Merkel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Merkel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ağustos 2017 Pazar

Martin Lejeune den Merkelin icyüzü

Türkiye’ye yakınlığıyla bilinen Alman gazeteci Martin Lejeune, 15 Temmuz darbe girişimi ve firari Can Dündar’ı Almanya’da kimlerin koruduğunu ve finansmanını kimlerin sağladığının perde arkasını Star Gazetesi'nden Mehmet Bayar'a anlattı

x

Almanya’da Erdoğan ve Türkiye’ye yakınlığıyla bilinen gazeteci Martin Lejeune, Merkel, FETÖ ve PKK ilişkisinin görünmeyen kirli yüzünü Star Gazetesi'nden Mehmet Bayar'a anlattı. PKK için Almanya’nın derin devleti diyen Lejeune, Merkel’in eteği altında sakladığı teröristleri deşifre etti. Alman gazeteci Lejeune, Almanya’nın 17-25 Aralık’tan itibaren nasıl Türkiye’yi hedef tahtasına koyduğu ve Büyükada’da gerçekleşen ikinci Gezi kalkışmasının altında yatan nedenleriyle beraber Türkiye düşmanı firari Can Dündar’ı Almanya’da kimlerin koruduğunu gün yüzüne çıkardı. Almanya terör örgütlerinin üssü haline gelmesi ve Merkel yönetiminin bu durum karşısında sessiz kalması Türkiye üzerinde oynanan oyunların sadece bir parçası olduğunu ifade eden Lejeune. Merkel’in Türkiye’yi bitirme pahasına Alman halkını bile gözden çıkardığına da değindi.
ERDOĞAN PKK’NIN BELİNİ KIRDI
Büyükada'da yaşanan kaos toplantısının ardından gündeme gelen sorunlardan bir tanesi Almanya'nın Türkiye içinde daha açığa çıkmamış gizli faaliyetleri var mı? Varsa Almanya istihbaratı Türkiye'de bunu ne şekilde kullanıyor?
Bunu bekleyebiliriz hatta beklemek zorundayız. Çünkü bağımsız, güçlü ve yeni Türkiye, Almanya’nın ve Alman hükümetine tahakküm eden güçlerin gözüne batan bir dikendir. Birçok kirli metotlara başvuracaktır. Almanya’da politikacılar ve medya Türkiye’de can güvenliği olmadığı konusunda propaganda yapıyor. Almanya geçmişte PKK gibi terör örgütlerini kullanmış ya da FETÖ’nün askeri bağlantıları tarafından Türkiye’de turizm sezonu başlamadan önce bombalar patlatılmıştır. Reis bu bağlantıları kesti. PKK o kadar zayıfladı ki artık Türkiye’de hiçbir yeni üye kazanamayacak durumda. Alman vakıflarının elinde kalan sadece Türkiye’ye zarar vermek isteyen muhalefet var. Almanya gizli operasyonlarını insan hakları oluşumları ve kaos antrenörleri ile kamufle etmek zorunda. Ayrıca NATO ve ABD bağlantısında Türkiye’ye karşı bir şeyler olması umudu içerisinde. Lakin bu da 15 Temmuz darbe girişimi gibi gerçekleşemeyecek.
ALMANYA FETÖ’CÜLERİ YENİ DARBE GİRİŞİMİ İÇİN HAZIRLIYOR
Sürekli birçok yabancı devletin darbe girişiminin arkasında olduğu söyleniyor. Almanya’nın buradaki rolü nedir?
Bazı güçler Türkiye ile ilgili konularda Almanya’yı kullanıyor. Almanya ve Alman Vakıfları üzerinden Gezi olayları kışkırtması gerçekleştirildi. 17-25 Aralık ve Gezi olaylarında başarı sağlanamadıktan sonra 15 Temmuz 2016 darbesi ile Erdoğan’ın öldürülüp milletin gücünü parçalama planlarını devreye soktular. Fakat bu girişim de başarısız oldu. Almanya, Amerika’nın ve NATO’nun bu faillerini kendi topraklarında siyasi sığınmacı olarak gösterip bunun kara bir propaganda yaparak, darbecilere sığınma hakkı veriyor, onları besliyor ve gelecek için hazırlıyor.
Avrupa neden içişlerimize karışıyor?  
Yüzyıllarca halifeliğin kaldırılması için paralar harcandı, ajanlar sızdırıldı. Bunun karşılığında Türkiye Cumhuriyeti kurulabildi. Batı’daki gibi giyinilmenin zorunlu kılındığı kıyafet yasaları getirildi. Latin harfleri ve Batı Avrupa devletlerinin kanunları alındı. Bu güçler Türkiye’yi ayrıştırmaya başladı ve her emperyalist güç Türkiye’deki bölgeler ve servet üzerinde iddia da bulundu. Alman Parlamentosu’ndaki Ermeni kararı da Türkiye’yi yolundan çevirmek için en önemli propaganda yalanlarından biriydi. Yine başarılı olamadılar.  
MERKEL, ALMANYA HALKINI SATTI VE İHANET ETTİ
Avrupa Türkiye’ye karşı ikili bir oyun mu oynuyor?
Angela Merkel halkını sattı ve ihanet etti. Politikacılar ve medya kendi davranışlarını haklı çıkarmak için yalan söylüyor. Adada tutuklanan kişilerin CHP ile bağlantılı oldukları hatta CHP’li muhalifler ile telefonlaştıkları ortaya çıktı. CHP’nin Almanya’da ‘CHP Almanya’ diye bir partisi var ve bunun dışında bir kardeş partisi de mevcut.
Türkiye’nin bölgede sahip olduğu rol nedir?
Türkiye, IMF ve Dünya Bankası’na borçlarını tamamen ödeyip onlarla bir daha anlaşma imzalamadığından beri hedef ülke oldu. Büyüme oranları o kadar yükseldi ki enflasyon oranları Osmanlı imparatorluğu dönemindeki ve Türkiye tarihindeki en düşük seviyelere kadar indi. Kartellerin Türkiye’ye karşı yaptığı her harekete rağmen Türkiye lider konuma geldi. 
24 Eylül 2017’de Federal Parlamento seçimleri yapılacak. Türkiye’yi kışkırtarak seçmenlerin oyları alınmak mı isteniyor?
Merkel hükümeti teröristleri barındırıyor. Türkiye tarafından aranan 4 bin 500 terörist Almanya’da ve iade edilmiyor. Alman istihbaratının resmi istatistiklerine göre Almanya’da 14 bin PKK’lı terörist yaşıyor. Seçimlerden sonra bu propaganda biraz azalabilir ama kapalı kapılar ardında planlanan ve uygulanan entrikalar bitmeyecektir.  
ALMANYA’DAKİ DERİN DEVLET PKK’DIR!
PKK tarafından Almanya’da birçok kez saldırıya uğradınız. Neden hedefsiniz? 
Çünkü Almanya’da bu konuları gün ışığına çıkaran tek kişiyim. PKK’nın Almanya; Alman vakıfları ve gizli servisi tarafından kurulduğunu, finanse edildiğini açıkça söylüyorum. Almanya bu terör örgütlerine silah sevkiyatı bile yapmakta. PKK Almanya’yı yönetiyor. Almanya’daki derin devlet PKK’dır, PKK eşittir Almanya! PKK’yı bir işçi partisi olarak gösterip bütün suçlarını örtbas etmeye çalışıyorlar. Almanya PKK’yı Türkiye’ye silah satabilmek için kurdu. Türkiye bu oyunu anlayınca Ruslar’dan silah almaya başladı. Almanya PKK’yı hayatta tutmaya çalışıyor ki silah satışı tekrar canlanabilsin. Açıkça şu soruyu soruyorum:  Almanya bu bataklıktan nasıl kurtulacak?
Kendinizi Almanya’da güvende hissediyor musunuz?
Hayır. Almanya’da bana saldırıda bulunan PKK’lılara savcılık ve polis soruşturma başlatmıyor. 11 Aralık 2016’da Berlin’de bir PKK’lı tarafından bıçaklı saldırıya uğradım. 5 Temmuz 2017’de 6 PKK’lı tarafından Bremen Mahkemesi kapısında polisin gözü önünde vahşice dövüldüm. 29 Temmuz 2017’de üç PKK yandaşı beni kamyonetle kaçırmak istedi. 11 Ağustos 2017 akşamı iki PKK’lı beni tren istasyonunda takip etti ve beni dövmek istedi. Bu son 8 ay içinde başıma gelen dört olay.
ZULME SESSİZ KALMADIĞIM İÇİN İŞİMDEN KOVULDUM
Avrupa kendisini demokrasinin ve insan haklarının beşiği ve merkezi olarak tanımlıyor olmasına rağmen Almanya sizi neden istemiyor?
Uzun zamandır Almanya’da benim anladığım gibi bir demokrasi olmadığını biliyorum. Filistin’deki zulme sesimi yükselttiğim için gazetemden atıldım. Buna Almanya’da izin verilmez. Bugüne kadar hala bir iş bulamadığım için sosyal medyaya bağımlıyım, YouTube, Facebook, Instagram ve Twitter gibi. Burada da düzenli olarak Alman federal hükümetinin isteği üzerine hesaplarım kapatılıyor. Gazeteciler Birliği’nden, Başkanı Frank Bsirske Bilderberg’in Erdoğan ile AK Parti’ye karşı olduğu için kovuldum. Şu anda geçimim tehlikede. Hakkımda politikacılara hakaret ve Filistinlilerin acıları ile ilgili yayınlarımdan dolayı açılmış bir sürü dava var.
DEMOKRASİNİN SON KALESİ TÜRKİYE’DİR
Müslüman olmanız Almanya’yı rahatsız etmesinde bir etken olabilir mi?
Müslüman olmam, zulme uğrayan ve adalet için bu dünyada savaşan bir Türkiye’nin yanında durmam Almanya’yı rahatsız ediyor. Türkiye demokrasi ve insan haklarının son kalesidir. Bir Alman olarak bu gerçekleri yazdığım ve yaydığım için Türkiye hakkında yalan ve kara propaganda yayan politikacılar ve medyanın gözüne bir diken oluyorum.
MERKEL FETÖ’NÜN ARKASINDA  
15 Temmuz’dan kısa süre sonra Yenikapı’da mitinge katıldınız. Neler hissettiniz?
Bu tarihi günde kahraman Türk halkıyla beraber 15 Temmuz şehitlerini andığımız için büyük onur duydum. Türk halkının darbeye karşı direndiği ve demokrasiyi savunduğu için 2016 Nobel Barış Ödülü’nü alması gerektiğini düşündüm. Avrupa’daki devlet büyüklerinin hatta Şansölye Merkel’in darbeyi lanetlemese de bu mitingde yer almalarını isterdim. Ayrıca bu mitingi hiçbir Alman kanalı canlı vermediği için utanç duydum.
Cumhurbaşkanımıza olan sempatiniz nasıl oluştu?  
Erdoğan inancını sonuna kadar yaşayan ve ona göre davranıp kararlar alan bir devlet başkanı. Bundan dolayı kendisi siyonist güçlerin gözünde bir diken, çünkü kamuoyu önünde ibadet ediyor, duaya çağırıyor ve kimseye ne boyun eğiyor ne de minnet ediyor. Halkı her yönüyle temsil ediyor. O halktan biri. Şunu unutmamak gerekir ki halk 15 Temmuz 2016‘da Recep Tayyip Erdoğan için sokaklara çıktı, onu hayatları pahasına korudu.
GERÇEKLERİ SÖYLEYEN TEK LİDER
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı diğer liderlerden ayıran özellik nedir?
Dünyada adaletsizlik konusunda konuşan ve gerçekleri söyleyen tek devlet başkanı Erdoğan’dır. Dünyaya demokrasi dersi veriyor, gerçek ve adaletli bir Müslüman’ın ne demek olduğunu gösteriyor. Benim için Erdoğan insanlara karşı duyarlı ve duygularını gösterebilen, zulme uğrayanları anlayan dostlarına mert ama düşmanlarına karşı sert birisidir. Türk halkı onun için ölüme gidebilir. Bunu 15 Temmuz 2016’da da ispat etti. Her bir Türk’ün asker doğduğunu biliyorum. Kim Türkiye ile uğraşmak isterse, bütün dünyadaki Müslümanları karşısına alır. Bunun için dünyadaki İslam ülkelerinin Recep Tayyip Erdoğan ismini duyduklarında nasıl davrandıklarına bakmak yeterli olacaktır.
CAN DÜNDAR SİSTEMİN KUKLASI
Almanya sadece Can Dündar’ı değil ayrıca bütün FETÖ teröristlerine kucak açmış durumda. Almanya neden FETÖ’yü yanına alıyor?
Almanya sadece Can Dündar’a değil tüm FETÖ teröristlerine kucak açmış durumda.  Can Dündar sistemin kuklası. Almanya’nın ise güçlere karşı taahhütleri var ve bu güçlerin kölesi durumunda. Angela Merkel suçlu Dündar’ı Türkiye’ye vermemesine rağmen Deniz Yücel gibi tutuklu bir sanığın hapisten çıkması için çok uğraştı. Bu şekilde Almanya, kaos eğitmeni Peter Steudtner ve FOCUS propagandacısı Frank Nordhausen da olduğu gibi entrikalarını gizli tutmayı arzu ediyor.
Dündar’ı Almanya’da kim koruyor?
Alman devlet güvenlik birimi tarafından görevlendirilen ve finanse edilen 6 koruma Can Dündar’ın yanından ayrılmıyor. Berlin’deki bürosunda polis tarafından korunup güvenliği sağlanıyor. Ayrıca Adalet Bakanı Heiko Maas da Can Dündar’ı koruyor. Dündar Almanya’da dokunulmaz.
Dündar kime karşı kullanılmak isteniyor?
Türkiye’ye karşı kullanılamaz. Alman halkı için bir kukla gibi kullanılıyor, her şovda boy gösteriyor.  Darbe teşebüslerini haklı göstermek için hizmet ediyor. Dündar’ın ‘Yargılanan bir suçlu olarak arandığı ve hukuk devleti Türkiye’nin kendisini suçlu bulduğu’ karartılmaya çalışılıyor. Almanya Türkiye‘deki yasalara saygı duymalı, bu şahsı ve iade etmelidir.  
Can Dündar’ı kim finanse ediyor?
Open Society Foundation’dan Geroge Soros Rudolf Augstein Vakfı yönetim kurulundan Jakob Augstein Can Dündar’ın Medya Projesi olan ‘Özgürüz’ü finansal olarak destekliyor. Corrcetiv isimli Alman haber ajansının Genel Yayın Yönetmeni David Schraven, Can Dündar için bir büro hazırladı. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in Almanya bölümü müdürü Christian Mihr, Can Dündar ve Alman federal hükümeti arasında bağlantı kurup aracılık yaptı.
KAYNAK: Mehmet Bayar / Star.com.tr

12 Eylül 2014 Cuma

Almanya neden Afganistanda?


Almanya Başbakanı Angela Merkel birkaç gün önce Afganistan’a bir ziyaret yaptı.DailyMail’de çıkan bir habere göre bu ziyarette Afganistan’daki Alman askerleri niye buradayız diye başbakana sorular yöneltmişler.
Angela teyzemizde uzun uzun anlatmış. Tabii çoğu palavra. Almanya ABD’nin dümensuyunda giderek askerlerini daha tehlikeli bölgelere sürüyor ve kayıpları da o oranda artıyor. Sadece bu ay 7 asker öldü ve görünen o ki bu sayı önümüzdeki günlerde artacak.
Angela Merkel’in haliyle doğruyu söylemesini beklemiyorum, onun için ben sizlere kısaca anlatayım:
Afganistan’a asker gönderen başta ABD olmak üzere ülkelerin iki ana hedefi var:
1. Afganistan  topraklarından petrol boru hattını geçirerek Avrasya petrolünün akışını kontrolüne almak.
2. Dünyadaki afyon üretiminin bir numarası olan Afganistan’daki uyuşturucu üretimini, sevkiyatını kontrol altına almak.
Evet bu kadar kısa ve basit. Bu iki neden de uluslararası şirketlerin kar hanelerini arttırmak için pazarlanıyor. Bu arada olan ölen ve sakat kalan askerlere oluyor.
Afganistan’da senelerdir süren katliamın terörizm, güvenlik, NATO vs. ile hiçbir ilgisi yoktur. Neden tamamen yukarıdaki iki maddedir.
Afganistan fakir halkı, yolsuz hükümeti ile hiçbir zaman batı ülkelerine bir tehdit oluşturamaz. Yani güvenlik tezi bir palavradır.
ABD liderliğindeki ülkeler petrol boru hattı konusunda başarısız olmuşlardır. Ama uyuşturucu üretimi ve dağıtımı konusunda olağanüstü başarılı olmuşlardır. O kadar kiRusya Afganistan’dan ülkelerine gelen ucuz eroinden şikayet etmeye başlamış.
Zaten dünyadaki uyuşturucu fiyatlarının ucuzlaması arzda bir sıkıntı olmadığını gösteriyor.
Tamam ABD, Ingiltere, Almanya gibi ülkelerin neden orada olduğu belli. Peki bizim Mehmetçik neden orada? Bilmem, biliyorsanız siz söyleyin!!
Merak ettim, acaba bizim Afganistan’da görevli Mehmetçik de aşağıdaki resimlerdeki gibi uluslararası bankerlerin afyon tarlalarına bekçilik yapıyor mu?
.

24 Haziran 2014 Salı

GAZETECİLİK YA DA ‘BEYAZ ADAM’IN SOYTARISI OLMAK

Özelde Almanya’nın ve genel olarak Batı’nın bir taktiği vardır hedef aldıkları ülkelerin yönetimlerini yıpratmak için.
Onları kendilerine benzeyenlerle ya da mesaj olarak algılanacak isimlerle vurmak.
Son örnek Almanya’nın en çok satan dergisi Der Spiegel’den.
Ve onun İstanbul muhabiri Hasnain Kazim.
Hani şu  “Cehenneme Git Erdoğan” başlığıyla bir makale kaleme alan muhabir. Şii kökenli bir Arap olduğunu ama Almanya’da bir Proteston köyünde yetiştiğini söylüyor.
Nerede?
Son birkaç yıldır Erdoğan ve Hükümet karşıtı oldukları için “sıkıntı yaşayan zavallı insanları” aklamayı misyon edinen Hürriyet gazetesinde ve bu işler için görevlendirdiği Cansu Çamlıbel’in röportajında.
Hasnain Kazim, “Cehenneme Git Erdoğan” başlığından dolayı çok tehdit aldığını ve İstanbul’u terk etmek zorunda kaldığını belirterek kendisi için epey mağduriyet çıkarıyor. Ama ardından da ekliyor:
“Bugün olsa yine aynı başlığı atardım”
Efendim o sözü bir Somalı madenci söylemiş meğer.
Severim böyle “gazeteci kıvraklıkları”nı ama yutmam.
Röportaj tam bir aklama, yağlama yıkama…
Kritik hiçbir soru yöneltmiyor Cansu Çamlıbel ona. Misal, “Almanya Başbakanı Merkel döneminde faili meçhul 3000’den fazla cinayetin 746’sının ırkçı nedenlerle işlendiği ortaya çıktı. Üstelik Seninle aynı ten rengine sahip oldukları için. Yıllarca dönerci cinayetleri diye adlandırdıkları NSU cinayetlerini saymıyoruz bile. Acaba ona da Cehenneme Git Merkel diyebilir miydin?” diye sorabilirdi.
Hasnain Kazim, Almanya’nın üzerine vazife ya, o konuya da dalmış. “Ben üçüncü havalimanına ağaçlar kesildiği için karşıyım” diyor. Çevre en kolay taraftar toplama yöntemi malum. 
“Şu anda Avrupa’nın en büyük Hab’ı olan Frankfurt havalimanı inşa edilirken bir orman yok edildi. Ama sessiz kaldınız. Neden?”
Bunun cevabını beklerdim.
Sanırım “Sahip Beyaz Adam” bu kadarına izin veriyor.
Yine de Cansu Çamlıbel’i kutluyorum.
Çöplükleri eşelemekteki başarısı nedeniyle.
Tabii en başta da gazetesi Hürriyet’i.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Köln konuşması sonrasında bir başka örneği Hürriyet’in ortağı Bild gazetesinde görmüştük.
Alman Sosyal Demokrat Partisi(SPD)nin eski Avrupa Parlamentosu milletvekili ve hâlâ bu partinin önde gelen isimlerinden biri olan Ozan Ceyhun ile ilgili yazdırdığı yazının başlığı:
“Warum darf dieser Stinkstiefel noch SPD-Mitglied sein?”
Yani:
“Bu Pislik SPD’de kalmaya devam edecek mi?”
Haberi yazana bakalım:
Von Radoslav Rajlıc adlı bir Sırp kökenli yazar.
Bosnalı on binlerce Müslümanı katleden bir etnisiteye mensup soykırımcı milislerin ülkesinden bir Sırp.
Ozan Ceyhun’un suçu Cumhurbaşkanları Gauck hakkında benim programımda (Avrupa’da Gündem) “Ucuz Kahramanlık yaptı” demesiydi…
Mesaj çok açık!
EKMEL BEY VE ÖRTÜLÜ GERÇEKLİK
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun entelektüel niteliklerini övebiliriz.
Birden fazla yabancı dil konuşmasını ya da muhafazakâr bir kökten geliyor olmasını da.
Ama bunlardan yola çıkarak “İşte bakın böylesine değerli bir insan ve üstelik muhafazakâr. CHP de sonunda Türkiye gerçeğini fark etti ve bir muhafazakârı aday göstermek zorunda kaldı” demek, bir başka gerçekliğin üstünü, bilmeden de olsa örtmektir.

7 Haziran 2014 Cumartesi

Merkel, Taksim’de Soyunacak Değil ya!


Sevgili okurlar, sizlerle bu defâ, Lüleburgaz Hürfikir Gazetesi’nden köşe arkadaşımız İlyas ŞEN’in, tüm yazıları gibi beğendiğim, ilginç, daha doğrusu açık ve de dobra bir uslûpla kaleme alınmış, ülkemizin Güneydoğu problemi dâhil tüm meselelerine teşmil edilebilecek güzel bir yazısını paylaşacağız. İnşâllâh beğeneceğiniz ümîdi ve de bol istifâdeler dileğiyle ves’selâm: 
“Bu gâvuroğlu gâvurlar, Taksim’e  kendileri neden çıkmıyor? - İlyas Şen
Bir zamanlar eski dışişleri bakanlarımızdan Kâmuran İnan; “Türkiye’de birçok ülkenin lobisi vardır. En zayıf lobisi olan da Türk Milleti’dir…” demişti.
Bir televizyon canlı sohbetinde bu sözleri duyduğumda, iliklerime kadar titremiştim.“Türkiye’de en zayıfı bizmişiz. Yani Türk Milletiymiş.”
Anlayacağınız “Türkiye’de Alman’ının, İngiliz’inin, Fransız’ının, Amerikalı’sının, Rusya’sının daha bilmem hangi gâvuroğlu gâvurunun” lobisi var. Yani adamları var da bizim adamımız pek yokmuş. Vay anasını!
Peki, bu gâvurun adamları kimdir, ne iş yaparlar?
Kim olacak, kimisi sendikacı, kimisi siyasetçi, kimisi gazeteci, televizyoncu, kimisi sanatçı bozuntusu, kimisi eğitimci falan kimisi işadamı, bankacı, kimisi de çapulcu oluyor.
Peki, bunlar ne yapar, ağalarına nasıl hizmet ederler? Herhalde şöyle oluyor. Mesela, rahmetli Özdemir Sabancı Japonlarla otomobil fabrikası kurdu ya, öyleyse onu durdurmak lâzım. Bizim piyasamızda en çok otomobili satılan ülkenin bilmem ne lobisi devreye giriyor ve gereği yapılıyor. Tabi “lobi” dediğin şey çok geniş bir organizasyon olduğundan adam kim vurduya gidiyor.
Bizim şimdiki siyasetçilerimiz de lâftan ve lobiden anlamıyorlarki. Türkiye yeni yeni atılımlara giriyor. Meselâ “hızlı tren” ülke yollarını tuttuğu zaman kaç otobüs fabrikasının, kaç otomobil fabrikasının ekmeğini kesecek, hesabını yapan var mı?
Ama birileri yapıyordur. N’apmak lâzım? Durdurmak lâzım tabiî. Pekiii, kim durduracak? Lobi var ya lobi. Bütün organlarıyla harekete geçecekler. Siyasetçisi mecliste, iş adamıylaTÜSİAD’da, sendikacıysa işyerinde, medyacıysa gazetesinde, televizyonunda, çapulcuysa sokaklarda; yakarak, yıkarak işlerini yapacaklar. Yapmıyorlar mı?
Sakın ha, doğrudan “tren istemeyiz” demelerini beklemeyin. Hani Mevlânâ diyor ya;“Tilkinin kuyruğuna bastım, sesi ağzıdan çıktı” diye. Kuyruk nire, ağız nire? Ama bir alâkası var demek ki.
Türk Hava Yolları yeni sene “Lufthansa”yı geçiyormuş. Almanya’dan çığlık var:“Cehenneme git Erdoğan.” İstanbul üçüncü hava alanı Avrupa’nın en büyüğü oluyormuş. Avrupa’dan ses var: “Türkiye’de diktatörlük var…”
Gayrisafi gelirimiz on yılda üç kat artmış. Bu artış aynen devam ederse on beş yıl sonra Avrupa’nın en büyük ekonomisi olacakmışız.
Avrupa’nın her yerinden ses çıkıyor “Türkiye nereye gidiyor? Gazeteciler içeri atılıyor, diktatörlük geliyormuş v.s.”
Ve “yürüyün Taksim’e”
Eee!. N’apsın adamlar? Merkel kendisi bizzat gelip Taksim’de soyunacak değil ya!Adamlarını gönderiyor. Taksim’deki aptalların dertleri nedir bilemem de, Avrupalı gâvurun, İsrailli Siyonist’in, ABD’li emperyalistin derdi bellidir. Onların derdi Türkiye ellerinden kaçmasın uçmasın. Eskiden olduğu gibi boynundaki tasmasıyla kontrol ettikleri bir köpek gibi bizi esir tutabilme çabasıdır. Kendilerinin söyleyemediklerini, uşaklarına, lobilerine söyletiyorlar.
Mademki bu kadar güçlü lobileri var; Lobi’nin işi ne olaki? Elleriyle tutamadıklarında “maşa”, ağızlarıyla söyleyemediklerinde “tercüman”, durduramadıklarında da “silahları” oluyorlar. 1915’de Çanakkale açıklarında ateş kusan “gemileri” gibi. Yine durduracağız. Yine biz galip geleceğiz.

7 Mart 2014 Cuma

Aram Ateşyan dan Merkel'e "One Minut"

Olay, geçtiğimiz yıl Alman Başbakanı Angela Merkel'in, Türkiye'yi ziyareti sırasında gerçekleşti. Şansöyle Merkel'e, Başbakan Erdoğan'la ilgili olarak "one minute" çıkışı yapıldı. 
Ancak görülmedi, belki de özellikle görülmek ve gösterilmek istenmedi. Durum bu olunca, ziyarete "Mor Gabriel Manastırı" ile ilgili olarak Türkiye'ye yöneltilen eleştiriler damgasını vurdu. 
Oysa, Merkel'e yapılan çıkış çok daha önemliydi. 
Olayı, Ermeni Patrik Vekili Aram Ateşyan, AK Parti Şişli Belediye Başkan Adayı Mukadder Başeğmez'in ziyareti sırasında bizzat anlattı… 
Alman Başbakanı Merkel, Türkiye'deki dini kanaat önderleriyle İstanbul'da bir araya gelmişti. Sorunlar konuşulup tartışılırken, eleştirel bir üslup kullanmaya kalktı. 
Tam bu esnada Ermeni Patrik Vekili Aram Ateşyan araya girdi. Başbakan Merkel'e "bir dakika"dedi: 
-Siz ne diyorsunuz, söylediklerinizin farkında mısınız? Ben Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'na laf söyletmem. 
Merkel'in ve diğer cemaat liderlerinin şaşkın bakışları arasında Ermeni Cemaati'nin durumunu anlattı ve sordu: 
-Siz, 12 yıl önce neler yaşadığımızı biliyor musunuz? 
Kendi sorusuna da kendi cevap verdi: 
-Sıkıntılarımız vardı. Üstelik karşımızda bu sıkıntıları anlatacak makam da bulamıyorduk. Bir kaymakamla bile zor görüşüyorduk. Ama bugün dilediğimiz zaman Başbakan'a ulaşabiliyoruz. Sıkıntılarımızı anlatabiliyoruz. 
Ateşyan, noktayı koydu: 
-Siz, Türkiye'deki gelişmelerin farkında değilsiniz herhalde. Osmanlı'dan bu yana ilk defa bu dönemde bizim haklarımız verildi. 
Ateşyan'ın sözlerini şaşkınlık içinde dinleyen Merkel, geri adım atmak zorunda kaldı. "Peki o zaman" dedi: 
-Siz memnunsanız mesele yok. 
***
Kamuoyu pek bilmiyor ama devletin tepesi bu diyalogun farkında. Hatta, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, telefon açıp Ateşyan'ı kutladı. 
O görüşme sırasında Davutoğlu bir de espri yaptı… 
Ateşyan'ın, Merkel karşısında yaptığı çıkışı kastederek, "Sizin ne kadar hiddetli olduğunuzu biliyoruz" dedi: 
-Fazla vaktinizi alıp hiddetinizi çekmek istemiyorum. O yüzden kısa konuşacağım; size teşekkür ederim. 
O olay bir dönüm noktası oldu… 
Şimdi, dini cemaatler arasında Aram Ateşyan denildiğinde, "Lafını sakınmaz, doğru bildiğini her yerde ve herkesin yüzüne söyler" değerlendirmesi yapılıyor. 
***
Bugün içinde yaşadığımız tabloya bakıldığında, Aram Ateşyan'ın sözleri farklı bir anlam kazanıyor… 
Ermeni Patrik Vekili, Türkiye'ye yönelik eleştirilerin karşısına dikiliyor. "Haksızlık etmeyin" diyor. Türkiye'deki hoşgörü ortamına atıfta bulunup, cemaatlerin kazanımlarını ortaya koyuyor. 
Birileri, de dünyanın her tarafında kapı kapı gezip, önüne gelene Türkiye'yi şikâyet ediyor. Bu ülkeyi sıkıntıya sokmak için elinden geleni yapıyor. 
Patrik Vekili , yaşadığı ülkeye sahip çıkıyor. Yabancılar karşısında Başbakan'ı savunuyor. Referansı İslam olanlar ise, tam tersi bir tavır içinde. Ellerinden gelse, kendilerine biat etmeyenleri bir kaşık suda boğacaklar. 
Garip, çok garip! Sizce de bu işte bir gariplik yok mu? 
***
AK Parti Şişli Belediye Başkan Adayı Mukadder Başeğmez, azınlık cemaatleriyle iyi bir diyalog içinde. Dilediğinde kapılarını çalıp derdini anlatıyor. Propaganda çalışması yaparak oylarını bile isteyebiliyor. 
Başeğmez, önceki gün Ermeni Patrik Vekili Aram Ateaşyan ile yine bir akşam yemeğinde birlikteydi. 
Peki, Refah Partisi kökenli olan Başeğmez, aynı diyaloğu Gülen Cemaati ile kurabilir mi? Aynı hoşgörüyle karşılanabilir mi? 
Zor, çok zor; hatta imkânsız görünüyor. 
Gerçekten son derece garip bir tabloyla karşı karşıyayız! Cemaat bugün kapı kapı dolaşıp, AK Parti'ye mümkün olan en büyük zararı vermekle uğraşıyor