sudan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sudan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2015 Cumartesi

Erdoğan'ın talimatıyla yapılan hastane o ülkeye umut oldu

Sudan’da 9 ay boyunca gönüllü doktorluk yapan İzmirli Üroloji Uzmanı Deniz Arslan, mülteci kampında yaşayan bir gencin böbreğinden, gergedan figürüne benzeyen bir taş çıkardı. Arslan, 3 buçuk milyon nüfusa sahip bölgedeki tek ürolog olduğunu ve su sıkıntısı nedeniyle çocuklarda bile böbrek taşı hastalığı görüldüğünü kaydetti.
İzmirli Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Deniz Arslan, 2006 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla inşaatına başlanan ve 2013 yılında hizmete giren Sudan Nyala Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 9 ay gönüllü doktorluk yaptı. Yedi gönüllü doktorla birlikte, çoğunluğunu Darfur Otaş Mülteci Kampı’nda kalan kişilerin oluşturduğu binlerce hastayı sağlığına kavuşturan Arslan’ın en dikkat çekici ameliyatı ise bir hastasının böbreklerinden taş çıkardığı operasyon oldu. Sudan’daki su sıkıntısı nedeniyle, bölgede böbrek taşı rahatsızlığının çok sık görüldüğünü belirten Arslan, 23 yaşındaki hastasının böbreğinden yaklaşık 5 santimetre büyüklüğünde, gergedan figürüne benzeyen bir taş çıkardı.
ÇOCUKLARDA BİLE TAŞ VAR
Su sıkıntısı nedeniyle, mülteci kamplarında yaşayan çocuklarda da böbrek taşı olduğunu söyleyen Arslan, yaşadığı olayı şu sözlerle ifade etti: “O kadar değişik taşlar gördük ki eğer o taşları getirmiş olsaydım, bir bavulla daha gelmem gerekecekti. Gergedana benzeyen taş da ilginç taşlardan biriydi. İlk çıkardığımızda hemen fark ettik. ‘Yavru gergedan gibi’ dedik. Bu kadar büyük taş, Türkiye gibi imkanları olan ülkede nadir rastlanan bir durum ama orada doktor imkanı olmadığı için, taş olduğu zaman hasta ağrısına katlanıyor. Çünkü yakın bir hastaneye ulaşması mümkün değil. Onlar da mecburen beklemişler. Bekleyince bu kadar büyümüş. Orada bu tarz şeyleri görmek şaşırtıcı değil ama Türkiye için şaşırtıcı bir durum. Hasta da taşı vermek istemedi. ‘Kolye yapıp hatıra olarak saklayacağım’ dedi.”
3 BUÇUK MİLYON NÜFUSLU BÖLGEDE TEK ÜROLOG
Gönüllü doktor Opr. Dr. Deniz Arslan, üç aylığına gittikleri Sudan’da doktor eksiği olduğunu görünce, sürelerini 9 aya çıkardıklarını belirtti. Sudan’daki koşulların Türkiye’dekinden çok farklı olduğunu söyleyen Arslan, “Orada çok fazla doktor yok. Yaklaşık 3 buçuk milyon nüfusluk bölgede tek ürolog bendim. Bizim orada olmamız, insanların hayatını kurtarma açısından çok önemliydi” dedi.
AMELİYAT ETMESEYDİK ÖLECEKTİ
Opr. Dr. Arslan, şöyle devam etti:“Hayatımda ilk defa 9 aylık bir bebeğin iki tarafında taş olduğunu gördüm. Böbreğinin iki tarafı da tıkalıydı ve onu ameliyat etmeseydik 3-5 gün içerisinde ölecekti. Şu anda hayatta ve sağlıklı. 300 bin insan o kamplarda yerleşik ve yarısından çoğu çocuk. Bu çocukların su ve yemek kaynaklarına erişimi, bizim ülkemize kıyasla son derece kısıtlı. O yüzden o çocuklarda bulaşıcı hastalıklar, böbrek hastalıkları, bağırsak hastalıkları gibi birçok hastalık görülüyor.”
HASTANE AÇAN TEK ÜLKE TÜRKİYE
Bölgede hastane açan tek ülkenin Türkiye olduğunu ve hastanede çeşitli branşlarda 17 doktorun görev aldığını ifade eden Arslan, 300 bin kişinin kaldığı Darfur Otaş Mülteci Kampı’ndaki hastaların 5 yıl boyunca hastanede ücretsiz tedavi göreceğini, diğer hastaların da çok düşük ücretle tedavi olabildiğini kaydetti. 150 yatak kapasiteli ve 10 dönümlük alana kurulan hastanenin, bölgenin önemli bir ihtiyacını karşıladığına dikkat çeken Arslan, “O kadar modern bir hastane açılmış ki Orta Afrika’dan, Çad’dan, Sudan’ın başketi Hartum’dan hasta geliyor. Kapalı böbrek ameliyatları ve kapalı safra kesesi ameliyatlarını Orta Afrika’da ilk defa bizim hastane başlattı. Şu anda bile hala o ameliyatların başka bir hastanede yapılma şansı yok. Bu hastane bu hizmetlerine devam ettiği sürece eminim Türkiye, Orta Afrika bölgesinde adından sıkça söz ettirecektir” diye konuştu

Somaliler için Türk Hastanesi açılacak





Somaliler için Türk Hastanesi açılacak

Türkiye'nin binlerce kilometre uzakta yardım elini uzattığı ülkelerden Somali'de yarın açılacak eğitim ve araştırma hastanesinde, bugüne kadar bölgede tedavi edilemeyen hastalar şifa bulacak. 
 
Sağlık Bakanlığından alınan bilgiye göre, TİKA tarafından başkent Mogadişu'da yaptırılan 200 yataklı Mogadişu Somali-Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesinin resmi açılışı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun da katılacağı törenle yapılacak.
 
İki ülke arasında, hastanenin ortaklaşa işletilmesi için imzalanan protokole göre, Sağlık Bakanlığı 5 yıl boyunca uzman personel ve finansal destek verecek.
 
Geçen yıl eylül ayından beri hasta kabul edilen hastanede, kasımda da ameliyatlar başladı ve yataklı tedavi servisi hizmete açıldı. Hastane, 5 yıl süreyle iki ülke tarafından müştereken işletilecek ve süre sonunda Somali'ye bedelsiz devredilecek.
 
Beş yıllık süreçte, bölgede tedavisi mümkün olmayan hastaların tedavileri yerinde yapılacak, Somali'de üçüncü basamak modern hastane işletme modeli oluşturulacak, ülke halkına sürdürülebilir, güvenli ve kaliteli sağlık hizmeti sunulacak, sağlık sistemine yetişmiş insan gücü kazandırılacak.
 
Hastanede her yıl 36 Somalili asistanın eğitim programına alınması hedefleniyor.
 
Mogadişu Somali-Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesinin işletme dönemi sürecinde tahmini bütçesi, 135 milyon 734 bin 468 dolar olarak belirlendi. Türkiye, 5 yıllık dönemde 85 milyon 650 bin 145 dolar katkıda bulunacak, Somali hükümeti katkı yapmayacak. Ayrıca, aynı dönem içerisinde vatandaştan elde edilecek gelirin 50 milyon 84 bin 323 dolar olacağı tahmin ediliyor.
 
Hastanenin yönetici personeli 6 ay ve 1 yıllık, tabip ve diğer sağlık personeli ise 3 aylık periyotlar halinde görevlendirilecek.
 
Hastane halen hastane yöneticisi, başhekim, idari ve mali işler müdürü, sağlık bakım hizmetleri müdürü ve finans müdürü dahil toplam 52 Türk personel ve 91 yerel personel ile hizmet veriyor. Güvenlik hizmeti ise 40 yerel ve 5 Türk personelle sağlanıyor.
 
Hastanede kadın doğum, çocuk, üroloji, beyin cerrahi, plastik cerrahi, dahiliye, genel cerrahi, anestezi, göz ve diş hekimliği branşlarında hasta kabul ediliyor.
 
Hastane, 13 bin 500 metrekare kapalı alana sahip olmasının yanı sıra 12 yoğun bakım, 14 yenidoğan yoğun bakım yatağı, 20 kuvöz, 4 ameliyathane, 1 doğum odası, radyoloji ve laboratuvar ünitelerini barındırıyor.
 
(AA)

29 Aralık 2014 Pazartesi

Sudanlı Zenci Musa

Ailesi Sudanlı olan Zenci Musa Girit’te dünyaya gelmişti. Savaşların arka arkaya patlak verdiği o zorlu yıllarda, Zenci Musa’nın Türk topraklarını düşmana karşı savunmak için katılmadığı savaş, savaşmadığı cephe kalmamıştı.
1900’lü yılların başında Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarına hakim olmak isteyen İtalya, Fransa ve İngiltere, Osmanlı topraklarını kendi topraklarına katmak için fırsat kolluyordu. Aralarında paylaşmak için gizli gizli çeşitli planlar yapıyorlardı. İşte bu planların dahilinde 1911 yılında İtalya, İngiltere ve Fransa ile anlaşma yaptı. Osmanlı’ya savaş açarak, Trablusgarp’a asker çıkardı. Trablusgarp’ın İtalyanlarca işgal edildiğini öğrenen Osmanlı ordusunun genç subaylarından bir bölümü Trablusgarp’ı savunmak için gönüllü olarak cepheye gittiler. Mustafa Kemal, Binbaşı Enver Bey, Nuri Bey (Conker), Fethi Bey (Okyar) de bu subaylar arasındaydı. Zenci Musa da bağlı olduğu birlikle beraber bu savaşta İtalyanlar’a karşı yüreğini koyarak savaştı.Trablusgarp savaşı devam ediyordu ki 1912 yılında, bir yıl sürecek Balkan Savaşı patlak verdi. Trablusgarp’ta savaşan askerler, Balkan Cephesi’nde görevlendirilmek üzere İstanbul’a gönderildi. Zenci Musa da Trablusgarp’tan sonra bu sefer Balkan Cephesi’nde savaştı vatanı için.1913 yılında Balkan Savaşları yeni bitmişti ki, 1914 yılında tüm dünya milletlerini etkileyecek 1. Dünya Savaşı başladı. Osmanlı İmparatorluğu da dört yıl gibi çok uzun bir zaman sürecek bu savaşın içinde buldu kendini. Türkler, Çanakkale cephesinde, Kafkas, Irak ve Kanal cephelerinde işgal kuvvetlerine karşı var gücüyle savaştı. Çanakkale cephesinde korkusuzca savaşan askerler arasında yine Zenci Musa vardı.Zenci Musa, o dönem Teşkilât-ı Mahsûsa’da görev alan Kuşçubaşı Eşref Bey’in emrinde de çalışıyordu. Vatana hizmet etmek için zorlu görevler üstleniyordu. Teşkilât-ı Mahsûsa, günümüzdeki Milli İstihbarat Teşkilatı’nın karşılığıdır.Eşref Bey’in emrinde çalışan Musa’ya, bir gün 300.000 altını Yemen’de Tevfik Paşa’ya teslim etme görevi verildi. Altınlar, düşman güçleri ile savaşan Türk kuvvetlerine silah alımı için kullanılacaktı. Bu altınların, düşman askerlerinin eline geçmeden, eksiksiz olarak Tevfik Paşa’ya teslim edilmesi gerekiyordu. Her tarafta işgal kuvvetlerinin askerleri kol geziyor, ajanları kulaklarını dört açmış, duydukları her haberi değerlendiriyordu. Bu zorlu şartlar altında Zenci Musa, altını yerine ulaştırarak, kendisine verilen görevi başarıyla yerine getirdi. İşgal güçleri komutanı General Harrington bu tür zorlu ve güven gerektiren görevlerin Musa’ya emanet edildiğini öğrendi. Musa’yı kendi saflarına çekmek isteyen General, Musa’yı yanına getirtti. General, Musa’nın gözlerinin içine bakarak, “Türkler için değil bizim için çalışırsan, seni altına boğacağım”dedi. Bu sözler üzerine çılgına dönen Musa, öfkeyle General Harrington’a dönerek “Her teklif herkese yapılmaz. Bu sözleriniz benirencide eder; benim bir devletim, bir bayrağım var, ay yıldızlı bayrak; bir kumandanım var, Eşref Bey” cevabını verdi. Bu sözler üzerine general, karşısında duran bu zenci Türk’ün sadakati, vatanına duyduğu sevginin büyüklüğü ve vefakarlığı karşısında hayretler içinde kaldı.Daha sonra Zenci Musa, Anadolu’daki Millî Mücadeleye destek için İstanbul’a geldi. Galata gümrüğünde hamallık yapıp, gece Anadolu’ya silah kaçırıyordu. Tüm bu çalışmalar sırasında vereme yakalandı. Onun bu durumunu gören Ali Paşa ona emekli maaşı bağlamak istedi. Zenci Musa, çok hastaydı ve parasal olarak ihtiyaç içerisindeydi. Buna rağmen “Paşam, ben bu fakir milletin emekli maaşını alamam” diyerek teklifi geri çevirdi. Zenci Musa öldüğünde, bavulundan; bir Osmanlı haritası, Kuşçubaşı Eşref ‘in resmi, bir de kefen çıkmıştır.Zenci Musa ve onun gibi bu vatan topraklarının bağımsızlığı ve biz gelecek nesiller için canlarını hiçe sayarak savaşan, çalışan, vatanın çıkarlarını, kendi kişisel çıkarlarının üstünde tutan, vatanını, milletini büyük bir sadakatle seven milyonlarca ismini bilmediğimiz kahramanımız büyük “vatansever”lerdir. Onların vatanları için yaptıkları bunca fedakarlığın yanında bizlere onları ve verdikleri mücadeleyi hiç unutmamak, ülkemiz ve milletimiz için çok, daha çok çalışmak düşüyor.arastırmacı yazar:Şule KILIÇARSLAN

4 Ekim 2014 Cumartesi

sudan sebebler ve Sudan-i Misir

1881 yılıydı; Sudan, Mısır'a bağlıydı.
Mısır da İngiliz işgali altındaydı ama Osmanlı'ya bağlıydı.
Karmaşık bir yapı vardı bölgede.
Osmanlı, İngiliz askerlerinin Mısır'dan çıkması için müzakere masasında yoğun çaba harcıyordu.
İşte o dönemde Sudan'da Muhammed Ahmet adında bir kayıkçının oğlu çıktı ortaya.
Osmanlı Hidiv'i tarafından yönetilen bölgeye vergi vermeyeceğini ilan etti.
Bu konuda vergi memurları ile kavgaya girdi, isyancı kimliğini ortaya çıkardı.
İngilizler böyle tipleri çok severdi.
Hemen keşfettiler İstanbul'daki halife'ye isyankar tavır alan genci.
Ajanlarını gönderdiler, onu doldurdular.
Son gelinen nokta, kayıkçının oğlu artık İngiliz istihbaratı sayesinde MEHDİ'ydi.
Önce en yakın arkadaşları ve akrabaları biat etti yeni MEHDİ'ye.
Nil kenarında yaşayan ve köle ticareti yapan göçebeler de katıldı MEHDİ kervanına.
Basggara ve Bija adında her türlü devlet otoritesine karşı sık sık ayaklanan iki kabile vardı. Onlar da katıldı MEHDİ Ordusu'na.
İngilizler'in piyasaya sürdüğü sahte MEHDİ, tıpkı bugünkü IŞİD gibi askerlerine "ENSAR ORDUSU" adını taktı.
Kendisine en yakın kabile liderlerine de "Artık siz HALİFESİ'niz" dedi.
Böylece ortaya İstanbul'daki Halife'yi tanımayan bir Mehdi ve çok sayıda Halife çıktı. Tam bir İngiliz FİTNE zekasınınürünüydü bu. MEHDİ Ordusu çok büyük katliamlar yaptı. Bölgede binlerce insanın kafasını kesti. Katlettiği insan sayısı 14 bindi. İşte bu noktada SİNSİ İngilizler Osmanlı'nın kapısını çaldı. "Sudan'da İstanbul'a isyan bayrağı çeken MEHDİ Ordusu var, sizin müdahale etmeniz gerekir" diye çağrı yaptı. Dolmabahçe "İşgalci İngilizler'in Mısır'daki düzeni bozması ve ortaya çıkan boşluğun MEHDİ sorununu ortaya çıkarması" olarak bakıyordu olaya.
Bugün Suriye'de ne yaşanıyorsa, o gün de Sudan'da aynısı vardı. Osmanlı "Bu fitneyi siz çıkarıyorsunuz" diye suçlarken, İngiltere de Osmanlı'yı suçluyordu. Tıpkı bugün "IŞİD'e Türkiye yardım etti" diye günlerce yazan İngiliz gazeteleri gibi.
Osmanlı'ya "Sudan'a asker gönder, Araplar'la savaş" diye inanılmaz bir baskıya girdiler o dönemde. Hindistan ve Kızıldeniz, İngilizler için büyük önem taşıyordu.
Bu iki bölgeyi korumanın ve tamamen ele geçirmenin yolu Mısır ile Sudan'ı bölmekten geçiyordu. Osmanlı'nın"Mısır'dan askerlerini çek" ültimatomlarını da "Sudan'daki MEHDİ" ayaklanmasını göstererek diretiyorlardı. Bahane şahaneydi.
Osmanlı "Müslüman'ın Müslüman'a kırdırlması OPERASYONU"nda oyuna gelmedi, Sudan'a asker göndermedi.
İngilizler 10 bin kişilik bir ordu hazırladı.
Başına İngiliz subay koydular.
Ancak emrindeki askerlerin tamamı Mısırlı'ydı ve MEHDİ ile savaşta hezimete uğradılar, hepsi telef oldu. Mehdi ordusu bu Müslüman'ın Müslüman'ı kıydığı savaşlarda ne zaman zayıfladı, o zaman üzerine Ordu gönderip kendi kurdukları FİTNE askerlerini kaçmaya zorlayarak tek kurşun atmadan hallettiler. Şimdi aynı oyun İngiltere'nin yavrusu İsrail'in güvenliği ve büyümesi için tezgahlandı. YENİ TÜRKİYE'nin tarihten gelen bir deneyimi var. Sınırlarında tampon bölge oluşturacak, göçlerin getireceği dalgaların içeride ulusal güvenliğimizi tehdit etmesini engelleyecektir.
Kimse Türkiye'den savaş beklemesin.
Şu anda tampon bölge kurulmazsa 3 milyon kişinin daha Türkiye'ye sığınma tehlikesi kapımızda. Alman generale dün soruyorlar; "Türkiye, Suriye'ye girerse NATO yardım eder mi?" diye.
Alman general "Suriye'den izin almadan girerse NATO yardımı olmaz" diyor.
Esad yönetiminden böyle izin istemeyeceğimize göre...

13 Mayıs 2014 Salı

Türkiye Sudan'da 99 yıllığına arazi kiraladı


Yapılan anlaşmayla ülkede bulunan 780 bin dönümlük arazide yetişecek ananas, mango, avakado, pepino jambu, kanola, pamuk ve yağlı tohum gibi ürünler artık Türkiye'ye daha ucuza girecek.

"YETİŞTİRİLECEK ÜRÜNLERİN KULLANIM HAKKI TÜRKİYE'DE"

'ın çok zengin topraklara sahip olduğunu belirten Sudan Büyükelçisi Osman Eldirdıeri, "Henüz, kullanıma açılmamış binlerce dönümlük arazi var. Türkiye ile bu arazilerden daha fazla faydalanabilmek için tarımsal alanda işbirliği anlaşması yaptık. Buna göre yüzbinlerce dönümlük arazi Türklere ve Türk yatırımcılara açıldı. Burada yetişecek ürünlerin kullanım hakkı Türkiye'de olacak" dedi.

İLK AŞAMADA PİLOT ÇİFTLİK KURULACAK

Çalışmanın ilk adımı olarak 12 bin 500 hektar arazi üzerinde pilot çiftlik kurulacak. Arazide çalışacak Sudanlılar için tarım ve hayvancılık gibi eğitimler bu çiftlik üzerinden yürütülecek.

HAYVANCILIK VE BALIKÇILIKTA DA İŞBİRLİĞİ YAPILACAK

Türk yatırımcıları oldukça verimli olan Sudan topraklarında yağlı tohumların da üretimini yapabilecek. Üretim ihracata yönelik olacak. Tarımın yanı sıra hayvancılık ve balıkçılıkta da işbirlikleri yapılacak.

ORTA DOĞU VE AFRİKA PAZARLARINDA DA SATILACAK


İki ülkenin merkez bankaları arasında gerçekleşecek anlaşmayla para politikalarının uygulanmasına yönelik adımlar da atılacak. Afrika'da, Türk eliyle yetiştirilen ürünlerin, Avrupa'nın dışında Orta Doğu ve Afrika pazarında da satılması planlanıyor.