pensilvanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pensilvanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mart 2014 Pazar

Hoca MIT e sizamadi,ezber bozan açıklamalar

Türkiye le tanıştı.  ve örgütünün derinlikleri, gün yüzüne çıktı. Bir dönem Gülen'in yanından ayrılmayan, danışmanlığını yapan ve bütün imamların üzerinde olan , TAKVİM'e çok önemli açıklamalar yaptı. İşte Güney'in ezber bozan açıklamaları. 



CUNTA DESTEKLEDİ 
 ORDU: Türkiye'de Gülen'i keşfetmek gibi bir kavram türedi. Oysa Gülen'in ilk diriliş hareketi 1980'lere dayanır. Cemal Madanoğlu, Cemal Gürsel ve Alparslan Türkeş'in de içinde olduğu bir hareket 1980'de Gülen iyle hareket etmeye başladı. Cunta, eğitimli ya da eğitilecek kadrolarını, eski ülkücüleri ya da milliyetçi gençleri ve hocanın vaazlarını dinleyenleri cemaate yönlerdirdi. Yani askerler Gülen'e 'ordu içinde örgütlenelim" dedi. 

 POLİS: Ama asıl örgütlenme polisteydi. Bu da ANAVATAN dönemine dayanır. Cemaat 1984-1986 yılları arasında eski ülkücüler sayesinde poliste güçlendi. Bugün cemaate bakarsanız ya Devlet Planlama Teşkilatı'ndan, ya devlet kadrolarında çalışmış ülkücü hareketten ya da komando kamplarından gelmiş olan kimselerle karşılaşırsınız. 

 TURGUT ÖZAL: Özal döneminde Milli Güvenlik Kurulu'nun gizli kararı vardı. Ki o dönem Gülen aranıyordu ama aslında aranmıyordu. Bu bir Milli Güvenlik Kurumu projesiydi. Bugün devlet, cemaatin her şeyini biliyor ve dosyalıyor. Eğer bir cemaate bir operasyon yapılacaksa bir gazetecinin veyahutta cemaatten ayrılmış birisinin konuşmasına gerek yok. 

 PARALAR DUBAİ'DEN: Şimdi birileri çıkıp cemaat okullarının nasıl açıldığını paraların nasıl döndüğünü anlatıyor. Buna himmet ya da bağış diyorlar. Böyle bir şey yok. Cemaatin paraları Yahudi sermayesinin bankaları tarafından değerlendiriliyordu. Son 15 yıldır ise paralar Dubai üzerinden değerlendiriliyor. 28 şubat döneminde ise zarar görmeyen tek finans kuruluşu Asya Finans'tır. 

 BANK ASYA: Türkiyede üst düzey bir iş adamı Yahudi bankasından kredi çekerek fon aldı. Kağıtla oynanarak bu borç ödendi. Hoca İstanbul'da Altunizade'deyken bu karar alındı. Bank Asya işte böyle kuruldu. 

 İSRAİLİYATÇILIK: Fetullah Hoca İslam postunda İsrailiyatçılık yapıyor. Bunu 30 yıldır yapıyor. Bütün islamı tarikat cemaat ve grupları hoca için "İçimizdeki Yahudi" ifadesini kullanır. İsrail ile cemaati yan yana getiren kurum ya da işadamları, bu irtibatları çok uzun yıllar önce sağlamıştı. Gülen'in İsrail'e ve ABD'ye açılmasına ön ayak olmuş kişiler küresel sermayenin Türkiye'deki sahipleridir. Hocanın İsrail ve ABD'ye açılmasını sağlayan bu kişilerden birisi sağ. 

 PKK İLE PAZARLIK: Cemaat Doğu'da rahat hareket edemiyordu. O dönemde bölgede devlet yok bürokratik engeli aşmak için il jandarma alay komutanlığına gitmeye gerek yok. Bunun için PKK ile görüştük. Böylece Zaman gazetesinin dağıtılması için izin aldık. PKK'lılara "Eğer Zaman'ın dağıtılmasını engellerseniz Avrupa ve Amerika üzerinden örgüte gelen paralara el koyarız" dedik. 

 MASONLAR:  ilk kez FEM dershanesinin Çemberlitaş'taki yerinde kuruldu. Klübü'nün onursal başkanı Ali Müezzinoğlu, Çemberlitaş'a geldi. Onlarla Orta Asya'daki çalışmalar için anlaşma imzalandı. lar'la bir görüşme de Altunizade'de yapıldı. İşadamı statüsündeki Masonlar'ın hocayı ziyaret ettiğini biliyorum. 

 İMAMLAR: Evet imam olayı var. ABD'den Çin'e kadar her ülkenin imamı var. Ayrıca Türkiye'de tüm meslek gruplarının imamları var. Bütün bölgelerin bölge imamı var. Ancak eski imamlar, Ankara'dan gelen yeni imamlardan çok rahatsız oldu. 

 CEMAAT kendinden olmayan hiç kimseye güvenmez. Bu nedenle herkesin hayatını kaydedip arşivlerler. Sizi polisteki dosyanızdan yargılandığımız mahkemedeki bilgilerinize kadar her şeyinize sahiptirler. Poliste sorgulanmışsanız, bunun hemen kaydını alırlar. Bu arada İngilizler, Gülen'e Hoca Fethullah diyor. Ben de o yüzden bu ifadeyi kullanıyorum. 


PARTİ KURUYOR 
Pensilvanya'dan paralel hareketi yürüten Gülen, siyasete resmen atılmak üzere kolları sıvadı! Fethullah Gülen ve örgütü, parti çatısı altında toplanmaya karar verdi. Partinin adı olarak Hür ve Laikler Partisi seçildi. Partinin tüzük ve amblem çalışması için düğmeye basıldı.

RİSALE-İ NUR

 Cemal Gürsel döneminden beri Türkiye de  basmak yasaktı. Peki Türkiye'ye Risale-i Nur nereden ve nasıl geliyordu! Risale-i Nur Amerika'da bir petrol firması tarafından basılıyordu. Cemaat, kitabı Türkiye'ye kaçak yollarla sokarken Arslanlı Lojistik firmasının sahibi Kemal Keçer'den rica etti Ama o kabul etmedi. Bunun üzerine İhsan Kalkavan, gemileriyle Risale-i Nur'u Türkiye'ye taşıdı. 

DPT'Lİ VAİZ
 Gülen'in birkaç tane Devlet Planlama Teşkilatı'ndan gelen danışmanı vardır. Bunlar derin devlet kadrolarındandır. 30 yıldır da birlikteler. Hiç kimsenin karşısında Hoca Efendi ayağa kalkmamışken bu kişilerin karşısında ayağa kalkmış ve ceketinin önünü iliklemiştir. Ben buna şahit oldum. Bu ekip 5 yıl önce de Türkiye'de büyük bir operasyon için düğmeye bastı. 

17 ARALIK
 17 Aralık Operasyonu başarılı olsaydı, bugün birçok iş adamının mal varlıklarına el konulacaktı. Fethullah Gülen, bütün Türkiye'yi yönetmek istiyor. Artık kendilerinden birinin Türkiye'yi yönetmesi gerektiğine inanıyorlar. Kendilerinin istediklerini birini başbakan yapmak istiyorlar. Ancak diğer İslami gruplar bundan çok rahatsızdı. 

KANADA'YA KAÇMAK İSTEDİ

 FETHULLAH 
Gülen, 1.5 ay önce Kanada'ya iltica talebinde bulundu. Ancak Kanada bunu kabul etmedi. Hoca yeni bir ülke arayışına girdi. Amerikalı yetkililer ise "Biz sizi göndermiyeceğiz. Zaten oturum hakkınız var" dedi. Bu arada Gülen cemaati, terör listesinde sanılıyor. Ama herkes kendini kandırıyor. Gülen ve grubu, ikinci dereceden tehlikeli İslamcı grup olarak fişlenmişlerdir. 

HAKAN FİDAN RAHATSIZLIĞI
 Milli İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı Hakan Fidan, Türk İstihbaratını globalleştirmeye çalışıyor. Ancak bu bazılarını çok rahatsız ediyor. Çünkü hiçbiri Hakan Fidan'ın çizgisini bilmiyor. İşte bu bilinmemezlik Gülen örgütünü ve yabancı servisleri çıldırtıyor. Gülen, Turgut Özal zamanında parmakla sayılacak kadar çok az insanı MİT'e sokabilmişti. MİT biliyosunuz yüz yüze görüşme de yapıyor. Sizinle ve çok ince araştırma yaptıklarından dolayı içeriye sızmak biraz zor oluyor tabi. Bu nedenle Fethullah Gülen ve örgütünün tek örgütlenemediği yer MİT'ti. Zaten MİT'i yönetirseniz MİT'in başında sizden birisi olursa siz Türkiye'yi yönetirsiniz. Yani istihbarat her şeye hakimdir... 

DHKP-C

 Belçika'dan Ahmet bey diye biri terör örgütü DHKP-C'ye geldi. Bu örgüt o zamanlarda çok güçlü. Önüne gelen herkesi durmadan tehdit ediyor. İşin en kötü tarafı, bunlardan biri de Fethullah Gülen cemaatinin 5 kasasından birisi... Herkesten yardım istedik. Sonuç alamadık. Ardından "Ekimciler" diye bir örgüt bulduk.Onların aracılığıyla DHKP-C ile görüştük. Birkaç görüşmeden sonra yüklü bir ödeme yaptık. Böylece 5 kasadan biri olan o abinin canını kurtardık. 

KADIN SERViSi

 Cemaat paralel istihbaratı 30 yıl önce kurmuştu. Bu kapsamda pilot bölgeler seçiliyordu. Ancak Kırşehir'de ev açmak imkansızdı. Çünkü vali çok ters biri. Valinin zayıf noktasının kadınlar olduğunu öğrendik. Ordaki bir mafya babasının yardımıyla valiye Rus kadın gönderdik. Böylece Kırşehir'de okulu açtık. 

ESKİDEN BERİ DİNLEME VAR
 Cemaatte dinleme çok eskiden beri var. Cemaatteki bütün ağabeyler yani üst düzeydekilerin hepsi dinleniyor. Son dönemde polis istihbarat şubesini ele geçirdikten sonra dinlemeler globalleşti. Bundan önce mekan dinlemeleri vardı. Mesela bir toplantı oluyor. Mekana bizden önce birisi gidiyor ve dinleme cihazını yerleştiriyor. Sonra da ortam dinlemeleri yapıyorlar. Eskiden dinlemeler küçük kameralar ve Çin'den getirilen kravat iğneli kameralar ile yapılıyordu. 

PASAPORT

 Bunu devlet içinde devlet olanlara sormak lazım. Yani onun yıllardır birlikte hareket ettiği arkadaşlarına sormak lazım ama ben size başından da söyledim. Bu bir cunta hareketi. Askeri cunta hareketinin kendisini desteklemesiyle bugünlere gelmiş bir harekettir. Cemaatin bir şeyler yapabilmesi için ya kamu daki adamlarını kullanması gerekiyor. 

ONU İYİ TANIRIM

 Fethullah Hoca'nın saat kaçtta yattığını, kaçta kalktığını, kaçta çamaşırını aldığını, (her çamaşırını değil tabi) bilirim. İç çamaşırlarını kendi gider elleriyle yıkar. Orada sekreteri var Asım... Hoca'nın eli ayağıdır. Allah bana yardım ettti de ben erkenden uyandım. Yaşayarak bunların yaptıklarına uyandım. 

SUİKAST İDDİASI
 SOLDA öldürülecek adam kalmadı, en son Hrant Dink... Şimdi sağa geçecekler.
Pensilvanya'da güvenliği arttırarak "Sağda ölümleri başlatın" diyorlar. Bundan 1 yıl sonraki genel seçimlerde yapılmak istenen şu. CHP-MHP ittifakı için Türkiye'de faili meçhul cinayetler, yürüyüşler, olaylar oluşsun. Mısır'daki gibi ordu duruma el koysun.
Demokrasi ve insan hakları olmasın. Yani kaos olsun.
Tüm istedikleri bu. Bunlar Türkiye'nin büyümesini 

ILICAK

 GAZETECİ 'ı ve CHP'lileri Fethullah Gülen'e götüren benim. Kapıda karşılayan ve davet eden bizzat benim. Gelelim Twitter meselesine... Twitter, Türkiye'yi Muz Cumhuriyeti olarak görüyor. Bu nedenle Türkiye'nin aleyhine çalışıyor. 


TÜRK AJANLAR

 SİZ Türkiye'de adı Robert olan, Simon olan, David olan MOSSAD ajanı arıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Türkiye'de MOSSAD ve CIA ajanı olanlarının adı Hacı Murat abi, Sofi Kemal abi, Derviş Kemal gibidir. Bunların hepsi de Türkiye'de doğmuş ajanlardır. 

23 Mart 2014 Pazar

Cizvit Tarikatı ve Pensilvanya'daki çiftliğin esrarengiz hikayesi


Stargazete.com-özel
Türkiye'nin en ünlü finans uzmanlarından yazar Ömer Özbay, A Haber'de yayınlanan Yaz Boz programı için hazırlanan söyleşide Pensilvanya'daki çiftlik hakkında şoke eden bilgiler aktardı.

Özbay, şu anda Golden Generation Vakfı'na ait olan, Fethullah Gülen'in içinde misafirleri ağırladığı, sohbetler yaptığı yerleşkenin esrarengiz hikayesini anlattı.

Ömer Özbay'ın anlattığına göre; daha önce bir Katolik tarikatı olan Cizvit'e ait olan bu yerleşke, bir süre sonra müthiş bir hareketliliğe şahit oldu. Tapusu sürekli el değiştiren yerleşkenin yanında Gülen'in yeğenine ait olan bir başka çiftlik ve muhteşem villalar var.

İŞTE ÖMER ÖZBAY'IN AĞZINDAN PENSİLVANYA'DAKİ O ÇİFTLİĞİN ESRARENGİZ HİKAYESİ:

Burası Golden Generation (Altın Nesil) Vakfı'nın Pensilvanya'daki "çiftlik" diye bildiğimiz yerleşkesi. Daha önce Cizvit Tarikatı'nın (Hristiyan Katolik mezhebi) yaz kampı olarak kullanılıyormuş.

CİZVİT EĞİTİM FAALİYETLERİYLE ÖNE ÇIKIYOR, KİLİSEYE ÇALIŞIYOR

Cizvit Tarikatı dediğimiz Katolik Kilisesi'ne bağlı, bu kiliseyi destekleyen dört önemli tarikattan bir tanesi. Daha çok papalık müessesesini savunan bir tarikat bu. Çok resmi kuruluşu var. 1534'teIgnatius kuruyor. O günden bu güne de, zaman zaman kiliseyle ters düştüğü oluyor ama özellikle son yıllarda gayet formda, faal, etkili, Amerikan yönetiminde olduğu kadar Avrupa'nın diğer ülkelerinde de etkili olan bir tarikat.

OKULLARDAN MEZUN OLANLAR DEVLETLERE SIZDIRILIYOR

Temel özelliklerinden birisi eğitime önem veriyor olması. Küçük yaşta aldığı çocukları okutuyor, özellikle temel bilimler noktasında yetiştiriyor ve devlete sokuyor.

Kendi adamları, Cizvit Tarikatı'na bağlı olduğunu kesinlikle açıklamadan devlete giriyor ve tarikattan gelen talimatlara göre devlet içinde hareket ediyor.

Bugün olup bitenlerle müthiş bir benzerlik seziyorsunuz.

TAPU SÜREKLİ EL DEĞİŞTİRİYOR

Yaz kampı olarak kullanılan bu yer 1993'te bir şahıs tarafından satın alınmış görünüyor. Hüseyin Çopur isimli bir şahıs 230 bin dolara satın almış. Daha sonra Çopur, yine Gülen örgütünün bir vakfına (White Rose) 190 bin dolara devrediyor.

Sonra, 114,6 dönüm ve 3 parça olan bu yeri White Rose, bu üç parseli her parseli 1 dolardan Golden Generation Vakfı'na devrediyor. Daha sonra Golden Generation ve White Rose birleşiyor ve tek vakıf olarak kalıyorlar.

Çok enteresan birşey. Direk bir şey yok. Hep aktarmalı. Mülkün tapusuyla ilgili, baktığınız zaman sürekli birilerine devrediliyor, sonra tekrar başka biri devralıyor, ipotek ediliyor, kredi alınıyor, büyük paralar karşılığı. O borç nasıl oluyor, nasıl ödeniyor, onu bilmiyoruz. Sonra tekrar başka birine ipotek ediliyor falan. Devamlı bir hareket var tapular üzerinde.

KİME AİT BU VAKIF?

Bu vakıfla ilgili Bekir Aksoy diyor ki, "burası bir ibadet ve dinlenme vakfı. Burada New York'lu ve diğer civar yerlerden gelen Türkler burada dinleniyor ibadet ediyor.

Bu arada Fethullah Gülen Hocaefendimiz de bizim misafirimizdir, o da diğer insanlar gibi burada misafir olarak kalıyor."


GÜLEN "KİRA ÖDÜYORUM" DEMİŞTİ

Öte yandan, benim ilgimi çekmişti, hoca demişti ki "ben buraya 5 bin 500 lira kira ödüyorum. Çünkü burası bir vakfa ait" falan demişti.

Ama Bekir Aksoy izah ediyor, "hoca bizim misafirimiz" diyor.

HAKAN ŞÜKÜR DE ORADA KONAKLADI

Ömer Özbay, Hakan Şükür'ün de istifa ettikten sonra Pensilvanya'daki bu çiftlikte bir süre ikamet ettiğini anlattı, Türkiye'nin giden diğer bazı insanların da burada misafir edildiğini belirtti.

BİR ÇİFTLİK DAHA VAR

Özbay, söz konusu yerleşkede başka bir çiftliğin daha bulunduğunu, bu çiftliğin de Fethullah Gülen'in yeğenine ait olduğunu, burada hayvancılık bile yapıldığını, orada aristokratik bir hayatın yaşandığını ifade etti.

Ömer Özbay konuyla ilgili şöyle konuştu:

GÜLEN'İN YEĞENİNE AİT ÇİFTLİK

Benim burada ilgimi çeken bir şey oldu. Pensilvanya'daki 114 dönümlük bölümün hemen köşe tarafında, bir kaç dakika mesafede 55 dönümlük bir çiftlik daha var. Burada canlı hayvanlar falan da uydu fotoğraflarında gözüküyor.

Bu çiftlik de, Fethullah Gülen'in yeğeni Mebruke Hanım'ın kocası Cevdet Türkyolu ve Mebruke Hanım'ın üzerine tapu edilmiş. Diğer mülk vakfın mülküdür, ama o dediğim 55 dönümlük mülk kişi mülkü. Orada hayvancılık falan da yapıyorlar. Epey bir büyük ve güzel bir yer. Amerika'ın ortasında, Pensilvanya'da inekler besleniyor. Cevdet Bey'in oğlunun ineklerle oynarken fotoğrafları var.

ARİSTOKRATİK BİR HAYATLARI VAR

Gizledikleri bir şey de yok aslında. Orada güzel, aristokratik bir hayatları var. Akrabasının, yeğeninin ya da yakın hizmetini yapanların bulunduğu bir koloni halinde bir din aristokrasisi var. Halka fazla karışmadan, o muhteşem yerlerde mülkleri var.

Fethullah Gülen'in yeğeni Mebruke Hanım'ın kocası olan Cevdet Bey Gülen'in özel hizmetlerine bakan kişidir. Onun hizmetinde, yardımcısı gibi.

GÜLEN'İN YEĞENİNE AİT 5 MUHTEŞEM VİLLA VAR

Ama tapu kayıtlarında karısı ve kendisinin ortak olarak o çiftliğin dışında 5 tane villası görünüyor. Az buz değil, muhteşem villalar.

YEĞENİN ÇOCUĞUNUN FERRARİ'Sİ

Çocuklarına bakıyoruz, Gülen'in yeğeninin çocuğu Esat var. Gizli saklı değil, Facebook sayfasına bakıyoruz, Ferrari'si var. Arkadaşını gezdirmiş.

O arkadaşı Facebook sayfasında fotoğraf paylaşmış "Esat bizi gezdirdi" diye.

ESAT: ÇOCUK SANA DEMEDİM Mİ HER YERDE PAYLAŞMA DİYE! KISKANIRLAR!

Esat onu uyarıyor "çocuk sana bunu her yerde paylaşma demedim mi! Bazıları sahip olmadığı için kıskanıyor" diyor. Yani gözden uzak olmaya da gayret ettiklerini anlıyoruz.

S

16 Ocak 2014 Perşembe

Paralel devlet yapılanmasının tarihcesi 1999


Emekli Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, 1999 yılında Fethullah Gülen Hareketi'nin devlet içindeki yapılanmasını ve amaçlarını içeren bir rapor hazırladı. İmza attığı raporun ardından Saral'ın hayatı, soruşmalar ve davalarla altüst oldu. 'Gülen Cemaati'nin devlet içindeki paralel yapılanmasını ilk kez deşifre eden ve devlet kayıtlarına geçiren Saral, 90'lı yıllarda cemaatin MİT, Emniyet ve TSK'ya sızmak istediğini ortaya koymuştu.
Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü Yardımcılığı ve Ankara Emniyet Müdürlüğü görevlerinde bulunan Cevdet Saral'la hazırlamış olduğu raporu, cemaatin devlet içindeki yapılanmasını ve 17 Aralık operasyonun perde arkasını konuştum. 'Terörün Gizli Efendileri' isimli kitabın da yazarı olan Saral, ortaya çıkan tehlikenin 'paralel devletten de öte' olduğuna dikkat çekiyor.
1999 yılında bir rapor hazırladınız. O dönemde çok tartışılan, ses getiren rapor, bugünden bakıldığında çok ilginç tespitler içeriyor. Bu raporun amacı neydi, nasıl ortaya çıktı?
O dönemde çalışmalarımıza öncelikle kendi kitaplarını incelemek, irdelemek suretiyle Fethullah Gülen'in mantık dokusunu ortaya koymaya çalıştık. Enteresan bir mantık dokusuyla karşı karşıya kaldık. Anlatımları dinsel literatüre pek de uymayan, kendisine aşırı derecede önem yükleyen, kendisini esrarengiz gösteren bir kişilikle karşılaştık.
Bunun üzerine ne yaptınız?
Biz ön incelemelerimizde durumun görünenden çok vahim olduğunu görerek İstihbarat Daire Başkanlığı'na, konunun ciddi olduğunu, soruşturmanın sadece Ankara Emniyet Müdürlüğü kapsamında yürütülmesinin yeterli olmayacağını, planlı bir istihbarat çalışması ile sonuca gidilebileceğini ifade eden bir kanaat yazısı yazdık. Ondan sonra da kıyamet koptu. İsimsiz ihbarlar, şikayetler vs. her yönden saldırılar gelmeye başladı.
ANALİZ ORTALIĞI KARIŞTIRDI
Rapor hazırlama işinde ilk somut adımlarınız nelerdi?
Biz bu çalışmaları hazırlarken devletin arşivlerinde bu cemaat ile ilgili bir veri olup olmadığını araştırdık. İstihbarat Daire Başkanlığı'nın hazırlamış olduğu bir kitapçıkta Fethullah Gülen cemaati, fevkalade munis, devlet sistemine aykırı özellikler taşımayan, bu tavrı dolayısıyla radikal İslâmî kesimin hedefi olmuş bir yapı olarak gösteriliyordu. Eğitim faaliyetlerinin yaygın olduğu söylenmekteydi.
Çetin bir soruna el attığınızın farkında mıydınız?
Çalışmaya başladığımızda arkadaşlarıma, cemaatle ilgili bu çalışmayı genişlettiğimizde siyasi reaksiyonlarla karşılaşabileceğimizi ve zorda kalacağımızı ifade ettim. Bunun üzerine arkadaşlarım 'Müdürüm; evimizin içini biz biliriz, şahsi geleceğimiz önemli değil, ülkemizin bekası için ne gerekiyorsa yapalım' dediler. Böylece çalışmaya başladık.
Daha sonra nasıl gelişti çalışmalarınız?
Şubat sonu itibarıyla ortalık karıştı. 15 Mart'ta cemaat yapılanması ve Fethullah Gülen'in yaklaşımlarına yönelik 1. Analiz raporumuzu İstihbarat Daire Başkanlığı ile Teftiş Kurulu Başkanlığı'na gönderdik. Bu raporun İstihbarat Daire Başkanlığı'na ulaşmasının ardından burada bir panik oluştuğuna dair bize haberler gelmeye başladı. 18 Mart'ta da Fethullah Gülen apartopar ABD'ye gitti.
'İSTİHBARAT' NİYE?
Sizde nasıl bir kanaat oluştu?
Kendi anlatımlarından anladığımız kadarıyla ve devlete sızma çalışmaları göz önüne alındığında illegal bir yapılanma ile karşı karşıya olduğumuz kanaatine vardık. Bir cemaat önderi, hasımların faaliyetlerini öğrenmek için bir istihbarat teşkilatı kurmaktan söz ediyorsa, cemaat önderi olmaktan çıkıp örgüt lideri olur. Bir cemaat önderi, niçin istihbarat teşkilatına ihtiyaç duyar ki!
Sizce cemaat nasıl bir yapı?
Cemaat bir misyon hareketidir. Coğrafi bir alanı vardır, devlet içerisinde şimdiye kadar kendi elemanları ve bürokraside kendilerinden olmayan kazanımlarla işlerini yürütmüşlerdir. Fakat ulaştıkları seviye itibariyle bulundukları konumu yeterli görmeyerek siyasi yönetimden iktidar ortaklığı talebinde bulunmaya başlamıştır. Bunun adı da 'paralel yapı'dır. Misyonun adını tarif etmek gerekirse o da 'Derin Türkiye'dir.
Kamuflaj üst düzeyde
17 Aralık operasyonun asıl amacı nedir?
Bu operasyonun asıl amacı, 'yeni dünya düzeni' politikalarıyla milli devletleri dönüştürme politikaları paralelinde sözde demokratik tasarruflarla ve siyasi eylemlerle Başbakan'ı saha dışına almadır.
Cemaat işin neresinde?
Cemaatin bugün itibariyle durduğu yer, adresini de göstermektedir. Demokrasi dışı eylemlerle Başbakan'ı saha dışına alma girişiminin tam da göbeğinde duruyorlar.
17 Aralık operasyonu sonrası benzer bir sızmanın ve paralel yapılanmanın yargı içerisinde de olduğu kanaati çok yaygın. Sizce nasıl?
Gülen, yargı içindeki paralel yapılanmanın nasıl olması gerektiğini, bundan 20 yıl önceki konuşmalarında zaten söylüyor. Adliye'de ve Mülkiye'de nasıl örgütlenileceğinin yöntemlerini ve bu örgütlenmenin hedefini, ayrıca nasıl bir istihbarat örgütü kurulması gerektiğini hem istihbarata karşı koymak hem de istihbaratın hangi alanlarda kullanılacağını profesyonelce izah ediyor.
Personel, İstihbarat ve KOM, paralel yapılanmanın ilk hedefleri oluyor. Neden öncelikle buraları tercih ediyorlar?
Bu birimler emniyet teşkilatının en önemli birimleridir. Devletten cemaate yönelik bir operasyon yapılacaksa bu birimler öncü birimlerdir. Aynı zamanda cemaatin hasımlarına yönelik bir operasyon planlanacaksa, bu birimler üzerinden geliştirilir. Cemaatin amacına ulaşması için bu noktalar, hayati önem arzediyor.
Cemaatle ilgili hazırladığınız raporda bu yapının TSK, MİT ve Emniyet'e sızma çabalarına dikkat çekiyorsunuz. 'Sızmalar' için nasıl bir yöntem izliyorlardı?
Takiyye ve kamufle yöntemlerini en üst seviyede kullanarak bunu gerçekleştiriyorlar.
İLK SIZMA POLİS KOLEJİNE
Bu yapılanma teşkilatta ilk ne zaman görülmeye başlandı?
Cemaatin polis içerisindeki ilk adımı Polis Kolejinde başlamıştır. Polis Koleji'ne ilk sızmaları da 70'lerin ikinci yarısıdır.
Türk bürokrasi tarihinde buna benzer başka bir yapı hatırlıyor musunuz?
Ben 40 yıl bu devlete hizmet ettim. Böyle bir başka yapılanma ile karşı karşıya kalmadım.
Geçmişe baktığınızda ne görüyorsunuz?
Devlette hiçbir evrak kaybolmaz. Biz evrakımızı yazıp bıraktık. Devlet de 10 yıl sonra bizim yazdığımız gerçeklerle karşılaştı. Bu süreç, 35-36 yıllık bir dönemi kapsıyor. O gün cemaate yeni kazandırılan çocuklar, bugün devletin çok önemli mevkilerindeler.
'1889'da dinlemişim
Birinci ve ikinci raporları yazdıktan sonra o dönem neler oldu?
Hakkımızda soruşturmalar başladı. Çalışmayı yürüten 3 arkadaşım görevden alındı. 21 Nisan'da eldeki tüm verileri bir üst yazı ile DGM'ye gönderdik, ardından bize müthiş bir savaş açıldı. Yasadışı telefon dinlemesi suçlamasıyla karşılaşacağım aklıma gelmezdi. Düzmece bilgisayar verileri hazırladılar. Dinleme yapıldığını iddia ettikleri tarihi 1889 olarak gösterdiler. Hatta, dinlediğimizi iddia ettikleri bazı telefon numaraları mevcut bile değildi. Bizimle ilgili suçlamalar sahte belgelerle öyle hâle getirildi ki, biz bir anda, cumhurbaşkanını, başbakanı, milletvekillerini, iş dünyasını dinleyen insanlar hâline getirildik. Bir çemberin içine alındık.
Paralel devletin çok daha ötesi
Cemaat nasıl bir örgütlenme ve hiyerarşiye sahip?
Örgütlenme biçimi illegal örgütlerin yatay ve dikey örgütlenme modellerinin ideal yapılarından etkilenilerek oluşturulmuş Masonik yapılanmaya benzer bir görüntü veriyor. 15 yıl önce mahkeme tutanaklarında söylediğimiz şekliyle cemaat, 'Hasan Sabbah ve Haşhaşileri' organizasyonuyla neredeyse aynıdır.
İstihbarat cihazlarının kaybolması veya özel/cemaatsel amaçlar için kullanılması bu kadar kolay mı?
Böyle bir yapılanma içerisinde bundan daha vahimi de mümkündür.
SİYASİ YÖNLERİ DEŞİFRE OLDU
Paralel devlet tanımlamasına ne diyorsunuz?
Paralel devlet tanımının çok ötesinde bir güç ile karşı karşıyayız. Ortada ciddi bir yapı var. Eğitim kurumları, medyası, yargı güçleri, ekonomik faaliyetleri söz konusu. Bir devlet gibi örgütlenmişler. Kişisel iradeden çok, cemaat ahengi geçerli. Hangi okula gidileceği, kim ile evlenileceği bile cemaat tarafından belirleniyor. Tedbir hiç elden bırakılmıyor.
Gelinen noktayı siyaset açısından nasıl okumak gerek?
Her ne kadar bu hareketin bağlıları, örgütü siyaset dışı olarak tarif etseler de, 'paralel devlet' çabaları ile siyasetin tam ortasında yer alıyorlar. Örgütün ileri gelenleri, bugünden sonra hiçbir şekilde 'Fethullah Gülen siyaset üstüdür' diyemezler; çünkü onun siyasi kimliği açıkça ortaya çıkmıştır. Cemaat siyaset yapmak istiyorsa, siyasetin kurumlarıyla siyaset alanına girer. Bunu yapmazlarsa, 'paralel devlet' olmadıklarına kimseyi inandıramazlar. Aksi halde 'korku imparatorluğu' olurlar.

Cumartesi günkü "Yeni güç odağı" yazım daha mürekkebi kurumadan bizzatFethullah Gülen'in internete düşen ses kayıtlarıyla doğrulandı.
Gülen'in çevresi de bu konuşmaları yalanlamadığı gibi sahiplendiler de... Çünkü onlara göre hoca, sade bir din adamı değil, okulları, dershaneleri, işadamları, örgütleri, bankası, hatta poliste- yargıda kısaca bürokraside etkisi olan bir "sivil toplum lider"ydi.
Ve lider sadece dini konularda değil, eğitimden bankacılığa her alanda karar verici konumdaydı.
Burada bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Özellikle 7 Şubat sonrasında cemaatle AK Parti arasındaki gerilimde hep şu söyleniyordu: 
"Hoca'yı çevresindekiler dolduruyor."
Bunun doğru olmadığını iki kez gittiğim Pensilvanya'da görmüştüm ama ses kaydı bunu açıkça ortaya koydu. Durum çok net:
Tüpraş'ın denetlenmesinden Uganda'daki rafineriye, Bank Asya'ya para bulunmasından BDDK'da köstebek yapılanmasına kadar her konuyla o ilgileniyor.
Son birkaç yılda olup bitenler de farklı değil. İstanbul sermayesiyle yakın ilişkilerden CHP'yle flörte, KCK tutuklamalarından 7 Şubat darbesine, seçimlere üç ay kala iç siyaseti sarsmak için arka arkaya düzenlenen operasyonlardan Türkiye'yi dış dünyada sıkıştırmak için yapılan TIR ve İHH operasyonlarına...
Bu kadar şeyin arka arkaya gelmesi ve cemaatle ilişkili olması tesadüf mü?
Cemaatin adı her olayın içinde. Geçen gün konuştuğum işadamı tam da bu yüzden "Dün asker güç odağıydı, bugün cemaat" diyor. Cemaatin güç odağı olması asker kadar olmasa da önümüzdeki siyasi sürecin en önemli meselesi olacak.
Çünkü yükselişi yeni olsa da devlet içindeki kökleri bir hayli gerilere uzanıyor.Başbakan Erdoğan'ın satır arasında söylediği gibi 1978'den beri "devlet içinde örgütlenen" bir yapıdan söz ediyoruz.
Belki daha da geriye götürülebilir.
Bu yüzden geçmişi ve eski derin yapıyla ilişkisi bilinmeden bugün anlaşılmaz. Bu açıdan 2001'de verdiği ifadeyle Ergenekon sürecinin çok tartışılan "Güvenilir mi güvenilmez mi?" denilen ismi Tuncay Güney'in anlattıkları sarsıcı. Bu ifade 2008'de de gündeme gelip tartışılmıştı.
Güney'in ifadesini alan Polis Memuru Ahmet İhtiyaroğlu anlatıyor:
"Tuncay Güney örgütün (Ergenekon) ilk yapılanmasından günümüze kadar olan gelişmeleri anlatırken bir ara yeri ve zamanı geldiğinde Fethullah Gülen yapılanmasının da Ergenekon örgütünün alt yapılanması olduğunu anlattı ve geçiştirdi.
Bunu anlatırken ağzından kaçırmış gibi bir hali vardı ve bir de terledi, ben de bunu not aldım. Gülen'i geçiştirerek anlatmaya devam etti. Ben de doğaçlaması bozulmasın diye müdahale etmedim."
İhtiyaroğlu, sonra şöyle devam ediyor: "Mülakatta geriye dönünce not aldığım yerlerden sormaya başladım.
Tuncay Güney'in Fethullah Gülen konusundaki sorulara çekimser şekilde cevap verdiğini, tedirgin olup terlediğini gördüm. Bu durumdan şüphelendim.
Tuncay ise sanki bu soruları beklemiyormuş gibi, 'bu sorular da nereden çıktı' der gibiydi. Ben de Gülen oluşumunu irdeledikçe irdeledim.
Bunun üzerine Gülen yapılanmasının 1970'li yıllarda Ergenekon oluşumunun bir alt yapılanması olduğunu, Ergenekon'a bağlı hareket ettiğini ve onu geçtiğini söyledi."
Ergenekon savcıları bu iddiayı ve ifadeyi alan İhtiyaroğlu'nun "Huzurda söylerim" dediğini araştırdı mı acaba?
Ve moda deyimle manidar bir soru:
Gülen'in MİT müsteşarlığı da yapan Eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Teoman Koman'la ve 28 Şubatçılarla ilgisinin altında ne yatıyor acaba?
MİT içindeki sızmalarda Koman dönemi kadrolarının etkisi olabilir mi?