Joachim Gauck etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Joachim Gauck etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2014 Salı

GAZETECİLİK YA DA ‘BEYAZ ADAM’IN SOYTARISI OLMAK

Özelde Almanya’nın ve genel olarak Batı’nın bir taktiği vardır hedef aldıkları ülkelerin yönetimlerini yıpratmak için.
Onları kendilerine benzeyenlerle ya da mesaj olarak algılanacak isimlerle vurmak.
Son örnek Almanya’nın en çok satan dergisi Der Spiegel’den.
Ve onun İstanbul muhabiri Hasnain Kazim.
Hani şu  “Cehenneme Git Erdoğan” başlığıyla bir makale kaleme alan muhabir. Şii kökenli bir Arap olduğunu ama Almanya’da bir Proteston köyünde yetiştiğini söylüyor.
Nerede?
Son birkaç yıldır Erdoğan ve Hükümet karşıtı oldukları için “sıkıntı yaşayan zavallı insanları” aklamayı misyon edinen Hürriyet gazetesinde ve bu işler için görevlendirdiği Cansu Çamlıbel’in röportajında.
Hasnain Kazim, “Cehenneme Git Erdoğan” başlığından dolayı çok tehdit aldığını ve İstanbul’u terk etmek zorunda kaldığını belirterek kendisi için epey mağduriyet çıkarıyor. Ama ardından da ekliyor:
“Bugün olsa yine aynı başlığı atardım”
Efendim o sözü bir Somalı madenci söylemiş meğer.
Severim böyle “gazeteci kıvraklıkları”nı ama yutmam.
Röportaj tam bir aklama, yağlama yıkama…
Kritik hiçbir soru yöneltmiyor Cansu Çamlıbel ona. Misal, “Almanya Başbakanı Merkel döneminde faili meçhul 3000’den fazla cinayetin 746’sının ırkçı nedenlerle işlendiği ortaya çıktı. Üstelik Seninle aynı ten rengine sahip oldukları için. Yıllarca dönerci cinayetleri diye adlandırdıkları NSU cinayetlerini saymıyoruz bile. Acaba ona da Cehenneme Git Merkel diyebilir miydin?” diye sorabilirdi.
Hasnain Kazim, Almanya’nın üzerine vazife ya, o konuya da dalmış. “Ben üçüncü havalimanına ağaçlar kesildiği için karşıyım” diyor. Çevre en kolay taraftar toplama yöntemi malum. 
“Şu anda Avrupa’nın en büyük Hab’ı olan Frankfurt havalimanı inşa edilirken bir orman yok edildi. Ama sessiz kaldınız. Neden?”
Bunun cevabını beklerdim.
Sanırım “Sahip Beyaz Adam” bu kadarına izin veriyor.
Yine de Cansu Çamlıbel’i kutluyorum.
Çöplükleri eşelemekteki başarısı nedeniyle.
Tabii en başta da gazetesi Hürriyet’i.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Köln konuşması sonrasında bir başka örneği Hürriyet’in ortağı Bild gazetesinde görmüştük.
Alman Sosyal Demokrat Partisi(SPD)nin eski Avrupa Parlamentosu milletvekili ve hâlâ bu partinin önde gelen isimlerinden biri olan Ozan Ceyhun ile ilgili yazdırdığı yazının başlığı:
“Warum darf dieser Stinkstiefel noch SPD-Mitglied sein?”
Yani:
“Bu Pislik SPD’de kalmaya devam edecek mi?”
Haberi yazana bakalım:
Von Radoslav Rajlıc adlı bir Sırp kökenli yazar.
Bosnalı on binlerce Müslümanı katleden bir etnisiteye mensup soykırımcı milislerin ülkesinden bir Sırp.
Ozan Ceyhun’un suçu Cumhurbaşkanları Gauck hakkında benim programımda (Avrupa’da Gündem) “Ucuz Kahramanlık yaptı” demesiydi…
Mesaj çok açık!
EKMEL BEY VE ÖRTÜLÜ GERÇEKLİK
Ekmeleddin İhsanoğlu’nun entelektüel niteliklerini övebiliriz.
Birden fazla yabancı dil konuşmasını ya da muhafazakâr bir kökten geliyor olmasını da.
Ama bunlardan yola çıkarak “İşte bakın böylesine değerli bir insan ve üstelik muhafazakâr. CHP de sonunda Türkiye gerçeğini fark etti ve bir muhafazakârı aday göstermek zorunda kaldı” demek, bir başka gerçekliğin üstünü, bilmeden de olsa örtmektir.

17 Mayıs 2014 Cumartesi

Soma faciasına iştahla üşüşen Alman medyası


Geçen yıl başlayan Gezi olaylarından bu yana Türkiye karşıtı yoğun bir karalama faaliyeti yürüten Alman medyası, Manisa'nın Soma ilçesindeki maden faciasından sonra saldırılarını yeniden had safhaya taşıdı. Ülkemizi derin bir acıya boğan Soma faciasına üşüşen Alman görsel ve yazılı medyası, önceki gün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a 'Cehenneme git!' edepsizliğinde dün de 'Olabildiğince çabuk istifa et ve yerini liberal bir halefe bırak!' densizliğinde bulundu.
GAUCK'UN SUSKUNLUĞU
Türkiye'ye istikamet vermeye çalışan Alman medyasını, önce şu sorulara cevap vermeye çağırıyoruz. İşte o sorulardan bazıları... Ülkenizde derin devletle irtibatlı neo-nazi cinayetleri neden bir türlü aydınlatılamıyor? Ankara'ya yaptığı ziyarette 'hukuk devleti, özgürlükler, fiziksel dokunulmazlıklar, yaşam hakkı' gibi ilkeleri öne sürerek, Türkiye'nin içişlerine müdahale niteliğinde konuşmalar yapan Cumhurbaşkanınız Joachim Gauck ile Başbakanınız Angela Merkel, neden bu cinayetler konusunda suskun? Bu davanın son tanığı neden ve kimler tarafından ortadan kaldırıldı? Neden araştırmıyorsunuz?
DOSYALAR BİR BİR KAPATILDI
Genelde Türklerin oturduğu evlerin yakıldığı yüzlerce kundaklamaya dair şimdiye kadar basının elinde nedense tek karelik bir görüntü bile yok? Kamera kayıtları meçhul? Şimdiye kadar Türkleri ve diğer yabancıları evlerinde diri diri yakan bu caniler bulunamadı!.. Neden? Bu kundaklamalarla ilgili olarak neden bir savcı bir dava bile açmadı? Alman polisinin kundaklama ve sabotajlara yönelik araştırmaları ise hep sonuçsuz kaldı! Alman savcılığı(!) dosyaları neden bir bir kapattı?! Neo-Nazi davasını ve kundaklamalara dair haberleri Türk kamuoyuna aktaran TRT'ye niçin yayın yasağı koydunuz?
Almanya'nın Stuttgart kenti yakınlarındaki Backnang'da, geçen Mart'ta bu apartmanda kundaklama sonucu çıkan yangında Afyonkarahisarlı Nazlı Özcan Soykan (40) ile 7 çocuğu yanarak can vermişti.
NEO-NAZİ KARDEŞLİĞİ
Kamuoyunda Neo-Nazi davası diye bilinen Nasyonel Sosyalist Yeraltı Örgütü'nün (NSU) başından itibaren Alman İstihbaratı tarafından bilindiği ve geçmişte desteklendiği iddialarını neden soruştur muyorsunuz? NSU'nun 2000-2007 arasında 8 Türk vatandaşının öldürülmesinden sorumlu olduğu 2011 yılında tespit edildi, ancak soruşturma ve yargılama kaplumbağa hızıyla ilerliyor! Yapılan 108 duruşmaya rağmen bir sonuca ulaşılamaması size de tuhaf gelmiyor mu? 2013 yılında davanın duruşmaları başladığında Türk medyasına duruşma salonunda yer ayrılmazken, gazeteciler bu hakkı ancak hukuki mücadele sonunda elde edebildi!..
Son tanığa infaz
Almanya'da Neonazi NSU terör örgütüyle bağlantısı olduğu iddia edilen ve NSU davasında tanıklık yapması beklenen istihbarat teşkilatı muhbiri Thomas R.'nin 2 hafta önce evinde sürpriz ölü bulunduğu bildirildi. Uzun yıllar istihbarat teşkilatına muhbirlik yaptığı belirtilen Thomas R.'nin, Münih Yüksek Eyalet Mahkemesi'nde devam eden NSU davasında tanık olarak ifade vermesi bekleniyordu. 2012 Eylül ayında muhbirlik yaptığı ortaya çıktığı için tanık koruma programı kapsamına alınan ve yeni bir kimlikle yaşamını sürdüren Thomas R.'nin telefon numarası, NSU terör örgütü kurucularından Uwe Mundlos'un telefon fihristinde bulunmuştu.
Cinayetler hâlâ karanlıkta
Almanya'da son yıllarda pek çok cinayet ve kundaklama olayı yaşandı, yaşanıyor. Bu olayların hiçbiri tam olarak aydınlatılamadı. 2008'de 5'i çocuk 9 Türk'ün hayatını kaybettiği yangının soruşturması kapatıldı. 2013 yılında 7'si çocuk 8 Türk'ün öldüğü yangının elektrik kontağından çıktığı' yönündeki açıklamalar Türkiye kamuoyunu tatmin etmedi.
TRT neden yasak?
Almanya'da kablo TV şirketi Unitymedia, Hamburg'daki polis şiddetine geniş yer veren TRT'nin yayınını ocak ayında durdurdu. Almanya'nın TRT'ye uyguladığı Hamburg yasağı ise sürüyor. Unitymedia, TRT'den 300 bin Euro istedi.
Böl ve yönet
Soma'daki maden faciası sonrasında Türkiye'ye yönelik saldırıları arttıran Alman basınında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi geleceği ile ilgili değerlendirmeler geniş yer tuttu. Süddeutsche Zeitung gazetesi, konuyla ilgili yorumunda Başbakanlık Müşaviri Yusuf Yerkel'in bir göstericiyi tekmelerken çekilen fotoğrafına dikkat çekerek, 'Başbakan Erdoğan'ın stratejisi her zaman aynı: Bölerim ve yönetirim. Ülkeyi kutuplaştırarak tüm seçimleri kazandı. Bu reçete en azından Soma'dan sonra artık o kadar iyi işlemeyecek. Zira Türkiye'nin Ruhr bölgesindeki insanlar şimdiye kadar hükümete muhalif değildi, çoğunluk AKP'ye oy verdi. O nedenle Erdoğan'ın müşaviri Yusuf Yerkel'in yerde yatan bir protestocuyu tekmelerken görüldüğü fotoğraf son derece ölümcül. Zira çok yalın bir mesaj veriyor: Acınız umrumuzda değil' tarzında oldukça yanlı ve art niyetli bir değerlendirmede bulundu.
Yorum değil hezeyan
Almanya'nın Main-Echo gazetesi, Başbakan Erdoğan'a 'at gözlüklü' diyerek hakaret ederken 'Mevcut durumda Başbakan ülkesine artık sadece tek bir hizmette daha bulunabilir: Olabildiğince çabuk istifa etmek ve daha liberal bir halefe yolu açmak' gibi densiz bir yorumda bulundu. Mannheimer Morgen gazetesi de Erdoğan için 'O aslında kitleleri peşinden sürükleyebilen karizmatik bir hatip sayılıyor. Ama Türkiye'nin şu anda yaşadığı bu ulusal trajedi, Erdoğan'ın şimdiye kadarki siyasi kariyerinde bir dönüm noktası olabilir' 'öngörüsünde' bulundu.
İsyancı Economist!
Gezi'nin birinci yıldönümünde yeni bir isyan çağrısında bulunan İngiliz Economist dergisi Soma faciasını 'Yeraltında ölüm: Soma'daki trajedi siyasette de hissediliyor' başlığıyla haberleştirdi. 'Facia, geçen yaz ülkeyi sarsan protestolar benzeri yeni gösterilere yol açabilir' temennisinde bulundu

30 Nisan 2014 Çarşamba

gerisi Gauck ,ilerisi hakaret ve yahudi tezgahi

Alman Cumhurbaşkanı Gauck'un gözlerimizin içine baka baka hakaret etmesini isteyen kimdi?
İşte PÜF NOKTASI burasıydı! Bunu isteyen, logosunun altında "Türkiye Türkler'indir" diye yazan gazetenin ortağıAXEL ailesiydi!(hürriyet gazetesi)
Büyük bir başarı hikayesi yazarak MAKİNİSTLİKTEN medya devi meydana getiren Axel Casar Springer 1912'de doğdu, 1985'te öldü!
Çok önemli bir isimdi!
Değişik ilişkilerin tam ortasında olan ilginç karakterlerden biriydi!
İlginçliği yaptığı işlerden değil ŞİRKETLERİNE KOYDUĞU ANAYASADAN geliyordu!
1985'te ölümünden sonra, özellikle Almanya'nın birleşmesi ve 2001 İkiz Kule saldırılarının ardından bazı maddeler değişiklik gösterse de ANAYASA değişmiyordu!
Axel'in bir adım geri adım atmadığı ve esnemesine izin vermediği ANAYASADA ne diyordu acaba!
Hemen özetleyelim! 
 Almanya, Batılı milletler ailesine ait bir ülkede özgürlük ve hukuku destekler. Avrupa'nın birleşmesi ve ilerlemesi için çalışır... 
 Yahudiler ve Almanlar arasında uzlaşmayı teşvik eder! İsrail Devleti'nin hayati haklarını sonuna kadar korur! 
 Transatlantik ittifak ve özgür ülkelerin ortak değerlerini önemser!
Amerika Birleşik Devletleri ile dayanışma için gereğini yapar... 
 Her türlü siyasi aşırılığı reddeder... (Müslümanlık AŞIRI tanımına giren etkenlerden biridir) 
 Piyasa ekonomisini canlı tutar...
Peki Türkiye'ye gelen SOL KARŞITI papaz cumhurbaşkanı ne dedi!
İsim vermeden 17 Aralık darbesine karşı kesin tutum sergileyen Ankara'yı eleştirdi!
Kendi ülkelerinde PARA AKIŞLARINA karışmadıkları YAPIYI Müslüman, ama ANADOLU'daki samimi insanları iseAŞIRI buluyorlardı!
Anayasa'dan gelen ayrıntı yani!
Bu nedenle polislerden, savcılardan, hukuktan, özgürlükten sözetti!
Ama DİNLEMELERDEN, TAKİPLERDEN, BÖCEKLERDEN, ŞANTAJLARDAN, MONTAJLARDAN kaçtı!
İstedikleri HUKUK onların işine gelendi!
Yönettikleri medyanın operasyonları tutunca basın özgürlüğü, tutmayınca baskı oluyordu!
İstedikleri yerine gelince Türkiye'de demokrasi vardı! Yok, önlerine biri çıkarsa onun adı DİKTATÖR'dü!
Bakın! Osmanlı, İngiliz-Alman çekişmesinin kurbanı oldu! Fransa güçten düşüp kenara çekilince ortalık bu iki güce kaldı! ORTADOĞU petrolleri için kapımızdan içeri girip bizi diz çöktürdüler!
Basra-Bağdat-Hicaz demiryollarını Almanya'ya taşımak, bağlamak istediler! Amaçları buralardaki zenginliği kendi ülkelerine aktarmaktı! Savaşın ve kavganın temelinde de bu yatıyordu!
O gün yaşananların bir benzeri başka şekillerde sürüyor! Amaç yine orada kimin borusunun öteceği...
Ve bu mücadelede hiçbiri TÜRKİYE'yi masadaki aktörlerden biri olarak görmüyor! Türkiye onlar için, her daim içerisi karıştırılan, ekonomik krizlerle çökertilen ve değişik yapıları kullanarak kontrol altına alınan bir ülke!
Bunun dışına çıkıldığı için geliyorlar!
Başka başka hesaplar için gelseler de hedefte biz varız!
Alman Cumhurbaşkanı papaz Gauck, 17 Aralık'ı savundu aslında!
Söylemeden söyledi!
Çünkü sokaktaki sıradan insanlar bu papazın AXEL üzerinden Amerika'ya ve oradaki YAHUDİ BARONLARA bağlı olduğunu bilmiyor!
Televizyonda gördüğü adamın Almanlar'ın temsilcisi olduğunu düşünüyor! İşte bizim en büyük eksiğimiz bu!
Elbiselerle uğraşırken içindeki karakterlere bakmıyoruz!
Konuşana bakıyor ancak konuşturanı es geçiyoruz!
Unutmayın!
Eğer biri çıkıp Türkiye hakkında ileri geri konuşuyor ve özellikle ÖZGÜRLÜK vurgusu yapıyorsa kara listeye alın!
İnceleyin, hak ederse serbest bırakın!
Etmezse bilin ki hesabı başkadır!

Alman medya devinin kurucusu Axel Springer’in Yahudi olmamasına rağmen Yahudi aşkının nereden geldiğini merak edip duruyordum.
Biraz araştırınca bu sırrı çözecek ilginç bilgilere ulaştım.
Springer’in çok çarpıcı bir hayat hikayesi ve geçmişi var...

Bu geçmiş, Hitler döneminde Nazi taraftarı olan Axel Springer’in, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra İsrail’e sık sık gitmesinin, Yahudiler’e ileri düzeyde yakınlık göstermesinin, Yahudi örgütlerinden birçok ödül almasının ve Grant Oriet (Büyük Loca) üyesi olmasının da nedenini açıklıyor.

Hitler döneminde Nazileri destekleyen Axel Springer, 1912 yılında Almanya’nın Hamburg kentine bağlı Altona kasabasında dünyaya gelmiş.
Babası da bir yayıncı olan Axel Casar Springer, gazeteci olarak başladığı kariyer hayatında 1947 yılında Hamburg’ta Axel Springer Yayınevi’ni kurmuş. Hamburger Abendblatt gazetesinin çıkararak ilk defa bir gazete sahibi olan Springer, ardından bugün Almanya’da en çok satılan Bild gazetesini 1952 yılında yayınlamaya başlamış.

1985 yılında hayatını kaybeden ve aynı zamanda Masonluğa ait Grand Orient (Büyük Loca)’ya üye olan Springer, 2. Dünya Savaşı’nın ardından İsrail’e yakınlaşmaya başlamış.

Hitler’e destek veren Yahudi iş adamlarıyla da sıkı dostluğu bulunan Springer, Hitler’in intiharıyla başlayan süreçten sonra Nazileri terk etmiş ve İsrail’e sık sık gitmeye başlamış.
Yayın organlarında sıkı bir İsrail taraftarlığı göze çarpan Axel Springer’in İsrail’den ve Yahudi örgütlerinden aldığı çok sayıda ödül bulunuyor.

Axel Springer ölmeden önce İsrail ve Yahudilerle işbirliğinin devam ettirilmesini vasiyet etmiş.
1978’de beşinci evliliğini kendisinden 30 yaş küçük Friede Springer ile yapan Axel Springer, 1985 yılında ölünce medya şirketinin başına eşi Friede Springer geçmiş.
Friede Springer de 2000 yılında eşinin 1978’de aldığı Leo-Baeck ödülünü almış.

Ve halen Springer ailesinin Yahudilerle sıkı bağları devam ettiriliyor.
Peki neydi Springer’i sık sık İsrail’e sürükleyen ve Yahudiler’e bu kadar bağlayan o güç?
Uzatmadan anlatayım:
Hamburg, 30’lu yıllar...
Bir inşaat ustasının kızı olan Martha Else Meyer 17, zengin yayımcı Hinrich Springer’in oğlu Axel C. Springer 18 yaşında.

Alster Nehri’nin kenarında gezerken birbirine aşık olurlar.
Martha’nın ebeveyni Mary ve Eduard Meyer, kızlarının daha çok genç olması sebebiyle bu birlikteliğe karşı çıkarlar ve Axel’in yazdığı mektupları Martha’ya göstermezler.
Hatta İsviçre’de yatılı bir okula gönderirler.
Bunun üzerine Martha üzüntüden yeme ve içmeden kesilir, böbreklerinden rahatsızlanır.

Ailesi daha fazla dayanamaz, böylelikle Marth’a Axel’ine geri döner ve 1933 yazında evlenirler.
Ancak Nasyonalsosyalistler iktidara geldiğinde Martha’nın Yahudi oluşu sorun olur.
1935’te yürürlüğe giren Nürnberg soy kanunu herşeyi değiştirir.
Dışarıya, kahve içmeye çıkmak bile yasaktır.
Axel Springer babasına ait olan Altonaer Nachrichten gazetesinde redaktörlük yapar.
Bu gazete Der Stürmer gazetesi gibi İsrail düşmanı değildir.

Mesela Der Stürmer gazetesi 31.01.1937 günü “En yüce görevimiz: Kanımızı korumak” manşetini atar.
1948’de müttefiklerden Hamburger Abendblatt gazetesinin basım lisansını alarak medya imparatorluğunu kuran Springer’in işleri yolundadır. 
Ancak 1938 yılında Adolf Hitler, Springer’e bir mektup yazar. Mektup’un özeti “Ya Martha’yı boşa, ya da tüm servetine el konulacak”tır.

Hitler’in birinci adamı, sağ kolu Joseph Goebbels, baskı yoluyla Springer’in Yahudi eşinden boşanmasını sağlar.
Martha’yla bundan sonra da sık sık görüşürler ama Axel Springer hayatı boyunca, “kariyeri için hanımını kurban ettiğinden” hiç bahsetmez.

Evet Springer 5 kez evlenir ama ayrılmak zorunda kaldığı ilk eşi Martha’nın boşluğunu hiç biri dolduramaz...
Ez cümle; Springer’i Yahudi kölesi yapan da, İsrail’e sürükleyen de Martha’dan başkası değildir...

Sömürge valimizde oldu;Frankfurta" Gak "demedi


Alman Cumhurbaşkanı Joachim Gauck’tan bahsediyorum.Türkiye’ye geldi, üstüne elzem olmayan işlere karıştı. Twitterve You Tube “yasaklarından” başladı; MİT Yasası’ndan,Gezi olaylarına kadar her konuda görüş beyan etti…
Dün de Başbakan Erdoğan’dan zılgıtı yedi:
-Bunlar çirkin şeyler. Ülkemizin iç işlerine karışılmasına asla tahammül edemeyiz. 
Erdoğan, ardından AK Parti’nin Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada Almanların ayıplarını tek tek sıralayıp bir noktanın altını çizdi:
-Almanya’da vatandaşlarımız öldürülüyor. Bunun hesabını veremeyenler, gelip bize hesap sormasın. 
Peki bir tek bu mu var?
Tabii ki değil. Almanların günah defterleri hayli dolu. Tıpkı Ziya Paşa’nın “Onlar ki âleme verirler nizamat, bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde” dediği gibi!
Soykırım suçlusu olduklarını zaten kendileri kabul ediyorlar. 2. Dünya Savaşı sırasında Hitler 6 milyon Yahudi’yi katletti.
Günah defterinin sayfaları devam edip gidiyor…
Afrika’da ölüm makinesi gibi çalıştılar. 1904 ve 1907 yılları arasında Namibya’da Hererolar veNamalar’dan tam 75 bin kişiyi öldürdüler. Bunların içinde yaşlılar, çocuklar ve kadınlar da vardı.
Yakın tarihte hepimizin gözünün önünde yaşandı…
Yugoslavya’yı, Almanlar paramparça etti. Hırvatlar ve Slovaklara tonlarca silah verenAlmanlardır. O bölgedeki pek çok planlı katliam Almanların verdikleri silahlarla gerçekleştirildi.
Bugün de Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının yaşadıkları ortada. Eziliyor, itiliyor, kakılıyorlar. Sık sık ırkçı muamelelere maruz kalıyorlar. Alman liderlerin içinden entegrasyonu“asimilasyon” olarak gördüğünü söyleyenler bile çıkıyor.
***
Gauck, hiç sıkılmadan Türkiye’deki Gezi olaylarını da eleştirdi. Tabii, “paralel yapı”dan sözde“bağımsızlıkçı” sola kadar pek çok çevreyi mutlu, mesut ve bahtiyar etti.
Peki kendileri ne yaptı?..
Türkiye’dekinden farklı mı davrandılar?
Hayır tabii ki, biz bir yaptıysak, onlar on yaptı.
Alman vatandaşları, Stuttgart’taki tren garı inşaatını protesto etmek istediler. Binlerce insan sokaklara döküldü.
Alman polisi ise, gaz ve tazyikli suyla müdahale etti. Yetmedi, bitmedi, ardından “coplu taarruz”başladı. Pek çok kadın ve çocuk yerlerde sürüklendi. Yaşanan bu görüntülerin tartışılmasına bile izin verilmedi. Alman polisi, “müdahale etmek zorundayız” dedi ve tek bir eleştiri dahi kabul edilmedi.
2013 yılının 1 Mayısı'nda da aynısı oldu. Polis tarafından Hamburg’da binlerce kişiye son derece sert müdahaleler yapıldı.
Rahip asıllı Joachim Gauck o zaman sesini çıkarttı mı? “Olmaz, olamaz, korkmayın bu göstericilerden” dedi mi?
Hayır demedi. Bizim önümüze “kabahat” olarak koyduklarını, kendileri için “hak” olarak gördü. Şimdi Türkiye’ye gelmiş, “gak-guk” ediyor. İleri geri konuşuyor, bize akıl vermeye çalışıyor.
Müstemleke ülkesi mi burası?
Gauck, kendisini sömürge valisi mi sanıyor?
***
Alman Cumhurbaşkanı’nın sözleri, hem diplomatik nezakete aykırı; hem de gerçek dışı. Birileri eline bir şeyler tutuşturmuş, burada o ezberleri insanların önünde tekrar ediyor. İçine girdiği tavır hem incitici, hem de oldukça çirkin.
Ama alkışlayanlar var…
İşte bizim problemimiz de burada. Bu tür insanları “sömürge valisi” konumuna biz getiriyoruz

Gazeteci olmak istiyordu.
Ancak bir komünizm düşmanıydı.
Bu yüzden engellediler.
Çünkü Sovyetler'in güdümündeki Doğu Almanya'da yaşıyordu. "Madem gazeteci olamıyorum" dedi, gitti PAPAZ oldu.
O bir Evangelist rahipti artık.
Hayat hızla akıp gitti.
Duvarlar bile yıkıldı...
Ve kendini bir anda Almanya Cumhurbaşkanlığı'nda buldu.
Onun tanıyorsunuz, adı Joachim Gauck.Geçtiğimiz haftalarda ülkesinde konuştu; "2015 yılında Türkiye'yi Ermenistan konusunda zor günler bekliyor"dedi.
Belli ki masada bir şeyler pişiriyorlar bu konuda. Yeni saldırı planları bu ve utanmadan açık ediyorlar.
Adamlar bu kadar pişkin ve rahatlar.
Ankara bir "Ermeni" hamlesi yaparak ellerindeki planı bir yerlerine boşuna havale etmedi.
Gaucuk Bey, İsrail'e ziyarete gitti.
Tel Aviv'in Dışişleri Bakanı Liberman ona gözlerinin içine bakarak posta koydu. "Türkiye'nin provakasyonlarına karşı gerekeni yapın" diye talimat verdi.
Evet küçücük İsrail'in bir bakanı, Almanya'nın koskoca Cumhurbaşkanı'na talimat veriyordu.
Gaucuk ne "GIK" diyemedi. "GAK" dedi.
Kalktı Türkiye'ye geldi, önceki gün.
Sanki Türkiye'nin Cumhurbaşkanıymış gibi SAÇMA SAPAN konuştu.
Özgürlüklerden bahsetti.
Gezi Parkı falan ders almalıymışız.
İnsanlar toplu gösteri yapabilmeliymiş filan...
Kauçuk kafa Gaucuk diyesi geliyor insanın.
Oğlum git bunları memleketinde konuş.
Hamburg'da özgürlük diye yürüyenleri nasıl yerlere yatırdınız?
Nasıl tekme tokat dövüp, insanların bir yerlerine jop soktunuz.
Nasıl kelepçelediniz?
Biber gazı patlaması yaşadınız ülkenin en sosyetik şehrinde.
Ve dahası sokağa çıkılan mahalleleri GETTO'lara çevirip, barikatlarla kapattınız.
Günlerce o mahallelere giriş çıkışı yasaklattınız. Kimi nasıl joplattığınızı dünyadan saklamaya kalktınız.
Yahudi katliamlarından GETTO tecrübeniz vardı ne de olsa.
Dünya basınını sokmadınız o kapattığınız ve dayak attığınız mahallelere...
Gelmişsin burada basın özgürlüğünden dem vuruyorsun. Sevsinler seni.
Siz Türkler'i yakan ALÇAK vatandaşlarınızın mahkemelerine TÜRK GAZETECİ sokmayacak kadar YASAKÇI bir zihniyetinizi masaya yatırın önce.
Sizin basın özgürlüğünden dem vuracak yüzünüz yok.
Neden gelmişsin bu ülkede yüzsüzlüğüne yüzsüzlük katıyorsun?
Utanmadan ahkam kesiyorsun?
Sen önce dön arkana bak.
Seni Alman Federal Mahkemeleri yargılıyor.
Sana dava açmadılar mı orada?
Almanya'da "SAÇMALAMA" davası diye tarihe geçmedi mi o mahkeme.
Kauçuk kafa Gaucuk sen değil miydin Berlin'de 400 öğrencinin önünde konuşan? "Bizim sokağa çıkan ve saçmalayanlara haddini bildiren vatandaşlara ihtiyacımız var. Hepiniz buna davetlisiniz" diye çağrı yapan...
Ve bundan dolayı hakkında SUÇ duyurusu yapılan?
Adamdaki terbiyesizliğe bak.
Gelmiş bize SOKAK GÖSTERİSİ özgürlüğünden bahsediyor.
Ders veriyor. Tövbe tövbe.
Mısır'da İsrail güdümlü darbe yapılır, binlerce silahsız insan öldürülür, yüzlercesi idama mahkum edilir "DARBE"diyemezsin. Evet senin Almanyan daha "Darbe" diyemedi.
Gelip burada şov yapma!
İsrailli bakandan aldığın talimatları burada satma. "Gak Gaucuk" diye sesler çıkarıp kargalarla dostluk yapma.
Ne demiş senin Alman ataların?
Meşhurdur sizde bu laf; "Kargalarla yarenlik eden güvercinin tüyleri beyaz kalır, ama kalbi kararır."
Senin tüylerin de kararmış...
Senden güvercin de olmaz....
İyi mi?
Sevgili Kargaucuk!!


Kim bu GAUCK?Misafir gibi davranmayan, ağzına geleni söyleyip hakaret eden PAPAZ neyin nesi?
Anlatalım!Joachim Gauck, denizci bir babanın oğluydu!
Babasının ismi de Joachim Gauck'tu! Annesi Olga Warremann'dı! Rostock'ta dünyaya geldi. Babası İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra NEPTUN WERFT isimli şirkette müfettiş olarak işe başladı. Doğu Almanya'da KOMÜNİSTLERiktidara gelince aile için sıkıntılı dönem başladı. Baba Gauck, oğlu 11 yaşındayken Ruslar tarafından tutuklandı!İddia ağırdı!
CASUSLUK yaptığı gerekçesiyle yargılandı, ceza aldı. Sibirya'ya gönderildi! Moda oydu!
Kim casusluk yaparsa soluğu orada alırdı. Şartlar o kadar ağırdı ki gördüğü işkenceler sonucunda engelli oldu! Oğul ve anne üç yıl boyunca hiçbir haber alamadı!
Babanın yaşayıp yaşamadığını bilemediler!
Ancak ALMANLAR adamlarını bırakmazdı! Nasıl Putin'in içeri attığı petrol devi Khodorkovsky, Merkel'in araya girmesiyle salıveriliyorsa, baba Gauck da KONRAD ADENAUER'in Moskova ziyaretindeki talebiyle serbest kalıyordu!
Oğul Gauck, yani şimdiki RAHİP CUMHURBAŞKANI, babasının çektiği çileyi hiç unutmadı!
Liseyi bitirdikten sonra ANTİ-
KOMÜNİZM 
duygularını içinde büyüttü! Sır gibi sakladı! Gazeteci olmak istiyordu ama komünist olmadığı için imkan yoktu!
Tam tersini yaptı, gitti papaz okuluna yazıldı! İlk amacı bir papaz olmak değildi, ancak ilahiyat çalışmaları, felsefe öğrenimi için bir fırsat sunan kilise, komünist ideolojinin egemen olmadığı Doğu Almanya'daki birkaç kurumdan biriydi.
Ancak kaçamadı, sonunda papaz oldu.Papaz oldu olmasına ama STASİ yani gizli servis peşini bırakmadı!
Papaz da olsa takipteydi! Devlet ona güvenmiyordu! Dosyasında "iflah olmaz bir anti-komünist!" diye yazıyordu! Daha 9 yaşında bir çocukken "sosyalizm adaletsizliğin kendisi!" diyordu!
İlerleyen yıllarda siyasete girince STASİ dosyalarını araştıran komisyonun en önemli ismi olacaktı!
Gauck 2012'de "Burada yaşayan Müslümanlar Almanya'nın bir parçasıdır" dedi!
Ancak istifa etmek zorunda kalan önceki Cumhurbaşkanı Christian Wulff gibi "İslam Almanya'nın bir parçasıdır!"demedi!
Neyse...
Bizim RAHİP çocukluk aşkı GERHILD HANSİ RADTKE ile evlendi! Daha 10 yaşındayken evleneceği sözünü vermişti!
CASUS babasının muhalefetine rağmen 19 yaşında evlendi, sözünü tuttu! 4 çocukları oldu! Christian ilk çocuktu. 1960'ta dünyaya geldi.
1962'de Martin, 1966'da kızları Gesine, 1979'da da Katharina doğdu!
Çocuklar için de Doğu Almanya doğru bir yer değildi! Çocukların eğitimi istediği gibi gitmiyordu!
Evlilik de öyle! 1991'de çocukluk aşkıyla yollarını ayırdı!
Ara dönemde yapmak isteyip de yapamadığı gazeteciliği evine buyur etti! Hayat arkadaşı artık önemli bir gazeteci olan Daniela Schadt'tı!
İşte bizim GAUCK önceki gün SOL'un kalesi sayılan ve bizim de gurur duyduğumuz ODTÜ'ye geldi!
Okul idaresinin gururla buyur ettiği PAPAZ CUMHURBAŞKANI açtı ağzını, yumdu gözünü!
Gezi'den girdi, hukuktan devam etti, MİT yasasından çıktı!
Almanya'da olamayacağı kadar rahattı!Sözlerini esirgemiyordu!
Böyle durumlarda "Sesimi yükseltirim!" diyordu!
Twitter ve Facebook'a sahip çıkıp "Bu kadar polisin yeri neden değişti?" diye soruyordu!
Yaşam tarzına müdahaleleri anlamadığını söylüyor "Eğer insanlar yeni havaalanı istemiyorlarsa kulak vermelisiniz!" diye ahkam kesiyordu! "Hukuk devleti tehlikedeyse ben susmam" diyen RAHİP, Almanya'da öldürülen ve yakılan Türkler'in katilleri bulunmadığı zaman sesini çıkarmıyordu!
Onun sesini çıkarmamasını anlıyordum!
Ancak SOL'un kalesi olan ODTÜ'nün kesilmeyen ağaçlara gösterdiği TEPKİYİ ülkelerini aşağılayan birinden esirgemelerini bir türlü aklım almıyordu!
Adam hem SOL'un azılı düşmanı, hem de Türk'e tepeden bakan biriydi!Gökyüzüne UYDU fırlatıldığında ortalığı ateşe verenler ya TÜRK değildi ya da ODTÜ'de okumuyordu!
Yok eğer cevabınız "Hayır hepsi ODTÜ'lü!" ise durum daha da kötü!
O zaman Türkiye'deki SOL'un yerli olmadığı ve her zaman AVRUPA tarafından kontrol edildiği gerçeğiyle baş başa kaldık demektir!
Ben bunu biliyorum da; belki orada okuyan saf çocukların haberi yoktur! İşte bizimkilerin SOL'u anlama kılavuzu...
AVRUPALI olunca kendi BAŞBAKANININ giremediği yere elin PAPAZI elini kolunu sallayıp girebiliyor!
Çok değerli mühendisleri yetiştirdiğimiz ODTÜ buna bir cevap verecektir!
O kadar akılları vardır!Umuyorum




Terbiyesiz adam ülkemize gelmişti. Üniversitelerde kürsüye çıkıp ülkemize saldırmıştı.
Diplomasi diye bir şey vardı ama adam "Dipsizlomasi" takılıyordu.
Nezaket yoksunuydu.
Gezi olaylarını gündeme getiriyor, bize ders veriyordu. "Sokak protestoları zor kullanılarak bastırıldığında hatta bu yüzden insanlar zarar gördüğünde itiraf ediyorum korkuyorum" diyordu. "Protesto uyarıcı sinyaldir" diyerek Gezi'ye sahip çıkıyordu. "Ülke refahına hizmet" edeceğini öne sürüyordu. "Övgüye şayan" eylem olarak görüyor, "Demokrasi'nin bu angajmana ihtiyacı var" diye ahkam kesiyordu.
Protestolara müdahaleyi demokrasiye saygısızlık noktasına taşıyordu. Bizim Tabipler Odası Başkanı'nı karşısına alıyor, onun Türkiye'deki baskıcı yönetim şikayetlerini dinliyordu. Tabipler Odası başkanı susuyor, karşısına Anadolu Vakfı Başkanı dikiliyordu. "Gezi"yi anlatıyordu bizim vakıf başkanı adama. Ondan sonra sözü ve sazı Uçan Süpürge Kadın Hakları örgütü alıyor, yurtdışından gelen bu adama "Gezi'den sonra hiçbirşey eskisi gibi olmayacak" vaadini haykırıyordu. 
Ardından Taksim Platformu üyesi, adamın önünde sıraya giriyordu. Türkiye'yi şikayet ediyor, Gezi'deki polis müdahalesine kadar dalıyordu. Adam onlara "Bu anlatılanlar beni çok korkuttu" diyordu. Sonra "Demokratlar olmadan demokrasi olmaz" diye çömkürüyordu ülkemizde.
İnsan haklarından dem vuruyor, Türkiye'yi misafiri olduğu Türkiye'de eğitmeye kalkıyordu. "Sokak protestoları zor kullanılarak bastırılamaz kardeşim" diyordu. Utanmaz adamın adı Gauck'tu. O bir Alman'dı. Ve de Almanya Cumhurbaşkanı'ydı. Utanmaz adam Berlin'e döndüğünde de "Türkler'e az bile söyledim" diyordu. Şimdi son üç gündür ülkesinde sokak protestoları var. İnsanlar AB Merkez Bankası'nı protesto ediyor. Sokakta yürüyor. Aynı Gauck "Gak" demiyor. Alman polisi insanları tekme tokat yere indiriyor. Doymuyor, yerde de tekmeliyor. Sürüklüyor. Sürüklerken yumrukluyor.Ağzını burnunu kırıyor. Jopluyor.
Biber gazını burun deliğine dayıyor. Elektro şok veriyor. Kafaları duvarlara çarpa çarpa kanatıyor. Binlerce insana KÖPEKLER LE saldırıyor. Panzerlerle üzerine yürüyor. İnsanların üzerinde hopluyor, zıplıyor, tepiniyor. Ben bu satırları yazarken 500 kişiyi kan revan içinde bırakıp hastanelik ediyor. 700 kişiyi gözaltına alıyor, önüne geleni tutukluyor. Gazetecilerin boğazını sıkıyor, kızları saçlarından çekiyor, erkeklerin başını koltuğunun altına alıp yumruklaya yumruklaya KIZIL SURAT yapıyor. Gauck ortada yok. Adam buhar oldu. Ya da Güneş tutulması gibi bir tutulma yaşıyor. Gezi'de bizi manşet yapıp yerden yere vuran Alman basını şimdi "VANDALLAR" diye sokaktakiler için başlık atıyor.
Ulan Vandallar diyen MANDALLAR...
Başınıza MANDA büyüklüğünde taş düşsün. O Alman basınının bizim için attığı başlıkları manşetlerine taşıyan bizim merkez medya, Frankfurt olayları için bırakın "GAK"ı, "CİK" bile demiyor sayfalarında. Alman medyası Gezi'de bizi tam sayfa girip, Türkçe başlıklar atarak, yerin dibine sokuyordu. O Alman medyasının Türkiye'deki TIRT ortakları Frankfurt'a "FURT" takılıyor. Gezi'de bize demokrasi dersi veren Alman Başbakan Merkel ülkesinde değil. Kadın, Brüksel'de Yunanistan'dan alacaklarını kurtarma derdinde. Yani PARA peşinde. Franfurt'ta kan gövdeyi götürüyor, umurunda değil.
Gezi'de Türkiye'ye gelen ve Taksim'de kameralar önünde "Bir savaşın ortasındayım. Polislere ALMAN ŞİVEMLE KÜFÜR ettim. Annem beni tv'de gördüyse endişelenmiştir" diyerek ağlamak isteyen anasının kuzusu milletvekili Claudia ROTH kayıplara karıştı.
Roth'un rot balans ayarı için tamirde veya anasının kucağında olduğu öne sürülüyor.
Hepinize "Hay bin kunduz"... TÜRK ŞİVEMLE başka bir şey söylerdim ama...
Söylemeyeceğim. Bize yakışmaz