cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cemaat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Temmuz 2015 Pazartesi

Dikkat cemaat cikabilir


Genelkurmay İstihbarat Eski Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Fethullah Gülen inin , ve Emniyet'e sızma planlarını anlattı.

Yasin Topaloğlu ve Hasan Yılmaz'ın beraber yazdığı röportaj kitabı"Dikkat Cemaat Çıkabilir/ Kozmik Oda", Gülen örgütü hakkında çarpıcı iddialarda bulunuyor.

Ergenekon Davası kapsamında tutuklanarak Silivri Cezaevi'ne konan Genelkurmay İstihbarat Eski Başkanı İsmail Hakkı Pekin ile yapılan konuşmalardan oluşan kitap, Paralel Yapı'nın 'ya, 'e ve Emniyet'e nasıl sızdığını ve orduya nasıl kumpas kurduğunu detaylı bilgilerle gün ışığına çıkarıyor. Pekin, yaptığı analizlerde çözümün de Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu sözlerine ekliyor.

Kitapta İsmail Hakkı Pekin'in anlatımıyla dikkat çeken kısımlar şöyle;

Cemaat'in nasırına İlker Başbuğ bastı
in nasırına ilk 2009'da İlker Başbuğ Harp Akademileri'nde yaptığı bir konuşma ile bastı. Burada isim vermeden cemaate tenkitte bulunmuştu. Bundan sonra zaten Albay Dursun Çiçek'i sanık durumuna düşürdükleri 'Cemaati ve AKP'yi bitirme planı' ve 'internet andıcı' gibi suçlamalar ortaya çıkmaya başladı.

"FİDAN GÖREVE GELİNCE BAYAĞI TEMİZLEDİ..."
Cemaat'in MİT içinde de uzantıları olabilir. Ama Hakan Fidan Mayıs 2010'da göreve geldikten sonra Cemaat mensuplarını bayağı temizledi. 2010 yazında TSK'dan bir evrak basına sızdırılmıştı. Konuyu görüşmek için Hakan Fidan'a gittiğimde bana "Bizim cemaatçiler mi yapmış" diye sormuştu. Benim sorduğum konuyla ilgili belli ki bilgisi vardı.
"BÖYLE İNSANLAR YURDIŞINA GÖNDERİLMEMELİ"
Türkiye'nin en büyük hatalarından biri Öcalan'ın 12 Eylül 1980'den sonra Bekaa Vadisi'ne kaçmasına göz yummasıdır. Öcalan o zaman Türkiye'de kalsaydı çok daha farklı olabilirdi. Yurt dışına kaçmasaydı başkaları tarafından kullanılmasının önüne geçilebilirdi. Bekaa Vadisi'ne gittiği andan itibaren Suriye ve başka ülkeler tarafından kullanıldı. Aynı şekilde Fethullah Gülen'in yurtdışına çıkışı da önlenmeliydi ve Türkiye'de kalmalıydı. Bu tip insanların yurtdışına gitmesine sebep olmak, sürgüne göndermek yanlış. Çünkü başkasının kontrolüne geçiyorlar ozaman.

TSK'YA SIZMA YÖNTEMLER NASIL?
Fethullahçıların TSK'ya sızma yöntemlerinin aynısı Irak ordusunda da vardı. Biliyorsunuz Irak ordusu 2003 yılındaki ABD işgalinde savaşmadı. Hatta bunun başında da Saddam'ın kızlarından birinin eşi olan Hüseyin Kemal vardı. Kesnizani tarikatı denilen bir cemaatin başıydı. Ve bu cemaat İsrail ile bağlantılıydı. Cemaati ordu içinde yaydılar. Sonuçta Amerikan işgalinde Irak ordusu savaşmadı ve dağıldı.
Bazı cemaatler böylesine etkili. Gülen cemaati de böyle. Bu cemaatin liderine MİT, Genelkurmay, Emniyet, Yargı, Bakanlık ve MASAK'taki elemanlarından istihbarat yağıyor. İngiliz, İsrail ve Amerikan istihbarat örgütleri de cemaate işine gelen haberleri servis ediyor.

"TAYYİP BEY'E BİR ŞEY OLMADAN..."

Casusluk şebekesine dönen bu yapıyla mücadelenin devam etmesi lazım.  Bey'e birşey olmadan bu mücadeleyi halletmesi lazım. Yoksa bu insanlar tekrar güçlenir. Cemaat öyle hafife alınacak bir tehdit değil. Hasan Sabbah benzetmesi çok yerinde. Öylesine tehlikeli, dünya çapında yaygınlaşmış ve kullanılmaya müsait

11 Nisan 2015 Cumartesi

Tsk da hirsiz var!


Paralel Yapı’nın Türk Silahlı Kuvvetleri’nde nasıl yapılandığını ortaya çıktı. Halen ’da muvazzaf olarak görev yapan Yarbay T. Z, Paralel Yapı’nın kumpaslarını, soruları nasıl çalıp dağıttıklarını anlattı.

 Yapı'nın, Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki gizli örgütlenmesi için Akademi ve Komutan ve Karargâh Subaylığı (KOMKARSU)larında sorularını nasıl çalınıp Paralel örgüt üyelerine dağıtıldığı deşifre oldu. Halen 'da muvazzaf olarak görev yapan Yarbay T. Z, Paralel Yapı'nın kumpaslarını, soruları nasıl çalıp dağıttıklarını, büyü ve cin öyküleriyle örgüt üyelerini nasıl manipüle ettiklerini ve orduda yapılandıklarını anlattı.

İşte Yarbay T.Z,'nin anlattıkları:
BABAM KAPIDAN ÇEVİRDİ
Ortaokuldayken hizmetle tanıştığını ve hafta sonları onların yurtlarında kaldığını ifade eden Muvazzaf T.Z. hâlâ içinde bulunduğu cemaatle ilişkisinin nasıl başladığını şöyle anlattı: "Orta sonda iken Antalya'daki askeri lise hazırlık kampına katıldım. Şu an görevde olan E.S. ve şu an Şırnak'ta görev yapan M.S. ile üçümüz bir gruptuk. Onun irtibatı yok diye biliyorum. Daha sonra 1986'da Askeri Lise hazırlık sınıfında iken bir personel vasıtasıyla çözülme gerçekleşti. Çözülme neticesinde öğrencilerin aileleri askeri okullara davet edilip bilgilendirildi. Cemaatle benim irtibatım askeri okula geçince kesildi. Üst sınıflar atıldı. Hazırlık sınıflarından da sorulan sorulara cevap vermeyenler ve direnenler atıldı. Biz birbirimizin ismini verdik bize dokunulmadı. Benimle tekrar irtibata geçmeye çalıştılar ama babam onları kapıdan çevirdi."

BİR GÜÇ ARADIM

2003 yılında kıtadayken cemaat mensubu tahmin ettiği H.M. vasıtasıyla tekrar cemaate dâhil olduğunu söyleyen T.Z."Silahlı kuvvetlerde herhangi bir güce dayanmadan bir yere gelemeyeceğimi ve kurmay olamayacağımı anladım. H.M. "Seni kimle tanıştırayım" dediğinde daha önceden tanıdığı için hizmeti tercih ettim ve iki yıl üst üste akademi hazırlık kamplarına katıldım" dedi.

ÜÇ KİŞİLİK GRUPTUK

İstanbul'da görev yapan Topçu Kurmay Yarbay C.E. ve İkinci Zırhlı Tugay'da görev yapan Tank Tabur Komutanı İstihbarat Kurmay Yarbay Ş.Ç. ile birlikte üç kişilik bir grup olduğunu belirten T.Z. sözlerini şöyle sürdürdü: "O dönem akademide öğretim görevlisi olan kurmay subaylar gelip, C.E. ve Ş.Ç.ye meseleye hazırlık kursları verdiler. Ondan sonraki yıl bu iki personel akademiyi kazandı ama benim son hakkım olduğu için ben kazanamadım. Sonra M.S. ye kendi evimde bana ders verdi. M.S. şu an tabur komutanı. Belçika'da 3 yıl, Amerika'da eğitim gördü. Diğer devre arkadaşı da aynı durumda. Bunlar general olmasına kesin gözüyle bakılan kişilerdi. İki defa yurt dışına gitmiş, 3 yabancı dil bilen bir personel M.S."

KURAN'A EL BASTIRIP SORULARI VERDİLER

"Soruları akademiden ders çalıştırmaya gelenler vermiyor. Bizim bağlı olduğumuz kişinin üç üstü veriyor" şeklinde konuşan T.Z. şu şekilde konuşmaya devam ediyor: "Kuran'a el basarak hiçbir yerde ima dahi etmeyecek şekilde yemin ediyorsunuz. Bunun üzerine soruları veriyorlar. Bana askeri kültürden 40, genel kültürden 50 soru vermişlerdi. Soruları iki gün önce veriyorlar. İki gün boyunca çalıştıktan sonra bilgisayar çıktısı olarak verilen soruları yakarak ve geriye kalanları suda eriterek imha ediyorsunuz.

CEMAAT ÜYELERİ BİRBİRİNİ TANIMIYOR

Her seferinde farklı birine bağlandıklarını ve önceki görüştükleriyle irtibatlarının kesildiğini vurgulayan T.Z. "Bir daha görüşmeyeceksin dedikleri kişiyle görüşmüyorsunuz. Emir komuta ve hücre sistemi olduğu için herkesi birbirine takip ettiriyorlar. Siz aynı birlikte kim cemaatten bilmiyorsunuz" dedi.

T.Z. kendi birliğinde bölük komutanıyken başka bir cemaate mensup bir üsteğmen hakkında "dosya tanzim edin ve atın" emri verildiğinde çok düzgün olan bu üsteğmene zulmetmeyin dediklerini ama başka bir cemaatten olduğu için Gülen'in atılacak emrinin iletildiğinin altını çizdi.

ANNELERİNİZ BAŞINI AÇSIN!

Askeri liseye girdiği zaman annelerinin başı kapalı olanların açmalarını istediklerini belirten T.Z. "Kurmay subaylar evlerinde içki bulunduruyor, ramazanda oruç tutmuyorlar. Oruç tutması gerekenlere bile tut emrini onlar veriyor" şeklinde konuştu.

KULLANILDIĞIMI FARK ETTİM
Başka bir görev yerine tayin olduğunda şu an Tabur Komutanlığı yapan K.K. ile tanıştırıldıklarını sözlerine ekleyen T.Z. "O dönemde bir şeyler hissetmeye başladım. M.K. ilk tanıştığımız kişiydi ve cemaatin yayınevinde görevliydi. Sonrasında A.A. diye bir doktor sorumlu oldu. Şu an bir üniversitede görev yapan Doç. Dr. K.K. da bizden sorumlu olan kişiydi. En son H.B. tabur komutanı iken tutarı bir trilyon olan bir mahkeme açtılar hakkımda. Ben dedim ki bu insanlarla birlikteyim neden bunlar başıma geliyor diye sorguladım. Daha sonra birileri için tetikçi ve kalkan olarak kullanıldığımı fark ettim. O dönemde cemaat tugayın kurmay başkanı O.T'ye yardım etmesi için yönlendirdi. Malzemeler adıma zimmetliydi. Başıma çorap örüp meşgul etmeye çalıştırlar. Ben kendilerine Kadir Mısıroğlu, Mustafa İslamoğlu dinlediğimi söyledim ve muhtemelen adımın yanına soru işareti koydular. Gözümü açamayayım diye de bu soruşturmayı açtılar" dedi.

ÇALIŞARAK GEÇEMEZSİNİZ
Komutan karargâh subayı sınavları sırasında da akademi kampı olmadığını fakat bir takım sorularla çalıştırıldıktan sonra kendisine 70 soru verildiğini söyleyen T.Z. sözlerine şunları ekledi: "Biraz daha istedim 75 tane verdiler. Süreç içinde sorulan soruların normal çalışmayla yapılması mümkün değil. Yasak olmasına rağmen verdikleri soruları eve getirip kitapla karşılaştırdım. Soruların cevapları kitapta yok. O sınavları kazanabilmeniz için mutlaka bir yerlere bağlılığınız olması lazım."

CEMAAT EVLENDİRMEZSE RÜTBE YOK

Cemaatin kendi evlendirmediği kişileri kurmay yapmadığını ifade eden T.Z. "Eşi sizi kontrol eden kişi olarak görüyorlar. Önce fotoğraf gösteriyorlar. Olabilir derseniz onların uygun gördüğü bir yerde kapı açık olmak şartıyla görüşüyorsunuz. İki tarafta tamam derse aileler vasıtasıyla evleniyorsunuz. Bana da resim gösterdiler. Üçüncü seçimimde kabul edip evlendim. Eşimde cemaat mensubuydu ama sonradan sürece dâhil olmuş ve işin teferruatını bilmiyordu. O da şu an bırakalım noktasında. Beni en son tabur, tugay ve kolordu komutanıyla karşı karşıya getirdiler" şeklinde konuştu.

KUMPAS KURUYORLAR
Özellikle general rütbesindeki subayların bir şekilde yurt dışı görevlerinde bir suça veya ahlaksızlığa bulaştırıldığını vurgulayan T.Z., "Paralel Yapı bu suçu bildiğini ima edip o subayları kontrol altına alıyor. Bu mana da cemaate mensup olmayan ama cemaate kuyruğunu kaptırmış general rütbesinde insanlar var. Tıpkı bürokrasi de olduğu gibi" dedi.

BU ZEHRİ KUSMALIYIZ
Akademi'de soru ölçme, değerlendirme merkezinin başında o dönem Kurmay Binbaşı A.D. nin bulunduğunu ve cemaatin soruları onların adamları vasıtasıyla almış olabileceğini belirten T.Z. sözlerini şöyle noktaladı: "Ben üç isim söyleyeceğim, benim gibi diğerleri de isim verecek ve böylece bu yapının kurduğu ana çatı çökecek. Askeri lisede böyle deşifre olur. Sistem ancak böyle çözülür. Bu beden bu zehri yuttu. Bu zehri nasıl kusacak; ya ameliyat olacak ya da ilaç vereceğiz. Bu kusma bedene acı verecek ama bu zehri atmanın bir yöntemi var; gerçekten vatanını, milletini, dinini ve devletini seven insanlar bu sistemin deşifre olmasını sağlayacak. Silahlı kuvvetlerdeki paralel yapılanma çok daha sert. Ayrıca Kolordu Komutanı İ.Y., topluluk karşısında öyle değilmiş gibi görünse de hükümete karşı bir adam. Şah Fırat operasyonunda ülkeyi savaşa sokabilecek hamleler yaptı. MİT müdahale etmemiş olsaydı şu an savaştaydık."

Özlem Doğan / Milat

2 Şubat 2015 Pazartesi

KİMİN UŞAĞIYIZ


SİNCAN T TİPİ, CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İÇİN İNŞA EDİLMİŞ

Gazetemiz, gerçekleri görüp paralel çeteden uzaklaşması üzerine yapılanma tarafından takibe alınıp tutuklanan Tamer Barış Terkeşli'nin emniyet arşivinden silinen şok teknik takip kayıtlarını ele geçirdi. TİB üzerinden yapılan teknik takibe ilişkin tutanakta, Tamer Barış Terkeşli'yle konuşan M.A. isimli şahıs, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve yol arkadaşlarının Sincan T Tipi Cezaevine konulacağını, bu cezaevi için Adana'dan özel olarak infaz memurları seçileceğini ifade ediyor. Terkeşli'nin bu duruma tepki göstermesi üzerine, Erdoğan'la ilgili "Süfyan ve arkadaşları" ifadesini kullanan M.A, "Abi yukarı istiyorsa bunda bir hikmet vardır sorgulamayı bırak teslimiyet çizgisini aşma Seni yanlış anlayacaklar diye korkuyorum" ikazında bulunuyor. Yapılanmanın firari MİT İmamı Murat Karabulut'un da isminin geçtiği konuşmada, Terkeşli alınacak personel listesini Süleyman isimli bir şahsa verdiğini söylüyor. 

PARALELİN ZULASI DEŞİFRE OLDU

Paralelin perde arkası faaliyetlerinden rahatsız olup ayrılma sinyali veren Tamer Barış Terkeşli'yi susturmak için yapılan operasyon kapsamında kayda alınan 2011 tarihli görüşmede özetle şu ifadeler kullanılıyor: "

Tib Cd İçerik Menusu Id-Tape

M.A.: Alo abi selamın aleykümmm

T.B.T: Aleyküm selam abim şimdi şeye geçecem abi

M.A.: Nasılsın abi şimdi hafiflettin mi işleri biraz inşallah?

T.B.T: Hamd olsun hamd olsun abi buyur…

M.A.: Abii şey vardı ya hani o gitmeden konulan mesele dünkü toplantıda konuşuldu..

T.B.T: Biliyorum abi bilgim var akşam Mustafa abi aradı…

M.A.: Söylenen gecikmiş mi ne, sana su zan noktasına gelecek bir sıkıntı olmasın diye şey ettim.

M.A.: Şey var ya o mesele… 

T.B.T: Hııı Sincan T Tipi mi yoksa diğeri mi abi?

M.A.: Yok yok abi… diğer değil abi Sincan meselesi var ya

SÜFYAN VE ARKADAŞLARINA HAZIRLANAN…

Ona çok önem veriliyor biliyon… Dün zaten onun stresi vardı toplantıda… Mustafa hoca… 

T.B.T: Hıı oranın…

ADANALI MEMURLAR ETKİ ALTINDA KALMAZ

M.A.: Özellikle Adanalı İnfaz Koruma Memurlarının alınmak istenmesini anlattı… birde işe alınacaklar listesini oluşturup oluşturmadığını sordu abilere.

T.B.T: Sebep neymiş abi?

M.A.: (gülüyor) Süfyan güçlü bir karakter ya etki altında kalmazmış Adanalı memurlar (gülüyor)…

T.B.T: Alınacaklar listesini Yusuf hocaya vermiştim söylemedi??? Onlar emniyete soracaklardı listedeki …ııı Süleyman beye vereceklerdi??? Ufak tefek değişiklikler olabilir bu kesin liste değil diye söyledim. Sorun olmaz dedi. Birde bak abi ben orada da dedim karşımızdakiler de abdestli namazlı kişiler. Hizmetin yükselişini onlara borçluyuz… Bilmediğimiz mesele şu Murat Karabulut abinin meselesi mi? Vallahi gayretullaha dokunuyoruz gibi geliyor bana.

ABİ YUKARI İSTİYORSA BİR HİKMETİ VARDIR

M.A.: Abi yukarı istiyorsa bunda bir hikmet vardır. Sorgulamak bize düşer mi??? İşte bak hep sana kızdıkları bu işte… aynısını yapıyorsun sorgulamayı bırak teslimiyet çizgisini aşma. Birde geçen aynısını bölgede yaptın. Seni yanlış anlayacaklar diye korkuyorum. 

T.B.T: Neyse… abi… isteyen istediğini anlasın…

M.A.: Ne ilgisi var neyse abi çok detaya girmesek iyi olur… Ben rahatsızlığını fazla belli etme demek istedim. Sen nereye getirdin. Boşverelim sebebi hikmetini görürüz bir gün sen de bu konuştuklarındaki isabetsizliği idrak edersin… … 

T.B.T: Hayırlısı olsun da ben pek hayırlı görmüyorum ama.. ben geldim şimdi giriyorum abi Cemal abinin de selamları var tamam. 

M.A.: Tamam abi selametle tamam gelince haber et…"

Şok etkisine neden olan ses kaydının kumpas kapsamında delil oluşturmak için yapılan dinlemelerde elde edildiği, yapılanmayı deşifre ettiği için de alelacele imha edildiği vurgulanıyor.

'KİMİN UŞAĞIYIZ' DİYEN TERKEŞLİ'NİN KALEMİ KIRILDI

'Hayalet yapılanma'nın Adana ve Hatay eski sorumlusu Tamer Barış Terkeşli 13 Mayıs 2014'te gazetemize şok ifşaatlarda bulunmuştu. Terkeşli, "17 ve 25 Aralık kirli komplosu 2011'de İstanbul'da katıldığım bir toplantıda planlandı" şeklinde konuşmuştu. Paralel çetenin sözde 3. eyalet merkezi olan Gaziantep imamı Y.K.'nın büyük bir sevinçle kendisine "Başbakan Erdoğan, AK Parti Hükümetinin bakanları ve alt kademelerdeki diğer isimlerle ilgili çok önemli bilgilere ulaştık" dediğini aktaran Terkeşli, 'Biz bu ülkeyi yıkmaya çalışan, yıllardır memleketin sırtından geçinip sülük gibi kan emenlerle mi savaşıyoruz, onları mı temizlemek istiyoruz yoksa Türkiye'yi istikrara kavuşturan gelmiş geçmiş en aklı başında hükümeti mi bitirmek istiyoruz. Biz kimin uşağıyız diye tepki gösterince kalemim kırıldı" demişti. Terkeşli, rest çekmesi üzerine kendisine de yargı-emniyet kumpası kurulduğunu söylemişti. (Yeni Akit)

7 Ekim 2014 Salı

Hakim Vildan Çelebi: Cemaat evliliğime karıştı


Erzurum'un Pasinler ilçesinin Hakimi Vildan Yeşilyurt Çelebi, öğrencilik yıllarında kaldığı Fethullah Gülen Cemaatine bağlı evlerin yapısı ve işleyişi hakkında çok çarpıcı açıklamalar yaptı.
4. sınıfa kadar kaldığı evlerden kendi isteği ile ayrıldığını söyleyen Çelebi, hakim ve savcılık sınavları için gece gündü çalıştığını fakat cemaatten arkadaşlarının sınavları kolayca kazandığını açıkladı.
A Haber'de, Yüzde Yüz Siyaset programına konuk olan Pasinler Hakimi Vildan Yeşilyurt Çelebi, çok çarpıcı iddialar bulundu. İşte Çelebi'nin gündeme damga vuran sözleri:
 Bu örgüt çok sağlam kurulmuş. Aileler bile bunun üzerine kurulu. Bütün kurumlarda yapılanmaları var"
"Fedakarlık diyerek farzları terk etmemiz istendi"
"Cemaatle kopuş noktam, hakim savcılık toplantısında oldu. 'Ankara'da ve İstanbul'da hakim savcı ders çalışma evleri var. Oraya gideceksiniz. Çok fedakarlık yapacaksınız' dediler. Farz dediğimiz değerlerin terk edilmesiydi bu fedakarlık. Sınavı kazanacağımız belli değildi. 'Bunun istişaresi yapıldı mı?' diye sordum. Bu onlar için itaatsizlik göstergesiydi. 4. Sınıfta kendi rızamla başka yerde yaşadım. Ben gece gündüz hakim savcılık sınavlarına çalışırken cemaatten arkadaşların kolayca sınavı kazandıklarını gördüm. Cemaat şirket gibidir. İstemediği için bana mobbing uyguladılar.
"Yüzde 10 için kaymakamla evlenmemi istediler"
Cemaatten arkadaşım beni çağırdı. Bana 'Cemaatin yanlış istihbaratı oluyor. MİT ajanı olduğuna dair. Maaşının yüzde 10'unu verir misin?' dedi. Benim ailemin ihtiyacı var. Ve niye yüzde 10? Akademide stajyer idim. 'Veremem' dedim. Evlilik için söyledi. Kaymakamla evlendirmek istediler. Yüzde 10'unu benden, yüzde 10'u da kaymakamdan alacaklardı. Eşimle arkadaşlığımız vardı. Nişanlanacaktım. Eşime gitmişler; 'bu MİT ajanı' demişler. Bir süre sonra 'biz onu gördük beğenmedik, sen o kızı nasıl alıyorsun' demişler. Çok üzülmüştüm.
"MİT ajanı diye fişlendim"
Bu örgüt çok sağlam kurulmuş. Aileler bile bunun üzerine kurulu. Bütün kurumlarda yapılanmaları var. Erzurum'un bölge ağabeyiyle MİT ajanı olduğum iddiası için gittim konuştum. Ne acı bir şey, savcıydım. Çok bunaldım. Meslektaşlarım bana şüpheyle bakıyordu.
"Cemaat alkol içmeye ruhsat verdi"
Akademide arkadaşlarımı gördüm, maalesef alkol vs. ruhsatının cemaat tarafından verildiğini gördüm. Dini referanslarla cemaat çelişiyordu. Peygamberimiz yeri geldiğinde dini kuralları bir kenara bırakalım gibi bir sistem benimsemiş miydi? Sorguladım.
Bizi ifşa edersen seni bitiririz"
Bir cemaat mensubu gelip bana açıkça 'bizim yapılanmamızı herhangi bir yerde ifşa ederseniz sizi bitiririz' dedi. Tehdide maruz kaldım.
"Yapı otaya çıkar diye Facebook günahtı"
YARSAV'ın ele geçtiğini yıllardır söylüyorum. Tanıdığım cemaatten kişiler üye olunca 'YARSAV da gitti elden' dedim yıllardır. Ben yargıcım onların düşüncelerini bilemem ama şu var ki cemaat algı yönetimini çok iyi yapıyor. Ben bizzat biliyorum Facebook'a girmek günahtı. Yapı ortaya çıkabilir düşüncesi ileydi bence bu.
Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı: Sonunu sen düşün!
Ben şunu söylemiştim. Cemaat hiçbir zaman gücü bırakmaz. Dışarda daha güçlüsünü bulmuştur. Geçtiğimiz günlerde bir Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı arkadaşım bana 'Yargıtay seçimlerini aldık, Danıştay'ı aldık şimdi adli ve idari yargı seçimlerini de kazanacağız. Ona göre sonunu düşün' dedi. Biz artık sentez denemek istiyoruz. Biz Yargıda Birlik Platformu'nu destekleme nedenim akşam gündemleri yok. Bir arka bahçeleri yok. Adaylar belirlenene kadar ben fikrimi beyan etmedim. Diğer tanıtımların çirkefliğini gördüm. Dedim ki bir insan doğru olduğunda karalanır.

1 Temmuz 2014 Salı

Cemaat tüm devleti yönetmeyi düşündü


Anayasa Mahkemesi'nin son kararından sonra, cemaatin büyük kuşatması Balyoz ve Hanefi Avcı açısından da kırıldı. Ve bunu tahliyeler takip etti. Avcı'yla hapishanede bir söyleşi yapmıştım. Çıkışı sonrası tekrar bir değerlendirme yapmak üzere, Ataköy'de evinde buluştuk.
Bu söyleşi, Avcı'nın cemaatin genel politikalarıyla ilgili kısmını deşiyor. Bu yönüyle Avcı dün olduğu bugün de, cemaat meselesinin ülkenin en ciddi hukuk ve demokrasi sorunu olduğu söylüyor. Söylemekle kalmıyor, bu yapıyla mücadeleye, ödediği bedel, sözleri, deneyimiyle büyük katkı verenlerden birisi olduğunu gösteriyor.
Geçmiş olsun. En son hapishanede görüşmüştük. O günden bugüne ne beklediniz ne oldu?
Aslında şöyle diyelim. Bana bunca makul olmayan bir ton şey isnat etmelerine rağmen, bunca ağır ithamlara rağmen, hiçbir zaman bunların tutmayacağına, gerçeğin, mutlaka sonunda aydınlanacağına adil bir hakime denk geleceğime inandım. Çünkü dosyaya baktığımız zaman, hiçbir suç yok. Mutlaka birine gelecek ve 'bu yanlış olmuş' diyerek gönderecek diye düşünüyordum.
UMDUĞUM GİBİ ÇIKMADI
MİT krizi arkasından, 17 Aralık krizi... Bunlar size, bu iş çözülüyor duygusu verdi mi? Ya da daha umutlu olmanızı sağladı mı?
MİT kriziyle birlikte ben hükümet her şeyi görür, tedbir alır diye düşündüm. Hatta biraz daha geri gidersek, kitabımla birlikte hükümet tedbir alır diyordum. Ben yazdım, kamuoyu duydu ve herkesin bildiği bir olay karşısında en azından kendi yetkisine sahip çıkar diye düşünüyordum. Cemaat de 'bu işi biraz daha gizli saklı yapalım, bu iş alenileşti, kamuoyu herkes biliyor' mantığıyla geri adım atar diye varsayıyordum. Ama hiçbiri umduğum gibi çıkmadı. Bir müddet tepki gösterilse bile akabinde istenen şey olmadı. Dedim yani bu niye böyle, bu kadar aleniyete rağmen? Acaba bu kadar mı saflık var? Olay bu kadar mı basit görülüyor? En azından devletin yetkili insanlarının bunu görmesi, okuması lazımdı. Bir de saldırılan hedefe baktığınız zaman, herkesin cesaret edeceği bir şey değildi.
DEVLETE POLİTİKA ÜRETTİLER
Kritik soru şu, bu ülkede 1980'den beri cemaatin özellikle emniyette etkili olduğu biliniyor. Ne oldu da cemaat kendi çocuklarını yok edecek kadar kendi meslektaşlarını devre dışı bırakacak kadar hırslı ve aktif yeni bir örgütlenmeye geçti?
Güçlendikçe ihtirasları da arttı. Başlangıçta belki bu kadar ihtirasları yoktu. Bence toplum tam ne kadar okudu bilmiyorum aslında cemaat tüm devleti yönetmeyi düşündü. Kendine ait bir Güneydoğu politikası oluşturdular. Emniyet içerisindeki bazı polisler Güneydoğu çözümleriyle ilgili raporlar ürettiler. Bu raporları cemaatin yukarı üst kademelerine gönderdiler. Onlar da kendilerine bir Güneydoğu politikası üretti. Bunu işaretlerde, söylemlerde görebiliyordunuz. Aynı şekilde mafya ile ilgili suçlarla ilgili politika ürettiler. Rapor verdiler, 'Türkiye'de mafya nedir, nerelere nüfuz ediyor' diye.. Bununla cemaat kendine göre bir organize suçlarla veya mafyayla mücadele politikası üretti. Uyuşturucuyla ilgili nasıl mücadele edilmesi konusunda aynı şeyi yaptı. Bunları uygulamayı düşündüler. 'Asıl yükü çeken biziz, işi yapan benim kadrom' havasıyla cemaatin tepesi tüm ülkeyi ben yönetirim kanaatine sahip oldu. Ondan dolayı aşağıya böyle bir talimat ya da perspektif verdi. Aşağıda polis de yargı da özel yetkili de böyle çalıştı. Hakikaten belli suçlar için inanılmaz bir uygulama var. Delil, doküman aramıyor. Adi suçlarda çok mağdur var. Diyorlar ki uyuşturucuya karşı herkes şunu yapsın, suçlu suçsuz olmak önem ifade etmiyor. Bazen şunu diyorum, kendilerini gerçek devlet kendi yerine koyup, gerçek devleti paralel görmeye başladılar. Önce küçük haksızlıklar yaptılar. Küçük haksızlıklar tepki görmeyince tekrar ettiler. Biz her şeyi yaparız ve kimse bir şey demez, Başbakan'ı alırız atarız, biz yaptık mı oluyor havasına kapıldılar.
TALİMATLARI VAR
Siz bana hapishaneden, 'Bunların Güneydoğu'da çok ciddi örgütlenmeleri var, KCK tutuklamaları bunların işi, buraya dikkat edin' tarzında uyarıcı bir mektup yazmıştınız.
Hocanın Güneydoğu'yla ilgili bir açıklaması var. Güvenlik kuvvetlerine, 'Ayıptır, utanmıyor musunuz, 3-5 kişiyi halledemiyorsunuz, onların yuvalarını dağıtın, asın' diye talimatları var. Hangi sıfatla konuşuyor ve kime hitap ediyor? Bakıyorsunuz Güneydoğu'nun tüm güvenlik güçlerine hitap ediliyor. Bu, bir başbakan ya da cumhurbaşkanının kullanabileceği bir dil. Kullandığı her kelimeyi ölçüp tartan birinin, Fethullah Gülen'in bunları söyleyebilmesi için kendisini Güneydoğu'ya emriyle yön verecek bir yerde hissetmesi gerekir, onu görüyorsunuz. O tarihte cemaatin Güneydoğu'ya farklı yöntemlerle ulaşmaya çalıştığını görüyorsunuz. Oraya işadamlarını götürmeye, evler, okullar açmaya çalıştığını görüyorsunuz. Yine oradaki polislerin görev yapış şekillerine bakıyorsunuz. 'Size suç isnat edecek kadar laf söylesem' bile yeterli oluyor, soruşturma haline dönüştürülüyor. Daha sonra bazı tepkilere bakıyorsunuz veya adım adım yürüyen soruşturmalara bakıyorsunuz. Siz suç işleyen grubu değil karşınızda gördüğünüz tüm o grubu hedef almaya kalkarsanız polis olmanın dışına çıkarsınız. Cemaatin tüm o grubu karşısına aldığını görüyorsunuz. Ben grubun şu tip olaylarına el atayım, sempatizanına yanaşayım gibi bir bütün halinde Güneydoğu'ya yöneldiğini görüyorsunuz.
GÖREV SAHASININ DIŞINA ÇIKIŞ VAR
Güneydoğu'daki KCK operasyonları sırasında siz bunu nasıl gördünüz?
Olup bitenleri biliyordum. Benim yanımda çalışmış Doğu ve Güneydoğu'da olan insanlar zaman zaman beni ararlardı. 'Biz şöyle bir şeyle uğraşıyoruz, ne fikir verirsiniz' diye. Kimisi, yaptığı operasyonlarda 'Doğru yolda mıyım' diye sorardı. Güneydoğu'daki KCK operasyonları ve çalışmalarla ilgili küçük de olsa bilgiler duyuyorduk. Bunları yürütenlerin büyük bir kısmı cemaate yakın insanlardı. Tarif ettiğim şekilde kriminal olaylarla ilgilenen bir polis anlayışının dışına çıkarak başka bir şeye doğru yönelmeyi gördüm. Görev sahasının dışına çıkmış, karşı grubu komple hedef alan bir anlayış vardı. Sıradan insanları tutukluyorlar, siyasetçileri tutukluyorlar. Örgüt ve propaganda, illegal ve legal birbirine karışıyor. Yani PKK'ya ayrılan çevreler. Ama burada bir aşırı gidiş olduğu gözüküyordu...
Faili meçhulleri incelettirmediler
Engelleyici oldukları yerlerde oldu sanırım...
Tabii. Güneydoğu'daki faili meçhul cinayetlerin üzerine gidilmesini de istemedi cemaat. Çünkü o dönemde oradaki varlıklarının bu işlerle ilişkilenlemesini istemiyorlardı. Mesela Ankara'daki mahkeme, Ayhan Çarkın'ın itiraflarından sonra faili meçhuller olayında beni sanık yaptı, tanık olarak dinlemesi gerekirken. Orada bir takım bilgileri aktarmışım hem mahkemede vermişim hem de Meclis'te komisyona ifade etmiştim hem müfettişlere ifade vermişim. Şimdi tanıkken burada sanık yaparak hiç ifade veremez hale getirdiler. Ve sanık olduğumun takipsizlik kararı daha yeni geldi bana. Sanık yaptığı zaman sizi olaya bulaştırmaya çalışıyor. Güneydoğu'daki olayların çözüme kavuşması konusunda gayret göstermemelerinin sebebi o dönemde orada kendi polislerinin olması.
Cemaatin Güneydoğu politikasının MİT meselesiyle ilgilisi olabilir mi?
MİT'in altyapısı cemaattendir. MİT'te fazla güçlüler. Yukarı yönetimde biraz zafiyetleri var. Cemaat bunun için MİT'i ele geçirmeyi, operasyon yapmayı düşünüyordu. Yıpratmak için önce basını kullandılar. Şimdi düşünün en ağır olay ne? Uludere'deki insanların yanlışlıkla bombalanması olayı. Güneydoğu'da 8 sene çalıştım. Her hafta o bölgelerle ilgili rapor yazarız. Çünkü gelir bir kaçakçı elemanımız bize bilgi aktarır. MİT'e de benim yazdığım raporla bilgi verilir, bilgi orada alır. Yanlış yaparsam sorumluluğu bana aittir. Siz yaptığınız hatadan dolayı MİT'i suçlayamazsınız. Ama cemaat medyası işi gücü bıraktı sadece MİT'e saldırıyor. Uludere'yi bile MİT'e saldırmak için vesile yaptılar.
Bu herkesin demokrasi savaşı olmalı
Hükümet büyük bir savaş başlattı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şöyle düşünüyorum. Ortada bir devlet ve demokrasi sorunu var. Herkes kendi sorumluluğu ve görevine göre davranmalıdır. Halk da bu işe sahip çıkmalıdır. Üniversiteler, Yargıtay, AYM, HSYK, sivil toplum kuruluşları da sahip çıkmalı. Orta yerde hukuku ihlal eden birtakım insanlar var. Bunun bedelini ödemeliler. İş görevini kötüye kullananların tayiniyle gidiyor. Bu, böyle olmaz, bunun bedelini de ödemeliler. Eğer gerçekten yargı görevi yapıyorsanız amenna. Ama siz bunu keyfi kullanıyorsanız da bunun bedelini ödemelisiniz.
Bütün sistem kurumlarıyla duyarlı olmaları lazım diyorsunuz ama 17 Aralık operasyonu iktidar meselesi gibi algılanıyor muhalefette.
Bana bile hükümeti destekliyor gibi konuşuyorsun diyorlar. Bu mesele hükümet meselesi değil. Bugün hükümette bu insanlar var yarın başka birileri gelebilir. Mühim olan devletin kendisidir. Bu olay HSYK'nın, baroların, siyasi partilerin ciddi meselesidir. Benim bir beklentim yok. Şu an yapılan bu işe destek olması gerektiğine ve sonuna kadar gitmesi gerektiğine inanıyorum. Yapmazsa zaten devlet diye bir şey kalmaz. Başka bir parti gelse ona müsaade edebilir mi? Bu hükümet bunu yapmaya mecbur. Destek olmak mecburiyetindeyiz.
Komplo kurdular dedim hedef oldum
Neden sizin başınıza geldi bunlar?
Ben cemaatin emniyette bir takım tasfiyelere başladığını görünce, Emin Aslan'ın, Mustafa Gülcü'nün tutuklanması gibi olayları cemaatin yaptığını görünce karşı tavır aldım. Karşı derken, konuşuyoruz işte ve herkes duyuyor. Özellikle Emin Aslan tutuklandığı zaman, birçok gazeteci aradı. Emin Bey'e komplo kurdular dediğim için o gün hedef oldum. O tarihe kadar benimle ilgili hiçbir şey yoktu. Adım adım önlerinde engel gördükleri Emin Bey'i içeri aldılar. Aynı şekilde Mustafa Gülcü ve Celal Uzunkaya'ya uzandılar. Onlar tutuklanırsa artık emniyette hiç kimse cemaatin karşısında duramazdı. Çünkü bu insanlar emniyet teşkilatı içerisinde, hem hükümete yakınlık olarak çok güçlü insanlardı. Celal'in de kardeşi zaten milletvekiliydi o dönemde. Bunları siyaseten alamayacakları için aleyhlerinde çok sistemli, 20 kişilik polis ekibi oluşturarak araştırma yaptılar. Bahanelerle bertaraf edecek hale getirdiler. Sonra benim açığımı aramaya başladılar. Ben onlar işe koyulduktan 10 gün sonra haberdar oldum. Bunlar bana tuzak kuracaklar, ben onların tuzağını boşa çıkarayım dedim. Savcılarla görüştüm. Siz bana görev verin ben bunların tuzağına düşüyormuş gibi gözükeyim, sahte yaptıkları işlerini ortaya çıkarayım. Ama o zaman savcılar buna yanaşamadı. Bakanlıklara gittim. O dönemki Bakan Beşir Atalay Bey oldukça bu işlere bakmayı düşünüyordu. İstihbaratı denetleyelim düşüncesindeydi. Olmadı. Şahsi kanaatim Başbakan engel olduğu yönünde. İstihbaratı denetlemek istemedi.

8 Haziran 2014 Pazar

Cemaat abisi muhtaç kadına zina teklif etti!

Bugüne kadar yaptığı birçok açıklamayla 'nin kirli çamaşırlarını ortaya döken , paralel yapının iğrenç bir yüzünü bir kez daha gözler önüne serdi. Gülen sempatizanlarının halktan "himmet" adı altında topladığı paraları "Allah yolunda" değil kendi "keyfi çıkarları" doğrultusunda kullandıklarını dile getiren Yazar Erdoğan, bazı paralel yapı mensuplarının da ahlaksızlıkta boyut atladığını ifade etti. 

Paralel ihraca suç duyurusu

GÜLEN SEMPATİZANI MUHTAÇ KADINA ZİNA TEKLİF ETMİŞ!
Gülen Hareketi içerisinde dönen "himmet yolsuzluğuna" dikkat çeken Erdoğan konuya nden yayınlanan 07.06.2014 tarihli köşe yazısında verdiği bir örnekle açıklık getirdi: "Ya "cemaat"in hal-i pür melali: Bir kurumun genel müdürüne, kurum çalışanlarından bir bayan eşinin kanser olduğunu, maddi olarak desteğe ihtiyacının bulunduğunu söyleyince aldığı cevap: Eğer benimle metres hayatı yaşamayı kabul edersen destek olurum. Elbette benim maaşımla bu desteği gerçekleştirmem mümkün değil. Ama esnaf ağabeyler sağ olsun ben istemeden bile bana elden para veriyorlar, nereye harcadığımı da sormuyorlar.. 






"O HIRSIZ HALA GÜLEN HAREKETİ İÇİNDE"
Bu ırz düşmanı hırsızı tanıyorum, hala hizmette üst kademede görev yapıyor. Neden ırz düşmanı dediğim belli. Hırsız deyişim ise şundan: Aldığı maaşla basit bir ev kiralaması bile zor olan bu kişinin, o tarihlerde dört daire satın aldığını biliyorum. Şimdiki mal varlığını bilmem elbette mümkün değil.." 

GÜLEN HAREKETİ O 'ABİ'NİN HIRSIZLIĞINA GÖZ YUMMUŞ...
Latif Erdoğan Gülen örgütündeki başka bir kepazeliği ise şöyle açıkladı:

"Yine hizmette üst düzey görevler üstlenen ve hala da cemaatteki görevi süren bir başkası da, yüzde yüz kar eden hizmete ait bir ticari işletmeyi, yakınlarının açık hırsızlıklarına göz yummak suretiyle batırmış kendisine hiç hesap soran da çıkmamıştır. Çünkü ona hesap sorma mevkiinde olanların durumları da ondan daha iç açıcı değildir..

Konuyla ilgili olumsuz halleri sayısız denecek ölçekte çoğaltmam mümkün. İsraf ise hepsinin ortak paydası. Böyle bir yapıya yardımda bulunmak israfı ve hırsızlığı teşvikten başka bir mana ifade etmez. Sayın Başbakanın çeşitli vesilelerle bu bağlamda yaptığı uyarılarını gayet yerinde ve isabetli buluyorum.."

2 Mayıs 2014 Cuma

30 kişilik böcek çetesi

'ın evinde ve ofisinde 2 yıl kadar önce  diye tabir edilen dinleme cihazlarının bulunmasına yönelik başlatılan soruşturma derinleşiyor. MİT, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Emniyet İstihbarat ve Terörle Mücadele Şubeleri ilk incelemelerde tespit edilen 8 kişiyle ilgili hazırladıkları 4 yeni raporu savcılığa gönderdi. Raporlar doğrultusunda Terörle Şube Müdürlüğü de casusluk şebekesinin şemasını ortaya çıkardı. Ankara Anayasal Düzene Karşı Suçlar Bürosu Savcısı Durak Çetin tarafından "casusluk" kapsamında yürütülen böcek soruşturmasında yeni bir aşamaya girildi. 28 Aralık 2011'de Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Subayevleri Konutu ve çalışma ofisinde priz içerisinde yerleştirilmiş 2 ayrı böcek MİT'in yaptığı aramada ortaya çıkmıştı. Böceklerin ortaya çıkmasıyla birlikte MİT ve Başbakanlık Teftiş Kurulu ofislere giriş çıkış yapan ve dinleme cihazlarını yerleştirildiğinden şüphelenilen 8 kişiyi tespit etmiş, bir rapor hazırlayarak savcılığa göndermişti. Savcı Çetin önce görgü tanıklarını dinledi. Ardından isimleri tespit edilen 8 kişinin kimlerle ve hangi örgütlerle irtibatlı olduğu yönünde MİT, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Emniyet İstihbarat ve Terörle Mücadele Şubelerine geçtiğimiz ay bir yazı göndererek bilgi istedi. 

ÇETE LİDERİ "X" 
Derinlemesine yapılan incelemeler sonucunda kurumlar 4 yeni raporla bu 8 kişinin bağlantısı olduğu tespit edilen 22 kişilik bir örgütü ortaya çıkarttı. Yeni raporlar dosyaya eklenirken bu doğrultuda çalışma yapması için Ankara Terörle Mücadele Şube ekiplerinde özel bir ekip oluşturuldu. Ekip tespit edilen isimler üzerinden casusluk örgütünün şemasını çizdi. Şemadaki kişilerin bağlantıları için harekete geçilirken 30 kişiden oluşan şemanın lider kısmı ise boş bırakıldı. Yapılacak çalışmalar doğrultusunda liderin ismi şemada yer alacak. Giderek derinleşen 'casusluk' soruşturması kapsamında örgütün kayıt altına aldığı dinlemeleri kimlere nasıl servis ettiği yönünde de ayrı bir inceleme devam ediyor. 

TAPECİLERİN ADRESİ, EMNİYET İSTİHBARAT BÖLGESİNDE ÇIKTI


Montajlanarak servis edilen Başbakan'a ait ses kayıtlarının Ankara Yıldız'da bir adresten internete yüklendiği ortaya çıktı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı da aynı bölgede bulunuyor

17 Aralık ve 25 Aralık darbe planlarının en önemli ayağı olan tapeler yoluyla algı operasyonunun merkezlerinden biri Ankara'da Çankaya-Yıldız'da çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nın da bulunduğu Yıldız'daki bir merkezden, 30 Mart seçimlerine kadar Erdoğan'ın telefon dinlemeleri ile elde edilen ve montajlanan ses kayıtlarının YouTube'a yüklendiği anlaşıldı. İstihbarat birimlerinin belirlediği o bilgilere SABAH ulaştı. 

30 MART'A KADAR DURMADILAR 

MİT önce tapelerin sosyal medya ve internet üzerinden nasıl yayıldığını inceledi. Ardından YouTube ile temasa geçildi. Öncelikle yurtdışı kaynaklı yüklemeler tespit edildi. Bu arada yurtiçinde de yükleme yapıldığı bilgisine ulaşıldı. Hedef saptırma amacıyla kullanılan programlar ve hedef saptırma önlemleri aşıldıktan sonra yurtiçinde yükleme yapan IP numarası tespit edildi. IP tespit edildikten sonra IP üzerinden yapılan yüklemeler de geriye yönelik olarak bir kez daha incelemeye alındı. Bu incelemeler tamamlandıktan sonra Çankaya Yıldız'daki o nokta tespit edildi. Çok sayıda bilgisayarın aynı IP numarasını kullandığı merkez incelemeye alınırken, illegal kayıtları internete koyan kişilerin ve kullanılan bilgisayarın belirlenmesi için çalışma devam ediyor. İstihbarat yetkililerini en çok şaşırtansa, emniyet birimlerinin yoğun çalışmasına rağmen 30 Mart'a kadar yüklemelere devam edilmesi oldu. Yakalanma endişesi olmadan bu yüklemelerin yapılmasında aynı IP'den çok sayıda bilgisayarın erişime açık olması ve yükleme yapan kişiye ulaşılmasının zorluğunun etkili olduğu düşünülüyor. Sorumluluğu olan kişilerin tespit edilmesinin ardındansa adli süreç başlayacak. İnceleme sonucunun diğer davaları da etkileyebileceği ifade ediliyor. Soruşturmanın ikinci aşamasını o IP numarasının gösterdiği binanın ve içerideki bilgisayarların incelenmesi oluşturuyor. IP'nin tespit edildiği Yıldız'da Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı da bulunuyor. İstihbarat Daire Başkanlığı bölgesinde olmasına rağmen 30 Mart'a kadar illegal kayıtların YouTube'a yüklenmesine nasıl devam edebildiği ise merak konusu... (Sabah)

29 Nisan 2014 Salı

Paralelin Istanbul imami

A Haber'de yayınlan moderatörlüğünü 'in yaptığı %100 Siyaset programında paralel yapıyla ilgili bomba gelişme yaşandı.  İstihbarat Şefi programda paralen yapının nı olduğu iddia ettiği kişiyi açıkladı. Abdurrahman Şimşek 'nın paralel yapının İstanbul imamı olduğunu iddia etti. 

AHMET KARA CEMAATE GÖNÜL VERMİŞ KİŞİLERDENDİR

Ahmet Kara e eski gönül vermiş kişilerdendir diyen Abdurrahman Şimşek, "Önce Erzurum Bölge imamlığı, sonra İstanbul imamlığı sonra da Kenya imamlığı yapmış. Daha sonra Fethullah Gülen'in talimatıyla Türkiye'ye geliyor ve Samanyolu TV'nin Yönetim Kuruluna giriyor. Fethullah Gülen'in adına bütün ilişkilerini yürüten kişidir. Holding sahipleriyle, çok büyük sermaye sahipleriyle ilişkileri yürüten Ahmet Kara'dır. Halen de güçlü bir konumdadır. üstünde bir imam var. Onu da sabah gazetesinde açıklayacağız."

İŞADAMLARINA YÖNELİK TEHDİT VE ŞANTAJ

İşadamını dinliyorlar gelip siz gayet güzel iş yapıyorsunuz bize bir okul yapar mısınız.? Okulu yapıyor sonra bize bir üniversite kurar mısın? Böyle isteklerini sıralıyorlar. Siz bunu kabul etmediğiniz takdirde maliyeden, polisten bir şey gelebilir başınıza. Bunları ciddiye almayan işadamları zamanla bunları gördü. Ağır hapis cezalarıyla vergi cezalarıyla karşı karşıya kaldı. Maliyenin kara listesine girmemek için himmet adı altında bağış yapıyorlar. Maliyenin çok önemli yerlerine hakimdirler. Aynı şekilde Emniyet'e de hakimler zamanında yapılaşmayı yapmışlar.



HER ŞEY GÜLEN'E SORULUYOR
Ahmet Kara Fethullah Gülen yapılanmasının içinde çok önemli bir yere sahip. İstanbul demek 22 ili içine alan bir bölgeyi kapsıyor. Hangi bankada ne kadar finans kullanılacağı, ne yapılacağını Fethulah Gülen'e sorarak hareket ediyor. Samanyolu TV'nin yayın yönetmeni her gün Fethulah Gülen'i arıyor. Her programıyla, konuklarıyla ilgili Fethullah Gülen'e bilgi veriliyor. Fethullah Gülen o yayın grubunun yayın yönetmeni mi yoksa dini bir cemaatin ruhani liderimi? Fethullah Gülen paraya, siyasete yön veren bir konumda. Artık dini liderlik özelliğini yitirmiş.

FİDEL OKAN: İNSAN YÜZÜNE ÇIKAMAYACAKLAR
nün çok çabuk deşifre edilecek bir örgüt yapısı var, diğer örgütler gibi değil diyen , "Bu imamların gereğini devlet yapacaktır. Bu devletin başına bela bir yapılanma. Bütün kurumları ele geçirmişsiniz. Kurumların başındaki kişiler size bağlı talimatları cemaat yöneticilerini imamdan alıyorlar herhangi birisine bir şey yapmak isterseniz sizin için çok kolay. Çünkü devletin bütün imkanlarını siz cemaat için kullanıyorsunuz. Bundan sonraki süreçte mağdur olan herkes ortaya çıkacak. Operasyonlar başladığına herkes her şeyi görecek Öyle şeyler yaşanacak ki insan yüzüne bakacak takatları kalmayacak. ' şeklinde konuştu.

7 Nisan 2014 Pazartesi

Paralel polisin yakalanmasi

Emniyet, Dışişleri'ndeki nin ardından alarma geçti. İstanbul i'nin hassas birimlerinde dinleme cihazı araması yapıldı. Böceklerden biri polisin cebinden çıktı. Dışişleri Bakanlığı'nda yapılan Suriye konulu güvenlik toplantısının dinlenmesi ve yayınlanmasının ardından Emniyet Genel Müdürlüğü, tüm birimlerini uyararak ortam dinlemeleri hakkında hassas davranılmasını istedi. Ankara'dan gönderilenuzman polisler İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Valilik ve diğer birimlerde incelemeler yaptı. Yurt dışından getirilen200 bin euro'luk cihazlarla arama yapan uzmanlar,Organize Şube Müdürlüğü ve İstihbarat Şube Müdürlüğü'nün bazı odalarında bulunan elektronik cihazlar içine yerleştirilen ve ortam dinlemesi yapabilen iki adet böcek buldu. Bulunan böceklerin kimler tarafından koyulduğu ve ne kadar süredir kayıt yaptığı hakkında incelemeler yapıldığı öğrenildi. 

SORUŞTURMA BAŞLATILDI Arama sırasında ilginç bir tesadüf eseri bir paralel memur da yakayı ele verdi. İnceleme yapılan hassas birimlerde böceklerden biri, polis memurunun ceketinde bulunduğu öğrenildi. 200 bin Euro'luk böcek arama cihazı açıkken, o sırada yan taraftan bir polisin geçmesi üzerine sinyal verdi. Cihazı polise yaklaştıran görevliler, sinyalin kuvvetlendiğini gördü. Bunun üzerine polisin üzeri arandı. Paralel olduğu tespit edilen memurun üzerinde böcek çıktı. Tespit edilen ortam dinleme aygıtı tutanaklara geçirildi. Polis hakkında inceleme başlatıldı. Yapılan soruşturmanın ardından ya hizmet ettiği tespit edilen memurun kısa süre içerisinde operasyonel birim olarak bilinen yerlerden gönderileceği öğrenildi.

5 Nisan 2014 Cumartesi

Prof. Dr. Ahmet Keleş 17 Aralık ve Paralel sinsilik


Parlalel örgüt, çete tabirlerini kullanıyoruz elimizde başka tabir yok mecburen bunları kullanıyoruz. Sizi çete örgüt derken karşınızdaki sorunu küçültüyorsunuz. Bu ülkede PKK'da DHKP-C de bir suç örgütü. Karşı karşıya olduğunuz tehlikeyle kıyasladığımız zaman bunlar incirin çekirdeği gibi kalır. Bu örgüt, çete felan değil. Bu millet 17 Aralık sabahı uyanıyor bir tehlikeyle karşılaşıyor. Sadece sınır boylarından işgal olmuyor. Evlerinin içinden, sokaklarından, kurumlarında, resmi gayri resmi işgal edildiğini fark ettiği bir tehlikenin adını koyun. Bunun adını koyabiliyorsanız buyrun koyun. Bir memleketin istilasından bahsediyorsunuz. Sınır boylarından bir işgalden bahsetmiyoruz. Neden PKK'yı İzmir'de kovalamıyor sunuz çünkü yeri belli. Ben bu ülkede başımı yastığa koyduğumda nasıl uyanacağımdan endişe ediyorum. Halkın hükümete verdiği destek çok çok önemli. Bir önemli bir şey daha var tehlike sandığımızdan çok daha büyük. Biz bu problemin çözümüne ilişkin doğru adımları atamazsak daha da büyüyebilme durumuna sahiptir. Bu tehlike altta bir biçimde öfkeye dönüştürülmeye çalışılıyor. Operasyonel güç ortalığı yangın yerine çevirmek için bir öfke arıyor. 17 Aralık bir işgal girişimidir.

Bu insanlar okul açıyor, yurt açıyor eğitim hizmeti veriyor bunların ne tehlikesi olabilir diye düşünüyor sıradan vatandaş. Buradan şunu göstermemiz lazım halkımıza. Bir dini cemaat bundan 40 yıl önce zuhur etmiş. Milletin imanını güçlendirmek, dinini öğretmek istiyor. Şimdi böyle bir cemaat kurs açar yurt açar, okul açar. Bütün gücünü kendi yurduna harcar. Şimdi herkes şunu iyi düşünsün neden bir dini cemaat devletin tüm kurumlarını ele geçirecek sistematik adımlar. atar. Neden bir cemaat ticaret odasını, baroyu , sanayi odasını, sendikayı, yargıyı MİT'i polisi devletin bütün organlarını ele geçirmek ister? Bir devletin içinde yer alan resmi gayri resmi kuruşların içinde yer almak ister? Bir Cemaat neden kendi ülkesinin sınırlarını taşar hangi amaçla ve stratejiyle dünyanın 160 ülkesine Türkçe öğreteceğim, kültür götüreceğim diye okul açar. Bir cemaatin lideri kendisin siyasetten, dünya hayatında uzak göstermek için 'Ben Cebrail de gelse parti kursa ondan uzak dururum' çünkü politikadan, siyasetten uzağım diye açıklaması var. Fakat aynı gün bu ülkedeki en kirli ve çirkin politikanın tam göbeğinin içinde durduğu gün söylüyor bunu. Neyle karşı karşıya olduğumuzu nasıl bir zihniyetle karşı karşıya olduğumu bilelim.

30 Mart 2014 Pazar

Hoca MIT e sizamadi,ezber bozan açıklamalar

Türkiye le tanıştı.  ve örgütünün derinlikleri, gün yüzüne çıktı. Bir dönem Gülen'in yanından ayrılmayan, danışmanlığını yapan ve bütün imamların üzerinde olan , TAKVİM'e çok önemli açıklamalar yaptı. İşte Güney'in ezber bozan açıklamaları. 



CUNTA DESTEKLEDİ 
 ORDU: Türkiye'de Gülen'i keşfetmek gibi bir kavram türedi. Oysa Gülen'in ilk diriliş hareketi 1980'lere dayanır. Cemal Madanoğlu, Cemal Gürsel ve Alparslan Türkeş'in de içinde olduğu bir hareket 1980'de Gülen iyle hareket etmeye başladı. Cunta, eğitimli ya da eğitilecek kadrolarını, eski ülkücüleri ya da milliyetçi gençleri ve hocanın vaazlarını dinleyenleri cemaate yönlerdirdi. Yani askerler Gülen'e 'ordu içinde örgütlenelim" dedi. 

 POLİS: Ama asıl örgütlenme polisteydi. Bu da ANAVATAN dönemine dayanır. Cemaat 1984-1986 yılları arasında eski ülkücüler sayesinde poliste güçlendi. Bugün cemaate bakarsanız ya Devlet Planlama Teşkilatı'ndan, ya devlet kadrolarında çalışmış ülkücü hareketten ya da komando kamplarından gelmiş olan kimselerle karşılaşırsınız. 

 TURGUT ÖZAL: Özal döneminde Milli Güvenlik Kurulu'nun gizli kararı vardı. Ki o dönem Gülen aranıyordu ama aslında aranmıyordu. Bu bir Milli Güvenlik Kurumu projesiydi. Bugün devlet, cemaatin her şeyini biliyor ve dosyalıyor. Eğer bir cemaate bir operasyon yapılacaksa bir gazetecinin veyahutta cemaatten ayrılmış birisinin konuşmasına gerek yok. 

 PARALAR DUBAİ'DEN: Şimdi birileri çıkıp cemaat okullarının nasıl açıldığını paraların nasıl döndüğünü anlatıyor. Buna himmet ya da bağış diyorlar. Böyle bir şey yok. Cemaatin paraları Yahudi sermayesinin bankaları tarafından değerlendiriliyordu. Son 15 yıldır ise paralar Dubai üzerinden değerlendiriliyor. 28 şubat döneminde ise zarar görmeyen tek finans kuruluşu Asya Finans'tır. 

 BANK ASYA: Türkiyede üst düzey bir iş adamı Yahudi bankasından kredi çekerek fon aldı. Kağıtla oynanarak bu borç ödendi. Hoca İstanbul'da Altunizade'deyken bu karar alındı. Bank Asya işte böyle kuruldu. 

 İSRAİLİYATÇILIK: Fetullah Hoca İslam postunda İsrailiyatçılık yapıyor. Bunu 30 yıldır yapıyor. Bütün islamı tarikat cemaat ve grupları hoca için "İçimizdeki Yahudi" ifadesini kullanır. İsrail ile cemaati yan yana getiren kurum ya da işadamları, bu irtibatları çok uzun yıllar önce sağlamıştı. Gülen'in İsrail'e ve ABD'ye açılmasına ön ayak olmuş kişiler küresel sermayenin Türkiye'deki sahipleridir. Hocanın İsrail ve ABD'ye açılmasını sağlayan bu kişilerden birisi sağ. 

 PKK İLE PAZARLIK: Cemaat Doğu'da rahat hareket edemiyordu. O dönemde bölgede devlet yok bürokratik engeli aşmak için il jandarma alay komutanlığına gitmeye gerek yok. Bunun için PKK ile görüştük. Böylece Zaman gazetesinin dağıtılması için izin aldık. PKK'lılara "Eğer Zaman'ın dağıtılmasını engellerseniz Avrupa ve Amerika üzerinden örgüte gelen paralara el koyarız" dedik. 

 MASONLAR:  ilk kez FEM dershanesinin Çemberlitaş'taki yerinde kuruldu. Klübü'nün onursal başkanı Ali Müezzinoğlu, Çemberlitaş'a geldi. Onlarla Orta Asya'daki çalışmalar için anlaşma imzalandı. lar'la bir görüşme de Altunizade'de yapıldı. İşadamı statüsündeki Masonlar'ın hocayı ziyaret ettiğini biliyorum. 

 İMAMLAR: Evet imam olayı var. ABD'den Çin'e kadar her ülkenin imamı var. Ayrıca Türkiye'de tüm meslek gruplarının imamları var. Bütün bölgelerin bölge imamı var. Ancak eski imamlar, Ankara'dan gelen yeni imamlardan çok rahatsız oldu. 

 CEMAAT kendinden olmayan hiç kimseye güvenmez. Bu nedenle herkesin hayatını kaydedip arşivlerler. Sizi polisteki dosyanızdan yargılandığımız mahkemedeki bilgilerinize kadar her şeyinize sahiptirler. Poliste sorgulanmışsanız, bunun hemen kaydını alırlar. Bu arada İngilizler, Gülen'e Hoca Fethullah diyor. Ben de o yüzden bu ifadeyi kullanıyorum. 


PARTİ KURUYOR 
Pensilvanya'dan paralel hareketi yürüten Gülen, siyasete resmen atılmak üzere kolları sıvadı! Fethullah Gülen ve örgütü, parti çatısı altında toplanmaya karar verdi. Partinin adı olarak Hür ve Laikler Partisi seçildi. Partinin tüzük ve amblem çalışması için düğmeye basıldı.

RİSALE-İ NUR

 Cemal Gürsel döneminden beri Türkiye de  basmak yasaktı. Peki Türkiye'ye Risale-i Nur nereden ve nasıl geliyordu! Risale-i Nur Amerika'da bir petrol firması tarafından basılıyordu. Cemaat, kitabı Türkiye'ye kaçak yollarla sokarken Arslanlı Lojistik firmasının sahibi Kemal Keçer'den rica etti Ama o kabul etmedi. Bunun üzerine İhsan Kalkavan, gemileriyle Risale-i Nur'u Türkiye'ye taşıdı. 

DPT'Lİ VAİZ
 Gülen'in birkaç tane Devlet Planlama Teşkilatı'ndan gelen danışmanı vardır. Bunlar derin devlet kadrolarındandır. 30 yıldır da birlikteler. Hiç kimsenin karşısında Hoca Efendi ayağa kalkmamışken bu kişilerin karşısında ayağa kalkmış ve ceketinin önünü iliklemiştir. Ben buna şahit oldum. Bu ekip 5 yıl önce de Türkiye'de büyük bir operasyon için düğmeye bastı. 

17 ARALIK
 17 Aralık Operasyonu başarılı olsaydı, bugün birçok iş adamının mal varlıklarına el konulacaktı. Fethullah Gülen, bütün Türkiye'yi yönetmek istiyor. Artık kendilerinden birinin Türkiye'yi yönetmesi gerektiğine inanıyorlar. Kendilerinin istediklerini birini başbakan yapmak istiyorlar. Ancak diğer İslami gruplar bundan çok rahatsızdı. 

KANADA'YA KAÇMAK İSTEDİ

 FETHULLAH 
Gülen, 1.5 ay önce Kanada'ya iltica talebinde bulundu. Ancak Kanada bunu kabul etmedi. Hoca yeni bir ülke arayışına girdi. Amerikalı yetkililer ise "Biz sizi göndermiyeceğiz. Zaten oturum hakkınız var" dedi. Bu arada Gülen cemaati, terör listesinde sanılıyor. Ama herkes kendini kandırıyor. Gülen ve grubu, ikinci dereceden tehlikeli İslamcı grup olarak fişlenmişlerdir. 

HAKAN FİDAN RAHATSIZLIĞI
 Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan, Türk İstihbaratını globalleştirmeye çalışıyor. Ancak bu bazılarını çok rahatsız ediyor. Çünkü hiçbiri Hakan Fidan'ın çizgisini bilmiyor. İşte bu bilinmemezlik Gülen örgütünü ve yabancı servisleri çıldırtıyor. Gülen, Turgut Özal zamanında parmakla sayılacak kadar çok az insanı MİT'e sokabilmişti. MİT biliyosunuz yüz yüze görüşme de yapıyor. Sizinle ve çok ince araştırma yaptıklarından dolayı içeriye sızmak biraz zor oluyor tabi. Bu nedenle Fethullah Gülen ve örgütünün tek örgütlenemediği yer MİT'ti. Zaten MİT'i yönetirseniz MİT'in başında sizden birisi olursa siz Türkiye'yi yönetirsiniz. Yani istihbarat her şeye hakimdir... 

DHKP-C

 Belçika'dan Ahmet bey diye biri terör örgütü DHKP-C'ye geldi. Bu örgüt o zamanlarda çok güçlü. Önüne gelen herkesi durmadan tehdit ediyor. İşin en kötü tarafı, bunlardan biri de Fethullah Gülen cemaatinin 5 kasasından birisi... Herkesten yardım istedik. Sonuç alamadık. Ardından "Ekimciler" diye bir örgüt bulduk.Onların aracılığıyla DHKP-C ile görüştük. Birkaç görüşmeden sonra yüklü bir ödeme yaptık. Böylece 5 kasadan biri olan o abinin canını kurtardık. 

KADIN SERViSi

 Cemaat paralel istihbaratı 30 yıl önce kurmuştu. Bu kapsamda pilot bölgeler seçiliyordu. Ancak Kırşehir'de ev açmak imkansızdı. Çünkü vali çok ters biri. Valinin zayıf noktasının kadınlar olduğunu öğrendik. Ordaki bir mafya babasının yardımıyla valiye Rus kadın gönderdik. Böylece Kırşehir'de okulu açtık. 

ESKİDEN BERİ DİNLEME VAR
 Cemaatte dinleme çok eskiden beri var. Cemaatteki bütün ağabeyler yani üst düzeydekilerin hepsi dinleniyor. Son dönemde polis istihbarat şubesini ele geçirdikten sonra dinlemeler globalleşti. Bundan önce mekan dinlemeleri vardı. Mesela bir toplantı oluyor. Mekana bizden önce birisi gidiyor ve dinleme cihazını yerleştiriyor. Sonra da ortam dinlemeleri yapıyorlar. Eskiden dinlemeler küçük kameralar ve Çin'den getirilen kravat iğneli kameralar ile yapılıyordu. 

PASAPORT

 Bunu devlet içinde devlet olanlara sormak lazım. Yani onun yıllardır birlikte hareket ettiği arkadaşlarına sormak lazım ama ben size başından da söyledim. Bu bir cunta hareketi. Askeri cunta hareketinin kendisini desteklemesiyle bugünlere gelmiş bir harekettir. Cemaatin bir şeyler yapabilmesi için ya kamu daki adamlarını kullanması gerekiyor. 

ONU İYİ TANIRIM

 Fethullah Hoca'nın saat kaçtta yattığını, kaçta kalktığını, kaçta çamaşırını aldığını, (her çamaşırını değil tabi) bilirim. İç çamaşırlarını kendi gider elleriyle yıkar. Orada sekreteri var Asım... Hoca'nın eli ayağıdır. Allah bana yardım ettti de ben erkenden uyandım. Yaşayarak bunların yaptıklarına uyandım. 

SUİKAST İDDİASI
 SOLDA öldürülecek adam kalmadı, en son Hrant Dink... Şimdi sağa geçecekler.
Pensilvanya'da güvenliği arttırarak "Sağda ölümleri başlatın" diyorlar. Bundan 1 yıl sonraki genel seçimlerde yapılmak istenen şu. CHP-MHP ittifakı için Türkiye'de faili meçhul cinayetler, yürüyüşler, olaylar oluşsun. Mısır'daki gibi ordu duruma el koysun.
Demokrasi ve insan hakları olmasın. Yani kaos olsun.
Tüm istedikleri bu. Bunlar Türkiye'nin büyümesini 

ILICAK

 GAZETECİ 'ı ve CHP'lileri Fethullah Gülen'e götüren benim. Kapıda karşılayan ve davet eden bizzat benim. Gelelim Twitter meselesine... Twitter, Türkiye'yi Muz Cumhuriyeti olarak görüyor. Bu nedenle Türkiye'nin aleyhine çalışıyor. 


TÜRK AJANLAR

 SİZ Türkiye'de adı Robert olan, Simon olan, David olan MOSSAD ajanı arıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Türkiye'de MOSSAD ve CIA ajanı olanlarının adı Hacı Murat abi, Sofi Kemal abi, Derviş Kemal gibidir. Bunların hepsi de Türkiye'de doğmuş ajanlardır.