chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
chp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2017 Pazar

Yolsuzlugun tarihcesi yazildi

Yolsuzluk çarkı
Ataşehir Belediyesi'nde inceleme yapan müfettişler, 'li Belediye Başkanı 'nin onlarca yolsuzluk ve usulsüzlüğünü tespit ederek hem İçişleri Bakanlığı'na, hem savcılıklara iletti. Müfettişlerin hazırladığı raporlarda yer verilen ve pek çoğu hakkında dava açılan tespitlere göre, İlgezdi'nin  Belediye Başkanlığı görevini kötüye kullandığı ve yüksek miktarda rant sağladığı belirlendi.
AKRABALARI ÜZERİNDEN İŞ YAPTI
Belediye başkanı seçilene kadar Ali Asgar Maraşlı ile Erguvan İnşaat Ltd Şti.'ni, Ali Asgar Maraşlı ve Barış Kılıç ile Erguvan İnş. Yap. ve Day. Tük. Mal. Paz. İnş. Şirketleri aracılığıyla Ataşehir'de müteahhitlik ve arsa alım-satımı yapan Battal İlgezdi'nin; 2009 yerel seçimlerinde Ataşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra akrabaları ve arkadaşları aracılığıyla kurduğu şirketler üzerinden rant sağladığının ortaya çıkması ile iş büyüdü. CHP'li İlgezdi'nin, belediye başkanı seçildikten sonra yeğeni Özkan Kınalı, eniştesi Nurettin Şahin ve bacanağı Özer Çetin Şenyurt üzerinden kendi ticari işlerini yürüttüğü ve bu kişileri de aracı olarak kullandığı tespit edildi.
BUZ REZİDANS'TAKİ İMAR OYUNLARI
İçişleri Bakanlığı'nca Ataşehir Belediye Başkanlığı görevinden alınmasıyla sonuçlanan süreç, Battal İlgezdi'nin Buz Rezidans'taki imar oyunları ile patlak verdi. İlgezdi'nin, 2009'daki seçimlerden sonra başkanlığını fırsat bilerek söz konusu yapının bulunduğu 2 parselden oluşan arazinin belediyeye ait olan parseli Buz Rezidansın yapılması için türlü imar oyunları birleştirdi. Buz Rezidansın inşası sürecinde yapı ruhsatına aykırı imalatlar ve inşaatlar olmasına rağmen Ataşehir Belediyesi görevlileri tarafından gerekli izin belgeleri düzenlendi. İnşaaat bittiğinde Battal İlgezdi ve eşi Gamze İlgezdi imzaladıkları kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında 17 daire sahibi oldukları ortaya çıktı. Ayrıca belediye hissesinin Büyük Uzunlar şirketine geçmesi sürecinde muvazaalı işlemler gerçekleştirildiği ve değer tespitlerinin mevzuata aykırı olarak rayiç bedelin altında belirlenerek belediyenin zarara uğratıldığı da belirlendi.
EV RUHSATINI OKULA ÇEVİRDİ
1918 ada 2 nolu imar parselin mülkiyetinin Battal İlgezdi'nin eniştesi Nurettin Şahin ve bacanağı Özer Çetin Şenyurt tarafından 4 milyon 750 bin TL bedelle satın alınmasının ardından bu parsel üzerinde 1+1 dairelerden oluşan yapı için mal sahibi Nurettin Şahin ve müteahhit Erguvan Teknik Grup İnşaat Anonim Şirketi adına inşaat ruhsatı Ataşehir Belediyesince temin edildi. 1918 ada 2 nolu imar parselin yapılanma şartı ve inşaat ruhsatının niteliği 1+1 dairelerden oluşan konut kullanımlı yapı olmasına rağmen, yapılaşma şartı ve inşaat ruhsatına aykırı olarak özel okul yapıldı. Bu konu adli makamlara intikal etmiş olmasına rağmen Ataşehir Belediyesi tarafından halen Doğa Koleji olarak faaliyette olan binanın yıkımı gerçekleştirilmedi.
ERGUVAN PARKI VURGUNU
Battal İlgezdi ile Belediye Meclis Üyesi ve İmar Komisyonu Başkanı Ali Emrah Büyük, Büyük Uzunlar Ltd. şirketi aracılığıyla Erguvan Barış Parkı üzerinden yeni rant alanı oluşturma fikrini uygulamaya koydu. Büyük Uzunlar'ın ortakları Mehmet Ali ve Yusuf Uzunlar ile Uğur ve Halit Emre Atalay tarafından Buz İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş. kuruldu. Erguvan Barış Parkı'na yapılan yatırım karşılığında yüklenici firmaya 4 adet toplam 690m2 alanlı büfe-lokantanın işletilme hakkının tanınması kararlaştırıldı. Yüklenici tarafından işletilecek büfe ve kafeteryaların muhammen kira bedelinin aylık 2 bin 750 TL olarak belirlendiği ve toplamda 20 yıllık imtiyaz hakkının devrinin öngörüldüğü anlaşıldı. Şartnameye aykırı olarak inşa edilen ilave kullanım alanları ve içkili lokanta ruhsatı ile alan alt yüklenicilere BUZ İnşaat Limited Şirketi tarafından yıllık 1 milyon 500 bin TL bedelle kiraya verildi. Bayındırlık birim fiyatları çerçevesinde 20 yılda toplamda 5 milyon tutarındaki kiralama bedeliyle kiralandığı, alt yüklenicinin bu rakama 3 yıl içerisinde ulaşacağı, kalan 17 yıllık sürenin de yükleniciye rant olacağı tespit edildi
.

20 Ağustos 2017 Pazar

Chp ve NAMUSLU SİYASETÇİ

"HER ŞEY VAR, NAMUSLU SİYASETÇİ EKSİK"
Kılıçdaroğlu, siyasetten ve ekonomiden bahsederken, "Toprak var mı? Daha fazlası var. İnsan var mı? Daha fazlası var. Güneş var mı? Daha fazlası var. Su var mı? Daha fazlası var. Eksik olan ne? Namuslu siyasetçi" ifadelerini kullanınca bir vatandaştan Kılıçdaroğlu'na dikkat çeken bir soru geldi.
VATANDAŞ: ANKARA'DAN İSTANBUL'A KİMLERLE YÜRÜDÜN?
Yozgatlı vatandaş Kılıçdaroğlu'na, "acaba sizin partinizde namuslu siyaset nasıl oluyor bir anlatsanız, Ankara'dan İstanbul'a kol kola yürürken namuslu mu olunuyor? Kimlerle yürüdün?" sorusunu sordu.
Kılıçdaroğlu bu soru üzerine bir süre durakladıktan sonra şöyle konuştu:
Ankara'dan İstanbul'a adalet için yürüdüm. Kimlerle yürüdüm? Hiçbir partinin bayrağı yok, sadece Türk bayrağı var. Her partiden insan vardı. Bir milyonun üstünde insan vardı. O insanların içinde, o insanlar nedir, kimdir ben gidip hepsinin kimliğine nereden bakayım. Ben en öndeyim. Elimde adaletin levhası var, yanımda, sağımda, solumda, arkamda Türk bayrağı var. Kiminle yürüyorum? Bu memleketin insanıyla yürüyorum. Kim adalete inanıyorsa kim adaletten, haktan, hukuktan yanaysa kim insandan yanaysa kim alın terinden yanaysa kim bayrağından vatanından milletinden yanaysa gelsin yürüyelim. Ben insanları ayırmam."
VATANDAŞ: PKK'NIN TEMSİLCİLERİ DE ORADAYDI
Vatandaşın, yürüyüşte terör örgütüne destek verenlerin de olduğunu söylemesi üzerine Kılıçdaroğlu, şu değerlendirmeyi yşöyle devam etti:
KILIÇDAROĞLU: PKK BANA SALDIRDI
"Terör örgütü, Türkiye'de Karadeniz'de hangi partiye saldırdı, hangi siyasi partinin liderine? Demek ki teröre karşıyız değil mi, demek ki 'yı lanetliyoruz değil mi, demek ki şehitlerimize sahip çıkıyoruz değil mi? Ben PKK'nın saldırısına uğrayacağım, PKK'nın saldırısında kurşunlarla saldırıya uğrayacağım, bu tür eleştirileri doğru ve samimi bulmuyorum. Bütün provakasyonlara karşı çıkacağız. Ben bu ülkede, bu ülkeye hizmet eden, bu ülkede çalışan, bayrağına saygılı olan hiçbir ayrım yapmıyorum insanına saygılı olan, vatanına saygılı olan her vatandaşımın başımın üstünde yeri var. Hangi partiye mensup olursa olsun. Tek ölçüm budur, bayrağına saygılı olacak, vatanına saygılı olacak, insanına saygılı olacak."

5 Nisan 2017 Çarşamba

İsmet İnönü'nün Venizelos sevgisi

Halktan korkmasıyla tarihe geçen CHP Anayasa değişiklikleri sırasında 'Tek adamlığa gidiliyor' söylemine sarılınca Cumhurbaşkanı Erdoğan da haklı olarak Tek Parti dönemi günahlarını hatırlatıp lafı gediğine tıkadı:

Ne tek adamcılığı ya, eğer oraya buraya götürmek istiyorsanız kendi geçmişinize bakın. Bu ülkede CHP İl Başkanlarının valilik yaptığı, belediye bakanlığı dönemleri biliriz. Eğer tek adamcılıksa tek adamcılık budur. Daha da gerilere giderseniz asıl tek adamcılığı orada görürsünüz. Ben bu defterleri açmak istemiyorum ama zamanı gelince gerekirse açarız.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kastettiği şey, 1936 ortalarında Başbakan İnönü'nün genelgesiyle partinin genel sekreterliğinin İçişleri Bakanlığı'na (Mason Şükrü Kaya'ya) bağlanması ve bütün illerde valilere CHP il başkanlığı görevinin verilmesidir. Aynı genelgeyle umumi (genel) müfettişler ise devlet işleri yanında parti faaliyet ve teşkilatlarını da denetleyeceklerdi. Böylece Atatürk'ün ölümüne kadar sürecek olan parti-devlet bütünleşmesinin ilk adımı atılıyordu.

İkinci adım 5 Şubat 1937'de gerçekleştirilecek olan Altı Ok'un Anayasanın ilkeleri haline getirilmesiydi. Böylece tek partinin ilkeleri devletin ilkeleri yapılıyordu. Bu parti-devlet bütünleşmesinin faziletlerini Cumhuriyet gazetesinin kurucusu Nadir Nadi destekleyecekti:

“CHP millet ve memleketin genel hayatını kaplamak iddia ve özleminde olan bir parti olduğu gibi (…) devlet anlayışının kuvvetler birliğine dayandığını, bu anlayışın bütün kuvvetleri milletin aslına döndüren yekpare vatan düşüncesinden kuvvet alır. MECLİS, HÜKÜMET, PARTİ ESASEN BİR TEK ASLIN NETİCESİ OLDUKLARI halde, teşkilat itibariyla ayrılık zaman zaman ortadaki birliği ihlal eder gibi görünen bazı tezahürlerine rastlanmaktadır, yeni düzenlemelerle bu ortadan kaldırılmıştır” (Cumhuriyet, 20 Haziran 1936).
Atatürk kızkardeşi Makbule Hanım'a ada hediye etti.
“Tek Adamlık”a gidiliyor” diyen CHP'nin önce aynaya bakması ve tarihinde gerçek tek adamcılığı nasıl yaptığını ortaya koyması gerekir.

Yalnız Sayın Erdoğan'ın altını çizdiğim ifadelerine tekrar dikkat çekmek isterim:

“Daha da gerilere giderseniz asıl tek adamcılığı orada görürsünüz. Ben bu defterleri açmak istemiyorum ama zamanı gelince gerekirse açarız.”

Maalesef bu defterleri açmaya kalktığımız için kovalandığımız köylerin sayısını unuttuk. Bu millet o “defterler”in açılmasını istiyor, nokta. Yalnız İnönü'nün Tek dönemine değil, Mustafa Kemal'in Tek Adamlığı dönemine de dokunulsun istiyor. 

Tek Parti deyince...

Tek Parti döneminin muhasebesi henüz yapılmadı. Ne Mustafa Kemal'in mal varlığı ortaya çıkarılabildi, ne de 'huzuru mutad zevat'ın, yani yakınlarının götürdükleri… 

İsterseniz kısaca Atatürk'ün kızkardeşi Makbule Hanım'la ilgili gazete haberlerine bir göz atalım:

Atatürk'ün kız kardeşi hazine aleyhine dava açtı (Cumhuriyet, 26 Aralık 1954).

Makbule Atadan'ın miras bıraktığı 2 evin tapusu yok (Milliyet, 4 Mayıs 1956).

Atatürk'e armağan edilen adayı Makbule Hanım Belediyeye satmış (Cumhuriyet, 16 Kasım 1971).

Makbule hanımın yalısının önünden kazıklı yol geçiyor (Cumhuriyet, 10 Ekim 1987).

Makbule hanım Meclisten vergi muafiyeti istemiş (Cumhuriyet, 3 Ekim 2005).

Bu haberleri alt alta koyduğunuzda Atatürk'ün bütün mal varlığını millete bıraktığı söylemi de çöküyor. Nasıl yani, Makbule Hanım'ın adası mı varmış, diyorsunuz belki de. Varmış, hem de Eğridir gölünün ortasındaki Can Ada'yı Atatürk kız kardeşine bırakmış, o da paraya sıkışınca belediyeye satmış!
Öte yandan meğer Atatürk, Orman Çiftliği'nden bir arazinin tapusunu da vermiş Makbule Hanım'a, 1954'te açtığı dava, kendi hissesinin parasını almak içinmiş!!!
Aklı duruyor insanın ama ne yazık ki böyle.

Şimdi 2. Dünya Savaşı yıllarında yaşanan bir faciayı gündeme getireceğim. Murat Metinsoy'un emek mahsulü çalışması İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye'deki yüzlerce misalden biri bu:

“İşsiz olan ya da başını sokacak bir evi olmayan fakir insanlar barınma sorununu halletmek ve geçim güçlüğünden kurtulmak için küçük suçlar işleyerek hapishaneye girmeye çalışıyorlardı. Örneğin tramvayda hırsızlık yaparken yakalanan fakir ve işsiz Çopar Ahmet, çıkarıldığı mahkemede, kış gelince fakirlikten, odun sıkıntısından, yiyecek darlığından dolayı hapishaneye girip rahatlamak için tramvayda hırsızlık yaptığını söylüyordu (Vatan, 2 Aralık 1943).” (İş Bankası: 2016, s. 241)

Karnını doyurmak ve kışı geçirmek için hapse girmeyi göze alanlara rastlanan o yıllarda fakir ailelerin yetişkin çocukları yaşlarını büyüterek askere gidiyorlardı. Sebep basit: Karınlarını doyurabilmek ve adam gibi yaşayabilmek için!

Birilerinin altın çağ ilan ettikleri Tek Parti döneminden bir sayfa bu… Ha, millet açlıktan hapse girmeye can atarken Taksim Meydanı'na dikilecek Roma generali pozundaki İnönü heykeli için Avusturyalı heykeltıraş Belling'e 1 milyon 300 bin lira ödendiğini de bir yere yazalım.

Bebek katillerine ödül!

Şimdi ilk kez açıklayacağım acı bir olay var sırada.

Hatırlayacaksınız, birkaç hafta önce Atatürk döneminde Yunanistan'a şirin görünmek için hangi tavizlerin verildiğini yazmıştım. Yunan Başbakanı Venizelos'un Ankara'daki bir düğünde Afet İnan'la, Atatürk'ün de Bayan Venizelos'la dans ettikleri fotoğraf 7 sene evvel can düşmanımız olan Yunan Başbakanı'nın nasıl şımartıldığını göstermeye kâfidir. Hatta İnönü'nün, 1931 yılındaki gelişlerinde eşi Mevhibe Hanımı bebek katilinin koluna takıp sokaklarda gezdirdiği fotoğrafı da unutmuyoruz. Aziz şehitlerimizin kemiklerini sızlatan bu rahatsız edici görüntülere bugün yeni bir skandalı ekliyorum.

Yunan Başbakanı Venizelos'un, İnönü’nün eşi Mevhibe Hanım'ı koluna takarak gezmesi tartışmalara neden olmuştu.
Cumhuriyet gazetesinin 6 Mart 1933 tarihli nüshasında çıkan haberi okuyalım:

“Atina- Türkiye sefiri Enis (Tulça) Bey bugün Yunan Hariciye Nazırı Mihalokopulos'u ziyaret ederek İsmet Paşa'nın Yunan harp malulleri sandığına 300 Türk lirası hediye ettiğini bildirmiştir. Mihalokopulos İsmet Paşa Hazretlerinin bu nezaketine hararetle teşekkür etmiş…”

Peki bu harp malulleri acaba hangi savaşta yaralanmış? Mehmetçiğe karşı kalleşçe kurşun sıkarken! Anadolu'yu yakıp yıkarken! Genç kızlarımızı kirletirken! 30 bin kadını dul bırakırken! Anasının karnındaki bebeği dahi gözünü kırpmadan süngülerken! Sayalım mı?

Yani İnönü, 10 yıl önce bize karşı savaşan eli kanlı Yunan askerlerini ödüllendirmiş ey milletim! Hem de dedenin, ninenin yeni yetme çocukken boğazından kesilen paralarla!

Ve altında bir başka başlık: İsmet Paşa Çocuk Esirgeme Kurumu'nu ziyaret etmiş. Etmiş de 300 lira da oraya mı bağışlamış? Ne gezer efendim! Çocukların başlarını okşamış ve 'takdir etmiş'…

Yamalı elbiselerini anca 23 Nisanlarda değiştirebilen zavallı çocuklara takdir ama memleketimizin işgalcilerine para ödülü. İnönü zihniyeti tastamam buydu.

“Bu defterleri açmak istemiyorum ama zamanı gelince gerekirse açarız.

Oldu mu?

7 Aralık 2016 Çarşamba

CHP nin Bylock cetesi

Hilal YILDIRIM
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Mehmet Şenay Baygın'ın talimatı üzerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Başdanışmanı Doç. Dr. Fatih Gürsul Ankara'da gözaltına alındı. Evinde arama yapılan Gürsul'un FETÖ üyesi olma suçlamasıyla gözaltına alındığı ve 'Kırmızı listede ByLock kullanıcısı' olduğu belirtildi.
FETÖ ile bağlantısını kuruyordu 
Gürsul, bilim, teknoloji ve iletişim alanında Kılıçdaroğlu'na 3 yıldır danışmanlık yapıyordu. Gürsul ile ilgili FETÖ bağlantısının bilinmesine rağmen Kılıçdaroğlu'nun kendisinden vazgeçmediği öğrenildi. İncelemelerde Gürsul'un FETÖ ile Kılıçdaroğlu arasında irtibat kurduğu öne sürüldü. Gürsul'un FETÖ'nün ByLock'a gönderdiği bilgileri Kılıçdaroğlu'na aktardığı onun da siyasi konuşmalarında bunları kullandığı iddia edildi.
KHK İLE 4 AY ÖNCE AÇIĞA ALINMIŞTI 
İstanbul Üniversitesi (İÜ) öğretim üyesi Doç. Dr. Fatih Gürsul, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimi soruşturması kapsamında yaklaşık 4 ay önce KHK ile açığa alınmıştı.
Biliniyordu ama parti vazgeçmedi!
Öğrencilik yıllarında FETÖ dershanelerine giden Hacettepe Üniversitesi'nde eğitim gören Gürsul daha sonra bilişim sektörüne girdi. Gürsul, bu süreçte ilginç bir şekilde İsrail Büyükelçiliği ile yakınlaştı. Nikah şahitliğini İsrail Büyükelçisi yaptı. Evlendikten sonra ailesi ve Malatya'daki yakınlarıyla ilişkilerini tamamen koparan Fatih Gürsul sol çevrelere yakınlaştı, Kılıçdaroğlu'na en yakın isimlerden biri oldu. Gürsul, FETÖ üyesi olduğu bilindiği halde Kılıçdaroğlu tarafından başdanışman görevine getirildi.
Hocasının yanında eğitim gördü
Leadership, Research & Consulting (LRC) A.Ş. Araştırma Şirketi Yönetim Kurulu Üyesi ve İnsan, Toplum ve Teknoloji Derneği (İTTD) Başkanı olan Doç. Dr. Gürsul, ulusal ve uluslararası birçok sivil toplum kuruluşu ile projeler gerçekleştirdi. Amerika University of California San Diego'da araştırmacı bilimadamı olarak görev yapan Gürsul, 2010'da Florida State University tarafından, 900 bilimadamı arasından, en iyi makale ödülü olan "The Best Paper Award" ödülüne layık görülmüştü. 
Kayyum atanınca çıldırdı
Gözaltındaki Gürsul, FETÖ soruşturmaları kapsamında Koza İpek Grubu'na kayyum atandığında büyük tepki göstermişti. Gürsul o dönem yaptığı açıklamada "Koza İpek Grubu'nun kayyuma devredilmesi ekilen nefret ve kinin bir ürünüdür. AKP hükümetleri halkı temsilden uzak, sanki mafya organizasyonu gibi işleri halletmektedir. Medyaya yapılan akılalmaz baskılar ülkemizi dünyada rezil kepaze durumuna düşürmektedir. Dünyada siyasi literatüre baktığımızda hiçbir diktatör, hiçbir diktatör bozuntusu basını susturamamıştır. Türkiye'de de susturamayacaktır. Bu sebeple Koza İpek Grubu'na yapılanları şiddetle kınıyorum" demişti.

30 Ağustos 2016 Salı

Darbenin CHP deki ayak sesleri

Cemaat'in medya ayağı olduğu iddiasıyla bu sabah gazetecilere yapılan operasyonda, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun danışmanı Murat Aksoy hakkında da gözaltı kararı alındı. Cemaat-Hükümet kavgası öncesinde Yeni Şafak yazarı olan Aksoy, Ergenekon-Balyoz-Odatv gibi kumpas davalarına destek verirken; Cemaat-Hükümet kavgasının ardından Yeni Şafak'tan ayrılıp Cemaat medyasında yazmaya başlamış ve Halk TV'de program yapmıştı.
Aksoy'un geçen Eylül ayında Halk TV'deki programda "Devlet geleneği şu anda bir çıkış arıyor. Bu seçeneğe göre de, devletin bir B planı var. O da ne yazık ki çok istemediğimiz bir şey. Şu anda bazı şeylerde darbe seçeneği bile Ankara’da konuşuluyor" sözleri dikkat çekmişti.
Millet ve Yeni Hayat gibi Cemaat gazetelerinde yazarlık yapan Aksoy, Halk TV'de Eylül ayında "erken şimdi bunları açıklamak" dedikten sonra Ankara'da darbenin konuşulduğunu açıklamıştı.
Programdaki diyalog şöyleydi:
Murat Aksoy: ‘Ama şöyle bir şey var. Bu senaryoya karşı Ankara’da başka senaryo da var da konuşulmuyor değil’
Cüneyt Akman: ‘Mesela?’
Hakan Bayrakçı: ‘Başka parti falan? Abdullah Gül?’
Murat Aksoy: ’Başka parti değil. Erken şimdi bunları açıklamak’.
Cüneyt Akman: ‘Hayır hayır söyle canım, yani tahminleri konuşuyoruz’.
Murat Aksoy: ’Şöyle bir şey, yani hep söylerler ya ‘devlet geleneği şu anda bir çıkış arıyor’. Bu seçeneğe göre de devletin bir B planı var. O da ne yazık ki çok istemediğimiz bir şey. Şu anda bazı şeylerde darbe seçeneği bile Ankara’da konuşuluyor’.
İŞTE O SÖZLER

29 Ağustos 2016 Pazartesi

CHP deki Fetöler

Ayyıldız Tim'in hacklediği email ve Twitter hesaplarından birinde, FETÖ'nün ABD'deki 1 numarası olarak anılan İlhan Tanır ile CHP milletvekili Eren ERDEM'in yazışmaları dikkat çekti.
Deşifre olan mesajlarda ayrıca, 5 CHP'li milletvekilinin Fetullah Gülen'i ziyaret edeceği, içlerinden birinin de namaz kıldığı ayrıntısına yer veriliyor.

Paylaşımı büyütmek için üzerine tıklayın

Ayyıldız Tim FETÖ'nün CHP bağlantısını deşifre etti
Ayyıldız Tim FETÖ'nün CHP bağlantısını deşifre etti
Ayyıldız Tim FETÖ'nün CHP bağlantısını deşifre etti
Ayyıldız Tim FETÖ'nün CHP bağlantısını deşifre etti

Siyaset bilimci Prof. Dr. Doğu Ergil'in Fetullah Gülen'e gönderdiği sorular

Paylaşımı büyütmek için üzerine tıklayın

Ayyıldız Tim FETÖ'nün CHP bağlantısını deşifre etti
Ayyıldız Tim FETÖ'nün CHP bağlantısını deşifre etti
 

30 Ekim 2015 Cuma

Dosyayı yürüt vekilliği kap

Firari eski savcı Zekeriya Öz'ün yürüttüğü OdaTV soruşturma dosyasından ilginç kayıtlar çıktı.

Paralel yapının Selam-Tevhid kumpasında dinleme kayıtlarını inceleyen savcılar, 2011 yılındaki OdaTV soruşturmasının tapelerini Selam-Tevhid dosyasında buldu. O dönem paralel yapıya bağlı polislerin fezlekeye yansıtmadığı dinleme kayıtları arasında gazeteciler Ahu Özyurt ile Mehmet Faraç arasındaki konuşmaları gösteren tapeler dikkat çekti. Paralel örgüt destekçilerinin her eyleminde en ön sırada boy gösteren CHP Milletvekili Mahmut Tanal ile CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin'in çok özel ilişkisini açığa vuran konuşmalarda, Tanal'ın CHP'den vekillik koltuğunu, Tekin'in Kadıköy Belediyesi'ndeki o ünlü yolsuzluk dosyasına ilişkin delilleri Yargıtay'da 'yok ettirmesi' sayesinde kaptığı anlatılıyor. Mahmut Tanal'ın CHP'den aday yapılmasının kulislerde rahatsızlığa yol açtığını anlatan Mehmet Faraç, şunları söylüyor:
150 BİN DOLAR RÜŞVET
“O Fetullahçıların Mahmut, Muhammed Çakmak, partiye ne faydaları var! Taziye ye mi gitmişti Mahmut Tanal? Adayların 450'sini kimse tanımıyor. 59 il başkanı yokken listede onun ne işi var? (Gürsel Tekin) Tanal'ı niye listeye koydu? Tanal'ın yardımcısı Öznur Arslan, avukat, gitmiş o çalmış, mahkeme belirlemiş bunu. Yargıtay'daki odacılar mı, mübaşirler mi tespit etmiş hepsi de... Ünal Tanık dedi ki; 'Biz Gürsel Tekin'in avukatlarının Yargıtay'dan dosya çaldığını belirledik. Gürsel bize dava açtı. Mahkeme geçen hafta sonuçlandı. Bizim doğru olduğumuz kanıtlandı. Lehimize sonuçlandı. Dosyayı çalan Öznur Arslan, Mahmut Tanal'ın bürosunda çalışan avukat' dedi. 150 bin dolar rüşvet verdiler. Yargıtay'da bu dosyayı çalmak için bir saat anlattılar. Yani haşat ettiler vallahi..."
'İyi soyar'
Dönemin CHP Parti Meclisi Üyesi Korkmaz Karaca ile gazeteci Ahu Özyurt arasında geçen konuşmalarda ise Gürsel Tekin'in Kadıköy Belediye Başkan Vekilliği yaptığı dönemden bahsediliyor. 2011 yılındaki yapılan telefon konuşmalarında; Gürsel Tekin'in yerel yönetime kaydırılmasının beklendiğini anlatan Özyurt'a, Karaca şöyle cevap veriyor: “E daha iyi, Gürsel daha iyi soyar, daha iyi hırsızlık yapar. Orada belediye başkanlığını daha iyi soyar, seviniyordur o. Problem yok onun için, orada 1 sene 1,5 sene ne çalacaksa çalsın..."
Cürümlerinin vahametini biliyorlardı
İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili İrfan Fidan'ın hazırladığı 'Selam-Tevhid'de kumpas' iddianamesinde çarpıcı detaylar yeraldı. Binlerce kişiyi yasadışı dinleyen paralel örgütün 17 Aralık darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından delilleri aceleyle yok etmeye çalıştığına dikkat çekilen iddianamede şöyle denildi: “2011/762 sayılı dosya acele bir şekilde kapatılarak emniyet müdürlüğünden gizlice çıkarılmak istendi ve dinleme işlemlerine ilişkin log kayıtları silinerek dosya üzerinde yapılan işlemler gizlenmeye ve yok edilmeye çalışıldı. Şüphelilerin gerçekleştirdikleri eylemin vehametini bildikleri ve suç delillerini imha etme amacı taşıdıkları anlaşıldı."

18 Temmuz 2015 Cumartesi

Boğaza nazır rant

Ataşehir Belediyesi'ndeki skandalın ardından patlak veren CHP'li Beşiktaş Belediyesindeki rant vurgununda başkan hızlı çıktı. Murat Hazinedar aldığı villanın yanındaki arsaya jet hızıyla imar çıkarıp inşaat çalışmasına başladı. AKŞAM'ın duyurduğu CHP'li Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar'ın başkanlık koltuğuna oturduktan sonra yönettiği ilçeden peş peşe aldığı 10 milyonluk villa ve arazi haberi büyük yankı uyandırdı. Hazinedar'ın boğaz manzaralı villası ve arazisinin değerini katlamak için jet hızıyla 'icraata' geçtiği ortaya çıktı. Vatandaşların yıllarca beklediği imar iznini kendi arazisi söz konusu olunca kısa sürede çıkaran Murat Hazinedar milyonluk bir malikâne inşa etmek için çalışmalara bayram arifesinden başladı.  
İMARI VERDİ İNŞAATA BAŞLADI  
Hazinedar, vatandaşın yıllarca beklediği imar iznini kendi arsasına hemen verdi. Hazinedar 27 Mayıs 2015’te Başkanı olduğu Beşiktaş Belediyesi’nden arsasına imar izni çıkardı. İmar iznini çıkaran Hazinedar bayram arefesinde vakit kaybetmeden çalışmalara başladı. Arsanın içinde iş makinesi hummalı bir çalışmaya girdi. Arsaya yapacak ultra lüks villayla değeri iki katına çıkacak.  
Piyasa değeri 4 milyon TL
Haritada mavi ile boyalı alan Hazinedar'ın harfiyat çalışmasına başladığı alan. Hemen yanındaki ise kendisine ait olan villa. Boğaz manzaralı arsanın piyasa değeri 4 milyon lira. Hazinedar villaya 5.5 milyon lira ödedi.
İmar iznini açıklayamadı
Murat Hazinedar AKŞAM'ın haberinden sonra bir açıklama yaptı. Hazinedar, "Biz yaptığımız bütün işlemleri resmi hesaplardan yaptık. Hiçbir şekilde gayri resmi hesaplardan açıktan bir tek kuruşluk işlemimiz olmamıştır" dedi. Açıklamasında ne 5 milyonluk boğaz manzaralı arsaya ne de kendi arsasını ranta dönüştüren verdiği jet imar iznine değindi.

12 Temmuz 2015 Pazar

Tesadüf,tesadüfff ya...


Öncelikle, “gazetelere yansıyan 2 haber” ve bir “son gelişme”den söz edeyim.
İlk haber, Cumhuriyet’ten... “Rezidans avukatlığı”na soyunulan haber şöyle:
“Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi, servetini açıkladı: Varlıklıyım!”
Meğer, Battal Bey; “Belediye Başkanı” olmadan önce “müteahhit”miş de,“1400 daire” yaptırmış da!..
Bu binalardan bir kısmını da, “çocuklarına” ve “ikinci eşi olan Gamze Akkuş İlgezdi”ye hediye etmişmiş de!.. 
Pardon, pardon!.. 
Gamze Hanım; “Battal Bey’in ikinci eşi mi, yoksa üçüncü eşi mi?”
Her neyse!..
Atalarımız demiş ya; “Zenginin malı,
Züğürdün çenesini yorarmış!”
Çenemizi yormaktansa, soralım;
“Rezidans Kraliçesi” olarak anılmaya başlayan Gamze Hanım’a “Hediye”edilen “16 lüks daire”yi bir kenara koyalım da, “sadece 3 rezidans” için ödemeniz gereken “450 bin liralık intikal vergisi”ni niçin ödemediniz?..
Eğer varsa; 
“Boşandığınız birinci ve ikinci eşlerinize de rezidanslar hediye ettiniz mi?”
Gelelim ikinci habere...
Bu haber de, önceki günkü, “Zeynep’in Sözcülüğü”ne soyunan Sözcügazetesinden!..
Zeynep Hanım, Sözcü’ye demiş ki;
“O evi babamın desteğiyle ve kendi birikmiş paramla aldım.”
Merak ettim; “Parasını nerede biriktirmiş?”
“Ekinciler Holding’ten aldığı maaşı”(!) mı biriktirmiş yoksa “Vakıfbank’taki maaşı”nı mı?.. Ya da; “40 yıl çalışıp Ankara’da 150 bin liralık, Kadıköy’de 100 bin liralık daire alabilen(!) babasının desteği” ile mi almış o lüks daireyi?
KEMAL BEY’DEN PARALEL SÖYLEMİ
Ve son gelişme...
CHP Genel Müdürü Bay Kemal Kılıçdaroğlu, önceki akşam CHP Ümraniye İlçe Başkanlığı’nın Alemdağ Caddesi’nde düzenlediği “iftar”a katılmış ve bir gazetecinin; “Kızınızın Buz Rezidans’taki dairesi ile ilgili iddialara ne diyeceksiniz?” sorusuna, şöyle cevap vermiş:
“Kızıma haram yememesini öğrettim. Kul hakkı yememesini öğrettim. Onlar bunu gayet iyi biliyorlar. Hepsi onurlular, pırıl pırıl insanlar. Onlarla gurur duyuyorum, onur duyuyorum. Onlar alın teriyle kazandılar. Kul hakkı yemediler, hırsızlık yapmadılar. Onları seviyorum. Onlarla her zaman övünç duyuyorum.”
Yapmayın be Kemal Bey!..
Bize “Paralel numaraları” yapma!..
Tamam, “Paralel’le ittifak” yaptın, onların “montaj tape”lerini Meclis kürsülerinden okudun ama, “Paralel numaraları”nı kimseye yutturamazsın!..
Paralelciler de öyle der ya;
“Haram yemedik!.. Boğazımızdan haram lokma geçmedi!.. Biz, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını savunduk!.. Anamızdan helâl süt emdik!”
Ama, manzara ortada:
“Cemaatin saftorikleri”nden toplanan “himmet paraları”nı çantasına doldurup, “1 milyon doları Kıbrıs’taki kumarhanelerde kaybeden” insan,“Samanyolu Televizyonu’nda yönetici ve mali müşavir” idi!..
“Köpük partileri” düzenleyen ve “Playboy kızları” ile fotoğraf çektiren, yine onlardandı!..
Ama, lâfa gelince; “Haram yemedik!”
Asıl sorulması gereken şu: “Boğazınızdan bir tek helâl lokma geçti mi?”
Bütün bunlar ortadayken, Bay Kılıçdaroğlu’nun, “Paralel numaraları” çekip de; “Ben kızıma haram yememeyi öğrettim!.. Kul hakkı yememeyi öğrettim”sözleri; bir kulağımızdan girer, diğer kulağımızdan çıkar!..
Siz bari böyle konuşmayın Kemal Bey!.. Zira, “helâl-haram” meselesini ağzına alacak “en son kişi” sizsiniz!..
Biz; “SSK’yı 5 milyar dolar zarara uğrattığınız” için sizi de çok iyi biliyoruz,“kızınız Zeynep”i, oğlunuz Kerem’i ve “torununuz Duru Nadir”i de çok iyi biliyoruz!..
AİLE BOYU SİGORTA ÜÇKÂĞIDI!
Ne dersiniz;
“Buz Rezidans’ta lüks dairesi” olan Zeynep’ten başlayalım mı?..
l Efendim, 6 Eylül 2010 tarihli yazımda demiştim ki;
Vakit’in o günlerde gündeme getirdiği en önemli olaylardan biri de;“İktidara geldiğimizde soymayacağız, soydurmayacağız” diyen ama bizzat kendisi, “SSK’daki soygun”dan dolayı “yargılanacak” iken “Rahşan Affı” ile kurtulan Kemal Kılıçdaroğlu’nun; “aile boyu sigorta üçkâğıdı” yaptığını ortaya koyan haberimizdi.
Çünkü Kılıçdaroğlu’nun;
14 yaşındaki oğlu Kerem ve 10 aylık torunu Duru’nun ardından, kızlarıAzime Aslı ve Zeynep Kılıçdaroğlu’nun da usulsüz yollardan sigortalı yapıldığını gözler önüne sermiştik!..
Hem de, “iddia” olarak değil, “belge”leriyle!..
Vakit’in ulaştığı SSK dökümlerine göre Kılıçdaroğlu’nun, Ankara’da yaşayan ve o tarihte lise öğrencisi olan küçük kızı 1979 doğumlu Zeynep Kılıçdaroğlu ve büyük kızı 1976 doğumlu Azime Aslı Nadir Kılıçdaroğlu, üstelik okullarının devam ettiği bir dönemde, merkezi İstanbul’da bulunanEkinciler Holding bünyesinde çalışıyor gösterilip, birer aylığına sigortaettirilmiş!
Ne enteresandır ki;
“Sigorta yapan adres” hep aynı!..
Evet, “Ekinciler Holding!”
Kılıçdaroğlu’nun oğlu Kerem de, kızları Zeynep ve Aslı da, “Ankara’da oturmalarına” rağmen merkezi İstanbul’da bulunan “Ekinciler Holding’te çalışıyor” gösterilip, “sigorta” ettirilmiş!..
Ve yine, ne “tesadüf”(!)tür ki;
Her üçü de, “birer ay çalışmış”(!)lar!
PARALI AMA BURSLU!
Devam edelim...
“Ekinciler Holding’ten sigortalı” olarak “lise”yi bitiren Zeynep kızımız, artık“üniversiteli”dir.
Ama nerede ve nasıl?..
Tarih 18 Eylül 2010... O günkü Vakit’te şöyle bir haber var: 
“Kemal Kılıçdaroğlu’nun kızı Zeynep Kılıçdaroğlu, Ankara’da Köksal Toptan Anadolu Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul’da paralı eğitim veren Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı. Ancak Kılıçdaroğlu ailesi, yaklaşık yıllık 20 bin TL olan ücreti ödemedi. Çünkü Bilgi Üniversitesi, Tuncelili Zafer Mutlu’nun babası Latif Mutlu’ya ait... Yani Zeynep’i Tuncelili Mutlu ailesi okuttu.”
Latif Mutlu, Zeynep’e; acaba “kara kaşı, kara gözü” için mi “burs” verdi, yoksa “Tuncelili dayanışması” olsun diye mi?..
BANKAYA AMA SINAVSIZ!
Her neyse... Devam edelim...
l Zeynep Kılıçdaroğlu, “üniversite”yi de bitirmiştir... Artık “iş hayatı”na atılacaktır
Gerisini, 18 Mart 2009 tarihli Vakit’ten okuyalım: “Kemal Kılıçdaroğlu’nun küçük kızı Zeynep Kılıçdaroğlu’nun, 2007 yılında Türkiye’nin en önemli kamu bankalarından birisi olan Vakıfbank’ın hukuk müşavirliğinde sınavsız işe başladığı öğrenildi. Avukat Zeynep Kılıçdaroğlu’nun en büyük kamu bankalarından olan Vakıfbank’ta, genel müdürün tensibiyle işe alındığı belirlendi. Zeynep Kılıçdaroğlu şu anda Vakıfbank Hukuk Müşavirliği’nin İstanbul Şişli’deki bürosunda çalışmaya devam ediyor.” 
Gördüğünüz gibi;
Zeynep kızımız “sınavsız” da olsa “Vakıfbank’ın Hukuk Müşavirliği”nde işe alınmış, çalışmaya başlamıştır.
EV KARŞILIĞI İŞ!
l Tamam, Zeynep kızımız Vakıfbank’ta işe başlamış ama, “kalacak bir ev”bulması lâzım... Aksi halde, bir ev kiralayıp “yalnız” kalacak...
Vakit’in, 18 Mart 2009 tarihli haberinde, bu problemin nasıl halledildiği,şöyle haberleştirilmiş:
“Üniversiteyi bitirdikten sonra 2007 yılında Vakıfbank’a sınavsız giren Zeynep Kılıçdaroğlu’nun, şu anda yalnız kalmaması için İstanbul’da bir ailenin evinde kaldığı ve bunun karşılığında ise söz konusu ailenin işsiz oğlu Yusuf Kocadağ’a, 5 ay önce CHP’li Ataşehir Belediyesi’nde iş verildiği ortaya çıktı. 
CHP’li Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi tarafından işe alınan Kocadağ, belediyenin Basın ve Halkla İlişkiler biriminde görev yapıyor...”
Hani, “şanslı” birine; “Ne ballı adamsın” derler ya; Zeynep Kılıçdaroğlu da,“ballı bir kız” olmalı ki, “hep dört ayak üstüne” düşmüş!..
Şu hâle bakın; Daha “Lise’de öğrenci” iken “sigortalı” olmuş!.. Üniversiteyi“paralı” kazanmış ama “burslu” okumuş!.. Vakıfbank’a “sınavsız” girmiş!..“Ev” sorununu “Kocadağ ailesi” ile halletmiş... Üstelik, ailenin “işsiz” oğluYusuf’a “CHP’li Belediye’de iş” verilmesine vesile olmuş!.. Amma da “ballı kız”mış!..
RAHATSIZ AMA ÇALIŞIYOR!
Neyse... Gelelim son olaya...
Tarih 20 Mart 2009...
Gazetecilerin sorularını cevaplandıran Kılıçdaroğlu, kızının Vakıfbank’a nasıl sınavsız girdiği konusunda ısrarla açıklama yapması istenmesi üzerine demişti ki;
“Ben hiçbir soruyu cevapsız bırakmam. Kızım İngilizcesi olan yurtdışında eğitim görmüş bir kişidir. Her yerde işe girebilecek bir avukattır. Vakıfbank’ta işe girmesi onun tercihidir. Torpil yapılması söz konusu değildir. Ama işinden memnun değil, istifa edip ayrılabilir.” 
Ne ilginçtir ki; Mart 2009’da, babasının “işinden memnun olmadığı için istifa edeceği” söylenen Zeynep Kılıçdaroğlu, “4 yıl daha” Vakıfbank’ta kalıyor ve ancak 29 Ocak 2014’te istifa ediyor...
İlginç bir zamanlama!..
KIZI MI SIZDIRDI?
İlginç, çünkü, bu istifa; babası Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 28 Ocak günkü CHP Grubu’nda yaptığı konuşmada; “TÜRGEV’in Vakıf Bankası’ndaki bir hesabına 26 Nisan’da 99 milyon 999 bin 990 dolar para yattı mı?.. Bu para bir rüşvet parası mıdır” diye sorduğu günden bir gün sonra yani 29 Ocak günü gerçekleşmiştir?..
Bay Kılıçdaroğlu’na sormuşlardı:
“Dile getirdiğiniz iddialar ile kızınızın istifası arasında bir bağlantı var mı?”
Kılıçdaroğlu, “hayır” demişti. “Kesinlikle hayır... Uzun süredir kendisi kamu görevinden ayrılarak özel sektörde çalışmak istiyordu. Tamamıyla kendi kişisel kararı.”
Kılıçdaroğlu, “böyle demek zorunda” kalmış olsa da, gazetelerdeki yorumlarda deniliyordu ki; “Zeynep, Vakıfbank’ın içinden bilgi sızdırdığı iddialarının artması üzerine istifa etmek zorunda kaldı!”
HEP TESADÜF!.. HEP TESADÜF!!!
Uzun lâfın kısası;
Zeynep Hanım, 1979’da dünyaya geliyor!.. “Lisede” okurken, “Ekinciler Holding’te bir ay çalıştı” gösterilip, “sigortası” başlatılıyor!.. Daha sonra“üniversite”yi kazanıyor, “paralı” olduğu halde “burslu” okuyor!.. Ardından,2007 yılında Vakıfbank’a “sınavsız” olarak girip, çalışıyor!..
Ve ne ilginçtir ki;
“Yalnız” oturmamak için, “Kocadağ Ailesi”nin yanında kalıyor ve bu arada, evin “işsiz” oğlu Yusuf Kocadağ da, “CHP’li Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi” tarafından işe alınıyor!..
Hep “tesadüf”, hep tesadüf!..
l Lisede iken Ekinciler Holding’te işe başlıyor... Tesadüf!..
l Üniversiteyi, Bilgi Üniversitesi’nde “burslu” olarak okuyor... Tesadüf!..
Vakıfbank’ın Hukuk Müşavirliği’ne “sınavsız” alınıyor... Tesadüf!..
2007 yılında, bir ailenin yanında kalıyor, o ailenin işsiz oğluna CHP’li Ataşehir Belediyesi’nde iş bulunuyor... Tesadüf!..
Hep tesadüf, hep tesadüf!!!..
1979’da doğuyor, 2007’de işe başlıyor, 29 Ocak 2014’te istifa ediyor!.. Yani, “toplam 7 yıl çalışıyor” ama, istifa ettiği yıl; “Ataşehir’deki Buz Rezidans’tan lüks daire sahibi oluyor!”
Peki, nasıl?.. “Babasının desteği ve kendi birikmiş parasıyla!”
Sen onu, gel de külahıma anlat!..
Gelelim Kılıçdaroğlu’na;
“Ben kızıma haram yememeyi öğrettim!.. Kul hakkı yememeyi öğrettim!”
Yok yaa!.. Kerem’i ne yapacağız?.. Aslı’yı ne yapacağız?.. Duru’yu ne yapacağız?..
CHP Genel Müdürü Bay Kemal Kılıçdaroğlu’nun sık sık tekrarladığı bir söz vardı... Derdi ki; “Hırsızlık babadan oğula geçer, evlattan babaya değil!”
Çok doğru bir söz...
Hırsızlık, gerçekten de
“Babadan oğula”,
Ya da; “Babadan kızına” geçer!..
Bu, herkes için böyledir!..
Tabiî, Bay Kılıçdaroğlu için de!..
Öyle değil mi Kemal Bey?!?.. 
 ***********************************************************************************
Şu solcu taifesi bir alem... Ele verirler talkını, kendileri yutar salkımı!
Bu “solcu taifesi” var ya; “birbirlerini kollamalarına” hayranım!.. Kendilerinden olmayanlara “salyalarını akıtarak saldırırlar” ama, kendilerinden olan birine lâf söyletmezler, toz kondurmazlar!..
Elbette bazıları hariç; bu “familya”nın yazarları-çizerleri şu Gamze Akkuş İlgezdi ve Zeynep Kılıçdaroğlu meselesinde öyle bir tavır takındı ki; onları, neredeyse “sütten çıkmış ak kaşık” gösterecekler!..
Tayyip Erdoğan’a geldi mi; “lüks, ihtişam içinde yaşıyor” suçlaması!..
Kemal Kılıçdaroğlu geldi mi; “mütevazi bir hayat sürüyor” savunması!..
Ben, Ecevit için hep derdim ya; 
“Orkestra şefleri çalmazlar, çaldırırlar!”
Kılıçdaroğlu da öyle... “Benim malvarlığım yok” diyor ama, “CHP’liler malı götürüyor!”
Kimi “rezidans” götürüyor, hatta “Rezidans Kraliçesi” oluyor, kimi “yalı”kimi de “malikane” götürüyor!..
Pardon, pardon;
Aralarında “Ada sahibi” olanlar bile varmış!.. 
Bunları yüzlerine vurup da; “O halde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden ne istiyorsunuz?” demeye kalktığınızda; popolarına “raptiye” batmış gibi havalara zıplıyorlar!..
“Belliydi” diyorlar, “Bu haberleri rövanş için, misilleme için yaptığınız belliydi!”
İlginç bir refleks!.. Suçluluk kompleksi!..

5 Nisan 2015 Pazar

Inönü cenazeye niye gitmedi?


ATATÜRK'Ü İSMET İNÖNÜ ZEHİRLEDİ!
77 yıldır sadece dost meclislerinde gündeme gelen 'Atatürk ölmedi, zehirlendi' iddialarına ilişkin tarihi belgeler ortaya çıktı. 57 yaşında hayatını kaybeden Atatürk'ün doğal yollardan ölmediği, zamanın kudretli yöneticileri ve doktorları tarafından 'zehirlendiğine' ilişkin iddialar zaman zaman dillendirilse de bu, sınırlı bir tartışmanın ötesine geçmemişti. Yeni Şafak'ın ulaştığı belgeler zehirlenme hadisesinin gerçek olduğunu, bizzat İsmet İnönü tarafından tezgahlandığını ortaya koyuyor.

DNA TESTİ YAPILSIN
Son olarak Başbakan Bülent Ecevit'in doktoru Mücahit Pehlivan, 'Atatürk zehirlendi' diyerek kabrin açılmasını ve Mustafa Kemal'in naaşına DNA testi yapılmasını önermişti. Geçen hafta Fethullah Gülen'in 1960-1970'li yıllardaki ilişkilerini belgeleriyle ortaya çıkaran Yeni Şafak, 'Atatürk'e yönelik suikast' dosyasını da açıyor. Merkezinde 2. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek ile İçişleri Bakanları Şükrü Kaya ve Hıfzı Oğuz Bekata'nın olduğu yazışmalar Türkiye'yi derinden sarsacak, ciddi tartışmalara konu olacak.

'HER ŞEY YOLUNDA MERAK ETMEYİN'
İlk belge İçişleri Bakanı Şükrü Kaya'nın 30 Haziran 1938'de, yani Atatürk'ün ölümünden 4,5 ay önce İsmet İnönü'ye gönderdiği yazı. Kaya, yazıda "Tahsis ettiğimiz doktorun görevini layıkı ile yaptığı kanısındayım" diyor. Kaya'nın Atatürk'ün tedavisiyle ilgili normal bir bilgilendirme metniymiş gibi görünen yazısı birkaç cümle sonra farklı bir boyut alıyor:

SİZİ REİS GÖRMEK İSTERİZ
"Her şey yolunda ve mecrasında seyir etmektedir. Sizleri Cumhurreisi olarak görmek arzusu hepimizde hasıl olmuştur. Hürmetle ellerinizden öperim efendim."
YABANCILARI UZAKLAŞTIRDI
Mektuba göre Atatürk, doktorlardan kuşkulandığı için yabancı doktorları kendinden uzaklaştırıyor ve "Beni Türk doktorlarına emanet edin" talimatı veriyor.

CHP'li eski İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, İnönü'ye gönderdiği mektupta Atatürk'ün yanına yerleştirilmiş doktorun 'görevini layıkıyla yaptığından' bahsediyor, "Sizleri yakında Cumhurreisi olarak göreceğiz" diyor.
Atatürk'ün zehirlendiği iddialarını güçlendiren belgenin tam metni şu şekilde:
"Çok kıymetli büyüğüm İsmet İnönü. Cumhurreisimizin hastalığı gün geçtikçe ilerlemekte, çevresinde size karşı bazı tedbirler aldığını duydukça çok üzülmekteyim. Tahsis ettiğimiz doktorun görevini layıkı ile yaptığı kanısındayım.
Cumhurreisimiz, doktorlardan çok şikayet etmiş, "beni Türk doktorlarına emanet edin" demiştir. Yabancı doktorları uzaklaştırmak istemektedir.
Her şey yolunda ve mecrasında seyir etmektedir. Sizleri Cumhurreisi olarak görmek arzusu hepimizde hasıl olmuştur. Hürmetle ellerinizden öperim efendim. Dahiliye Vekili / Şükrü Kaya."

İŞİNİ BİTİRİRLER
İkinci belge ise Atatürk'ün zehirlendiği tartışmalarının, 20 yıl sonra devletin zirvesindeki bazı isimlerin başını ağrıtacak ve ölüm tehditlerine bile sebep olacak şekilde yeniden gündeme geldiğini gösteriyor. CHP Genel Sekreteri Kasım Gülek, 26 Şubat 1959 tarihindeki yazısında daha sonra İçişleri Bakanlığı da yapacak olan Hıfzı Oğuz Bekata'yı nazik bir şekilde uyarıyor.

ALTINDAN KALKAMAYIZ
"Atatürk'ün zehirlendiğine ilişkin raporu" başkalarıyla paylaştığı için Bekata'ya tepki gösteren Gülek, "Bu konu seni de beni de aşar, altından kalkamayız. Sen de altında kalırsın ben de. Birileri de altında kalır. Geçmişte yapılan hataları telafi etmemizin ihtimali dahi olmadığını iyi bilmektesin" diyor. Gülek yazının devamında ismini vermediği bir kişinin MAH'ta (MİT'ten önceki istihbarat kuruluşu) adamları olduğuna dikkat çekiyor ve Bekata'ya "Senin işini bitirirler" diye gözdağı veriyor.
ATATÜRK'E 43 ŞİŞE KİNİN ZEHRİ VERİLMİŞ!
Bir dönem 'derin devlet' olarak anılan Encümen-i Daniş'in başkanlığını da yürüten Hıfzı Oğuz Bekata, Kasım Gülek'in 'nazikçe' uyarılarına rağmen Atatürk'ün ölümünün arkasındaki sırrı araştırmaya devam etti.

Yeni Şafak'ın ulaştığı bir başka belgede Bekata'nın İçişleri Bakanı olduğu 1962 yılında, CHP Genel Sekreter Yardımcısı Doktor Lebit Yurdoğlu'ndan destek istediği, Yurdoğlu'nun elde ettiği bulguları bir mektupla ilettiği görülüyor. Doktor Yurdoğlu, Bekata'ya yazdığı yazıda Atatürk'ün kesinlikle öldürüldüğüne dikkat çekiyor: Yurdoğlu tespitlerini şu şekilde sıralıyor:

43 ŞİŞE KİNİN ZEHRİ"Bu konuyu derinlemesine araştırdığımda sorunun sadece geç teşhis olmadığını teşhisle uyumlu ilaçlar kullanılmadığını tesbit ettim."
"Sıtma tedavisi için kullanılan Kinin ilacının 43 şişe kullanıldığını gördüm. Bu kadar Kinin kullanıldığında karaciğerinde onarılmaz yaralar açacağını her hekim bilir. Bunun sanki bilinçli kullanılmış olduğun izlenimi edindim."

"Eppinger, Bergman, Dr. Fissinger, Dr. Neşet Irdelp hekimlik görevlerini bilinçli bir şeklide eksik yaptıkları kanısı bende hakim olmuştur."



KARACİĞER SÖNDÜRÜCÜ
Lebit Yurdoğlu'ndan Hıfzı Oğuz Bekata'ya gönderilen 18 Ekim 1962 tarihli mektup şu şekilde:
"Sn. Hıfzı Oğuz Bekata. Bu konuyu derinlemesine araştırdığımda sorunun sadece geç teşhis olmadığını teşhisle uyumlu ilaçlar kullanılmadığını tesbit ettim. Atatürk'ün ilaçlarının alındığı eczanenin kayıtlarına baktığımda, o dönemlerde sıtma tedavisi için kullanılan Kinin ilacının 43 şişe kullanıldığını gördüm. Bu kadar Kinin kullanıldığında karaciğerinde onarılmaz yaralar açacağını her hekimin bilmesi gerektiği ama bunun sanki bilinçli kullanılmış olduğun izlenimi edindim.
Atatürk'ün tedavi amaçlı verildiği diğer ilaç 'piremidon'dur. İnsanlar üzerinde toksin 'zehirli' etkisi olduğu kesinlik kazanmıştır. 'Civalı diuretik' olan 'salyrgan' isimli ilacın ise 3 Ağustos 1938 tarihinde yapılan konsültasyondan önce kullanımının tehlikeli olacağı bilindiği halde bu ilacın kullanılmasına devam edilmiştir. Eppinger, Bergman, Dr. Fissinger, Dr. Neşet Irdelp hekimlik görevlerini bilinçli bir şeklide eksik yaptıkları kanısı bende hakim olmuştur.

Hürmet ve muhabbetlerimle.

C.H.P. Genel Sekreter Yardımcısı İzmir Milletvekili - Dr. Lebit Yurdoğlu"

Atatürk kriz geçirdiğinde İsmet İnönü neden gelmedi 

Gazeteci Mehmet Barlas, Sabah Gazetesi'ndeki köşesinde yayınladığı, ''2013'te yaşarken 1938'in 'gündem'ini anlamak zordur'' başlıklı yazısında Atatürk'ün hastalığı ile ilgili teşhis gecikmesini, ölümü sonrası yaşanan cenaze namazı krizi ve İsmet İnönü'nün Atatürk kriz geçirdiğinde neden İstanbul'a gelmediğini kaleme aldı.

Gazeteci Mehmet Barlas'ın''2013'te yaşarken 1938'in 'gündem'ini anlamak zordur'' başlıklı yazısı;
2013 yılında Atatürk'ü bir kez daha saygı, sevgi ve minnet duyguları ile anarken, O'nu kaybettiğimiz 1938'deki "Gündem"in bugünkünden ne kadar farklı olduğunu hatırlamalıyız.
Örneğin Atatürk'ün vefatı ertesinde "Gündem"in önemli bir maddesi: "Atatürk'ün cenaze namazı kılınacak mı" şeklindeydi.
O gün 1'inci Ordu Komutanı olarak cenaze töreninin güvenliğinden de sorumlu olan Org. anılarında bu gündem maddesini şöyle anlatır:
"Programa göre cenaze İstanbul'dan alınacak, 'ya gönderilecekti. Ankara'ya 'Cenaze namazı İstanbul'da mı yoksa Ankara'da mı kılınacak' diye sordum. Akşama kadar bir cevap alamadığım için akşam tekrar sordurdum. 'Yarın sabah Başbakan Celal Bey, oraya gelecek, görüşürsünüz' cevabını aldığım vakit hayret ettim. Acaba bunda görüşecek ne vardı? Ertesi sabah Bayar, geldi. Dolmabahçe Sarayı'nda görüştük.
"İstifa ederim" diyor
Bayar'a göre İstanbul'da veya Ankara'da cenaze namazı esnasında bazı dini olaylar meydana gelmesinden laik hükümet çekiniyordu. Kendilerine ben 'Bir şey olacağını sanmam. Bu gelenek olmuş bir dini vecibedir. Namaz kılınmazsa bu millet elli sene sonra, yüz sene sonra mezardan çıkarır, namazını kılar. Onun için namaz kılınmayacaksa, beni vazifemden affetmenizi rica ederim' dedim"
(Fahrettin Altay, On Yıl Savaş ve Sonrası, İnsel Yayınevi, İstanbul, 1970) 1976'da Celal Bayar'la yaptığım, önce Günaydın'da yayınlanan sonra da kitaplaştırdığım söyleşide bu konuyu Bayar'a sormuş ve şu cevabı almıştım:
"Benim babadan kalma hocalığım da var ya... Cenaze namazının camide kılınmaması halinde istifa edeceğini söyleyen Altay'a, bunun farz değil farz-ı kifaye olduğunu anlattım.
Cenaze kaldırılmadan önce namazın kılınmasının şeriata aykırı olmadığını, yani dini hükümlere aykırılık bulunmadığını izah ettim. Böylece Dolmabahçe Sarayı'nda Vakıflar Müdürü (Şerafettin Efendi) tarafından Atatürk'ün cenaze namazı kıldırıldı." (Celal Bayar'ın Anıları, Günaydın Gazetesi, 9 Nisan 1976)
İsmet İnönü neden gelmedi?
Evet... 1938'in gündemi 2013'ün gündeminden çok farklıydı.
Bu gündemin diğer bazı maddelerini de o dönemde milletvekili olan gazeteci Asım Us'un 1966'da yayınlanan "Hatıra Notları"ndan aktaralım. (Vakit Matbaasıİstanbul, 1966) 29 Ekim 1938 günlü notta şunlar yazılı...
"Atatürk'ün ağır hastalığında İsmet İnönü'nün yakınlarından sayılan İrfan Ferit ile aramızda şöyle bir konuşma oldu:
'Atatürk'ün geçirdiği kriz esnasında İsmet İnönü İstanbul'a gelmeli idi, niçin gelmedi diye herkes merak ediyor' diye sordum. İrfan Ferit 'Nasıl gelsin? Recep Zühtü onu vuracağım diyormuş. İsmet birkaç defa hazırlandı... Sonra yine vazgeçti' cevabını verdi.
Atatürk'ün hastalığının teşhis edildiği 1938'in Temmuz'undan bir not şöyle: "Fransız mütehassız doktor Fissenger, Atatürk'ü muayene ettiği zaman, hastalığının 10 yıl önce başlamış olduğunu söylemiş. 'Bu kadar zaman içinde nasıl farkedilmemiş' diye sormuş.. Halbuki Doktor Neşet Ömer, her muayenesinde Atatürk'e 'Paşam kalbiniz ve ciğerleriniz, 25 yaşında bir gencinki kadar sağlam' demiş.
Yarım deli gazeteciler
O Temmuz'daki bir başka notta da şu bilgi var:
-Doktor Mazhar Osman, basın konferansında verdiği bir raporda, gazetecilerin tıbbi muayeneye tabi tutulmasını istedi. Yarım delilerin gazetecilik yapmaları bu suretle önlenebilecek...
Asım Us'un 4 Ağustos notunda "Atatürk'ün hastalığı sirozmuş...
Buna Araplar Teşemmu-u Kebed derler. Karında ve ayaklarda su olur" yazılı...
8 Ağustos'ta ise Ahmet Emin Yalman "Tan" gazetesinde "Atatürk hasta" diye yazdığı için, gazete üç ay kapatılıyor.