hasan karakaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hasan karakaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2016 Perşembe

Nuh Mete Yüksele yapilan Fetö kumpaslari

İddianamesinde, Gülen'in, "laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasa dışı örgüt kurup, bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu"nu, Gülen'in TSK'yı ele geçirmek amacıyla sızma politikasını sessiz ve derinden devam ettirdiğini vurgulayan Nuh Mete Yüksel, o günleri anlattı.

Türk tarihiyle ilgilenerek, okuyarak büyüdüğünü, 'e ve laik Cumhuriyete de büyük bir şevkle bağlı olduğunu söyleyen Yüksel, bu itibarla Cumhuriyet aleyhindeki bütün hareketlerin daima ilgisini çektiğini belirtti. Yüksel, "Zaten Atatürk de bize Cumhuriyet savcısı lakabını vermiş, hilafetin, saltanatın savcısı veya Marksizm'in, Leninizm'in savcısı olmayı yasaklamış, 'Siz Cumhuriyetin savcısısınız, Cumhuriyeti koruyacaksınız' demiş ve bu görevi vermiş. Bu itibarla ben de Fetullah Gülen'i palazlanmaya başladığı andan itibaren bir nevi takip ettim" dedi.
Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen'in o dönemde gençlik üzerinde yoğunlaştığını ve bunun için "ışık evleri"ni kurduğunu anlatan Yüksel, şöyle devam etti:
"Işık evlerinde gittikçe çoğalma, kendi tabiriyle bir gölleşme faaliyetine geçti. Bunun yanı sıra devleti ele geçirme çabasına geçti. İlk defa emniyetten başladı. Ondan sonra kendi tabiriyle mülkiye, adliye, askeriye üzerinde yoğun bir çaba sarf etti. 'Buralarda güçleneceksiniz, çoğalacaksınız, buralarda devleti ele geçirecek güce erişinceye kadar mücadele edeceksiniz' diye talimatlar verdi. Bu talimatları o lar piyasaya çıkan kasetlerde gördük, okuduk. 'Dünyayı elinize alacağınız güce erişinceye kadar, girişeceğiniz her hareket erkendir' dedi. Bunu yasakladı. Bunlar, bir örgüte verilen talimatlardı."
"OKULLARI BANA BİR İHANET YUVASIDIR"
Gülen'in daha sonra okullarını kurduğunu belirten Yüksel, "Fetullah'ın okulları başlı başına bana göre bir ihanet yuvasıdır" diye konuştu.
Bu okullarda Atatürk ve Cumhuriyet aleyhindeki faaliyetlerin yoğun şekilde devam ettiğini aktaran Yüksel, Gülen ile bağlantılı okullarda Türkçe öğretilmediğini, gayenin İngilizce öğretmek olduğunu dile getirdi. Yüksel, İngilizce eğitim verilmemesi halinde bu okulların açılmasına ABD'nin ve İngiltere'nin müsaade etmeyeceğini söyledi.
Söz konusu okullarda gizli şekilde laiklik, Atatürk ve Cumhuriyet aleyhinde faaliyetler yürütüldüğünü anlatan Yüksel, "Mesela okula bir misafir geleceği zaman herhangi bir bürokrat, bakan, bir büyük iş adamı, hatırlı bir kişi geleceği zaman hemen tozlu mahzenlerdeki Atatürk resimleri, büstleri çıkarılır, temizlenir, konur, misafiri gönderdikten sonra 'kaldırın bu deccalı buradan' diye komut verilir ve deccal diye hakaret ettikleri Atatürk'ün resimleri, büstleri yine mahzenlere atılırdı. Bunu da bürokratlarımız bile bile, bazen bilmeden saf bir şekilde yediler, yuttular kaba tabiriyle" ifadelerini kullandı.
"EMNİYETİN İÇİNE EPEYCE YERLEŞMİŞLERDİ"
Takip ettiği bu gelişmeler üzerine soruşturmaya başladığını belirten Yüksel, şöyle konuştu:
"Piyasaya yayılan kendisinin konuşmalarını içeren kasetleri topladım. Bu arada onun eski talebesi olan bazı öğrencileri onun gerçek yüzünü görerek geldiler, davaya müdahil olarak katıldılar. Tanıklık yaptılar. Onlarla mesai yaptık. Rahmetli (Necip) Hablemitoğlu'nun kitaplarını okudum. Onun makaleleri çok nefis, zengin makalelerdi. Emniyetten hiçbir şey almadım, emniyet sıfır. Emniyetin içine epeyce yerleşmişlerdi. Fetullah hakkında gerçekten soruşturma yapan bir grup vardı. Osman Ak ve Cevdet Saral. Osman Ak, yanlış hatırlamıyorsam Emniyet Müdürlüğü istihbarattan sorumlu emniyet müdür yardımcısıydı, Cevdet Saral da emniyet müdürlüğü yaptı. Bu grup samimi olarak soruşturmayı yaptı. Şimdi çıkıp ahkam kesiyorlar 'biz soruşturma yaptık, biz bunu yaptık, şunu yaptık' diye. Bu yalan. O zaman söylediğim kişiler hariç hepsi Fetullah'ın yanında yer aldı. Çünkü Fetullah o zaman bayağı itibarlı bir kişiydi. Fetullahçı olmak demek, istikbalinin açılması, önündeki yollarının açılması demekti. Onun için hep Fetullah'ın yanında oldular."
"YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ, FETÖ'NÜN OYUNUNA GELDİ"
Açtığı davanın mahkumiyetle sonuçlandığını ancak cezanın tecil edildiğini anlatan Yüksel, bununla da yetinilmediğini, davanın tekrar ele aldırıldığını söyledi. Yüksel, o zamana kadar çok iyi bir daire olan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin "Fetullahçıların oyununa geldiğini ve kararı bozduğunu", sonunda da beraat çıktığını kaydetti.
Fetullahçıların davayı çökertmek için ellerinden geleni yaptıklarını, davaya katılanları korkutarak davadan çekilmelerini sağladıklarını dile getiren Yüksel, "Benim üzerimde de tabii baskılar oldu. Fakat ben artık her şeyi göze almıştım. Bütün tehditlere ve baskılara rağmen sonuna kadar götürdüm ancak esas hakkında mütalaa safhasında bizi aldılar oradan" diye konuştu.
Yüksel, bu grubun o dönem Yargıtayda yapılanmalarının söz konusu olmadığını ancak alınan kararları etkileyebildiklerini belirterek, "Benim hiç ummadığım adamlar etkilendiler Yargıtayda ama isim veremem" dedi.

Gülen hakkında yakalama, gıyabi tutuklama kararı da çıkardığını, sonradan tutuklama kararının kaldırıldığını söyleyen Yüksel, "O zamanki yapılanmada emniyete girmişlerdi, emniyette güçlülerdi ama dediğim gibi benim tespitime göre silahlı kuvvetlerde ve adliyede bu derece güçlü değillerdi. Ama belki de biz yanılıyorduk. Güçlenmeye başlamışlardı. Nitekim ben mesela şimdi de bu kadar güçlendiklerini düşünemezdim. Aldığım her kararın, attığım her imzanın arkasındayım. Ama kalleşlik yapanlara kızıyorum tabii. Fetullahçı görünenlere, Fetullah'tan menfaat bekleyerek arkasından gidenlere hala kızgınlığım devam eder" ifadesini kullandı.
"BAZI ASKERİ LİSELERE GİRMİŞLERDİ"
Hazırladığı iddianameyle ilgili "Tek kişilik örgüt mü olur, bu ne biçim dava, somut bir şey yok" şeklinde tenkitlerde bulunulduğunu aktaran Yüksel, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bana göre terör eylemi vardı orada. Bir kere o katılanlar, yani olayın şahitleri zorla, tehditle vazgeçirildi. İddianamenin altında örgüt hakkında soruşturmanın devam ettiğini yazmıştım. O soruşturmaya devam ettim. Bunu ne yapacağız? Evvela dinleme gerekiyor. Dinlemeleri yoğunlaştırdık. Fakat gördüm ki dinlemeleri gerçekleştiren, arada gelip gidenlerin hepsi Fetullahçı. Onun üzerine dinlemeyi bıraktım. Bu insanlar içine adam yerleştirerek soruşturmayı yapma yoluna gitmeyi tercih ettim. O zaman 4422 sayılı kanun vardı, ona göre bunu yapabilirdik. Fakat mevcut kadroyla yapamayacağımı anlayınca o zamanki İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen'e gittim, durumu anlattım. Rüştü Bey 'haklısınız' dedi ve bundan sonra çalışmam için başka birini görevlendirdi. Fakat o şahıs da fena halde ürktü. Daha sonra askerle çalışmaya karar verdim. Aytaç Yalman Jandarma Genel Komutanı idi. Kendisiyle görüştüm. Aytaç Paşa benim yanımda Jandarma Alay Komutanına emir verdi, 'Beraber çalışacaksınız, Mete Bey'in direktiflerini yerine getireceksiniz' diye. Ancak o zaman o süreçte de ben görevden alındım, bu iş bitti.
Bazı askeri liselere girmişlerdi zaten.

İddianamemde var, çalışıyorlardı. Ben bu kadar süratli şekilde ele geçireceklerini tahmin etmedim. Yani silahlı kuvvetlere bu kadar güçlü gireceklerini, sadece silahlı kuvvetlere değil, adliyeye de bu kadar güçlü gireceklerini, ele geçireceklerini tahmin etmemiştim. Ama ele geçirdiler. En sonunda da bu darbeyi de bu kadar güçlü yapacaklarını tahmin etmiyordum ama yaptılar. Darbenin bu kadar güçlü yapılacağını, bu kadar çok elemanla yapılacağını, bu kadar çok silahla yapılacağını hiç düşünmedim. Darbe günü dışarıdaydım. Arkadaşlarla baronun Balgat'taki yerinde yemek yiyorduk. Aniden uçaklar patlamaya başladı. Hiç tahmin etmiyordum fakat maalesef oldu. Sabaha kadar da sürdü o bombalar. Sabah dahi atıldı bomba."
DEMOKRASİ KAHRAMANLARI İÇİN MEHMET AKİF ŞİİRİ
Yüksel, FETÖ'nün 15 Temmuz'daki darbe girişimine karşı milletin büyük bir fedakarlık ve direnç gösterdiğini, darbeyi püskürttüğünü belirtti. O gece, büyük kahramanlıklar gösterildiğini anlatan Yüksel, "Bunlar gerçek bir kahramanlık olayıdır. Mesela bir Ömer Halisdemir ve onun gibi birkaç kişi büyük fedakarlıklar yaparak bu neticeyi almamızda faydalı oldular" dedi.
Nuh Mete Yüksel, Halisdemir ve o gecenin diğer kahramanları için Mehmet Akif Ersoy'un Çanakkale şiirinden, "Asım'ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek, işte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek, şüheda gövdesi bir baksana dağlar taşlar, o rüku olmasa dünyada eğilmez başlar" mısralarını okudu.
10 YIL HAPİS İSTEMLİ İDDİANAME
DGM Savcılığı döneminde, Türkiye gündemini yakından ilgilendiren soruşturmaları yürüten, arkadaşları ve kamuoyu tarafından "Demir Savcı" lakabı takılan Nuh Mete Yüksel'in, 2000'de hazırladığı 79 sayfalık iddianamede, özetle şu tespitler yer aldı:
"Nurculuk, Türkiye Cumhuriyeti'nin tamamen şeriat esaslarına ve İslami prensiplerine göre idare edilmesini, hilafet ve saltanatın geri getirilmesini, inkılapların geçici olduğunu, Kur'an-ı Kerim dışında bir anayasaya ihtiyaç bulunmadığını savunmaktadır. Nurculuğun bilhassa ordu mensupları arasında yayılmasına önem verilmektedir. Gülen'in amacı, devletin tüm sistemlerinde İslam hükümlerini egemen kılarak teokratik bir İslam diktatörlüğünü kurmaktır. Fetullah Gülen'in laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni sona erdirip, yerine şeri yasaların hakim olduğu İslam devletini kurmak için okullarında beyinlerini yıkadığı gençlik ile oluşturacağı toplumu kullanmayı planladığı tespit edilmiştir. Gülen, Papa ile görüşerek sadece Türkiye'de değil, dünyadaki Müslümanları yönetmeyi amaçlayan ruhani liderliğe olan ilgisi, siyasi parti, kişi ve bazı devlet kadroları tarafından kabul görmesi nedeniyle hedefine ulaşmada devlet rejimini istismar etmesi ile ülkemizdeki en güçlü ve en etkin irticai yapılanma olarak değerlendirilmiştir."
Gülen grubunun, planlı, programlı sinsi çalışmalarının önünde tek engel olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'ni gördüğüne dikkat çekilen iddianamede, "Fethullah Gülen tarafından TSK içinde yapılanabilmek ve ileride etkinliğe kavuşabilmek amacıyla yeni projeler üretilmeye başlanmış, bu çerçevede askeri okullarda okuyan öğrenciler, önce fiili hedef olarak belirlenmiş, kültür düzeyi yüksek, kendine bağlı türban takmayan bayanların askeri öğrenciler ile tanışmaları ve evlenmelerinin sağlanabilmesi için gerekli vasatı sağlayacak bir yapılanmaya gitmiştir. Gülen, bu yöntemle 10 yıl içinde TSK içinde söz sahibi olacağı bir konuma gelmeyi planlamaktadır'' denildi.
DAVA 8 YIL İÇİNDE BERAATLA SONUÇLANDI
Gülen'in yargılanmasına 16 Ekim 2000 Pazartesi günü başlandı. Ankara 2 No'lu DGM'de görülen davaya, ABD'de bulunduğu bildirilen Fetullah Gülen katılmadı. Mahkemece, Fetullah Gülen'in adresinin tespit edilmesi için Adalet ve Dışişleri Bakanlıkları aracılığıyla ABD'ye müzekkere yazıldı, Gülen hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Yargılama sonucunda, 10 Mart 2003'te mahkeme Gülen'i suçlu buldu ancak davanın kesin hükme bağlanması, kamuoyunda "Rahşan affı" olarak bilinen 4616 sayılı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca ertelendi. Gülen'in, 5 yıl içinde aynı tür veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlemesi durumunda dava yenilenecek, bu süre içinde aynı cins veya daha ağır bir suç işlememesi durumunda ise dosya işlemden kaldırılacaktı.
Gülen'in avukatları, 3713 sayılı Yasa'da yapılan değişiklik ve 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca yeniden inceleme ve beraat talebinde bulundu. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Mayıs 2006'da Ankara 2 No'lu DGM'nin kararının kaldırılmasına ve Gülen'in beraatına oy birliğiyle karar verdi. Beraat kararının gerekçesinde, Gülen'in anayasal düzeni değiştirme amacı güttüğüne ilişkin delil bulunmadığı, aksine devlet yanlısı tutumu nedeniyle dini motifli radikal terör örgütleri tarafından tehdit edildiği belirtildi.
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararının temyizini görüşen Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nden de onama kararı çıkması üzerine dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya karara itiraz etti. Yalçınkaya, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin beraata ilişkin 5 Mayıs 2006 günlü hükmünün bozulmasını istedi. İstemi görüşen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24 Haziran 2008'de oy çokluğuyla itirazı reddetmesiyle Gülen'in beraatı kesinleşmiş oldu.
Fetullahçı Suç Örgütü'nün yasadışı dinleme skandallarından sonra yasadışı kaset operasyonları da ilk kez savcılık tarafından soruşturma kapsamına alındı. Latif Erdoğan'ın A Haber'e yaptığı açıklamaların yankısı sürüyor. Savcılık iddialar üzerine Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ve vakfın başkanı Mustafa Yeşil hakkında soruşturma başlattı. Vakfın eski başkanı Harun Tokak hakkında iddiaların yeniden gündeme gelmesi üzerine, paralelci polislerin 'e kurduğu seks tuzağı da yeniden mercek altına alındı.
GAZETECİLER VE YAZARLAR VAKFI BU SEKS TUZAĞININ NERESİNDE?
Peki 'e dava açan Nuh Mete Yüksel'e kurulan seks tuzağının emrini kim vermişti. Gülen örgütünün her kademedeki üyesinin yıllardır gururla anlattığı Nuh Mete Yüksel'e seks tuzağının arkasında hangi polisler var? Nuh Mete Yüksel'e kurulan seks tuzağını basına servis eden Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ve vakfın o dönemdeki başkanı Harun Tokak bu tuzağın neresinde?
SABRİ UZUN SEKS TUZAĞINI ANLATIYOR
Yıllardır tartışılan Fetullahçı polislerin Nuh Mete Yüksel'e kurduğu seks tuzağı Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun tarafından kaleme alınan "İN" kitabında ayrıntısı ile anlatılıyor. 
İşte Sabri Uzun'un kitabından Fetullahçı polislerin Nuh Mete Yüksel operasyonu:

NUH METE YÜKSEL İLE KASET TUZAĞINI KONUŞTUM

2002'nin Haziran ayı başlarında Savcı Nuh Mete Yüksel'e kurulan sek tuzağıyla ilgili haberleri gazetelerde okuduğumda, kendisine çok samimi duygularla daire başkanlığımıza davet edip 3-4 saat konuştum. Nuh Mete Yükseml 1999 yılında Fetullah Gülen hakkında dava açmıştı. Maalesef "4 dakika 52 saniye süren kaseti sonuna kadar izlemediğini ve montaj olduğunu" söylemişti. Kriminal raporda ise görüntülerin montaj olmadığı raporu verildi.
YİNE MEKTUPLA İHBAR YAPILIYOR VE NUH METE YÜKSEL'İN KASETİ BULUNUYOR!
İsterseniz görüntülerin bulunuş! hikayesini birlikte hatırlayalım. 2002 yılında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne mektupla yapılan bir ihbarla Çağdaş Eğitim Vakfı'nın PKK örgütüne yardım sağladığı önü sürülmüştü. Çağdaş Eğitim Vakfı'nda arama yapan polisler içinde Komiser Bayram Özbek vardı ve bu komiserin arama yaptığı yerde Savcı Nuh Mete Yüksel'in video görüntüsünün CD'ye yüklenmiş hali bulundu. Sonuçta Nuh Mete Yüksel görevinden alındı.
FETULLAHÇI POLİSLER AVUKATLIK BÜROSUNA GİZLİ KAMERA YERLEŞTİRİYOR
Yaptığım araştırma sonucunda şu sonuca vardım. Savcının Cemaat lideri hakkında dava açması, onu Cemaat'in hasmı durumuna getirmişti. Bu sebeple polis görünümlü Cemaat mensupları, görev gereği 24 saat birlikte oldukları Yüksel'in özel hayatına ait sırlara erişmişti. Edindikleri bilgilerle savcının arkadaşı ve avukatı olan kişiyi parayla ikna ettiler. O avukatın bürosuna yerleştirdikleri kameralarla özel hayata ait görüntüleri kaydedip, Cemaat'in intikamını aldılar. Böylece Savcı'nın DGM'den uzaklaştırılmasını ve cezalandırılmasını sağladılar.
ŞAKİRTLER AVUKATI 300 BİN DOLARA SATIN ALIYORLAR
Bu aşk görüntüsünün çekimi, Nuh Mete Yüksel'in avukatının bürosunda yapılmıştı. Sonradan aldığım duyumlar, o kadını da sözkonusu avukatın temin ettiği yönündedir. O avukatın eşinden boşandığı, parasız kaldığı, 300 bin dolar karşılığında Cemaat şakirtleri polislerle anlaşarak bürosuna altı adet kamera yerleştirilmesine izin verildiğini biliyorum.
EMNİYET TEŞKİLATINDAN KİMLERE TUZAK KURULDU?
Cemaat'in emniyet teşkilatı mensuplarına da tuzaklar kurduğu biliniyor. Bu konuda basına da birçok haberler yansıdı. İsterseniz öncelikle bu isimleri verelim
1-Emin Arslan- Emniyet Genel Müdür Yardımcısı
2- Sabri Uzun- Emniyet İstihbarat Daire Başkanı
3-Hanefi Avcı-Eskişehir İl Emniyet Müdürü
4-Celal Uzunkaya-Emniyet Genel Müdür Yardımcısı
5-Mustafa Gülcü- Emniyet Genel Müdür Yardımcısı
6-Orhan Özdemir-Ankara İl Emniyet Müdürü
7-Faruk Ünsal-Sakarya İl Emniyet Müdürü
8-A.İlhan Güler-İstanbul İstihbarat Şube Müdürü

9-Mustafa Aral-Kaçakçılık Daire Başkanı


Latif Erdoğan’ın A Haber ekranlarında yaptığı açıklamalar korkunç bir gerçeği tartışmaya açtı. Meral Akşener’le ilgili iftira kasetinin arkasında Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil’in çıkmasının ardından büyük bir tartışma başladı. Bu tartışma akıllara Hasan Karakaya’nın geçtiğimiz aylarda yazdığı bir yazıyı getirdi. Karakaya yazısında yine bir seks kasetinden ve yine Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan bahsediyordu. Bu kez başrolde Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın o dönemdeki başkanı Harun Tokak var. Akit’in yayınlamadığı seks kaseti ise birkaç ay sonra Hürriyet’e servis edilmiş.

Bugün Cem Küçük'ün 24 TV'de yaptığı açıklamalarda altını çizdiği gibi her taşın altından Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ve vakfın başkanları çıkıyor. Piyasada dolaşan bu seks kasetleri ile bu vakfın nasıl bir ilişkisi var? Yargı bu konuya bir el atmayacak mı? Yıllardır kaset ve şantaj operasyonu yapan haysiyet cellatlarından hesap sorulmayacak mı? Büyük bir pişkinlikle Latif Erdoğan'a saldıran  Suç Örgütü medyasına Sayın  sessiz mi kalacak? Sayın Meral Akşener hakkında çok ciddi iddialar bulunan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'ndan ve vakfın başkanı 'den hesap sormayacak mı?
İŞTE HASAN KARAKAYA'NIN 21 ŞUBAT TARİHİNDE YAYINLANAN O ÇOK TARTIŞILAN YAZISINDAN BAZI BAŞLIKLAR!
TELEFONDAKİ KİŞİ GAZETECİLER VE YAZARLAR VAKFI BAŞKANI HARUN TOKAK!
Tarih, 2002 Haziran ayının başları...
O günlerde, yine bir telefon geldi.
Telefon eden, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın o günlerdeki Başkanı Harun Tokak'tan başkası değil!..
Lütfen dikkat;
Telefon eden, "Zaman Gazetesi" veya "Cihan Haber Ajansı"ndan biri değil,Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Başkanı Harun Tokak'tı...
Yani;
"Fetullah Gülen'in Onursal Başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı!"
HARUN TOKAK NUH METE YÜKSEL'İN SEKS KASETİNİ YAYINLAMAMIZI İSTEDİ
Harun Tokak telefonda diyordu ki;
"DGM Hakimi Nuh Mete Yüksel, ahlâksız bir ilişkiye girmiş... Malûm; Nuh Mete; Hocaefendi aleyhinde sürekli dâvâlar açıyor... Şu günlerde bir dâvâ daha açmaya hazırlanıyor!.. Eğer, bu ahlâksız ilişki haberini yayınlarsanız, herhalde mesajı alır ve Hocaefendi ile uğraşmaktan vazgeçer!"
Kendisine dedik ki;
"Bu, çok kritik bir konu... Nuh Mete Yüksel de; astığı astık, kestiği kestik bir adam!.. Haber sağlam mı?.. Yoksa, başımıza iş açar!"
Harun Tokak dedi ki; "Haber çok sağlam... Elimizde kaseti var!.. O kasetten bir-iki kare göndereceğiz size!.. Ne olur, bu haberi yayınlayın!"
Kendisine dedik ki;
"Gönderin de bir bakalım!.."
AMAÇ HASIL OLDU, YAYINLAMAYIN!
Öyle ya;
Nuh Mete Yükseldenilen adama;"Merve Kavakçı'nın evini basıp, kapısını kırmaya yeltendiği" için bir "gıcıklığımız" var!..
Ama, yine de; "Yayınlayıp – yayınlamama" konusunda "tereddüt"yaşıyoruz!.. Tereddüt yaşıyoruz, çünkü; "Dini bir Cemaat mensubu"bildiğimiz insanlar, niye "seks kaseti" gibi, "belden aşağı işler"le uğraşırlar?!?..
Bu, "dini bir yöntem" midir?..
Biz bunları düşünürken...
Harun Tokak tekrar aradı...
"O haberi yayınlamanıza gerek kalmadı... Biz, ilgili yerlere; bu haberin Akit'te yayınlanabileceğini söyleyince, Nuh Mete Yüksel geri adım atmış ve bundan sonra Hocaefendi ile uğraşmayacağını söylemiş!.. Dolayısıyla, o haberi geri çekebilirsiniz!"
Öyle yaptık...
Haberi geri çektik...
Zaten, "yayınlamamaya" karar vermiştik!..
BİZ YAYINLAMADIK HÜRRİYET YAYINLADI!
Aradan "136 gün" geçti...
Bizim o gün yayınlamadığımız "Savcı Nuh Mete Yüksel'in seks kaseti"haberi; ne ilginçtir ki, 22-23 Ekim 2002'de Hürriyet'in manşetindeyayınlandı ve denildi ki;
"Bir gecelik zevk uğruna!..
Yüksel'in seks kaseti gerçek!
O kadın, Türk çıktı!"
İşte bu haberin yayınlandığı gün,Nuh Mete Yüksel'e hem "kınama", hem de "sürgün"çıktı!..
VE GÜLEN'E DAVA AÇAN NUH METE YÜKSEL'İN İPİ ÇEKİLDİ!
Evet, Nuh Mete Yüksel; "DGM Savcılığı"görevinden alındı, "Ankara Savcılığı"na getirildi!..
Uzun lâfın kısası;
"Harun Tokak'ın arzusu" yerine gelmişti... Bizim "yayınlamadığımız"haberle "Nuh Mete'ye mesaj" gönderen ve belki de, kendisine "kaset"ini yollayan Harun Tokak, öyle anlaşılıyor ki; ona "geri adım" attıramamış, bu defa da Hürriyet'i devreye sokmuş!..
Ve amacına ulaşmış!..
Bu arada;
O dönemde "Başbakanlık koltuğunda Bülent Ecevit'in oturduğunu" da hatırlatalım!.. Yani, Nuh Mete Yüksel'i "DGM Savcılığı"ndan alıp, "düz savcı" yapan "Ecevit Hükümeti"dir!..
Evet, Fetullah Gülen'in; "Şefaatçi olacağım!" dediği Ecevit!..
GAZETECİLER VE YAZARLAR VAKFI BAŞKANI'NA SORUYORUZ: BU SEKS KASETLERİNİ KİM ÇEKİYOR?
Bütün bu yazdıklarım, kafalarınızı karıştırmış olabilir...
O halde, özetle söyleyelim:
"12 Eylül 2013 tarihli yazısında, "Kasetçiler kim... Camia mı, Camia'ya oyun kuranlar" mı diye soran Önder Aytaç'ın sorusunun cevabı "Nuh Mete Yüksel'in kaset olayı" ile verilmiştir!..
Aksini iddia eden;
"Harun Tokak'a sorabilir!..
Bugün kalkıp;
"İnsanların mahrem görüntülerini kaydetmek, şantaj yapmak ve bunları siyasi menfaat için kullanmak alçaklıktır" diyen "Cemaat'in Vakıf'ları ve Avukat'ları", ilk önce "ayna"ya, yani "kendilerine" bakmalı değil midir?..
Diğerlerini bilmem ama, "Nuh Mete Yüksel'in seks kaseti olayı"nı kimin tezgâhladığı ortada!..
BİZ KİMİN YAPTIĞINI ÇOK İYİ BİLİYORUZ!
Sormak lâzım değil mi;
"Seks kasetini çekip, yayınlayanlar, 'nin yazışmalarını niye yalanlıyor, niye ve hangi yüzle aslının olmadığını iddia ediyorlar?"
"Seks kasetleri" de doğru,
"Fuat Avni'nin yazışmaları" da!..
Bu "kaset ve yazışma"lar için;
"Şantaj kasetleri MİT üzerinden servis ediliyor" demek ve bu işlerde"Paralel'in dahli olmadığını" söylemek; "kargaların bile, münasip yerleriyle güleceği bir komiklik"tir!..
Biz, "kaynağı" çok iyi biliyoruz...

2 Ocak 2016 Cumartesi

Bir yigitle Helallesme


"Ersoy Dede son fotoğrafını paylaşmış...
Hasan Karakaya gülümsüyor...
Yüzünde ölümün hiçbir alameti yok...
Belli ki kutsal topraklarda olduğu için mutlu da...
Hayat böyle bir şey işte...
İncecik bir çizgi... Bazen çok acı çekiyorsun, çok zor geçiyorsun...
Bazen de geçiveriyorsun...
O bir mahallede, ben bir başka mahallede, herkes sanırdı ki düşmanız birbirimize...
Ne o benim yazdığım tek yazının altına imza atardı, ne de ben onunkinin...
Hepsi hepsi, bir, bilemedin iki yazıda buluşmuştur gönüllerimiz...
Kızardık birbirimize de, düşman değildik...
Diyorum ya... Hayat böyle bir şey...
Geliyoruz....
Kavga da ediyoruz...
Ama sonunda hepimiz gidiyoruz işte...
Sevgili Hasan... Eğer varsa, ben sana hakkımı üç defa helal ediyorum...
Umarım sen de bana hakkını helal etmişsindir, ediyorsundur...
Etmezsen de canın sağ olsun...
Ben mazereti bulurum, hakkını helal etmeyişini hak ettim derim, yine de helal ederim hakkımı sana..."

12 Temmuz 2015 Pazar

Tesadüf,tesadüfff ya...


Öncelikle, “gazetelere yansıyan 2 haber” ve bir “son gelişme”den söz edeyim.
İlk haber, Cumhuriyet’ten... “Rezidans avukatlığı”na soyunulan haber şöyle:
“Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi, servetini açıkladı: Varlıklıyım!”
Meğer, Battal Bey; “Belediye Başkanı” olmadan önce “müteahhit”miş de,“1400 daire” yaptırmış da!..
Bu binalardan bir kısmını da, “çocuklarına” ve “ikinci eşi olan Gamze Akkuş İlgezdi”ye hediye etmişmiş de!.. 
Pardon, pardon!.. 
Gamze Hanım; “Battal Bey’in ikinci eşi mi, yoksa üçüncü eşi mi?”
Her neyse!..
Atalarımız demiş ya; “Zenginin malı,
Züğürdün çenesini yorarmış!”
Çenemizi yormaktansa, soralım;
“Rezidans Kraliçesi” olarak anılmaya başlayan Gamze Hanım’a “Hediye”edilen “16 lüks daire”yi bir kenara koyalım da, “sadece 3 rezidans” için ödemeniz gereken “450 bin liralık intikal vergisi”ni niçin ödemediniz?..
Eğer varsa; 
“Boşandığınız birinci ve ikinci eşlerinize de rezidanslar hediye ettiniz mi?”
Gelelim ikinci habere...
Bu haber de, önceki günkü, “Zeynep’in Sözcülüğü”ne soyunan Sözcügazetesinden!..
Zeynep Hanım, Sözcü’ye demiş ki;
“O evi babamın desteğiyle ve kendi birikmiş paramla aldım.”
Merak ettim; “Parasını nerede biriktirmiş?”
“Ekinciler Holding’ten aldığı maaşı”(!) mı biriktirmiş yoksa “Vakıfbank’taki maaşı”nı mı?.. Ya da; “40 yıl çalışıp Ankara’da 150 bin liralık, Kadıköy’de 100 bin liralık daire alabilen(!) babasının desteği” ile mi almış o lüks daireyi?
KEMAL BEY’DEN PARALEL SÖYLEMİ
Ve son gelişme...
CHP Genel Müdürü Bay Kemal Kılıçdaroğlu, önceki akşam CHP Ümraniye İlçe Başkanlığı’nın Alemdağ Caddesi’nde düzenlediği “iftar”a katılmış ve bir gazetecinin; “Kızınızın Buz Rezidans’taki dairesi ile ilgili iddialara ne diyeceksiniz?” sorusuna, şöyle cevap vermiş:
“Kızıma haram yememesini öğrettim. Kul hakkı yememesini öğrettim. Onlar bunu gayet iyi biliyorlar. Hepsi onurlular, pırıl pırıl insanlar. Onlarla gurur duyuyorum, onur duyuyorum. Onlar alın teriyle kazandılar. Kul hakkı yemediler, hırsızlık yapmadılar. Onları seviyorum. Onlarla her zaman övünç duyuyorum.”
Yapmayın be Kemal Bey!..
Bize “Paralel numaraları” yapma!..
Tamam, “Paralel’le ittifak” yaptın, onların “montaj tape”lerini Meclis kürsülerinden okudun ama, “Paralel numaraları”nı kimseye yutturamazsın!..
Paralelciler de öyle der ya;
“Haram yemedik!.. Boğazımızdan haram lokma geçmedi!.. Biz, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını savunduk!.. Anamızdan helâl süt emdik!”
Ama, manzara ortada:
“Cemaatin saftorikleri”nden toplanan “himmet paraları”nı çantasına doldurup, “1 milyon doları Kıbrıs’taki kumarhanelerde kaybeden” insan,“Samanyolu Televizyonu’nda yönetici ve mali müşavir” idi!..
“Köpük partileri” düzenleyen ve “Playboy kızları” ile fotoğraf çektiren, yine onlardandı!..
Ama, lâfa gelince; “Haram yemedik!”
Asıl sorulması gereken şu: “Boğazınızdan bir tek helâl lokma geçti mi?”
Bütün bunlar ortadayken, Bay Kılıçdaroğlu’nun, “Paralel numaraları” çekip de; “Ben kızıma haram yememeyi öğrettim!.. Kul hakkı yememeyi öğrettim”sözleri; bir kulağımızdan girer, diğer kulağımızdan çıkar!..
Siz bari böyle konuşmayın Kemal Bey!.. Zira, “helâl-haram” meselesini ağzına alacak “en son kişi” sizsiniz!..
Biz; “SSK’yı 5 milyar dolar zarara uğrattığınız” için sizi de çok iyi biliyoruz,“kızınız Zeynep”i, oğlunuz Kerem’i ve “torununuz Duru Nadir”i de çok iyi biliyoruz!..
AİLE BOYU SİGORTA ÜÇKÂĞIDI!
Ne dersiniz;
“Buz Rezidans’ta lüks dairesi” olan Zeynep’ten başlayalım mı?..
l Efendim, 6 Eylül 2010 tarihli yazımda demiştim ki;
Vakit’in o günlerde gündeme getirdiği en önemli olaylardan biri de;“İktidara geldiğimizde soymayacağız, soydurmayacağız” diyen ama bizzat kendisi, “SSK’daki soygun”dan dolayı “yargılanacak” iken “Rahşan Affı” ile kurtulan Kemal Kılıçdaroğlu’nun; “aile boyu sigorta üçkâğıdı” yaptığını ortaya koyan haberimizdi.
Çünkü Kılıçdaroğlu’nun;
14 yaşındaki oğlu Kerem ve 10 aylık torunu Duru’nun ardından, kızlarıAzime Aslı ve Zeynep Kılıçdaroğlu’nun da usulsüz yollardan sigortalı yapıldığını gözler önüne sermiştik!..
Hem de, “iddia” olarak değil, “belge”leriyle!..
Vakit’in ulaştığı SSK dökümlerine göre Kılıçdaroğlu’nun, Ankara’da yaşayan ve o tarihte lise öğrencisi olan küçük kızı 1979 doğumlu Zeynep Kılıçdaroğlu ve büyük kızı 1976 doğumlu Azime Aslı Nadir Kılıçdaroğlu, üstelik okullarının devam ettiği bir dönemde, merkezi İstanbul’da bulunanEkinciler Holding bünyesinde çalışıyor gösterilip, birer aylığına sigortaettirilmiş!
Ne enteresandır ki;
“Sigorta yapan adres” hep aynı!..
Evet, “Ekinciler Holding!”
Kılıçdaroğlu’nun oğlu Kerem de, kızları Zeynep ve Aslı da, “Ankara’da oturmalarına” rağmen merkezi İstanbul’da bulunan “Ekinciler Holding’te çalışıyor” gösterilip, “sigorta” ettirilmiş!..
Ve yine, ne “tesadüf”(!)tür ki;
Her üçü de, “birer ay çalışmış”(!)lar!
PARALI AMA BURSLU!
Devam edelim...
“Ekinciler Holding’ten sigortalı” olarak “lise”yi bitiren Zeynep kızımız, artık“üniversiteli”dir.
Ama nerede ve nasıl?..
Tarih 18 Eylül 2010... O günkü Vakit’te şöyle bir haber var: 
“Kemal Kılıçdaroğlu’nun kızı Zeynep Kılıçdaroğlu, Ankara’da Köksal Toptan Anadolu Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul’da paralı eğitim veren Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı. Ancak Kılıçdaroğlu ailesi, yaklaşık yıllık 20 bin TL olan ücreti ödemedi. Çünkü Bilgi Üniversitesi, Tuncelili Zafer Mutlu’nun babası Latif Mutlu’ya ait... Yani Zeynep’i Tuncelili Mutlu ailesi okuttu.”
Latif Mutlu, Zeynep’e; acaba “kara kaşı, kara gözü” için mi “burs” verdi, yoksa “Tuncelili dayanışması” olsun diye mi?..
BANKAYA AMA SINAVSIZ!
Her neyse... Devam edelim...
l Zeynep Kılıçdaroğlu, “üniversite”yi de bitirmiştir... Artık “iş hayatı”na atılacaktır
Gerisini, 18 Mart 2009 tarihli Vakit’ten okuyalım: “Kemal Kılıçdaroğlu’nun küçük kızı Zeynep Kılıçdaroğlu’nun, 2007 yılında Türkiye’nin en önemli kamu bankalarından birisi olan Vakıfbank’ın hukuk müşavirliğinde sınavsız işe başladığı öğrenildi. Avukat Zeynep Kılıçdaroğlu’nun en büyük kamu bankalarından olan Vakıfbank’ta, genel müdürün tensibiyle işe alındığı belirlendi. Zeynep Kılıçdaroğlu şu anda Vakıfbank Hukuk Müşavirliği’nin İstanbul Şişli’deki bürosunda çalışmaya devam ediyor.” 
Gördüğünüz gibi;
Zeynep kızımız “sınavsız” da olsa “Vakıfbank’ın Hukuk Müşavirliği”nde işe alınmış, çalışmaya başlamıştır.
EV KARŞILIĞI İŞ!
l Tamam, Zeynep kızımız Vakıfbank’ta işe başlamış ama, “kalacak bir ev”bulması lâzım... Aksi halde, bir ev kiralayıp “yalnız” kalacak...
Vakit’in, 18 Mart 2009 tarihli haberinde, bu problemin nasıl halledildiği,şöyle haberleştirilmiş:
“Üniversiteyi bitirdikten sonra 2007 yılında Vakıfbank’a sınavsız giren Zeynep Kılıçdaroğlu’nun, şu anda yalnız kalmaması için İstanbul’da bir ailenin evinde kaldığı ve bunun karşılığında ise söz konusu ailenin işsiz oğlu Yusuf Kocadağ’a, 5 ay önce CHP’li Ataşehir Belediyesi’nde iş verildiği ortaya çıktı. 
CHP’li Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi tarafından işe alınan Kocadağ, belediyenin Basın ve Halkla İlişkiler biriminde görev yapıyor...”
Hani, “şanslı” birine; “Ne ballı adamsın” derler ya; Zeynep Kılıçdaroğlu da,“ballı bir kız” olmalı ki, “hep dört ayak üstüne” düşmüş!..
Şu hâle bakın; Daha “Lise’de öğrenci” iken “sigortalı” olmuş!.. Üniversiteyi“paralı” kazanmış ama “burslu” okumuş!.. Vakıfbank’a “sınavsız” girmiş!..“Ev” sorununu “Kocadağ ailesi” ile halletmiş... Üstelik, ailenin “işsiz” oğluYusuf’a “CHP’li Belediye’de iş” verilmesine vesile olmuş!.. Amma da “ballı kız”mış!..
RAHATSIZ AMA ÇALIŞIYOR!
Neyse... Gelelim son olaya...
Tarih 20 Mart 2009...
Gazetecilerin sorularını cevaplandıran Kılıçdaroğlu, kızının Vakıfbank’a nasıl sınavsız girdiği konusunda ısrarla açıklama yapması istenmesi üzerine demişti ki;
“Ben hiçbir soruyu cevapsız bırakmam. Kızım İngilizcesi olan yurtdışında eğitim görmüş bir kişidir. Her yerde işe girebilecek bir avukattır. Vakıfbank’ta işe girmesi onun tercihidir. Torpil yapılması söz konusu değildir. Ama işinden memnun değil, istifa edip ayrılabilir.” 
Ne ilginçtir ki; Mart 2009’da, babasının “işinden memnun olmadığı için istifa edeceği” söylenen Zeynep Kılıçdaroğlu, “4 yıl daha” Vakıfbank’ta kalıyor ve ancak 29 Ocak 2014’te istifa ediyor...
İlginç bir zamanlama!..
KIZI MI SIZDIRDI?
İlginç, çünkü, bu istifa; babası Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 28 Ocak günkü CHP Grubu’nda yaptığı konuşmada; “TÜRGEV’in Vakıf Bankası’ndaki bir hesabına 26 Nisan’da 99 milyon 999 bin 990 dolar para yattı mı?.. Bu para bir rüşvet parası mıdır” diye sorduğu günden bir gün sonra yani 29 Ocak günü gerçekleşmiştir?..
Bay Kılıçdaroğlu’na sormuşlardı:
“Dile getirdiğiniz iddialar ile kızınızın istifası arasında bir bağlantı var mı?”
Kılıçdaroğlu, “hayır” demişti. “Kesinlikle hayır... Uzun süredir kendisi kamu görevinden ayrılarak özel sektörde çalışmak istiyordu. Tamamıyla kendi kişisel kararı.”
Kılıçdaroğlu, “böyle demek zorunda” kalmış olsa da, gazetelerdeki yorumlarda deniliyordu ki; “Zeynep, Vakıfbank’ın içinden bilgi sızdırdığı iddialarının artması üzerine istifa etmek zorunda kaldı!”
HEP TESADÜF!.. HEP TESADÜF!!!
Uzun lâfın kısası;
Zeynep Hanım, 1979’da dünyaya geliyor!.. “Lisede” okurken, “Ekinciler Holding’te bir ay çalıştı” gösterilip, “sigortası” başlatılıyor!.. Daha sonra“üniversite”yi kazanıyor, “paralı” olduğu halde “burslu” okuyor!.. Ardından,2007 yılında Vakıfbank’a “sınavsız” olarak girip, çalışıyor!..
Ve ne ilginçtir ki;
“Yalnız” oturmamak için, “Kocadağ Ailesi”nin yanında kalıyor ve bu arada, evin “işsiz” oğlu Yusuf Kocadağ da, “CHP’li Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi” tarafından işe alınıyor!..
Hep “tesadüf”, hep tesadüf!..
l Lisede iken Ekinciler Holding’te işe başlıyor... Tesadüf!..
l Üniversiteyi, Bilgi Üniversitesi’nde “burslu” olarak okuyor... Tesadüf!..
Vakıfbank’ın Hukuk Müşavirliği’ne “sınavsız” alınıyor... Tesadüf!..
2007 yılında, bir ailenin yanında kalıyor, o ailenin işsiz oğluna CHP’li Ataşehir Belediyesi’nde iş bulunuyor... Tesadüf!..
Hep tesadüf, hep tesadüf!!!..
1979’da doğuyor, 2007’de işe başlıyor, 29 Ocak 2014’te istifa ediyor!.. Yani, “toplam 7 yıl çalışıyor” ama, istifa ettiği yıl; “Ataşehir’deki Buz Rezidans’tan lüks daire sahibi oluyor!”
Peki, nasıl?.. “Babasının desteği ve kendi birikmiş parasıyla!”
Sen onu, gel de külahıma anlat!..
Gelelim Kılıçdaroğlu’na;
“Ben kızıma haram yememeyi öğrettim!.. Kul hakkı yememeyi öğrettim!”
Yok yaa!.. Kerem’i ne yapacağız?.. Aslı’yı ne yapacağız?.. Duru’yu ne yapacağız?..
CHP Genel Müdürü Bay Kemal Kılıçdaroğlu’nun sık sık tekrarladığı bir söz vardı... Derdi ki; “Hırsızlık babadan oğula geçer, evlattan babaya değil!”
Çok doğru bir söz...
Hırsızlık, gerçekten de
“Babadan oğula”,
Ya da; “Babadan kızına” geçer!..
Bu, herkes için böyledir!..
Tabiî, Bay Kılıçdaroğlu için de!..
Öyle değil mi Kemal Bey?!?.. 
 ***********************************************************************************
Şu solcu taifesi bir alem... Ele verirler talkını, kendileri yutar salkımı!
Bu “solcu taifesi” var ya; “birbirlerini kollamalarına” hayranım!.. Kendilerinden olmayanlara “salyalarını akıtarak saldırırlar” ama, kendilerinden olan birine lâf söyletmezler, toz kondurmazlar!..
Elbette bazıları hariç; bu “familya”nın yazarları-çizerleri şu Gamze Akkuş İlgezdi ve Zeynep Kılıçdaroğlu meselesinde öyle bir tavır takındı ki; onları, neredeyse “sütten çıkmış ak kaşık” gösterecekler!..
Tayyip Erdoğan’a geldi mi; “lüks, ihtişam içinde yaşıyor” suçlaması!..
Kemal Kılıçdaroğlu geldi mi; “mütevazi bir hayat sürüyor” savunması!..
Ben, Ecevit için hep derdim ya; 
“Orkestra şefleri çalmazlar, çaldırırlar!”
Kılıçdaroğlu da öyle... “Benim malvarlığım yok” diyor ama, “CHP’liler malı götürüyor!”
Kimi “rezidans” götürüyor, hatta “Rezidans Kraliçesi” oluyor, kimi “yalı”kimi de “malikane” götürüyor!..
Pardon, pardon;
Aralarında “Ada sahibi” olanlar bile varmış!.. 
Bunları yüzlerine vurup da; “O halde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden ne istiyorsunuz?” demeye kalktığınızda; popolarına “raptiye” batmış gibi havalara zıplıyorlar!..
“Belliydi” diyorlar, “Bu haberleri rövanş için, misilleme için yaptığınız belliydi!”
İlginç bir refleks!.. Suçluluk kompleksi!..