Gazze' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazze' etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2014 Perşembe

Alman basını katliamı görmezden geldi!

 20 günü aşkın süredir bin 300'ün üzerinde liyi 
katletti. Türkiye dahil birçok ülke Gazze'deki insanlık dışı uygulamalara tepki gösterirken başta Amerika, Almanya ve İngiltere olmak üzere katliama kayıtsız kalmaya devam ediyor. 

Özellikle Gezi olayları sırasında masum sivil halkın devlet gücü tarafından şiddete maruz kaldığına dair sayfa sayfa haberlere imza adan Alman basını, Der Spiegel ve Bild gazetesi gibi yayın organları Gazze'de gerçek bir katliamı görmedi. 

Bu yayın organlarından Der Spiegel tarihinde ilk kez Türkçe kapakla çıkmış, Gezi olaylarının bir numaralı kışkırtıcısı olarak karşımıza çıkmıştı.

Habertürk yazarı Özcan Tikit de Alman basının bu tavrına dikkat çekerek konuyu bugünkü köşesine taşıdı. 

Tikit şunları söyledi:
"Der Spiegel, FAZ ve Bild'deki haberlere bakarsanız, İsrail'in HAMAS'ı vurduğu iddiası külliyen yalan. Saldırgan olan bir taraf varsa o da HAMAS. Gazze'deki vahşice katledilen Filistinli sivillerle ilgili haber desen, ara ki bulasın. 

Özellikle Bild gazetesi için varsa yoksa mazlum İsrail.. Varsa yoksa mazlum İsrail askerlerinin çektiği acılar..Varsa yoksa HAMAS'ın kazdığı tüneller.. Halkını Gazzeli bebeklerden koruyan İsrail askerlerinin karşı karşıya oldukları korkunç tehlikeyi anlata anlata bitiremiyorlar"

23 Temmuz 2014 Çarşamba

Kral Faysal niye öldürüldü?


KRAL VE ŞEYH’LER NİYE KORKUYOR?
“Kanlı saldırının perde arkası”nı bu şekilde izah ettikten sonra, gelelim; “Kanlı saldırıya sessiz kalan ülkeler”in durumuna...
Biraz önce dediğimiz gibi;
Katar, tepki vermeyecek kadar “izole” edildi... Suriye, kendi derdiyle meşgul... Ürdün, nüfusunun yarıdan fazlası “Filistinli” olmasına rağmen sessiz... İran, daha yeni yeni, “kerhen açıklamalar” yapmaya başladı... Mısır’daki Sisi Cuntası, zaten plânın bir parçası!..
Ya Suudi Arabistan?!?..
Malûm;
Suudi Arabistan, Mısır’daki darbenin ardından General Sisi liderliğindeki cuntaya başarılar dileyen ilk İslam ülkesi olmuştu. Sonrasında Mısır’a sınırsız maddi destek sağlayan Riyad, Filistin’de son katliamların kurbanları için bırakın taziyede bulunmayı, ölenleri “terörist”, öldürenleri ise “kahraman” ilan ederek, İslam dünyasında büyük bir şoka sebep oldu...
Oysa, şoka girmeye hiç gerek yoktu... “1975’teki kırılma anı”ndan bu yana, hiçbir Suudi Kralı,hatta Suudi yöneticisi, uluslararası kamuoyunun, özellikle de “ABD-İsrail çizgisi”nin dışına çıkamadı... Söz konusu kırılma anı, Kral Faysal bin Abdülaziz’in, “Kudüs” konulu ünlü konuşmasını yaptıktan kısa bir süre sonra, 25 Mart 1975 günü yeğeni Faysal bin Musatarafından Riyad’daki sarayında “vurularak” öldürülmesiydi. 
Suud yöneticileri; o günden bu yana “sessiz” kalmaya mahkûm olmuşlardır...
Kral Faysal’ın kim adına ve neden öldürüldüğü henüz resmen açıklanmadı. Açıklanmasını beklemek de, şimdiki dengeler içinde zor görünüyor. Ancak, ABD’nin İsrail’e yaptığı silah yardımlarına ve Batı’nın her şartta İsrail’i desteklemesine sinirlenen Faysal’ın, 1973 yılı sonunda başlattığı “petrol ambargosu”nun üzerinden bir buçuk yıl bile geçmeden öldürülmesi; akla, doğal olarak bazı ihtimalleri getiriyor. 
Ortadoğu’nun yakın tarihi içinde “Bölgeyi etkileyen en önemli 10 hadise” şeklinde bir liste hazırlanacak olsa, Kral Faysal’a düzenlenen suikast mutlaka bu listede, hem de üst sıralarda yer alır. Faysal suikastıyla, petrolü silah olarak kullanma düşüncesi tamamen rafa kaldırılırken, kendisinden sonra gelecek olan Suudi Arabistan krallarına “Dilersek sizi sarayınızda, hem de en yakınınıza öldürtürüz” mesajı verilmiştir. Bu durum; sadece Suudileri değil, bölgedeki bütün petrol zengini ülke yöneticilerini de yeniden şekillendirmiş ve hizaya getirmiştir.
Hatta; Suudi Arabistan başta olmak üzere, “Körfez ülkeleri”nin dış politika yönetimlerinde ve tercihlerinde “Faysal öncesi” ve “Faysal sonrası” şeklinde bir tasnif bile yapılabilir. 
Kısacası; bugün “Kral Faysal suikastının gölgesi ve korkusu” altında yaşayan Körfez emirlik ve krallıklarının, uluslararası ilişkilerde izledikleri yola fazla şaşırmamak gerekir. 
“Sarayında öldürülen kral” kâbusu, onları gece-gündüz takip ettiği için, iktidarlarına alternatif olacağını ve kendilerini tahtlarından edeceğini düşündükleri Müslüman Kardeşler’den de ölümüne nefret ediyorlar. 
Ve tabiî;
“Filitinli Müslümanlar”dan da!..
CİHAD ÇAĞRISI VE AMBARGO
Peki, Kral Faysal niye öldürüldü?..
1964 yılında Suudi Arabistan tahtına geçen Kral Faysal bin Abdülaziz “İslam Birliği”düşüncesine sahipti... Göreve başladıktan sonra, “İslâm Birliği” fikrini gerçekleştirmek amacıyla başta Mısır, Suriye, Irak gibi Müslüman ülkelerle diplomatik ilişkilerini geliştirmeye çalıştı. 
İslam ülkeleri liderleri ile yaptığı görüşmelerin sonunda 1969Rabat’ta ilk İslam Zirve Toplantısı’nın gerçekleşmesini ve daha sonra da İslam Konferansı Örgütü’nün kurulmasını sağladı... İsrail işgali altında bulunan Kudüs’ün kurtuluşu için cihad ilan eden Kral Faysal; Amerika başta olmak üzere Batılı ülkelerin İsrail’in yanında bulunmasından dolayı Batıya karşı öfkeliydi. 
Haziran 1967’de yaşanan 6 gün savaşı, Ağustos 1969’da Mescid-i Aksa’nın bir Yahudi tarafından yakılması gibi dönemin önemli olaylarından derin acı duyan Suudi Arabistan KralıFaysal Bin Adülaziz“Kudüs İçin Cihad Çağrısı” yaptığı meşhur Kudüs Konuşması’nda şunları söylemişti:
“Kardeşlerim! Neden bekliyoruz? Dünyanın vicdana gelmesini mi bekliyoruz? Nerededir ki dünyanın vicdanı? Mukaddes Kudüs’ü Şerif sizi çağırıyor. Kendisini kurtarmanızı bekliyor. Neden korkuyoruz? Ölümden mi korkuyoruz? Allah yolunda cihad ederek ölmekten şerefli ve daha faziletli ölüm var mı?
Ey kardeşlerim bizim istediğimiz İslam milliyeti ve İslami uyanıştır. Milliyetçilik, ırkçılık veya bloklaşmalar değildir arzumuz.
Çağrımız İslami çağrıdır. Allah yolunda cihad etmeyedir çağrımız. Dinimiz, inancımız, mukaddesatımız ve harimi İslâm içindir çağrımız. Ne zamanki hatırlasam Haremi Şerifimiz (Kudüs) ve mukaddesatımız işgal ve tecavüz altındadır ve aşağılanmaktadır. Ve orada günahla Allah’a isyan ve ahlaki çöküntüler sergilenmektedir. Allah’a halisane yalvarıyorum, eğer bana cihad etmek ve mukaddes topraklarımızı kurtarmak nasip olmayacaksa, beni bu dünyada bir an bile yaşatmasın.”
Kral Faysal’ın bu tarihi konuşmasından 4 yıl sonra, yani 6 Ekim 1973’te, Mısır ve Suriye kuvvetleri, İsrail’e saldırdılar... Her zaman olduğu gibi; “ABD ve Batılı ülkeler, yine İsrail’in yanında” yer aldılar!..
Bu “Haçlı İttifakı”na karşı, S.Arabistan ve diğer Arap ülkelerinin ellerinde “tek bir koz” vardı, o da “petrol”dü!..
Çok geçmeden; başta Suudi Arabistan ve onun lideri Kral Faysal’ın önderliğinde Arap ülkeleri, Batı ülkelerine petrol ambargosu başlattılar. Ambargoyla beraber uluslararası çapta büyük birenerji krizi baş göstermeye başladı. 
Suudi Arabistan Kralı Faysal bin Abdülaziz, “petrol ambargosu”nu başlatırken, tarihe geçecek şu cümleleri sarf etmişti:
“Biz ve atalarımız hurma ve deve sütüyle yaşadık; yine öyle yaşayacağız!” 
HENRY KİSSİNGER VE SUİKAST!
Kral Faysal’ın petrol ambargosu yönündeki kararlılığı üzerine, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger; Kral Faysal’ı kararından vazgeçirmek için Suudi Arabistan’a ziyarette bulundu. 
Yahudi kökenli ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, hatıratında Suudi Arabistan’a yaptığı ziyareti şu cümlelerle anlatmıştı: “Kral Faysal oldukça sinirli görünüyordu, aramızda bir diyalog başlayabilmesi ümidiyle esprili bir dille ona; ‘Uçağımın yakıtı bitti, uçağın deposunu doldurmak için emir verirseniz, uluslararası fiyatından ücretini vermeye hazırız’ dedim...
Kral gülümsemedi, kafasını yukarıya kaldırarak sert bir şekilde bana şunları söyledi: ‘Ben yaşlı bir adamım, ölmeden önceki tek dileğim Mescid-i Aksâ’da iki rekat namaz kılmaktır! Sen bu konuda bana yardımcı olabilir misin?”
Aradan çok geçmedi...
Kral Faysal, 25 Mart 1975 tarihinde sarayda suikasta uğradı. Sarayında yaptığı bir halk görüşmesinde yeğeni Faysal bin Musa, kutlama bahanesi ile Kral Faysal’ın yanına sokularaktabanca ile iki el ateş etti ve onu ağır yaraladı... Ağır yaralanan Kral Faysal hastaneye kaldırıldı, ancak tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. 
Suikastı gerçekleştiren Faysal bin Musa Amerika’dan yeni gelmişti. 
İlk günlerde, Hükümet tarafından akli dengesinin bozuk olduğu yönünde açıklamalar yapıldı... Sonrasında hastanede yapılan muayenede Faysal’ın akli dengesinin bozuk olmadığı tespit edildi. Yargılaması yapılan Faysal bin Musa’yı idam cezasına çarptırıldı. Cezanın infazı 18 Haziran’da Riyad meydanında gerçekleştirildi.
KIRILMA 1975’TE BAŞLADI!
Özetleyelim...
Kral Faysal bin Abdülaziz; “Haçlı İttifakı”na karşı “cihad çağrısı” yapan, “ABD ve Batı’nın her şart altında Siyonist İsrail’i desteklemesi”ne, “artık yeter” deyip, “petrol ambargosu”başlatan “ilk ve tek Müslüman lider”dir...
Bunu da, “canıyla” ödemiştir!..
Allah rahmet eylesin...
Mesele, herhalde anlaşılmıştır...
Bu “suikast”a; kendilerine “kafa tutacak” kral ve şeyhlere, ABD ve Batı demiştir ki; “İstersek, sizi sarayınızda hem de en yakınınıza öldürtürüz!”
İşte o günden sonradır ki; Ortadoğu’nun “kral”ları ve “şeyh”leri, hep “korku” içinde yaşamışlar,“ABD’ye, Batı’ya ve İsrail’e seslerini çıkaramamışlar”dır!..
S.Arabistan yönetimi, bugün “Şehid Filistinliler” için “terörist”, onları katleden İsrail askerleri için “kahraman” diyorsa, altında yatan sebep, işte bu “öldürülme korkusu”dur!..
ABD ve Batı, aynı “korku” ve “endişe”yi “Türkiye’deki liderlere” de yaşatmıştır!..
“Rahmetli Menderes’i astırarak,
Rahmetli Özal’ı zehirleterek,
Rahmetli Erbakan’ı düşürterek!”
ASIL HEDEF TÜRKİYE!
Şu anda da, Cumhurbaşkanı Adayı Tayyip Erdoğan’a; en “hassas” olduğu “Gazze üzerinden gözdağı” verilmek istenmektedir!.. Son günlerde, “Paralel Yapı” tarafından Erdoğan’a yönelik olarak atılan “sonu Saddam gibi olacak, Kaddafi gibi olacak” twetleri boşuna değildir!..
Mesele, sadece Erdoğan da değildir... Mesele; “Erdoğan liderliğindeki Türkiye’nin önünü kesmek”tir!..
“Türkiye’nin önü kesilirse, bölge; İsrail’in kucağına oturacak ve böylece ABD ve Batı, İsrail üzerinden Kral Faysal öncesi hükümranlık günlerine yeniden dönecektir!”
“İsrail’in Gazze’ye saldırısı”na bir de bu açıdan bakmak ve “büyük fotoğrafı” görmek gerekiyor!..
Artık Kral Faysal yok...
Suudi Arabistan da yok!..
“Tayyip Erdoğan ve Türkiye’de olmasın ki; Enerji Koridoru’nun ve bölgenin patronu ABD ve Batı olsun!”
Size, “komplo teorisi” gibi mi geliyor?..
Peki, “Kral Faysal’ın; hem de en yakınına öldürtülmesi” bir komplo muyduf?..
Bana; “Ama!.. Fakat!” demeyin!.. 

Bir Filistin


Yüzlerce Filistinli çocuğun cesetleri, ABD, Almanya, İngiltere, Fransa ve Rusya yöneticilerinin ezberlediği 'İsrail'in kendini savunma hakkı' klişelerinin altına sığmıyor.
Dünyanın dört bir köşesinde İsrail'in soykırımcı politikalarına karşı halklar sesini yükseltiyor.
BBC ölen Filistinli çocuklar yerine ağlayan İsrailli çocukların resmini kullansa da, Washington Post haber başlığına yüzlerce ölü Filistinli sivili değil de iki İsrail askerini koymayı uygun bulsa da, CNN yıkım içinde olan Gazze değil de Tel Aviv'miş gibi KJ'ler yazsa da dünya halkları Filistinlilerin daha az insan olmadığını her yerde haykırıyor.
John Kerry bizleri kuşatma altında olanın Gazze değil de İsrail olduğuna inandırmaya çalışsa da, pop corn eşliğinde Gazze semalarında patlayan bombaları temaşa eden İsraillilerin resimleri onu anında yalanlıyor.
Stephen Hawking, Noam Chomsky, Desmond Tutu ve Naomi Klein gibi entelektüeller, İsrail'i boykot etmeye çağırıyor.
İsrail taraftarı lobi de kaybettikleri PR savaşını altı üstü #freeplaestine yazan Rihanna'yı sansüre zorlayarak telafi etmeye çabalıyor.
Ancak İsrail'in yanılgısı sadece konjonktürü okuyamamasından kaynaklanmıyor. İsrail'in yanılgısı çok daha derinde.
İsrail'in yanılgısı, sınırlarını ilan etmeyen tek ülke olarak, Filistinlilerin topraklarını işgal ettikçe prosper edeceğini sanmaktan geçiyor.
İsrail'in yanılgısı, kendi varlığını, Filistin'in yokluğu üzerine kurabileceğini sanmaktan geliyor.
İsrail'in yanılgısı, üst üste dizdiği Filistinli naaşlarından oluşan duvarın güvenliğini sağlayacağını düşünmekten geliyor.
İsrail'in yanılgısı, işgal ettiği topraklarda yaşayan bir halkı tankla tüfekle, açlıkla, aşağılamayla ve ölümle dize getirebileceğini varsaymakta yatıyor.
Nazilerin yanılgısı da aynıydı. Ancak siyonistler, bu yanılgıdan ders almaktansa, onu tekrar etmeyi tercih ettiler.
Oysa dünyanın en güçlü silah teknolojilerinin dahi kıramayacağı, en büyük propaganda makinelerinin dahi görünmez kılamayacağı bir şeydir insan iradesi. Bu yüzden toprağı işgal edilirken, kadın-çocuk demeden halkı katledilirken, zeytin ağaçları yakılırken, en temel insanî ihtiyaçlar olan temiz su veya ilaçtan bile mahrum bırakılarak ölüme terk edilirken Filistin direnmeye devam edecektir.
Bir Filistin vardı; bir Filistin gene var.

14 Mart 2014 Cuma

Samanyolu Haber TV, abluka altındaki Gazze'yi savunan birlikler için "terör örgütü" ifadesini kullandı.


Fethullah Gülen Cemaatinin kanalı, Gazze'yi savunmaktan başka bir derdi olmayan Hamas'a ait ve diğer birliklerin İsrail hava saldırılarıyla vurulmasını 'İsrail Hava Kuvvetleri terör örgütlerine ait 7 hedefi vurdu' şeklinde duyurdu. Samanyolu Haber, İsrail'in saldırılarının 2012'deki yapılan anlaşmanın Gazze'deki birlikler tarafından bozulduğunu da ima etti.
İşgale hazırlığın Türkiye'deki alt yapısı mı?
Samanyolu Haber'in 'terör örgütlerine yönelik' diye tanımladığı Gazze'ye yönelik saldırılarda 3 sivil Filistinli hayatını kaybetti. Çok sayıda sivil de yaralandı. İsrail bakanlar ise son gelişmelerle ilgili yaptıkları açıklamada yeni bir Gazze işgaline hazırlık yaptıklarını vurgu yapıyor. İsrail son olarak Gazze'ye 2012'de hava saldırısı düzenlemiş ve 167 sivilin ölümüne ve 1200 kişinin de yaralanmasını neden olmuştu. Samanyolu Haber'in saldırıları 'terör örgütlerine yönelik' diye tanımlaması, İsrail'in planladığı yeni Gazze işgalinin Türkiye'de kamuoyunda algılanmasına yönelik bir çalışma olarak yorumlandı.
Akıllara Gülen'in sözleri geldi
Öte yandan STV'nin bu üslubu akıllara Fethullah Gülen'in '"İsrail'de bomba tehdidi altındaki Yahudi çocukları için yüreğimin yağları eriyor, onların başında patlayan bombalar sanki içimde patlıyor" sözlerini de getirdi.