Alman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alman etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2017 Pazar

Martin Lejeune den Merkelin icyüzü

Türkiye’ye yakınlığıyla bilinen Alman gazeteci Martin Lejeune, 15 Temmuz darbe girişimi ve firari Can Dündar’ı Almanya’da kimlerin koruduğunu ve finansmanını kimlerin sağladığının perde arkasını Star Gazetesi'nden Mehmet Bayar'a anlattı

x

Almanya’da Erdoğan ve Türkiye’ye yakınlığıyla bilinen gazeteci Martin Lejeune, Merkel, FETÖ ve PKK ilişkisinin görünmeyen kirli yüzünü Star Gazetesi'nden Mehmet Bayar'a anlattı. PKK için Almanya’nın derin devleti diyen Lejeune, Merkel’in eteği altında sakladığı teröristleri deşifre etti. Alman gazeteci Lejeune, Almanya’nın 17-25 Aralık’tan itibaren nasıl Türkiye’yi hedef tahtasına koyduğu ve Büyükada’da gerçekleşen ikinci Gezi kalkışmasının altında yatan nedenleriyle beraber Türkiye düşmanı firari Can Dündar’ı Almanya’da kimlerin koruduğunu gün yüzüne çıkardı. Almanya terör örgütlerinin üssü haline gelmesi ve Merkel yönetiminin bu durum karşısında sessiz kalması Türkiye üzerinde oynanan oyunların sadece bir parçası olduğunu ifade eden Lejeune. Merkel’in Türkiye’yi bitirme pahasına Alman halkını bile gözden çıkardığına da değindi.
ERDOĞAN PKK’NIN BELİNİ KIRDI
Büyükada'da yaşanan kaos toplantısının ardından gündeme gelen sorunlardan bir tanesi Almanya'nın Türkiye içinde daha açığa çıkmamış gizli faaliyetleri var mı? Varsa Almanya istihbaratı Türkiye'de bunu ne şekilde kullanıyor?
Bunu bekleyebiliriz hatta beklemek zorundayız. Çünkü bağımsız, güçlü ve yeni Türkiye, Almanya’nın ve Alman hükümetine tahakküm eden güçlerin gözüne batan bir dikendir. Birçok kirli metotlara başvuracaktır. Almanya’da politikacılar ve medya Türkiye’de can güvenliği olmadığı konusunda propaganda yapıyor. Almanya geçmişte PKK gibi terör örgütlerini kullanmış ya da FETÖ’nün askeri bağlantıları tarafından Türkiye’de turizm sezonu başlamadan önce bombalar patlatılmıştır. Reis bu bağlantıları kesti. PKK o kadar zayıfladı ki artık Türkiye’de hiçbir yeni üye kazanamayacak durumda. Alman vakıflarının elinde kalan sadece Türkiye’ye zarar vermek isteyen muhalefet var. Almanya gizli operasyonlarını insan hakları oluşumları ve kaos antrenörleri ile kamufle etmek zorunda. Ayrıca NATO ve ABD bağlantısında Türkiye’ye karşı bir şeyler olması umudu içerisinde. Lakin bu da 15 Temmuz darbe girişimi gibi gerçekleşemeyecek.
ALMANYA FETÖ’CÜLERİ YENİ DARBE GİRİŞİMİ İÇİN HAZIRLIYOR
Sürekli birçok yabancı devletin darbe girişiminin arkasında olduğu söyleniyor. Almanya’nın buradaki rolü nedir?
Bazı güçler Türkiye ile ilgili konularda Almanya’yı kullanıyor. Almanya ve Alman Vakıfları üzerinden Gezi olayları kışkırtması gerçekleştirildi. 17-25 Aralık ve Gezi olaylarında başarı sağlanamadıktan sonra 15 Temmuz 2016 darbesi ile Erdoğan’ın öldürülüp milletin gücünü parçalama planlarını devreye soktular. Fakat bu girişim de başarısız oldu. Almanya, Amerika’nın ve NATO’nun bu faillerini kendi topraklarında siyasi sığınmacı olarak gösterip bunun kara bir propaganda yaparak, darbecilere sığınma hakkı veriyor, onları besliyor ve gelecek için hazırlıyor.
Avrupa neden içişlerimize karışıyor?  
Yüzyıllarca halifeliğin kaldırılması için paralar harcandı, ajanlar sızdırıldı. Bunun karşılığında Türkiye Cumhuriyeti kurulabildi. Batı’daki gibi giyinilmenin zorunlu kılındığı kıyafet yasaları getirildi. Latin harfleri ve Batı Avrupa devletlerinin kanunları alındı. Bu güçler Türkiye’yi ayrıştırmaya başladı ve her emperyalist güç Türkiye’deki bölgeler ve servet üzerinde iddia da bulundu. Alman Parlamentosu’ndaki Ermeni kararı da Türkiye’yi yolundan çevirmek için en önemli propaganda yalanlarından biriydi. Yine başarılı olamadılar.  
MERKEL, ALMANYA HALKINI SATTI VE İHANET ETTİ
Avrupa Türkiye’ye karşı ikili bir oyun mu oynuyor?
Angela Merkel halkını sattı ve ihanet etti. Politikacılar ve medya kendi davranışlarını haklı çıkarmak için yalan söylüyor. Adada tutuklanan kişilerin CHP ile bağlantılı oldukları hatta CHP’li muhalifler ile telefonlaştıkları ortaya çıktı. CHP’nin Almanya’da ‘CHP Almanya’ diye bir partisi var ve bunun dışında bir kardeş partisi de mevcut.
Türkiye’nin bölgede sahip olduğu rol nedir?
Türkiye, IMF ve Dünya Bankası’na borçlarını tamamen ödeyip onlarla bir daha anlaşma imzalamadığından beri hedef ülke oldu. Büyüme oranları o kadar yükseldi ki enflasyon oranları Osmanlı imparatorluğu dönemindeki ve Türkiye tarihindeki en düşük seviyelere kadar indi. Kartellerin Türkiye’ye karşı yaptığı her harekete rağmen Türkiye lider konuma geldi. 
24 Eylül 2017’de Federal Parlamento seçimleri yapılacak. Türkiye’yi kışkırtarak seçmenlerin oyları alınmak mı isteniyor?
Merkel hükümeti teröristleri barındırıyor. Türkiye tarafından aranan 4 bin 500 terörist Almanya’da ve iade edilmiyor. Alman istihbaratının resmi istatistiklerine göre Almanya’da 14 bin PKK’lı terörist yaşıyor. Seçimlerden sonra bu propaganda biraz azalabilir ama kapalı kapılar ardında planlanan ve uygulanan entrikalar bitmeyecektir.  
ALMANYA’DAKİ DERİN DEVLET PKK’DIR!
PKK tarafından Almanya’da birçok kez saldırıya uğradınız. Neden hedefsiniz? 
Çünkü Almanya’da bu konuları gün ışığına çıkaran tek kişiyim. PKK’nın Almanya; Alman vakıfları ve gizli servisi tarafından kurulduğunu, finanse edildiğini açıkça söylüyorum. Almanya bu terör örgütlerine silah sevkiyatı bile yapmakta. PKK Almanya’yı yönetiyor. Almanya’daki derin devlet PKK’dır, PKK eşittir Almanya! PKK’yı bir işçi partisi olarak gösterip bütün suçlarını örtbas etmeye çalışıyorlar. Almanya PKK’yı Türkiye’ye silah satabilmek için kurdu. Türkiye bu oyunu anlayınca Ruslar’dan silah almaya başladı. Almanya PKK’yı hayatta tutmaya çalışıyor ki silah satışı tekrar canlanabilsin. Açıkça şu soruyu soruyorum:  Almanya bu bataklıktan nasıl kurtulacak?
Kendinizi Almanya’da güvende hissediyor musunuz?
Hayır. Almanya’da bana saldırıda bulunan PKK’lılara savcılık ve polis soruşturma başlatmıyor. 11 Aralık 2016’da Berlin’de bir PKK’lı tarafından bıçaklı saldırıya uğradım. 5 Temmuz 2017’de 6 PKK’lı tarafından Bremen Mahkemesi kapısında polisin gözü önünde vahşice dövüldüm. 29 Temmuz 2017’de üç PKK yandaşı beni kamyonetle kaçırmak istedi. 11 Ağustos 2017 akşamı iki PKK’lı beni tren istasyonunda takip etti ve beni dövmek istedi. Bu son 8 ay içinde başıma gelen dört olay.
ZULME SESSİZ KALMADIĞIM İÇİN İŞİMDEN KOVULDUM
Avrupa kendisini demokrasinin ve insan haklarının beşiği ve merkezi olarak tanımlıyor olmasına rağmen Almanya sizi neden istemiyor?
Uzun zamandır Almanya’da benim anladığım gibi bir demokrasi olmadığını biliyorum. Filistin’deki zulme sesimi yükselttiğim için gazetemden atıldım. Buna Almanya’da izin verilmez. Bugüne kadar hala bir iş bulamadığım için sosyal medyaya bağımlıyım, YouTube, Facebook, Instagram ve Twitter gibi. Burada da düzenli olarak Alman federal hükümetinin isteği üzerine hesaplarım kapatılıyor. Gazeteciler Birliği’nden, Başkanı Frank Bsirske Bilderberg’in Erdoğan ile AK Parti’ye karşı olduğu için kovuldum. Şu anda geçimim tehlikede. Hakkımda politikacılara hakaret ve Filistinlilerin acıları ile ilgili yayınlarımdan dolayı açılmış bir sürü dava var.
DEMOKRASİNİN SON KALESİ TÜRKİYE’DİR
Müslüman olmanız Almanya’yı rahatsız etmesinde bir etken olabilir mi?
Müslüman olmam, zulme uğrayan ve adalet için bu dünyada savaşan bir Türkiye’nin yanında durmam Almanya’yı rahatsız ediyor. Türkiye demokrasi ve insan haklarının son kalesidir. Bir Alman olarak bu gerçekleri yazdığım ve yaydığım için Türkiye hakkında yalan ve kara propaganda yayan politikacılar ve medyanın gözüne bir diken oluyorum.
MERKEL FETÖ’NÜN ARKASINDA  
15 Temmuz’dan kısa süre sonra Yenikapı’da mitinge katıldınız. Neler hissettiniz?
Bu tarihi günde kahraman Türk halkıyla beraber 15 Temmuz şehitlerini andığımız için büyük onur duydum. Türk halkının darbeye karşı direndiği ve demokrasiyi savunduğu için 2016 Nobel Barış Ödülü’nü alması gerektiğini düşündüm. Avrupa’daki devlet büyüklerinin hatta Şansölye Merkel’in darbeyi lanetlemese de bu mitingde yer almalarını isterdim. Ayrıca bu mitingi hiçbir Alman kanalı canlı vermediği için utanç duydum.
Cumhurbaşkanımıza olan sempatiniz nasıl oluştu?  
Erdoğan inancını sonuna kadar yaşayan ve ona göre davranıp kararlar alan bir devlet başkanı. Bundan dolayı kendisi siyonist güçlerin gözünde bir diken, çünkü kamuoyu önünde ibadet ediyor, duaya çağırıyor ve kimseye ne boyun eğiyor ne de minnet ediyor. Halkı her yönüyle temsil ediyor. O halktan biri. Şunu unutmamak gerekir ki halk 15 Temmuz 2016‘da Recep Tayyip Erdoğan için sokaklara çıktı, onu hayatları pahasına korudu.
GERÇEKLERİ SÖYLEYEN TEK LİDER
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı diğer liderlerden ayıran özellik nedir?
Dünyada adaletsizlik konusunda konuşan ve gerçekleri söyleyen tek devlet başkanı Erdoğan’dır. Dünyaya demokrasi dersi veriyor, gerçek ve adaletli bir Müslüman’ın ne demek olduğunu gösteriyor. Benim için Erdoğan insanlara karşı duyarlı ve duygularını gösterebilen, zulme uğrayanları anlayan dostlarına mert ama düşmanlarına karşı sert birisidir. Türk halkı onun için ölüme gidebilir. Bunu 15 Temmuz 2016’da da ispat etti. Her bir Türk’ün asker doğduğunu biliyorum. Kim Türkiye ile uğraşmak isterse, bütün dünyadaki Müslümanları karşısına alır. Bunun için dünyadaki İslam ülkelerinin Recep Tayyip Erdoğan ismini duyduklarında nasıl davrandıklarına bakmak yeterli olacaktır.
CAN DÜNDAR SİSTEMİN KUKLASI
Almanya sadece Can Dündar’ı değil ayrıca bütün FETÖ teröristlerine kucak açmış durumda. Almanya neden FETÖ’yü yanına alıyor?
Almanya sadece Can Dündar’a değil tüm FETÖ teröristlerine kucak açmış durumda.  Can Dündar sistemin kuklası. Almanya’nın ise güçlere karşı taahhütleri var ve bu güçlerin kölesi durumunda. Angela Merkel suçlu Dündar’ı Türkiye’ye vermemesine rağmen Deniz Yücel gibi tutuklu bir sanığın hapisten çıkması için çok uğraştı. Bu şekilde Almanya, kaos eğitmeni Peter Steudtner ve FOCUS propagandacısı Frank Nordhausen da olduğu gibi entrikalarını gizli tutmayı arzu ediyor.
Dündar’ı Almanya’da kim koruyor?
Alman devlet güvenlik birimi tarafından görevlendirilen ve finanse edilen 6 koruma Can Dündar’ın yanından ayrılmıyor. Berlin’deki bürosunda polis tarafından korunup güvenliği sağlanıyor. Ayrıca Adalet Bakanı Heiko Maas da Can Dündar’ı koruyor. Dündar Almanya’da dokunulmaz.
Dündar kime karşı kullanılmak isteniyor?
Türkiye’ye karşı kullanılamaz. Alman halkı için bir kukla gibi kullanılıyor, her şovda boy gösteriyor.  Darbe teşebüslerini haklı göstermek için hizmet ediyor. Dündar’ın ‘Yargılanan bir suçlu olarak arandığı ve hukuk devleti Türkiye’nin kendisini suçlu bulduğu’ karartılmaya çalışılıyor. Almanya Türkiye‘deki yasalara saygı duymalı, bu şahsı ve iade etmelidir.  
Can Dündar’ı kim finanse ediyor?
Open Society Foundation’dan Geroge Soros Rudolf Augstein Vakfı yönetim kurulundan Jakob Augstein Can Dündar’ın Medya Projesi olan ‘Özgürüz’ü finansal olarak destekliyor. Corrcetiv isimli Alman haber ajansının Genel Yayın Yönetmeni David Schraven, Can Dündar için bir büro hazırladı. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in Almanya bölümü müdürü Christian Mihr, Can Dündar ve Alman federal hükümeti arasında bağlantı kurup aracılık yaptı.
KAYNAK: Mehmet Bayar / Star.com.tr

4 Nisan 2015 Cumartesi

İngiliz-Alman ortak yapımı

İngiliz ve Almanlar'ın Türkiye üzerinde oynadığı oyunlara bir yenisi daha eklendi. Kendi ülkelerinde yaşanan sokak olaylarını görmezden gelirken Gezi Olayları'nı tüm dünyaya 'barışçıl gösteri' yalanıyla duyuran Alman ve İngiliz medyası, yaklaşık 3 yıldır Türkiye hakkında her türlü yalan haberi yapmıştı. Vatandaşlarını IŞİD'e kendi istihbarat servisi ajanları üzerinden gönderip ardından "Türkiye, IŞİD'e destek veriyor" yalanını atan İngilizler'in foyası, ajanları Muhammed el Raşit'in yakalanmasıyla ortaya çıktı. 6-7 Ekim Kobani protestolarından onlarca kişi hayatını kaybederken, arkasından Alman ajanlarının bölgede cirit attığı ispatlandı. Türkiye'deki taşeronları üzerinden kanlı planlarını yürüten İngiliz ve Almanlar'ın son ortak yapımı ise Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz'a yapılan Çağlayan saldırısıydı. 

BND İLE BERABER ÇALIŞIYOR
 

Kanlı saldırıdan sonra terör örgütü DHKPC'ye yönelik Okmeydanı'ndaki İdil Kültür Merkezi'ne, operasyon yapıldı. Aralarında bir İngiliz'in de bulunduğu 30 kişi gözaltına alındı. Özel timlerin baskınında yakalan söz konusu İngiliz'in Almanya doğumlu Polonya kökenli İngiliz vatandaşı Stephan Shak Kacynski (52) olduğu ortaya çıktı.Kacynski'nin serbest gazetecilik yaptığı bildirildi. TAKVİM ise yıllardır birçok kanlı olay öncesinde Türkiye'de beliren bu şüpheli ismin asıl amacına ulaştı. İstihbarat birimleri tarafından takip edilen ve Alman gizli servisi BND ile irtibatlı olduğu ortaya çıkanStephan Shak'ın Çağlayan saldırısını planlayan isim olduğu belirlendi. 

YUNANİSTAN'DAN YENİ GELDİ 
Almanya ve Yunanistan'da DHKP-C üyeleriyle faaliyetlere katılan, sıkça İstanbul'a gelerek terör örgütüyle ilişkiye geçen Kacynski son olarak Yunanistan'da, adliyedeki saldırının vur emrini veren DHKP-C'nin sözde lideri Hüseyin Fevzi Tekin'le irtibat kurdu. Hapisteki Tekin'in kurmaylarıyla konuşan Shak, Çağlayan saldırısının tüm detaylarını kurguladı ve bir hafta önce bu hain planı hayata geçirmek üzere örgütün İstanbul'daki isimleriyle buluştu. Yıllardır DHKP-C'nin bir çok eylemini kurgulayan ve örgüt yapısını iyi bilen Shak'ın direktifiyle teröristler Şafak Yayla ve Bahadır Doğruyol, saldırı için seçildi ve kanlı plan İngiliz-Alman ortaklığıyla uygulandı. 

SALDIRILAR İÇİN KURYELİK YAPTI 
TAKVİM, ajan Shak'ın Çağlayan saldırısı dışında bir dizi eylem planları ile Türkiye'ye geldiğini de belirledi. Emniyet ve MİT'in araştırmalarına göre Alman Ajanı Shak, önümüzdeki 1 Mayıs gösterileri, barış sürecinin çözümsüzlüğe sürüklenmesi ve seçim sürecinde DHKP-C üzerinden yapılacak büyük eylemlerin bilgisi ve emirlerini getirdi. Shak'ın ulaştırdığı bu eylem talimatlarının amacının, halkta korku ve panik yaratarak seçimlerin sonuçlarını etkilemek olduğu bilgisi elde edildi.

NEREDE DHKP-C ORADA SHAK
Almanya ve Yunanistan'da DHKP-C üyeleriyle faaliyetlere katılan Stephan Shak Kacynski sıkça Türkiye'ye geliyordu. Shak Kacynski daha önce şu olaylar öncesinde ve olayların duruşmalarında Türkiye'de bulundu: 
 Gazi Mahallesi olayları...  Hayata Dönüş Operasyonu... 
 DHKP-C üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanan Avusturyalı gazeteci Sandra Bakutz'un duruşmaları...

TERÖRE GEÇİT YOK!

İstanbul Çağlayan Adliyesi'nde Savcı Mehmet Selim Kiraz'ın terör örgütü DHKP-C tarafından şehit edilmesinin ardından Türkiye genelinde düğmeye basıldı. Dün 4 ilde yapılan operasyonda biri öğretmen olmak üzere aralarında üniversite öğrencilerinin de bulunduğu 24 kişinin adresine baskın düzenlendi. 16 kişi gözaltına alınırken, evlerde 1 adet kurusıkı tabanca, çok sayıda mermi, molotof, havai fişek ile doküman bulundu.

ORTAKÖY'DEKİ BİR BALIKÇI!

Eski MİT elemanı Cemal Alparslan Ertuğ önceki gece A Haber'de DHKP-C ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ertuğ "Türkiye'de silahlı sol örgütlerin arkasında Batı olmuştur. Bir bölümü üzerinde de Alman gizli servisi etkilidir. İstanbul'daki terör eylemlerini gerçekleştiren örgütün arkasındaki ülke de Almanya'dır. DHKP-C'nin finansmanlığını yapan Ortaköy'de çok meşhur bir balık restoranı bile var" diye konuştu.

DHKP-C'Lİ KALSEN TOPRAĞA VERİLDİ

İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne düzenlediği silahlı saldırıda öldürülen 'li , memleketi Tunceli'de düzenlenen törenin ardından sloganlar eşliğinde toprağa verildi.

Ferit ZENGİN

4 Ocak 2015 Pazar

Frederich Barbarossa nasil öldü?

10 Haziran günü hava olağanüstü sıcaktır. İki gün sonra da yani 12 Haziran 1190 Salı günü bölgeyi yöneten Prens, Barbarossa'yı Silifke'de törenle karşılayacaktır.
Oğlu Frederich babasını çadırında ziyaret ettiği zaman, Barbarossa sıcaktan şikayet eder. Üzerinde sadece bir tunik olmasına rağmen terlemektedir.
Oğluna, "Üzerime bir şeyler giyip biraz dolaşmak ve hava almak istiyorum," der.
Oğlu ne kadar karşı çıksa da babasının kararını değiştirmeyeceğini bilmektedir. "Bölgeyi iyi tanımıyoruz. Yanınıza birkaç muhafız almanız doğru olur," der.
İmparator yola çıkar. On dakika bile gitmemişlerdir ki, karşılarına bir nehir çıkar.
Göksu. Pırıl pırıl su onu tahrik eder. Etrafta bir tehlike sezmediği için muhafızlara dönmeleri için işaret eder.
Atından iner. Nehrin kenarına gelince, nehrin bir kıvrımla tabii bir havuz oluşturduğunu görür. Sığdır, en çok 50-60 cm kadar derinliği olduğunu görür. Havuz içinde minik balıkların birbirlerini kovalamalarını büyük bir keyifle seyreder.
Paçalarını da yukarı çeker. Yavaş yavaş suya girer.
Serindir. Çok hoşuna gider.
Çocukluğunda hocalarının onu çok soğuk Alman nehirlerinde yüzmeye götürdüklerini hatırlar ve kendi kendine gülümser.
Su, dizlerine kadar gelince, eğilir, avuçları ile aldığı suyla yüzünü yıkar. Islak ellerini boynuna sürer. Bir adım daha atar.
İşte ne olduysa o an olur.
Başının döndüğünü ve şimşek gibi bir ağrının göğsüne saplandığını hisseder. Daha önce birkaç kez yaşadığı için telaş etmez ama bu ağrı diğerlerine benzememektedir.
Elini göğsünün üzerine koyarak ağrının geçmesini kımıldamadan bekler.
Ancak birden başı döner ve yüzün koyun suya düşer. Birkaç saniye çırpınarak nefes almak için dönmeye çalışır. Bu ağrısını şiddetlendirir. Gözü kararır ve o an her şey yok olur. 
Tarihin yazdığı Alman imparatorlarının en büyüklerinden biri olan Frederich Barbarossa, nefret ettiği Roma-Bizans topraklarında kalp krizine bağlı olarak 50 santimlik suda boğularak can verir. Aradan birkaç saat geçip dönmeyince oğlu merak eder.
İmparatorla giden muhafızlardan biri, "Majesteleri çok yakında efendim. Bir nehrin kenarında durunca bizi geri gönderdi," der. Babasının bu tarz davranışlarına alışkın olan Frederich bir süre daha bekler. Sonunda dayanamaz, muhafızı alarak yola çıkar.
Göksu Nehri'ne varınca atı görürler ama imparator ortada yoktur.
Nehre doğru gittiklerinde, suyun içinde yüzü koyun yatan Barbarossa'yı görünce oğlu, "Baba... Baba..." diye bağırarak koşar. Suya dalarak babasının cansız bedenine ulaşır. Muhafızla birlikte hemen ters çevirirler ama yapacakları bir şey kalmamıştır. Atın üzerine yatırırlar ve karargaha geri dönerler.
İmparator çadırında doktorları tarafından muayene edilir.
Üzerindekiler değiştirip yatağına yatırırlar.
Başta oğlu Frederich olmak üzere, tüm orduya asker vererek katılmış Alman prens ve lordları çadıra girerek saygı duruşunda bulunurlar. Sonra Frederich'in çadırında toplanırlar.
Yapılan müzakereler sonunda, üçüncü oğul olduğu için imparator olması söz konusu olmayan Frederich'in bütün ricalarına rağmen birliklerini alarak geri dönmeye karar verirler. Ordu o sırada 50 bin kişiye yakındır ve bu zırhlı birlikler dahil 40 bininin geri dönmesi demektir.
Prens ve lordlar, başlarında artık imparator olmadığına göre bu maceraya devamın gereksiz olduğunu düşünürler.. Üstelik artık Almanya'da yeni bir imparator vardır. Çıkarları gereği onun yanında olmak ön plana çıkmaktadır. Geri dönerler.
Frederich her ne pahasına olursa olsun babasını kutsal topraklarda gömmeye kararlıdır.
Barbarossa'nın cesedi ordu cerrahları tarafından o günün şartlarına göre (sirkeye batırılarak) tahnit edilir. Frederich komutasında geride kalan, sayıları oldukça azalmış haçlı birlikleri Barbarossa'nın cesediyle yola devam ederler.
Bilmedikleri yol boyunca çeşitli tuzaklarla karşılaşan bu birlikler sonunda Antakya'ya vardıklarında, Antakya Prensi III.
Bohemund tarafından karşılanır. 
İmparator, hemen ertesi gün yapılan törenle Antakya Katedrali'ne gömülür. Barbarossa'nın Bizans topraklarındaki misafirliği ancak 78 yıl sürer. 1268'de Antakya'yı ele geçiren Mısır Sultanı Baybars, katedrali yakınca Barbarossa'nun mezarı da yok olur. Böylece III. Haçlı Seferi'nin Alman macerası tam bir fiyasko ile sonuçlanır.

13 Ekim 2014 Pazartesi

Satın Alınmış Gazeteciler

Almanya'da geçenlerde bir kitap yayınlandı. Adı: "Gekaufte Journalisten."
Türkçesi: "Satın Alınmış Gazeteciler." 
Kitabın yazarı sıradan biri değil. 1986-1998 arasında Helmut Kohl hükümetinde danışman olarak görev yapan, German Marshall Fund ve Fondation Konrad Adenauer gibi düşünce kuruluşlarına üye olan, Frankfurter Allgemeine Zeitung'un dış haberler servisinde yıllarca çalışan ve o sayede dünyanın birçok ülkesini dolaşan Udo Ulfkotte. "Mesleğimden utandım, iğrendim" diyor Ulfkotte özetle kitabında.
Neden? Cevabı: "Almanya'da özgür ve bağımsız medya yok. Medya ve gazeteciler ABD gizli servisleri tarafından manipüle ediliyor. Gazeteciler, ABD'nin çıkarlarını savunmaları ve okurlarının beynini yıkamaları için Atlantic Bridge, Üçlü Komisyon, German Marshall Found, American Council on Germany, Aspen Institute gibi kuruluşlar aracılığıyla markaja alınıyor!"
Ulfkotte kitabında gerek CIA'nın, gerekse onun güdümünde olduğunu iddia ettiği Alman gizli servisi BND'nin (Bundesnachrichtendienst) gazetecileri nasıl satın aldıklarına, nasıl kendileri tarafından hazırlanmış yazılara imza attırıp gazetelerde yayınlanmasını sağladıklarına ilişkin yığınla örnek veriyor.
Ulfkotte sonunda neden patladığını, neden medya ile gizli servisler arasındaki karanlık ilişkileri açığa vurmak ihtiyacını hissettiğini şöyle açıklıyor: "Son olarak Ukrayna krizinde salt Avrupa'da savaş çıkartmak için Rusya'ya yönelik iftira ve karalama kampanyasına beni de alet etmeye kalktıkları için artık dayanamadım..."
Yayınevlerinden biri Ulfkotte'un kitabını dilimize çevirirse, meraklıları o örnekleri okuma fırsatı bulur.

***

Ulfkotte'tan söz etme ihtiyacını duymamın bir nedeni var.
Son yıllarda ABD Kongresi'nin İnsan Hakları Komisyonu'ndan AB Komisyonu'na, Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünden Uluslararası Af Örgütü'ne kadar önüne gelen Türkiye'ye vuruyor. "Basın özgürlüğü yok", "Sansür ve otosansür hortladı", "Medyada çoğulculuk ve çokseslilik öldü" gibi iddiaların haddi hesabı yok...
Son olarak AB Komisyonu'nun Türkiye'yle ilgili 2014 İlerleme Raporu'nda da benzer iddialar yer aldı.
İyi ama insana sormazlar mı; AB'nin lokomotifi olan Almanya'da medya özgür mü? ABD medyasının amiral gemisi New York Times'in muhabirleri ve yazarları nereye kadar özgür?

12 Eylül 2014 Cuma

Almanya neden Afganistanda?


Almanya Başbakanı Angela Merkel birkaç gün önce Afganistan’a bir ziyaret yaptı.DailyMail’de çıkan bir habere göre bu ziyarette Afganistan’daki Alman askerleri niye buradayız diye başbakana sorular yöneltmişler.
Angela teyzemizde uzun uzun anlatmış. Tabii çoğu palavra. Almanya ABD’nin dümensuyunda giderek askerlerini daha tehlikeli bölgelere sürüyor ve kayıpları da o oranda artıyor. Sadece bu ay 7 asker öldü ve görünen o ki bu sayı önümüzdeki günlerde artacak.
Angela Merkel’in haliyle doğruyu söylemesini beklemiyorum, onun için ben sizlere kısaca anlatayım:
Afganistan’a asker gönderen başta ABD olmak üzere ülkelerin iki ana hedefi var:
1. Afganistan  topraklarından petrol boru hattını geçirerek Avrasya petrolünün akışını kontrolüne almak.
2. Dünyadaki afyon üretiminin bir numarası olan Afganistan’daki uyuşturucu üretimini, sevkiyatını kontrol altına almak.
Evet bu kadar kısa ve basit. Bu iki neden de uluslararası şirketlerin kar hanelerini arttırmak için pazarlanıyor. Bu arada olan ölen ve sakat kalan askerlere oluyor.
Afganistan’da senelerdir süren katliamın terörizm, güvenlik, NATO vs. ile hiçbir ilgisi yoktur. Neden tamamen yukarıdaki iki maddedir.
Afganistan fakir halkı, yolsuz hükümeti ile hiçbir zaman batı ülkelerine bir tehdit oluşturamaz. Yani güvenlik tezi bir palavradır.
ABD liderliğindeki ülkeler petrol boru hattı konusunda başarısız olmuşlardır. Ama uyuşturucu üretimi ve dağıtımı konusunda olağanüstü başarılı olmuşlardır. O kadar kiRusya Afganistan’dan ülkelerine gelen ucuz eroinden şikayet etmeye başlamış.
Zaten dünyadaki uyuşturucu fiyatlarının ucuzlaması arzda bir sıkıntı olmadığını gösteriyor.
Tamam ABD, Ingiltere, Almanya gibi ülkelerin neden orada olduğu belli. Peki bizim Mehmetçik neden orada? Bilmem, biliyorsanız siz söyleyin!!
Merak ettim, acaba bizim Afganistan’da görevli Mehmetçik de aşağıdaki resimlerdeki gibi uluslararası bankerlerin afyon tarlalarına bekçilik yapıyor mu?
.

31 Temmuz 2014 Perşembe

Alman basını katliamı görmezden geldi!

 20 günü aşkın süredir bin 300'ün üzerinde liyi 
katletti. Türkiye dahil birçok ülke Gazze'deki insanlık dışı uygulamalara tepki gösterirken başta Amerika, Almanya ve İngiltere olmak üzere katliama kayıtsız kalmaya devam ediyor. 

Özellikle Gezi olayları sırasında masum sivil halkın devlet gücü tarafından şiddete maruz kaldığına dair sayfa sayfa haberlere imza adan Alman basını, Der Spiegel ve Bild gazetesi gibi yayın organları Gazze'de gerçek bir katliamı görmedi. 

Bu yayın organlarından Der Spiegel tarihinde ilk kez Türkçe kapakla çıkmış, Gezi olaylarının bir numaralı kışkırtıcısı olarak karşımıza çıkmıştı.

Habertürk yazarı Özcan Tikit de Alman basının bu tavrına dikkat çekerek konuyu bugünkü köşesine taşıdı. 

Tikit şunları söyledi:
"Der Spiegel, FAZ ve Bild'deki haberlere bakarsanız, İsrail'in HAMAS'ı vurduğu iddiası külliyen yalan. Saldırgan olan bir taraf varsa o da HAMAS. Gazze'deki vahşice katledilen Filistinli sivillerle ilgili haber desen, ara ki bulasın. 

Özellikle Bild gazetesi için varsa yoksa mazlum İsrail.. Varsa yoksa mazlum İsrail askerlerinin çektiği acılar..Varsa yoksa HAMAS'ın kazdığı tüneller.. Halkını Gazzeli bebeklerden koruyan İsrail askerlerinin karşı karşıya oldukları korkunç tehlikeyi anlata anlata bitiremiyorlar"

9 Temmuz 2014 Çarşamba

“Faili meçhul Necip Hablemitoğlu, PDF indir





                                         Köstebek PDF indir


Cumhuriyet’in“gözde”leri arasında bulunan bir “Cumhuriyet Aydını”dır!..
“Laik”tir!..
“Atatürkçü”dür,
“Devrimlere sıkı sıkıya bağlı”dır!..
Dolayısıyla, Necip Hablemitoğlu’na düzenlenen “suikast”ın aydınlatılması yolunda atılacak bir adım, ilk önce “Cumhuriyet’i sevindirmeli” değil midir?..
O halde;
Bu “örtbas” çabası niye?..
Yoksa, Cumhuriyet de;
“Paralel’in kucağına” mı oturdu?..
Dediğim gibi;
Gerisini bilmem ama, “Necip Hablemitoğlu cinayeti” aydınlığa kavuşturulursa, diğer “Faili meçhul cinayetler”in arkası çorap söküğü gibi gelir ve bu “suikast”ları kimlerin işlediği tek tek ortaya çıkar!..
ALMANLAR MI ÖLDÜRDÜ?
Malûm;
Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 tarihinde, Çankaya Portakal Çiçeği Sokağı’ndaki evinin önünde öldürüldü!.. “Ruger marka silah”tan çıkan “2 boş kovan” dışında delil bulunamadığı için, Hablemitoğlu cinayeti, yıllardır “faili meçhul cinayetler rafı”nda tutuluyor!..
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın; “Bu ülke Hablemitoğlu cinayetini yaşamış, sonra da her şeyi örtbas etmiş bir ülkedir” dediği noktada; uzun yıllar Almanya’da yaşamış olan ve adını “Nazi Avcısı” olarak duyuran yazar Talip Doğan Karlıbel o yıllarda önemli bir iddiayı ortaya atıyor ve diyordu ki;
“Necip Hablemlitoğlu’nu Alman GSG 9 timleri öldürdü.” 
Araştırmacı yazar Talip Doğan Karlıbel’e göre; Bergama ve Alman Vakıfları üzerine araştırmalar yapması dolayısıyla Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu, Almanların öfkesinin odağında bulunuyordu. 
Karlıbel şöyle diyordu: 
“Dünyanın herhangi bir yerinde çıkarılan bir gram altın, bu cevherden büyük gelir elde eden Almanya’yı rahatsız eder. Almanların, Bergama’da altın çıkarılmamasına yönelik sergilediği ‘çevreci’ oyun bu çalışmalarının en önemli bölümünü oluşturuyor. 
Hablemitoğlu, Türkiye’deki gizli Alman faaliyetleri üzerine ciddi araştırmalar yapan önemli bir bilim insanıydı. Hablemitoğlu’nun yaptığı bir diğer çalışma da Alman gizli servisi BND üzerineydi. Türkiye’de sürdürdükleri faaliyetlerin boyutu ve verdikleri zararları üzerineydi. Necip Hoca, BND’nin Alman vakıfları üzerinden PKK ve birçok yıkıcı ve bölücü örgüt ve derneklere finansal kaynak sağladığını dile getiriyordu.” 
Karlıbel, Alman gizli servisi BND’nin 2002’de yayınlanan“Türkiye raporu”nda Hablemitoğlu’nun; “Türkiye’de baş Alman düşmanı” olarak nitelendirildiğini ve en kısa zamanda bu tutumundan vazgeçirilmesi gerektiği ifade edildiğini savunuyordu...
Cinayetten 3 gün önce BND’nin talimatıyla GSG 9 timinden 9 kişilik bir timin İstanbul’a geldiğini ve suikasttan 2 gün sonra Türkiye’den ayrıldıklarını bildiren Karlıbel, tartışılacak sözlerini şöyle tamamlıyordu:
“Ne ilginçtir ki, bu timlerin uğradıkları her yerde birileri suikasta kurban gitmektedir. Tim, İstanbul’daki Alman Başkonsolosluğu’nun Tarabya’daki misafirhanesinde kalmıştır. GSG 9 timleri son 5 yıl içerisinde Türkiye’ye 5 kez gelip gitmiştir.”
CEMAAT’İ DE ARAŞTIRIYORDU!
İyi de;
Karlıbel’in iddia ettiği gibi, “Cinayeti Almanlar işlemiş” ise, Cemaat’teki ve “Paralel medya”daki bu panik niye?..
Nihayetinde;
“Savcı’nın talimatı”nı yerine getiren Emniyet, “ipuçları”nı değerlendirir ve “Almanya”ya ulaşırsa, hesabını onlar verir!.. Cemaat, niye paniğe kapılıyor ki?..
Ne var ki;
Necip Hablemitoğlu’nun araştırmaları sadece “Alman Vakıfları” ve “Altın”la sınırlı kalmamış,“Fetullah Gülen Yapılanması”nı da mercek altına almıştı.
Evet, Hablemitoğlu’nun “bastırmak için bir türlü yayınevi bulamadığı” bir çalışması daha vardı.
“Köstebek...”
Bilgisayarında kayıtlı çalışmasında, Alman Vakıfları ilişkilerini anlatmıştı. 
Hablemitoğlu, “Yayınlayamadığı kitabı Köstebek”te, Fetullah Gülen’i “CIA Ajanı” olmakla itham ediyor ve “Nuh Mete Yüksel’in iddianamesi”ne de giren “suçlama”larını şöyle sürdürüyordu:
• ABD’nin tüm dünyadaki tarikatlara ön gördüğü modeli ülkemizde Fetullahçılar uyguluyor. Laik Cumhuriyetimiz için en büyük tehdit olan bu tarikatın arkasındaki dış desteğin ABD olduğunu, Türkiye’de ve dünyada bilmeyen yok.
• Hocaefendi, kalabalık mahiyeti ve 24 saat yanından eksik olmayan doktorlarıyla birlikte Pennsylvania eyaletinde özel bir çiftlikte yaşıyor. Çiftliğin bulunduğu bölge FBI koruması altında. FBI tarafından Fetullahçılara 1991 yılında tahsis edilen bu çiftlikte, YÖK ya da MEB tarafından bu ülkeye gönderilen Fethullahçı yüksek lisans öğrencilerinin örgütlenme toplantıları gerçekleştirdikleri biliniyor. CIA yetkilileri ile Eyalet valisinin temasları sonucunda, cemaatin eyalet sınırları içinde bir de okul açtığı gelen duyumlar arasındadır. 
• ABD Büyükelçiliği ve konsoloslukları, hocaefendilerini ziyaret edecek tüm ziyaretçilerin vize problemini 10 yıllık vize vererek, çözümlemektedir. 
• Bizzat kendi yandaşlarının açıklamalarına göre hocaefendi yakın zaman öncesine kadar, Türk devletinin istihbarat örgütlerine ajanlık yapmaktaydı. CIA ile bağlantısının gelişmesinden sonra bu tür enformasyon hizmeti statüsü içinde bir süre daha devam etti. Ta ki bu çarpık ilişkiyi Türk Silahlı Kuvvetleri ve MİT fark edinceye kadar, kamuoyu; onları barışın simgesi olarak tanımaya devam etti. 
• Fetullahçılara göre, Humeyni bir gün nasıl İran’a dönmüşse, hocaefendileri de öyle anlı-şanlı dönecek ve Çankaya’ya oturacaktır. 
• Bir taraftan ABD ile ilişkilerini sürdüren Fetullahçılar, diğer taraftan Vatikan, Fener Rum Patriği, Musevi Hamam Başısı derken, çeşitli ülkeler arası kuruluşlarla da paslaşmaya başlamışlardır.
Necip Hablemitoğlu ve Nuh Mete Yüksel’in bu “suçlama”ları; Fetullah Gülen’in o yıllardaki avukatı Fethi Ün tarafından yalanlandı ve hatta aleyhlerinde “dâvâ” açıldı!..
İzmir 13. Asliye Hukuk Mahkemesi; 2000 yılında, Necip Hablemitoğlu’nu “suçlu” buldu ve“Fetullah Gülen’e 1 milyar lira manevî tazminat ödemeye” mahkûm etti.
ZİYARETÇİLER KİMLERDİ?
Ne var ki;
“Aradan 14 yıl geçtikten sonra”, sadece Necip Hablemitoğlu Suikastı değil, diğer “faili meçhul suikastlar” da yeniden masaya yatırıldı ve geniş şekilde soruşturulacak!..
Ben, bu vesileyle bir “duyum”umu aktarmak istiyorum... Kulağıma gelen “söylenti”lere göre;Necip Hablemitoğlu, sanıyorum “Köstebek” adlı kitabını yazdıktan sonra, “ziyaretine birileri geldi” ve ona dediler ki; “Sen, bu kitabından kaç para kazanmayı bekliyorsun?”
Necip Hablemitoğlu, “800 bin dolar” deyince, kendisini ziyaret eden kişi veya kişiler, “Bu para çok” dediler ve ona “500 bin dolar” teklif ettiler!..
“Bu parayı sana vereceğiz ama kitabı, kesinlikle piyasaya vermeyeceksin!”
“Tamam” dedi Hablemitoğlu... İddialara göre “500 bin dolar”ı aldı ama bir yandan da “kitabını basacak yayınevi aramaya” başladı!..
İşte o zaman ipler koptu!..
Sonra, gazetelerde o haber çıktı:
“Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 günü Çankaya’daki evinin önünde, saat 20.30 sıralarında uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti!”
Ona “suikast” düzenleyenler, “kitabı yayınlamaması şartıyla 500 bin dolar ödeyen ziyaretçileri” miydi, yoksa “Alman timi” miydi?..
Bu cinayet, “18 Aralık 2002 tarihinden bu yana karanlıkta”dır ve işte şimdi “aydınlatılması”yönünde bir “soruşturma” başlatılmıştır!..
O halde, bu “panik” niye?..


Yazar Necip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetmişti. Aradan geçen zamana rağmen faillere ulaşılamadı. Dosya, faili meçhuller rafındaki yerini aldı. Ancak, Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) İstihbarat ve Terörle Mücadele (TEM) birimleri, bir yıl önce dosya üzerinde yeni çalışma başlattı. Dosyadaki veriler yeniden didik didik edildi. Cinayetin ardından bir ihbar mektubu üzerine emekli Albay A.U.’nun takibe alındığı, dosyada emekli Astsubay T.Ü. ile 2002-2004 tarihleri arasında telefon görüşmeleri yaptığına ilişkin bilgilerin yer aldığı fark edildi. Bunun üzerine, Telekomünikasyon İletişim Dairesi’nden (TİB) alınan veriler incelendi. Ayrıca cinayetten sonra söz konusu iki isim arasındaki telefon görüşmelerinin dökümü yeniden yapıldı.
Telefonlara ait ‘baz’ verilerinden, T.Ü.’nün suikast öncesi ve sonrasında Ankara’da olduğu sonucuna ulaşıldı. Söz konusu şahıs adına kayıtlı telefonların, 15-21 Aralık 2002 tarihleri arasında Ankara’da sinyal verdiği görüldü. T.Ü.’nün Albay A.U. ile telefon görüşmeleri yaptığı, karayoluyla Antalya’dan Ankara’ya geldiği, saldırıdan birkaç gün önce Necip Hablemitoğlu’nun evinin olduğu Portakal Çiçeği Sokağı’na giderek incelemelerde bulunduğu belirlendi. Cinayetin hemen ardından olay mahallinde A.U. ile Olay Yeri İnceleme ekiplerinin çalışmalarını takip eden astsubayın 21 Aralık tarihinde karayoluyla Ankara’dan Antalya’ya döndüğü anlaşıldı.
Son bilgiler ışığında dosyayı didik didik eden polis, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmek üzere yeni bir dosya hazırladı. Cinayetin ardından gerçekleşen telefon trafiği dosyada ayrıntılarıyla yer aldı. Emekli albayın, T.Ü.’ye,  “Antalya’daki malzemeleri kaldırın. Ortada bir şey bırakmayın. Dikkatli olun.” dediği kayıtlara yansıdı. Polis, T.Ü.’nün de ikamet ettiği Antalya’daki bazı adreslere baskın yapmasına rağmen söz konusu malzemelere ulaşılamadı. Ancak, Ergenekon operasyonunun başlamasının ardından Antalya’da metruk bir arazide çok sayıda mühimmat bulundu. Bunun emekli Albay A.U.’nun  telefonda belirttiği malzemeler olduğu ortaya çıktı.
İhbar mektubu: Albay A.U. suikastin faillerini biliyor
Necip Hablemitoğlu cinayetini araştıran polis, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na ulaşan bir ihbar mektubunun da üzerinde duruyor. Alınan bilgilere göre mektupta, emekli Albay A.U.’nun Necip Hablemitoğlu suikastı ile ilgili olarak önemli bilgilere sahip olduğu ileri sürülüyor. A.U.’nun Hablemitoğlu’nun faillerini bildiği iddia ediliyor. Aynı şekilde Hablemitoğlu olayı ile ilgili olarak Ergenekon sanığı Ergun Poyraz’ın da bazı bilgilere sahip olduğu aktarılıyor. Mektuptaki bir diğer değerlendirme ise ‘Hablemitoğlu’nun o dönemde bu kişilerle güçlü bir irtibatı olduğu, yazdığı birçok kitapta bilgi ve belgeleri kendisine A.U.’nun temin ettiği, ancak aralarının açılmasının ardından Hablemitoğlu’nun hedef haline geldiği’ yönünde.
‘Hablemitoğlu cinayeti için 1 milyon dolar teklif edildi’
Ergenekon sanıkları arasında yer alan Osman Yıldırım, 12 Mart 2008 tarihli ifadesinde Hablemitoğlu cinayeti ile ilgili olarak şunları söylemişti: “Aralık 2002’de İbrahim Genç, Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Esen Türkyılmaz ve Osman Gürbüz’ün de bulunduğu bir yazıhanede Gürbüz, bana ‘Necip Hablemitoğlu’nu öldürebilir misin?’ diye sordu. Bunun karşılığında da 1 milyon dolar vereceklerini söyledi. Ben ise kendisini tanımadığımı söyledim, bundan dolayı da tekliflerini reddettim. Bunun üzerine Veli Küçük, Osman’a dönerek, ‘Osman bu iş gene sana düştü’ şeklinde talimat verdi. Daha sonraki günlerde Hablemitoğlu’nun öldürüldüğünü duydum. Olaydan 6-7 ay sonra Gürbüz, bana ‘Hablemitoğlu’nun parasını masalarda bitirdik’ dedi.”

Üç yazarın şüpheli ölümü FETÖ iddianamesinde


İzmir'deki FETÖ iddianamede, Necip Hablemitoğlu, Haydar Meriç ve Aytunç Altındal gibi gazeteci yazarların şüpheli ölümlerine de yer verildi.

İzmir'de FETÖ/PDY'ye finansal destek sağlanmasına yönelik hazırlanan iddianamede, örgüt aleyhine kitap yazan Necip Hablemitoğlu, Haydar Meriç ve Aytunç Altındal gibi gazeteci yazarların şüpheli ölümlerine de yer verildi. İddianamede, "Henüz kitabı basım aşamasına gelmemiş Ahmet Şık ile bu konuda kitap yazan Hanefi Avcı ve Nedim Şener'in uzun süre tutuklu yargılandıkları davalarla susturulmaları ve susturulmak istenmeleri üzerinde dikkatle durulması gereken bir konudur" denildi.
İzmir Cumhuriyet Savcısı Zafer Dur'un FETÖ/PDY'ye finansal destek sağlanmasına yönelik başlattığı soruşturma kapsamında 2'si tutuklu 3 sanık hakkında hazırlanan ve İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen 56 sayfalık iddianamede, örgütün kuruluşundan yapılanmasına, devlete sızmasından 3 gazeteci yazarın şüpheli ölümüne kadar birçok konuya yer verildi.
İddianamede, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından FETÖ'nün silahlı terör örgütü olduğunun daha anlaşılır hale geldiği, örgütün firari elebaşı Fetullah Gülen'in 75 yaşında ve ilkokul mezunu olması, 1999'dan bu yana ABD'de yaşaması göz önünde bulundurulduğunda, şahsi gayret ve yeteneklerle bu kadar büyümesi ve devletin varlığı için büyük öneme sahip kurumların içinde hayati birimlerine yerleşmesinin mümkün olamayacağı belirtildi.
Uluslararası desteğe sahip olmadan 160 ülkede okullar açıp yönetmenin hayatın akışına ters bir durum olduğu vurgulanan iddianamede, Gülen'in ABD'ye gittiği tarih ile terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye teslim edildiği tarihe de dikkat çekildi.
FETÖ İLE MOON TARİKATI BENZERLİĞİ
İddianamede, FETÖ'nün Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet teşkilatı, yargı, mülkiye ve istihbarat birimlerinde etkin konuma gelip devleti "esir" alacak bir pozisyonda bulunmasının dış güçlerin desteği olmadan gerçekleşemeyeceği kaydedildi.
Örgüt üyelerinin kod isimler kullandığı bildirilen iddianamede, her meslek grubuna "imam" tayin edilmesi, "imamlar" aracılığıyla üyeler arasında iletişim kurulması, üst düzey örgüt mensuplarının gerçekleştirdiği toplantılarda katılımcıların özel ve mesleki soru sormalarına sınırlama getirilmesi, hücre şeklinde örgütlenen yapıda bir hücrenin çökmesi halinde diğerlerine ulaşılamaması gibi tespitler sebebiyle FETÖ'nün "dini duygularla kurulmuş bir yapı" söylemlerinin gerçeğe aykırı olduğu ifade edildi.
FETÖ/PDY'nin sözde sivil toplum cemaati görünümlü yapısının CIA'nın öngördüğü "Mormon, moon, scientology" gibi tarikat yapısına tıpatıp uyduğuna işaret edilen iddianamede, CIA'nın bu modellerle tarikatları birer sivil toplum örgütü şeklinde yapılandırarak toplumu değiştirip dönüştürmeyi amaçladığı, bu örgütün de onlarca yıldır eğitim, ekonomi, sağlık, politika, teknoloji ve kültürel sistemlerin dayalı olduğu kamusal alanlarda oluşturduğu yönetim sisteminin bunu amaçladığı aktarıldı.
ŞÜPHELİ ÖLÜMLER
Gazeteci yazar Necip Hablemitoğlu'nun "Köstebek" isimli kitabına da kaynak olan emniyetteki yapılanmayı deşifre eden raporları düzenleyen dönemin emniyet müdürlerine gözdağı verildiği, FETÖ'ye yakın duranların önünün açıldığı, "dokunanın ise yanacağı" bir yapı oluşturulduğu belirtilen iddianamede, şunlar kaydedildi:  "Gülen'in CIA, MI6 ve BND gibi yabancı istihbarat örgütlerine taşeronluk yaptığı, taşeronluk yaptıkları istihbarat örgütleri adına hareket ederek karşı devletlerin istihbarat birimlerinde kadrolaşma yoluna gittiği uzun süredir özellikle araştırmacı yazarlar tarafından dile getirilen konular
arasındadır. Örgütün bu şekilde sızdıkları devletin gücünü, devleti savunanlara karşı kullanacak düzeye gelmeleri konusunda uluslararası düzeyde yardım aldıkları konusunda da ciddi kaygılar bulunmaktadır.  Bu konuda araştırma yapan ve kitap yazan Necip Hablemitoğlu, Haydar Meriç ve Aytunç Altındal gibi gazetecilerin FETÖ bağlantısı nedeniyle şüphe taşıyan ölümleri, henüz kitabı basım aşamasına gelmemiş Ahmet Şık ile bu konuda kitap yazan Hanefi Avcı ve Nedim Şener'in tutuklu olarak uzun süre yargılandıkları davalarla susturulmaları ve susturulmak istenmeleri üzerinde dikkatle durulması gereken bir konudur."
OPERASYON
FETÖ/PDY'ye finansal destek sağlanmasına yönelik soruşturma kapsamında İzmir Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince 18 Şubat'ta düzenlenen operasyonda, ABD'den dönen iş adamı Emir Ağbaş ve Mehmet Çelikaslan, İzmir Adnan Menderes Havalimanında gözaltına alınmış, İzmir ve İstanbul'da Ağbaş'a ait 8 adreste arama başlatılmıştı. Ağbaş ve Çelikaslan tutuklanmış, şirket çalışanlarından Selami Başaran ise tutuksuz yargılanmak üzere salıverilmişti.
Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Zafer Dur, 2'si tutuklu 3 sanık hakkında hazırladığı iddianamenin İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmesiyle sanıklar hakkında Türk Ceza Kanunu'nun ilgili maddeleri kapsamında "silahlı terör örgütü üyesi olmak" ve "Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun'a muhalefet" suçlamalarıyla 5 ila 10 yıl arasında hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.