Cemaatler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cemaatler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2014 Pazar

Cemaat abisi muhtaç kadına zina teklif etti!

Bugüne kadar yaptığı birçok açıklamayla 'nin kirli çamaşırlarını ortaya döken , paralel yapının iğrenç bir yüzünü bir kez daha gözler önüne serdi. Gülen sempatizanlarının halktan "himmet" adı altında topladığı paraları "Allah yolunda" değil kendi "keyfi çıkarları" doğrultusunda kullandıklarını dile getiren Yazar Erdoğan, bazı paralel yapı mensuplarının da ahlaksızlıkta boyut atladığını ifade etti. 

Paralel ihraca suç duyurusu

GÜLEN SEMPATİZANI MUHTAÇ KADINA ZİNA TEKLİF ETMİŞ!
Gülen Hareketi içerisinde dönen "himmet yolsuzluğuna" dikkat çeken Erdoğan konuya nden yayınlanan 07.06.2014 tarihli köşe yazısında verdiği bir örnekle açıklık getirdi: "Ya "cemaat"in hal-i pür melali: Bir kurumun genel müdürüne, kurum çalışanlarından bir bayan eşinin kanser olduğunu, maddi olarak desteğe ihtiyacının bulunduğunu söyleyince aldığı cevap: Eğer benimle metres hayatı yaşamayı kabul edersen destek olurum. Elbette benim maaşımla bu desteği gerçekleştirmem mümkün değil. Ama esnaf ağabeyler sağ olsun ben istemeden bile bana elden para veriyorlar, nereye harcadığımı da sormuyorlar.. 






"O HIRSIZ HALA GÜLEN HAREKETİ İÇİNDE"
Bu ırz düşmanı hırsızı tanıyorum, hala hizmette üst kademede görev yapıyor. Neden ırz düşmanı dediğim belli. Hırsız deyişim ise şundan: Aldığı maaşla basit bir ev kiralaması bile zor olan bu kişinin, o tarihlerde dört daire satın aldığını biliyorum. Şimdiki mal varlığını bilmem elbette mümkün değil.." 

GÜLEN HAREKETİ O 'ABİ'NİN HIRSIZLIĞINA GÖZ YUMMUŞ...
Latif Erdoğan Gülen örgütündeki başka bir kepazeliği ise şöyle açıkladı:

"Yine hizmette üst düzey görevler üstlenen ve hala da cemaatteki görevi süren bir başkası da, yüzde yüz kar eden hizmete ait bir ticari işletmeyi, yakınlarının açık hırsızlıklarına göz yummak suretiyle batırmış kendisine hiç hesap soran da çıkmamıştır. Çünkü ona hesap sorma mevkiinde olanların durumları da ondan daha iç açıcı değildir..

Konuyla ilgili olumsuz halleri sayısız denecek ölçekte çoğaltmam mümkün. İsraf ise hepsinin ortak paydası. Böyle bir yapıya yardımda bulunmak israfı ve hırsızlığı teşvikten başka bir mana ifade etmez. Sayın Başbakanın çeşitli vesilelerle bu bağlamda yaptığı uyarılarını gayet yerinde ve isabetli buluyorum.."

15 Şubat 2014 Cumartesi

Cemaatin paralel prizması


Pensilvanya'da yaşayan Fetullah Gülen cemaatinin eski imamı Selim Çoraklı cemaatin yapılanmasına dair bilgiler verdi. Katıldığı Deşifre programında bir prizma ile yapılanmayı gözler önüne seren Çoraklı, çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Çoraklı, prizmanın en alt kısmında her şeyden habersiz sadece Allah için çalışan büyük bir kitlenin bulunduğunu ancak, bu büyük kitlenin prizmanın üstünde yer alan azınlıklar tarafından yönetildiğini anlattı.
Her ilde bir imam var
Her ilde cemaatin bir imamının bulunduğunu anlatan Çoraklı, imamların paralel bir vali gibi çalıştığını söyledi. Prizmanın en tepesinde Fethullah Gülen'in bulunduğunu anlatan Çoraklı, Kainatın lideri olarak yapılanmada yer aldığını söyledi.
İşte Çoraklı'nın tartışma yaratacak açıklamaları:
"Hindistan'daki kast sistemi gibi düşünün, lider piramidin tepesinde oturur ve tepesinde oturduğu müddetçe alttakilerin ahenk içinde olması lazım.
Herhangi bir çarkın yanlış dönmesinde, yukarıda lider rahatsız olur. O yüzden yapının muhafaza edilmesi lazım. Prizma alta doğru genişliyor ve en altta her şeyden habersiz Allah için çalışan insanlar var. Bunlar yüzde 95'leri oluşturan büyük bir kitle ama böyle bir kitle dünya üzerinde hiçbir yerde bu kadar az insanın elinde böyle oyuncak olmamıştı.
Piramitin bir üst kısmında şehir imamları ve abiler var. Her vilayette, her ilçede cemaatin bir imamı var
Bunlar bir vali ne yapıyorsa ilde onlar da cemaat içinde onu yapıyorlar. Gölge vali gibi. Paralel vali diyebilirsiniz yani buna.
Ben bu yapının içerisinde 16 yıl değişik ünitelerinde imamlığını yaptım. Üniversite imamlığı yaptım, yurt imamlığı yaptım, bölge imamlığı yaptım. Fakat bu yapının kontrolsüz güç haline geldiğini görünce terk ettim.
Türkiye bir eyalettir, oranın bir imamı var. Her ülke bir eyalettir onun imamı var. Kıtaların imamı var ve en üstte de sayın Gülen var. Kainat imamı diyorlar ona, Kutbul Aktab. Zaten kendinin 'Kalbin Zümrüt Tepeleri' isimli bir eseri vardır tasavvufi terimleri yeniden yorumladığı".

4 Şubat 2014 Salı

Eski imam Cemaat'in iç yüzünü anlattı

-Zaman Gazetesi'ne geçişiniz nasıl oldu?
Cemaat 1988 yılında Zaman Gazetesi'ni devralınca ben de Zaman'da yazmaya başladım. Rahmetli Özal döneminde 163.madde kaldırılınca benim cezam da kalkmış oldu. Artık Cemal Doğan değil Selim Çoraklı ismini kullanmaya başladım. 1992 yılında Zaman gazetesinin merkezine tayinim çıktı ve araştırma sayfası sorumluluğu, yazarlık vb. görevler yaptım. 

-Makedonya maceranız nasıl başladı?
1992 yılında Cemaatin yurtdışı açılımları başlamıştı. 1993 yılında bana "Makedonya'da Zaman Gazetesi'ni çıkarmayı düşünüyoruz, gider misin?" dediler. O dönemdeki Cemaat terbiyesi gereği gitmemek gibi bir söz konusu değildi. Elbette giderim dedim ve evlendiğim gün hanımımı aldım ve Zaman gazetesi Temsilcisi olarak Makedonya'ya gittim. Makedonya'da Makedonca ve Türkçe Zaman Gazetesi'ni çıkardım. O yıllarda da Türkiye'deki Zaman'da "Diyar-ı Üsküp'ten" isimli köşe yazıları yazdım.

28 ŞUBAT SÜRECİNDEN SONRA CEMAATTEN AYRILMAYA KARAR VERDİM
-Bu kadar kendinizi hizmete adamışken Cemaat'ten ayrılmaya nasıl karar verdiniz? Bu kararı almanız zor oldu mu?
-1997 yılında 28 Şubat süreci ile Gülen Cemaati'nde hızlı bir değişim yaşanmaya başlandı. İslami bazı konularda tavizler veriliyordu. Özellikle kızlarımızın başörtüsü konusunda duyarsız davranılıyordu. Bunun için Gülen'in ve Cemaatin yanlış tavırları ile ilgili eleştirilerimi açık olarak ortaya koymaya çalıştım. 1997 yılında "Sansürsüz Yazılar" isimli kitabım yayınlandı. O kitapta Zaman Gazetesi'nde sansürlenen yazılarım vardı. Ayrıntısına girmem çok uzun vaktimizi alır. O dönemde bazı şeyleri görmüş olmam nedeniyle Cemaatten ayrılmaya karar verdim diyebilirim özetle... 1999 yılının 21 Şubat'ında çalıştığım Zaman Gazetesi'nden fiili olarak ayrıldım. Yıllarımı verdiğim bir hareketten ayrılmak elbette benim için kolay olmadı ama bu ilkelerim açısından bu kararı almak zorundaydım. Pişman da değilim. 

CEMAATİN %95'İ TEMİZ İNSANLAR, DİĞER %5'İ İSE ANADOLU İNSANINI BAŞKA YERLERE PAZARLIYOR!
- Cemaatteki eski arkadaşlarınız, dostlarınız, talebeleriniz hakkında bugün ne düşünüyorsunuz?
- Şunu açıkça söyleyebilirim. Cemaatin % 95'i gerçekten güzel insanlar. Yani sokaktaki insanlarla karşılaştırıldığında eli ayağı öpülecek insanlar. İslam için bir şeyler yapmak gayretinde olan insanlar. Fakat ne yazık ki % 95'i yöneten % 5'lik kesimde aynı ihlâsı ve samimiyeti görmek mümkün değil. Hizmetle ilgisi olmayan, bu işin çilesini çekmemiş insanlar, hizmet adına karar veriyor, kalem oynatıyor, fitne yayıyor, siyasete yön vermeye, polis-yargı darbeleri yapmaya çalışıyor. Gerçekten Anadolu insanının samimiyetini başka yerlere pazarlayacak derecede oyunlar oynanıyor. 

POLİS VE ASKER HİZMETLERİNDE HÜCRE TİPİ YAPILANMA VAR
-Son üç aydır "Paralel Devlet" ya da "Paralel Yapı" gibi yeni bir kavram ile tanıştık. Nedir bu paralel yapı? Siz böyle bir yapının varlığına inanıyor musunuz?
- Hukuk sistemi dışındaki her türlü yapıyı "" olarak kabul edebiliriz. Siyasetin riskini almadan, siyasete, devlet yönetimine yön vermeye çalışmak, yargıya, polise, bürokrasiye hakim olmaya çalışmak bu paralel yapının alametidir. 

Cemaatin yapısına gelince, inkâr etseler de paralel bir yapılanma var. En tepede Fethullah Gülen, onun altında ülke imamları, şehir imamları, ilçe imamları ve benimde 33 yaşıma kadar yaşadığım dersane (Işık evler) imamları vardır. 

Cemaatin bu tür yapılanması olunca ister istemez her birim kendi arasında teşkilatlanmaya başladı. Üniversiteler kendi aralarında, liseler kendi aralarında, askeri hizmetler, polis hizmetleri, adliye hizmetleri bunların her biri hizmet kendi içerisinde birimleşmeye başladı. 

-Polis ve yargıda da durum aynı mı?
- O dönemlerde yapılanma şöyleydi; Her birim kendi içerisinde bir imamı var. Mesela diyelim ki polis kolejleri var, polis okulları var. Özellikle polis ve askeri hizmetlerde biraz hücre tipi yapılanma vardı. Zaten 1986 yılında bir gazete Gülen Cemaati ile ilgili manşetler atmıştı. O dönemde cemaat ciddi bir darbe yemişti. Ondan sonra daha ciddi bir hücre tipi yapılanmaya yönelim oldu. Yani bir hücre yakalanırsa öbür hücrenin haberi olmasın anlamında. Cemaate mensup bir eleman bir askerle ya da bir polisle ilgileniyordu. Bilemedin 2 polisle 3 polisle ilgileniyor ve aynı evi kullanmıyorlar, özellikle esnaf evleri kullanılıyor 

PARALEL YAPININ KONTROLDEN ÇIKACAĞINI GÜLEN'E SÖYLEDİM
-Bu yapının ilerleyen yıllarda kontrolden çıktığını düşünüyor musunuz?
Bana göre Gülen Amerika'da kalmakla cemaatin yönetimini bir kısmını kaybetti. Kontrolü kaybettiği için Cemaat içindeki "Derin Damar" farklı gruplar oluşturdu. Bu farklı birimler zaman içerisinde büyüdü. Mesela ben 1996 yılında 40 maddeden oluşan "Cemaatin kırılma noktaları" diye bir rapor hazırlayıp Fethullah Gülen ve Cemaatin ileri gelenlerine göndermiştim. Bu raporda, cemaat içindeki gruplaşmaların birbirini dinlemediklerinden veya o yapıların başındakilerin enaniyetlerinin kuvvetlenmesinden dolayı ileride büyük problemler yaşayacağını söylüyordum. Nitekim de öyle oldu. O dönemlerdeki gruplaşmalar derin yapılara dönüştü.

FETHULLAH GÜLEN ŞERİK KABUL ETMEZ!
- Kemalettin Özdemir'in Gülen Cemaati'nden ayrılmasını da böylemi değerlendirmek gerekir?
- Kemalettin Özdemir meselesi daha farklı. Kemalettin Özdemir Cemaat içinde derin bir yapı kurmadı. Sadece Fethullah Gülen'in otoritesine baş kaldırdı. 

Kemalettin Özdemir polis hizmetlerinin uzun yıllar imamlığını yaptı. Diyebilirim ki polis hizmetleri onun vesilesiyle bu durumlara geldi. Kendisi hadis profesörüdür. "Biz de hocayız" deyince problemler de başladı. Fethullah Gülen kesinlikle şerik kabul etmez. Yani imamsa ölene kadar imamdır. Bu aslında Fethullah Gülen'in liderliğinden kaynaklanıyor. Karizmatik liderler 1 değer ifade ediyorsa diğerleri sol tarafta hep sıfırdır. Bütün cemaatler için bu durum böyledir. Bu sıfırlardan bazıları böyle zaman içerisinde başkaldırabiliyorlar. 

GÜLEN'İN İLK TALEBESİ LATİF ERDOĞAN'A BİLE SALDIRIYORLAR
-Başkaldıran ilk ve tek isim Kemalettin Özdemir miydi?
- Hayır. Cemaat içerisinde kendisine güvenen isimler zaman içerisinde başkaldırmaya başladı. Gülen'in dost bildikleri, en yakınındakiler bu süreç içerisinde hizmeti terk etti. İlk başkaldıran isim ise Gülen'in ilk talebelerinden Latif Erdoğan'dır. Hizmetin her kademesinde her aşamasında görev yapan Latif Erdoğan bugün tamamıyla Cemaat'ten ayrıdır. Uzun zamandır Akit Gazetesi'nde yazılar yazıyor. Hatta Gülen Cemaati'ni eleştiren röportajları da yayınlandı aynı gazetede. Zaman Gazetesi, şimdi Fethullah Gülen'in ilk talebesi olan ve hizmetin bütün kahrını çekmiş Latif Erdoğan'a saldırıyor. Hem de Latif Erdoğan'ın ailesini kullanarak yapıyor bunu… Ne diyebilirim çok yazık!

KEMALETTİN ÖZDEMİR GÜLEN'İN GÜÇ HASTALIĞI YÜZÜNDEN BAŞKALDIRDI
-Kemalettin Özdemir'in Cemaat'ten kopuşu nasıl gerçekleşti. 
- Kemalettin Özdemir'in polis hizmetlerinin içerisinde otoritesi artınca "zararlı olabilir" endişesiyle o görevden alıp Afrika'ya imam olarak gönderdiler. Afrika'daki hizmetlerin ciddi biçimde ivme kazanmasına büyümesine vesile oldu. 

Fakat dediğim gibi otoriter liderlerde her zaman paranoya ve şüphecilik vardır. En yakın arkadaşlarının kendilerine tuzak kurduğunu düşünürler. Ben Gülen'de bu tür şüpheciliğin varlığını 1994'te görmüştüm. "Fethullah Gülen güç ve iktidar hastalığına yakalandı" demiştim o dönemde…

Gülen'in otoriter kişiliği, ister istemez kendisinin iktidarını sarsma ihtimali olan insanların önünü kesti. Kemalettin Özdemir olayı tamamıyla böyle bir olaydır. Cemaat de zaten bunu kendi basın yayın organlarında yazdı. Bu sürecin sonunda abi dedikleri Kemalettin Özdemir hain ilan edildi. Hakkında bir sürü düzmece şeyler yayınlandı. Kemalettin Özdemir Bediüzzaman Said Nursi'nin talebelerinden Said Özdemir abinin oğludur ve tanıdığım kadarıyla takva sahibi biridir. Yanında kadından, kızdan bahsedince yüzü kızarır. Onun bile bu tarz görüntülerini yayınladılar. Bu derin yapı demek ki bu kadar çirkinleşebiliyor. Bir yapı kendi yetiştirdikleri değerleri yemeye başlarsa, o yapı yıkılışa doğru gidiyor demektir. 

HANEFİ AVCI CEMAAT İÇİ ÇATIŞMANIN KURBANI OLDU
-Hanefi Avcı da bu yapının özellikle emniyet istihbarat da güçlenmesini sağlayan isim olarak bilinir. Ancak Hanefi Avcı'nın sonraki yıllarda Cemaat ile yolları ayrıldı. Kitap yazdı ve hapse girdi. Hanefi Avcı meselesini nereye bağlıyorsunuz?
- Hanefi Avcı, cemaatin polis içerisinde ve özellikle istihbarat ve teknik takip bölümlerinde kadrolaşmasının baş temsilcisidir ki zaten bunu kendisi de itiraf ediyor. Ben olayların buralara geleceğini yazmıştım. Hanefi Avcı'nın tutuklandığı günlerde "Hanefi Avcı Cemaat içi çatışmanın kurbanı mı oldu" diye bir yazı yazmıştım. Polis içerisindeki yapılanmanın ileride kontrolden çıkacağını, AK Parti ile problemlerin çıkmasına neden olacağının altını çizmiştim. Hanefi Avcı Cemaatin polis hizmetlerindeki çatışmanın maalesef kurbanı oldu . Bence kesinlikle yeniden yargılanmalı ve en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşmalı. Bir gün bile içeride kalması Hanefi Avcı'ya haksızlık olur.

GÜLEN'İ YILLAR ÖNCE DERİN YAPI KONUSUNDA UYARDIM
-Peki Cemaat içindeki bu derin damar sayı ve etki olarak çok güçlü mü?
- Önce şunu söyleyeyim. Bu derin damar polisin içinde de olabilir, yargının ve medyanın içinde de olabilir. Derin damar operasyonlarına 1996 yılında başladı. Ben Fethullah Gülen'e yazdığım "Cemaatin Kırılma Noktaları" raporunda bunları yazdım. Cemaat'teki MİT operasyonları bu maddelerden bir tanesidir. Rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu "Bizim tarla çoktan sürülmüştü" demişti ya. Fethullah Gülen'in tarlasını 1980'li yıllarda sürmeye başlamışlardı. Şimdi yaşadıklarımız işte bu Cemaat içindeki derin yapının operasyonlarıdır. 

CEMAATİN DERİN YAPISI FETHULLAH GÜLEN'İ MANİPULE EDİYOR 
-Bu derin yapı Fethullah Gülen'i de yanlış mı yönlendiriyor?
- Şöyle söyleyeyim. Her şey dershanelerin kapatılması girişi ile başladı deniliyor ya. Aslında dershanelerin kapatılma meselesi AK Parti'nin kuruluş tüzüğünde var. 

Başbakan "dershaneleri kapatacağım" dediğinde Fethullah Gülen'e bilgiler çok farklı gitti. 28 Şubat sürecinde de 5. kata böyle farklı farklı bilgiler gelirdi. Bir korku atmosferi oluşturulurdu. Bugün de aynısı yapıldı. Gülen'i tahrik ederek iktidar ile savaşın fitilini ateşlediler. "Dershaneler namusumuzdur" diyen Cemaat yazarlarının, sosyal medya kahramanlarının, TV yorumcularının bugün dershaneleri ağzına almaması size normal geliyor mu? Hani dershaneler meselesi çok önemliydi? İktidarı bitirmeye karar vermiş bu derin yapı, dersaneler meselesini bir sos, bir malzeme, bir enstruman gibi kullandı. 

17 ARALIK OPERASYONUNUN HEDEFİ ERDOĞAN'DIR
-17 Aralık operasyonunun arkasında Cemaat olmadığını söyleyen Cemaat yazarları da var. Bu konuda siz ne söylemek istersiniz?
- Birer birer isimlerini söyleyerek insanları zor durumda bırakmak istemiyorum. Ancak şunu açık biçimde söyleyebilirim. 17 Aralık çok açık bir şekilde bu paralel yapının operasyonudur. Aynı cemaat yazarları "Cemaatin savcıları, polisleri olmasa Ergenekon ve Balyoz davaları olmazdı" diye açık açık yazıyor. O savcılarla bu savcılar aynı değil mi? Ergenekon davasını Cemaatin savcıları açtı deyip, 17 Aralık operasyonu ile bizim alakamız yok demek nasıl oluyor? Kamuoyunu aptal yerine koyuyorlar bari bize yapmasınlar. Madem bu savcıların ve polislerin sizinle alakası yok neden görevden alındıklarında arkasından ağıt yakıyorsunuz, beddua seansları yapıyorsunuz?

Bir de soru sorayım bu arkadaşlara: Dershanelerin kapanması gündeme gelmeseydi, AK Parti iktidarı size sınırsız imkan sunmaya devam etseydi 17 Aralık operasyonu olur muydu? Türkiye'de buna "Evet olurdu" diyecek tek bir insan var mıdır merak ediyorum. Gerçekler bu kadar açık şekilde ortada iken hala ekrana çıkıp "bizim 17 Aralık operasyonu ile 7 Şubat MİT operasyonu ile alakamız yok" demeleri ikiyüzlülükten ve samimiyetsizlikten başka bir şey değildir. 

Benim AK Parti iktidarına özellikle İslami noktalarda birçok eleştirilerim var ama şunu çok açık bir şekilde söyleyebilirim. 17 Aralık operasyonu çok açık bir şekilde Başbakan Erdoğan'ı hedef almış ve ülkeyi büyük zararlara uğratmıştır.

İNFİAL OLACAĞINI BİLE BİLE BEDDUA VİDEOSUNU YAYINLADILAR

-Beddua konusuna gelelim. Fethullah Gülen beddua ederek kamuoyu desteğini kaybetti. Bu çıkışı neden yaptı?
- İnanın bunu ben de merak ediyorum. Cemaatteki arkadaşlar beddua videosu yayınlandıktan sonra beni arayıp "Hoca efendi cinnet mi geçirdi" diye soruyorlar. Cemaatin üst düzeyindeki insanlar bile Gülen'in beddua çıkışına bir anlam veremiyor. 

Benim cevabını veremediğim başka bir soru var. Diyelim ki Fethullah Gülen değişik bir ruh hali içerisinde bedduayı etti. Peki o videoyu herkul.org sitesinde yayınlayanlara, cemaat medyasında köpürtenlere ne demeli? Onlar bunun kamuoyunda infiale neden olacağını tahmin edemediler mi? Hiç mi aklı çalışan bir insan yok içlerinde? Ben onları da çok masum görmüyorum. 

İSRAİL'E, ÇEVİK BİR'E SUSAN GÜLEN, MÜSLÜMAN BAŞBAKAN'A NEDEN SALDIRIYOR?
-Telefon görüşmelerinden ve beddua çıkışından Fethullah Gülen'in Erdoğan'a çok öfkeli olduğunu görüyoruz. Sizce bu öfkenin sebebi nedir?
- Mavi Marmara olayında İsrail gibi bir terör devletini, katil bir devleti otorite sayan Gülen, neden Müslüman bir Başbakan'ı otorite olarak kabul etmiyor? 28 Şubat döneminde Çevik Bir'e "Şerefli General, gel bizim okullarımızı şereflendir, okulları sana devredelim" diyen Gülen, Başbakan'a neden aynı sözü söylemedi? Gülen "Sayın Başbakanım, aynı kıbleye yöneliyoruz, Allah'ımız, Peygamberimiz bir, dershaneler sana kurban olsun" deseydi belki dershaneler de kapanmazdı, tasfiyeler de yaşanmazdı, itibar kaybına da uğramazdı. Peki bunu neden yapmadı? Çünkü cemaatin içindeki derin damar Gülen'i manipule etti. Cemaatin AK Parti iktidarını devirecek güçte olduğunu Gülen'e inandırdılar. Gülen de büyük bir risk alarak iktidara saldırdı ve bu operasyon her açıdan başarısız oldu.

FETHULLAH GÜLEN KANDIRILDIĞINI ANLADI, O YÜZDEN SUSUYOR
-Peki Fethullah Gülen yanlış yaptığını anlamış mıdır?
Bence anladı. Beddua videosu sanırım 22 Aralık'ta yayınlanmıştı. 22 Aralık'tan yana herkul.org sitesinde yeni çekilmiş tek bir videosu yayınlanmadı. Fethullah Gülen yanlış yönlendirildiğini anladı. Biraz da çaresiz olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden susuyor. Şu an ellerindeki son mermileri de atıyorlar ama siyasi üstünlük iktidarın artık eline geçti. Cemaatin sokakta bir itibarı kalmadı. Yeminli AK Parti düşmanları bile polis-yargı darbesinden Cemaati sorumlu tutuyor. 40 yıllık hizmeti operasyoncuların elinde oyuncak yaptılar, yazık ettiler…

GÜLEN "ZAMAN YAZARLARININ YÜZÜNDE NUR KALMAMIŞ" DEDİ
-Fethullah Gülen susuyor ama Cemaat medyası tartışmayı tırmandırmaya devam ediyor. Tansiyon düşecek gibi görünmüyor. 
- Eviniz camdansa başkalarının evine taş atmayacaksınız. Bu Gülen'in çok kullandığı bir sözdür. Size bir örnek vereyim. Zaman Gazetesi, Fethullah Gülen'in bir konuşmasını sürmanşetten veriyor: "İncinsek de incitmeyeceğiz." Sayfaları çeviriyorsunuz başta Genel Yayın Yönetmeni olmak üzere bütün zaman yazarları "Firavun, Yezid, hırsız" diyerek Başbakan'a saldırıyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?
Size bir şey söyleyeyim. 1990'lı yıllarda Fethullah Gülen Zaman Gazetesi'ni ziyarete gelmişti. Çıkıştı benim de içinde bulunduğum Zaman çalışan ve yazarlarını kastederek "Hiçbirinin yüzünde nur kalmamış" demişti. Bu söz bugünkü manzarayı anlatma bakımından çok önemlidir. 

SİYASETE SAVAŞ İLAN ETMEK İSKENDERPAŞA CEMAATİ'NİN SONUNU GETİRDİ
-Peki sizce bu Cemaat-AK Parti kavgasını kim kazanır? Şu an için bir hasar tespit raporu alma imkânımız olmadı ama sizce en büyük hasarı kim almıştır?
- Bakın 1980'li yıllarda İskenderpaşa Cemaati vardı. Televizyonu, gazetesi, okulları, yurtları, radyosu, hastanesi, yayınevleri, dernekleri, vakıfları, turizm şirketleri, inşaat ve otomotiv kuruluşları vardı. İslam Dergisi diye bir güzel bir dergi çıkarıyorlardı ve bu dergi 100 binden fazla satıyordu. Bu cemaat için "Görünmeyen Üniversite" kitapları yazıldı. Bürokraside İskenderpaşa Cemaati kökenli olmak bir ayrıcalıktı. Bu cemaat bir gün Milli Görüş lideri merhum Erbakan ile kavgaya tutuştu. Partiden kimin dediği olacak kavgası büyüdü. Sonuçta bu kavgada siyaset kazandı. O koca cemaat bugün ikiye ayrılıp adeta yok oldu gitti. Milli Görüş geleneğinden gelen AK Parti ise bugün hala iktidarda. Siyaset-Cemaat kavgalarının galibi hep siyaset kurumu olmuştur. Bugün de öyle olacak. Cemaat bunu anlamalı ve "zararın neresinden dönersek kardır" diyerek bu kavgayı bitirmeli.

BBP'Lİ DESTİCİ VE SP'Lİ KAMALAK GEÇMİŞİ ÇABUK UNUTUYOR!
-BBP Lideri Destici ve SP Lideri Kamalak'tan cemaate destek mesajları verdiklerini medyadan takip etmişsinizdir. Bu iki siyasi hareketi de yakından tanıyan biri olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?
- BBP boşuna cemaate yanaşıyor oy alırım diye. Cemaat gaz verir ama menfaati yoksa asla oy vermez. Büyük Birlik Partisi'nin eski Genel Başkanı Yalçın Topçu "Merhum Yazıcıoğlu bugün hayatta olsa vesayetin değil siyasetin yanında olurdu" diyerek son noktayı koydu. Bence de Yazıcıoğlu siyasete yapılan operasyonların karşısında olurdu.

Saadet Lideri Kamalak'a gelince. Kendisine sadece 28 Şubat döneminde Gülen'in merhum Erbakan için "Beceremediniz artık gidin" dediğini, "Erbakan'a hiç kanım ısınmadı" şeklindeki sözlerini hatırlatıyorum. Saadet Partililerin 28 Şubat manşetlerine bir göz atmalarında fayda var. Menfaatçi davranmasınlar. Geçmişi çabuk unutuyorlar. 

PEYGAMBERİMİZİ BİLE KULLANIYORLAR, ASIL BU GAYRETULLAH'A DOKUNUR!
-Fethullah Gülen ve Cemaatin ileri gelenlerine ait olduğu iddia edilen bazı ses kayıtları düştü internete. Bunları dinleme imkanınız oldu mu?
- Evet, maalesef dinledim. Hizmet hareketinin bu kadar siyasetin içine batmış olmasını bu kadar dünyeviyeşmesini üzülerek izliyorum. Anadolu sermayesine karşı İstanbul sermayesinin desteklenmesi, Ümmetin değil batının, ABD'nin, İsrail'in çıkarlarının savunuluyor olması anlaşılır gibi değil. Bunları yaparken Hz. Peygamberin de bu işe alet edilmesi gerçekten çok üzücü. Rüyalarla hizmete motive etmeye çalışıyorlar. İşte bu Gayretullah'a dokunur! Hizmetin samimi, ihlâslı insanlarına büyük haksızlık yapılıyor. Umarım bu insanlar da en kısa zamanda gerçeği görür. 

FETHULLAH GÜLEN İSTERSE BU KAVGAYI BİTİRİR
-Sizce kavga nasıl biter?
- Bu kavganın bitişi Gülen'in iki dudağının arasında. Dirayet gösterirse bir açıklama yaparak kavgayı bitirebilir. Eğer bu kavganın Gülen'i de aşan uluslararası bir boyutu yoksa Gülen bunu yapabilir. Bence hizmet bundan sonra da ilkeli bir şekilde insan yetiştirmeye devam etmeli. Diğer gönüllü kuruluşlar gibi onların birey olduğunu kabul etmeli. O eğitim kurumlarından çıktıktan sonra o insanların peşini bırakmalı. O insanları paralel yapının kadrolu bir elemanı olarak görmekten vazgeçmeli. Hem Cemaate hem de bu insanlara zarar veriyorlar. Türkiye'deki hiçbir iktidar artık bu paralel yapının büyümesine, bürokrasiyi ele geçirmesine izin vermez.

Kaynak: Sabah/ İsa Tatlıcan

2 Şubat 2014 Pazar

Mahremiyetin ifşa edilmesi "Hakem"


Cemaate ait otele gitmeye korkar olduk
Kasetler de bir süredir savaşın bir parçası oldu.  Müslümanlıkta nasıl karşılanan bir tavırdır?
Benim bu süreçte en çok üzüldüğüm hususlardan birisi de kişi veya aile mahremiyetinin ortaya çıkarılmasıdır. Peygamberimizin hayatını, Sîretini etüt ettiğimizde 23 senelik peygamberlik hayatında bir tek Müslümanı devlet dışına sürdüğünü görüyoruz. O da 'Hakem' ismindeki birisiydi. Bunun suçu, Müslümanların kapısından, penceresinden içeriye bakmaktı. Yaptığı ahlaksızlık buydu; ancak aile mahremiyeti o kadar kutsaldır ki, bu kişi Hz. Peygamber tarafından Taif'e sürülmüştür.
HZ. EBUBEKİR ÜLKEYE ALMADI
Akıbeti ne oldu bu kişinin?
Peygamber Efendimiz'in vefatından sonra Hz. Ebubekir'den Medine'ye dönmek için izin istiyor. Hz. Ebubekir 'Resulullah'ın sürdüğü birini Medine'ye sokmam' diyor. Hz. Ömer döneminde bunu Hz. Ömer'in mizacı sebebiyle teklif bile edemiyor. Hz. Osman geldiğinde 4-5 sene direniyor ama daha sonra bu şahsın dönmesini kabul ediyor. Müsaadenizle bu kelimeyi kullanayım, bu ahlaksız adam ve oğlu Mervan, daha sonra Hz. Osman'ın şehadetine sebebiyet verenler arasında yer almışlardır.

Cemaatlerin ortak yönleri


Toplantıda, bardağındaki sudan
birkaç yudum alır gerisini bırakırmış!
Toplantı bitip odayı terk ettiğinde
müritleri koşuşturur, o bardaktan bir
yudum içebilmek için yarışırlarmış…
'Zaten' demişti konuyu bana anlatan
medya çalışanı arkadaş, 'kendisi de
bunu bildiği için suyu bitirmez, kasten
yarım bırakırdı'…
Bazen, 'Şeyhin' konumu makûl
saygının ötesinde öylesi abartılır ki,
tarikatin-cemaatin gerçek İslâm
inancıyla pek bir alakası da kalmaz!
'Şeyh, Hocaefendi' artık ne derseniz
deyin, imbiğinde îman tam manâsıyla
damıtılmamışsa, zamanla 'ego
şişmesi' hastalığına yakalanması
bu nedenle sık rastlanan bir vakıadır!
Aslında, batı ülkelerindeki tablo,
daha da tüyler ürperticidir…
Öncelikle belirtelim…
'Masonluk, İlluminati, Mormonlar,
Tapınak Şövalyeleri, Bohemian
Grove, Trilateral Komisyonu, Opus
Dei' gibi tarikat ve gizli oluşumlar,
milyonlarca üyesi olan topluluklardır!
Mal varlıkları ise milyarlarca dolar ile
ifade edilmektedir…
Örneğin, 'Opus Dei'nin 97 teknik
okulu, 15 üniversitesi, 36 ilköğretim
okulu, radyoları, televizyon kanalları,
finans kuruluşları bulunmakta, toplam
serveti ise tam bilinememektedir!
Bu cemaatler çoğu kez sapkın fikirler
beslemekte, yayılıp güçlenerek ülke
politikalarını şekillendirmek, önce
bölgeye sonra dünyaya hâkim olmak
gibi gizli siyaseti emeller peşinde
koşmaktadırlar!
Legal olarak deklare ettikleri 'Dinî,
Ahlakî Olgunlaşma' amacı ise
göstermelik olarak kalmaktadır…
Hepsinin de ortak yönü, gelir
kaynaklarının en büyük bölümünü
'saf, temiz insanların bağışlarının'
oluşturuyor olmasıdır…
Bir başka tıpatıp benzerliğin de,
tarikat önde gelenlerinin hep saray
yavrularında yaşıyor olması, gitgide
büyüyen egolarıyla da kendilerini
'Peygamber seviyesinde' görmeye
başlamaları olduğunu tahmin etmek
zor olmasa gerek…
Bu tür 'tarikat-cemaat' yapılanmaları,
'erdem' sahibi olmayan pek çok şeyh
için sadece 'akçeli-kârlı-ballı' işlerdir!
Yanlış anlaşılmasın,
bereket ülkemizde, benzer yapıda
tarikat şeyhleri bulunmamaktadır…
Sözünü ettiğimiz tür şeyhlere, sadece
batı ülkelerinde rastlanılmaktadır!