makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ağustos 2017 Salı

‘Sözcü ve Cumhuriyet kapımı dahi çalamaz’

Ana muhalefet partisinin gündeme getirdiği ‘Kontrollü darbe' söylemleri var ve kontrollü darbeye karşı çok kızgın yazılar yazıyorsunuz…
— O gece birçok karanlık noktanın olduğu doğrudur. O gecenin en önemli siyasi ve askeri figürleri halâ konuşmuyor doğru ve bu karanlık açığa çıkmadan bir şey söylemek çok zor; ancak, ‘kontrol' saçma sapan bir şey. Hatta FETÖ'cü unsurlar... Gecenin ilerleyen saatlerinde birkaç komutan saf değiştirmiş olabilir. İktidar birçok cepheden birilerini ikna etmiş olabilir. Bunlar da savaştandır. Kesin bilgi nedir; başta Amerika, NATO ve Almanya planlayarak Türkiye Cumhuriyeti devletini yıkmak, ülkeyi ele geçirmek için o gece darbe gerçekleştirmiştir, bitti.
Amerika, NATO ve Almanya diyorsunuz…
— 40 yıldır hazırladıkları ve çok güvendikleri muazzam bollukta ajan güçleri mağlup olmuştur, Amerikan tarihinin en büyük ve en acı mağlubiyetlerinden biridir, Amerika afallamış durumda, yarattıkları Frankenstein'ın fişi çekildi. Şok yaşıyor Amerika, Almanya ve NATO şok yaşıyor, an itibariyle rezil olmuş durumdalar. Şüphesiz birkaç yıl içerisinde yepyeni plan ve projeler ile gelecekler, ama artık karşılarında bu kadar kolay sızabilecekleri Türkiye bulamayacaklar. Silahlı darbe ve uzaktan kumanda olarak güçlerini kaybettiler, başka modeller arayacaklar. Mesela 90'lı yıllardan başlayarak seri Kemalist aydınları öldürmeye başladılar, bunların çoğunun faili de bulunamamıştır, pek tabii bu Gladyo'nun işi. Şimdi ne yapar Gladyo bilemeyiz. Orta Asya'daki ülkelerde şu Reina baskınındaki gibi canlı bombalar yetiştirecek FETÖ güçleri var; tekrar böyle ya da şu Rus elçisinin öldürülmesi gibi.
BAYKAL KASETLERİYLE MUHALEFETE SIZILDI
— Gladyo, muhteşem bir silahtı; seksen yıllık alt yapısı var. Ortadoğu ülkelerinin her ağır sert milli ve tarikat yapılarına kadar sızmış, soğuk savaşın ilk yıllarında komünizme karşı mücadele birliklerinden, aşırı milli antikomünist yapılarından, İslami hareketlere Pakistan'da, Ortadoğu'da Yeşil Kuşak büyük bir hareket… Ama FETÖ için çok da para harcamadı, iktidar hırsı olan İslami yapıları ve Mesih benzeri psikopatları devşirmekte çok mahirdiler ve Ortadoğu'yu bu manyak tarikatlarla parçalayarak çok büyük işler yaptılar. FETÖ hareketi ekmeğini taştan çıkarttı. Devletten, halktan, kurdukları paravan şirketlerle, üniversitelerle, himmetle ‘işadamlarını soyar alırız' dediler ve akıl almaz milyar dolarları yurt dışına kaçırmayı başardılar. Türk milleti için 15 Temmuz bu anlamıyla da tarihi bir andır, sadece ajanlar açığa çıkmadı, büyük soygunları da sona erdi. Bir bayram gibi kutlanması lazım. Her geçen gün bu savaşın detayları ortaya çıkacak net göreceğiz. Sorunuzun cevabı olarak, bu darbeden içerde haberdar olan muhalif unsurlar vardı; belgelemiyorum ama vardı. Muhalefetin 17-25'teki tavrı ve 15 Temmuz gecesi tavırları ve politik söylemlerine bakıyorum, dışardan bir irtibat var. Muhalefete maalesef sızılmış ve bu sızmanın tarihi Baykal kasetleriyle ve milli sol aydınların CHP'den tasfiyesiyle başlıyor.
Sizin gözleminiz ne oldu 15 Temmuz gecesi?
— Şimdi bugünlerde dünyada bir güvenlik patlaması oldu. Şöyle bir şey çıktı; bütün devletler S-400'ler gibi uzun menzilli füzeler gibi ya da büyük radarlar gibi aşırı güvenlik tedbirleri almaya başladılar ve yepyeni bir çağa girdik. Komşularımıza karşı radarlar, sensörler, uyarılar, silahlar, yarış içindeyiz, ben bu silahlanmayı felaket görüyorum.
15 TEMMUZ İNGİLTERE'DE YAŞANSA HALK KARŞILIK VERMEZDİ
— Doğrusu şudur; benim görüşme göre, halkın kendi toprağına, devletine bağlılığı ve yabancı tahakkümüne karşı mücadele etmesi asıldır. Asıl olan bu, halkın bu kadar yüksek bir mücadele direniş göstereceğini tahmin edemiyorduk. Yine o ruh, yine o kutsal adamlar, Çanakkale'de Conk Bayırı'ndan o gece çıkıp geldiler ve savaştılar ve öldüler ve tekrar ülkeyi bekledikleri yere döndürdüler. 15 Temmuz gecesi halkın ülkesine sahip çıktığını gördüm, bu büyük bir meziyettir ve bu ruh radarlardan, sensörlerden, ağır silahlardan daha önemli ve önceliklidir. Şimdi Fransa'da, İngiltere'de aynı şey olsa; İngiliz ordusu tüm tankları ve helikopterleri ile onların üzerine gitse halkın bu denli fedakâr karşılık verebileceğini sanmıyorum, bu da bin yıldır bu toprağı esir olmadan nasıl tuttuğumuzu bize gösterir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın o gece halka yönelik çağrısının darbenin kırılmasında etkisi var mıydı? Çağrı yapmamış olsa da o kadar kişi dışarı çıkar mıydı?
— İktidarın duyuru yapması çok büyük şok etkisi yarattı. Bir çığlık anıdır... O gece bir saat dahi geç kalsan ülke elden çıkacak. Korkunç bir an, o geceki direnişlerin televizyonlardan verilmesinin çok büyük etkisi olmuştur. Mesela Emniyet'in, Genelkurmay'ın TBMM'nin önüne halk 23:30'da gelip yetişmiştir, o tişörtünden başka hiçbir şeyi olmayan insanlara bu ülke çok şey borçludur. Düşman saldırdığında içerdeki muhalefet biter, halkımız düşman karşısında birlik olup mücadele etti, bir daha gelsinler şimdi daha güçlü eder. Sonik patlamaları niye yaptılar? İnsanlar korksun kaçsın diye… İnsanlar sabaha kadar kaçmadı.
İSLAMOFOBİ, DAEŞ ve ORTADOĞU'DA SÜREN KARGAŞA
Buradan dünyanın genel gidişatına dair bir soruya geçsem… Dünya genelinde artan İslamofobi ile alakalı ne düşünüyorsunuz? Bu yönde çok sistematik bir çalışma gözlemliyoruz…
— Uzun hikaye, ünlü gazeteci Robert Fisk'in bin sayfayı geçen büyük boy anıları, bu çağın özeti ve en muhteşem kitabıdır. 1980'li yıllarda Amerika, Sovyetleri def etmek için Afganistan'dan oradaki ‘mücahit gruplar'ı destekliyor, bu mücahidlerle dünyada Müslümanlığın Müslüman geleneklerin karakteri değişiyor, bambaşka tür bir İslam çıkıyor. Bu desteğin altına Suudi Arabistan giriyor, aracı Pakistan giriyor, gizli olarak İsrail de var.
IRAK'TA YÜZ BİNLERCE KÜÇÜK KIZI ÖLDÜRDÜN IŞİD'DEN BAŞKA NE ÇIKACAK?
— ‘Mücahit İslamcı' kavramı Ortadoğu'da her şeyi değiştiriyor, çok sonra tersine dönüyor. Tarihin bir daha görmediği eşi benzeri olmayan silahlı ‘İslami terör örgütleri' ortaya çıkartılıyor. Nedir bunlar; anlayana kadar İslam toprakları paramparça oldu ve iç savaşların içine düştü, düşüyor. Müslüman coğrafyalarında sürekli kan akıyor. Yepyeni bir selefi hareket ortaya atılıyor mu? Müslüman geleneğinde ve kültürümüzde olmayan… İşte Amerika'da ikiz kuleleri devirdiler, kıyamet Afgan direnişiyle başladı ve selefi zihniyetin silahlanmasıyla.
Son dönemlerde ortaya çıkan şiddet olaylarını –terör saldırılarını- nasıl değerlendiriyorsunuz?
— Sen geliyorsun Irak'ta insanları öldürüyorsun, havadan bomba atıyorsun, yüz binlerce küçük kız ölüyor, yüz binlercesi ailesiz kalıyor. On binlercesi IŞİD'e cariye oluyor. Ailesini kaybetmiş. Bütün ailesini kaybetmiş, şimdi bu canavarlıkları yaşamış ayakta kalmış insanların nasıl bir yaratığa dönüşebileceğini hiç hesap etmiyorsun, Irak'a atılan bombaların sonra Avrupa'da patlamaya başladığını gördük. Avrupalıların bunca uygarlık bunca diplomasi kültürüne rağmen bu denli aptal olabileceklerini kimse hesap edememişti. Etki-tepki meselesi, canavarı yaratan Batı'dır. Avrupa'da, Amerika'da Yeşil Kuşak ile Saddam'ı, Arafat'ı indirdiler, İslami tarikatları yanına aldı, Türkiye'de gardrop Atatürkçüleri de yanlarına almadılar mı, aldılar. Kenan Evren kim? Liberalleri de aldılar, en dip sokak milliyetçilerine kadar her yeri planlayıp içine sızdılar, bu macera otuz-kırk yıl gibi uzun bir sürede tohumlandı… Bizim hikâye etmemize zaman bile kalmaz, şimdi onlar bu canavarı nasıl yarattıklarının sinemasını yapar, pek yakında gönderir, izleriz.
“Bütün ailesini kaybetmiş, şimdi o tür insanların nasıl bir yaratığa dönüşeceği düşünülemez” dediniz… Yani “IŞİD boş yere çıkmadı” mı diyorsunuz?
— Psikolojiden siyasete yazılıp çizilmeye başlandı. Sen dünyaya naklen yayın katliamlar yapıyorsun. Bağdat'ta milyonlar ölüyor milyonlar, ne olacak, ne çıkacak buradan?
SONA EREN KÖŞE YAZILARI
FELSEFİ OLARAK ANARŞİSTİM, BU SAATTEN SONRA YONTULAMAM
Bir süre Aydınlık'ta köşe yazdınız ama çabuk bıraktınız… Neden bıraktınız?
— Ben düzenli yazar değilim. Haftada 2 gün yazdığım hiçbir zaman olmadı. Haftada 5 yazıyorum, bir de bakıyorsun 1 ay hiç yazmıyorum. Aydınlık dedi ki, bir düzen getirelim haftada 2 ya da üç kez yazar mısın? Benim anarşist tavrım bu düzene uymadı. Ben canım istediği zaman yazarım. Düzenli bir yazar değilim. Kendimi anarşist olarak tanımlıyorum. Yönetime, lidere, buyrukçuluğa, düzene, hiyerarşiye karşı bir yazarlığım var, bu huyumla baş edemiyorum, bu saatten sonra yontulabileceğime inancım yok.
Hocam ‘anarşizm' derken siz pasif anarşizmden bahsediyorsunuz değil mi?
— O ayrı bir şey, çağımız yazarları felsefi anarşist olmak zorunda, felsefi olarak anarşistim, bugün baskı ve sansürlere karşı çıka çıka yüzlerce yıl içinde insan özgürlüğünün çok daha fazla öne çıkacağına inanıyorum, bu yüzden hükümet, iktidar, baskı türlerinin her türlüsüne karşıyım. Allah insanı özgür yarattı. Neden var bu kadar sert yasaklar ve kurallar? Zenginler daha rahat yaşasın diye. Modern çağ yazarının tek hedefi vardır: İnsan özgürlüğü.
SÖZCÜ VE CUMHURİYET KAPIMI DAHİ ÇALAMAZ!
— Yazar olursam bir gün, dedim, mutlak bağımsız bir yazar olacağım. Ülkemizde mutlak bağımsız yazar yoktur. Toprağımdan başka tarafım yoktur, toprağım Allah'ımdır, gerisi kimseye, eyvallahım yoktur. Altmış yaşını geçmiş bulunuyorum ve bugüne dek yazılarımın hiç biri patron ve editör baskısı görmedi, göremez, görürse yatağımı ayrı sererim. Tabii ki aptal değiliz, hukuk karşısında dikkatliyiz. Bakın benimle kimse röportaj yapamaz, ne Sözcü'sü ne Cumhuriyet'i kapımı dahi çalamaz. Diyelim çaldılar ve bir röportaj yaptılar, yayınlayamazlar. Mutlak bağımsız yazar kor ateştir, mutlak bağımsız bir yazarı övmeye, takdire dahi kimse cesaret edemez, bizleri, sirk seyreder gibi uzaktan seyrederler.
LATİN AMERİKA'DA YAŞANANLAR
Venezüella'da şu an bir ayaklanma var. Nasıl okuyorsunuz?
— Latin Amerika tarihini okuyan herkes orada korkunç bir darbeler ve diktatörlükler tarihi olduğunu bilir. Amerika her şeyden önce onlardan Amerika adını çalmıştır. Latin Amerika'yı ezbere biliriz, kafadan Amerika'ya karşıyız, bitti.
İSLAM'A DAYALI SÖYLEM
AYETLERLE KONUŞANLARI SEVMEM, ‘AŞK' TARAFINDAYIM
Bir dönem İhsan Eliaçık baya gündemdeydi. Şimdi de Kuran'ı okuyalım ve anladığımızla amel edelim diyen anlayışlar revaçta… Nasıl değerlendiriyorsunuz?
— Ben ayetlerle konuşanları hiç sevmem, direkt Kur'an'dan ayetler yorumlanarak oluşturulan hiçbir ideolojiye, insana, yazara sıcak bakmam. Şu ayet, bu ayet diye ahkâm kesenler iyi de dese inanmam, kötü de dese inanmam. Tarzım değil, gerçek bir aydın refleksi olarak görmem. Siyasetin ve ideolojilerin içine bu kadar ayet basılması kitlelerin ortasına gaz bombası atmak gibi bir şey... Ben kültürle, Müslüman kültür ve medeniyetiyle ve bu toprakların ortak değerleri ve kardeşliği, bu toprakların insan kültürünü inşa eden hümanizmiyle ilgiliyim. Yani ‘aşk' tarafındayım, ayrıca kayanın, taşın, ağaçtaki yaprakların da ayetler olduğunu ve fizik ve kimya olarak okunmasından yanayım.
FETÖ ve PKK
FETÖ VE PKK BAĞLANTILI MUHALEFETİ AFFEDEMEM
Yazılarınızda CHP'yi sert bir dille eleştiriyorsunuz. Kemal Kılıçdaroğlu'nun iyi bir muhalif olduğunu düşünüyor musunuz?
— AKP'nin karşısında şüphesiz her türlü muhalefeti tutarım; ancak, bariz yalan, FETÖ'cü ve PKK'cı izler, imalar gördüğümde sıtkım sıyrılır. Milli sol bir muhalefet, sırf muhalif diye her türlü arızalı politikayı desteklemez, ucu nereye giderse gitsin, yanlışa yanlış diyen bağımsız bir taraftayım.
HDP de muhalefette; tutar mısınız?
— Arkasına Amerika'yı, düşmanı almışlarla işim olmaz, olmadı, Türkiye'nin birlik ve bütünlüğüne, temel değerlerine karşı bir terör hareketiyle işim olmaz. PKK, Amerika'nın, Avrupa'nın malı. FETÖ ve PKK ile en küçük irtibatı bile affetmem, hiçbir şekilde, hiçbir politikada yan yana durmam, mümkün değil. Muhalefet dediğin kendi ayakları, kendi gücü, kendi omurgası üzerine oturur, bu kadar. İşte, liberaller gençleri uzun yıllar kandırdı, 'yetmez ama evet'e kadar getirdiler işi, ne oldu, gençlere ve halkımıza kolektif bir suç işlettirdiler.
Peki sizce iyi bir muhalif lider kim olabilir? Mesela ‘Şu isim olsa çok daha iyi olur' diyeceğiniz kimse var mı?
— Var tabii. Bu toprağın yetiştirdiği yüzlerce insan var. Onur Öymen var,Abdüllatif Şener var, Ümit Kocasakal var hatta emekli askerler var, Soner Polat gibi. Yüzlerce isim sayabilirim size…
'ANTİEMPERYALİST ERBAKAN'
15 TEMMUZ'DA ERBAKAN OLSA, O DA SOKAĞA ÇAĞIRIRDI
Erbakan hocayı siz bazı yazılarınızda desteklemiştiniz. Erbakan hoca daha farklı mıydı?
— İnsan başına felaket gelmeden anlayamıyor. Tayyip Erdoğan ve ekibi ortaya çıkmadan Erbakan'ın değerini bilemedik. O günkü anlayışımıza göre Erbakan bize sert geliyordu. Fakat çok daha sertini FETÖ ya da başka hadiseleri gördükten sonra Erbakan'a karşı “yahu bu adam milliymiş” diye bir sempati oluştu. Hatta ben özür diledim. Kendisiyle vefatından önce görüştüm. Erbakan, Müslüman ülkelere “Kendi içimizde iş birliği yapalım” dedi. D-8'i kurdu, alaşağı ettiler. Erbakan antiemperyalist bir insan, bu milli gelenekle pek tabii siyasi bir hareket içerisinde olabiliriz, olacağız da…
15 Temmuz'da Erdoğan'ın yerinde Erbakan olsaydı ‘Sokaklara çıkın' der miydi?
— Derdi… 28 Şubat'ta da ülkenin parçalanmaması noktasında büyük bir sabır göstermiştir. Bunun kendi tayfası tarafından da iyi anlaşılmadığını düşünüyorum, Erbakan devleti yıkmak istemedi, ortalık karışsın istemedi, bu anlaşılmadı.
'SİYASAL İSLAMCILIK'
MÜSLÜMAN KANI DÖKÜLMESİNİ AFFEDEMİYORUM
Peki İslamcılığın ya da klasikleşen tabirle ‘Siyasal İslamcılık'ın neden karşısında duruyorsunuz? Türkiye'de gerçekten böyle bir hareket var mı? Yani mesela bir ‘Siyasal İslamcılık' varsa aynı şekilde ‘Siyasal laiklik' de yok mu?
— Müslümanlık ayrı şey, İslamcılık ayrı şey. İslamcılık 60'lı yıllarda peydah oldu. Her şeyiyle Ortadoğu'dan Pakistan'dan çıktı, bizimle alakası yok. Ve bir devlet hukuk düzeni olarak ‘laiklik'i İslamcılar'a anlatabilmenin imkanı yoktur. Boşuna bir çabadır. ‘Herkes' kelimesini anlatamazsın, ‘herkes hukuk karşısında eşittir'i anlatamazsın…
Peki Erdoğan ya da AK Parti muhalifliğinizi nasıl temellendiriyorsunuz? Yani ‘ihaleci' oldukları için mi, ‘siyasal İslamcı' oldukları için mi muhalifsiniz? Ya da başka bir sebep?
— Suriye savaşına kadar siyasi İslamcılığa muhaliftim ama Suriye savaşından sonra muhalifliğim hiç uzlaşmayacak kadar sertleşti. Müslümanın Müslümana kırdırılmasına hala inanamıyorum. Hırsızlık, yolsuzluk; bir şekilde hukuken hesabı verilir, alınır ama düşmanın oyununa gelip kendi ellerimizle Müslüman kanı dökmeyi affetmiyorum, affetmeyeceğim.
ANTİEMPERYALİST ERDOĞAN MUHALİFLERİN KAFASINI KARIŞTIRIYOR
Siz yıllarca AK Parti'yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı gayri milli ve emperyalistlerin yanında olmakla suçladınız. Şimdi Türkiye, Erdoğan liderliğinde gerçekten Amerika'ya ve Batı ülkelerine karşı bir bağımsızlık mücadelesi veriyorsa bu bir tezatlık arzetmiyor mu? Yani emperyalistler, emperyalistlere mi karşı?
— Evet; böyle bir şey var ve pek çok muhalifin kafası karışıyor. İşte antiemperyalist Tayyip Erdoğan diyorlar. Ben, artık AKP eliyle tövbeye gelmeyecek kadar ağır trajediler yaşandığına inanıyorum. Bu fikrimde yalnız değilim, sakın gülmeyin. Bugün İslamcılar bile kendilerine yeni bir ideoloji arıyor, yeniden başlasak diyorlar, yeni isimler arıyorlar ama ortalık çok kirlendi…
Peki ‘Üst Akıl'ın varlığına inanıyor musunuz? Varsa kimdir?
— Tabii ki var; bu kadar kumpası yapan kim? Sol partileri bile kim dizayn etti? Bu kadar milli yazarı kim tutuklattı? Kim partiden kovdu? On binlerce FETÖ'cü ajanı kim besledi, büyüttü?
'BÖCEKLER' KONUŞMASI
‘BÖCEKLER' KONUŞMAMI HALÂ SAVUNUYORUM

Yılmaz Özdilpek çok yazısında ifadeleriyle halkı aşağılamıştı. Örneğin ‘Bidon Kafa' dedi. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?
— Yılmaz Özdil'i son 6 yıldır yakından takip ediyorum, halkı aşağıladığını düşünmüyorum. Tam tersine milli, kuvvacı, direnen yazılar yazıyor. Cumhuriyet değerlerini yüceltiyor. Ve en zor zamanlarda korkusuzca yapıyor. Şunu söylemek istiyorsanız; evet, gardropçu Atatürkçü, kendini bir b*k sanan, halâ yukardan bakan, aşağılık bir çok yazar yok mu? Bal gibi var, mesela şu Ekmeleddin'i kimler desteklediyse, bir bakın…
Siz de benzer bir şekilde ekranlardaki bir konuşmanızda AK Parti için “Aydınlardan oy alamazsınız. Böceklerin oyunu alırsınız” demiştiniz… Özdil'in ifadeleriyle paralel…
— Bu kuru iftiradır ve FETÖ'cüler bu cümlelerimi defalarca mahkemeye verdiler ve beraat ettim. Çünkü, cümlem aynen şöyledir: “Eğitimsiz, bilimsiz, okulsuz, öğretmensiz, sanatsız bırakılan kitleler böcekleşir ve bu böceklerden kolaylıkla oy alabilirsiniz.” Şöyle dedim, “Hakim bey, bu cümlemin neresi yanlış?” O habire döndürülen videoda sadece ‘böcekler' var, cümlemin öncesi yok. Bu cümlemi ve birçok sert cümlemi bugün aynen gururla savunuyorum.
Çok daha sert yazılarınız…
— Evet, Genelkurmay'a kelepçe vurulmasına herkes sessiz kalmıştır. Önce bu sessiz çoğunluğun vicdanının yargılanması lazım. Biz 17-25 Aralık'tan sonrasını kabul etmiyoruz diye bir çizgi çiziyorlar. Bu doğru değil, çünkü vicdanın mahkemesi 17-25 Aralık değil. Kim sebep olduysa bunların hepsi yargılanmalı, sıra herkese gelecek, Türkiye büyük bir ülke, imkanları büyüktür, gençliği büyüktür, okumuş milyonları vardır. İkincisi ekranlar kolektif suç, işlemiştir. Yani, oligarşik bir düzen vardı. İş adamları, televizyonları vardı. Bunlar bazı yazarları ekranlarda kasıtla konuşturarak hatta beşinci sınıf etnik milliyetçileri aklınıza gelen her cahili konuşturarak halkı bu kolektif suça ortak etmiştir. O yüzden FETÖ sadece bugün yargılananlar değildir. Bu milletin vicdanında sessiz çoğunluk da kolektif suç da masaya yatırılacaktır. Avrupa'da; ikinci dünya savaşında, bu kadar katliam olurken neden hiçbir gazete konuşamadı? Herhangi bir STK neden ayağa kalkamadı. Çünkü tüm kurumların kontrolünü Hitler ellerine almıştı. Şimdi benzer şeyler görüyoruz. Ekranları açtığımız zaman yandaşlar konuşuyor, başka türlü fikir yok. Halâ aynı ‘sessizlik' ve halâ ‘aynı kolektif suç' kaldığı yerden devam ediyor, çünkü ekranlar her fikre açık değil, işte Ulusal Kanal'ı Digitürk'e almıyorlar, neden?
'MUHALİF KANAL' AÇMAZI
MUHALEFET MİLLİ OLMALI, DIŞARDAN MÜDAHALEYİ MİDEM KALDIRMAZ
Konuşmuyor mu başka fikirler?
— Diyelim ki Merdan Yanardağ'ın bir televizyonu var, hiçbir yerde göremiyorsunuz. Ya da Doğu Perinçek'in televizyonu yasaklanıyor. Doğu Perinçek'in televizyonu hangi güçle yasaklanıyor? Açıklaması yok. Eğer 2007'de operasyonlar (Ergenekon) başlarken Ulusal Kanal'ı ya da Aydınlık Gazetesi'ni ya da Oda TV'yi halkımız görebilseydi bu kolektif suçu işlemeyeceklerdi. Ekranlar büyük bir suç işledi, büyük trajediler yaşadık ve halâ kendisinden olmayanı boğmaya çabalıyor, ötelemeye çalışıyorlar. Bir takım saçma sapan kumpasları da görüyorsun. Nasıl oluyor: diyelim ki Yüksek Askeri Şûra toplantısından 3 gün önce Türkiye'nin en büyük gayrımenkul zengininin sahibi olduğu bir gazete, “Ordu'da Kemalist subaylar darbe yapacak” diye bir laf atıyor ortaya. O kumpasa dahil olacak olan kimdir, belli değil. Bunun önüne geçmek için fikir özgürlüklerine herkes dikkat edecek. Acı olan şey; Fox Kanalı dışında muhalif kanal bulamıyorsun. Niye? Adamın arkası sağlam. Türkiye'de de muhalefet yapacak kanallar var. Neden onlara müsaade etmiyorsun? Neden FOX'un önünü açıyorsun? Çünkü Fox dünya devi… İçerdeki muhalefeti bastırmak maliyetsiz. Biz bunu yayınlarız da… FOX TV ile alakalı sözleriniz dikkatimi çekti… FOX TV yasaklanmalı mı? Ne düşünüyorsunuz?
— Hayır, asla… Tam tersine FOX'tan daha gerçekçi sahici muhalefet yapacak Merdan'ın da tv'si var, Birgün gazetesi var, Sol Portal var, Ulusal Kanal'a da yer açmak lazım… Bunların hiçbiri yok, ama Fox var, çünkü sırtı sağlam, hadi be…
Yine FOX TV örneğinden gitmek istiyorum… Amerika merkezli bir yayın kuruluşunun Türkiye'deki Erdoğan karşıtı ulusalcılığın sözcüsü olduğu şeklindeki genel kabulü düşünecek olursak… Burada da bir tezatlık yok mu? Bir ulusalcı bu durumu nasıl açıklıyor?
— Muhalefet kesinlikle yerli olmalı, milli olmalı; bu ülkenin solu olmalı, dışarıdan hiçbir müdahaleyi, yardımı midem kaldırmaz… Halk ne yapsın? Orda yok burda yok, mecburen izliyor. Onlar da bu boşluğu doğrusu iyi kullanıyor.

20 Ağustos 2017 Pazar

Fetva cilginliginda rüyalar,öldür emirleri

FETÖ lideri Gülen bundan kısa bir süre önce bir açıklama yapıp “önemli kişilerin öldürülmesini” dile getirdi ki, bugün Balıkesir’de tam teçhizatlı bir suikast timi yakalandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 13 Haziran 2017 gecesi Ankara’da AK Parti İl Teşkilatı iftarında konuştu ve “2019 seçimlerine kadar kapısını çalmadık ev, sıkmadık el, tebessüm etmedik yüz bırakmadan çalışmalıyız” dedi.
Sayın Erdoğan bunları söylemesine söyledi ama teşkilatın bu lafları anlayabileceği ve yerine getirebileceği hususunda şahsen ciddi endişelerim var. Zira Anayasa referandumu sürecinde birçok il-ilçe teşkilatının “evet” bir yana, “hayır” için çalıştığına gözlerimle tanık oldum.
Erdoğan’ın 2002 yılından beri telaffuz ettiği “Yeni Türkiye” kavramına gönülden inanıp destek veren ve bu durumu gerek TV programlarında gerekse makalelerimde açıkça dile getiren bir akademisyenim.
2002 yılından bu yana Sayın Erdoğan sayılamayacak kadar fazla iç ve dış saldırıya maruz kaldı. Şahsım adına konuşuyorum 27 Nisan 2007 E Muhtırası, 2013 Gezi Olayları, 17/25 Aralık 2013 Yargı ve Emniyet Darbesi ve son olarak 15 Temmuz 2016 Darbesi esnasında dahi bugünlerde yaşadığım karamsarlık ve huzursuzluğu hissetmedim.
Gözaltına alınan yaklaşık 120 bin kişi ve tutuklu durumdaki 50 bine yakın FETÖ mensubunun savcılık makamlarında ve mahkemelerde verdiği ifadeleri görünce insanın kanı donuyor. Yalanın, riyakârlığın, ihanetin ve şerefsizliğin bini bin para.
Mahkemelerde durum çok tehlikeli bir hâl alıyor. Yaptıklarından zerre kadar pişmanlık duymayan FETÖ mensuplarından tutuklu olanlar kendilerini Hz. Yusuf’a, kaçak ve firar konumunda olanlar ise kendi durumlarını Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye Hicret edişine benzetiyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu terör örgütüyle mücadele noktasında şüphesiz insanüstü bir çaba sarf ediyor. Ancak maalesef FETÖ ile mücadele konusunda gösterilen çaba ve gayretler, sadece ve sadece Erdoğan’ın yaptıklarıyla sınırlı. Erdoğan’ın en yakınında yer alanlar bile bu mücadeleye yeter derecede ehemmiyet göstermiyor ve olası bir iklim değişikliğine karşı pozisyonlarını koruma içgüdüsüyle hareket ediyor.
Cumhurbaşkanının bir şekilde pasifize edilmesi, suikasta uğraması veya öldürülmesi durumunda, Erdoğan’ın en yakınında bulunan kişilerin, aynı gün içerisinde Fethullah Gülen’e biat edeceklerinden emin olabilirsiniz. Hatta bu kişilerin Erdoğan’ın ölüm haberini alır almaz medya karşısına çıkıp; “Erdoğan çok korkunç ve acımasız bir diktatördü, korkumuzdan ağzımızı açamıyorduk, konuşanın kellesi gidiyordu” mealinden açıklamalarda bulunacağından da adım gibi eminim.
Hatta bazıları yalakalıkta sınır tanımayıp, Facebook ve Twitter’daki profil resimlerini meczup Fethullah’ın alık alık boşluğa bakan resimleriyle değiştirme yoluna bile gidecek. Pensilvanya’ya uçak bileti bulunmayacak. Gazete ve TV programlarının neredeyse tamamında “hocaefendi hazretlerinin” kerem, ikram, hoşgörü ve sevgisine yönelik yayınlar yapılacak.
15 Temmuz gecesi İstanbul ve Ankara’da kan gövdeyi götürüp, Marmaris’te Erdoğan’ın kaldığı otele darbeciler tarafından operasyon düzenlenirken ortalıkta görünmeyip telefonlarını dahi açmayan milletvekilleri, bakanlar, müsteşar ve bürokratlar, belediye başkanları, il ve ilçe teşkilat yöneticileri “ERDOĞAN’I SATACAK KİŞİLER LİSTESİ”nin ilk sıralarında yer alacak.
Erdoğan, 15 Temmuz gecesi kendisini yapayalnız bırakan böyle bir güruhla çalışma mecburiyetinde kalan bir Cumhurbaşkanı. Zira ülkede kimin ne mal olduğu belli değil. FETÖ devletin en kılcal noktalarına o kadar profesyonelce sızmış ki, herhangi bir kişi hakkında asla “bu adam FETÖ mensubu olamaz” dememek gerekiyor.
Erdoğan çaresiz.
Erdoğan ziyadesiyle yalnız ve korumasız.
Ortadoğu coğrafyasında bu kadar sorun bir arada yaşanırken, Suriye, Irak, Yemen, Mısır, Afganistan ve diğer tüm İslam beldelerinde Haç’a karşı Hilâl’in var olma mücadelesi verilirken, Erdoğan’ın olmadığı bir Türkiye ve dünya düşünülemez.
Türkiye’nin bu coğrafya için ne kadar önemli ve vazgeçilmez olduğu Katar krizinde bir defa daha kendisini gösterdi. Erdoğan olmasaydı Katar diye bir devlet bugün asla var olmayacaktı.
Bu coğrafyada tarih yeni baştan yazılıyor. Trans-Asya Demiryolu Hattı ile karada ve denizde yeni ve modern bir İPEKYOLU kuruluyor. Çin’den başlayıp Londra’da bitecek yeni demiryolu hattının en kritik ülkesi hiç şüphesiz Türkiye.
Önümüzdeki 10 yıl içerisinde Türkiye, Rusya ve Çin’in yanında yer alan ülkeler zenginleşirken Batılılar fakirleşecek.
Çin, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Rusya, İran, Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye ve bu güzergâh üzerinde yer alan diğer tüm ülke ve beldelerin malları, tıpkı bundan 500 yıl önce olduğu gibi Trans-Asya demiryolu vasıtasıyla Yavuz Sultan Selim Köprüsü üzerinden oluk oluk Avrupa’ya akacak.
Taşıma maliyetleri ve taşıma süreleri en alt seviyeye inecek. Yük ve konteyner gemileriyle Avrupa limanlarına iki üç ayda ulaşan Uzakdoğu malları, sadece iki hafta içerisinde Avrupa’nın göbeğine taşınacak.
İnşaatı büyük oranda tamamlanan bu demiryolu koridorunun bütünüyle çalışır hale gelmesi durumunda Çin ile Türkiye arasındaki mal sevkiyat süresi 30 günden 10 güne düşecek. Pekin’den Türkiye’ye deniz yolu ile 2 ayda teslim edilen ürünler, 7-8 gün içerisinde İstanbul’da olacak. Karayolu mesafesinde 3 bin kilometrelik azalma sağlanacak.
Marmaray, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Bakü-Tiflis-Kars ve Edirne demiryolu projeleri Modern İpek Yolu’nun orta koridorunu oluşturuyor. Batılıların temel endişe ve korkusu işte bu projeden kaynaklanıyor. 1488 yılında Bartlemeo Dias’ın keşfettiği ve Doğu ülkelerinin fakirleşmesine yol açan Ümit Burnu önemini gittikçe kaybediyor, kaybedecek.
Yeni İpekyolu’nun devreye girmesiyle birlikte Avrupa genelinde gemi ve konteyner taşımacılığı yapan şirketler, sigorta şirketleri, gümrük ve liman işletmeleri batacak, fabrikalar kapanacak, Kıta Avrupa’sında işsizler ordusu oluşacak.
Yeni İpekyolu’nun deniz ayağında ise Basra Körfezi ve Kızıldeniz son derece büyük önem taşıyor. Türkiye son üç beş yıl içerisinde her iki denizin lojistik güvenliğini temin açısından önemli adımlar attı ve Basra Körfezi’nde Katar’da, Kızıldeniz’de ise Somali’de askeri üsler kurdu. Bu askeri üsler, gerek Afrika ve Ortadoğu’nun deniz güvenliği, gerekse Katar hadisesinde görüldüğü üzere bu bölge ülkelerinin kendi güvenliklerini temin açısından son derece önem arz ediyor.
Ne mutlu ki tarih 100 yıl önceye döndü.
Osmanlı’nın Ortadoğu ve Afrika coğrafyasından çekilmek zorunda kaldığı 1918 yılından sonra ilk kez bir Müslüman ülke, bu coğrafyada tekrardan güvenliği temin eder duruma geldi.
İşte tüm bu gelişmeleri alt alta yazdığımda Batılılar açısından şöyle bir sonuç ortaya çıkıyor; Ortadoğu ve Afrika coğrafyasını önümüzdeki bir 100 yıl boyunca yeniden sömürebilmek, var olan devletlerden yeni devletçikler yaratabilmek, Müslümanları köleleştirmek için ERDOĞAN’ın öldürülmesi gerekiyor.
İşte bu açıdan son derece gergin ve endişeliyim.
Erdoğan ve Türkiye son kaledir.
Erdoğan düşerse Türkiye düşer.
Türkiye düşerse Kâbe düşer, Mekke ve Medine düşer, Kudüs, Halep ve Şam düşer, Beyrut, San’a ve Kahire düşer.
Türkiye düşerse İslamiyet diye bir şey kalmaz.
İŞTE BU NEDENLE ERDOĞAN’I ÖLDÜRECEKLER
Erdoğan düşerse Türkiye dörde, Suudi Arabistan beşe, İran, Irak, Suriye, Yemen, Libya ve Mısır üçer beşer devlete bölünür.
İşte bu nedenle içim ürperiyor ve tedirginlik yaşıyorum.
İşte bu nedenle suyun uyuduğunu ancak düşmanın uyumadığını görüyorum.
İşte bu nedenle bir yandan PKK, HDP, YPG, JPG, DHKP-C, diğer yandan FETÖ ve onun siyasi ayağı konumuna dönüşen CHP saldırdıkça saldırıyor.
İşte bu yüzden CHP’nin genel başkanı, parti temsilcileri ve milletvekilleri sürekli olarak “Erdoğan’ı uluslararası mahkemelerde savaş suçundan yargılatacağız”şeklinde açıklamalarda bulunuyor.
İşte bu yüzden ABD, Almanya, Belçika, Hollanda, Avusturya, Fransa, İngiltere, İsveç gibi terör destekçisi ülkeler açık şekilde Türkiye’ye cephe alıyor.
Batılılar FETÖ liderine oldukça kızgın. Marmaris baskınında Erdoğan ve ailesi ele geçirilseydi, karanlık, pis ve izbe bir karakolda tıpkı Romanya’nın devrik lideri Çavuşesku ve eşine yaptıkları gibi kurşuna dizilerek öldürüleceklerdi.
Sultan II. Abdülhamit’in Ermeni Komitacıları tarafından 1905’de düzenlenen bombalı saldırıda öldürülememesi, Tevfik Fikret denilen şerefsiz şairi çok üzmüş ve bu üzüntüsünü “Bir Lâhza-yı Ta’ahhur (Bir anlık duraklama)” adlı şiirinde şu şekilde mısralara dökmüştü;
“Ey şanlı avcı, tuzağını boşuna kurmadın!
Attın… fakat yazık ki, yazıklar ki vuramadın”
Tevfik Fikret’in yazdığı bu şiirin yabancı versiyonunu “avcı” konumundaki Fethullah Gülen denilen kanı bozuk için kaleme alanlar epeyce çoktur ve şiir muhtemelen şu şekildedir;
“Ey şanlı hoca, tuzağını güzel kurdun!
Darbeyi yaptın, baskını düzenledin, fakat yazık ki yazıklar ki beceremedin”
711 yılında İspanya’ya ayak basan Tarık bin Ziyad, gemileri yaktıktan sonra askerlerine şu şekilde hitap etmişti; “Arkanızda düşman gibi deniz, önünüzde deniz gibi düşman. Nereye kaçacaksınız? Vallahi sizin için ancak sadakat ve sabır kalmıştır. Düşmanın silahı, teçhizatı ve erzakı boldur. Sizin silah olarak ancak kılıçlarınız, erzak olarak da düşmanın elinden sahip olabileceğiniz vardır.”
Evet…
Önümüzde ve arkamızda, içimizde ve dışımızda sayılamayacak kadar çok düşmanımız var ve inanın hiç ama hiç biri uyumuyor.
İşte korku ve endişem bundan.
Bu adamlar ERDOĞAN’ı ortadan kaldırmayı kafaya koymuş…
Bu adamlar Erdoğan’a bakınca tahtta oturan güçlü bir “hükümdar” görüyor.
Bu adamlar İslâm’ın bayraktarlığını üstlenmiş 21. Yüzyılın Selahattin-i Eyyubi’sini görüyor.
Milletçe dikkatli olmamız gerekiyor.
Peki Erdoğan’ı kimlerden koruyacağız?
Bence ilk başta ona en yakın olan yanıbaşındaki kişilerden korumak gerekiyor.
FETÖ ve yabancı istihbarat kuruluşlarının bu aşamadan sonra uygulayacağı taktik bu olacaktır. Erdoğan’a en yakın kişiler “ÇOK BÜYÜK PARALARLA” satın alınacak, alınmazsa tehdit edilecek, o da olmazsa şantajla montajla hainlerin safına çekilecek.
Allah Erdoğan’ın ve Türkiye’nin yardımcısı olsun

Dr. Mehmet Hakan

23 Kasım 2016 Çarşamba

Okunmasi gereken makale:Son Uyari

Neocon’lara, Evenceliklere, İslamofobiklere, Siyonistlere, FETÖ’ye kananlara son uyarı, DÜNYA BAŞINIZA YIKILIR!
Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO Parlamenter Asamblesi Sonbahar Genel Kurulu’na katıldı ve burada yaptığı açıklamasında “Biz bu mücadelede başarısız olursak teröristler sel gibi tüm dünyayı ateşe ve kana bulayacaktır” diye uyardı.
Bakın, bizi terör cehennemine boğmak isteyenlere söyleyecek bir tek cümlemiz var.. Bu cehennemden biz bir şekilde çıkarız, ama bu ateş sizi de yakar.. Biz sayenizde yarım asırdır bu cehennemde yaşamaya alışkınız, ama unutmayın bu ateş döner sizi de yakar!
Geride ne bir batı medeniyeti kalır, ne birleşik Amerika, ne Birleşik Krallık, ne İsrail.. Bizi bölmek isteyen herkes bölünür, ama sonunda birleşen, büyüyen biz oluruz.. Yeni bir dünya kurulur ve biz o dünyada yerimizi alırız, ama ne Kanada kalır, ne Avustralya. 5’li çeteden kimse kalmaz geriye.. Hindistan, Avustralya’ya akar.. İnsanlık bir tsunami gibi yükselir ve coğrafya yeniden şekillenir..
Kızılderilileri yok ettiniz, kara derilileri köleleştirdiniz, sarı ırkı sömürdünüz. 1. Dünya Savaşı sizin paylaşım savaşınızdı.. 3 yıl iki ayda, bir imparatorluğu yağmaladınız. Osmanlı’dan söz ediyorum. Bir asırdır dünyayı kan ve gözyaşı ile idare ediyorsunuz. 2. Dünya Savaşı yetmedi, bir de aynı ülkenin çocuklarını sağ-sol, Alevi-Sünni, Kürt-Türk diye birbirine düşürdünüz. Soğuk savaştan söz ediyorum. O da yetmedi, Afganistan, Irak, Suriye, Mısır, Libya, Tunus, Yemen, Bosna, Filistin.. Bu cehenneme odun taşıdınız yıllarca..
Savaşlar, terör ve darbeler, bu lanet olası düzeninizi sürdürmeniz için gerekli idi..
Kapitalizm, Komünizm, Faşizm bahanesi ile insanları birbirine düşürdünüz.
Bugün 62 patron dünya gelirinin yarısına sahip. 5 ülke dünyanın patronu..
Afrika! Bir kıta dolusu yoksul.
Şimdi de insanları malayani şeylerle meşgul ediyorsunuz. Futbol, magazin, yeni dinler, fanteziler.. moda!
Bir yandan da sömürüye ve kan dökmeye devam.
Sahi şu Pizzagate neyin nesi oluyor.. Şu Avustralya’daki Pedofili çiftliğineyin nesi! İnternette “Fiona Barret Avustralya” diye aratın bakalım ne göreceksiniz.  Lanet olsun size. Canınız cehenneme.. Kendi cehenneminize kendi sırtınızda odun taşıyorsunuz.. Ha! Bizde de porno film artistlerine namus müdafaası yaptırırsınız değil mi?
CIAmate “The Cemaat”ın “imam”ı sizi bekliyor, dünyayı ateşe vermek için.. Şimdi yeni tarih vermiş 19-22 Aralık diye.. PKK, PYD, DAEŞ sizi bekliyor! Hep birlikte sizi selamlıyorlar, Siyonistler, Tapınakçılar, Masonlar,şeytanın çalışma arkadaşları: Hoş geldin Trump! Hoş geldin Wilders! Durmak yok, yola devam.. Kendi cehenneminize odun taşımaya devam!
Topyekun saldırıya geçtiler.. Bankaları, Turizmcileri, borsacıları, lobileriTürkiye’den mal alanlar. Uluslararası sistemin kontrolündeki şirketler Türkiye’ye karşı ortak bir tavır içindeler.. Bu adım Türkiye’den çok kendilerini vuruyor aslında. Türkiye’nin kolay lokma olmadığını görecekler..
Türkiye alternatifsiz değil.
Tamam, biliyoruz, Çin’de de, Rusya’da da, Hindistan’da da adamlarınız var. Eliniz var. Ama siz bu işlere daha fazla burnunuzu sokacak olursanız, başkalarının sizin evinizdeki etki gücünden haberiniz var mı? Kendinizden çok da emin olmayın..
Bizi AB’ye almayın tamam, zaten biz de % 64’le “hayır” diyoruz. % 14Kararsız”. “Evet”çiler % 22MAK Danışmanlığın kamuoyu araştırmasına göre; CHP’nin oyu % 22. HDP % 7,5. Yani CHP ve HDP’ye oy verenlerin üçte biri ve % 2.6 olan diğer partilere oy verenler AB konusunda “Kararsız” diyor.. 
Ama biz şunu da biliyoruz: Avrupa’da bizim yerleşik 30, aktüel olarak 35 milyon insanımız var.. AB’nin nüfusu azalırken, bizim nüfusumuz artıyor.. Her şeye rağmen İslamlaşma yükselen bir trend. Hem sayısal hem de oransal olarak, büyüme hızı olarak artıyoruz..
Avrupa’nın bir İslam meselesi var artık ve bizim bir Avrupa meselemiz var. Türkiye’nin girip-girmemesi bu gerçeği değiştirmiyor.. Biz Avrupa’dayız ve bir daha çıkmayacağız. Siz bizimle, biz sizinle yaşamayı öğreneceğiz.. Biz size, siz bize alışacağız. Bizden kurtulamayacaksınız!. Eğer gererseniz, ödeyeceğiniz bedel, her anlamda inadınız kadar büyük olacak! Bekleyin bu sürecin sonunda göreceksiniz el mi yaman, bey mi? Ne ekerseniz onu bulacaksınız, rüzgâr ekerseniz fırtına biçeceksiniz.. Sevgi ekin, saygı biçin!
Biz paylaşmak istiyoruz.. Kederlerimizi paylaşalım ki azalsın. Mutluluklarımızı paylaşalım ki, çoğalsın.. Biz, “bütün insanlığın hayrına olmayan bir çözüm önerisi, bizim önerimiz olmayacak” diyoruz.
Biz alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetiyiz. Sizin içinizde erdem ve hikmet sahibi insanlar, mazlumlar bizim tabiimüttefikimizdir. Sizin içinizde bize düşmanlık etmeyen, işinde gücünde insanlar bizim için müellefetül kulub’dur.. Biz onlarla nimet ve külfetdengesine dayalı itilaflar gerçekleştireceğiz. Firavun sarayında Musa’lar,Harun’lar, Yuşa’lar, Asiyelerimiz var bizim, hepsine selam olsun!

14 Haziran 2016 Salı

PKK neden zerdüştlüğü seçti? Tesadüfmü?


PKK’nın Zerdüştlük tutkusu konusunda 24 Mart 2016 tarihinde “Dinsiz PKK’nın Zerdüşt Dini” başlıklı bir yazı yazmış, PKK’nın Zerdüştlüğü hakkında bilgi vermiş ve son yıllarda artan ölçüde bu söyleme başvuran PKK’nın dini görüşlerine değinmiştim. Ancak cevaplanmamış bir soru vardır: PKK neden Zerdüştlüğe bu denli bağlanmıştır?  
PKK Marksist-Leninist ve Kürtçü bir örgüt olarak kurulmuş, daha sonraki dönemde söylemi giderek katıksız Kürt milliyetçiliğine kaymıştır. PKK ve onun sivil kolu HDP halk arasında taraftar edindikçe İslam dinine olan eski saldırılarını ve dinsizlik propagandasını da bir yana bırakmıştır. Ancak hâl böyleyken, hatta PKK ile HDP son dönemde sol ve sosyalist görünümlü örgütlerle ittifaka ağırlık vermişken neden ölü bir dinin propagandasına ağırlık verilmektedir? 
Fantezi değil 
PKK’nın bu Zerdüştlük faaliyeti sadece bir fantezi midir? Gerek Öcalan’ın, gerekse Kandil’deki ağaların son derece oportünist ve pragmatik kişiler oldukları düşünüldüğünde bu olasılık tamamen ortadan kalkmaktadır. Zerdüşt propagandasının nedenini PKK’nın bölgede İslami aidiyeti zayıflatma niyeti olarak düşünmek de akla uygun değildir. Çünkü Türkiye’de alışılmış şekliyle Batı yanlısı laiklik, aydınlanmacılık propagandası çok daha etkili olacakken, bir dinin hem de unutulmuş bir dinin yeniden tanıtımının yapılması akıllı işi değildir. 
Zerdüştlük konusunda akla gelen başka bir ihtimal Yezidi hayranlığının PKK militanları arasında yayılmasıyla ilgilidir. Ancak, PKK’nın son dönemde gündeme gelen Yezidilere duydukları sempati nedeniyle Zerdüşt olduklarını da söyleyemeyiz, çünkü Yezidi inancı çok farklıdır ve hiçbir şekilde Zerdüştlükle bir araya getirilemez. 
Bugün eski Zerdüşt dinine inanan İran’da 30 bin kişi, Hindistan’da 200 bin kişi kalmıştır. Onlar da yeni nesiller büyüdükçe giderek bu eski dini bırakmak eğilimindedirler. Aslında PKK’nın kendisi de Zerdüşt dininin geri geleceğine inanmamaktadır. Bu durumda PKK’nın sistematik biçimde Zerdüştlük propagandası yapmasının nedenini başka yerde aramak icap eder. 
Mollaların izinde 
PKK’nın asıl amacı büyük çoğunluğu Sünni Müslüman olan Kürt halkını İran kültürü çerçevesine yaklaştırmaktır. Bugünkü İran her ne kadar Şia’ya bağlı olsa da ve resmen Zerdüşt dininden insanlar neredeyse tükenmiş bulunsa da bu ülkede eski İran kültürü olan Zerdüştlüğün büyük etkisi hâlâ mevcuttur. Ülkenin adı bile “Aryenler ülkesi” anlamına gelmektedir ki bu adlandırma Mecusi Sasaniler zamanından kalmadır ve “Ari Irk” kavramını ve ırkçılık ile faşizmi çağrıştırmaktadır. 
Bugünkü İran, bilenler bilir, Zerdüştlükten kalma çok çeşitli adet ve geleneklere sahiptir. Örneğin Nevruz günü olan Yeni Yıl’dan yani 21 Mart’tan önceki Çarşamba günü, Caharşambe Suri bayramı aslında Zerdüştlükten kalma ateşe tapma bayramıdır ve başlarında Mollaları olmak üzere bütün İranlılar bu bayramı benimseyerek ve eğlenerek kutlarlar. 
Bu Zerdüşt bayramı milattan önce 1700 yıllarından kalmadır. İnsanlar ateş yakar ve “Zerdi-ye man ez tu; Sorhi-ye tu ez man” diye Zerdüşt duası ederler, anlamı “ben sana sarı verdim, sen de bana kırmızı ver” demektir, çünkü sarı hastalığı, kırmızı da sağlığı simgeler. Daha sonra da hep birlikte şekerleme yerler. 
İslam Cumhuriyeti’ne bakın 
İranlılar aynı şekilde 21 Aralık günü de Şeb-i Yelda’yı yani en uzun geceyi kutlarlar. Aslında bu bayram da Güneş Tanrısı Mitra’nın doğumudur. Bu bayramda İranlılar tıpkı Hıristiyanlar gibi çam ağacı süsler ve en tepesine de bir yıldız maketi yerleştirirler. İran’da bunlar gibi Zerdüştlükten kalma başka günler ve bayramlar da vardır, bunların hepsi kendine İslam Cumhuriyeti diyen ama aslında Zerdüştçü rejim tarafından kabul edilmiş ve desteklenen günlerdir.  
PKK ve HDP’nin sistematik şekilde Zerdüştlük propagandası yapması İran’ın isteği üzerine olmalıdır. Son yıllarda İran tarafından desteklenen, Irak’ta Barzani’ye karşı Şiilerle birlikte kumpaslara katılan, Suriye’de ise açıkça İran askerleri ve Esad’la aynı cephede yer alan PKK, Türkiye’den de, Sünni İslam âleminden de kopmuş, mollaların taşeronu haline gelmiştir. 
Örtülü Şia propagandası 
Aslında asıl amacı Şia propagandası yapmak, Kürtleri Sünnilikten uzaklaştırıp İran kültürünün etkisi altına sokmak olan PKK, bunu açıkça yaparsa dindar Kürt halkının sert tepkisiyle karşılaşmaktan çekiniyor. Bu nedenle kendi militanlarını ve dini hassasiyeti zayıf bazı Kürt aydınlarını Zerdüştlüğe yaklaştırarak öncelikle İran kültürüne ilgi duymalarını sağlamak istiyor. İran destekli sahte İslamcılarla, azılı Kürt milliyetçi faşistlerinin birleştiği yer de işte bu noktadır. 
Ama sorun sadece PKK’da değildir, PKK’nın yanı sıra bir başka örgüt de üstelik İslam adına Tahran’a ziyaretlerde bulunarak, Suriye’de Şebbihalarla birlikte Müslüman katliamı yapan canilerin taziyesine gidebiliyor. Zerdüştlük deyip geçmemek gerek, aslında etkisi PKK’da başlayıp ta Mazlum Der’e kadar uzanmıştır. 

Sahi neden mutsuzuz?

Asr-ı Saâdet insanı mutluydu...
Oysa bizim sahip olduklarımızın yüzde birine bile sahip değillerdi...
Selçuklu/Osmanlı insanı da mutluydu...
Onlar da bizim sahip olduklarımızın yüzde birine bile sahip değillerdi.
Söyler misiniz lütfen, mutluluk çok şeye sahip olmakta mı, yoksa sahip olduklarımızın kıymetini bilmekte mi saklı?
Osmanlı Devleti ve Osmanlı insanı üzerine gözlemleriyle meşhur Fransız yazarlardan (1830’larda İstanbul’da dokuz yıl kalmış, hatıralarını “Neuf anne’es a Constantinople” ismiyle kitaplaştırmıştır) A. Brayer diyor ki: “Osmanlı insanının yakındığını hiç görmedim. Hangi halde iseler şükrederler. Bu yüzden de istikbal endişesi taşımazlar.”
Osmanlı’nın torunları (bizler) için bugün aynı şeyleri söylemek sanırım mümkün değil. Şükrün yerini şikâyet aldı. “İstikbal endişesi” ise Allah’ın her güne serpiştirdiği güzellikleri algılamamızı ve yaşamamızı engelliyor...
Durmadan şartlardan yakınıyoruz. Zaaflarımızı, yenilgilerimizi, korkularımızı şartlarla izah etmeye çalışıyoruz...
Bence bu, mağlubiyetimize mazeret uydurma çabasıdır! Çünkü aynı şartları yaşayıp paylaşan başka insanlar pekâlâ şartların esiri olmadan yaşayabilmekte, hedeflerine ulaşıp başarılı olabilmektedirler.
Daha açık ifade etmeye çalışayım...
Eğer Peygamberlerimiz şartlardan yakınıp dursalardı, Hz. Âdem’in ömrü Cennet’ten çıkarıldığı için, Hz. Nuh’un ömrü tufana tutulduğu için, Hz. Yunus’un ömrü denize atıldığı için, Hz. Yusuf’un ömrü kuyuya itildiği için,Hz. İbrahim’in ömrü Nemrut’la, Hz. Musa’nın ömrü (onlara selam olsun)Firavun’la karşı karşıya getirildiği, Hz. Âlişan Efendimiz’in ömrü iseEbucehil gibi bir düşmanla savaşmak zorunda kaldığı için, Hz. Havva’nın ömrü yasak meyveyi yediği için, Hz. Asiye’nin ömrü Firavun’la evlendiği için, Hz. Hacer’in ömrü çölde aç-susuz bırakıldığı için, Hz. Meryem’in ömrü iftiraya uğradığı için yakınmayla geçerdi...
Hâlbuki içlerinde mevcut imanı ve iman eksenli enerjiyi harekete geçirip ortaya atıldılar: “Allah Kerim” diyerek olumsuz şartların üzerine yürüdüler ve şartlar değişti...
Unutmayalım: Hz. İbrahim’i, Nemrud gibi, kendini “tanrı” sanan bir “gurur âbidesi” karşısında galip getiren Kudret, Hz. Musa’yı Firavun’un sarayında büyüten Kudretin tâ kendisidir!
Aynı Kudret, Efendimiz’in üzerine de tecelli edince, Efendimiz, bir süre önce kovulduğu Mekke’ye, muzaffer bir komutan olarak döndürüldü...
Ramazanı bu açıdan da yaşamamız gerekiyor. Ama hayır! Yakınmaya devam ediyoruz. “Bir dokun bin ah işit kâse-i fağfurdan...” (Şair Âli Efendi) modunda yaşıyoruz.
Kiminle konuşsanız dert döküyor... Herkesin bir çözülmezi, bir girifti, bir hallolmazı mutlaka var şu dar-ı dünyada... Kime sorsanız “işler kötü”demeye getiriyor.
Caddeler dolusu araba (en lükslerinden), arabalar dolusu cep telefonu (en akıllısından ve pahalısından), cep telefonlarında envai çeşit ulaşım düzeneği...
Her biri şu kadar aylık masraf...
Evlerimiz tıkış tıkış eşya, bir sürü gereksiz incik-boncuk...
Bilin bakalım: Az mı kazanıyoruz, yoksa çok mu harcıyoruz?
Neyse: Bu hamur çok su götürür, iyisi mi noktayı koyalım.