Afrika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Afrika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ocak 2016 Salı

ROTHSCHİLD+Rockefeller Rodezyanin dogumu Zimbabve nin ölümü

Küresel PARA imparatoru Rotschild Hanedanı İngiltere'ye Fransızlar'la savaşlarında tonlarca altın yağdırdı. Ardından Londra'yı Çin'e girmeye ikna etti, ele geçirilen Hong-Kong'u, dolayısıyla afyon ticaretini yıllarca yöneten aile oldu.
İngilizler'e İsrail'i kurduran aile olarak tarihe geçti. News Times, kaoslardan karına kar katan aile için "Güney Afrika'da elmas ve savaşlarını da finanse etti" diye yazıyor. Aynı makale şöyle devam ediyor; "Güney Afrika'da elmas tüccarlığından büyük paralar kazanan, ünlü De Beers firmasını kuran, Zimbabve'yi İngiltere adına fetheden ve buradaki değerli madenleri sömüren, sonrasında bu ülkeye 'Rodezya' olarak kendi ismini veren Cecil Rodes ölümünün ardından tüm mirasını çocukları yerine Rothschildler'e bıraktı." Bankalarla, şirketlerle, küresel oyunlarla dünyayı ahtapot gibi saran ve birbirleriyle akraba olan aileler, Zimbabve gibi ülkede dahi sırf elmas için savaş çıkarıyor. Kan gölüne çevirdikleri ülkelere kendi adlarını verecek kadar da yüzsüz ve utanmaz takılıyorlar. Zimbabve'nin, mirasını Rotschildler'e bırakan Cecil Rodes'in soyadından Rodezya'ya dönüşmesi bunun en güzel kanıtı. Teröre, petrol fışkıran bölgemizdeki kan gölüne bu açıdan bakmadığımız, çocuklarımıza küresel oyunları anlatmadığımız sürece meydan terör aşkına ölenlere, imza toplayan dünyadan bihaberlere, ülkesini dışarıya şikayet edenlere kalır.

Bölgede Cecil Rhodes tarafından 1889'da Britanya Güney Afrika Kumpanyası (British South Africa Company) kuruldu. Böylece İngiliz yönetimine giren bölge 1895'te Rodezya adı verilen toprakların bir parçası durumuna geldi.Britanya yönetimi sırasında gelen beyaz göçmenler sürekli olarak ülke içinde güç kazanmaya başladı. İngilizler gelişen ekonomiyi yeni bir pazarla besleme ve beyaz egemenliğini yayma açısından Güney Rodezya (bugünZimbabve) ile Kuzey Rodezya'nın (bugün Zambia) birleştirilmesi için girişimlerde bulundu. Bu girişimler sonunda Britanya hükümeti Nyasaland'ı da (bugü Malavi) içine almak üzere 1953'te Rodezya ve Nyasaland Federasyonu'nun oluşturulmasını benimsedi.
Ama Güney Rodezya'nın egemenliğinden çekinen Kuzey Rodezya ve Nyasaland'daki Siyahlar, federasyona kesin olarak karşı çıktılar. Federasyon 1950'ler boyunca büyük ölçüde güneydeki beyaz nüfusun yararına bir politika izledi.
Siyahlar arasındaki huzursuzluğun artması sonucunda 1959'da, Nyasaland'daki milliyetçi hareketin önderliğinde yaygın eylemler baş gösterdi. Bunun üzerine olağanüstü durum ilan edilerek çok sayıda siyah tutuklandı. Ama bu gelişmeler İngiliz hükümetini, iktidarı siyah çoğunluğa devretmeye yöneltti. 1962 sonunda Nyasaland, Mart 1963'te de Kuzey Rodezya Federasyon'dan ayrıldılar. Federasyon 31 Aralık 1963'te ortadan kalktı. 6 Temmuz 1964'te Malavi, 24 Ekim 1964'te ise Zambia bağımsızlıklarını kazandılar. 1964'te Zambia adını alan Kuzey Rodezya'nın bağımsızlığıyla birlikte Rodezya adı artık, yalnızca eski Güney Rodezya'yı belirtmekteydi. Federasyonunun dağılması, beyaz azınlığın Güney Rodezya'da kasım 1965'te Rodezya Cumhuriyeti adıyla tek yanlı bağımsızlık ilan etmesine yol açtı.
1962'den beri iktidarda olan Rodezya Cephesi'nin lideri Ian Smith hükümeti, Kasım 1965'te tek yanlı bir kararla Rodezya adı verilen Britanya sömürgesinin bağımsızlığını ilan etti. Rodezya bağımsızlığını ilan ettiğinde, nüfusunun % 96'sını Siyah Afrikalıların ve ancak yüzde 3'ünü beyazların oluşturduğu bir ülkeydi. Böylece ülkenin Afrikalı insanı çok ufak bir beyaz azınlığın yönetimine girmiş oldu.[1] Bağımsızlık koşulları olarak seçim yasasının Siyahlar yararına gözden geçirilip çoğunluk yönetimine geçilmesini, her türlü ırk ayrımının kaldırılmasını ve bu bağımsızlık ilanını hukuka aykırı bulan Britanya'nın, uluslararası baskılara karşın ırkçı beyaz yönetime karşı zora başvurmaktan kaçınıp, görüşmeler yoluyla sorunu çözme çabaları sonuçsuz kaldı. Bunun üzerine Birleşik Krallık Birleşmiş Milletler (BM) vâsıtasıyla ekonomik yaptırımlar uygulattı; Rodezya’ya gemiyle petrol ihrâcına ambargo koyuldu.[2] BM de üyelerini yeni yönetimi tanımamaya çağırdı. Yaptırımların yol açtığı bazı sıkıntılara karşın, Rodezya ekonomisi Güney Afrika Cumhuriyeti, 1975'e kadar bir Portekiz sömürgesi olan Mozambik ve çokuluslu şirketlerin desteğiyle ayakta kalabildi. Uluslar Topluluğu'yla bütün bağları koparan Rodezya'da, Mart 1970'te yürürlüğe giren yeni anayasayla cumhuriyet ilan etti.

Rothschild Ailesi, Avrupa ve Amerika'dan tren yollarını finanse etti ve ABD'de isteyenlere borç alma imkanı sağladı. Nathan Mayer'in oğlu Lionel Nathan (1808-1870) 1875'te Süveyş Kanalı'nın kontrolünü satın alması için Başbakan Benjamin Disraeli tarafından kullanılmak üzere İngiltere'ye borç verd. Lionel Nathan İngiliz Meclisi'ne seçilen ilk Yahudiyi ve onun oğlu Nathan Mayer (1840-1915) ilk Baron Rothschild oldu. 
Günümüzün ünlü firmaları SiemensAEG ve Bosch'un kuruluşunu da aile finanse etti. Aile 20. Yüzyıl ile birlikte ilgisini madenlere doğru çevirmeye başladı.
Aile Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküşü ile birlikte Ortadoğu'da BP ve Royal Dutch Shell ile birlikte petrol pazarına girdi. Güney Afrika'nın ise elmas ve savaşlarını finanse etti. Nitekim Güney Afrika'da elmas tüccarlığından büyük paralar kazanan, ünlü De Beers firmasını kuran, Zimbabve'yi İngiltere adına fetheden ve buradaki değerli madenleri sömüren, sonrasında bu ülkeye "Rodezya" olarak kendi ismini veren Cecil Rodes ölümünün ardından tüm mirasını çocukları yerine Rothschild'lere bıraktı.
Evelyn RothschildAilenin en son temsilcilerinden Sir Evelya de Rothschild. Forbes'in milyarderler sıralamasında yer alıyor. 72 yaşındakiRothschild, 20 yıldır İngiliz Bankası NM Rothschild ve Fransa'nın dışındaki diğer yatırımları yönetiyor. Fransa'daki yatırımların başında ise kuzeni Baron David de Rothschildvar.
Bu arada baba Rothschild'in ailesine bıraktığı vasiyete sık sıkıya uyuldu.
İş yerinde kilit işlevindeki önemli pozisyonlar, sadece aileden kişilere emanet edilecek.
İşlerde ailenin sadece erkek üyeleri görev alacak.
Ailenin çoğunluğu karşı bir karar almadığı sürece, her zaman en büyük oğlu ailenin başkanı olacak.
Ailede evlilikler, birinci veya ikinci dereceden kuzenler arasında gerçekleştirilecek.
Hukuki bir envanter tanzimi ve servet neşri alsa yapılmayacaktır.

ROTHSCHİLD'LERİN ÜNLÜ ŞİRKETLERİ VE KONTROL ETTİKLERİ PARA

David de RothschildRothschild Ailesi bugün dünya genelinde yapılan elmas ticaretinin yüzde 90'ını, elmas üretiminin yüzde 40'ını, kömür-bakır-uranyum-alüminyum ticaretinin de yüzde 15'ini gerçekleştirmektedir.
Ailenin günümüzde en ünlü şirketleri HSBC Bank, Royal Bank of Scotland, Banco Santander, De Beers, Rio Tinto, ING Group ve Aviva'dır. Aile ayrıca 2000 yılında Fransız devletine sattıkları BNP Baripas şirketi ile Somanh Bankası'nın da (kapanana kadar) kurucusu ve sahibidir.
Son yıllarda şarap pazarına da giren aile Fransa, Şili, Amerika ve Güney Afrika'da üretim yapmakta, Fransız şarap piyasasının yüzde 50'sini elinde bulundurmaktadır.
Ailenin serveti yaklaşık 2009 verilerine göre 4-5 trilyon dolardır. Kontol ettiği oara ise 15 trilyon dolar civarındadır.
News Times

Ünlü Forbes dergisi her yıl dünyanın en zengin 100 kişisinin açıkladığı bir liste yayınlar.Forbes dergisinin açıkladığı en zenginler listesinde Rockefeller ailesinden tek bir isim bile görmek mümkün değil. Son olarak bu yıl yayınlanan listeye göre dünyanın en zengin kişisi 79,2 milyar dolarlık serveti Microsoft'un kurucusu Bill Gates listenin başında yer aldı.
Rockefeller Kardeşler
Ancak bu listede garip olan bir yan var. Bu liste son derece detaylı ve ciddi araştırmalardan sonra yayınlanmasına rağmen hiçbir zaman listeye dünyadaki pek çok dev banka, petrol şirketi, endüstri şirketlerine sahip olan Rockefeller Ailesi'ne mensup kimsenin girmemiş oluşudur.
İşin iç yüzünü bilenler realitenin böyle olmadığının farkındalar. Kağıt üzerinde görünmeseler de ABD'nin ve dünyanın en zengin ailesi Rockefeller'lar. Kontrol ettikleri para 5 trilyon dolarla 15 trilyon arasında değişiyor. Sadece New York'ta bu ailenin 1 trilyon dolarlık gayrimenkulü olduğu biliniyor.
PARANIN GERÇEK EFENDİLERİ
Rockefeller'lar hangi alanlarda ne iş yapıyorlar ve bu seviyelere gelebilmek için hangi yollardan geçtiler?

ROCKEFELLER AİLESİ
AMERİKA'DA DOĞAN İMPARATORLUK

John Davison RockefellerRockefeller Ailesi 1800'lü yılların ortalarında John Davison Rockefeller tarafından kuruldu. John Davison Rockefeller bir şirkete muhasebeci olarak girdi, kısa süre içerisinde sivrilerek muhasebeci olarak girdiği şirketin ortağı oldu.
Sonrasında bir arkadaşı ile birlikte Clark and Rockefeller Co. ismindeki ilk şirketini kurdu. Şirket Amerikan iç savaşı esnasında büyüdü ve gelişti. Savaş esnasında petrolün önemini ve ileride çok değerli bir maden olacaını sezinleyen John Davison Rockefeller, 1863 yılında efsanevi petrol şirketi Standart Oli'i kurdu.
Kardeşi William ile birlikte Amerikan petrol piyasasının tek hakimi olmayı amaçladı. Çeşitli yollarla petrolün trenlerle taşınması noktasında en uygun tarifeyi elde etti. Rakip petrol firmalarının petrolü taşıyamamaları için demi yolu şirketlerine tazminatlar öded.
1884 yılında konulndan yaralandığı bir suikastten kurduldu.
1874 yılında Cleveland'daki 26 bağımsız rafinericiye, kendisiyle birleşmesini önerdi. Yirmi bir rafinerici bu öneriyi kabul etti. Birlikte National Rafinery Association'u kurdu. Kısa süre sonra demiryollarını da sahiplenen Rockefeller, böylece 10 yıl içinde birçok petrol kuyusu işletmecisini kendisine bağladığı gibi rakiplerini de aynı fiyatla petrol satmaya zorlayarak iflas etmelerine yol açtı.
1896 yılında yine suikaste uğradıysa bundan da sağ çıkmaya başardı. Bu arada petrol çıkarma ve taşıma işlerinde yenilikler yaptı. 1982'de Amerika'nın ilk gerçek milyoneri oldu.
1911937 yılları arasında Dünya'nın en zengin insanı oldu.
1882 içinde "Standard Oil Trust" kurulmuş oldu. Petrol alanında ABD'nin en büyük şirketler topluluğu id. Petrol çıkarılmasında yeni teknikler geliştirilmesini sağladı. Gazyağı fiyatlarının yüzde 80 aşağı çekerek aynı işi yapan rakiplerinin iflas etmesinin sağladı.
1901 yılında Rockefeller hakkında çizilen bir karikatür onun "Dolar torbasını" başında kral tacı gibi bulunduran bir imparatora benzetiyordu. Ayağını bastığı yerde ise petrol kuyuları vardı. Rockefeller'in sınır tanımaz zengin olma hevesleri dizginlenemedi. Ama kendisine karşı rakiplerinin açtığı basın kampanyaları sonucu 1911 yılında ABD Yüksek Mahkemesi, Standard tröstünün bir tek kişinin tekelinde olmasına son veren yasayı uygulamaya koydu.
Aynı yıl ABD'de üretilen petrolün yüzde 64'ünü tek başına kontrol ediyordu. Anti-Trust yasasının uygulanması ile birlikte Standard şirketi parçalandı ve 34 şirket ortaya çıktı. Ama en büyükleri 6 kız kardeş olarak isimlendirilen "Conoco" adını alan Continental Petrol, "Amacon" adını alan İndiana Standard, "Chevron" adını alan Kaliforniya Standard, "Exxon" adını alan New-Jersey Standard, "Mobil" adını alan New-York Standard, "Sohio" adını alan Ohio Standard idi.
John Davison Rockefeller ölünce 912 milyon dolar servet bıraktı. (Bu servet günümüzün enflasyon şartlarına dönüştürülünce 189 milyar dolar ediyor.) Böylece insanlık tarihinin en zenginleri listesinde birinci oldular.
Rockefeller Ailesi, John Davison Rockefeller'in ölümünden sonra da gelişmeye devam etti. Aile bankacılığa el attı ve Chase Manhattan Bank ile bankacılık sektörüne girdi ve ABD'de dev halina geldi. Banka daha sonra ünlü yatırım devi J.P Morgan ile birleşerek J.P Morgan and Chase adını alsa da kontrolü Rockefeller Ailesi'nde kaldı.
Rockefeller Ailesi, 2. Dünya Savaşı'nın ardından uluslararası kurumlarda da kontrol noktasında aktif olarak etkili oldu.
Dünya Bankası'nın kuruluşundan itibaren görev alan 4 Başkan, Mc Cloy, Eugene Black, George Woods ve son zamanlarda görev alan Wolfenson, Rockefeller Ailesi'nin elindeki Chase Manhattan Bankası'nda çalışmışlardı. Dünya Bankası, ihtiyaç duyduğu para ve kredinin en önemli kaynağı olarak Rockefeller Ailesi'ne bağlı şirketler ve bankalardı.
Böyle bakılacak olursa aslında Dünya Bankası'ndan kredi alan ülkeler Rockefeller 'lere borçlanmaktaydı.
IMF'te de benzer bir durum söz konusudur. 1994 yılında kurulan IMF'in kuruluş aşamasında ABD'nin destekçi şirketlerinden en büyüğü Rockefeller Ailesi olmuştur. Hali ile kontrol mekanizmasında da etkin birçimde rol almışlardır.
Öte yandan Rockefeller Ailesi'nin kontrolündeki Chase'de başkanlık yapan Joseph Verner Reed, 1987 yılında Dünya Bankası'nda görev aldı ve aynı zamanda Birleşmiş Milletler Sekreteri'nin Siyasi İşler yardımcılığı görevine getirildi.
Aile siyasete de el attı. Nelson Rockefeller, ilk olarak 1940'ta Dışişleri Bakanlığı'nın Amerika ülkeleri arasındaki ilişkiler koordinatörü oldu. Cumhuriyetçi olmasına karşın, 1944'te Franklin D. Rosvelt'in başkanlığındaki Demokrat Parti hükümetinde Amerika ülkeleri arasındaki ilişkilerden sorumlu Dışişleri Bakanlığı'na getirildi ve bir yıl görevi yürüttü. 1959-1973 yılları arasında aralıksız 14 sene New York Valiliği görevini ve 1974-1977 yılları arasında ABD'nin 41. Başkan yardımcılığı görevini yürüttü.
Aile şu an dünyanın en zengin ve en nüfuzlu ailesi olarak gösteriliyor. Ailenin bugünkü başkanı ise David Rockefeller'dir.
Rockefeller'lere ait Rockefeller Center ise New York'un simgelerinden birisidir.

ROCKEFELLER ŞİRKETLERİ VE KONTROL ETTİĞİ SERVET

Amerika'da sermaye alanında 150 yılı aşan bir Rockefeller hanedanlığından söz edilir. Fakat sadece finans ve para piyasasında kalmamışlardır. Petrolden endüstriye çok geniş bir alana yayılmış ve oldukça güçlü bir sermayenin sahibi olmuşlardır.
Özellikle petrol alanında tam bir dev ve tröst haline gelmişlerdir ve Amerika'nın en önemli petrol şirketleri onların elindedir.
Aile tüm bunların yanı sıra birçok yardım kurumu ve binlerce vakıf açtı. Kendi mal ve gelirleri bu vakıflar ve emanetçi kuruluşlar aracılığı ile yönetiliyor. Bunun nedeni ise ABD'de vakıflardan hemen hemen hiç vergi alınmaması.
En bilinen yardım kuruluşları Chicago Üniversitesi, Tıp Araştırma Enstitüsü en ihtişamlı yapılan New York'taki ünlü Rockefeller Center'dır.
Halen Exxon-Mobile, Chevron, Citi Group, J.P Morgan and Chase en çok bilinen ve tanınanRockefeller Ailesi şirketleridir.
Aile'nin Beyaz Saray için stratejiler hazırlayan ve ABD'nin en önemli thik-tank kuruluşlarından birisi olan Rockefeller Vakfı adıyla bir vakıfları da bulunmaktadır.
Rockefeller Ailesi'nin kontrol ettiği para konusunda kesin bir tahmin yapılamamakla birlikte5 ila 15 trilyon dolar civarında bir rakam söz ediliyor.
Rockefeller Ailesi'nin sadece New York'ta 1 trilyon dolarlık gayrimenkulü olduğu biliniyor. 
News Time

24 Ocak 2015 Cumartesi

Erdoğan'ın talimatıyla yapılan hastane o ülkeye umut oldu

Sudan’da 9 ay boyunca gönüllü doktorluk yapan İzmirli Üroloji Uzmanı Deniz Arslan, mülteci kampında yaşayan bir gencin böbreğinden, gergedan figürüne benzeyen bir taş çıkardı. Arslan, 3 buçuk milyon nüfusa sahip bölgedeki tek ürolog olduğunu ve su sıkıntısı nedeniyle çocuklarda bile böbrek taşı hastalığı görüldüğünü kaydetti.
İzmirli Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Deniz Arslan, 2006 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla inşaatına başlanan ve 2013 yılında hizmete giren Sudan Nyala Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 9 ay gönüllü doktorluk yaptı. Yedi gönüllü doktorla birlikte, çoğunluğunu Darfur Otaş Mülteci Kampı’nda kalan kişilerin oluşturduğu binlerce hastayı sağlığına kavuşturan Arslan’ın en dikkat çekici ameliyatı ise bir hastasının böbreklerinden taş çıkardığı operasyon oldu. Sudan’daki su sıkıntısı nedeniyle, bölgede böbrek taşı rahatsızlığının çok sık görüldüğünü belirten Arslan, 23 yaşındaki hastasının böbreğinden yaklaşık 5 santimetre büyüklüğünde, gergedan figürüne benzeyen bir taş çıkardı.
ÇOCUKLARDA BİLE TAŞ VAR
Su sıkıntısı nedeniyle, mülteci kamplarında yaşayan çocuklarda da böbrek taşı olduğunu söyleyen Arslan, yaşadığı olayı şu sözlerle ifade etti: “O kadar değişik taşlar gördük ki eğer o taşları getirmiş olsaydım, bir bavulla daha gelmem gerekecekti. Gergedana benzeyen taş da ilginç taşlardan biriydi. İlk çıkardığımızda hemen fark ettik. ‘Yavru gergedan gibi’ dedik. Bu kadar büyük taş, Türkiye gibi imkanları olan ülkede nadir rastlanan bir durum ama orada doktor imkanı olmadığı için, taş olduğu zaman hasta ağrısına katlanıyor. Çünkü yakın bir hastaneye ulaşması mümkün değil. Onlar da mecburen beklemişler. Bekleyince bu kadar büyümüş. Orada bu tarz şeyleri görmek şaşırtıcı değil ama Türkiye için şaşırtıcı bir durum. Hasta da taşı vermek istemedi. ‘Kolye yapıp hatıra olarak saklayacağım’ dedi.”
3 BUÇUK MİLYON NÜFUSLU BÖLGEDE TEK ÜROLOG
Gönüllü doktor Opr. Dr. Deniz Arslan, üç aylığına gittikleri Sudan’da doktor eksiği olduğunu görünce, sürelerini 9 aya çıkardıklarını belirtti. Sudan’daki koşulların Türkiye’dekinden çok farklı olduğunu söyleyen Arslan, “Orada çok fazla doktor yok. Yaklaşık 3 buçuk milyon nüfusluk bölgede tek ürolog bendim. Bizim orada olmamız, insanların hayatını kurtarma açısından çok önemliydi” dedi.
AMELİYAT ETMESEYDİK ÖLECEKTİ
Opr. Dr. Arslan, şöyle devam etti:“Hayatımda ilk defa 9 aylık bir bebeğin iki tarafında taş olduğunu gördüm. Böbreğinin iki tarafı da tıkalıydı ve onu ameliyat etmeseydik 3-5 gün içerisinde ölecekti. Şu anda hayatta ve sağlıklı. 300 bin insan o kamplarda yerleşik ve yarısından çoğu çocuk. Bu çocukların su ve yemek kaynaklarına erişimi, bizim ülkemize kıyasla son derece kısıtlı. O yüzden o çocuklarda bulaşıcı hastalıklar, böbrek hastalıkları, bağırsak hastalıkları gibi birçok hastalık görülüyor.”
HASTANE AÇAN TEK ÜLKE TÜRKİYE
Bölgede hastane açan tek ülkenin Türkiye olduğunu ve hastanede çeşitli branşlarda 17 doktorun görev aldığını ifade eden Arslan, 300 bin kişinin kaldığı Darfur Otaş Mülteci Kampı’ndaki hastaların 5 yıl boyunca hastanede ücretsiz tedavi göreceğini, diğer hastaların da çok düşük ücretle tedavi olabildiğini kaydetti. 150 yatak kapasiteli ve 10 dönümlük alana kurulan hastanenin, bölgenin önemli bir ihtiyacını karşıladığına dikkat çeken Arslan, “O kadar modern bir hastane açılmış ki Orta Afrika’dan, Çad’dan, Sudan’ın başketi Hartum’dan hasta geliyor. Kapalı böbrek ameliyatları ve kapalı safra kesesi ameliyatlarını Orta Afrika’da ilk defa bizim hastane başlattı. Şu anda bile hala o ameliyatların başka bir hastanede yapılma şansı yok. Bu hastane bu hizmetlerine devam ettiği sürece eminim Türkiye, Orta Afrika bölgesinde adından sıkça söz ettirecektir” diye konuştu

Somaliler için Türk Hastanesi açılacak





Somaliler için Türk Hastanesi açılacak

Türkiye'nin binlerce kilometre uzakta yardım elini uzattığı ülkelerden Somali'de yarın açılacak eğitim ve araştırma hastanesinde, bugüne kadar bölgede tedavi edilemeyen hastalar şifa bulacak. 
 
Sağlık Bakanlığından alınan bilgiye göre, TİKA tarafından başkent Mogadişu'da yaptırılan 200 yataklı Mogadişu Somali-Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesinin resmi açılışı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun da katılacağı törenle yapılacak.
 
İki ülke arasında, hastanenin ortaklaşa işletilmesi için imzalanan protokole göre, Sağlık Bakanlığı 5 yıl boyunca uzman personel ve finansal destek verecek.
 
Geçen yıl eylül ayından beri hasta kabul edilen hastanede, kasımda da ameliyatlar başladı ve yataklı tedavi servisi hizmete açıldı. Hastane, 5 yıl süreyle iki ülke tarafından müştereken işletilecek ve süre sonunda Somali'ye bedelsiz devredilecek.
 
Beş yıllık süreçte, bölgede tedavisi mümkün olmayan hastaların tedavileri yerinde yapılacak, Somali'de üçüncü basamak modern hastane işletme modeli oluşturulacak, ülke halkına sürdürülebilir, güvenli ve kaliteli sağlık hizmeti sunulacak, sağlık sistemine yetişmiş insan gücü kazandırılacak.
 
Hastanede her yıl 36 Somalili asistanın eğitim programına alınması hedefleniyor.
 
Mogadişu Somali-Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesinin işletme dönemi sürecinde tahmini bütçesi, 135 milyon 734 bin 468 dolar olarak belirlendi. Türkiye, 5 yıllık dönemde 85 milyon 650 bin 145 dolar katkıda bulunacak, Somali hükümeti katkı yapmayacak. Ayrıca, aynı dönem içerisinde vatandaştan elde edilecek gelirin 50 milyon 84 bin 323 dolar olacağı tahmin ediliyor.
 
Hastanenin yönetici personeli 6 ay ve 1 yıllık, tabip ve diğer sağlık personeli ise 3 aylık periyotlar halinde görevlendirilecek.
 
Hastane halen hastane yöneticisi, başhekim, idari ve mali işler müdürü, sağlık bakım hizmetleri müdürü ve finans müdürü dahil toplam 52 Türk personel ve 91 yerel personel ile hizmet veriyor. Güvenlik hizmeti ise 40 yerel ve 5 Türk personelle sağlanıyor.
 
Hastanede kadın doğum, çocuk, üroloji, beyin cerrahi, plastik cerrahi, dahiliye, genel cerrahi, anestezi, göz ve diş hekimliği branşlarında hasta kabul ediliyor.
 
Hastane, 13 bin 500 metrekare kapalı alana sahip olmasının yanı sıra 12 yoğun bakım, 14 yenidoğan yoğun bakım yatağı, 20 kuvöz, 4 ameliyathane, 1 doğum odası, radyoloji ve laboratuvar ünitelerini barındırıyor.
 
(AA)

2 Ekim 2014 Perşembe

Win-Win


Batı'nın sömürge kalesi Afrika, Türkiye ve Türk işadamlarıyla tanıştı. Kara kıtaya çok geç giren Türkiye buna karşın, Büyükelçilikleri, işadamları, ticareti ve sivil toplum kuruluşları ile beyaz adama karşı oluşan tabuları yıktı. İlk kez sadece almak için gelmeyen beyaz insanla karşılaşan Kamerun'lu, Türkiye'nin Afrika vitrinini özetleyen 'Win Win' kazan kazan modeliyle tanıştı. Kazanırken kazandırmayı öğreten Türkiye ülkenin yükselen yıldızı. Türkiye ile iş yapmak Kamerun'da en popüler işlerden biri. Yıllardır Avrupa'nın tarihi geçmiş ürünlerinin eritildiği pazar olarak görülen ülkede Türk ürünleri kalite ve uygun fiyatı ile özdeşleşmiş durumda. 'Türk ürünüyse kalitelidir' algısı ülkenin hemen her bölgesinde etkili. Ülkede birçok Türk ürününün Çin çakması bile ülkeye girmiş durumda.
KAMERUN BAŞBAKANI TÜRKİYE'YE GELİYOR
Kamerun Bakanlar Kurulu Kararı ile Türkiye'de Kamerun Forumu düzenlenmesi kararı verildi. Forum Ekim sonu Kasım başında Türkiye'de düzenlenecek. Heyetin başında Kamerun Başbakanını Philemong Yang yeralacak. Forumda Türkiye'nin büyükelçilik kanalıyla bir yıldır çalışılan 2 adet baraj projesi, havalimanı, kongre merkezi ve ticaret merkezi projeleri gündeme gelecek. Bu projeler Kamerun idaresinin 'evet' dediği anda hayata geçirilecek iş faaliyetlerinden bir kaçı. Projelerin ortalama değeri 2 Milyar dolar. Türkiye 350 ve 500 megavatlık elektrik üretimi merkezi kurmayı planlanıyor. Nijerya ve Çad Kamerun'dan elektrik bekliyor. Orta Afrika'nın hiç elektriği yok. Kamerun üretse hemen ihraç edecek.
Ülkenin ilk fuar merkezini kazandıran Türk işadamı
Orta Afrika'nın denizlere açılan tek kapısı Kamerun'da ilk kez ticaret ve fuar merkezi kuruldu. Başkent Yaounde'de açılan 7 bin 300 metrekarelik Turcamhall, Türk yatırımcı ve ihracatçılarının yanı sıra farklı ülkelere de hizmet verecek. Turcam Hall'ı inşa eden Türk firma yetkilisi M.Nihat Alikişioğlu ülkede bir maratonu kazanmış atlet gibi görülüyor. 1.5 yılda Orta ve Batı Afrika'nın ilk fuar merkezini açtı. Duala'da bir benzerinin yapılması için çalışıyor. Alikişioğlu Türkiye fuarını 'Win Win' sloganı ile açtıklarını Kamerun'a sadece kazanmak için gelmediklerini söyledi.
Afrika'lı çikolatayı seviyor
Türkiye'nin önemli firması Elvan Kamerun pazarında uzun yıllardır yeralıyor. Firmanın İhracat Uzmanı Sezin Uz Afrikalıların tatlıyı çok sevdiğini ifade ediyor. Uz'a göre Kamerun en çok hindistan çevizli Koko'yu ve Dr Milk şekeri seviyor Nijerya ve Angolo'da ise Çikolatalı Kruvasan'ı.
Ayakkabıların boyası bizden
Gold Dış Tic. Direkt Murat Yabaş: Afrika önemli pazar. Kamerun 'da nüfusun yüzde 15'i minimum ayakkabı giyiyordur. Dolayısı ile 4.5-5 milyon ayakkabı demektir bu. Bu rakam önemli.
Lüks rezidans inşa ediyor
Bir dönem Türkiye'de forma giyen Kamerunlu eski yıldız futbolcu Rigobert Song'un ülkesinde inşa ettirdiği binanınmütehhit firması bir Türk'e ait. Halkın gökkuşağı adını verdiği rezidansı Murat İsrafil inşa ediyor.
Döneri sevdirdi
İstanbul Restaurant Adnan Dermiral: Türk yemeklerini bilmiyorlardı. İlk önce tattırdık, sonra alıştılar ve daimi müşterimiz oldular. En çok döner ve acılı Adana kebabını seviyorlar.
Kazandırırken kazanmayı gösterdi
Türkiye Kamerun Yaounde Büyükelçisi Ömer Faruk Doğan, Türkiye'nin Afrika açılımında en etkili isimlerinden biri. Dışişlerinin soğuk ve aristokrat bürokrasi çizgisinden uzak görüntü veren büyükelçi Doğan, ülkede adım atmadığı yer kalmamış. Türkiye'den giden yatırımlara öncülük yapan büyükelçi Doğan,işadamlarıyla uyumlu bir şekilde ülkemizi temsil ediyor. THY'nin Kamerun'a gelmesinde uğraş veren her türlü engellere rağmen bunu başaran büyükelçi Doğan, ülke insanının ise adeta sevgilisi. Türk insanını Afrika'ya iş yapmaya davet eden Büyükelçi 10 yıl sonra kara kıtanın tanınmayacak kadar gelişeceğimi ifade ediyor. Şimdilerde burada olmayanların daha sonraolamayacağını belirten Doğan her sektörde ihtiyaçları olduğunu kaydediyor.

10 Eylül 2014 Çarşamba

Türkiye Afrikalı'ya 'ışık' oldu



İHH, İslam Kalkınma Bankası, TİKA ve Nijer Sağlık Bakanlığı işbirliğiyle Nijer'de yapımı tamamlanan göz hastanesi hizmete başlayacak.
İHH İnsani Yardım Vakfı, İslam Kalkınma Bankası, TİKA ve Nijer Sağlık Bakanlığı işbirliği ile Nijer'de inşa edilen göz hastanesi, yarın düzenlenecek törenle hizmete açılacak.

İHH İnsani Yardım Vakfı'ndan yapılan açıklamaya göre, gerekli cihazları da Türkiye'den gönderilen ve iç teçhizatının kurulumu tamamlanan hastane, yaklaşık 350 bin dolara mal oldu.

Katarakt hastalığının yaygın olduğu ancak 600 bin kişiye bir göz doktorunun düştüğü Nijer'de kurulan göz hastanesi, Niamey'de Abdou Moumouni Üniversitesi'nin içinde yer alan Lamorde Hastanesi'nin göz ünitesi olarak hizmet verecek.

İlk ameliyatların yapıldığı hastanenin resmi açılışı, yarın Türkiyeli ve Nijerli yetkililerin katılımıyla düzenlenecek törenle yapılacak.
Geçen yıl haziran ayında inşaatına başlanan proje bir hastane binası, şehir dışından gelen hastaların konaklaması için 14 yataklı bir yatakhane, tuvaletler ve mescitten oluşuyor. İki kısımdan oluşan hastane binasının bir kısmı İHH'nın ücretsiz katarakt ameliyatları için ayrılacak, diğer kısmı ise Lamorde Hastanesi tarafından göz polikliniği olarak kullanılacak.

- Hedef, 5 yıl boyunca 6 bin katarakt ameliyatı

Beş yıl boyunca ücretsiz katarakt ameliyatları yapılacak olan hastanede Nijerli doktorlara eğitim olanağı da sağlanacak. Yılda 6 bin katarakt ameliyatı yapılması hedeflenen hastane, 5 yıl sonra Nijerli yetkililere devredilerek ihtiyaç sahibi halka hizmet sağlamaya devam edecek.

Proje kapsamında Nijer'de gerçekleştirilecek katarakt ameliyatları için Türkiyeli doktor ve sağlık personeli görevlendirilecek. Gönüllü sağlık görevlilerinden oluşacak ekiplerin organizasyonu ise Uluslararası Doktorlar Birliği (AID) tarafından yapılacak.

Destek vermek isteyenler, İHH hesaplarından maddi katkıda bulunabilecek. Gönüllü sağlık görevlisi olmak isteyenler de "katarakt@aidoctors.org" adresinden başvuru yapabilecek.

-"Afrika Katarakt Kampanyası"

İHH, 2007 yılında başladığı "Afrika Katarakt Kampanyası" kapsamında Sudan ve Nijer'de Göz Hastalıkları Merkezi kurdu. Türkiye'den götürülen gönüllü ve bölgedeki yerel doktorlarla 7 yılda 11 Afrika ülkesinde 700 bine yakın kişi sağlık taramasından geçirildi, 300 bin kişi muayene edildi ve karanlığa mahkum olan 80 bin kişi ameliyat edildi.

Afrika'da 10 milyon görme engellinin en az yarısı katarakt hastası. Tedavi olabilenlerin oranı ise 1 milyonda 500 kişi. Özellikle sahra kuşağı üzerinde yer alan Nijer, Çad, Mali, Burkina Faso, Etiyopya gibi ülkelerde ortalama 40 bin insana bir doktor düşerken, milyonlarca insan hayatlarında hiç doktor görmeden yaşıyor

17 Temmuz 2014 Perşembe

Yerlilere balık tutmayı öğreten Türk

Yerlilere balık tutmayı öğreten Türk firmasına büyük ödül
Yener YalçınAralarında Wall Mart’ın da bulunduğu dünyanın dev firmaları, Afrika’ya destek olmak için ürünlerinde CMA (Cotton Made in Africa-Afrika’da üretilen pamuk) şartı ararken, Etiyopya iki Türk işadamı İmam Altınbaş ve Seyfettin Koçak’ın yaptıklarını konuşuyor. Etiyopya’da hem pamuk üretimi için dev yatırım yapan hem de yerli halka destek veren Türk firması, yıllardır Çinliler’in aldığı En Büyük ve En Performanslı Yatırımcısı Ödülü’ne layık görüldü.
340 milyon $ yatırım
Etiyopya’ya iplik fabrikası kurmak için giden işadamları Seyfettin Koçak ve İmam Altınbaş, Etiyopya’nın elektrik, su ve yol gitmemiş Omo Vadisi’ni ekilebilir tarım arazisine dönüştürürken, yerli kabilelerin de hayatına adeta dokundu. İş ve aş verdi, tarlayı ekmesini öğretti. Altınbaş Holding’in ana hissedarlarından olan Altınhas Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı İmam Altınbaş “Yani batılılar Afrika’ya balık verirken, biz yerlilere balık tutmayı öğrettik” dedi. Ödülü almalarında yerli halka sağladıkları iş ve aşın büyük rol oynadığını söyleyen Else Şirketler Grubu’nun patronu Koçak da “Bizden büyük yatırımcılar var. Yıllardır bu ödülü kaptırmayan Çinliler’i ilk defa Türk firması geçti” dedi. İmam Altınbaş’ın kişisel yatırımı olan Seyfettin Koçak’la ortak, pamuk ve tekstil-dokuma yatırımının büyüklüğü toplam 340 milyon dolara ulaşacak. Şu anda Etiyopya’nın Cumhurbaşkanı Mulatu Teshome Wirtu’nun Etiyopya’nın Ankara Büyükelçisi olduğu 2008’de Seyfettin Koçak’ı yatırıma davet etmesiyle başlıyan hikaye, bugün Etiyopya devletinin Omo Vadisi’nde kendilerine tahsis ettiği 50 bin hektarlık dev araziyle devam ediyor. Altınbaş ve Koçak’la İstanbul’da iftarda biraya geldik. Bu yıl ekimde ilk mahsülün alınacağı Omo Vadisi’ndeki makilik dev arazinin tarıma uygun hale getirilmesi sırasında bölgedeki kabileler unutulmamış, hatta projenin içine dahil edilmiş. “Herşey para değil” diyen Seyfettin Koçak, Omo Vadisi’ndeki yatırımlarına bir anlamda sosyal sorumluluk projesi olarak baktıklarını söyledi. Koçak ve Altınbaş’ın anlattıklarına göre Omo Vadisi’ne gidene kadar elektrikle bile tanışmayan yerli halk, şimdi işçi olarak çalışıyor. 200 köylünün istihdam edildiğini söyleyen Altınbaş “Köyün okulunda okuyan çocuklara her öğlen yemek veriyoruz” diyor. Etiyopya’daki gazetelerde yeralan bölgedeki yerli halktan birisinin şu mesajı da oldukça çarpıcı:
Gelmeseler ölmüştük
“Eğer bu firma Omo’ya gelmese çocuklarımız ölmüştü.” Koçak, köylülere ayrıca tarla verdiklerini ve ekim yapmalarını öğrettiklerini anlatıyor. Koçak, başka bir bölgede de çiftçilere pamuk ekimi yaptırdıklarını anlatıyor. Koçak’ın anlattıklarına göre Alman devleti Else Şirketler Grubu’na para veriyor. Bu parayla 1.300 çiftçiye pamuk tohumu verdiklerini ve ekim yaptırdıklarını anlatan Koçak “Çiftçilerden bu pamuğu alıp, uluslararası piyasada satıyoruz. Sattıktan sonra da Almanlara verdikleri parayı geri ödüyoruz. Yani onların parasının garantörü oluyoruz” dedi.
‘Vega Okulları’yla en temiz sektörle tanışmış oldum’
Mücevharat ve finans sektörlerinde yoğunlaşan Altınbaş Holding’in ana hissedarı olduğu Altınhas Holding’in kuruluş amacının büyüme potansiyeli olan şirketlere yatırım yapmak olarak anlatan İmam Altınbaş, son olarak girdikleri eğitim sektörü hakkında çarpıcı değerlendirmede bulundu. Altınbaş “Eğitim sektörü en temiz sektör. Öğretmenler para konuşurken utanıyor. Diğer sektörlerde çalışanlarla durum böyle değil” dedi. Altınbaş “Vega Okulları-İstanbul olarak 2014-2015 eğitim öğretim yılı itibariyle anaokulu ilkokul ve ortaokulun açılışı yapılacaktır. Okullarımız yabancı dil konusunda öne çıkacak. Üçüncü sınıfa gelen bir öğrenci yabancı dili tamamen öğrenmiş olacak” diye konuştu.
100 dolar maaşla güvenlik amiri oldu
Kasım ayında Omo Vadisi’ne gittiğimizde bölgedeki Gorço Köyünü de ziyaret etme imkanı bulmuştuk. Ziyaret sırasında hayli renkli görüntüsü olan yerliler gelen turistlerle fotoğraf çektiriyor ve karşılığında para alıyordu. Biz de çektirdik. Seyfettin Koçak, fotoğraf çektirdiğimiz yerliyi güvenlik amiri olarak işe aldıklarını söyledi. Koçak “Önceden fotoğraf başına 50 sent kazanıyordu. Şimdi 100 dolar maaşı, sigortası ve her öğün yemeği var” dedi.

1 Temmuz 2014 Salı

Kumtel'den Afrika'yı serinletecek yatırım

Son yılların gözde pazarı Afrika'da önemli inşaat projelerine imza atan Türk firmaları şimdi de sanayi yatırımlarına yöneldi. 2011'de Koç Holding'in Güney Afrikalı beyaz eşya devi Defy'yi 324 milyon dolara satın almasının ardından, bu kez dayanıklı ev aletleri pazarının Anadolu merkezli firmalarından Kumtel, rotasını Kara Kıta'ya çevirdi. Isıtıcı, vantilatör gibi ürünlerin yanı sıra dayanıklı ev eşyası üretimi de yapan Kayseri merkezli Kumtel, Afrika'da yatırım kararı aldı. Şirket, Etiyopya'da üretim tesisi kuracak.
300 KİŞİYE İSTİHDAM 
Geçtiğimiz hafta Etiyopya Devlet Başkanı Mutalu Teshome ile görüşen Kumtel yöneticileri, ülkede kurdukları Kumtek Industrial PLC aracılığıyla faaliyetlerine resmiyet kazandırdı. İkinci adım olarak 51 milyon dolarlık yatırımla üretim tesisinin faaliyete geçrilmesi hedefleniyor. Yaklaşık 300 kişiyi istihdam edecek tesis, Etiyopya'daki Sebeta Organize Sanayi Bölgesi'nde kurulacak. Burada üretilecek ürünlerin Etiyopya'nın yanı sıra komşu ülkelere de satılması hedefleniyor. 

İLK ADIM KOÇ'TAN 
Hatırlanacağı gibi Koç Holding'in firması Arçelik 2011'de buzdolabı, davlumbaz, fırın, bulaşık markinesi üretimi yapan Güney Afrikalı beyaz eşya üreticisi Defy Appliances'ı satın alarak Sahra Altı Afrika pazarına odaklanmıştı. 

KAYSERİ'DE ÜRETİP 109 ÜLKEYE SATIYOR
Kumtel , İstanbul Sanayi Odası'nın açıkladığı en büyük 500 sanayi kuruluşu listesinde 2012'de 224 milyon liralık cirosuyla 370'inci sırada yer almıştı. Şirket geçen yıl ise bu rakamı 252 milyon liraya çıkarmıştı. Halen 109 ülkeye ihracat yapan Kumtel, bin 500'den fazla kişiyi istihdam ediyor. 1972'de Mustafa Köseoğlu'nun kurduğu ve ismi kumbara ve telefondan gelen Kumtel, Luxell markasının da sahibi.

19 Ocak 2014 Pazar

Afrikadaki Osmanli


2013 yılı Osmanlı'nın Afrika'dan çekilip, kıtayı gerisinde bırakmasının 100. Yılı idi. Bundan yola çıkarak çekilen Afrika ve Osmanlı belgeselinin galası geçtiğimiz Cuma akşamı yapıldı. Belgeselin yapımcısı Almanya'da Leipzig Üniversitesi Afrika Araştırmaları enstitüsünde Afrika tarihi üzerine doktora yapan Hatice Uğur. Belgesel fikri de ona ait. Uğur, 100. Yılda Afrika ve Osmanlı tarihinin kesişen noktalarıyla ilgili bir belgeselin bir boşluğu dolduracağını düşündüklerini söylüyor. Uğur, 'Afrika'yı ya National Geographic belgesellerinden ya da gezi programlarından tanıyoruz. Fakat Afrika'nın dünya medeniyetine olan katkılarını bilmiyoruz. Afrika tarihçileri de bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az' diyor.
AFRİKA KARA KUTU DEĞİL
Belgesel çalışmalarına yönetmen Gökhan Yorgancıgil ile 2010 yılı ortalarında başladıklarını anlatan Uğur, 'İçeriği hazırlarken Halil İnalcık, Cemal Kafadar, Mehmet İpşirli gibi çok değerli tarihçilerle çalıştık. Öte yandan Ahmet Kavas, Muhammed Bakiri, Ali Mazruhi gibi Afrika tarihçileri ile de görüştük. Osmanlı arşivinden epeyce belge tarandı" diyor.
OSMANLI ÖZLEMİ BÜYÜK
Çekimler esnasında gittikleri hiçbir zorluk yaşamadıklarını söyleyen Hatice Uğur, projenin başından itibaren Dışişleri bakanlığının çok büyük manevi desteği olduğunu, Afrika'daki büyükelçilerimizin çekimlere eşlik edip güvenliği sağladıklarını anlatıyor. TİKA'nın da desteklerini anan Uğur, "Büyük bir hüsn-ü kabul gördük' diyor. Gittikleri yerler Osmanlı toprağı olmamasına rağmen Osmanlı'ya büyük bir sevgi ve özlem olduğunu anlatan Uğur, buralarda Osmanlı'nın mimari değil insani anlamda izler bıraktığını anlatıyor. Uğur, 'Nijerya Lagos'ta çekimler yaptık. Muhammed Şittabey ailesiyle ilk defa görüştük. Muhammed Şittabey bir cami yaptırıyor ve cami açılışında Osmanlı halifesinden ona hediyeler ve 'Bey' ünvanı gidiyor. Hala Şittabey soyadını taşıyorlar. Güney Afrika'ya Osmanlı ulemasından Ebubekir Efendi gidiyor. Onun mektepleri hala duruyor. Ebubekir Efendi'nin soyundan gelen insanlar Türk vatandaşı olmak istiyor. Osmanlı çok büyük bir özlemle anılıyor gerçekten' diyor.
SULTAN YUNUS'UN TORUNLARI
Agadez'de Türk olduklarını iddia eden İstanbuleva diye bir halk da var. Uğur, "Bu halk Sultan Beyazıt döneminde yardım istemek için Osmanlı'ya elçi göndermişler. Beyazıt da Yunus ismindeki bir şehzadesini Afrika'ya göndermiş. Orada yerleşip evlenen Şehzade Yunus'un soyundan geldiklerini söylüyorlar" diyor. Belgesel araştırması yaparken de göz yaşartıcı belgelere ulaştıklarını kaydeden Hülya Uğur bir tanesini şöyle anlatıyor: 'Zengibar'a Osmanlı elçisi gidiyor ve çok büyük bir hüsn-ü kabulle karşılanıyor. Osmanlı'nın Zengibar'a sabit bir elçilik atamasını istiyorlar. Elçi geri döndükten sonra aylarca gelen her vapura resmi karşılama töreni gönderiyorlar. Çünkü Osmanlı elçisi inecek diye bekliyorlar.'
6 BÖLÜM 5 ÜLKEDE ÇEKİLDİ
Afrika'nın tarih boyunca bütün uygarlığı beslemiş bir kıta olduğunu anlatan Hatice Uğur, 'Afrika dendiği zaman açlık, burnu sümüklü çocuklar, AIDS, yoksulluk, iç savaşlar akla geliyor. Tamam bunlar gerçekler ama biz bu belgeselde Afrika denince sadece bunlar akla gelmemeli diyoruz. Dünyanın genelinde de bu imaj var. Belgesel bu imajı kırmaya çalışıyor, Afrika'nın medeniyetine ve geçmişe vurgu yapıyor' diyor.
Uğur belgeselin ilginç yanının Osmanlı devletinin Afrika'daki en uç temaslarını konu edinmesi olduğunu söylüyor. Osmanlı'nın Afrika varlığı deyince Kuzey Afrika'nın anlaşıldığını ifade eden Uğur, 'Oralardan sadece bahsettik. Genelinde Osmanlı devletinin toprağı olmayan ama Osmanlı'nın çok büyük itibar gördüğü, çok büyük saygınlığı olduğu uç noktalardaki temaslarını anlattık' diyor. Belgesel çekim sürecinin çok uzun bir zamanının sponsor görüşmeleriyle geçtiğini de anlatıyor Uğur ve 'Çok daha kapsamlı bir film yapmayı planlıyorduk. Bütçemiz oranında tekrar düşünüp şu anki haline karar verdik' diyor. Belgesel 6 bölümden oluşuyor. 5 Afrika ülkesinde ve İstanbul'da çekimler yapılmış. Dünya seyircisi hedeflendiği için orijinal dili İngilizce olan belgesel Türkiye'de Türkçe dublajlı olarak izlenecek. Avrupa ve Afrika ülkelerinde de uluslararası kanallarda yayınlanacak.
Medeniyet götürdük diye bakmadık
Belgeselle 100 yıl öncesinin Afrikasındaki ilişkilere göz attıklarını anlatan Uğur, Osmanlı Afrika'ya medeniyet götürmüş gibi bakmadıklarını ifade ediyor. Uğur, '100 yıl önceki Afrika'ya baktığımızda orada Batılılar, yerli halk ve Osmanlı var. Bu üçünün temasları nasıldı ona baktık. Osmanlı'dan Hac yollarının güvence altında tutulması ve Batılı devletlerin sömürgecilik çalışmalarına karşı durması gibi beklentiler var. Batılılar da Osmanlı devletinin yerel halkla kendileri arasında aracı olmalarını istiyorlar. Osmanlı devletinin ise çok sıkıntılı olduğu bir dönem. Adeta Afrika'yı sömürgecilik kıskacından çekip alamıyor. Elçiler gönderiyor. Diplomatik anlamda temsilde bulunuyor. Taht değişikliği vs.de tebrik ediyor' diyor.
21. Yüzyıl Afrika'nın olacak
Afrika'da Türkiye'nin de kabul gördüğünü anlatan Hatice Uğur, 'Nijer başbakanıyla görüştük. Bu ülkeye gelin, yatırımlar yapın, burada sizin Müslüman kardeşleriniz var. Bizi göz ardı etmeyin diyorlar. Türkiye'nin 40 kadar elçiliği var Afrika'da. Onların üstlendiği çok büyük misyonlar var. Afrika 70'den fazla ülkenin olduğu bir kıta. Kültürel anlamda çok zengin. Bizde öğrenciler teşvik edilmeli, uzmanlık alanı Afrika olan insanların sayısı arttırılmalı. Ortaklıklar üzerinden bir anlayış inşa edilmeli. Bugün Afrika'ya iş adamları ya da yardım kuruluşları gidiyor. Bundan ziyade oranın tarihi kültürü ve medeniyetini tanıtarak kültürel şeyleri ön plana çıkarmalıyız. Negatif imajları bertaraf edip aç insanlar diye bakmasak kazanırız. Liderlik sıkıntılarını aşabilirlerse inanılmaz değerli su kaynakları, madenleri, yer altı kaynakları var. 21. Yüzyıl Afrika yüzyılı olacak. Türkiye de dünyaya açılmak istiyorsa Afrika'yla bu temaslarını güçlendirmeli. Zaten tarihten gelen çok güçlü bağlarımız var' diyor.