ihanet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ihanet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eylül 2017 Pazar

Barzaniler’in isyan belgeleriyle ihanetleri

Barzaniler’in 1800’lerin başından buyana genellikle devlete başkaldırıdan ibaret olan faaliyetleri, aşiret liderlerinin Osmanlı İmparatorluğu, Rusya ve İran arasında gidip gelmeleri, yabancı diplomatlar ile temasları, diğer aşiretlerle ve askerî birlikler ile girdikleri çatışmalar, tutuklanmalar, cinayetler, baskılar, ihbarlar, vesaire...
“Bağımsızlık” ifadesi bölgede o devirde pek kullanılan bir kavram olmadığı için arşivlerde muhafaza edilen belgelerde sadece “isyan” sözü geçer ve Barzan Aşireti’nin İstanbul’a karşı seneler boyunca devam etmiş olan başkaldırısı ile alâkalı bilgiler yeralır.
Sözünü ettiğim belgelerden 280 küsuru da hiç hoş olmayan bir başka hadise, 1914 Kasım’ında infaz edilen bazı idam kararları hakkındadır...

AŞİRETİN GÜCÜ ARTIYOR
Şimdi kısaca, başkaldırıdan darağacına uzanan bu acı hadiselerden bahsedeyim:
20. yüzyılın ilk senelerinde, Barzan Aşireti’nin başına, Şeyh Abdüsselâm geçti. Abdüsselâm’ın babası Şeyh Muhammed devlete başkaldırdığı gerekçesi ile Sultan Abdülhamid’in emri ile Hamidiye Alayları tarafından ailesi ile beraber bugünkü Kuzey Irak’tan alınıp Bitlis’e sürgün edilmişti, memleketine dönebildiğinde de fazla yaşamamıştı.
Şeyh Muhammed’in Abdüsselâm, Ahmed, Babo, Muhammed Sıddik ve Mustafa isimlerinde beş oğlu vardı. Abdüsselâm’ın liderliğe gelmesi ile beraber Nakşibendî olan Barzan Tekkesi’nin gücü artmaya, aşiretler de daha fazla silâhlanmaya başladılar ve neticede Barzanî ailesinin bugünkü gücü o senelerde başladı.
Abdüsselâm Barzani (soldan ikinci).
RESMÎ DİL TALEBİ
Abdüsselâm diğer aşiretlerin yanısıra siyasî alanda faaliyet gösteren Kürt cemiyetleri ve partileri ile temasa girişti ve 1907’de Bâbıâlî’den Kürtçe’nin bölgede resmî dil kabul edilmesi, mahallî idarecilerde Kürtçe bilme şartının aranması, mahkeme kararlarının şeriat hükümlerine göre verilmesi ve bölgeden toplanan vergilerin yine bölgeye harcanması taleplerinde bulundu.
Bu talepleri silâhlı hareketlerin de takip etmesi üzerine Bâbıâlî bölgeye Dağıstanlı Mehmed Paşa’nın komutasında birlikler sevkedince Abdüsselâm hâkim olduğu toprakları bir seneliğine terketti. Barzan’a giren birlikler Abdüsselâm’ın ailesi ile beraber kardeşi Mustafa’yı da tutuklayarak Musul’a götürdüler.
O sırada üç yaşında olan Mustafa, sonraki senelerde “Molla Mustafa Barzani” diye tanınacaktı...
Molla Mustafa Barzani.
YABANCILARLA TEMASLAR
Abdüsselâm’ın Barzan’a dönmesinin ardından bölgedeki çatışmalar tekrar başladı ama düzeni tekrar sağlamak isteyen Osmanlı Hükümeti ile ayaklanan aşiret arasında anlaşmaya varıldı ve hükümet geçmişte yaşanan tatsızlıkları unutmaya karar verdi. Hattâ, 17 Ağustos 1913’te Sultan Reşad, sonraki senelerin “Talât Paşa”sı olan zamanın İçişleri Bakanı Talât Bey ile Sadrazam Said Halim Paşa’nın talebi ile Abdüsselâm Barzani’ye bir de nişan gönderdi: Dördüncü rütbeden Osmanlı Nişanı...
Sultan Reşad.
Ama, gerginlik Abdüsselâm’a padişah tarafından nişan verilmesi, yani madalya takılması ile de son bulmadı ve Türk Edebiyatı’nın çok önemli isimlerinden birinin, Süleyman Nazif’in Musul Valiliği sırasında çatışmalar yeniden başladı. Süleyman Nazif, İstanbul’a gönderdiği şifreli telgraflarında “isyancılara madalya verilmesinin başkaldırılarından doğan ümitlerini arttırdığını” söylerken kendisini yakalamak için gönderilen birliklerden kaçan Şeyh Abdüsselâm bir ara Ermenistan taraflarına gitti, orada Rus Çarı Nikola’nın temsilcileri ile görüştü, sonra gizlice döndü ama misafir olarak kaldığı bir köyde kendisini ağırlayan evsahibinin ihbarı üzerine tutuklanıp Musul’a götürüldü.
Süleyman Nazif.
‘UNUTTUK, BUNLARI DA ASIN!’
Musul’da 16. Kolordu Askerî Mahkemesi’nde yargılanan Şeyh Abdüsselâm ile adamları 15 Kasım 1914’te idama mahkûm edildiler. Sultan Reşad, Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın 24 Kasım’da tasdik için kendisine gönderdiği mahkeme kararını iki gün sonra, 26 Kasım 1914’te onayladı ve Şeyh Abdüsselâm ile adamları Musul’da idam edildiler. Bu idamlardan sonra bir de tuhaflık yaşandı: Harbiye Nezareti’nden Musul’a bir başka yazı gönderilerek “Daha önce yollanan idam kararına bazı isimlerin yazılmasının unutulduğunun farkedildiği” söylendi, birkaç kişinin daha darağacına gönderilmesi talimatı verildi ve emir yerine getirildi...
Musul Askerî Mahkemesi’nin Abdüsselâm Barzani ve adamları hakkında verdiği idam kararının ilk sayfası.
Şeyh Abdüsselâm’ın idamının ardından Barzan Aşireti’nin başına o sırada 18 yaşında olan kardeşi Ahmed geçecek, onun yerini sonraki senelerde Mustafa Barzani alacak ve Mustafa Barzani’nin oğlu Mesud Barzani de babasının ardından Barzan Aşireti’nin lideri olacaktı.
Sultan Reşad’ın Abdüsselâm Barzani ve adamları hakkındaki idam fermanı.
MADALYA YERİNE PASAPORT
Devlet ile Barzan Aşireti arasında bir buçuk asırdan buyana yaşanan tatsızlıkların geçmişi kısaca işte böyle ve gördüğünüz gibi değişen pek birşey yok! Barzanlar’ın liderlerine geçmişte önce madalya takıyor ve ardından idam ediyoruz; seneler sonra da Turgut Özal’ın talimatı ile diplomatik pasaport veriyor ama Mesud Barzani’nin referanduma kalkışması üzerine Meclis’i tezkere için toplantıya çağırıyoruz.,
Abdüsselâm Barzani’ye madalya verilmesi hakkında Sultan Reşad’ın iradesi.
Ve, bütün bu öngörüden yoksun işler arasında tek bir görüş doğru çıkıyor: Süleyman Nazif’in bundan bir asır önce söyledikleri; yani madalya takma, vesaire gibi hareketlerin başkaldırıdan kaynakların ümidleri arttırmaktan başka bir işe yaramadığı...
Mesud Barzani

20 Ağustos 2017 Pazar

Yalana yalan eklenince ,sahtekarlar kral olur

Darbenin en üst rütbeli subayı Akın Öztürk, ifadesinde gizemli bir emekli astsubayı Paralel Yapı ile mücadelesine tanık olarak gösteriyor. Astsubayın adı Cahit Demirbüken. Hava Kuvvetleri Komutanlığı yapmış birinin emekli astsubayı referans göstermesi FETÖ’nün hiyerarşik sistemini çağrıştırıyor.

x

Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığı ya da kamuoyundaki yaygın ismiyle Akıncı Üssü, 15 Temmuz darbe ve iç işgal girişiminin merkez üssüydü. 15-16 Temmuz gecesi, hain harekât planı bir sismik felaket, bir deprem gibi o üsten Türkiye sathına yayıldı.
Bu yüzden hiç şüphesiz ki Akıncı Üssü Davası, yalnızca 15 Temmuz davalarının değil, bugüne kadarki tüm FETÖ davalarının en önemlisi. Dolayısıyla Akıncılar İddianamesi de FETÖ iddianamelerinin en mühimi. Bunun birkaç sebebi var: Her şeyden önce Akıncılar Davası, ikisi firari olmak üzere (FETÖ'nün elebaşı Fetullah Gülen ve darbenin beyni Adil Öksüz) altı sivil imamın hain faaliyetlerinin somut delillerle yargılandığı bir dava. Bunun yanı sıra Akıncılar, darbe ve iç işgal girişiminin merkez karargâhı olduğu için 15 Temmuz'un en önemli davası Akıncılar Üssü Davası. Bu sebeple Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı; sivil imamların 15-16 Temmuz'daki tekmil faaliyetlerini; o gece TBMM'yi, Özel Harekât Daire Başkanlığı'nı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ni ve FETÖ'nün hedef seçtiği diğer lokasyonları bombalayan pilotların, emirleri, robotumsu bir itaatkârlıkla nasıl uyguladıklarını, darbenin üst yöneticisi olan generallerin ve subayların o gece neler yaptıklarını ayrıntılarıyla gözler önüne sermiş Akıncı Üssü iddianamesinde. (F-16 pilotlarının, 15-16 Temmuz gecesi neler yaptığını 13 Ağustos'ta Üç Boyutlu Portre'de Paralel Hava Kuvvetleri başlığıyla yazmıştım.)
Akıncı Üssü İddianamesi, 4 bin 658 sayfadan oluşan dört başı mamur bir iddianame. 29 Ağustos'a kadar ilk duruşmaları devam edecek olan davada yargılamayı hızlandıracak pek çok maddi delille dolu. Bu yazı dizisinde iddianamenin şu ana dek gözden kaçmış ayrıntıları üzerinden darbeye katılan FETÖ'cü subayların ve sivil imamların ifadelerindeki çelişkileri gözler önüne sermeye ve böylelikle 15 Temmuz'un şifrelerini çözmeye çalışacağız.
AKIN ÖZTÜRK KİMLERİ TANIK GÖSTERDİ?
Darbe ve iç işgal girişiminin en üst düzey askeri figürü olan Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve Yüksek Askeri Şura (YAŞ) üyeliği yapmış Akın Öztürk'ün ifadesiyle başlayalım. Akın Öztürk'ün ifadesindeki en önemli ayrıntılardan biri şu: Öztürk, "Paralel Yapı'ya karşı mücadele eden kişilerden biriyim. Bu konuda da eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Emekli Hava Pilot Yarbay Mehmet Yıldırım, Emekli Astsubay Cahit Demirbüken ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan
dinlenebilir" diyor. MİT Müsteşarı'nın, eski Genelkurmay Başkanı'nın, hatta emekli Pilot Yarbay'ın dinlenmesi bir nebze anlaşılır da emekli astsubay Cahit Demirbüken'i de Paralel Yapı ile mücadelesine tanık göstermesi tuhaf. Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve YAŞ üyeliği yapmış birinin 'komutan'ın bir emekli astsubayla ne işi olur? Öztürk'ün, astsubayla ilişkinin şifresini çözmek için kimin kimi yönlendirdiğini anlamak gerekiyor. Öztürk bu ifadesiyle Demirbüken'in bir anlamda kendisini yönlendirdiğini de söylemiş oluyor. Cahit Demirbüken, daha önce polis okullarında eğitim vermiş Nihat Demirbüken'in neyi oluyor, bu da açığa çıkmalı.
Gelelim darbenin en önemli sivil imamı Adil Öksüz'e… Gizli Tanık Şapka'nın ifadesiyle başlayalım: İfadedeki önemli ayrıntılardan biri şu: 6 Temmuz 2016'da Adil Öksüz, darbeci generalleri Çayyolu'nda bir villada topluyor. Toplantı sırasında generaller, harekâtın başarılı olmayabileceği yönünde fikir beyan ediyor. Bunun üzerine Öksüz, "Bu tür olumsuz düşüncelerle şeytanı içimize karıştırmayalım. Allah'ın yardımı ile bu iş olumlu sonuçlanacaktır" diyor. Kimse bu söze itiraz etmiyor. Şeytanla işbirliği yaparak giriştikleri vatan haini bir faaliyet için Allah'tan yardım dileyebiliyorlar(!) Sivil imamlık kurumunun örgütteki konumunu göstermesi bakımından önemli bir anekdot bu.
Adil Öksüz, darbeye teşebbüs faaliyeti sırasında Eskişehir Birleştirilmiş Hava Harekât Merkezi'nde Tuğgeneral rütbesiyle görev yapan Recep Ünal ile 177 kez telefon görüşmesi yapmış. Öksüz'ün ByLock kullandığını tahmin etmek için de FETÖ uzmanı olmaya gerek yok. Ki kullandığı açıklandı.
DAMADI DARBE YAPARKEN TORUNUNU GÖRMEYE GİTTİ!
Akın Öztürk; ifadesinde 15 Temmuz'da İstanbul'da Mehmet Şanver'in kızının düğününe davetli olduğu halde Akıncı Üssü'ne gittiğini söylüyor. Düğüne katılmama gerekçesi olarak da İzmir'deki noter işlerini gösteriyor. "11:30 civarında noter işlerim bitti. Sonra saat 13:30 sıralarında Ankara'ya askeri uçakla Kara Kuvvetleri Komutanı ile birlikte geldim. Ve Akıncı Üssü'ne torunlarımı görmek üzere gittim" diyor. Akıncılar'da darbe başlayınca uçakların inip kalktığını görüp olaya müdahale etme ihtiyacı hissetmiş!
Darbeye katılan Çiğli 2. Ana Jet eski Komutanı Tümgeneral Kubilay Selçuk'tan Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın Akıncı Üssü'ne getirildiğini öğrenince üsse gitmiş Akın Öztürk. Kubilay Selçuk ve Mehmet Dişli'ye "Darbenin başarılı olamayacağını, demokratik kurumların işlediğini, halkın bu işe tepki gösterdiğini söyleyip darbeden vazgeçirmeye çalışmış! Yani Genelkurmay Başkanı ile birlikte darbecileri kalkıştıkları işten vazgeçmeleri için uğraşmış, bu uğraşlar bir süre sonuç vermiş! Darbeciler dağılmış, sonra da üsten ayrılıp eve gitmiş Öztürk!
Bu senaryoyu yazdıktan sonra ifadesine şöyle devam ediyor Akın Öztürk:
"Gece saat 01:30 sıralarında Merkez Komutanı beni gözaltına aldı. Daha sonra emniyet ekiplerine teslim edildim. Benim bu darbeye iştirak etmediğime dair Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Hava Kuvvet Komutanı Abidin Ünal, Genelkurmay İkinci Başkanı Yaşar Güler ve orada bulunan diğer havacı generaller tanıktır."
Öztürk, kendini kurtarmak için "Benim tecrübelerime göre bu askeri darbeye teşebbüsü Paralel Yapı gerçekleştirdi" diyor. Bunları söyleyen kişinin darbenin beyin takımından Yarbay Hakan Karakuş'un kayınpederi olduğunu unutmayalım. Akıncılar'a damadı darbe yaparken torunlarını görmeye gittiğini söylüyor!
"Paralel Yapı ile mücadele ettim" diyen Öztürk'ün FETÖ ile ilişkisini anlamak için önemli verilerden biri Tuncay Özkan'a gelen flash bellekle ilgili yapılan işlem! 2007'de FETÖ'nün ordudaki yapılanmasına ilişkin bilgiler içeren flash belleğin dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ tarafından Akın Öztürk'e ulaştırıldıktan sonra sümenaltı edildiğini not düşelim.
BATMAZ'IN MİLES&SMİLES YALANI
Adil Öksüz darbeden sonra yakalanmış, ancak salıverilmiş bir imam. Sonradan yakalanmış olsaydı Akıncılar Üssü Davası'nın duruşmalarına en önde getirilecekti. Peki, gerçeği anlatır mıydı? Yaygın kanaate göre hayır.
Darbenin iki numaralı sivil imamı, yani yardımcısı Kemal Batmaz gibi her şeyi inkâr ederdi. Batmaz'ın bütün ifadeleri inkâr ve yalan üzerine kurulu. Batmaz'ın gerek savcılık, gerekse mahkeme ifadelerinde yalan söylediğini ispatlayan pek çok bulgu var. 11-13 Temmuz arası ABD'ye gidiş-dönüşte beraber seyahat ettiği ve havalimanından birlikte çıktığı Adil Öksüz'ü tanımadığını iddia etmesi aklımızla alay eden bir inkâr mesela. Adil Öksüz'ün, bırakılmadan önce alınan ifadesinin baştan sona yalan olduğu da izahtan vareste.
Kemal Batmaz, "Adil Öksüz'le 11 Temmuz'da ABD'ye gitmem, aynı uçakta bulunmam tesadüftür" diyebiliyor. Banko önünde arka arkaya dururken fotoğrafları gösterilince "Miles&Smiles puanı yüklenmesi için işlem yapılması gerekiyor. Bu işlem nedeniyle Adil Öksüz ile peş peşe denk gelmiş olabiliriz. Tesadüftür, tanımıyorum" da diyebiliyor! Çıkışta yan yana yürüdüğü fotoğraflar gösteriliyor. Ona da "Tesadüf" diyor! Hatta bir şeyler konuşuyor olmaları bile tesadüfmüş! "Belki bir şey sormuş, ben de cevaplamış olabilirim. Ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Konuşup konuşmadığımızı da hatırlamıyorum" diyor. Adil Öksüz ile yaptığı tam 925 telefon görüşmesi de tesadüf elbette! O gün Akıncı Üssü'nde bulunmaları da…
İddianameye göre Akıncı Üssü'ndeki görüntüleri gösterilince "Görüntülerdeki kişinin ben olmadığını düşünüyorum" diyor Batmaz! Batmaz, Harun Biniş'i tanıdığını ifadesinde kabul ediyor. Zaten aynı yerde yakalandıkları için bunu inkâr etme imkânı yok. Biniş ile 2007-2008 yıllarda İstanbul'da Fetullah Gülen grubu bünyesinde faaliyet yürüten Kaynak Holding'e bağlı olarak bilgisayar işleri yapan Venora şirketinde çalıştığı dönemde tanıştığını söylüyor.
Güya Akıncı Üssü bölgesine, Kazan tarafından yazlık bakmak için gitmişler!
Akıncı Üssü'nde görüntüleri olduğu halde "Ben 15 Temmuz günü Akıncı Üssü'ne hiç girmedim. Akıncı Üssü'nün nerede olduğunu bilmiyorum" diyebiliyor Batmaz!
Harun Biniş ise ifadesinde, "15/07/2016 tarihinde evde olduğumu hatırlıyorum. Bende vertigo rahatsızlığı bulunmaktadır. Bu nedenle 16/07/2016 tarihi sabahına kadar evde bulundum. Herhangi bir şekilde dışarıya çıkmadım" diyor. Aklımızla alay edercesine… Üste görüntüleri bulunmasına rağmen…
Biniş, Adil Öksüz'ü, Hakan Çiçek'i ve Nurettin Oruç'u tanımadığını söylüyor. Gerek darbede rol alan kimi subaylar, gerekse siviller, ifadeleriyle 15 Temmuz'la FETÖ arasındaki bağın somut delili olan sivil imamların darbedeki fonksiyonunu gizlemeye çalışıyorlar. Sivil imamları korumaya çabalıyorlar. Ama suçüstü yakalandılar. Güneş balçıkla sıvanmıyor.
Sivil imamlardan Nurettin Oruç da ifadesinde Akıncılar Üssü'ne birlikte gittiği Adil Öksüz ve Kemal Batmaz'ı tanımadığını söylüyor. Öksüz, "Batmaz ve diğer sivil imam Hakan Çiçek ile aynı tarihlerde ABD'de bulunmam tesadüftür" diyor! Ve Akıncı'ya köylerde hayvancılıkla ilgili belgesel çekmek üzere gittiğini söylüyor! Şener Şen'in filmde karısını aldatırken yakalanınca sarf ettiği meşhur "Yaz kızım" repliğinden bir farkı yok bu savunmanın.
DARBENİN KİLİT İSMİ AHMET ÖZÇETİN
Gelelim sivil imamlarla darbeci subaylar arasındaki ilişkiyi gözler önüne seren ifadelere. Sivil imamlardan Hakan Çiçek, 15 Temmuz'un en önemli subaylarından Albay Ahmet Özçetin'i tanıdığı şeklinde ifade vermesine rağmen
Özçetin bunu inkâr ediyor. Özçetin, 11 Ekim 2016 tarihli savunmasında son derece çelişkili konuşuyor: "Hakan Çiçek'i tanımıyorum. Olay günü bu isimde bir şahsı aradığımı hatırlamıyorum. Kendisinin beyan ettiği şekilde saat 20:30'da sosyal etkinlik var diyerek kendisini Akıncı Üssü'ne davet etmedim" diyor. Ne Çiçek'in sosyal etkinlik için Akıncı'ya davet ifadesi doğru ne de Özçetin'in Çiçek'i tanımıyorum ifadesi...
Özçetin o kadar inkârcı ki, 15-16 Temmuz günü yaptığı telsiz konuşmaları kendisine dinletilince "Sesler bana mı ait bilmiyorum. Hangi koşullar altında yaptığımı bilmiyorum" diyor. Argo deyimle yerseniz!
Hâlbuki Hakan Evrim ifadesinde Harekât Komutanı Ahmet Özçetin'le "Olay gününden bir gün önce 14 Temmuz'da toplandık ve hazırlık yaptık" diyor ve ekliyor: "Kaç tane uçak hazırlanacağı konusunda herhangi bir bilgi gelmediğini Ahmet Özçetin'in söylemesi üzerine bizde karışık yüklü 12-14 tane uçak hazırlayalım dedik ve ben de bu şekilde emir verdim."
Ahmet Özçetin'in 15 Temmuz'daki rolünü gözler önüne seren tek ifade bu değil. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ni bombaladığı tespit edilen pilotlardan Müslim Macit'in ifadesi bir örnek: "Ahmet Erçetin, Ahmet Tosun'a Cumhurbaşkanı'nın Dalaman'dan veya Antalya'dan uçağının kalkmış olup olmadığının araştırılması talimatını verdi." Özçetin bu ifadeyi ne inkâr edebiliyor, ne de doğruluyor. "Böyle bir talimat verip vermediğimi hatırlamıyorum" diyor.
Darbeci pilotlardan Oğuz Alper Emrah da ifadesinde Ahmet Özçetin'e olay günü "Görevimiz nedir?" diye sorunca şu cevabı aldığını belirtiyor: "Siz kalkın, havada gelir bilgisi." Sonra da "Dinlenin, tekrar görev vereceğiz" demiş Özçetin.
Adem Kırcı, 14 Temmuz'da pilot Mehmet Fatih Çavur'un kendisine "Yarın gece çok önemli bir harekat olacak, özellikle üçünüzü çağırmamın sebebi sizler iyi çocuklarsınız bugünler için yetiştirildiniz, sizi buraya getirmemin amacı var, bu faaliyeti harekât komutanının (Ahmet Özçetin) bilgisi dahilinde ve onun adına sizleri çağırarak yapıyorum" dediğini söylüyor.
Hasan Hüsnü Balıkçı da tereddütsüz biçimde Özçetin'i işaret ediyor: "13/07/2016 tarihinde Akın Öztürk'ün damadı Kurmay Yarbay Hakan Karakuş bana önümüzdeki günlerde harekât olabilir dedi. Bunu da Ahmet Özçetin'den duyduğunu söyledi" diyor. Hatta "Akıncı Üssü'nün baş FETÖ'cüsü Kurmay Albay Ahmet Özçetin'dir" de diyor. Bu savcılık ifadeleri, 'Karakolda doğru söyler mahkemede şaşar' misali inkâr edebilecekleri ifadeler değil.
Yücel Canbolat da "Akıncı Üssü'nde FETÖ'cülerin başı Kurmay Albay Ahmet Özçetin'dir" diyor.
NEREYİ BOMBALATTIĞINI BİLMİYORMUŞ!
Ahmet Özçetin'e bağlı çalışan Ahmet Tosun ise Cumhurbaşkanı'nın uçağına önleme yapma talimatını verdiği telsiz kayıtlarını kabul ediyor. Ve talimatı Özçetin'den aldığını söylüyor: "Dikta kayıtlarında 16/07/2016 tarihinde 00:17'de filodan Şahin-2 kodlu uçağın Cumhurbaşkanlığı uçağını tarif edip önleme yapmaları talimatını verdiğime dair ses kaydını dinledim. Bu önleme talimatını bana Ahmet Özçetin vermişti. Ben de bunu uçuculara ilettim."
Tosun, Emniyet Havacılık Daire Başkanlığı ve Özel Harekât Daire Başkanlığı'na bomba atılması talimatını verdiğini de doğruluyor, daha doğrusu inkâr edemiyor:
"Dikta kayıtlarında 15/07/2016 tarihinde saat 22:15, 22:42, 22:57, 23:08, 23:15,
23:18'deki ve 16/07/2016 tarihinde saat 00:00'daki kayıtlarda Emniyet Havacılık Daire Başkanlığı'na ve Emniyet Özel Harekat Daire Başkanlığı'na bomba atılması anına ait ses kayıtlarını dinledim. Buralara da Ahmet Özçetin'in emri üzerine bomba atılması talimatını uçuculara ilettim." Ancak altına bir şerh düşüyor: "Ben dikta kayıtlarında PÖH diye geçen yerin Polis Özel Harekât olduğunu bilmiyordum." Bunca yıllık havacı, yani tekmil işi koordinatlarla olan biri, nereyi bombalattığını bilmediğini söylüyor. Aklımızla alay edercesine…
Bu bölümü, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ın 16 Temmuz'da Çankaya'daki Başbakanlık Konutu'na geldikten sonra tutuklattığı Tümgeneral Mehmet Dişli ile bitirelim. Dişli, ifadesinde Tuğamiral Ömer Faruk Harmancık'ın Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'a darbe bildirisi okutmaya çalıştığını, Akar'ın bunu kabul etmediğini doğruluyor.
Dişli'nin ifadesindeki önemli bir ayrıntı da Akar'ın, Genelkurmay Başkanlığı'na Ümit Dündar'ın atandığı haberini gördükten sonra söyledikleri. Bunu öğrenince şöyle diyor Akar: "İnisiyatif benden çıkıyor. Bu işi Silahlı Kuvvetler sonlandırırsa sonucu daha farklı olur, sonlandırmazlarsa daha bir farklı olur."
CUMHURBAŞKANI'NIN UÇAĞINI SORUYOR
Kayıt 1
Ahmet Özçetin: Kaplan. Özçetin Albay.
Üstçavuş Kaplan: Emrediniz komutanım.
Ahmet Özçetin: VIP trafiği geçti mi? Cumhurbaşkanı uçağı falan geçti mi hiç?
Kaplan: Komutanım, bilgimiz yok.
Ahmet Özçetin: Anladım, tamam.
Kayıt 2
Ahmet Özçetin: Yurtta Sulh harekâtı başladı. Yurtta Sulh harekâtını icra ediyoruz şu an. Dolayısıyla Yurtta Sulh diye sizinle temas eden bütün herkes, Yurtta Sulh diye temas edecek zaten.
Yarbay Altuntop: Yurtta Sulh demeyenlere nasıl, yani inmeye çalışırlarsa ne yapalım komutanım?
Ahmet Özçetin: Havadaki kollara haber vereceğiz ama öyle bir şey zaten beklemiyoruz, öyle bir şey söz konusu olmaz. (Yani direniş beklemediklerini söylüyor.) Kaynak: Sabah

Kumpas tezgâhının emrini Pensilvanya'daki Gülen'in karar verdi

İstanbul eski Güvenlik Şube Müdürü, MİT müsteşarının ifadeye çağrılması talimatını bizzat Gülen’in verdiğini itiraf etti.

x

İstanbul eski Güvenlik Şube Müdürü Yunus Dolar, FETÖ soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde çarpıcı bir itirafta bulundu. O dönem, 7 Şubat kumpasının tezgâhlandığı İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görev yapan Dolar, MİT müsteşarının ifadeye çağırılmasına Pensilvanya'daki Gülen'in karar verdiğini, bunu da kendisine FETÖ'cü gazeteci Ercan Gün'ün söylediğini ifade etti. Dolar şunları söyledi:
GÜLEN VE 8 KİŞİ KUMPASA 'EVET' DEDİ
"Zaman'ın polis muhabiri olan, daha sonra FOX TV'ye geçen, askeri okuldan atılma Ercan Gün, bu olaylardan bir süre sonra beni ziyarete geldi. Ona çizginin aşıldığını söyledim. O da 'Niye bu kadar dert ediyorsun? Konu ABD'de Fetullah Gülen'in de içinde bulunduğu 12 kişi tarafından istişare edilmiş, 3 kişi hayır, 9 kişi evet demiş. Gülen de evet diyenler arasında' dedi. Ben de kendisine 12 kişi ile bu kadar önemli bir konunun değerlendirilmesinin yanlış olduğunu söyledim.
Aklımdaki soru işaretlerini netleştirmek için Marmara Emniyet İmamı olan Arif takma isimli şahsa sordum. O da bana Gülen'in 'Dosya sağlam mı' diye sorduğunu, 'sağlam' denilmesi üzerine onay verdiğini ifade etti. Ben de bu olaydaki muhalefetime açıktan devam ettim.
BENİ GÖZALTI İLE TEHDİT ETTİLER
Bu durumdan rahatsız oldular. Hatta Organize Şube Müdürü Nazmi Ardıç, Ercan Gün'ü bana göndererek beni gözaltına alabileceği şeklinde bir mesaj iletti. Müdür yardımcılığına terfi edeceğim sene Hüseyin Çapkın'a çok yorulduğumu ve operasyonel birimlerde çalışmak istediğimi ilettim. Bu da hem sivil hem de resmi cemaatçileri rahatsız etti ve beni Vatan Caddesi'nden uzaklaştırmak için Anadolu Yakası'nda bir kısım ilçelerden sorumlu müdür yardımcısı olarak atadılar.
MÜDÜRLERİN ÇOĞU FETÖ'CÜYDÜ
17-25 Aralık operasyonları yapıldığında bunu örgütün yaptığı fikri kafamda netti. O ana kadar 81 vilayetin yarısından fazlasının il emniyet müdürü Gülenci'ydi. 81 ilin istihbarat, TEM ve kaçakçılık birimlerinin de tamamına yakını örgüte aitti. Anladım ki 2 buçuk yıldan beri hükümeti devirmek içi bu konuya yoğunlaşmışlar. Daha sonraki bir kısım görüşmelerden, operasyonun 2014'te yapılacağı fakat o zamanki kaçakçılık daire başkanının Hüseyin Çapkın'a, KOM birimlerinde tüm Gülenci müdürlerin görevden alınacağını iletmesi üzerine öne aldıkları kanaatine vardım." 

Martin Lejeune den Merkelin icyüzü

Türkiye’ye yakınlığıyla bilinen Alman gazeteci Martin Lejeune, 15 Temmuz darbe girişimi ve firari Can Dündar’ı Almanya’da kimlerin koruduğunu ve finansmanını kimlerin sağladığının perde arkasını Star Gazetesi'nden Mehmet Bayar'a anlattı

x

Almanya’da Erdoğan ve Türkiye’ye yakınlığıyla bilinen gazeteci Martin Lejeune, Merkel, FETÖ ve PKK ilişkisinin görünmeyen kirli yüzünü Star Gazetesi'nden Mehmet Bayar'a anlattı. PKK için Almanya’nın derin devleti diyen Lejeune, Merkel’in eteği altında sakladığı teröristleri deşifre etti. Alman gazeteci Lejeune, Almanya’nın 17-25 Aralık’tan itibaren nasıl Türkiye’yi hedef tahtasına koyduğu ve Büyükada’da gerçekleşen ikinci Gezi kalkışmasının altında yatan nedenleriyle beraber Türkiye düşmanı firari Can Dündar’ı Almanya’da kimlerin koruduğunu gün yüzüne çıkardı. Almanya terör örgütlerinin üssü haline gelmesi ve Merkel yönetiminin bu durum karşısında sessiz kalması Türkiye üzerinde oynanan oyunların sadece bir parçası olduğunu ifade eden Lejeune. Merkel’in Türkiye’yi bitirme pahasına Alman halkını bile gözden çıkardığına da değindi.
ERDOĞAN PKK’NIN BELİNİ KIRDI
Büyükada'da yaşanan kaos toplantısının ardından gündeme gelen sorunlardan bir tanesi Almanya'nın Türkiye içinde daha açığa çıkmamış gizli faaliyetleri var mı? Varsa Almanya istihbaratı Türkiye'de bunu ne şekilde kullanıyor?
Bunu bekleyebiliriz hatta beklemek zorundayız. Çünkü bağımsız, güçlü ve yeni Türkiye, Almanya’nın ve Alman hükümetine tahakküm eden güçlerin gözüne batan bir dikendir. Birçok kirli metotlara başvuracaktır. Almanya’da politikacılar ve medya Türkiye’de can güvenliği olmadığı konusunda propaganda yapıyor. Almanya geçmişte PKK gibi terör örgütlerini kullanmış ya da FETÖ’nün askeri bağlantıları tarafından Türkiye’de turizm sezonu başlamadan önce bombalar patlatılmıştır. Reis bu bağlantıları kesti. PKK o kadar zayıfladı ki artık Türkiye’de hiçbir yeni üye kazanamayacak durumda. Alman vakıflarının elinde kalan sadece Türkiye’ye zarar vermek isteyen muhalefet var. Almanya gizli operasyonlarını insan hakları oluşumları ve kaos antrenörleri ile kamufle etmek zorunda. Ayrıca NATO ve ABD bağlantısında Türkiye’ye karşı bir şeyler olması umudu içerisinde. Lakin bu da 15 Temmuz darbe girişimi gibi gerçekleşemeyecek.
ALMANYA FETÖ’CÜLERİ YENİ DARBE GİRİŞİMİ İÇİN HAZIRLIYOR
Sürekli birçok yabancı devletin darbe girişiminin arkasında olduğu söyleniyor. Almanya’nın buradaki rolü nedir?
Bazı güçler Türkiye ile ilgili konularda Almanya’yı kullanıyor. Almanya ve Alman Vakıfları üzerinden Gezi olayları kışkırtması gerçekleştirildi. 17-25 Aralık ve Gezi olaylarında başarı sağlanamadıktan sonra 15 Temmuz 2016 darbesi ile Erdoğan’ın öldürülüp milletin gücünü parçalama planlarını devreye soktular. Fakat bu girişim de başarısız oldu. Almanya, Amerika’nın ve NATO’nun bu faillerini kendi topraklarında siyasi sığınmacı olarak gösterip bunun kara bir propaganda yaparak, darbecilere sığınma hakkı veriyor, onları besliyor ve gelecek için hazırlıyor.
Avrupa neden içişlerimize karışıyor?  
Yüzyıllarca halifeliğin kaldırılması için paralar harcandı, ajanlar sızdırıldı. Bunun karşılığında Türkiye Cumhuriyeti kurulabildi. Batı’daki gibi giyinilmenin zorunlu kılındığı kıyafet yasaları getirildi. Latin harfleri ve Batı Avrupa devletlerinin kanunları alındı. Bu güçler Türkiye’yi ayrıştırmaya başladı ve her emperyalist güç Türkiye’deki bölgeler ve servet üzerinde iddia da bulundu. Alman Parlamentosu’ndaki Ermeni kararı da Türkiye’yi yolundan çevirmek için en önemli propaganda yalanlarından biriydi. Yine başarılı olamadılar.  
MERKEL, ALMANYA HALKINI SATTI VE İHANET ETTİ
Avrupa Türkiye’ye karşı ikili bir oyun mu oynuyor?
Angela Merkel halkını sattı ve ihanet etti. Politikacılar ve medya kendi davranışlarını haklı çıkarmak için yalan söylüyor. Adada tutuklanan kişilerin CHP ile bağlantılı oldukları hatta CHP’li muhalifler ile telefonlaştıkları ortaya çıktı. CHP’nin Almanya’da ‘CHP Almanya’ diye bir partisi var ve bunun dışında bir kardeş partisi de mevcut.
Türkiye’nin bölgede sahip olduğu rol nedir?
Türkiye, IMF ve Dünya Bankası’na borçlarını tamamen ödeyip onlarla bir daha anlaşma imzalamadığından beri hedef ülke oldu. Büyüme oranları o kadar yükseldi ki enflasyon oranları Osmanlı imparatorluğu dönemindeki ve Türkiye tarihindeki en düşük seviyelere kadar indi. Kartellerin Türkiye’ye karşı yaptığı her harekete rağmen Türkiye lider konuma geldi. 
24 Eylül 2017’de Federal Parlamento seçimleri yapılacak. Türkiye’yi kışkırtarak seçmenlerin oyları alınmak mı isteniyor?
Merkel hükümeti teröristleri barındırıyor. Türkiye tarafından aranan 4 bin 500 terörist Almanya’da ve iade edilmiyor. Alman istihbaratının resmi istatistiklerine göre Almanya’da 14 bin PKK’lı terörist yaşıyor. Seçimlerden sonra bu propaganda biraz azalabilir ama kapalı kapılar ardında planlanan ve uygulanan entrikalar bitmeyecektir.  
ALMANYA’DAKİ DERİN DEVLET PKK’DIR!
PKK tarafından Almanya’da birçok kez saldırıya uğradınız. Neden hedefsiniz? 
Çünkü Almanya’da bu konuları gün ışığına çıkaran tek kişiyim. PKK’nın Almanya; Alman vakıfları ve gizli servisi tarafından kurulduğunu, finanse edildiğini açıkça söylüyorum. Almanya bu terör örgütlerine silah sevkiyatı bile yapmakta. PKK Almanya’yı yönetiyor. Almanya’daki derin devlet PKK’dır, PKK eşittir Almanya! PKK’yı bir işçi partisi olarak gösterip bütün suçlarını örtbas etmeye çalışıyorlar. Almanya PKK’yı Türkiye’ye silah satabilmek için kurdu. Türkiye bu oyunu anlayınca Ruslar’dan silah almaya başladı. Almanya PKK’yı hayatta tutmaya çalışıyor ki silah satışı tekrar canlanabilsin. Açıkça şu soruyu soruyorum:  Almanya bu bataklıktan nasıl kurtulacak?
Kendinizi Almanya’da güvende hissediyor musunuz?
Hayır. Almanya’da bana saldırıda bulunan PKK’lılara savcılık ve polis soruşturma başlatmıyor. 11 Aralık 2016’da Berlin’de bir PKK’lı tarafından bıçaklı saldırıya uğradım. 5 Temmuz 2017’de 6 PKK’lı tarafından Bremen Mahkemesi kapısında polisin gözü önünde vahşice dövüldüm. 29 Temmuz 2017’de üç PKK yandaşı beni kamyonetle kaçırmak istedi. 11 Ağustos 2017 akşamı iki PKK’lı beni tren istasyonunda takip etti ve beni dövmek istedi. Bu son 8 ay içinde başıma gelen dört olay.
ZULME SESSİZ KALMADIĞIM İÇİN İŞİMDEN KOVULDUM
Avrupa kendisini demokrasinin ve insan haklarının beşiği ve merkezi olarak tanımlıyor olmasına rağmen Almanya sizi neden istemiyor?
Uzun zamandır Almanya’da benim anladığım gibi bir demokrasi olmadığını biliyorum. Filistin’deki zulme sesimi yükselttiğim için gazetemden atıldım. Buna Almanya’da izin verilmez. Bugüne kadar hala bir iş bulamadığım için sosyal medyaya bağımlıyım, YouTube, Facebook, Instagram ve Twitter gibi. Burada da düzenli olarak Alman federal hükümetinin isteği üzerine hesaplarım kapatılıyor. Gazeteciler Birliği’nden, Başkanı Frank Bsirske Bilderberg’in Erdoğan ile AK Parti’ye karşı olduğu için kovuldum. Şu anda geçimim tehlikede. Hakkımda politikacılara hakaret ve Filistinlilerin acıları ile ilgili yayınlarımdan dolayı açılmış bir sürü dava var.
DEMOKRASİNİN SON KALESİ TÜRKİYE’DİR
Müslüman olmanız Almanya’yı rahatsız etmesinde bir etken olabilir mi?
Müslüman olmam, zulme uğrayan ve adalet için bu dünyada savaşan bir Türkiye’nin yanında durmam Almanya’yı rahatsız ediyor. Türkiye demokrasi ve insan haklarının son kalesidir. Bir Alman olarak bu gerçekleri yazdığım ve yaydığım için Türkiye hakkında yalan ve kara propaganda yayan politikacılar ve medyanın gözüne bir diken oluyorum.
MERKEL FETÖ’NÜN ARKASINDA  
15 Temmuz’dan kısa süre sonra Yenikapı’da mitinge katıldınız. Neler hissettiniz?
Bu tarihi günde kahraman Türk halkıyla beraber 15 Temmuz şehitlerini andığımız için büyük onur duydum. Türk halkının darbeye karşı direndiği ve demokrasiyi savunduğu için 2016 Nobel Barış Ödülü’nü alması gerektiğini düşündüm. Avrupa’daki devlet büyüklerinin hatta Şansölye Merkel’in darbeyi lanetlemese de bu mitingde yer almalarını isterdim. Ayrıca bu mitingi hiçbir Alman kanalı canlı vermediği için utanç duydum.
Cumhurbaşkanımıza olan sempatiniz nasıl oluştu?  
Erdoğan inancını sonuna kadar yaşayan ve ona göre davranıp kararlar alan bir devlet başkanı. Bundan dolayı kendisi siyonist güçlerin gözünde bir diken, çünkü kamuoyu önünde ibadet ediyor, duaya çağırıyor ve kimseye ne boyun eğiyor ne de minnet ediyor. Halkı her yönüyle temsil ediyor. O halktan biri. Şunu unutmamak gerekir ki halk 15 Temmuz 2016‘da Recep Tayyip Erdoğan için sokaklara çıktı, onu hayatları pahasına korudu.
GERÇEKLERİ SÖYLEYEN TEK LİDER
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı diğer liderlerden ayıran özellik nedir?
Dünyada adaletsizlik konusunda konuşan ve gerçekleri söyleyen tek devlet başkanı Erdoğan’dır. Dünyaya demokrasi dersi veriyor, gerçek ve adaletli bir Müslüman’ın ne demek olduğunu gösteriyor. Benim için Erdoğan insanlara karşı duyarlı ve duygularını gösterebilen, zulme uğrayanları anlayan dostlarına mert ama düşmanlarına karşı sert birisidir. Türk halkı onun için ölüme gidebilir. Bunu 15 Temmuz 2016’da da ispat etti. Her bir Türk’ün asker doğduğunu biliyorum. Kim Türkiye ile uğraşmak isterse, bütün dünyadaki Müslümanları karşısına alır. Bunun için dünyadaki İslam ülkelerinin Recep Tayyip Erdoğan ismini duyduklarında nasıl davrandıklarına bakmak yeterli olacaktır.
CAN DÜNDAR SİSTEMİN KUKLASI
Almanya sadece Can Dündar’ı değil ayrıca bütün FETÖ teröristlerine kucak açmış durumda. Almanya neden FETÖ’yü yanına alıyor?
Almanya sadece Can Dündar’a değil tüm FETÖ teröristlerine kucak açmış durumda.  Can Dündar sistemin kuklası. Almanya’nın ise güçlere karşı taahhütleri var ve bu güçlerin kölesi durumunda. Angela Merkel suçlu Dündar’ı Türkiye’ye vermemesine rağmen Deniz Yücel gibi tutuklu bir sanığın hapisten çıkması için çok uğraştı. Bu şekilde Almanya, kaos eğitmeni Peter Steudtner ve FOCUS propagandacısı Frank Nordhausen da olduğu gibi entrikalarını gizli tutmayı arzu ediyor.
Dündar’ı Almanya’da kim koruyor?
Alman devlet güvenlik birimi tarafından görevlendirilen ve finanse edilen 6 koruma Can Dündar’ın yanından ayrılmıyor. Berlin’deki bürosunda polis tarafından korunup güvenliği sağlanıyor. Ayrıca Adalet Bakanı Heiko Maas da Can Dündar’ı koruyor. Dündar Almanya’da dokunulmaz.
Dündar kime karşı kullanılmak isteniyor?
Türkiye’ye karşı kullanılamaz. Alman halkı için bir kukla gibi kullanılıyor, her şovda boy gösteriyor.  Darbe teşebüslerini haklı göstermek için hizmet ediyor. Dündar’ın ‘Yargılanan bir suçlu olarak arandığı ve hukuk devleti Türkiye’nin kendisini suçlu bulduğu’ karartılmaya çalışılıyor. Almanya Türkiye‘deki yasalara saygı duymalı, bu şahsı ve iade etmelidir.  
Can Dündar’ı kim finanse ediyor?
Open Society Foundation’dan Geroge Soros Rudolf Augstein Vakfı yönetim kurulundan Jakob Augstein Can Dündar’ın Medya Projesi olan ‘Özgürüz’ü finansal olarak destekliyor. Corrcetiv isimli Alman haber ajansının Genel Yayın Yönetmeni David Schraven, Can Dündar için bir büro hazırladı. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in Almanya bölümü müdürü Christian Mihr, Can Dündar ve Alman federal hükümeti arasında bağlantı kurup aracılık yaptı.
KAYNAK: Mehmet Bayar / Star.com.tr