kemal kilictaroglu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kemal kilictaroglu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Aralık 2017 Pazar

Yolsuzlugun tarihcesi yazildi

Yolsuzluk çarkı
Ataşehir Belediyesi'nde inceleme yapan müfettişler, 'li Belediye Başkanı 'nin onlarca yolsuzluk ve usulsüzlüğünü tespit ederek hem İçişleri Bakanlığı'na, hem savcılıklara iletti. Müfettişlerin hazırladığı raporlarda yer verilen ve pek çoğu hakkında dava açılan tespitlere göre, İlgezdi'nin  Belediye Başkanlığı görevini kötüye kullandığı ve yüksek miktarda rant sağladığı belirlendi.
AKRABALARI ÜZERİNDEN İŞ YAPTI
Belediye başkanı seçilene kadar Ali Asgar Maraşlı ile Erguvan İnşaat Ltd Şti.'ni, Ali Asgar Maraşlı ve Barış Kılıç ile Erguvan İnş. Yap. ve Day. Tük. Mal. Paz. İnş. Şirketleri aracılığıyla Ataşehir'de müteahhitlik ve arsa alım-satımı yapan Battal İlgezdi'nin; 2009 yerel seçimlerinde Ataşehir Belediye Başkanı seçildikten sonra akrabaları ve arkadaşları aracılığıyla kurduğu şirketler üzerinden rant sağladığının ortaya çıkması ile iş büyüdü. CHP'li İlgezdi'nin, belediye başkanı seçildikten sonra yeğeni Özkan Kınalı, eniştesi Nurettin Şahin ve bacanağı Özer Çetin Şenyurt üzerinden kendi ticari işlerini yürüttüğü ve bu kişileri de aracı olarak kullandığı tespit edildi.
BUZ REZİDANS'TAKİ İMAR OYUNLARI
İçişleri Bakanlığı'nca Ataşehir Belediye Başkanlığı görevinden alınmasıyla sonuçlanan süreç, Battal İlgezdi'nin Buz Rezidans'taki imar oyunları ile patlak verdi. İlgezdi'nin, 2009'daki seçimlerden sonra başkanlığını fırsat bilerek söz konusu yapının bulunduğu 2 parselden oluşan arazinin belediyeye ait olan parseli Buz Rezidansın yapılması için türlü imar oyunları birleştirdi. Buz Rezidansın inşası sürecinde yapı ruhsatına aykırı imalatlar ve inşaatlar olmasına rağmen Ataşehir Belediyesi görevlileri tarafından gerekli izin belgeleri düzenlendi. İnşaaat bittiğinde Battal İlgezdi ve eşi Gamze İlgezdi imzaladıkları kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında 17 daire sahibi oldukları ortaya çıktı. Ayrıca belediye hissesinin Büyük Uzunlar şirketine geçmesi sürecinde muvazaalı işlemler gerçekleştirildiği ve değer tespitlerinin mevzuata aykırı olarak rayiç bedelin altında belirlenerek belediyenin zarara uğratıldığı da belirlendi.
EV RUHSATINI OKULA ÇEVİRDİ
1918 ada 2 nolu imar parselin mülkiyetinin Battal İlgezdi'nin eniştesi Nurettin Şahin ve bacanağı Özer Çetin Şenyurt tarafından 4 milyon 750 bin TL bedelle satın alınmasının ardından bu parsel üzerinde 1+1 dairelerden oluşan yapı için mal sahibi Nurettin Şahin ve müteahhit Erguvan Teknik Grup İnşaat Anonim Şirketi adına inşaat ruhsatı Ataşehir Belediyesince temin edildi. 1918 ada 2 nolu imar parselin yapılanma şartı ve inşaat ruhsatının niteliği 1+1 dairelerden oluşan konut kullanımlı yapı olmasına rağmen, yapılaşma şartı ve inşaat ruhsatına aykırı olarak özel okul yapıldı. Bu konu adli makamlara intikal etmiş olmasına rağmen Ataşehir Belediyesi tarafından halen Doğa Koleji olarak faaliyette olan binanın yıkımı gerçekleştirilmedi.
ERGUVAN PARKI VURGUNU
Battal İlgezdi ile Belediye Meclis Üyesi ve İmar Komisyonu Başkanı Ali Emrah Büyük, Büyük Uzunlar Ltd. şirketi aracılığıyla Erguvan Barış Parkı üzerinden yeni rant alanı oluşturma fikrini uygulamaya koydu. Büyük Uzunlar'ın ortakları Mehmet Ali ve Yusuf Uzunlar ile Uğur ve Halit Emre Atalay tarafından Buz İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş. kuruldu. Erguvan Barış Parkı'na yapılan yatırım karşılığında yüklenici firmaya 4 adet toplam 690m2 alanlı büfe-lokantanın işletilme hakkının tanınması kararlaştırıldı. Yüklenici tarafından işletilecek büfe ve kafeteryaların muhammen kira bedelinin aylık 2 bin 750 TL olarak belirlendiği ve toplamda 20 yıllık imtiyaz hakkının devrinin öngörüldüğü anlaşıldı. Şartnameye aykırı olarak inşa edilen ilave kullanım alanları ve içkili lokanta ruhsatı ile alan alt yüklenicilere BUZ İnşaat Limited Şirketi tarafından yıllık 1 milyon 500 bin TL bedelle kiraya verildi. Bayındırlık birim fiyatları çerçevesinde 20 yılda toplamda 5 milyon tutarındaki kiralama bedeliyle kiralandığı, alt yüklenicinin bu rakama 3 yıl içerisinde ulaşacağı, kalan 17 yıllık sürenin de yükleniciye rant olacağı tespit edildi
.

21 Haziran 2017 Çarşamba

Adalet dedigin kime göre?


KKdan kan donduran itiraf

20 yıl önce SSK Genel Müdürlüğü yapan 'nun o günlerde Akşam Gazetesi Yazarı 'ya söylediği kan donduran itirafları ortaya çıktı.Akşam gazetesi yazarı Emin Pazarcı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun 20 yıl önce kendisine yaptığı bir açıklamayı bugünkü köşesine taşıdı.
'Kılıçdaroğlu'nun 20 yıl önce kan donduran itirafı' başlıklı yazısında Emin Pazarcı, bugün 'adalet' için yürüyen Kılıçdaroğlu'nun samimi olmadığını yazdı. 20 yıl önce Kılıçdaroğlu'nun SSK Genel Müdürlüğü döneminde yargılanan bir SSK çalışanın nasıl kayırdığını anlatan Emin Pazarcı, "Kemal Kılıçdaroğlu gerçekten adalet mi arıyor? Ben bundan emin değilim. Çünkü geçmişini biliyorum" dedi ve şunları kaleme aldı:
İŞTE EMİN PAZARCI'NIN BUGÜNKÜ YAZISINDAN ÖNEMLİ DETAYLAR;
20 yıl geriye gittim, araştırdım ve belgesini de buldum.1998 Yılı'nın başlarıydı. Kemal Bey de SSK Genel Müdürüydü. Kurumda skandal denilebilecek bir uygulamayı ortaya çıkardım. Gazetecilik görevimin gereğini yapıp, kamuoyuyla paylaştım…
O İSİM GÖREVİNE DEVAM EDİYORDU
SSK'nın Bilgi İşlem Dairesi'nde büyük bir garabet vardı. Kemal Kılıçdaroğlu, akıllara durgunluk verecek bir uygulamanın altına imza atmıştı. Daha önce SSK müfettişlerince "kurumu zarara uğratmakla" suçlanan ve "Bilgisayar ihalesinde bir firmayı kayırma" iddiasıyla hakkında ceza davası açılan F.A görevine devam ediyordu.
Üstelik, yeni bir bilgisayar ihalesi gündemdeydi. Kararı yine F.A verecekti. Olacak iş değildi, ama olmuştu. Kemal Kılıçdaroğlu, bu kişiyi görevden almamakta direniyordu.
Yazdım bunları. Tabloyu ortaya koydum…
YENİ AÇILAN İHALEDE KARARI YİNE O İSİM VERECEKTİ...
Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülmekte olan davanın sanığı F.A, mağduru ise SSK Genel Müdürlüğü idi. Ayrıca Genel Müdürlük, Asliye Ticaret Mahkemesi'ne bir de alacak davası açmıştı. F.A'dan "kurumu zarara uğrattığı" gerekçesiyle tazminat talep ediyordu.
Görüntüye bakınca, tam bir kuzunun kurda emanet edilmesi durumuyla karşı karşıyaydık. F.A, zararla uğratmakla suçlandığı, mahkemelik olduğu, kendisine tazminat davası açan SSK'nın Daire Başkanlığı koltuğunda oturuyordu. Üstelik, "zarara uğratmakla" suçlandığı SSK yeni bir bilgisayar ihalesi açmıştı. Kararı yine O verecekti.

F.A'DAN BAŞKA KİMSE YOK MU?
Büyük bir skandalla karşı karşıyaydık. Durum bu olunca, bir yazı yazıp dönemin Genel Müdürü Kemal Kılıçdaroğlu'na sordum:
"Kurumla iş yapan firmaları kayırmakla suçlanan ve yargılanan bir insanın hâlâ aynı görevde tutulması sizce doğru mu?"
Ve ekledim:
"Türkiye'de bu görevi yapacak F.A'dan başka kimse yok mu?
Kemal Bey, hemen telefona sarılıp aradı. Yazdığım yazıdan dolayı rahatsızlığını ortaya koydu.
Bana ne cevap verdi biliyor musunuz?..
"F.A zaten beraat edecek" dedi.
Evet, aynen bu ifadeyi kullandı. Kendinden çok emin bir şekilde, devam etmekte olan bir davanın sonucunu söyleyip, lafı evirip çevirmeden, hiç de çekinmeden "O zaten beraat edecek" diyebildi.
Bugün çıkıp "Hayır ben böyle bir şey demedim" diyemez. Çünkü, verdiği bu cevabı 24 Şubat 1998'de AKŞAM Gazetesi'ndeki köşemde yazdım. Yayımlandı ve kendisinden de hiçbir itiraz gelmedi.

ADALET BAKANI CHP'Lİ MOĞULTAY YARGIYA MÜDAHALEYİ İTİRAF ETMİŞTİ
Ben de verdiği o cevabın ardından, aynen şu satırları yazdım:
"Sustum… Tek bir söz bile söyleyemedim. Böyle bir cevaba karşı ne söylenebilirdi?"
Bugün "adalet" dövizi elinde, "adalet istiyorum" diye yollara düşen Kılıçdaroğlu, işte böyle bir portre. Daha düne kadar devam etmekte olan bir davanın sonucunu bile önceden açıklayabiliyordu.
Çünkü, o dönem adalette bir "mezhep hakimiyeti" vardı. Hakimler ve savcılar, liyakata göre değil, görüş ve inançlarına göre seçiliyorlardı. Dönemin Adalet Bakanı Mehmet Moğultay bunu itiraf etmişti. "Partizanlık yapıyorlar, adli kadroları yandaşlarıyla dolduruyor" eleştirilerine, şöyle bir cevap vermişti:
"Bakanlığa onları yerleştirmeyip de MHP'lileri mi alacağız."
Adliye mekanizması, nalıncı keseri misali hep belli bir yöne doğru yonttuğunda, mutluydu Kemal Bey. O düzende adalet istemek hiç aklına gelmedi. Öylesine rahattı ki, bu rahatlığı kendisine pervasızca açıklamalar bile yaptırabiliyordu!
Şimdi daha iyi anlamışsınızdır, niçin "Ben Kemal Bey'in adalet için yürüdüğüne inanmıyorum" dediğimi!
.

7 Aralık 2016 Çarşamba

CHP nin Bylock cetesi

Hilal YILDIRIM
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu savcılarından Mehmet Şenay Baygın'ın talimatı üzerine CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun Başdanışmanı Doç. Dr. Fatih Gürsul Ankara'da gözaltına alındı. Evinde arama yapılan Gürsul'un FETÖ üyesi olma suçlamasıyla gözaltına alındığı ve 'Kırmızı listede ByLock kullanıcısı' olduğu belirtildi.
FETÖ ile bağlantısını kuruyordu 
Gürsul, bilim, teknoloji ve iletişim alanında Kılıçdaroğlu'na 3 yıldır danışmanlık yapıyordu. Gürsul ile ilgili FETÖ bağlantısının bilinmesine rağmen Kılıçdaroğlu'nun kendisinden vazgeçmediği öğrenildi. İncelemelerde Gürsul'un FETÖ ile Kılıçdaroğlu arasında irtibat kurduğu öne sürüldü. Gürsul'un FETÖ'nün ByLock'a gönderdiği bilgileri Kılıçdaroğlu'na aktardığı onun da siyasi konuşmalarında bunları kullandığı iddia edildi.
KHK İLE 4 AY ÖNCE AÇIĞA ALINMIŞTI 
İstanbul Üniversitesi (İÜ) öğretim üyesi Doç. Dr. Fatih Gürsul, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) darbe girişimi soruşturması kapsamında yaklaşık 4 ay önce KHK ile açığa alınmıştı.
Biliniyordu ama parti vazgeçmedi!
Öğrencilik yıllarında FETÖ dershanelerine giden Hacettepe Üniversitesi'nde eğitim gören Gürsul daha sonra bilişim sektörüne girdi. Gürsul, bu süreçte ilginç bir şekilde İsrail Büyükelçiliği ile yakınlaştı. Nikah şahitliğini İsrail Büyükelçisi yaptı. Evlendikten sonra ailesi ve Malatya'daki yakınlarıyla ilişkilerini tamamen koparan Fatih Gürsul sol çevrelere yakınlaştı, Kılıçdaroğlu'na en yakın isimlerden biri oldu. Gürsul, FETÖ üyesi olduğu bilindiği halde Kılıçdaroğlu tarafından başdanışman görevine getirildi.
Hocasının yanında eğitim gördü
Leadership, Research & Consulting (LRC) A.Ş. Araştırma Şirketi Yönetim Kurulu Üyesi ve İnsan, Toplum ve Teknoloji Derneği (İTTD) Başkanı olan Doç. Dr. Gürsul, ulusal ve uluslararası birçok sivil toplum kuruluşu ile projeler gerçekleştirdi. Amerika University of California San Diego'da araştırmacı bilimadamı olarak görev yapan Gürsul, 2010'da Florida State University tarafından, 900 bilimadamı arasından, en iyi makale ödülü olan "The Best Paper Award" ödülüne layık görülmüştü. 
Kayyum atanınca çıldırdı
Gözaltındaki Gürsul, FETÖ soruşturmaları kapsamında Koza İpek Grubu'na kayyum atandığında büyük tepki göstermişti. Gürsul o dönem yaptığı açıklamada "Koza İpek Grubu'nun kayyuma devredilmesi ekilen nefret ve kinin bir ürünüdür. AKP hükümetleri halkı temsilden uzak, sanki mafya organizasyonu gibi işleri halletmektedir. Medyaya yapılan akılalmaz baskılar ülkemizi dünyada rezil kepaze durumuna düşürmektedir. Dünyada siyasi literatüre baktığımızda hiçbir diktatör, hiçbir diktatör bozuntusu basını susturamamıştır. Türkiye'de de susturamayacaktır. Bu sebeple Koza İpek Grubu'na yapılanları şiddetle kınıyorum" demişti.

12 Temmuz 2015 Pazar

Tesadüf,tesadüfff ya...


Öncelikle, “gazetelere yansıyan 2 haber” ve bir “son gelişme”den söz edeyim.
İlk haber, Cumhuriyet’ten... “Rezidans avukatlığı”na soyunulan haber şöyle:
“Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi, servetini açıkladı: Varlıklıyım!”
Meğer, Battal Bey; “Belediye Başkanı” olmadan önce “müteahhit”miş de,“1400 daire” yaptırmış da!..
Bu binalardan bir kısmını da, “çocuklarına” ve “ikinci eşi olan Gamze Akkuş İlgezdi”ye hediye etmişmiş de!.. 
Pardon, pardon!.. 
Gamze Hanım; “Battal Bey’in ikinci eşi mi, yoksa üçüncü eşi mi?”
Her neyse!..
Atalarımız demiş ya; “Zenginin malı,
Züğürdün çenesini yorarmış!”
Çenemizi yormaktansa, soralım;
“Rezidans Kraliçesi” olarak anılmaya başlayan Gamze Hanım’a “Hediye”edilen “16 lüks daire”yi bir kenara koyalım da, “sadece 3 rezidans” için ödemeniz gereken “450 bin liralık intikal vergisi”ni niçin ödemediniz?..
Eğer varsa; 
“Boşandığınız birinci ve ikinci eşlerinize de rezidanslar hediye ettiniz mi?”
Gelelim ikinci habere...
Bu haber de, önceki günkü, “Zeynep’in Sözcülüğü”ne soyunan Sözcügazetesinden!..
Zeynep Hanım, Sözcü’ye demiş ki;
“O evi babamın desteğiyle ve kendi birikmiş paramla aldım.”
Merak ettim; “Parasını nerede biriktirmiş?”
“Ekinciler Holding’ten aldığı maaşı”(!) mı biriktirmiş yoksa “Vakıfbank’taki maaşı”nı mı?.. Ya da; “40 yıl çalışıp Ankara’da 150 bin liralık, Kadıköy’de 100 bin liralık daire alabilen(!) babasının desteği” ile mi almış o lüks daireyi?
KEMAL BEY’DEN PARALEL SÖYLEMİ
Ve son gelişme...
CHP Genel Müdürü Bay Kemal Kılıçdaroğlu, önceki akşam CHP Ümraniye İlçe Başkanlığı’nın Alemdağ Caddesi’nde düzenlediği “iftar”a katılmış ve bir gazetecinin; “Kızınızın Buz Rezidans’taki dairesi ile ilgili iddialara ne diyeceksiniz?” sorusuna, şöyle cevap vermiş:
“Kızıma haram yememesini öğrettim. Kul hakkı yememesini öğrettim. Onlar bunu gayet iyi biliyorlar. Hepsi onurlular, pırıl pırıl insanlar. Onlarla gurur duyuyorum, onur duyuyorum. Onlar alın teriyle kazandılar. Kul hakkı yemediler, hırsızlık yapmadılar. Onları seviyorum. Onlarla her zaman övünç duyuyorum.”
Yapmayın be Kemal Bey!..
Bize “Paralel numaraları” yapma!..
Tamam, “Paralel’le ittifak” yaptın, onların “montaj tape”lerini Meclis kürsülerinden okudun ama, “Paralel numaraları”nı kimseye yutturamazsın!..
Paralelciler de öyle der ya;
“Haram yemedik!.. Boğazımızdan haram lokma geçmedi!.. Biz, tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını savunduk!.. Anamızdan helâl süt emdik!”
Ama, manzara ortada:
“Cemaatin saftorikleri”nden toplanan “himmet paraları”nı çantasına doldurup, “1 milyon doları Kıbrıs’taki kumarhanelerde kaybeden” insan,“Samanyolu Televizyonu’nda yönetici ve mali müşavir” idi!..
“Köpük partileri” düzenleyen ve “Playboy kızları” ile fotoğraf çektiren, yine onlardandı!..
Ama, lâfa gelince; “Haram yemedik!”
Asıl sorulması gereken şu: “Boğazınızdan bir tek helâl lokma geçti mi?”
Bütün bunlar ortadayken, Bay Kılıçdaroğlu’nun, “Paralel numaraları” çekip de; “Ben kızıma haram yememeyi öğrettim!.. Kul hakkı yememeyi öğrettim”sözleri; bir kulağımızdan girer, diğer kulağımızdan çıkar!..
Siz bari böyle konuşmayın Kemal Bey!.. Zira, “helâl-haram” meselesini ağzına alacak “en son kişi” sizsiniz!..
Biz; “SSK’yı 5 milyar dolar zarara uğrattığınız” için sizi de çok iyi biliyoruz,“kızınız Zeynep”i, oğlunuz Kerem’i ve “torununuz Duru Nadir”i de çok iyi biliyoruz!..
AİLE BOYU SİGORTA ÜÇKÂĞIDI!
Ne dersiniz;
“Buz Rezidans’ta lüks dairesi” olan Zeynep’ten başlayalım mı?..
l Efendim, 6 Eylül 2010 tarihli yazımda demiştim ki;
Vakit’in o günlerde gündeme getirdiği en önemli olaylardan biri de;“İktidara geldiğimizde soymayacağız, soydurmayacağız” diyen ama bizzat kendisi, “SSK’daki soygun”dan dolayı “yargılanacak” iken “Rahşan Affı” ile kurtulan Kemal Kılıçdaroğlu’nun; “aile boyu sigorta üçkâğıdı” yaptığını ortaya koyan haberimizdi.
Çünkü Kılıçdaroğlu’nun;
14 yaşındaki oğlu Kerem ve 10 aylık torunu Duru’nun ardından, kızlarıAzime Aslı ve Zeynep Kılıçdaroğlu’nun da usulsüz yollardan sigortalı yapıldığını gözler önüne sermiştik!..
Hem de, “iddia” olarak değil, “belge”leriyle!..
Vakit’in ulaştığı SSK dökümlerine göre Kılıçdaroğlu’nun, Ankara’da yaşayan ve o tarihte lise öğrencisi olan küçük kızı 1979 doğumlu Zeynep Kılıçdaroğlu ve büyük kızı 1976 doğumlu Azime Aslı Nadir Kılıçdaroğlu, üstelik okullarının devam ettiği bir dönemde, merkezi İstanbul’da bulunanEkinciler Holding bünyesinde çalışıyor gösterilip, birer aylığına sigortaettirilmiş!
Ne enteresandır ki;
“Sigorta yapan adres” hep aynı!..
Evet, “Ekinciler Holding!”
Kılıçdaroğlu’nun oğlu Kerem de, kızları Zeynep ve Aslı da, “Ankara’da oturmalarına” rağmen merkezi İstanbul’da bulunan “Ekinciler Holding’te çalışıyor” gösterilip, “sigorta” ettirilmiş!..
Ve yine, ne “tesadüf”(!)tür ki;
Her üçü de, “birer ay çalışmış”(!)lar!
PARALI AMA BURSLU!
Devam edelim...
“Ekinciler Holding’ten sigortalı” olarak “lise”yi bitiren Zeynep kızımız, artık“üniversiteli”dir.
Ama nerede ve nasıl?..
Tarih 18 Eylül 2010... O günkü Vakit’te şöyle bir haber var: 
“Kemal Kılıçdaroğlu’nun kızı Zeynep Kılıçdaroğlu, Ankara’da Köksal Toptan Anadolu Lisesi’ni bitirdikten sonra İstanbul’da paralı eğitim veren Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandı. Ancak Kılıçdaroğlu ailesi, yaklaşık yıllık 20 bin TL olan ücreti ödemedi. Çünkü Bilgi Üniversitesi, Tuncelili Zafer Mutlu’nun babası Latif Mutlu’ya ait... Yani Zeynep’i Tuncelili Mutlu ailesi okuttu.”
Latif Mutlu, Zeynep’e; acaba “kara kaşı, kara gözü” için mi “burs” verdi, yoksa “Tuncelili dayanışması” olsun diye mi?..
BANKAYA AMA SINAVSIZ!
Her neyse... Devam edelim...
l Zeynep Kılıçdaroğlu, “üniversite”yi de bitirmiştir... Artık “iş hayatı”na atılacaktır
Gerisini, 18 Mart 2009 tarihli Vakit’ten okuyalım: “Kemal Kılıçdaroğlu’nun küçük kızı Zeynep Kılıçdaroğlu’nun, 2007 yılında Türkiye’nin en önemli kamu bankalarından birisi olan Vakıfbank’ın hukuk müşavirliğinde sınavsız işe başladığı öğrenildi. Avukat Zeynep Kılıçdaroğlu’nun en büyük kamu bankalarından olan Vakıfbank’ta, genel müdürün tensibiyle işe alındığı belirlendi. Zeynep Kılıçdaroğlu şu anda Vakıfbank Hukuk Müşavirliği’nin İstanbul Şişli’deki bürosunda çalışmaya devam ediyor.” 
Gördüğünüz gibi;
Zeynep kızımız “sınavsız” da olsa “Vakıfbank’ın Hukuk Müşavirliği”nde işe alınmış, çalışmaya başlamıştır.
EV KARŞILIĞI İŞ!
l Tamam, Zeynep kızımız Vakıfbank’ta işe başlamış ama, “kalacak bir ev”bulması lâzım... Aksi halde, bir ev kiralayıp “yalnız” kalacak...
Vakit’in, 18 Mart 2009 tarihli haberinde, bu problemin nasıl halledildiği,şöyle haberleştirilmiş:
“Üniversiteyi bitirdikten sonra 2007 yılında Vakıfbank’a sınavsız giren Zeynep Kılıçdaroğlu’nun, şu anda yalnız kalmaması için İstanbul’da bir ailenin evinde kaldığı ve bunun karşılığında ise söz konusu ailenin işsiz oğlu Yusuf Kocadağ’a, 5 ay önce CHP’li Ataşehir Belediyesi’nde iş verildiği ortaya çıktı. 
CHP’li Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi tarafından işe alınan Kocadağ, belediyenin Basın ve Halkla İlişkiler biriminde görev yapıyor...”
Hani, “şanslı” birine; “Ne ballı adamsın” derler ya; Zeynep Kılıçdaroğlu da,“ballı bir kız” olmalı ki, “hep dört ayak üstüne” düşmüş!..
Şu hâle bakın; Daha “Lise’de öğrenci” iken “sigortalı” olmuş!.. Üniversiteyi“paralı” kazanmış ama “burslu” okumuş!.. Vakıfbank’a “sınavsız” girmiş!..“Ev” sorununu “Kocadağ ailesi” ile halletmiş... Üstelik, ailenin “işsiz” oğluYusuf’a “CHP’li Belediye’de iş” verilmesine vesile olmuş!.. Amma da “ballı kız”mış!..
RAHATSIZ AMA ÇALIŞIYOR!
Neyse... Gelelim son olaya...
Tarih 20 Mart 2009...
Gazetecilerin sorularını cevaplandıran Kılıçdaroğlu, kızının Vakıfbank’a nasıl sınavsız girdiği konusunda ısrarla açıklama yapması istenmesi üzerine demişti ki;
“Ben hiçbir soruyu cevapsız bırakmam. Kızım İngilizcesi olan yurtdışında eğitim görmüş bir kişidir. Her yerde işe girebilecek bir avukattır. Vakıfbank’ta işe girmesi onun tercihidir. Torpil yapılması söz konusu değildir. Ama işinden memnun değil, istifa edip ayrılabilir.” 
Ne ilginçtir ki; Mart 2009’da, babasının “işinden memnun olmadığı için istifa edeceği” söylenen Zeynep Kılıçdaroğlu, “4 yıl daha” Vakıfbank’ta kalıyor ve ancak 29 Ocak 2014’te istifa ediyor...
İlginç bir zamanlama!..
KIZI MI SIZDIRDI?
İlginç, çünkü, bu istifa; babası Kemal Kılıçdaroğlu’nun, 28 Ocak günkü CHP Grubu’nda yaptığı konuşmada; “TÜRGEV’in Vakıf Bankası’ndaki bir hesabına 26 Nisan’da 99 milyon 999 bin 990 dolar para yattı mı?.. Bu para bir rüşvet parası mıdır” diye sorduğu günden bir gün sonra yani 29 Ocak günü gerçekleşmiştir?..
Bay Kılıçdaroğlu’na sormuşlardı:
“Dile getirdiğiniz iddialar ile kızınızın istifası arasında bir bağlantı var mı?”
Kılıçdaroğlu, “hayır” demişti. “Kesinlikle hayır... Uzun süredir kendisi kamu görevinden ayrılarak özel sektörde çalışmak istiyordu. Tamamıyla kendi kişisel kararı.”
Kılıçdaroğlu, “böyle demek zorunda” kalmış olsa da, gazetelerdeki yorumlarda deniliyordu ki; “Zeynep, Vakıfbank’ın içinden bilgi sızdırdığı iddialarının artması üzerine istifa etmek zorunda kaldı!”
HEP TESADÜF!.. HEP TESADÜF!!!
Uzun lâfın kısası;
Zeynep Hanım, 1979’da dünyaya geliyor!.. “Lisede” okurken, “Ekinciler Holding’te bir ay çalıştı” gösterilip, “sigortası” başlatılıyor!.. Daha sonra“üniversite”yi kazanıyor, “paralı” olduğu halde “burslu” okuyor!.. Ardından,2007 yılında Vakıfbank’a “sınavsız” olarak girip, çalışıyor!..
Ve ne ilginçtir ki;
“Yalnız” oturmamak için, “Kocadağ Ailesi”nin yanında kalıyor ve bu arada, evin “işsiz” oğlu Yusuf Kocadağ da, “CHP’li Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi” tarafından işe alınıyor!..
Hep “tesadüf”, hep tesadüf!..
l Lisede iken Ekinciler Holding’te işe başlıyor... Tesadüf!..
l Üniversiteyi, Bilgi Üniversitesi’nde “burslu” olarak okuyor... Tesadüf!..
Vakıfbank’ın Hukuk Müşavirliği’ne “sınavsız” alınıyor... Tesadüf!..
2007 yılında, bir ailenin yanında kalıyor, o ailenin işsiz oğluna CHP’li Ataşehir Belediyesi’nde iş bulunuyor... Tesadüf!..
Hep tesadüf, hep tesadüf!!!..
1979’da doğuyor, 2007’de işe başlıyor, 29 Ocak 2014’te istifa ediyor!.. Yani, “toplam 7 yıl çalışıyor” ama, istifa ettiği yıl; “Ataşehir’deki Buz Rezidans’tan lüks daire sahibi oluyor!”
Peki, nasıl?.. “Babasının desteği ve kendi birikmiş parasıyla!”
Sen onu, gel de külahıma anlat!..
Gelelim Kılıçdaroğlu’na;
“Ben kızıma haram yememeyi öğrettim!.. Kul hakkı yememeyi öğrettim!”
Yok yaa!.. Kerem’i ne yapacağız?.. Aslı’yı ne yapacağız?.. Duru’yu ne yapacağız?..
CHP Genel Müdürü Bay Kemal Kılıçdaroğlu’nun sık sık tekrarladığı bir söz vardı... Derdi ki; “Hırsızlık babadan oğula geçer, evlattan babaya değil!”
Çok doğru bir söz...
Hırsızlık, gerçekten de
“Babadan oğula”,
Ya da; “Babadan kızına” geçer!..
Bu, herkes için böyledir!..
Tabiî, Bay Kılıçdaroğlu için de!..
Öyle değil mi Kemal Bey?!?.. 
 ***********************************************************************************
Şu solcu taifesi bir alem... Ele verirler talkını, kendileri yutar salkımı!
Bu “solcu taifesi” var ya; “birbirlerini kollamalarına” hayranım!.. Kendilerinden olmayanlara “salyalarını akıtarak saldırırlar” ama, kendilerinden olan birine lâf söyletmezler, toz kondurmazlar!..
Elbette bazıları hariç; bu “familya”nın yazarları-çizerleri şu Gamze Akkuş İlgezdi ve Zeynep Kılıçdaroğlu meselesinde öyle bir tavır takındı ki; onları, neredeyse “sütten çıkmış ak kaşık” gösterecekler!..
Tayyip Erdoğan’a geldi mi; “lüks, ihtişam içinde yaşıyor” suçlaması!..
Kemal Kılıçdaroğlu geldi mi; “mütevazi bir hayat sürüyor” savunması!..
Ben, Ecevit için hep derdim ya; 
“Orkestra şefleri çalmazlar, çaldırırlar!”
Kılıçdaroğlu da öyle... “Benim malvarlığım yok” diyor ama, “CHP’liler malı götürüyor!”
Kimi “rezidans” götürüyor, hatta “Rezidans Kraliçesi” oluyor, kimi “yalı”kimi de “malikane” götürüyor!..
Pardon, pardon;
Aralarında “Ada sahibi” olanlar bile varmış!.. 
Bunları yüzlerine vurup da; “O halde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nden ne istiyorsunuz?” demeye kalktığınızda; popolarına “raptiye” batmış gibi havalara zıplıyorlar!..
“Belliydi” diyorlar, “Bu haberleri rövanş için, misilleme için yaptığınız belliydi!”
İlginç bir refleks!.. Suçluluk kompleksi!..

3 Nisan 2015 Cuma

Kod adi:Kemal

ARTIK giderek içimizdeki YABANCILARI daha net göreceğiz!
Düne kadar sadece bize benzeyenleri görürdük! Çok kez de tanımazdık!
Ama şimdi hem bize benzeyenleri hem de benzemeyenleri göreceğiz!OKMEYDANI'ndaki aramalarda yani yapılan baskınlarda, BİR İNGİLİZ AJAN ele geçirildi! Büyük ihtimal gazeteler ve televizyonlar bunu görmeyecekti! Ama ben söylemek istedim!
Dün burada "ÖNEMLİ İSTİHBARAT NOT'larım var" dedim! Hatta "Birkaç güne kadar da yazarım!" sözü verdim!
Ama Bekir Hazar'la yaptığımız toplantıdan sonra bu NOT'ları YAZ-BOZ'a taşımaya karar verdik! Yani bu hafta YAZ-BOZ'da hiç bilmediğimiz çok özel İKİ NOT izleyeceksiniz! İzlerken de devletinizle ve milletinizle gurur duyacaksınız! Gözyaşı dökerken mutlu olacaksınız! Ve kesinlikle ve kesinlikle "İyi ki bu memleketin çocuğuyum!"diyecekseniz...
Gelelim bugünkü NOT'larımıza... Neler var neler... Yazıya başlarken Okmeydanı'ndaki aramalarda yakalanan İNGİLİZ'den söz ettik! Önceden bunlara elimizi süremezdik!
Şimdi elimizi attığımız gibi yakasından tutup alıyoruz! Peki bu kadar mı? Değil elbette!Şimdi Suriye'ye gidelim...
YPG güçlerine, IŞİD'e bakalım... İçeride ne olduğunu anlamamız için hemen yanıbaşımızda ne olup bittiğini eksiksiz olarak bilmek durumundayız!
Neyse... Uzatmayalım... ADI: KONSTANDİNOS ERİK SCURFIELD ... Bu arkadaşın annesi Yunan babası ise İngiliz... Uzun zaman önce kılık kıyafetini değiştirip Irak üzerinden Suriye'ye geçti!
YPG kampına katıldı..."IŞİD vahşetine karşı Kürtler'i yalnız bırakamam!" diyerek... Sanki IŞİD'de İNGİLİZ yokmuş gibi... YPG'de YABANCI SAVAŞÇILARDAN oluşan bir TABURvardı!
İsmi de ROJAVA'nın ASLANLARI'ydı... Bizim ERİK, bu ekibin altın çocuğuydu! Nedeni çok iyi eğitimli olmasıydı! Kendisi buraya gelmeden önce İngiliz Kraliyet Donanması'ndaydı!
Çok bilinen bir askerdi! Çünkü özellikleri onu MI6'e kadar taşımıştı! Zaten İngilizlerDENİZCİLERİNİ ne hikmetse MI6'e bağlamayı çok severdi! JAMES BOND karakterini meydana getiren IAN FLEMING de denizciydi!
Erik de denizci ve ajandı! Kürtlerle birlikte IŞİD'e karşı savaşıyordu! Manchester doğumlu Erik, bulundukları yere düşen TOP MERMİSİ nedeniyle can verdi! HASEKE'ninTELBERAK Köyü'nde Kürtler için savaşırken hayatını kaybetti yani... Cenazesi UNION JACK (Birleşik Krallık Bayrağı) ve YPG bayrağının sarılı olduğu tabutla kaldırıldı! İşin en ilginç tarafı Erik'in kullandığı kod adıydı!
Kürtler ona KONSTANDİNOS isminden dolayı KEMAL ismini vermişti!
Tabutunda böyle yazıyordu! Garip! Ama daha da garibi Çağlayan'da SAVCI Kiraz'ı şehit edenlerin Konstandinos'un memleketi olan Yunanistan'dan emir almasıydı! Atina'dangelen telefonla katiller tetiği çekiyor ve savcıyı şehit ediyordu! Peki sizce BORÇ içinde yüzen Yunanistan'ın bize bu operasyonu yapacak gücü var mıydı!
Elbette yoktu!
Kim onları ayakta tutmak için PARA VERİYORSA kampları yaşatan ve Türkiye'ye sorun taşıyan da onlardı!
Hem DHKP-C'de, hem YPG'de, hem IŞİD'de bunlar ve kullandıkları adamlar vardı!OYUNU kurup bölgeyi ateş çemberine alacaklar ve Türkiye'yi durduracaklardı!
Geniş düşünün ve rolleri dağıtın! İngilizler bir yandan IŞİD'e adam yağdırıyor, bir yandan da etkili ajanlarını KÜRTLER'in yanına sokuyordu! Kim kazanırsa kazansın onlar kazanacaktı! 
Haksız mıyım! Türkiye'de 45 şehir saat 10:36'da karanlıkta kaldı! Saatler 12:36'yı gösterirken şehit savcımız Kiraz rehin alındı! Teröristler saat 15:36'ya kadar süre tanıdı! Yukarıda yazdım! Bu adamlar en ince ayrıntıya kadar düşünüp oyun kurardı! Türkiye'ye de önceki gün böyle bir akılla gelip saatlerin sonundaki 36'yı görmemizi istediler! Dün 36 ile ilgili yorumumu yaptım! Osman Gazi ile başlayıp Vahdettin ile biten 600 yılda 36 Padişah vardı! "37'ncisi olan Büyük Türkiye'ye izin vermeyiz! demek için savcıyı şehit ettiler" dedim! Dün bir dostum arayıp ilave yaptı! "36 rakamıyla verilmek istenen mesaj, birden fazla olabilir. Saatler ve arasındaki zaman dilimleri hiç bir tereddüte yer bırakmayacak kadar özenle seçilmiş ve dikkat çekici. Birinci mesaj Padişahların sayısı... İkinci mesaj ise yani 12:36 çocuğun doğumu! Bir çocuk ana rahminde 36'ncı haftada doğum pozisyonu almaya baslar. 36'ncı haftadan sonra ise doğum süreci baslar... Kurşunlarla bize 37'yi göremeyeceksiniz denildi!
Bence asıl ilginci son saat olan 15:36 idi! Bakın 15:30 ya da 16:00 değil! Tam 15: 36... İngilizce'de kullanılan LATİN alfabesi üzerine kurulmuş bir KODLAMA biçimi vardır! AdıASSII'dir! Bu alfabeye girip baktığınızda karşınızda 36'ıncı karakter olarak çok ilginç bir şey bulursunuz! 
$... Yani DOLAR... Yani tetiği çektirenler, iki terörist üzerinden "Sakın Türkiye'ye kurduğumuz PARA DÜZENİNDEN ÇIKMAYA KALKMAYIN! Bunun bedelini çok ağır ödersiniz! Bu uyarımızı da yabana atmayın!" mesajı veriyordu! Yani FAİZ LOBİSİ kurşunlarla işbaşındaydı! Yani üç saatle, BAŞKANLIKTAN, BÜYÜK TÜRKİYE'DEN vazgeçin, FAİZ LOBİSİNE de sakın el atmayın diyordu!" 
Haksız mı? Geçtiğimiz günlerde bir gazetede hadi ismini söyleyeyim HÜRRİYET'te çok kısa bir haber vardı! Haber kısa olmakla beraber gazetenin en görülmeyecek bir yerindeydi! Arasan bulamazdın yani!
Ama ben aramaya bayılırdım! Gazeteleri yine öyle dikkatli bir şekilde okurken iç sayfalardaki bu haber gözüme battı! BALYOZ'dan içeri alınan komutanlardan biri çok önemli bir işadamıyla beraberdi!
Komutan cezaevindeki maketlerini bir müzede değerlendiriyordu! Bunda anormal bir durum yoktu! Ama ben nereden tanıştıklarını çok merak ettim! Bir işadamı, komutanın önünde KOMUTAN gibi yürür müydü! Bilemedim! Bağlantıyı da çözemedim! Ama dikkatimden de kaçmadı!
Bir ilişki vardı ama biz bilmiyorduk! Belki yakında bunlar da ortaya çıkardı!
Kim bilir! Burası Türkiye... 
Haksız mıyım! Çağlayan Adliyesi'ndeki saldırıdan sonra pek çok gazete, teröristlerin örgüt bayrak ve flamalarını yayınladı! Yasadışı bir örgütün ve Türkiye karşıtı güçler tarafından kullanılan yapının İŞARETLERİ, AMBLEMLERİ ve BAYRAKLARINI yayınlamak bir anlamda aslında içeriden operasyona devam etmek demekti! Katiller ayrı, örgütü ayrı tutmak durumundaydık!
Önceki gün Amerika'da hiç konuşulmayan bir saldırı gerçekleşti! ULUSAL GÜVENLİK AJANSI'na yani NSA'e iki siyahi genç saldırdı! Amerikalılar bilmese de bu gençlerin arkasında FRANSIZ GİZLİ SERVİSİ vardı! Amerikan Devleti bir tek kare vermedi! Kimse yayınlayacak bir şey bulamadı! Bulsaydı orası Amerika değil Fransa olurdu!
Böyle ince ve önemli bir ayrıntı vardı! 
Haksız mıyım! Cumhurbaşkanı Erdoğan, son Avrupa gezisinde Romanya Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndaki karşılama töreninin ardından Romanya Cumhurbaşkanı Iohannis ve eşi Carmen Iohannis ile bir araya geldi.
Tam bu sırada AP yani Associated Press devreye girdi! Erdoğan'ı kötü, olumsuz, negatif, barış karşıtı kısacası her türlü kötülüğün gelebileceği bir insan gibi GÖSTERMEK adına deklanşöre bastı!
Elde edilen ERDOĞAN KARE'sini yaydı!
Yayınlanmaması gereken bir fotoğraftı.
Servis edilmemesi gerekiyordu! Ama yayıldı! Bir fotoğraf karesi üzerinden ALGI OLUŞTURULDU! Erdoğan'a bunu yapanların arkadaşları Amerika'da boş mu duruyordu? Elbette hayır!
Reuters ve Ipsos internet üzerinden "Amerika için en büyük tehdit kim?" anketi yaptı! Çıkan sonuçlarda ne Putin, ne Esad, ne El Kaide ne Çin ne de başka bir figür tehlike değildi! Tek tehlike vardı o da BAŞKANIN KENDİSİ! Peki bu anketin karşısında Beyaz Saray ne yaptı?
Sadece sustu! 
Haksız mı!


NOT: Önceki gün Türkiye'yi KARANLIĞA götürmek isteyenler 36 ile mesaj vermek istedi! KARANLIK elektriklerin kesilmesiyle 10:36'da başladı! Teröristler Savcı'yı 12:36rehin aldı! 15:36'ya kadar da süre verdi! PİYONLAR gerçeği asla ve kat'a bilmezdi! 36 ile doğrudan ANKARA'ya mesaj veriliyordu! Adres, Yeni Türkiye'nin kalbiydi! 1299'da tarih sahnesine çıkan OSMANLI'nın yürüyüşü OSMAN GAZİ ile başladı! 600 yıl sürdü! 1922'de Vahdettin ile son buldu! TAM 36 SULTAN tahta geçti! 37'ncisi BÜYÜK TÜRKİYEdemekti, Erdoğan demekti, bölgede güç ve kardeşlik demekti! KURŞUNLARLA "İzin vermeyeceğiz!" dediler! 
Göreceğiz bakalım...