi...
Özçetin o kadar inkârcı ki, 15-16 Temmuz günü yaptığı telsiz konuşmaları kendisine dinletilince "Sesler bana mı ait bilmiyorum. Hangi koşullar altında yaptığımı bilmiyorum" diyor. Argo deyimle yerseniz!
Hâlbuki Hakan Evrim ifadesinde Harekât Komutanı Ahmet Özçetin'le "Olay gününden bir gün önce 14 Temmuz'da toplandık ve hazırlık yaptık" diyor ve ekliyor: "Kaç tane uçak hazırlanacağı konusunda herhangi bir bilgi gelmediğini Ahmet Özçetin'in söylemesi üzerine bizde karışık yüklü 12-14 tane uçak hazırlayalım dedik ve ben de bu şekilde emir verdim."
Ahmet Özçetin'in 15 Temmuz'daki rolünü gözler önüne seren tek ifade bu değil. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ni bombaladığı tespit edilen pilotlardan Müslim Macit'in ifadesi bir örnek: "Ahmet Erçetin, Ahmet Tosun'a Cumhurbaşkanı'nın Dalaman'dan veya Antalya'dan uçağının kalkmış olup olmadığının araştırılması talimatını verdi." Özçetin bu ifadeyi ne inkâr edebiliyor, ne de doğruluyor. "Böyle bir talimat verip vermediğimi hatırlamıyorum" diyor.
Darbeci pilotlardan Oğuz Alper Emrah da ifadesinde Ahmet Özçetin'e olay günü "Görevimiz nedir?" diye sorunca şu cevabı aldığını belirtiyor: "Siz kalkın, havada gelir bilgisi." Sonra da "Dinlenin, tekrar görev vereceğiz" demiş Özçetin.
Adem Kırcı, 14 Temmuz'da pilot Mehmet Fatih Çavur'un kendisine "Yarın gece çok önemli bir harekat olacak, özellikle üçünüzü çağırmamın sebebi sizler iyi çocuklarsınız bugünler için yetiştirildiniz, sizi buraya getirmemin amacı var, bu faaliyeti harekât komutanının (Ahmet Özçetin) bilgisi dahilinde ve onun adına sizleri çağırarak yapıyorum" dediğini söylüyor.
Hasan Hüsnü Balıkçı da tereddütsüz biçimde Özçetin'i işaret ediyor: "13/07/2016 tarihinde Akın Öztürk'ün damadı Kurmay Yarbay Hakan Karakuş bana önümüzdeki günlerde harekât olabilir dedi. Bunu da Ahmet Özçetin'den duyduğunu söyledi" diyor. Hatta "Akıncı Üssü'nün baş FETÖ'cüsü Kurmay Albay Ahmet Özçetin'dir" de diyor. Bu savcılık ifadeleri, 'Karakolda doğru söyler mahkemede şaşar' misali inkâr edebilecekleri ifadeler değil.
Yücel Canbolat da "Akıncı Üssü'nde FETÖ'cülerin başı Kurmay Albay Ahmet Özçetin'dir" diyor.
NEREYİ BOMBALATTIĞINI BİLMİYORMUŞ!
Ahmet Özçetin'e bağlı çalışan Ahmet Tosun ise Cumhurbaşkanı'nın uçağına önleme yapma talimatını verdiği telsiz kayıtlarını kabul ediyor. Ve talimatı Özçetin'den aldığını söylüyor: "Dikta kayıtlarında 16/07/2016 tarihinde 00:17'de filodan Şahin-2 kodlu uçağın Cumhurbaşkanlığı uçağını tarif edip önleme yapmaları talimatını verdiğime dair ses kaydını dinledim. Bu önleme talimatını bana Ahmet Özçetin vermişti. Ben de bunu uçuculara ilettim."
Tosun, Emniyet Havacılık Daire Başkanlığı ve Özel Harekât Daire Başkanlığı'na bomba atılması talimatını verdiğini de doğruluyor, daha doğrusu inkâr edemiyor:
"Dikta kayıtlarında 15/07/2016 tarihinde saat 22:15, 22:42, 22:57, 23:08, 23:15,
23:18'deki ve 16/07/2016 tarihinde saat 00:00'daki kayıtlarda Emniyet Havacılık Daire Başkanlığı'na ve Emniyet Özel Harekat Daire Başkanlığı'na bomba atılması anına ait ses kayıtlarını dinledim. Buralara da Ahmet Özçetin'in emri üzerine bomba atılması talimatını uçuculara ilettim." Ancak altına bir şerh düşüyor: "Ben dikta kayıtlarında PÖH diye geçen yerin Polis Özel Harekât olduğunu bilmiyordum." Bunca yıllık havacı, yani tekmil işi koordinatlarla olan biri, nereyi bombalattığını bilmediğini söylüyor. Aklımızla alay edercesine…
Bu bölümü, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın 16 Temmuz'da Çankaya'daki Başbakanlık Konutu'na geldikten sonra tutuklattığı Tümgeneral Mehmet Dişli ile bitirelim. Dişli, ifadesinde Tuğamiral Ömer Faruk Harmancık'ın Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'a darbe bildirisi okutmaya çalıştığını, Akar'ın bunu kabul etmediğini doğruluyor.
Dişli'nin ifadesindeki önemli bir ayrıntı da Akar'ın, Genelkurmay Başkanlığı'na Ümit Dündar'ın atandığı haberini gördükten sonra söyledikleri. Bunu öğrenince şöyle diyor Akar: "İnisiyatif benden çıkıyor. Bu işi Silahlı Kuvvetler sonlandırırsa sonucu daha farklı olur, sonlandırmazlarsa daha bir farklı olur."
CUMHURBAŞKANI'NIN UÇAĞINI SORUYOR
Kayıt 1
Ahmet Özçetin: Kaplan. Özçetin Albay.
Üstçavuş Kaplan: Emrediniz komutanım.
Ahmet Özçetin: VIP trafiği geçti mi? Cumhurbaşkanı uçağı falan geçti mi hiç?
Kaplan: Komutanım, bilgimiz yok.
Ahmet Özçetin: Anladım, tamam.
Kayıt 2
Ahmet Özçetin: Yurtta Sulh harekâtı başladı. Yurtta Sulh harekâtını icra ediyoruz şu an. Dolayısıyla Yurtta Sulh diye sizinle temas eden bütün herkes, Yurtta Sulh diye temas edecek zaten.
Yarbay Altuntop: Yurtta Sulh demeyenlere nasıl, yani inmeye çalışırlarsa ne yapalım komutanım?
Ahmet Özçetin: Havadaki kollara haber vereceğiz ama öyle bir şey zaten beklemiyoruz, öyle bir şey söz konusu olmaz. (Yani direniş beklemediklerini söylüyor.) Kaynak: Sabah

Kumpas tezgâhının emrini Pensilvanya'daki Gülen'in karar verdi

İstanbul eski Güvenlik Şube Müdürü, MİT müsteşarının ifadeye çağrılması talimatını bizzat Gülen’in verdiğini itiraf etti.

x

İstanbul eski Güvenlik Şube Müdürü Yunus Dolar, FETÖ soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde çarpıcı bir itirafta bulundu. O dönem, 7 Şubat kumpasının tezgâhlandığı İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapan Dolar, MİT müsteşarının ifadeye çağırılmasına Pensilvanya'daki Gülen'in karar verdiğini, bunu da kendisine FETÖ'cü gazeteci Ercan Gün'ün söylediğini ifade etti. Dolar şunları söyledi:
GÜLEN VE 8 KİŞİ KUMPASA 'EVET' DEDİ
"Zaman'ın polis muhabiri olan, daha sonra FOX TV'ye geçen, askeri okuldan atılma Ercan Gün, bu olaylardan bir süre sonra beni ziyarete geldi. Ona çizginin aşıldığını söyledim. O da 'Niye bu kadar dert ediyorsun? Konu ABD'de Fetullah Gülen'in de içinde bulunduğu 12 kişi tarafından istişare edilmiş, 3 kişi hayır, 9 kişi evet demiş. Gülen de evet diyenler arasında' dedi. Ben de kendisine 12 kişi ile bu kadar önemli bir konunun değerlendirilmesinin yanlış olduğunu söyledim.
Aklımdaki soru işaretlerini netleştirmek için Marmara Emniyet İmamı olan Arif takma isimli şahsa sordum. O da bana Gülen'in 'Dosya sağlam mı' diye sorduğunu, 'sağlam' denilmesi üzerine onay verdiğini ifade etti. Ben de bu olaydaki muhalefetime açıktan devam ettim.
BENİ GÖZALTI İLE TEHDİT ETTİLER
Bu durumdan rahatsız oldular. Hatta Organize Şube Müdürü Nazmi Ardıç, Ercan Gün'ü bana göndererek beni gözaltına alabileceği şeklinde bir mesaj iletti. Müdür yardımcılığına terfi edeceğim sene Hüseyin Çapkın'a çok yorulduğumu ve operasyonel birimlerde çalışmak istediğimi ilettim. Bu da hem sivil hem de resmi cemaatçileri rahatsız etti ve beni Vatan Caddesi'nden uzaklaştırmak için Anadolu Yakası'nda bir kısım ilçelerden sorumlu müdür yardımcısı olarak atadılar.
MÜDÜRLERİN ÇOĞU FETÖ'CÜYDÜ
17-25 Aralık operasyonları yapıldığında bunu örgütün yaptığı fikri kafamda netti. O ana kadar 81 vilayetin yarısından fazlasının il emniyet müdürü Gülenci'ydi. 81 ilin istihbarat, TEM ve kaçakçılık birimlerinin de tamamına yakını örgüte aitti. Anladım ki 2 buçuk yıldan beri hükümeti devirmek içi bu konuya yoğunlaşmışlar. Daha sonraki bir kısım görüşmelerden, operasyonun 2014'te yapılacağı fakat o zamanki kaçakçılık daire başkanının Hüseyin Çapkın'a, KOM birimlerinde tüm Gülenci müdürlerin görevden alınacağını iletmesi üzerine öne aldıkları kanaatine vardım." 

10 Temmuz 2017 Pazartesi

FETÖ ile mücadele ve iş dünyası

Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti Devletimiz, FETÖ denen Türk tarihinin gördüğü en azgın terör örgütü ile tüm unsurlarıyla ölümüne mücadele ediyor. Sayın Müsteşarımız Hakan Fidan'ın liderliğinde Millî İstihbarat Teşkilatımız gece gündüz 24 saat bu hain terör örgütünün tüm kılcal damarlarına kadar gire gire âdeta savaş veriyor Fetullah çetesiyle. Diğer devlet kurumlarımız ve yargımız da bu alçak terör örgütü ile kanlarının son damlasına kadar mücadele etme gayretindeler.
Fakat maalesef iş dünyasından ve özellikle de odalar&borsalar camiasından devletin FETÖ ile ölümüne mücadelesine yeterince destek gelmiyor. Bazı iş adamları ve iş dünyası temsilcileri eyyam yaparak bu hayati meseleyi geçiştiriyorlar. Bu durum asla kabul edilemez bir durumdur.
Dün Sabah gazetesinde okuduğum bir haber gerçekten FETÖ ile mücadele konusunda Ankara Ticaret Odası adına çok endişe verici bir haberdi. Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, kesinlikle bu konuda geri adım atmak ve FETÖ ile mücadele konusunu savsaklamadığını göstermek mecburiyetindedir. Önce haberi dikkatle okuyalım...
"Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) bu ayki Meclis toplantısına FETÖ tartışması damga vurdu. FETÖ'nün ATO imamı Ayhan Atalay'ın referansı ile işe alındığı iddia edilen 9 kişi eski Başkan Salih Bezci tarafından görevden alınmıştı. Kurumdan atılan 9 kişiden 8'i işe dönüş davası açarken dava açmayan bir kişinin yeniden ATO'da işe başlatıldığı iddia edildi. ATO Meclis üyesi Ercan Kahraman, 'Ayhan Atalay referansı ile işe girmiş ve FETÖ gerekçesi ile işten çıkarılmış 9 kişiden 8'i geri dönüş için mahkemeye veriyor. Bir kişi vermiyor… Bu arkadaş yeniden işe alınıyor. Hangi gerekçeli kararla bu insanlar yeniden işe alınıyor? Hangi gerekçe ile işten çıkartıldı? Hangi gerekçe ile işe alındı? Ben meclis üyesi olarak bilgi edinme hakkımı kullanıyorum' dedi. ATO Başkanı Gürsel Baran ise, 'İşin aslı şudur: İşe aldığımız bu arkadaşımız FETÖ yapılanması içinde olacak birisi asla değildir. FETÖ'cüleri temizledik görüntüsü oluşturmaya dönük bir hareket olarak birtakım sözde referans listeleri hazırlanarak yapılmış bir işlem söz konusu idi geçmişte. İşten çıkarıldıktan sonra işsizlik maaşı da ilgili kurum tarafından ödenmiştir' dedi. Baran 'İşten atılan 11 arkadaşın 10'u mahkemeye müracaat etti. İşe iade davasını kazanan bize gelecek. Biz de uygun gördüğümüzü, tahkikatını yaptırıp ihtiyacımıza göre işe alıp almayacağımıza bakacağız. İşe aldığımız bu arkadaşımız, kurumla mahkemelik olmamak için dava açmadı' diye konuştu."
Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran'ın öve öve bitiremediği ve işe yeniden aldığı o kişi G.B. kod adlı bir şahıstır. Devletimizin ilgili tüm istihbarat ve güvenlik kayıtlarında Fetullahçı örgüt ile 17-25 Aralık darbe teşebbüsü sonrası da intisakı net olan bir kişidir. Nitekim şu an kaçak olan FETÖ'cü terörist Ayhan Atalay bu şahsı ATO'da işe yerleştirmiştir. Bu yüzden de 15 Temmuz ihaneti sonrası apar topar Salih Bezci tarafından işten atılmıştır. Ayhan Atalay denen kaçak FETÖ'cü teröristin adamı olan ve bu yüzden FETÖ'nün ATO'da işe yerleştirdiği birine şu anki ATO Başkanı Gürsel Baran'ın sahip çıkması ve bu kadar övmesi akıl alır olay değildir. Üstelik bu şahıs "Ben FETÖ'cü değilim" diye mahkemeye bile de başvurmamıştır. Yani bir nevi mevhumu muhalifinden Fetullahçı örgüt ile intisakını kabul etmiştir. FETÖ imamı Ayhan Atalay'ın adamı olduğu konusunda hiçbir kuşku yoktur. Eski ATO Başkanı Salih Bezci gibi FETÖ'cüleri işten atmak konusunda ihtiyatlı bir adam bile bu şahsı net FETÖ bağlantıları sebebiyle 15 Temmuz sonrası ATO'dan kovmuştur. Fakat Gürsel Baran bu kadar somut bulguya rağmen "Tanırım, iyi çocuktur" diyerek Ayhan Atalay'ın adamı G.B.'yi ATO'ya yeniden almıştır. Gürsel Baran'a sormak istiyorum: Bütün bu anlattığım tablo skandal değil de nedir? Kaçak FETÖ imamı Ayhan Atalay'ın adamlarını korumaya ve kollamaya niye çalışıyorsunuz?
15 Temmuz öncesinde İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar'ı da FETÖ'nün anayasa hukukçusu gibi çalışan İstanbul Ticaret'in profesörü Mustafa Erdoğan konusunda çok uyarmıştım fakat Çağlar beni dinlememişti. Erdoğan FETÖ TV'lerine çıkmaya ve "FETÖ lafı yalandır. Gülenciler meşru sivil toplum örgütüdür" diye kara propaganda yapmaya sonuna kadar devam etti ve 15 Temmuz gecesi de Facebook'tan alenen askerî darbeyi ve darbecileri destekledi. Sözde hukukçu özde darbeci Erdoğan 15 Temmuz gecesi camilerimizden okunan sala seslerinden bile rahatsız olduğunu yazmaktan utanmadı. İbrahim Çağlar bu rezalet üzerine hemen Erdoğan'ı attı ama çok geç kalmıştı. Hem Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran hem de İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar FETÖ ile mücadele konusunda aşırı duyarlı ve yürekli olmak zorundadır. 15 Temmuz ihanetinden bir yıl sonra bile hâlâ "Tanırım, iyi çocuktur" kafası ile devletimizin FETÖ ile mücadelesi sulandırılamaz

21 Haziran 2017 Çarşamba

Cesurlar salaktir!Niyemi?oku...

AA





Kendini ihbar eden FETÖ üyesine hapis şoku


Aydın'da, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet  Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında yargılanan, meslekten ihraç  edilmeden önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazdığı dilekçede "20 yıldır  örgütün içinde yer aldığını yazan" öğretmen Alper Ertürk, 7 yıl 6 ay hapis  cezasına çarptırıldı.
Aydın Adliyesi 2. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 2.  duruşmasına, KHK ile kapatılmadan önce FETÖ'ye bağlı okullarda çalışan tutuklu  sanık Ertürk, yakınları ve avukatı katıldı.
Duruşmada, sanığın 18 Aralık 2014'te İstanbul Cumhuriyet  Başsavcılığına gönderilmek üzere sunduğu ve "Camia, cemaat gibi adlarla anılan  hizmet hareketinin içinde 20 yıldır bulunuyorum. Eğer camia bir örgütse, Zaman  gazetesi okumak, STV izlemek suçsa ben de kendimi ihbar ediyorum. Gereğinin  yapılmasını arz ediyorum." ifadelerinin yer aldığı dilekçe okundu.
Daha sonra savunma yapan Ertürk, FETÖ üyesi olmadığını ileri sürerek,  telefonundaki ByLock programını kullandığı yönündeki iddiaları da kabul etmedi.
Mahkeme heyeti, sanığa "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 7  yıl 6 ay hapis cezası verdi.

30 Mayıs 2017 Salı

Fetönün Islami tahrif ettigi zamanlar

Kadir Mısırlıoğlu, İslam’da Tahrif Hareketleri kitabında Hilmi Türkmen’in kendisine Fethullah Gülen’le ilgili anlattığı oldukça dikkat çekenbilgileri paylaştı.
İşte kitaptan yer alan Hilmi Türkmen ve Kadir Mısıroğlu’nun arasında (F.Gülen ile ilgili) geçen konuşma:
Kadir Bey, sen Fethullah Gülen’i bir de benden dinlemelisin. Ben O’nu çok eski tanırım. Kendisi vaktiyle İskenderun’da askerlik yaparken ben de orada vaizdim. Bir gün benimde bulunduğum bir camide vaaza çıktı ve orada millete Kur’an-ı Kerim’in kıymetini bilmedikleri yolunda nasihatte bulunurken o mukaddes kitabı, ”Siz işte böyle yaptınız” diyerek kürsüden attı (bu vak’a daha sonra Salihli’de de bir kere daha aynen cereyan etmiştir ki, buna dair bir teyp kasetini dilemişimdir) ve cemaat arasında büyük bir galeyan husule gelmişti. Ben orada olmasaydım ihtimal büyük bir hadise cereyan edecekti, milletigüçlükle yatıştırdım. Fethullah’ı alıp evime götürdüm. Genç ve tecrübesiz olduğu için böyle bir hata işlediğini düşünerek O’nu teselli ettim ve nasihatler verdim. Aradan yıllar geçti. Ben Manisa’da kurs müdürü idim. Zannediyorum 1965 ve 66 yıllarında idi. Bu gayet perişan bir halde bana geldi. İstanbul’daki arkadaşlarının kendisini beş parasız sokağa attığını ve bundan dolayı gayet sıkıntılı olduğunu söyleyerek benden iş istedi.
İskenderun’daki vaka dolayısıyla ihtiyatlı davrandım ve Müftü’ye müracaatla o sırada izinli olan bir vaizin yerine onu vazifelendirmesini istedim. Bir gün vaaz ederken kürsüde düşüp bayıldı doktorlar depresyon geçirdiğini söyleyerek onu Manisa’daki Akıl Hastanesine sevk ettiler. Bundan bir iki ay sonra çıktı. Yine iş istedi. Kendisine Manisa’nın küçük bir yer olduğunu akıl hastanesinde yatmış olmasının şüyu bulduğunu orada vazife yaparsa adının ”deli hoca” ya çıkacağını ve kendisini civar vilayetlerden iş armasının daha doğru olacağını söyledim.
O zaman İzmir’in Kestane Pazarı’ndaki Kur’an-ı Kerim kursunun idarecilerini tanıyordum. O’nu çocuk okutmak üzere oraya yerleştirdim. Beş on gün sonra halini hatırını sormaya gittiğimde baş başa bir kimseyle fiskos ettiğine rast geldim. Konuştuğu adam beni görünce yaydan çıkmış ok gibi fırlayıp kaçtı.
Kendisine: Bu kimdir? diye sorduğumda:
Bir talebe velisi!… diye cevap verdi.
Bu söz doğru değildi. Tahkikatım da onu göstermiştir. Bu adam beş altı ay evvel bana gelmiş ve MİT’çi hüviyetini gösterdikten sonra, benimle bir meseleyi konuşmak istediğini söylemişti. Söylediği söz şuydu: ”Bizim teşkilat(MİT),Müslümanların M. Kemal Paşa’ya menfi bir tavır almasından rahatsızdır. İstiyoruz ki bu münafereti giderelim. Sen en büyük dini cemaatlerden biri olan Süleymancı cemaatinde söz sahibi bir insansın. Sizin cemaat de Kemal Paşa hakkında ”deccal” ithamında bulunmakta ve ağza alınmayacak sözler söylemektedir. Sen bunu düzeltebilirsin. Bunu yaptığın takdirde bizden ne istersen iste seni Diyanet İşleri Başkanı yapalım!…
Kendisine yanlış kapı çaldığını benim bahsettiği cemaat içinde böyle bir şey yapacak gücüm olmadığını, bunu ancak Kemal Kaçar beyin yapabileceğini söyledimse de ikna olmadı ve: ”Sen bilirsin, biz seni seçmiştik. Anlaşılan sen bunu yapmak istemiyorsun. Amma biz bu işin peşini bırakmayacağız bu işi, birisini bularak muhakkak yapacağız!” diyerek ayrılmıştı.
Şimdi anlıyorum ki buldukları adam Fethullah Gülen’di. Fakat o sıralarda sapı silik bir adamdı. Bunu nasıl becerebileceklerdi? İşi takip ettim. MİT güdümlü olarak nasıl nafiz bir mevkiye getirildiğine safha safha şahit oldum.
Bütün bu nakledilenlere, Yeni Şafak gazetesinin 23 Mayıs 1998 tarihli nüshasında Aytunç Altındal’ın ”Papa’nın gizli kardinalleri” ünvanlı yazısını da tetkikten sonra insaf ile bakmak gerekmez mi? Bu kadar adam yalan söylüyor da yalnız Fethullah Gülen’in arkasına taktığı ve kendisini ”mehdilik”e kadar yükselten kimseler mi doğru söylüyor?
İslam’da Tahrif Hareketleri Cild:3 sayfa:325-326

Ermeni olan dedesinin pasinlerli
Ibrahim bey'in hizmetkarligini yaptigi yillarda, Rus isgali sirasindaki ermeni
ayaklanmasinda Ibrahim bey ve ailesi ermeni hizmetkarlarinin tasallutuna
...ugrayinca, Ibrahim bey hizmetkarini ve onun ailesinin bir bolumunu oldurur.
Ardindan, intihar eder. Olaydan sag kurtulan Fethullah gulen'in babasi, 18-19
yaslarindayken, ispire gelir ve yerlesir. Fethullah GULEN: Musluman adi alir ve
bir Turk kizi ile evlenir. gulen'in babasinin, 'Oyle bir evlat yetistiriyorum
ki, bunlari kendi dinleri ile vuracak' dedigi de rivayet olunur." (E.M.H., 2
Haziran 1999) Cumhuriyet'ten Deniz som, 16 haziran 1999 tarihli"Vaziyet"te
okuyuculardan Veli Yildirimin agzindan su bilgileri aktariyor: "ABD'de
Turkiye'deki 'Sizinti' Dergisinin karsiligi olan 'The Fountain' isimli bir dergi
var. Bunu Washingtondaki Katolik universitesi'nden Cizvit papazi Sidney Griffith
ve Abdulaziz Sachadina. Bunlardan Griffith, bir ara Gulen'i New Jersey'de
ziyaret etmis. Sachedina ise Tanzanyada dogmus;Hindistan,iranve kanad'da okumus;
Siilik davasinda hizmet icin uzun yillar ABD, kanada, urdun, pakistan ve
Afrika-Avrupa ulkelerinde ders vermis; halen de Virginia universitesi'nde
profesor olarak gorev yapan bir kisi. Sachedina, mesaisinin bir bolumunu
ABD'deki Stratejik ve Uluslararasi Arastirma Merkezinde (CSIS)'din, politika ve
insan haklari uzmani olarak calismaya ayirmis; ayni zamanda, 'Mehdilik'
konusunda uzman kabul ediliyor ve bu konudaki konferanslariyla da taniniyor.
1962'de Georgetown Universitesi bunyesinde kurulan CSIS, dunyanin muhtelif
ulkeleri ve bolgeleri uzerinde politik-ekonomik arastirmalar yapiyor ve
hazirladigi senaryolari ABD yonetimine ve sirketlerine sunuyor .CSIS'in Orta
Dogu Masasi'ndaki yoneticilerden biri olan Edward R.M.Kane
Kahire,Bagdat,Beyrut,Tripoli, Dakar ve Ankarada CIA gorevlisi olarak da
calismis. Dolayisiyla, CSIS ile CIA arasinda baglanti kurmak mumkun."Som,
Yildirimin bilgilerini aktardiktan sonra, su yorumu yapiyor: "The Fountain'in
son sayisinda 'The Restoration of Balance' (dengenin onarimi) baslikli bir yazi
var; yazari, M.Fethullah Gulen. Yoneticisi olarak Isa saracin, murahhas aza
olarak Cherly Pearson'in ve genel koordinator olarak Mustafa K.Sungurun
gorundugu derginin yazi kadrosunda, kimligi acikca belirtilmemis bir kisi daha
bulunuyor; M.F.Sahin.bilindigi gibi, Fethullah Gulen, bazi yazilarinda
Abdulfettah Sahin adinida kullaniyor. Turkiyedede satilan The Fountain, Internet
ortaminda da mevcut ve'islamiyette yeni bir ses' olarak Gulenin gorusleri
veriliyor. Fethullah Gulen ABD'de 'tedavi oluyormus' diyorlar,'entegrasyon
tamamlaninca' donecektir." Gulenin, "sahabe efendilerimize cinnet derecesinde
sevgisi vardir" seklinde tanimladigi babasi Ramiz, cocuklarina, Sahabelerle hic
ilgisi olmayan isimler vermistir: Fethullah, Sibgatullah ve Mesih. Gulenin
babasinin ogullarindan birine, samimi Musluman ailelerde rastlanmayan ve ama
Yehova Sahitlerinin propoganda yayinlarinda sik sik kullanilan"Mesih" adini
vermis olmasi dikkat cekicidir.(Ankara Emniyet Muduru Cevdet Saral ve ekibince
hazirlanan Fethullah Gulen Raporu, s.18'e atfen,star gazetesi, 14 haziran 1999)
Nedendir bilinmez, Fethullah Gulen babasinin Alvar koyunden ayrilmasi ile ilgili
olarak "Kucuk Dunyam" kitabinda hic bir aciklamada bulunmamaktadir. Oysa bu, son
derece ciddi ve aciklama gerektiren bir konudur.Gulenin suskunlugu akla,"neleri
ve nicin gizledigi" sorusunu getirmektedir. (Ankara Emniyet Muduru Cevdet Saral
ve ekibince hazirlanan Fethulleh Gulen Raporu, s.20'ye aften, star gazetesi, 14
haziran 1999) Cumhuriyetten Deniz Som, 22 haziran 1999 tarihli "Vaziyet"te,
okuyuculardan Veli Yildirimin agzindan su bilgileri aktariyor: "Turkiyedeki
'Sizinti' dergisinin ABD deki karsiligi olan 'The Fountain'in ust yonetiminde
gorevli kisilerden biri de Islam-Hiristiyan iliskileri ve ortadogu konularinda
uzman olan Ibrahim M. Abu Rabi .Rabi ayni zamanda ,Hartford Universitesinde
'Mcdonald Centre for the study of Islam and Christians'da gorev yapiyor...
Said-i Nursi'nin talebesi oldugu soylenen Vatikan dinler arasi enstitusu'nden
Kardinal Thomas Michel ve ABD'deki Georgetown Universitesinden Barbara
Stowasser, Istanbula geldiklerinde Fethullahcilarin konugu olmuslar. Gulenin
Vatikanda Papyi ziyareti sirasinda acikladigi, Sanli Urfada uc dini bir araya
getirecek bir okul acma dusuncesinin de ABD de hazirlanan planlar dogrultusunda
degerlendirilmesi gerekiyor. Kurtulus Savasinda Istanbulda faaliyet gosteren
Misyonerler ile Islamcilarin isbirligi incelenirse, gunumuzdeki senaryolar daha
iyi anlasilacaktir." = kaynak: http://www.milliyetcile.de/