kumpaslar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kumpaslar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2016 Perşembe

Kumpaslarin tarihi o manşetlerle başladı



Nuh Mete Yüksele yapilan Fetö kumpaslari

İddianamesinde, Gülen'in, "laik devlet yapısını değiştirerek yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasa dışı örgüt kurup, bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu"nu, Gülen'in TSK'yı ele geçirmek amacıyla sızma politikasını sessiz ve derinden devam ettirdiğini vurgulayan Nuh Mete Yüksel, o günleri anlattı.

Türk tarihiyle ilgilenerek, okuyarak büyüdüğünü, 'e ve laik Cumhuriyete de büyük bir şevkle bağlı olduğunu söyleyen Yüksel, bu itibarla Cumhuriyet aleyhindeki bütün hareketlerin daima ilgisini çektiğini belirtti. Yüksel, "Zaten Atatürk de bize Cumhuriyet savcısı lakabını vermiş, hilafetin, saltanatın savcısı veya Marksizm'in, Leninizm'in savcısı olmayı yasaklamış, 'Siz Cumhuriyetin savcısısınız, Cumhuriyeti koruyacaksınız' demiş ve bu görevi vermiş. Bu itibarla ben de Fetullah Gülen'i palazlanmaya başladığı andan itibaren bir nevi takip ettim" dedi.
Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) elebaşı Fetullah Gülen'in o dönemde gençlik üzerinde yoğunlaştığını ve bunun için "ışık evleri"ni kurduğunu anlatan Yüksel, şöyle devam etti:
"Işık evlerinde gittikçe çoğalma, kendi tabiriyle bir gölleşme faaliyetine geçti. Bunun yanı sıra devleti ele geçirme çabasına geçti. İlk defa emniyetten başladı. Ondan sonra kendi tabiriyle mülkiye, adliye, askeriye üzerinde yoğun bir çaba sarf etti. 'Buralarda güçleneceksiniz, çoğalacaksınız, buralarda devleti ele geçirecek güce erişinceye kadar mücadele edeceksiniz' diye talimatlar verdi. Bu talimatları o lar piyasaya çıkan kasetlerde gördük, okuduk. 'Dünyayı elinize alacağınız güce erişinceye kadar, girişeceğiniz her hareket erkendir' dedi. Bunu yasakladı. Bunlar, bir örgüte verilen talimatlardı."
"OKULLARI BANA BİR İHANET YUVASIDIR"
Gülen'in daha sonra okullarını kurduğunu belirten Yüksel, "Fetullah'ın okulları başlı başına bana göre bir ihanet yuvasıdır" diye konuştu.
Bu okullarda Atatürk ve Cumhuriyet aleyhindeki faaliyetlerin yoğun şekilde devam ettiğini aktaran Yüksel, Gülen ile bağlantılı okullarda Türkçe öğretilmediğini, gayenin İngilizce öğretmek olduğunu dile getirdi. Yüksel, İngilizce eğitim verilmemesi halinde bu okulların açılmasına ABD'nin ve İngiltere'nin müsaade etmeyeceğini söyledi.
Söz konusu okullarda gizli şekilde laiklik, Atatürk ve Cumhuriyet aleyhinde faaliyetler yürütüldüğünü anlatan Yüksel, "Mesela okula bir misafir geleceği zaman herhangi bir bürokrat, bakan, bir büyük iş adamı, hatırlı bir kişi geleceği zaman hemen tozlu mahzenlerdeki Atatürk resimleri, büstleri çıkarılır, temizlenir, konur, misafiri gönderdikten sonra 'kaldırın bu deccalı buradan' diye komut verilir ve deccal diye hakaret ettikleri Atatürk'ün resimleri, büstleri yine mahzenlere atılırdı. Bunu da bürokratlarımız bile bile, bazen bilmeden saf bir şekilde yediler, yuttular kaba tabiriyle" ifadelerini kullandı.
"EMNİYETİN İÇİNE EPEYCE YERLEŞMİŞLERDİ"
Takip ettiği bu gelişmeler üzerine soruşturmaya başladığını belirten Yüksel, şöyle konuştu:
"Piyasaya yayılan kendisinin konuşmalarını içeren kasetleri topladım. Bu arada onun eski talebesi olan bazı öğrencileri onun gerçek yüzünü görerek geldiler, davaya müdahil olarak katıldılar. Tanıklık yaptılar. Onlarla mesai yaptık. Rahmetli (Necip) Hablemitoğlu'nun kitaplarını okudum. Onun makaleleri çok nefis, zengin makalelerdi. Emniyetten hiçbir şey almadım, emniyet sıfır. Emniyetin içine epeyce yerleşmişlerdi. Fetullah hakkında gerçekten soruşturma yapan bir grup vardı. Osman Ak ve Cevdet Saral. Osman Ak, yanlış hatırlamıyorsam Emniyet Müdürlüğü istihbarattan sorumlu emniyet müdür yardımcısıydı, Cevdet Saral da emniyet müdürlüğü yaptı. Bu grup samimi olarak soruşturmayı yaptı. Şimdi çıkıp ahkam kesiyorlar 'biz soruşturma yaptık, biz bunu yaptık, şunu yaptık' diye. Bu yalan. O zaman söylediğim kişiler hariç hepsi Fetullah'ın yanında yer aldı. Çünkü Fetullah o zaman bayağı itibarlı bir kişiydi. Fetullahçı olmak demek, istikbalinin açılması, önündeki yollarının açılması demekti. Onun için hep Fetullah'ın yanında oldular."
"YARGITAY 9. CEZA DAİRESİ, FETÖ'NÜN OYUNUNA GELDİ"
Açtığı davanın mahkumiyetle sonuçlandığını ancak cezanın tecil edildiğini anlatan Yüksel, bununla da yetinilmediğini, davanın tekrar ele aldırıldığını söyledi. Yüksel, o zamana kadar çok iyi bir daire olan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin "Fetullahçıların oyununa geldiğini ve kararı bozduğunu", sonunda da beraat çıktığını kaydetti.
Fetullahçıların davayı çökertmek için ellerinden geleni yaptıklarını, davaya katılanları korkutarak davadan çekilmelerini sağladıklarını dile getiren Yüksel, "Benim üzerimde de tabii baskılar oldu. Fakat ben artık her şeyi göze almıştım. Bütün tehditlere ve baskılara rağmen sonuna kadar götürdüm ancak esas hakkında mütalaa safhasında bizi aldılar oradan" diye konuştu.
Yüksel, bu grubun o dönem Yargıtayda yapılanmalarının söz konusu olmadığını ancak alınan kararları etkileyebildiklerini belirterek, "Benim hiç ummadığım adamlar etkilendiler Yargıtayda ama isim veremem" dedi.

Gülen hakkında yakalama, gıyabi tutuklama kararı da çıkardığını, sonradan tutuklama kararının kaldırıldığını söyleyen Yüksel, "O zamanki yapılanmada emniyete girmişlerdi, emniyette güçlülerdi ama dediğim gibi benim tespitime göre silahlı kuvvetlerde ve adliyede bu derece güçlü değillerdi. Ama belki de biz yanılıyorduk. Güçlenmeye başlamışlardı. Nitekim ben mesela şimdi de bu kadar güçlendiklerini düşünemezdim. Aldığım her kararın, attığım her imzanın arkasındayım. Ama kalleşlik yapanlara kızıyorum tabii. Fetullahçı görünenlere, Fetullah'tan menfaat bekleyerek arkasından gidenlere hala kızgınlığım devam eder" ifadesini kullandı.
"BAZI ASKERİ LİSELERE GİRMİŞLERDİ"
Hazırladığı iddianameyle ilgili "Tek kişilik örgüt mü olur, bu ne biçim dava, somut bir şey yok" şeklinde tenkitlerde bulunulduğunu aktaran Yüksel, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bana göre terör eylemi vardı orada. Bir kere o katılanlar, yani olayın şahitleri zorla, tehditle vazgeçirildi. İddianamenin altında örgüt hakkında soruşturmanın devam ettiğini yazmıştım. O soruşturmaya devam ettim. Bunu ne yapacağız? Evvela dinleme gerekiyor. Dinlemeleri yoğunlaştırdık. Fakat gördüm ki dinlemeleri gerçekleştiren, arada gelip gidenlerin hepsi Fetullahçı. Onun üzerine dinlemeyi bıraktım. Bu insanlar içine adam yerleştirerek soruşturmayı yapma yoluna gitmeyi tercih ettim. O zaman 4422 sayılı kanun vardı, ona göre bunu yapabilirdik. Fakat mevcut kadroyla yapamayacağımı anlayınca o zamanki İçişleri Bakanı Rüştü Kazım Yücelen'e gittim, durumu anlattım. Rüştü Bey 'haklısınız' dedi ve bundan sonra çalışmam için başka birini görevlendirdi. Fakat o şahıs da fena halde ürktü. Daha sonra askerle çalışmaya karar verdim. Aytaç Yalman Jandarma Genel Komutanı idi. Kendisiyle görüştüm. Aytaç Paşa benim yanımda Jandarma Alay Komutanına emir verdi, 'Beraber çalışacaksınız, Mete Bey'in direktiflerini yerine getireceksiniz' diye. Ancak o zaman o süreçte de ben görevden alındım, bu iş bitti.
Bazı askeri liselere girmişlerdi zaten.

İddianamemde var, çalışıyorlardı. Ben bu kadar süratli şekilde ele geçireceklerini tahmin etmedim. Yani silahlı kuvvetlere bu kadar güçlü gireceklerini, sadece silahlı kuvvetlere değil, adliyeye de bu kadar güçlü gireceklerini, ele geçireceklerini tahmin etmemiştim. Ama ele geçirdiler. En sonunda da bu darbeyi de bu kadar güçlü yapacaklarını tahmin etmiyordum ama yaptılar. Darbenin bu kadar güçlü yapılacağını, bu kadar çok elemanla yapılacağını, bu kadar çok silahla yapılacağını hiç düşünmedim. Darbe günü dışarıdaydım. Arkadaşlarla baronun Balgat'taki yerinde yemek yiyorduk. Aniden uçaklar patlamaya başladı. Hiç tahmin etmiyordum fakat maalesef oldu. Sabaha kadar da sürdü o bombalar. Sabah dahi atıldı bomba."
DEMOKRASİ KAHRAMANLARI İÇİN MEHMET AKİF ŞİİRİ
Yüksel, FETÖ'nün 15 Temmuz'daki darbe girişimine karşı milletin büyük bir fedakarlık ve direnç gösterdiğini, darbeyi püskürttüğünü belirtti. O gece, büyük kahramanlıklar gösterildiğini anlatan Yüksel, "Bunlar gerçek bir kahramanlık olayıdır. Mesela bir Ömer Halisdemir ve onun gibi birkaç kişi büyük fedakarlıklar yaparak bu neticeyi almamızda faydalı oldular" dedi.
Nuh Mete Yüksel, Halisdemir ve o gecenin diğer kahramanları için Mehmet Akif Ersoy'un Çanakkale şiirinden, "Asım'ın nesli diyordum ya nesilmiş gerçek, işte çiğnetmedi namusunu çiğnetmeyecek, şüheda gövdesi bir baksana dağlar taşlar, o rüku olmasa dünyada eğilmez başlar" mısralarını okudu.
10 YIL HAPİS İSTEMLİ İDDİANAME
DGM Savcılığı döneminde, Türkiye gündemini yakından ilgilendiren soruşturmaları yürüten, arkadaşları ve kamuoyu tarafından "Demir Savcı" lakabı takılan Nuh Mete Yüksel'in, 2000'de hazırladığı 79 sayfalık iddianamede, özetle şu tespitler yer aldı:
"Nurculuk, Türkiye Cumhuriyeti'nin tamamen şeriat esaslarına ve İslami prensiplerine göre idare edilmesini, hilafet ve saltanatın geri getirilmesini, inkılapların geçici olduğunu, Kur'an-ı Kerim dışında bir anayasaya ihtiyaç bulunmadığını savunmaktadır. Nurculuğun bilhassa ordu mensupları arasında yayılmasına önem verilmektedir. Gülen'in amacı, devletin tüm sistemlerinde İslam hükümlerini egemen kılarak teokratik bir İslam diktatörlüğünü kurmaktır. Fetullah Gülen'in laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ni sona erdirip, yerine şeri yasaların hakim olduğu İslam devletini kurmak için okullarında beyinlerini yıkadığı gençlik ile oluşturacağı toplumu kullanmayı planladığı tespit edilmiştir. Gülen, Papa ile görüşerek sadece Türkiye'de değil, dünyadaki Müslümanları yönetmeyi amaçlayan ruhani liderliğe olan ilgisi, siyasi parti, kişi ve bazı devlet kadroları tarafından kabul görmesi nedeniyle hedefine ulaşmada devlet rejimini istismar etmesi ile ülkemizdeki en güçlü ve en etkin irticai yapılanma olarak değerlendirilmiştir."
Gülen grubunun, planlı, programlı sinsi çalışmalarının önünde tek engel olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'ni gördüğüne dikkat çekilen iddianamede, "Fethullah Gülen tarafından TSK içinde yapılanabilmek ve ileride etkinliğe kavuşabilmek amacıyla yeni projeler üretilmeye başlanmış, bu çerçevede askeri okullarda okuyan öğrenciler, önce fiili hedef olarak belirlenmiş, kültür düzeyi yüksek, kendine bağlı türban takmayan bayanların askeri öğrenciler ile tanışmaları ve evlenmelerinin sağlanabilmesi için gerekli vasatı sağlayacak bir yapılanmaya gitmiştir. Gülen, bu yöntemle 10 yıl içinde TSK içinde söz sahibi olacağı bir konuma gelmeyi planlamaktadır'' denildi.
DAVA 8 YIL İÇİNDE BERAATLA SONUÇLANDI
Gülen'in yargılanmasına 16 Ekim 2000 Pazartesi günü başlandı. Ankara 2 No'lu DGM'de görülen davaya, ABD'de bulunduğu bildirilen Fetullah Gülen katılmadı. Mahkemece, Fetullah Gülen'in adresinin tespit edilmesi için Adalet ve Dışişleri Bakanlıkları aracılığıyla ABD'ye müzekkere yazıldı, Gülen hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Yargılama sonucunda, 10 Mart 2003'te mahkeme Gülen'i suçlu buldu ancak davanın kesin hükme bağlanması, kamuoyunda "Rahşan affı" olarak bilinen 4616 sayılı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca ertelendi. Gülen'in, 5 yıl içinde aynı tür veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlemesi durumunda dava yenilenecek, bu süre içinde aynı cins veya daha ağır bir suç işlememesi durumunda ise dosya işlemden kaldırılacaktı.
Gülen'in avukatları, 3713 sayılı Yasa'da yapılan değişiklik ve 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu'nun 7. maddesi uyarınca yeniden inceleme ve beraat talebinde bulundu. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Mayıs 2006'da Ankara 2 No'lu DGM'nin kararının kaldırılmasına ve Gülen'in beraatına oy birliğiyle karar verdi. Beraat kararının gerekçesinde, Gülen'in anayasal düzeni değiştirme amacı güttüğüne ilişkin delil bulunmadığı, aksine devlet yanlısı tutumu nedeniyle dini motifli radikal terör örgütleri tarafından tehdit edildiği belirtildi.
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararının temyizini görüşen Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nden de onama kararı çıkması üzerine dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya karara itiraz etti. Yalçınkaya, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin beraata ilişkin 5 Mayıs 2006 günlü hükmünün bozulmasını istedi. İstemi görüşen Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24 Haziran 2008'de oy çokluğuyla itirazı reddetmesiyle Gülen'in beraatı kesinleşmiş oldu.
Fetullahçı Suç Örgütü'nün yasadışı dinleme skandallarından sonra yasadışı kaset operasyonları da ilk kez savcılık tarafından soruşturma kapsamına alındı. Latif Erdoğan'ın A Haber'e yaptığı açıklamaların yankısı sürüyor. Savcılık iddialar üzerine Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ve vakfın başkanı Mustafa Yeşil hakkında soruşturma başlattı. Vakfın eski başkanı Harun Tokak hakkında iddiaların yeniden gündeme gelmesi üzerine, paralelci polislerin 'e kurduğu seks tuzağı da yeniden mercek altına alındı.
GAZETECİLER VE YAZARLAR VAKFI BU SEKS TUZAĞININ NERESİNDE?
Peki 'e dava açan Nuh Mete Yüksel'e kurulan seks tuzağının emrini kim vermişti. Gülen örgütünün her kademedeki üyesinin yıllardır gururla anlattığı Nuh Mete Yüksel'e seks tuzağının arkasında hangi polisler var? Nuh Mete Yüksel'e kurulan seks tuzağını basına servis eden Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ve vakfın o dönemdeki başkanı Harun Tokak bu tuzağın neresinde?
SABRİ UZUN SEKS TUZAĞINI ANLATIYOR
Yıllardır tartışılan Fetullahçı polislerin Nuh Mete Yüksel'e kurduğu seks tuzağı Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun tarafından kaleme alınan "İN" kitabında ayrıntısı ile anlatılıyor. 
İşte Sabri Uzun'un kitabından Fetullahçı polislerin Nuh Mete Yüksel operasyonu:

NUH METE YÜKSEL İLE KASET TUZAĞINI KONUŞTUM

2002'nin Haziran ayı başlarında Savcı Nuh Mete Yüksel'e kurulan sek tuzağıyla ilgili haberleri gazetelerde okuduğumda, kendisine çok samimi duygularla daire başkanlığımıza davet edip 3-4 saat konuştum. Nuh Mete Yükseml 1999 yılında Fetullah Gülen hakkında dava açmıştı. Maalesef "4 dakika 52 saniye süren kaseti sonuna kadar izlemediğini ve montaj olduğunu" söylemişti. Kriminal raporda ise görüntülerin montaj olmadığı raporu verildi.
YİNE MEKTUPLA İHBAR YAPILIYOR VE NUH METE YÜKSEL'İN KASETİ BULUNUYOR!
İsterseniz görüntülerin bulunuş! hikayesini birlikte hatırlayalım. 2002 yılında Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne mektupla yapılan bir ihbarla Çağdaş Eğitim Vakfı'nın PKK örgütüne yardım sağladığı önü sürülmüştü. Çağdaş Eğitim Vakfı'nda arama yapan polisler içinde Komiser Bayram Özbek vardı ve bu komiserin arama yaptığı yerde Savcı Nuh Mete Yüksel'in video görüntüsünün CD'ye yüklenmiş hali bulundu. Sonuçta Nuh Mete Yüksel görevinden alındı.
FETULLAHÇI POLİSLER AVUKATLIK BÜROSUNA GİZLİ KAMERA YERLEŞTİRİYOR
Yaptığım araştırma sonucunda şu sonuca vardım. Savcının Cemaat lideri hakkında dava açması, onu Cemaat'in hasmı durumuna getirmişti. Bu sebeple polis görünümlü Cemaat mensupları, görev gereği 24 saat birlikte oldukları Yüksel'in özel hayatına ait sırlara erişmişti. Edindikleri bilgilerle savcının arkadaşı ve avukatı olan kişiyi parayla ikna ettiler. O avukatın bürosuna yerleştirdikleri kameralarla özel hayata ait görüntüleri kaydedip, Cemaat'in intikamını aldılar. Böylece Savcı'nın DGM'den uzaklaştırılmasını ve cezalandırılmasını sağladılar.
ŞAKİRTLER AVUKATI 300 BİN DOLARA SATIN ALIYORLAR
Bu aşk görüntüsünün çekimi, Nuh Mete Yüksel'in avukatının bürosunda yapılmıştı. Sonradan aldığım duyumlar, o kadını da sözkonusu avukatın temin ettiği yönündedir. O avukatın eşinden boşandığı, parasız kaldığı, 300 bin dolar karşılığında Cemaat şakirtleri polislerle anlaşarak bürosuna altı adet kamera yerleştirilmesine izin verildiğini biliyorum.
EMNİYET TEŞKİLATINDAN KİMLERE TUZAK KURULDU?
Cemaat'in emniyet teşkilatı mensuplarına da tuzaklar kurduğu biliniyor. Bu konuda basına da birçok haberler yansıdı. İsterseniz öncelikle bu isimleri verelim
1-Emin Arslan- Emniyet Genel Müdür Yardımcısı
2- Sabri Uzun- Emniyet İstihbarat Daire Başkanı
3-Hanefi Avcı-Eskişehir İl Emniyet Müdürü
4-Celal Uzunkaya-Emniyet Genel Müdür Yardımcısı
5-Mustafa Gülcü- Emniyet Genel Müdür Yardımcısı
6-Orhan Özdemir-Ankara İl Emniyet Müdürü
7-Faruk Ünsal-Sakarya İl Emniyet Müdürü
8-A.İlhan Güler-İstanbul İstihbarat Şube Müdürü

9-Mustafa Aral-Kaçakçılık Daire Başkanı


Latif Erdoğan’ın A Haber ekranlarında yaptığı açıklamalar korkunç bir gerçeği tartışmaya açtı. Meral Akşener’le ilgili iftira kasetinin arkasında Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil’in çıkmasının ardından büyük bir tartışma başladı. Bu tartışma akıllara Hasan Karakaya’nın geçtiğimiz aylarda yazdığı bir yazıyı getirdi. Karakaya yazısında yine bir seks kasetinden ve yine Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’ndan bahsediyordu. Bu kez başrolde Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın o dönemdeki başkanı Harun Tokak var. Akit’in yayınlamadığı seks kaseti ise birkaç ay sonra Hürriyet’e servis edilmiş.

Bugün Cem Küçük'ün 24 TV'de yaptığı açıklamalarda altını çizdiği gibi her taşın altından Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ve vakfın başkanları çıkıyor. Piyasada dolaşan bu seks kasetleri ile bu vakfın nasıl bir ilişkisi var? Yargı bu konuya bir el atmayacak mı? Yıllardır kaset ve şantaj operasyonu yapan haysiyet cellatlarından hesap sorulmayacak mı? Büyük bir pişkinlikle Latif Erdoğan'a saldıran  Suç Örgütü medyasına Sayın  sessiz mi kalacak? Sayın Meral Akşener hakkında çok ciddi iddialar bulunan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'ndan ve vakfın başkanı 'den hesap sormayacak mı?
İŞTE HASAN KARAKAYA'NIN 21 ŞUBAT TARİHİNDE YAYINLANAN O ÇOK TARTIŞILAN YAZISINDAN BAZI BAŞLIKLAR!
TELEFONDAKİ KİŞİ GAZETECİLER VE YAZARLAR VAKFI BAŞKANI HARUN TOKAK!
Tarih, 2002 Haziran ayının başları...
O günlerde, yine bir telefon geldi.
Telefon eden, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın o günlerdeki Başkanı Harun Tokak'tan başkası değil!..
Lütfen dikkat;
Telefon eden, "Zaman Gazetesi" veya "Cihan Haber Ajansı"ndan biri değil,Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın Başkanı Harun Tokak'tı...
Yani;
"Fetullah Gülen'in Onursal Başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı!"
HARUN TOKAK NUH METE YÜKSEL'İN SEKS KASETİNİ YAYINLAMAMIZI İSTEDİ
Harun Tokak telefonda diyordu ki;
"DGM Hakimi Nuh Mete Yüksel, ahlâksız bir ilişkiye girmiş... Malûm; Nuh Mete; Hocaefendi aleyhinde sürekli dâvâlar açıyor... Şu günlerde bir dâvâ daha açmaya hazırlanıyor!.. Eğer, bu ahlâksız ilişki haberini yayınlarsanız, herhalde mesajı alır ve Hocaefendi ile uğraşmaktan vazgeçer!"
Kendisine dedik ki;
"Bu, çok kritik bir konu... Nuh Mete Yüksel de; astığı astık, kestiği kestik bir adam!.. Haber sağlam mı?.. Yoksa, başımıza iş açar!"
Harun Tokak dedi ki; "Haber çok sağlam... Elimizde kaseti var!.. O kasetten bir-iki kare göndereceğiz size!.. Ne olur, bu haberi yayınlayın!"
Kendisine dedik ki;
"Gönderin de bir bakalım!.."
AMAÇ HASIL OLDU, YAYINLAMAYIN!
Öyle ya;
Nuh Mete Yükseldenilen adama;"Merve Kavakçı'nın evini basıp, kapısını kırmaya yeltendiği" için bir "gıcıklığımız" var!..
Ama, yine de; "Yayınlayıp – yayınlamama" konusunda "tereddüt"yaşıyoruz!.. Tereddüt yaşıyoruz, çünkü; "Dini bir Cemaat mensubu"bildiğimiz insanlar, niye "seks kaseti" gibi, "belden aşağı işler"le uğraşırlar?!?..
Bu, "dini bir yöntem" midir?..
Biz bunları düşünürken...
Harun Tokak tekrar aradı...
"O haberi yayınlamanıza gerek kalmadı... Biz, ilgili yerlere; bu haberin Akit'te yayınlanabileceğini söyleyince, Nuh Mete Yüksel geri adım atmış ve bundan sonra Hocaefendi ile uğraşmayacağını söylemiş!.. Dolayısıyla, o haberi geri çekebilirsiniz!"
Öyle yaptık...
Haberi geri çektik...
Zaten, "yayınlamamaya" karar vermiştik!..
BİZ YAYINLAMADIK HÜRRİYET YAYINLADI!
Aradan "136 gün" geçti...
Bizim o gün yayınlamadığımız "Savcı Nuh Mete Yüksel'in seks kaseti"haberi; ne ilginçtir ki, 22-23 Ekim 2002'de Hürriyet'in manşetindeyayınlandı ve denildi ki;
"Bir gecelik zevk uğruna!..
Yüksel'in seks kaseti gerçek!
O kadın, Türk çıktı!"
İşte bu haberin yayınlandığı gün,Nuh Mete Yüksel'e hem "kınama", hem de "sürgün"çıktı!..
VE GÜLEN'E DAVA AÇAN NUH METE YÜKSEL'İN İPİ ÇEKİLDİ!
Evet, Nuh Mete Yüksel; "DGM Savcılığı"görevinden alındı, "Ankara Savcılığı"na getirildi!..
Uzun lâfın kısası;
"Harun Tokak'ın arzusu" yerine gelmişti... Bizim "yayınlamadığımız"haberle "Nuh Mete'ye mesaj" gönderen ve belki de, kendisine "kaset"ini yollayan Harun Tokak, öyle anlaşılıyor ki; ona "geri adım" attıramamış, bu defa da Hürriyet'i devreye sokmuş!..
Ve amacına ulaşmış!..
Bu arada;
O dönemde "Başbakanlık koltuğunda Bülent Ecevit'in oturduğunu" da hatırlatalım!.. Yani, Nuh Mete Yüksel'i "DGM Savcılığı"ndan alıp, "düz savcı" yapan "Ecevit Hükümeti"dir!..
Evet, Fetullah Gülen'in; "Şefaatçi olacağım!" dediği Ecevit!..
GAZETECİLER VE YAZARLAR VAKFI BAŞKANI'NA SORUYORUZ: BU SEKS KASETLERİNİ KİM ÇEKİYOR?
Bütün bu yazdıklarım, kafalarınızı karıştırmış olabilir...
O halde, özetle söyleyelim:
"12 Eylül 2013 tarihli yazısında, "Kasetçiler kim... Camia mı, Camia'ya oyun kuranlar" mı diye soran Önder Aytaç'ın sorusunun cevabı "Nuh Mete Yüksel'in kaset olayı" ile verilmiştir!..
Aksini iddia eden;
"Harun Tokak'a sorabilir!..
Bugün kalkıp;
"İnsanların mahrem görüntülerini kaydetmek, şantaj yapmak ve bunları siyasi menfaat için kullanmak alçaklıktır" diyen "Cemaat'in Vakıf'ları ve Avukat'ları", ilk önce "ayna"ya, yani "kendilerine" bakmalı değil midir?..
Diğerlerini bilmem ama, "Nuh Mete Yüksel'in seks kaseti olayı"nı kimin tezgâhladığı ortada!..
BİZ KİMİN YAPTIĞINI ÇOK İYİ BİLİYORUZ!
Sormak lâzım değil mi;
"Seks kasetini çekip, yayınlayanlar, 'nin yazışmalarını niye yalanlıyor, niye ve hangi yüzle aslının olmadığını iddia ediyorlar?"
"Seks kasetleri" de doğru,
"Fuat Avni'nin yazışmaları" da!..
Bu "kaset ve yazışma"lar için;
"Şantaj kasetleri MİT üzerinden servis ediliyor" demek ve bu işlerde"Paralel'in dahli olmadığını" söylemek; "kargaların bile, münasip yerleriyle güleceği bir komiklik"tir!..
Biz, "kaynağı" çok iyi biliyoruz...

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Merkez Üs Izmir

Türkiye' nin 17 Aralık operasyonuyla birlikte tanıdığı paralel yapının içyüzü, cemaate yardımda bulunan bir işadamının (mütevelli) itirafları ile ortaya döküldü. İzmir Çiğli'den B.S.T. rumuzuyla bir mektup kaleme alan, 15 yıldır cemaatin içinde olduğunu ve ihanet sürecinin ardından "resmin bütününü görüp" ayrıldığını dile getiren mütevellinin anlattıkları şoke edici... Paralel yapının 17 Aralık operasyonundan bir ay önce, Yamanlar Koleji'nin İzmir Karşıyaka'daki kampusunda 5 bin kişilik gizli bir toplantı düzenlediğini ve hükümete karşı operasyonun ipuçlarını verdiğini aktaran mütevelli, konuşmacı olarak da camianın A takımından Bekir Baz'ın yer aldığını öne sürdü. ZAMAN VE TARAF'A ABONE OLUN Toplantıya kamera ve kayıt cihazı sokulmadığını belirten İzmirli işadamı, hükümeti karalayan videoların izletilip herkesin aleyhte motive edildiğini vurguladı ve şöyle devam etti: "Meğer bu safları sıklaştırma operasyonuymuş. Ve büyük ihtimalle tüm Türkiye'de yapılmış. Aslında, anlattıkları gibi dershaneler konusunda devletle 'güzel güzel' pazarlık yapılmamış, montaj, ses kaydı ve görüntülerle devletimize utanmadan şantaj yapılmış ve meşru hükümet tehdit edilmiş. Sonra her hafta yapılan mütevelli toplantılarında Zaman ve Bugün gazetelerine abone bulmamız istendi. Taraf gazetesine de abone olunabileceği iletildi. Aniden başlayan yayınlarla bunların nedeni çok net anlaşıldı. Bu arada pek çok kişi, gazete aboneliğini iptal ettiriyordu. Fakat bunların hissedilmemesi için yine tüm Türkiye'deki mütevelli abilerden fedakârlık istendi. Seçimlere kadar maliyetleri karşılamaları söylendi. Zannedersem hâlâ uyanamayan mütevelli arkadaşlar bu uygulamayı saflıkla devam ettirmekte." EN YAKINLARINI DİNLEMİŞLER "Çok önceden beri mütevelli toplantılarında tüm telefonlar dinlemeye karşı toplanmaktaydı. Önce bunu normal tedbir zannetmiştik. Şimdi anlıyoruz ki bu tedbiri dinleme işini bilen ve yaptıranlar aldırır. Nitekim gördük ki eskiden beri en yakınları dahi dinletilmiş ve gerektiğinde kullanılmak üzere saklanmış. Şu anki yayınlarına baktığımızda, büyük bir çiğlik ve pişkinlikle 'Belge çıkarın' diyorlar. Eskiden beri kendi polis ve savcılarından akıl alıp tedbir uyguluyorlar. Sehven olmadıkça hiçbir yerde belge bırakmıyorlar. Düzenli olarak temizlik yapıyorlar. O yüzden bu kadar rahat ve pişkin davranıyorlar. Ama son yıllardaki rehavetle mutlaka delil bırakmışlardır. Devlet mutlaka bunları bulup çıkarmalı." OKYANUS SUYU ZEHİRLİYOR "Camianın yüzde 99'u masum ve temizdir. Bu kısmı yönlendiren en tepedeki beyin takımıdır. Okyanus ötesinden gelen tuzlu su bu kısmı da zehirlemektedir. Bu masum kesimin derhal dış bağlantılı beyin takımıyla ilişkisi kesilmeli ve ülkemizin tatlı su akıtan hakiki ehli sünnet alimlerinden sulanması sağlanmalı. Hakiki bir Müslüman asla casusluk yapmaz. Yapanlara da destek çıkmaz. Allah'ın settar ismiyle gizlediği günahları araştırmaz ve ortaya dökmez. Oysa camianın beyin takımı son zamanda casusluğun ve vatana ihanetin dibini bulmuştur." 'OKULLARI DEVREDİP ÖZÜR DİLESİNLER' Okyanus ötesindekilerde zerre kadar din, iman ve vatan sevgisi varsa bu okulları devletimize derhal devrederler ve af dilerler" diyen işadamı sözlerini şöyle sürdürdü: "Ancak böyle yaparlarsa bu halk kendilerini belki affedebilir. Aksi halde bu saatten sonra bu okulların hangi amaçla kullanılacağına hiçbir şekilde emin olunamaz. Bundan sonra Müslüman kardeşlerimiz zekatlarını ve yardımlarını kesin olarak bildikleri yere versin. Meğerse dizilerde işledikleri karanlık kurullar kendileriymiş. Devletin kılcallarına sızanlar kendi özel adamlarıymış. Ellerinden gelseydi kendi görüşleri haricindeki tüm basını tehditle sindireceklerdi. Allah'a şükür ki buna güçleri yetmedi." TWİTTER TİMLERİ KURULDU İşadamı, sosyal medya operasyonunu da anlattı: "Kasetler piyasaya sürülmeden önce camia olarak tüm isteyenlere Twitter eğitimi verildi. Hemen herkese Twitter hesabı açtırıldı. Büyük bir utanmazlık ve aymazlıkla 'Bugün hizmet tweet atmaktır' dendi. Camianın Twitter timleri ülkeyi kurtaracaklarına inandırılarak tweet bombardımanına başladı. Mülayim çocuklar Twitter canavarı yapıldı. Peygamber efendimizin ismi bile kullanılıp 'Tweetleri ikiye katlayın' dendi."

Akil almaz paralel kumpas

A Haber'de yayınlanan  Yönetimindeki  Programı'nda dün akşam çocukları elinden alınan bir ailenin dramı ekrana geldi..Peki Canlı yayında gözyaşlarına boğulan Demir çiftinin başına neler gelmişti?..

İşte'Çocuklarım Olmadan bir Anneler günü daha geçirmek istemiyorum' diye feryad eden İlknur ve Murat Demir çiftinin akıl almaz hikayesi:
İlknur ve Murat Demir çifti Balıkesir'de 10 yıl önce mutlu bir yuva kurmuşlar. Çok istemelerine rağmen çocuk sahibi olamayan Demir çifti, devlet korumasındaki yetim çocuklara koruyucu aile olmak için başvuruda bulunmuşlar. Çocuk hasretiyle yanıp tutuşan İlknur ve Murat Demir çifti 2008 yılında 2 yaşındaki Sıla'ya koruyucu aile olmuş... 

Aile bir yıl sonra da %50 zihinsel engeli olan 3 yaşındaki Ali'yi koruyucu aile olarak yanına almış. İlknur Demir, hayatında ilk defa anne olmanın heyecan ve mutluluğunu öz evladı gibi sevip gönül verdiği Ali İle Sıla'da bulmuş. Zamanla aile çocuklara çocuklar da Demir çiftine öyle bağlanmışlar ki adeta et ve tırnak olmuşlar. Ancak bu mutlu aile tablosuna tam altı yıl sonra gölge düşmüş. 



Baba Murat Demir, çocukları aldıkları Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'nü bağlı bulunduğu bakanlığa yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle şikâyet etmiş. Zaten ne olduysa bundan sonra olmuş...

Valiliğe isimsiz ve imzasız bir dilekçe verilmiş. Bu dilekçede baba Murat Demir'in internette müstehcen görüşmeler yaptığı iddia edilmiş. Ancak bir süre sonra şikâyet edilen kişinin baba Murat Demir olmadığı ortaya çıkmış. Ancak Demir çiftinin başına gelen bu olay, haklarında yapılacak 7 ayrı suçlamanın sadece başlangıcı olmuş. 

Aile canları gibi sevip bağlandıkları çocukları geri vermemek için büyük bir hukuk mücadelesi başlatmış. Demir çiftinin tüm direnmelerine rağmen yargılama devam ederken çocuklar aileden koparılmış. İşte bu kopuş annelik duygularını Ali ve Sıla'da yaşayan Anne İlknur'a çok ağır gelmiş. Bu ayrılığı çocuklar da kaldıramamış... 



Ali anne babasının yanına dönmek için tam 3 kez kaldığı yurttan kaçmış. Ali ailesine dönmek için son kaçışında ise otogara giderken bir aracın altında kalarak ağır yaralanmış. Demir Çiftinin sevgisini esirgemediği Ali'nin düzenli aralıklarla tetkikleri yapılıyormuş, işte bu aileden kopuş sürecinden sonra Ali'nin %50 olan zihinsel engeli %60'a çıkmış. 

Bu arada Sosyal Politikalar il müdürlüğü ilgili yönetmeliğe dayanarak Demir çiftinin koruyucu aile statüsünü kaldırmış...
Ancak çocuklarına kavuşmak için hukuk mücadelesini bırakmayan Murat Demir, hakkında "Şiddet kullanarak, hayvanlarla ölmüş insan bedeni ile ilgili müstehcen yayın üretmek ve satmak" iddiasıyla açılan davadan mahkeme kararı ile beraat etmiş. Ayrıca Baba Demir, hakkındaki diğer suç duyurularında da Cumhuriyet savcılığınca, "delil bulunmadığından" kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilerek aklanmış… 

Savcılığın isteğiyle Çocuk İzlem Merkezinin hazırladığı adli Değerlendirme Raporunda Uzmanlar, Ali ve Sıla'nın Demir ailesini istediklerini ve yanlarında mutlu olduklarını saptayan bir rapor vermiş.. Aile de mahkemenin beraat kararı ve bu belgeyle Balıkesir idare mahkemesine iade-i itibar davası açmış, koruyucu aile statüsünün de tekrar verilmesini istemiş. 

Balıkesir İdare Mahkemesi de, Demir çiftini haklı bularak aileye yönetmeliğe dayanılarak verilen Koruyucu Aile statülerinin kaldırılma kararını oybirliğiyle iptal etmiş... Demir ailesi böylece Balıkesir Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'ne başvurarak çocukların iadesini istemiş..Ancak Bursa Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü Hukuk Kurulu kararı olmadan çocukları veremeyeceklerini söylemiş. 

Baba Murat Demir suçlamalardan beraat ederek aklanmıştı, Balıkesir İdare Mahkemesi de Demir çiftine iade-i itibar yapmıştı. Ama aile çocuklarına çocuklar da ailesine kavuşamadı... Bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen, yargı kararı uygulanmadı.

' BİZE  KURDU'
Canlı yayında da gözyaşlarına hakim olamayan Anne İlknur Demir: "Biz sosyal politikalar il müdürlüğünde yolsuzluk var'diye ihbar ettik.Bizim ifademizi şikayet etiğimiz kişiler aldı.Koruyucu aile olarak 6 yıllık bir beraberliğimiz vardı. Bunlardan dolayı biz aile itibarımızı kaybettik.Bu olanlardan dolayı bakanlığa şikayette bulunduk bakanlık şikayet ettiğimiz kişileri olay hakkında inceleme yapmak için görevlendirdi.

Benim çocuklarım ifade verdiklerinde çok dikti güçlüydü.Sıla bana annecim benim adım Sıla ise ben sana geri geleceğim dedi.Hafta sonu posta geliyor eve bugün ayın on altısında saat birde teslim edin diye,ben çocuklarımı o gün teslim ediyorum ama ayın 18'inde vermiş gibi gösterip çocukları alıkoymaktan dava açılıyor.Biz üç gün sokağa çıkamadık utancımızdan."

Baba Murat Demir: "Benim hukuk savaşım herkese örnek olması gerekiyor.Para promosyon adı altında çalıştırılıyor bizim iddiamız bu.Misal Bakanlık tarafından Sosyal Politikalar İl Müdürlüğünün hesabına 90 bin para ayın başında yatıyor bizim hesabımıza ayın yedisine kadar yatması gereken para ayın on beşinde yatıyor."

Avukat Türkay Asma: Sosyal Politikalar İl Müdürü suçlanıyor ama bu müdür hem sanık hem hakim görevine üstlenmiş.Türkiye'de ilk defa uygulanmayan bir mahkeme kararına şahit oldum.Çocuklar değil, suç duyurusu yapılan kişiler korundu.

Avukat Ahmet Başçı:
 İsimsiz dilekçeyle aile hakkında en fazla bir dava açılır.Burada aile hakkında aynı şikayete bağlı birden fazla aylara yayılmış davalar var. Aile ile açıkça uğraşıldığı görülüyor.

BAKAN İSLAM SKANDAL'A EL KOYDUDeşifre'nin yayınını izleyen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşunur İslam, gönderdiği yazılı açıklamada:Konuyu ivedilikle inceleyeceğiz.Çocuklar ailenin hakkı ise gereken yapılacaktır.Müjdesini verdi.Bakanlıktan gelen açıklamanın ardından Anne İlknur Demir, canlı yayında bu kez sevinç gözyaşları döktü…

7 Mart 2014 Cuma

Halk Bankasina kumpasi kim yapti?


AK Parti Aydın Milletvekili Ali Gültekin Kılınç, Bağımsız Milletvekili Hakan Şükür ve kardeşi Gökhan Şükür’ün 17 Aralık operasyonunun senaryosunu hazırlayanlar arasında yer aldığını iddia etti.

AK Parti Aydın Milletvekili Ali Gültekin Kılınç, Didim’e bağlı Akbük beldesinde katıldığı seçim bürosu açılışında AK Parti’den istifa eden eski milli futbolcu Hakan Şükür ile ilgili olarak bir iddia ortaya attı. Kılınç, bağımsız milletvekili Hakan Şükür ve kardeşi Gökhan Şükür’ün 17 Aralık senaryosunun içerisinde ve aracı konumda olduklarını öne sürdü.
Gültekin Kılınç, yaptığı açıklamada, “16 Aralık akşam namazı sonrası, bütün bankalar kapanmış ancak Hakan Şükür’ün kardeşi Gökhan Şükür elinde 4,5 milyon dolarlık parayla Halk Bankası Genel Müdürünün evine gelmiş. Hakan Şükür ise bu olaya aracı olmuş. Para ise Yugoslavya’da yapılacak bir üniversite için hayırseverlerce toplanmış. Para ertesi gün transfer edilecekken, 17 Aralık sabahı, namaz vaktinde Halk Bankası Genel Müdürünün evine baskın yapılıyor ve aslında sır olması gereken bilgiler bir anda basınla paylaşılıyor. Çuvallarla dolu evrak ise bir gecede, her nasılsa savcı tarafından okunuyor. Bunun sonucu Türkiye genelinde ülkenin kalkınması için önemli projelerin sahiplerini, üstlenicilerini ve Türkiye’yi ileriye taşıyacak mimarları bir anda içeriye aldılar ve mal varlıklarına da el koydular. Maksat Türkiye’nin şaha kalkışını önlemekti” diye konuştu. İHA

7 Şubat 2014 Cuma

Paralel kumpaslar

Gölcük Donanma Komutanlığı'na yapılan baskında ele geçen belgelerle ilgili, şok detaylar ortaya çıktı. , Balyoz, Ergenekon ve bağlantılı davalara delil olarak sunulan 5 No'lu hard disk, 6 Ocak 2010'da özel yetkili savcılar tarafından  Güvenlik Şube Müdürlüğü  Karşı Koyma (İKK) Kısım Amirliği'ne yapılan baskında ele geçirildi. , harddiske sonradan ekleme yapıldığını tespit etti. Üzerinde yapılan incelemede bir parmak izine rastlandı. Ancak bu parmak izinin kime ait olduğu tespit edilemedi. 

DONANMA'YA SIZINTI Balyoz davası sanık avukatları, bu CD ile ilgili TSK'da olduğu iddia edilen paralel yapıya dikkat çekti. İddiaya göre, baskından bir hafta önce delillerin ele geçirildiği döşeme altının, tamir için açıldığı ortaya çıktı. MEBS Şube Müdürlüğü'nde görevli bir binbaşı ve bir teknisyen astsubay, İstihbarat ve İKK Şubesi'ne gelerek "Kablolar sıkışmış, kontrol etmemiz gerekiyor" dedi ve döşeme altı açıldı. Bu işlem, personelin öğle yemeği yediği sırada, odada sadece astsubay Erdinç Yıldız varken yapıldı. Bu sırada,İstihbarat ve İKK Şube Müdürü Binbaşı Kemalettin Yakar ise deniz görevindeydi. Şüpheleri dile getiren avukatlar, emniyet ve yargıda yuvalandığı söylenen Gülen bağlantılı çetenin, ordu içine de sızdığı iddialarının dikkate alınmasını istedi. 

PARMAK İZİ, DEKONT Astsubay Yıldız, donanmada ele geçirilen belgelere ilişkin açılan ve Poyrazköy'deki mühimmat davası ile birleştirilen davada kapsamında tutuklanmıştı. Yaklaşık 1,5 yıl tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildi. İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen Balyoz davasında ise tutuksuz yargılanan Astsubay Yıldız, 325 kişinin mahkum olduğu davada beraat eden 36 kişi arasında yer aldı. Halbuki, 5 No'lu harddisk içinden Yıldız ve eşine ait dekontların bulunduğu belirlenmişti. Avukatlar, Yıldız'ın tahliyesinden kuşku duyduklarını kaydetti. Meçhul binbaşı ve astsubayın yanı sıra Yıldız'ın da araştırılması istendi. 

SORUŞTURMA BAŞLADI Genelkurmay'ın talimatı ile soruşturma başlatan Gölcük Donanma Savcılığı, o binbaşı ve astsubayın peşine düştü.Avukatlar Astsubay Yıldız'ın da ifadesinin alınması istedi. Diğer sanıklar ve avukatlar ise emniyet ve yargıda yuvalandığı söylenen Gülen bağlantılı çetenin, ordu içine de sızdığını dile getirip araştırılmasını istedi. 

16 YIL CEZA ALDI'da tutuklu yargılanan Donanma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Kemalettin Yakar, "Casuslukla suçlandım ama evim dahi aranmadı" diye savunma yaptı. Astsubay Yıldız'ın "Belgelerden haberi vardı" şeklindeki ifadesi üzerine 16 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

31 Aralık 2013 Salı

42 ilde ‘cadı avı-Kumpaslar


Başbakana sunulan istihbarat raporunda, devlet içindeki paralel yapının planı detaylarıyla yer aldı. Operasyon engellenmeseydi, 25 Aralık’ta itibarsızlaştırma kampanyası başlayacaktı. 

ERDAL ŞİMŞEK - İSTANBUL

DEVLET içindeki paralel yapılanmanın, 17 Aralık’ta gerçekleştirdiği “darbe” girişiminin kodları çözülüyor. Derin operasyonu mercek altına alan istihbarat raporu, hükümetin zamanında refleks göstererek ikinci dalgasını engellediği girişimin, kamuoyuna yansıyandan çok daha büyük çaplı bir “yıkım” hedeflediğini ortaya çıkardı. Başbakanlık’a sunulan raporda, kolluk ve yargıdaki paralel yapının, 25 Aralık tarihinden itibaren art arda gelen ve aralarında İzmir, Kayseri, Isparta, Gaziantep ve Şanlıurfa’nın da bulunduğu 42 ili kapsayan operasyonlar için harekete geçtiği net ifadelerle belirtildi.

HAZIRLIK 2010’DA BAŞLAMIŞ
Savcı Muammer Akkaş’ın talimatını verdiği ikinci dalga operasyon gerçekleşseydi, aralarında AK Partili birçok belediye ve il başkanı, 2023 Türkiye vizyonunu oluşturan prestij projeleri yürüten işadamları, sanayiciler, ticaret ve sanayi odası başkanları ile bazı Kürt aşiretlerin önde gelen isimlerinin gözaltına alınıp tutuklandağı bir “cadı avı” başlatılacaktı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın masasındaki istihbarat raporunda, paralel yapılanmanın derin operasyonlara yönelik
planlamasının 2010 yılında hazırlandığı, bu çerçevede hedef olarak belirlenen belediye başkanı, il başkanı, işadamı, sanayi ve ticaret odası başkanlarının yakın takibinin sağlanması için “suikast” söylenti ve ihbarlarının devreye sokulduğu ve “koruma tahsisi” sağlanarak paralel yapıya bağlı polislerin “yakın koruma” olarak görevlendirildiği vurgulandı.

150 BELEDİYE BAŞKANI YAKIN KORUMADA!
Bu yöntemle 150 civarında belediye başkanına koruma tahsis edildiği ifade edilen raporda, yakın korumalar kanalıyla, dost meclislerindeki sohbetlerden bile cümleler cımbızlanarak, süreç içinde kullanılmak üzere bir havuzda toplandığı, aynı kumpasın bazı işadamları, sanayi ve ticaret odaları başkanları ve AK Partili il başkanları için kurulduğu kaydedildi.

27 İLDE PARALEL YAPININ HÜCRE ŞUBELERİ 
Raporda, havuzda toplanan bu verilerin Emniyet istihbaratın datalarında değil, paralel yapılanmanın şube evlerinde biriktirildiği, bu amaçla ülke genelinde 27 ilde paralel şube oluşturulduğu da ifade edildi. Operasyonlarda, yolsuzluk ve rüşvetin yanı sıra itibarsızlaştırma amaçlı suçlamaların da eklemlenmesinin planlandığı, bunlar arasında “kadın ticareti, uyuşturucu, insan ve tarihi eser kaçakçılığı” gibi suçlamaların da yer alacağı belirtildi. 
İLLEGAL YAPIDA 2 BİN RÜTBELİ POLİS
Raporda ayrıca, devlet içindeki illegal yapılanmanın 2 bin rütbeli polis, yüzlerce yargı mensubu, bürokrat, bankacı, akademisyen ve medya kanadına ilişkin bir teşkilata sahip olduğu ve örgütün kendi arasında şifreli iletişim kurduğu da vurgulandı. Yargıdaki yapılanmaya HSYK’daki bir grubun destek verdiği de belirtildi. Derin operasyonun ardından istihbarat birimleri tarafından hazırlanan rapor Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sunuldu.
KORUMA DEĞİL, TARASSUT
TÜRKİYE genelinde 2010 yılında itibaren “suikast” söylentileri ve ihbarları nedeniyle 150 civarında belediye başkanına polis koruması tahsis edilmiştir. Bu polisler, belediye başkanlarını korumadan çok adeta tarassut altına almışlardır. Başkanların ikili görüşmelerinde bile “can güvenliği” bahanesi ile bulunan korumalar, dost meclislerindeki sohbetlerden bile bazı cümleler çıkartarak, bir havuzda toplanmasını sağlamışlardır. Aynı kumpası bazı işadamları, sanayi ve ticaret odaları başkanları için de kurulmuştur. 
DATALAR ŞUBEDE!
HAVUZDA toplanan veriler, paralel devlet yapılanmasının il ve ilçelerdeki sorumlusuna kullanım amaçlı olarak aktarılmış ve başkanlara şantaj aracı olarak kullanılarak kimi ihalelere müdahale edilmiş, bazı ihalelerin paralel yapılanmanın kurduğu şirketlere yönlendirilmesi amaçlanmıştır. Toplanan veriler, Emniyet İstihbarat’ın datalarında değil, paralel polis yapılanmasının yurt sathındaki şubelerinde biriktirilmiştir. Bu datalar örgütün sivil, akademisyen ve medya üyelerin tarafından değerlendirilerek dosyalanmıştır. 
MİT KRİZİNİN ARDINDAN
25 Aralık tarihinden itibaren 42 ili kapsayacak şekilde genişletilmesi planlanan operasyonla Hükümet’in yıkılması hedeflenmiştir. Paralel devletten emir alan çok sayıda savcı ve emniyet müdürünün, üstlerine haber vermeden çok gizli yürüttüğü soruşturma, 7 Şubat 2012 tarihli MİT krizinin hemen sonrasında uygulamaya konulmuştur. Operasyonun genişletilmesi planlanan iller arasında İzmir, Kayseri, Isparta, Gaziantep, Ağrı ve Şanlıurfa’da yer almaktadır. 
ÇÖZÜM SÜRECİNE DARBE
DOĞU ve Güneydoğu’da sınır illerinde bulunan ve çözüm sürecini destekleyen bazı köklü ve büyük Kürt aşiretlerinin de önde gelenlerinin “kayıt dışı sınır ticareti, uyuşturucu ve insan ticareti ile mazot kaçakçılığı” suçlamaları ile tutuklatıp çözüm sürecine başka bir yönden de darbe vurulması planlanmıştır.