amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ekim 2017 Pazar

ABD Büyükelçisi olması beklenen Malloch dan itiraflar

Ted+Malloch:+Vize+krizinin+ard%C4%B1nda+Obama+var

ABD'nin yeni ABD Büyükelçisi olması beklenen Malloch "Obama'ya sadık, Trump yönetimiyle hiçbir bağı olmayan" ABD elçisi John Bass'ın, iki ülke ilişkilerini yok etmiş istemiş gibi davrandığını söyledi. Trump'ın Türkiye ili kriz yaşamak istemediğini söyleyen Malloch, "Ancak derin devlet ve onun Bass gibi ajanları, Trump'ın dış politikada yapmak istediği her şeyi baltalıyor" dedi.

x

ABD Başkanı Donald Trump’ın yakın çevresinde yer alan ve ABD’nin yeni AB Büyükelçisi olması beklenen Ted Malloch, Türkiye ve ABD arasındaki krizi Amerika’nın saygın haber sitelerinden Worldnetdaily.com’a yazdığı makalede değerlendirdi. Star'da yer alan habere göre; Malloch, Türkiye’nin “15 Temmuz’da 250 insanı öldüren tanınmış terörist Fethullah Gülen’in Türkiye’ye iadesi” talebini ABD’nin ağırdan aldığını belirterek “Eğer Türkiye, ABD’nin seçilmiş-meşru Başkanı’nı devirmeye çalışan beslemiş olsa, biz onun kellesini istemez miydik” sorusunu yöneltti. 
BASS CİDDİ HASAR VERDİ
Vize krizinin sorumlusu olan, ‘Barack Obama’ya sadık’ eski Ankara elçisi John Bass’ın sanki iki ülke ilişkilerini yok etmek istermiş gibi davrandığını vurgulayan Malloch şunları kaydetti: “Problem, devletin derinliklerinde gizli. Obama’ya sadık, Trump yönetimiyle hiçbir bağlantısı olmayan John Bass, ABD-Türkiye ilişkilerine son derecede ciddi hasar verdi. 70 yıllık ilişkileri yok etmek istiyor gibi gözüküyor. Erdoğan ve AK Parti’yi küçümsediği belli. Türkiye’ye uyguladığı vize kararı ile ülkeyi Yemen ve Suriye gibi terörist devletlerin yanına iterek, ticaret ve turizm gibi alanlarda onarılamaz bir yara açtı. DEAŞ’a karşı mücadelede Türkiye’yi kaybetme, İncirlik’ten ABD askerlerini ayrılması gibi tehlikelerle bizi karşı karşıya bıraktı. Trump’ın politikası kesinlikle böyle bir adım atarak Türkiye’yi Rusya-İran hattına yakınlaştırmak değil. Ancak derin devlet ve onun Bass gibi ajanları/elemanları, Trump’ın dış politikada yapmak istediği her şeyi baltalıyor.” 
FETÖ elebaşısı Gülen’in ABD’de korunmasının nedenlerini de sıralayan Malloch “Gülen ve onun terörist FETÖ ağının” yıllardır rüşvetlerle ABD siyasetinde yer edindiğini vurguladı. Malloch “Onun ‘dini/ruhsal ağı’ kongre kampanyalarını fonlayıp durdu. Hatta Clinton Vakfı’na bile bağışta bulundular. Karşılığında Pensilvanya’da korunaklı bir üs elde etti” dedi.
TRUMP ERDOĞAN’I ARAMALI 
Trump’ın AB büyükelçisi adayı olan Malloch, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın sorunu çözemeyeceğini, Trump’ın devreye girmesi gerektiğini belirterek Beyaz Saray’a şu çağrıda bulundu: “Trump, yarın acilen Erdoğan’ı arayarak yanlış durumu düzeltmeli. (Trump) Kişisel olarak hemen Gülen’i iade etmeyi teklif etmeli ve onun terör ağını çökertmek için adım atmalı. Vize yasağı derhal kaldırmalı ve Türkiye’ye müttefik olduğumuz hissettirmeli. Ayrıca, Türkiye’ye Rus hava savunma sistemini almaması telkin etmeli ve bizdeki daha iyi silahları müttefikimize teklif etmeli. Türkiye ile daha kötü bir diplomatik savaş istemiyoruz ve Başkan bu durumu aşmak için adım atabilir.”
Eski diplomat Theodore Roosevelt Malloch, Trump yönetimine yakınlığıyla bilinen bir isim. Yale ve Oxford’da akademisyenlik yapan Malloch, ABD’yi Dünya Ekonomik Forumu ve BM’de temsil eden Malloch’un Trump’ın yeni Avrupa Birliği (AB) Büyükelçisi olması bekleniyor

10 Temmuz 2017 Pazartesi

15 Temmuz’u NATO ve Pentagon biliyordu

ÖZÜNDE SAİD NURSİ İLE HİÇ İLGİSİ OLMADI!
-Hakan bey, örgütü yıllardır takip eden bir akademisyen olarak ilk şunu sormak istiyorum. FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişimi sizin için sürpriz oldu mu?
15 Temmuz darbe girişimi benim için sürpriz yönleri olmakla beraber şaşırtıcı olmadı. Bunun altını şöyle doldurabiliriz. Türkiye'deki İslami oluşumlar, kendi tarihsel devlet geleneği ile barışık bir anlayış içerisindedir. Buna biz Türkiye Müslümanlığı diyoruz. Türkiye Müslümanlığı olarak adlandırdığımız İslami algılamanın üç önemli ayağı vardır: Yunus'un sevgisi, Mevlana'nın hoşgörüsü ve Hacı Bektaş'ın akılcılığı. Bu üç ayak içinde devlet ve toplumsal istikrar son derece önemlidir. Burada 1980'lerde başlayan tek farklı hareket Gülen örgütüdür. Her ne kadar Nurculuk'tan beslense de özünde bu Said Nursi'nin öğretisi ile hiçbir ilgisi olmadığı ortaya çıktı.

ULUSLARARASI SİSTEMİN GÖNÜLLÜ TAŞERONU OLDU!
Dış faktörlerin etkisine ne zaman girdi?
Evet İzmir'de Kestanepazarı ve ya Edirne'de çekirdeği atılan hareket yerel kaynaklarla istediği güç ve iktidarı ele geçiremeyeceğini görünce kendisine uluslararası destek bulmak için arayışa girdi. Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle ve özellikle bazı devletlerin arzuladığı "ılımlı İslam" projesine destek vererek bir dizi ilişki ağı kurdu. FETÖ yapılanması lider eksenli olmasına rağmen uluslararası alanda "ağlar şebekesi" şeklinde çalışır. Gülen uluslararası alanda kendisine destek bulmaya başlayınca uluslararası sistemin taleplerine uygun bir yöntem izlemeye başladı. Zamanla uluslararası gücün taleplerini Türkiye'ye taşımaya başladı. Talepleri taşıdıkça güçlendi ve yeni yapılanmalara gitti. Düşünün FETÖ'cü bir emniyet görevlisi tek başına ABD'nin İstanbul Konsolosluğuna giderek Türkiye'de güvenlik sorunları hakkında sunum yapıyor. FETÖ yapılanması zamanla hedefleri uğruna dış ağların içine sızarken aynı dış güçler FETÖ ve FETÖ üzerinden Türkiye'nin en hassas alanlarına sızmakla kalmadılar "koloniler" inşa ettiler.
İRADEYİ VE BİREYİ YOKEDEN BİR LİDER SİSTEMİ
-Nasıl bu kadar güçlendiler?
İç eğitim ve bu eğitimde yetiştirilen "tek-tip şakirt modeli" hareketin güçlenmesi ve örgütlenme yapısını anlamak için önemli. Bu çok küçük yaşta başlıyor ve bu insanlara "ikili hayat" tarzlı bir yaşam öğretiliyor. Yani, hem hoşgörülü hem de gaddar; hem şefkatli hem de zalim; hem ümmetçi hem de sadece FETÖ eksenli düşünen şakirtler. Hem içki içecek hem de dini bir cemaatin unsuru olarak tam Müslüman olduğuna inanacak. Burada gardolopcı Müslüman tipi var. Yerine göre ve gerekiyorsa içki içecek veya eşi gerekiyorsa bikini giyecek. Kısacası, kamu alanında modern ve laik bir imaj çizerken aslında aidiyet olarak ordu mensubu değil abilerin kontrolünde "asker elbiseli bir şakirt" var. Bu arada iktidarı ele geçirmek için tüm araçlar meşru görülmeye başlanmış. Şakirtin temel hedefi FETÖ elemanı olarak verilen görevi yapmak. İradelerini yok eden; egoyu silen ve yerine lider ve liderin belirlediği hedefleri amaç edinen ve tedbir endişesiyle şekillenen din kaynaklı siyasi-sosyal bir yapı bu. Bu yapının ana taşları aynı olsa da inşa edilen yapının sıvası sürekli koşullara göre yenilenebiliyor.

MASONLUK, OPUS DEİ VE SCIENTOLOGY'Yİ BİLMEDEN FETÖ ANLAŞILAMAZ
-Dünyada FETÖ benzeri yapılar var mı?
Gülen hareketi klasik bir dini hareket değil. ABD'deki Scientology veya Opus Dei veya Masonik ağlar bu yapıya çok benziyor. FETÖ'yü anlamak için bunları bilmek gerekir. Gizlilik prensibi, erkek egemen yapısı, dışarıya güvenilmemesi, "tedbir" esasında hareket edilmesi, en mahrem işlerin kendi aralarında halledilmesi, parasal ilişkileri, istihbarat yapısına benzer çalışmaları, insanları yerine göre tehdit etmeleri, soru çalmaları, evrak düzenlemeleri ve kendi adamlarının yükselmesi için diğer insanlara iftira atılması ve yargıyı topyekun kontrol etmeleri ekseninden bakınca dünyada böyle bir hareket yok. Gülen hareketi 2007'den sonra ve özellikle de 2010 Anayasa referandumundan sonra tamamen siyasi bir örgüte dönüştü. Masonik yapılardan da esinlendiğini görüyoruz. Mesela P2 Mason locası ile çok benzerlikler gösteriyor. Sızma yöntemleri ve daha sonra devletin yaptığı operasyonlar da FETÖ ve P2 mason locasının birbirine çok benzediğini gösteriyor. Çok farklı eylem alanları var ama temel hedefi güç ve iktidar.
FETÖ, HALKI İKNA EDEMEYECEĞİNİ BİLDİĞİ İÇİN SİYASİ PARTİ KURMADI
-Örgütün baştan bu yana güç ve iktidara koştuğunu söylediniz. Peki bunu ele geçirmek için illegal yöntemlere ne zaman başvurdu?
FETÖ'nün en başarısız olduğu alan sivil toplumdur. Devleti ele geçirmek kolay ama sivil toplumu ele geçirmek zor. Sivil toplumu ancak devleti ele geçirince kontrol edeceğini hesapladı. Devlet desteğini almak için her zaman devletçi göründü ve devletin ihtiyaçlarına göre şekil aldı. Siyasette bağımsız bir parti kurma yöntemini tercih etmedi ve var olan partileri kullanarak devlete sızmaya çalıştı. Çünkü halkı ikna etmek ve oy istemek zordur. Siyaseti medya, eğitim, polis ve yargı ile kontrol etmeye çalıştı ve başardı da. Bence Gülen'in hedefi siyasi partilerle değil de bürokraside kurduğu hakimiyetle devleti kontrol etmekti. Polis gücünü ele geçirince yargıyı ele aldı ve yargıdaki hakimiyeti sağlayınca bu ikisinin verdiği destekle orduya yöneldi. Tabi, Gülen bu süreçte enformasyona yani medyaya önem verdiler. Üçüncü hedefi finans sektörüydü. Parayı yönetmezlerse gücü kontrol edemeyeceklerini biliyorlardı. Belli alanları ele geçirince, dahası işgal edince orada bir arınma politikası uyguladı. Yani kendisi gibi düşünmeyenleri o kurumlardan bir şekilde tasfiye etti.

ANA KARARGAH ANKARA POLİS AKADEMİSİYDİ
-En güçlü olduğu alan neresiydi?
40 yılda hiç ummadığı alanları ele geçirdi. Karargahı da Ankara'daki polis akademisiydi. Polis akademisine girerek kriminal birçok işe bulaştı. Yasadışı dinlemeler, kasetler, kumpaslar her buralarda hazırlandı. Çünkü FETÖ'cü polislerin kafası böyle çalışıyordu. Gülen ise büyük amaçlar için her türlü araç meşrudur ilkesini şiar edindiği 15 Temmuz darbesi ve sonrasında gördük. En iyi sonuçları polis akademisinde kurulan kumpaslarda alsa da aslında farkında olmadan kendi sonunu hazırladı. Polis Akademi ve buradaki akademisyenlerin yön vermesiyle hareket dönüşüme uğradı ve FETÖ'laşma süreci başladı.
ERDOĞAN OLMASA FETÖ'NÜN BELİNİ KİMSE KIRAMAZDI!
-Devleti ele geçirme girişimi Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan geri döndü. Belki de dirayetli bir lider olmasaydı belki de başarılı olacaklardı.
Kesinlikle öyle. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Aralık 2013 operasyonlarına kararlı mücadele etmesi ve özellikle 15 Temmuz esnasındaki dik duruşu FETÖ'nün belini kırdı. Tabi halk Cumhurbaşkanı'nı yalnız bırakmadı ve büyük bir direniş gösterdi. 15 Temmuz FETÖ için bir intihardı. Ama yapabilecekleri başka da bir şey yoktu. 40 yıldır büyük bir gizlilik içinde bürokrasi, iş dünyası ve medyada güçlü bir ağ kurmuşsunuz. Bu gücün getirdiği şımarıklık ile FETÖ tüm devleti kontrol etmek istedi. 2011 seçimlerinde 100 milletvekili talepleri o dönemin başbakanı olan Erdoğan tarafından reddedildi. Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan siyasi otoriteyi başka bir güçle haklı olarak paylaşmak istemiyordu. FETÖ'nun bürokraside hükümet işlerini yavaşlatmaları; 2012 MİT krizi ile Cumhurbaşkanı bu örgütünün amaçlarını daha iyi gördü. Eğer darbe yapmasalardı, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın FETÖ'ye son darbeyi vuracağını biliyorlardı. Polis ve yargıdan temizlenmişlerdi. Ellerindeki tek silah orduydu. 15 Temmuz'da harekete geçmeselerdi 30 Ağustos'ta YAŞ kararları ile hepsi ordudan atılacaktı. Ellerinde tek bir mermileri vardı ve 15 Temmuz'da o mermiyi sıktılar.

ABD VE NATO DARBEYİ BİLİYORDU
-Peki bu darbeyi dış destek olmadan gerçekleştirmeleri mümkün mü?
Bu darbeyi FETÖ gerçekleştirdi. Bu konuda hiçbir tartışma yok. Peki dış destek var mı? Evet 15 Temmuz'un çok ciddi bir dış ayağı var. Darbenin dış ayağı üzerine düşünmek gerekiyor. Darbeden ABD'nin haberi vardı. NATO yetkililerinin de bilgisi vardı. Zaten NATO'dan yapılan "muhataplarımız tutuklandı" açıklaması bunun bir itirafı. Ama sadece bunu ABD ile açıklamak zor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Almanya faktörlerini de unutmamak gerekir. Ama burada komploculuğa kaçarak her şeyi dış faktörlerle açıklamak Türkiye'deki siyasi analizcileri tembelliğe sürüklüyor. Onun için önceliği iç dinamiklere vermek gerekiyor.
ABD FETÖ GERÇEĞİNİ ANKARA'DAN DAHA İYİ BİLİYOR!
-ABD yönetimi 15 Temmuz ve FETÖ gerçeğini biliyor ama FETÖ okullarının ülkesinde faaliyet göstermesine izin vermeye devam ediyor.
Evet burada bir çelişki var gibi görünebilir. Ama ABD yönetimi FETÖ'yü sadece Türkiye için bir tehdit olarak görüyor. Kendisine yönelik bir tehdit gibi algılamıyor. Tekrar ediyorum: ABD yönetimi ve Pentagon 15 Temmuz darbesinin arkasında FETÖ olduğunu biliyor. Hatta Türkiye'den daha iyi biliyor. Bunu bilmek ayrı ama diplomatik dil ayrı. Elbette Türkiye'nin iddiaları karşısında ikna edilmek için veri isteyecek. Gülen'in iadesi için sunulan dosyanın içeriği çok tartışmalı. ABD'de Gülen'in faaliyetleri mercek altında. Ama ABD'deki bazı kurumlar Gülen hareketine çok yatırım yaptı. 1995'den beri ABD'de güçlenen en önemli Türk hareketiydi. Özellikle Türk devleti ile ilişkilerde Gülen hareketi önemli roller oynuyordu. Aynı zamanda Washington'a gelen Türk devlet adamlarının görüşme programlarını elçilikten daha çok Gülen hareketi düzenliyordu. ABD'de birtakım geri çekilmeler var. Ama ABD'nin FETÖ ile tamamen yollarını ayırması biraz zaman alacak.
BU DARBE DİĞERLERİ İLE KIYASLANAMAZ. AMAÇ İÇ SAVAŞTI!
-FETÖ başarılı olsaydı 16 Temmuz'da nasıl bir Türkiye'ye uyanırdık?
Bunu düşünmesi bile korkunç. 15 Temmuz darbesi başarılı olsaydı iç savaş çıkar ve Türkiye Suriye'ye dönerdi. Belki de Mısır gibi olurdu, bilemiyorum. Ama kesin olan şu. Darbe başarılı olsaydı aylar süren bir iç savaşın içerisinde bulabilirdik kendimizi. Bu darbe girişimini diğerleri ile kıyaslamamak gerekir. Çünkü karşınızda bir asker yok. Bütün kişiliğini bir lidere teslim etmiş asker kılıklı şakirtlerden oluşan bir örgüt var. Ben o yüzden 15 Temmuz'a askeri darbe demiyorum. Siviller yani FETÖ abileri bu darbede kritik rol oynadılar.
15 TEMMUZ DARBE DEĞİL FETÖ İŞGAL HAREKETİYDİ
-Biraz açar mısınız? 15 Temmuz askeri darbe değil derken neyi kastediyorsunuz?
Biz bu topraklarda birçok askeri darbe gördük. Bazılarını yakın tarih kitaplarından okuduk. Bakın 15 Temmuz darbesi kesinlikle bir askeri darbe değil. 15 Temmuz sivil FETÖ'cü imamların kurguladıkları bir darbeydi. Asker kılıklı FETÖ'cülerin yaptığı bir kalkışmaydı. Bunlarda en ufak bir acıma yoktur. FETÖ'nün geleceği için ülkenin geleceğini hiç acımadan ateşe attılar. Orduyu darma dağan ettiler. Bu yüzden 15 Temmuz bir askeri darbe değildi diyorum. Peki ne oldu? Siyasi-ekonomik güce sahip, gizlilik esasında şekillenen yapının devleti ele geçirme projesine direnen Cumhurbaşkanı'nı yok etmek için girişilmiş bir kalkışmaydı. Yıpranan da TSK oldu. Bu konuda çok dikkatli olmamız lazım. Balyoz ve Ergenekon sürecinde yıpranan ordunun psikolojisi daha fazla bozulmamalı.
DARBE PLANI GÜZELDİ AMA ERDOĞAN VE HALKI UNUTTULAR
-Polisi, yargıyı, bürokrasiye ve TSK'yı ele geçiren FETÖ, 15 Temmuz'da neden başarısız oldu?
Cumhurbaşkanı ve halkı göz önünde bulundurmadılar. Siyasetin ve halkın direneceğini gözardı ederek bir darbe planı yaptılar. Cumhurbaşkanı'na suikast başarılı olsaydı ve darbe gece 3'te gerçekleştirilebilseydi bugün bambaşka şeyler konuşuyor olacaktık. Ama kader onlara bu izni vermedi. 16 Temmuz sabahı Gülen örgütünün Türkiye'deki son günü oldu.
YURTDIŞINDA FETÖ-PKK-ASALA İTTİFAKI VAR
-Yurtdışındaki FETÖ firarilerini gözlemleme imkanınız oldu mu?
Çok zor şartlar altında yaşayanlar da var California'ya gidip ciddi yatırımlar yapanlar da var. Dış destekle bir mutasyona uğrayan bir diaspora hareketine dönüşüyor. Yurtdışında özellikle Türkiye karşıtı ülkelerde daha rahat hareket ediyor. Türkiye'ye istediklerini söyleyemeyenler bunları FETÖ üyelerine söyletiyorlar. Yani örgüt ile Türkiye karşıtı ülkeler birbirini kullanıyor. ASALA, PKK ve FETÖ üçlüsü arasında ciddi ittifak var. Kısacası, aşırı milliyetçi Ermeni teşkilatları, PKK ve FETÖ artık ortak hareket ediyor ve Türkiye'yi seven insanlara ve kurumlara karşı bu ucu ortak hareket ediyor.
GÜLEN ÖLMEDEN MADDİ BAĞIMLILIĞI OLANLAR ÇÖZÜLMEZ
Sizce ne yapmalı?
İlk önce suçlu ve suçsuz ayrımı yapılmalı. Adalet çok hassas çalışmalı. Bazı kişilerin bu ortamı fırsat bilerek masum insanları düşman edinmemek lazım. Gülen hareketine mensup ailelerin 2000 civarında çocuğu ABD'de eğitim görüyor. Nasıl olur bilmiyorum ama bunları da bir şekilde kazanmak gerekir. Bazıları durumdan sonradan haberdar oldu. FETÖ üyeleri giderek Türkiye ile bağlarını koparmış görünüyor. Haklarında tutuklama kararı var. Belki de vatandaşlıktan da çıkarılacaklar. Aileleri ile ilişkileri büyük ölçüde koptu. Fethullah Gülen'in ölümünden önce maddi bağımlılığı olan örgüt üyelerinin kolay kolay kopacağını düşünmüyorum. Gülen öldükten sonra diğer kapalı topluluklarda olduğu gibi FETÖ'de de hızlı bir çözülme görülecektir. Onun için değişik stratejiler lazım. Ülke içinde FETÖ yapısına karşı kullanılan dil ile dışardaki farklı olmalı.
FETULLAH'IN BİR GÜN PKK VE ASALA'YI DESTEKLEYECEĞİNİ KİM TAHMİN EDERDİ?
-Fethullah Gülen'in ölümünden sonra dış güçler için FETÖ kullanılabilir bir örgüt olmaktan çıkar mı?
Ermeni örgütler, PKK ve FETÖ birbirinden kopuk yapılar değil. Dünyanın birçok ülkesinde bu 3 örgüt birlikte hareket ediyor. Washington'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı bu üç örgüt protesto etmişti. FETÖ 1915 olayları ile ilgili olarak Ermenilere tam destek verdi. Aynı desteği PKK'dan da esirgemedi. Kim derdi ki Fethullahçılar gün gelecek Asala ve PKK ile birlikte hareket edecek? Bunu da gizlemeden açık açık yapıyorlar. Sosyal medyada FETÖ'nün ileri gelen isimleri tweetler atarak bu desteklerini açıklıyorlar. Hatta Ermeni iddialarına karşı büyük mücadele veren Amerikalı Türkler ve dernekleri bu üçü tarafından saldırı altında. Örneğin Ermeni iddialarına karşı en büyük mücadeleyi veren Yalçın Ayaslı bugün bu yapılarca hedef haline getirilmiş durumda.
ÖRGÜT ÖZELEŞTİRİ YAPMAKTAN KORKUYOR ÇÜNKÜ…
-Bu kadar ihanet yaşandı. Özeleştiri yapan hiç örgüt üyesine rastlamadınız mı?
Bu yapılarda özeleştiri zordur. Sorgulamaya başlarsan inancını yitirirsin ve dışlanırsın. Mesela Zaman ABD sorumlusu Ali Arsan bir tweet attı. Soruları çalanlar gitsin hesap versinler dedi. Gerekirse Gülen de yargılansın dedi. Hemen susturdular. Maddi bağımlılığı olan beyaz yakalı FETÖ'cüler için burası bir ekmek kapısı. Hala ABD ve AB ülkelerinde ciddi yatırımları var ve orada çalışabiliyorlar. İkincisi ise bunlarda çok ciddi bir zihin yıkama var. Çok küçük yaşta beyinleri yıkanıyor. Küçük yaştan itibaren Gülen'i bir kurtarıcı olarak görüyorlar. Kurtarıcıyı terk etmek çok zor. Üçüncüsü ise korkuyorlar. Birey olurlarsa kaybolup gideceklerini düşünüyorlar. Mesela koca generallerin verdikleri mahkeme ifadelerine bakın. Hepsi örgüt ağzı ile aynı ifadeyi veriyorlar. Nazi generalleri de müebbet cezası almadan önce böyle ifadeler vermişlerdi. Kendilerini değil örgütlerini koruyorlar. Kendilerince büyük davaları uğruna ömürlerinin geri kalan kısmını cezaevinde geçirmeyi göze alıyorlar. Bir başka faktör ise korkuları var. Örgütün kendilerine kötülük yapmasından korkuyorlar. Bütün bu ihtimaller bir araya gelince maddi bağımlılığı olan FETÖ'cülerin örgütten ayrılması zorlaşıyor. Bu konuda üniversitelerimizi büyük görev düşüyor.
ÜNİVERSİTELER FETÖ KONUSUNDA CİDDİ ÇALIŞMA YAPMIYOR
-Üniversiteler FETÖ ile mücadelede ne yapabilir?
Yurtdışında FETÖ ile mücadele etmek zor bir süreçtir. Devlet üniversitelerinde FETÖ hakkında kaç çalışma yazıldı, kaç rapor hazırlandı, kaç sempozyum düzenlendi. FETÖ gibi sosyolojik bir olay üniversitelerin konusu değil mi? Üniversitelerden doğan boşluğu SETA dolduruyor. SETA dışında bu konuda akademik çalışma yapan yok. Sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sorunu ve davası değil bu. Bütün Türkiye'nin konusu olmalı.
CHP BENİM İÇİN BÜYÜK HAYAL KIRIKLIĞI
-FETÖ ile mücadele CHP'nin görevi değil mi?
CHP konusu tam bir hayal kırıklığı benim için. Cumhurbaşkanı'na olan düşmanlıkları CHP'nin gözünü kör etti. FETÖ'ye destek vermelerini ben başka türlü açıklayamıyorum. 15 Temmuz ile ilgili bir sayfa rapor bile hazırlayamadılar. CHP'nin içinde şu anda FETÖ yapılanmasının kırpıntıları var. Milletvekili, danışman ve yerel yönetimler düzeyinde var. FETÖ'den aldıkları dosyaları kullanarak 17/25 Aralık sürecinde siyasi üstünlük sağlayabileceklerini düşündüler. CHP zavallı bir durumda. Bugün CHP'nin geldiği nokta çok üzücü. Bu yürüyüşün çıkış noktasına bakın. MİT Tırları davası gibi FETÖ ile sembolleşen bir davadan sonra adalet yürüyüşü başlatılması bile FETÖ'nün içinde bulunduğu kafa karışıklığını ortaya koyuyor. Keşke 15 Temmuz'un yıldönümünde FETÖ darbesine karşı demokrasi için yürüyebilselerdi. Ama CHP tam tersini yaptı. Ben CHP tabanının da FETÖ ve HDP siyaseti ile birlikte hareket eden Kılıçdaroğlu'ndan çok memnun olmadığını düşünüyorum.
DARBENİN ARKASINDA BİR KOALİSYON DEĞİL FETÖ VAR
Yayın aşamasında olan ve 15 Temmuz darbesi ve FETÖ konulu "Turkey's coup and the Gulen Movement: Piety to Violence" kitabinizdan bahseder misiniz?
Amerikalı işadamı Yalçin Ayaşlı beyin desteklediği ve yönlendirdiği Turkish Coalition of America 2007 yılından beri University of Utah'daki Türkiye üzerine çalışmalar yapıyor. Ermeni sorununda en ciddi ve bilimsel çalışmaları bu destekle yaptık. 2015 sonrasındaki projelerimiz daha çok 19 yüzyıl Rusya'daki Türk-Müslüman toplulukları üzerine. Tabi Türkiye'nin daha iyi anlaşılması ve anlatılması bu projenin ana amacı. İşte bu eksende 15 Temmuz darbesi sonrası, Gülen, Gülen Hareketi, Hizmet Hareketi, ve FETÖ olarak adlandıracağımız konularda çalışma yapan ve kitap yayınlayan 23 uluslararası uzmanı University of Utah'a çalıştay'a taya çağırdık. İki gün suren tartışmalar ışığında FETÖ yapılanması ve bu yapının darbedeki rolü ele alindi.
Ne gibi sonuçlara vardınız?
Toplantıda üç ana tartışma konusu belirdi: Gülen hareketinin özünde, yani kuruluşunda, şiddet veya amaç için şiddeti meşru gören bir normative kodu var mıydı? İkinci soru kümesi ise daha çok Gülen hareketinin yapısı ve lider kadrosuyla ilgiliydi. Üçüncü soru ve konu kümesi ise darbe ve darbedeki rolü oldu.
Bir başka konu ise darbenin ordu içinde bulunan fraksiyonların bir araya gelmesiyle kurulan bir koalisyonun isi olduğu yönündeki tez. Akademisyenlerin vardığı sonuca göre güvenlik açısından bu kadar hassas bir konuda FETÖ'cülerin kesinlikle başka gruplarla çalışmayacağını ve onlara güvenmeyeceğini belirttiler ve bunun bir koalisyon isi değil tamamen FETÖ yapısını işi olduğu üzerinde uzlaşma var.
TÜRKİYE'NİN ABD'DE LOBİ FAALİYETLERİNE YÜKLENMESİ GEREKİR
15 Temmuz darbesi Türk-Amerikan ilişkilerini nasıl etkiledi? Sizce Türk-Amerikan iliskileri Trump döneminde nasıl bir yol izleyecek?
Türk-Amerikan ilişkilerinin dayanağı ekonomi veya kültürel ilişkiler değil daha cok güvenlik eksenli oldu. Dahası, ABD-Türkiye ilişkileri askeri ilişkilerin ötesine geçmedi. Son yıllarda ABD'deki Türk toplumu bir takım girişimlerle askeri ilişkilerin ötesinde sosyal, kültürel ve ekonomik ilişkilere vurgu yapan calışmalara girişti. Bunun en iyi örneği Turkish Coalition of America oldu. Türkiye'nin daha iyi tanıtılması için Amerikalı öğretmenlerin Türkiye konusunda eğitilmesi, Türk tarihi ve kültürü konusunda burslar verilmesi, ve tabi en önemlisi ABD'deki siyasi elitlerin Türkiye konusunda eğitilmesi için Türkiye'yi ziyaret etmelerinin sağlanması oldu. Bence artık lobi çalışmalarını tek başına bir şirkete vermek doğru değil. Amerikalı Türklerin lobi faaliyetlerini yüklenmesi gerekiyor. Tabi, Türkiye Cumhuriyeti devleti ile koordineli bir şekilde bunun yürütülmesi şart. Trump ne yazık ki yalnız bir adam ve ABD kurumlarının güvenmediği bir başkan. Onun icin Türkiye'nin başkan dışında kongre ve senato ile ilişkilerini geliştirmesi şart.

28 Aralık 2015 Pazartesi

Türk müzisyenin ABD’de büyük başarısı






New York’ta yetenekli genç sanatçıların katıldığı beste ve vokal yarışmasının önceki gün canlı olarak yayınlanan bölümünde yarışan Türk sanatçı Sinem Saniye, kazandığı birincilik ödülüyle yarışmanın finallerine kalma yolunda önemli bir avantaj elde etmiş oldu.

Tanınmış sunucu Ernie Anasties’in sunduğu yarışmada, dört jüri üyesinin ikisinden 10’ar puan, diğer ikisinde de 9’ar puan alan Sinem Saniye’nin sesini, Amy Winehouse’a benzeten jüri üyeleri Türk sanatçının yarışmadaki performansıyla ilgili övgü dolu sözcükler kullandılar.

Yarışmanın eleme bölümünde jürinin oylarıyla kazandığı  ‘Star’ ödülüyle yarışmanın bundan sonraki bölümlerine de katılma hakkı elde eden Sinem Saniye’nin ‘Star Of The Day’ yarışmasının finallerine katılabilmesi için internet ve sosyal medya üzerinden yapılan halk oylamasından da yeterli oyu alması gerekiyor.

Final için destek istedi

Yarışma sonrasında Amerika’nın Sesi’ne konuşan Sinem Saniye, yarışmanın finaline kalabilmesi için internet ve sosyal medya aracılığıyla başlayan oylamada destek beklediğini söyledi. Sinem Saniye, yarışmaya katılmasının perde arkasını da şöyle anlattı: “Efsanevi sunucu Ernie Anasties’ in sunduğu programa katılmam için beni aradılar,’ New York’un en yetenekli sanatçılarını arıyoruz. Bize şarkılarınızı gönderin’ dediler. Biz de bestemi Fox TV ye gönderdik, prodüktörler dinlemiş, çok beğenmişler. ’Bu kız mutlaka yarışmaya katılmalı demişler’ Çok rekabetin olduğu bir yarışma ‘American Idol’ a katılan birçok sanatçı da bu yarışmaya katılmak istedi ve müziklerini gönderdiler. Çok üst düzey ve yetenekli sanatçılar başvurdu. Her hafta ayrı bir bölüm yapılıyor. Üç yarışmacı yarışıyor. Bu bir beste yarışması değil,  ‘American Idol ‘ gibi bir vokal yarışması. Yarışmaya katılan sanatçılar bilinen ve tanınan şarkıları seslendiriyor aslında. Sadece bir ses  yarışması bu.”

Risk alıp kendi bestemle katıldım

Yarışmanın aslında bir vokal yarışması olduğunu belirten Sinem Saniye, “Ama ben değişik bir şey yapmak istedim. Besteci olduğum için yarışmada kendi bestemi sunmaya karar verdim. 2016 da çıkacak albümümde yer alan, hem de bu bestemi çok sevdiğim için  ‘Love me, Love me, Love me’ ile katılma kararı aldım. Bu yarışmada bunu yapan sadece üç kişi dört kişi olmuş şimdiye kadar. Diğer herkes başkalarının tanınmış besteleriyle katılmış yarışmaya. Prodüktörler baştan da bize söylediler, ‘Bilinmeyen ve tanınmamış bir besteyle jürinin karşısına çıkmak çok büyük bir risk olur, yeni bir beste jürinin kulağına çok yabancı gelir dikkatli olun’  diye bizi uyardılar. Ben de bu riski aldım, bu uyarıya rağmen kendi bestemle katılmak istedim yarışmaya. Tabi ki çok heyecanlıydım, aldığım riski de biliyordum. Ama kesinlikle başkasının şarkısını söyleyemezdim. Kalbimde olan bestecilik duygusu ve sevgisi hiç bir zaman bitmez. Sıfırdan bir şey yaratmak benim için en büyük zevk. Benimle yarışan diğer iki kişi de kendi besteleriyle yarıştılar sanırım özellikle bizi aynı bölümde özellikle  yarıştırdılar. Bu aşamadan sonra yarışma bölümünü kazanıp yıldızını alan sanatçılar için yarışma orada bitmiyor. Finallere kalmak için halkın oylamasına başvuruluyor. İnternet üzerinden yapılan oylamada en çok oy alan sanatçı finallere kalıyor. Finallere kalan sanatçılarda yeniden birer parça seslendirecekler sahne alacaklar” dedi.

John Lennon beste yarışmasını kazandı

Sinem Saniye’nin, geçtiğimiz yıllarda Amerika’da piyasaya çıkarttığı "When I Don't Sleep " adlı ilk albümünde yer alan "Boom Sheke Nana" şarkısı uluslararası John Lennon beste yarışmasında dünya dalında birinci olmuştu. Amerika’da başarıdan başarıya koşan Türk sanatçı, beş yaşında ilk bestesini  yazmış. Profesyonel müziğe ise üniversite eğitiminden sonra adım atmış. Üniversite’de opera, şan, tonmayster, caz ve gitar eğitimi almış. Şarkıları çok sayıda ödül alan genç sanatçı müzik yaşamını şöyle anlatıyor, “Çok sayıda bestem ödül aldı. Şarkılarım Delta Hava Yolları’nda çalınmaya başladı. Los Angeles’ta otobüs ve metrolarında çalındı. MTV Türkiye'de kliplerim döndü, ve şu an bile albümdeki parçalar hala Amerika'daki büyük zincir mağazalarında, yaklaşık 2 bin 500 ayrı mekanda çalıyor. İlk albümde çok yetenekli ve başarılı bir prodüktör ile kayda girdim, Henri Scars Struck, kendisi Grammy ödüllü, harika bir insan ve çok mütevazı, onunla çalışmak büyük onurdu.”

Ünlü sanatçılara beste

Sinem Saniye’nin bestelerini pek çok ünlü sanatçı da seslendiriyor. Beste çalışmalarını şöyle anlatıyor; “Bu son çalışma dönemimde şarkılarımın çoğunu Los Angeles'ta besteledim. Başarılı ve ünlü prodüktör Mikal Blue ile çalışıyorum. California'da uzun aylar geçirdim. Sadece kendi projem için değil başka sanatçılar için besteler yaptım orada. Justin Bieber’ in prodüktörü Rodney Jerkins’e bir beste verdik. Rihanna, Sophie Rose, Alex G, diğer sanatçılara besteler verdim. Alex G ile başarılı olduk, beraber bestelediğimiz bir şarkı Amerika'da Disney Radyo ve ABC Family kanalında yayınlanan favori şarkılardan biri oldu. Hepimiz çok mutlu olduk. Emek verdiğimiz bir eseri insanlarla paylaşabilmek en büyük onur ve mutluluktur benim için. Kendim için bu ikinci albümle hedeflerim aynı şekilde daha çok paylaşabilmek.  Dinleyicilere etkileyebilmek mutlu edebilmek tüm ödüllerden daha önemli benim için. İlk single’ım "Man Outta You" için klip çektik ve dört gözle sizlerle paylaşmak için hazırlanıyoruz. Hatta onun reklam kliplerini de çektik, çok yetenekli genç bir yönetmen ile, Şerife Potuk. Türklerle çalışmayı severim.”

‘İki Türk Amerikan müzik tarihini değiştirdi’

Hayranı olduğu Ahmet Ertegün ve Arif Mardin’in Amerika’da müziğin tarihini değiştirdiğini vurgulayan Sinem Saniye şöyle devam ediyor: “Amerika'da çok çeşitli müzik var. Tüm dünyaya yayılan müzik tarzların çoğu zaten Amerika'dan çıkmış. Caz ve Blues, Amerika’nın güneyinde New Orleans'ta  doğmuş. Bu müzikler de bizim rahmetliAhmet Ertegün ve rahmetli Arif Mardin beyleri çok etkilemiş. Belgesellerini izlerseniz, Amerika'da doğan caz müziğinden etkilenip, ilham alıp müzik sektörüne girmişler ve böylece iki Türk efsane bir şekilde Amerikan müzik tarihini değiştirdiler. Bu çok gurur verici bir şey ve beni de çok etkiliyor ve duygulandırıyor. Türkiye’de gidiyorum, hem ailemi ve arkadaşlarımı görmek için hem de müzik işleri için. GND Music adlı bir şirket ile çalışıyorum, menajerim Serkan Gündüzlü ile beraber çalışmalara başladık. Yeni çıkacak olan albümün için geçen yaz Türkiye’de çekimler yaptık.”

2016’da yeni albüm

Sinem Saniye, şimdi ise Amerika’da piyasaya çıkaracağı ikinci albümü için kolları sıvamış. 2016 yılında piyasaya çıkaracağı  yeni albümüyle ilgili de şunları söylüyor,  “Fransız prodüktör Henri Scars Struck ile yaptığım birinci albümümde, dünya müziği, pop karışımı, çok azda caz ve Türk esintiler vardı.  İkinci albüm  tamamen Pop tarzı. Parçalar daha hareketli, oynak, muzip, ve şakacı. Birinci albümüm de  içimi döküyorum, çocukluğumu anlatıyordum. Bebekken babamı kaybettim, onun yokluğunun acısını anlatıyordum. İkinci albüm az bile olsa üzüntülü ve ciddi olsun istemedim. Yeni albümünde babamın çocuksu taraflarını canlandırıyorum. Artık onu mutlu bir şekilde anmak istiyorum ve bu 2016'da çıkacak olan albümde daha çok ikimizin de paylaştığı ortak kişiliğimizi göstermek istiyorum. O da muziplik işte, çocuksuluk, biraz inatçılık, eğlence, yaramazlık, şakacılık ve oyun sevdası. Onun için adını "Let's Play" (Hadi Oynayalım) koymaya karar verdim.”

7 Mayıs 2015 Perşembe

İçimizdeki Irlandalilar

Gelin bugün daldan dala atlayıp gidelim… Gözüme takılan çok şey var! Kısa adımlarla ilerleyelim ki hiç birini atlamayalım… Önce BBC'den bir NOT! Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan, "Suriye ittifakı" kurdu. Hedef Esad'ı devirmek. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ın bu ortaklıkları İngiltere ve ABD'de büyük rahatsızlık yarattı. Bu üç ülke Suriye'de bir zafer kazanırsa, bölgenin en güçlü 3 ülkesi olur. Ancak kazanamazsa, IŞIDbu üç ülkede büyük problemlere yol açar!
Ne diyor adamlar: Kazanırsanız ne ala; yok kaybederseniz başınıza gelecekler var!ASALA'dan sonra PKK başladıysa şimdi de PKK'dan sonra IŞİD mi başlayacaktı? Müslüman görünümlü İngilizler sınıra mı dayanacaktı?
Peki IŞİD demişken devam edelim… Açıyı genişleterek tabii… Daha önce yazmıştım! Türkiye'de çok kişi bilmez ama önemli bir şahsiyettir! Geleneksel Henry R. Kravis Sivil Toplum Kuruluşu Liderlik Ödülü gecesi, çok özel bir toplantı olarak tarihe geçti. Kravis dağıttığı ödüllerin dışında 2014'ün en başarılı işadamı olarak gösterildi! 120 ülkede 500 milyar doların üzerinde YATIRIMI olduğu için haklı olarak büyük alkış aldı! Hatta Kravis'in 20'li yaşlarda 1 DOLARININ bile olmadığı özellikle vurgulandı! Garip değil mi? Soros gibi mi ne! Çulsuz milyarder! Nasıl oluyordu bu işler!
Neyse Kravis'ten devam edelim… Irak şu an dünyanın MERKEZİ!
Herkesin bakışı böyle! Maliki, Barzani'ye söz geçiremediği için IŞİD ortaya çıktı! Daha doğrusu çıkarıldı!
Ankara-Erbil anlaşması olmasaydı asla ve kat'a IŞİD olmazdı! Peki IŞİD'i kim kurdu?CIA'dan sözde bir skandalla ayrılmak zorunda kalan ÇUVALCI PAŞA! Yani David Petraeus!
Petraeus istifa ettikten sonra KKR'de işbaşı yaptı!
Üniversitede hocalığa başladı! Bunlar kalkandı, zırhtı!
Asıl işi IŞİD'i kurmak ve yönetmekti!
Bunu da hapishaneden kaçırdığı BAĞDADİ ile başardı! Bütün bunlar olurken KRAVİSyani Petraeus'un patronu devredeydi!
Çünkü Kravis herkesten önce ANKARA'nın çok daha fazla ileriye gideceğini gördü!
Frenlemek için bölgeye indi! Arkasındaki güçle tabii! Obama'ya da büyük baskı yapacak bir isimdi!
Sadece Amerika'da değil BOĞAZ'da da çok güçlüydü! GEZİ olaylarına destek verenFORBES'taki 30 Türk'ün de arkadaşıydı!
Geldiği zaman REZERVASYON yapılmasına rağmen hiç otelde kalmaz BOĞAZ'da sabahlardı!
Boğaz'da kendisini ağırlamak için sıraya girenler vardı!
Yalılardan çıkmazdı yani! Başkan Obama'nın, Erdoğan'a olan yakınlığını hiç onaylamadı!
Bunu Obama'nın yüzüne söyledi!
Obama gereken cevabı verdi! Verdi ama ne oldu?
Sadece 1 gün sonra, ABD Adalet Bakanlığı'nın 2012'de AP gazetecilerine ve bürolarına ait 20 telefon hattını dinlediği skandalı patladı! Nereye gelecektik sahi? Haa "Türkiye, Katar ve Suudlar başarısız olursa IŞİD hedef olarak Türkiye'ye yönelir" diyen kimdi! Anladınız değil mi! MALUM İTTİFAK İŞ BAŞINDA! Daldan dala dedim ya… Devam… ABD Dışişleri Bakanı John Kerry üç saatliğine SOMALİ'ye gitti! Oradaki gücü elinde bulunduranlarla oturup konuştu ve ardından da ayrıldı! Erdoğan Somali'ye gittiğinde"Orada ne işimiz var!" diyenler bakalım bu ziyareti nasıl değerlendirecek! Osmanlı donanmasının en son kapısına bizim mi, ABD'nin mi gitmesi daha anlamlı ve makul!
Gidemediğin yer senin değildi! Bir de bizim içerideki YABANCILAR bunu anlasa!
Son günlerde tesadüf müdür nedir bilemedim malum yapı ile çok sıkı iş tutan birkaç isimle yanyana olduk!
Bu konulara girmek istemesem de yanımdakiler çok iştahlı olduğu için kendimi tam"merkezde" buldum!
Özellikle bir isim nedense çok açık ve net konuşuyor adeta Pensilvanya'yı topa tutuyordu!
Bana çok ilginç geldi!
Daha düne kadar UÇAKLA pardon özel uçaklarla oralara gidip geliyorlardı!
Şimdi Pensilvanya'nın arkasından ileri geri konuşuyorlardı!
Katılmak istemediğim sohbetin bir yerinde "Peki siz …. …. ….. hep birlikte gittiniz! Şimdi niçin böyle uzaklaşmış gibi konuşuyorsunuz?
Gerçekten koptunuz mu?" 
diye sordum!
Sanki bu soruyu bekliyormuş gibi hemen cevap verdi: Tabii ki koptum!
Bırakın artık oraya gitmeyi ARAYAN ABİ'lerin telefonuna çıkmıyorum!
Sadece ben değil pek çok arkadaşım böyle! Telefon numarasını değiştiren bile var! Zaten içerideki çözülme bildiğiniz gibi değil! İnanın belki en son çıkanlardan biri biziz!
İnsanların hemen farklı bir maske ile yoluna devam edebilmelerine şaşırdım!
Bunu görmüş olacak ki "Uzaklarda okullarda görev yapan çocuklar dışında ÇATI ÇÖKTÜ. Kimse artık birarada görülmek istemiyor. Para falan veren de kalmadı" dedi… Garip bir durum, garip bir yön değiştirme!
Sizce?
Geçtiğimiz gün Charlie Hebdo olayının bir benzeri TEKSAS'ta yaşandı! Hz. Muhammed sergisini basanların IŞİD militanı olduğu ileri sürüldü! Saldıran iki genç öldürüldü!
Kim olduklarını biz bilmiyoruz! Ama Paris'teki saldırının bir benzeriyle BENZER bir cevap verildi!
Kime?
Amerika'ya!
Paris'te de, Dallas'ta da hep MÜSLÜMAN üzerinden kavga! Hedef Ortadoğu!
Kimin kontrol edeceğinin savaşı bu!
Ama bu saldırı önemli! Çünkü IŞİD tabelası ilk kez ABD'ye girdi!
Daha büyük bir saldırı olursa ABD'nin canı yanar ve bölge politikalarını gözden geçirmek zorunda kalır! Sanki buraya doğru gidiyor olay! Biri Amerika'yı can evinden vuracak gibi! Ve kesinlikle saldıranlar MÜSLÜMAN(!) olacak!
Ve unutmayın Yemen, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Irak, Libya yani Müslüman dünya huzur bulamıyor!
Kimin eseri bu? Belli değil mi! Ne dersiniz?
HSBC Brezilya, Amerika, Meksika ve Türkiye'den çıkma kararı aldı ama açıklayamıyor!"Çıkacağız gibi!" yaparak "daha belli" değil deniyor!
Zorlandığı ve takip edildiği yerlerden gitme peşindeler!
Dünya para akışını kontrol eden güçlerden biri ola HSBC'nin Londra'dan bile çekilmek istemesi ayrı bir konu!
İngilizler'in KALESİ gibi duran yapının geri adım atması KARLAZARARLA ilişkili değil! Siyasi!
Daha önce İNGİLİZ FİNANS İMPARATORLUĞUNUN çekirge sürüsü gibi talan ettiği yerlerden "Çekiliyoruz!" demesi mağlubiyet işareti!
Gerçek bu!
Bir de bir dostum malum yapıyla ilgili bir başka iddia dile getirdi!
İstanbul'daki büyük şirketlerin belli organizasyonlardan ÇALIŞAN talep ettiği ve pek çok önemli şirketin bu şekilde yetişmiş personel bulduğunu anlattı! İsim isim… "Peki şimdi de böyle mi?" diye sordum! Cevap gecikmedi: Şimdi FATİH ÜNİVERSİTESİ veKOLEJİ çıkışlı kim varsa görüşmeye bile almıyorlar! Daha düne kadar YETER ve GEÇER ŞART olan bu diplomalara şimdi bakan yok!
Malum yapı umarım "Boğaz'dan dost" olmayacağını anlamıştır! Olan yine gençlere oldu! En masum olanlara yani! SON NOT! Barzani, Amerika'da Obama'nın karşısında! Fotoğrafa bakın yorumu yapın! Bir de masadakilere dikkat edin!
Bakalım ne sonuca varacaksınız!

26 Şubat 2015 Perşembe

Dais kim,isis kim?

Bir Ürdünlü Pilot'un kafasını kestiler.
Kamera eşliğinde hem de. Ürdün Kralı'nı delirttiler, ülkeyi ayağa kaldırdılar. Ürdün gitti, ne kadar savaş uçağı varsa havalandırdı.
Depolarındaki tüm bombaları IŞİD'in üzerine yağdırdı. Ürdün Kralı "Tüm ülke nüfusu bitene kadar IŞİD'le savaşacağım" diye dünyaya haykırdı. Bir pilotun kafasını keserek Ürdün'ü savaşa soktular.
Müthiş bir ÜST AKIL şeytana pabucunu ters giydirecek bir oyun oynuyordu.
Derken 21 Mısırlı'yı kameralar önünde kesip servis etti IŞİD.
SİSİ, ABD'den yaptığı darbenin mükafatı olarak aldığı tüm bombaları IŞİD'in üzerine yağdırdı uçaklarla. Mısır da balıklama atlayıp "Savaş'ta ben de varım" dedi. Oh oh çok iyi idi. Nasılsa Afrika ülkelerinde, Libya'da IŞİD yeni kazanımlar, yeni savaşçılar elde ediyordu. Ortadoğu'daki savaşın boyutlarını büyütmek, kan gölünü KAN DENİZİ'ne çevirmek her geçen dakika kolaylaşıyordu.
Bir provokasyon ile Müslümanlar'ın Müslümanlar'ı boğazlayarak toprak altına gönderme OPERASYONU en şiddetli versiyonuyla sahne almaya hazırlanıyordu.
Bakın o ÜST AKIL'a çalışan tetikçiler nasıl karşımıza çıkıyordu? Yer Irak'ın Basra kenti. Körfez Savaşı'ndan sonra İngilizler'in kontrolüne giren şehir. Sakallı, cüppeli iki kişinin tuhaf hareketleri dikkat çekiyor. Basra polisi sakallı-cüppeli bu iki kişiyi gözaltına alınca korkunç bir gerçekle karşılaştı.
Bombalama eylemi yapmaya hazırlanan ve sivilleri katletmeyi hedefleyen iki sakallı -cüppeli İNGİLİZ çıktı. İngiltere, iki istihbaratçısının derhal serbest bırakılmasını istedi. Kabul görmeyince Basra'daki istihbarat binasını yerle bir etti. Irak polisi iki sakallı- cüppeli İNGİLİZ'i kaçırıp hapishaneye kapattı. İngilizler tanklarla o hapishane duvarlarını yıkıp iki İngiliz bombacısını kaçırdı.
Bu arada hapishanede bulunan 150 terörist de kaçıp Suriye'ye geçti. IŞİD'in kuruluş temelleri böyle atıldı.
ABD Ulusal Güvenlik Ajansı NSA, yani askeri istihbarat subayı ve ajanı Wayne Madsen'ı Yazboz'da ağırlamıştık iki hafta önce. "Türkiye'ye Gezi ile, 17 Aralık'la operasyon yapıldı. Ancak başaramadılar. Bundan sonra Türkiye'ye yapılacak operasyon onu SURİYE'ye ÇEVİRMEKTİR" diyordu Madsen. Ve dün gelen bir haber. Irak Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Savunma Komitesi Başkanı Hakem El-Zameli, Irak güçlerince iki uçağın düşürüldüğünü tüm dünyaya ilan etti. "O iki uçak IŞİD'e silah taşıyordu"diyordu El-Zameli. Ve IŞİD'e silah taşıyan o iki uçak düşürüldüğünde yanına gittiklerinde korkunç bir gerçekle karşılaştılar. "IŞİD'e silah taşırken düşürdüğümüz iki uçak İNGİLİZ çıktı" diyordu El-Zameli. Uçaklardaki silahlar ABD, Avrupa ve İsrail yapımıydı. Aylardır hem bu köşede hem de ahaber'de YAZBOZ programında biz de zaten bunu söylüyorduk. "IŞİD'in ipleri İngilizlerin elinde. Orada MI6 da var CIA da, MOSSAD da" diyorduk.
Irak'ın Ulusal Güvenliği'nde önemli isim olan El-Zameli'nin bu açıklamaları beni hiç şaşırtmadı. İngiliz Savunma Bakanı da bir ay önce Hürriyet'e demeç vermiş,"Türkiye'nin Suriye sınırı çok büyük. Kontrolü zor.
Eğer Türkiye IŞİD ile tam teşekküllü mücadele etmezse büyük sorun yaşar" 
demişti. Yani kibarca "Suriye'ye girin, IŞİD ile savaşın yoksa üzerinize salarız" mesajıydı bu. Zor değildi bunu başarmak ŞEYTAN'ın generalleri için. Saldırtırdın Süleyman Şah Karakolu'na. Tıpkı Ürdün ve Mısır'ı delirttiğin gibi çıldırtırdın Türkiye'yi. 38 askerimizin boğazına bıçağı dayatır, Türkiye'yi ayağa kaldırtırdın. Adamlar bu işlerde oldukça uzmandı. Macaristan dönüşü Başbakan Ahmet Davutoğlu'na uçakta, "Süleyman Şah türbesi nakledilmeseydi, saldırı olacağı konusunda ciddi istihbarat ve bilgi var mıydı elinizde" diye sordum.

Başbakan Davutoğlu, "Evet çok güçlü istihbarat vardı bu yönde. IŞİD kıyafeti giymiş ama o kıyafetlerin içinde başkalarının olduğu bir saldırı istihbaratı bu" dedi. Suriye de yapabilir bu tezgahı ve tabii dünyada en büyük "IŞİD terörü" yaygarası yapıp savaşmak için tek uçak kaldırmayan, meclisinden tezkere dahi çıkarmayan İngiltere de... Zaten IŞİD'e silah taşıdıkları ortaya çıktı. Süleyman Şah Türbesi'ni naklederek Türkiye, İngiliz şeytanının tezgahını parçaladı. Bizim muhalefet de o parçaların altında kaldı.
Ve bu MİLLET ilk seçimde onları HURDA'ya gönderecek. Şimdiden geçmiş olsun kafalarına düşen tezgahları göeremeyenlere!!!Tebrikler Türk askerine ve Türk GENELKURMAYI'na...

kaynak: http://www.takvim.com.tr/yazarlar/bekirhazar/2015/02/26/gecmis-olsun






Irak Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Savunma Komitesi Başkanı Hakem El-Zameli, Irak Ordusu'nun, IŞİD üyelerine silah taşıyan iki İngiliz uçağını El-Anbar bölgesinde vurarak düşürdüğünü söyledi.
El-Zameli, "Irak Parlamentosu Ulusal Güvenlik ve Savunma Komitesi, IŞİD'e silah taşırken düşürülen iki İngiliz uçağının fotoğraflarına ulaştı. Irak Parlamentosu, bu konuda Londra'dan açıklama istedi'' dedi.
ABD, İSRAİL VE AVRUPA
El-Zameli'nin açıklamaları bununla da sınırlı kalmadı. Konuyla ilgili olarak Bağdat hükümetine El-Anbar halkı ve güvenlik güçleri tarafından düzenli olarak bilgi aktarıldığını anlattı. ABD önderliğindeki koalisyon uçaklarının, IŞİD'in denetimi altında bulunan topraklara çok sayıda silah yardımı sağladığını açıkladı.
El-Zameli şunları söyledi:
"ABD, Kerbela ve Bağdat'a yakın olan El-Anbar bölgesindeki kaos ortamının sürmesini istiyor. Ayrıca IŞİD krizinin sona ermemesi için de çaba harcıyor. Koalisyon ülkeleri, ABD'nin bilgisi kapsamında IŞİD'e silah desteği veriyor. Terör örgütü IŞİD'in denetiminden kurtarılan bölgelerde de ABD, Avrupa ülkeleri ve İsrail yapımı mühimmat bulunuyor."
BAĞDADİ'NİN GEÇMİŞİ
El-Zameli'nin bu açıklamaları dünya gündemini sallarken, akıllara IŞİD'in kurucusu sayılan Ebu Bekir El Bağdadi geldi. El Bağdadi'nin Irak'ta kurulan bir Amerikan hapishanesinde kaldıktan sonra serbest bırakıldığı ve İsrail ajanı olduğu belirtildi. Koalisyon güçleri ise Kobani işgali sırasında PYD'ye göndermeleri gereken silahları ''yanlışlıkla'' IŞİD'in bulunduğu bölgere attı. Ayrıca terör örgütü IŞİD'e en çok militanın ABD ve Avrupa ülkelerinden gittiği ortaya çıktı.
ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin başlattığı bombalama operasyonları sonrasında IŞİD 6 ay içinde hakim olduğu toprağı yaklaşık 3 katına çıkarttı.



İngiliz Daily Mail gazetesi, 'Cihatçı John' lakabıyla tanınan  militanı 'nin kimliğini açıklarken, celladın çocukluk fotoğrafını yayınladı. Tüm dünyanın merak ettiği Emwazi'nin hayatına dair detaylar tek tek ortaya çıkarken Kuveyt doğumlu celladın IŞİD'e katılış sürecinde yaşananlar ise gözleri İngiliz istihbaratı 'a çevirdi. Guardian gazetesi haberinde, "IŞİD'in Londralı katili" olarak tanımladığı Emwazi'nin 2009'dan bu yana MI5'in radarında olduğunu yazdı. 

MI5'TE 5 AY EĞİTİM ALDI2012 yılına kadar Emvazi ile temasta olan İngiliz insan hakları grubu CAGE'in müdürü Asım Qureshi, yaptığı açıklamada, Emwazi'nin, MI5'ın kendisine ajanlık teklifi yaptığını anlattığını söyledi. İddiaya göre İngiliz gencin radikalleşme süreci şöyle gerçekleşti: Emwazi, üniversiteden mezun olmasının ardından 2009'da iki arkadaşıyla safari için Tanzanya'ya gitti. Ancak ülkeye girişinde gözaltına alınıp sınır dışı edildi. Tanzanya'dan'ye dönüş yolunda Amsterdam'da MI5 tarafından sorgulandı. Emwazi'nin iddiasına göre MI5 ona ajanlık yapmasını teklif etti. Teklifi reddeden Emwazi, bilgisayar şirketinde iş bulduğu Kuveyt'e yerleşti. Evlilik öncesi son hazırlıklarını tamamlamak için 2010'da vatandaşı olduğu İngiltere'ye döndüğünde Londra'da terörle mücadele ekipleri tarafından gözaltına alındı. Emwazi, Qureshi'ye yazdığı elektronik mailde İngiliz yetkililerin kendisine engel olduğunu Kuveyt'e gidemediğini iddia etti. Emwazi, durumunu çözmek için devletin her kademesine başvurdu ama yetkililerin kendisini "suça bulaştırmaya" çalıştığını belirtti. 

ADINI DEĞİŞTİRDİ VE GİTTİKuveytli bir minibüs şoförünün oğlu olan ve 1993 yılında 6 yaşındayken ailesiyle beraber İngiltere'ye gelen Emwazi'nin bu yaşananlar sonunda MI5'e katıldığı iddia edildi. İngiliz basınına göre MI5 tarafından 5 aylık eğitime tabi tutulan genç adam daha sonra "Yeterli değil" denilerek serbest bırakıldı. 'Serbest bırakılma hikayesi'nin gerçeği yansıtmadığını iddia edilen ismini vermeyen yetkililer ise Emwazi'nin bu olaydan sonra Muhammed al-Ayan adını alıp Suriye'ye gönderilerek Müslüman kimliği sayesinde IŞİD'in bölgedeki oluşumunu hızlandırdığı ve terör örgütü IŞİD'i İngiliz istihbarat servisi MI5 adına yönettiğini belirtti. Bu arada oğulları hakkında kayıp bildiriminde bulunan ve daha önce güvenlik güçlerinde oğullarının Suriye'de olduğuna dair bilgilendirilen Emwazi ailesinin de büyük bir şok içinde olduğu söylendi. 

MODERN PHILBY
Muhamed 
Emwazi isimli İngiliz vatandaşının, Kraliyet'e bağlı istihbarat servisi MI5 tarafından eğitilip Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmeye çalışan IŞİD'in önemli aktörlerinden biri haline gelmesi akıllara İngiliz  John (Muhammed) Philby'yigetirdi. Cambridge Üniversitesi'nde doğu bilimleri okuyan Philby, Arapça öğrendi ve 1915'te Türkler'e karşı savaşan Irak'a, oradan da Osmanlı İmparatorluğu'na isyan bayrağını açmış olan Şerif Hüseyin'e yardım etmesi için Arabistan'a gönderildi. Savaş yıllarını Arabistan'da geçirdi. I. Dünya Savaşı sonrası yakın dostu İbn Suud'un Hicaz'ı ele geçirip Şerif Hüseyin ve oğullarını Arap Yarımadası'ndan kovmasına yardım etti.Krallığı ilân eden İbn Suud'un en yakınlarından biri oldu. Arabistan'da yabancıların seyahat etmesine izin verilmediği için 1930'da Müslüman olup "Abdullah" adını aldı.Bütün Arabistan'ı karış karış dolaştı ve petrol şirketlerine danışmanlık yaptı. Aynı zamanda İngiliz müzelerine gönderdiği tarihî eserler sayesinde ciddî bir servet edindi. 

FUTBOL AŞIĞI CELLATLondra'da okuyan Emwazi'nin okul İngiliz ajanını, "sessiz, popüler ve futbola alakalı" bir çocuk olarak anlattı. IŞİD celladının öğretmenleri ise onun için "Çalışkan bir öğrenciden bekleyebileceğiniz her şey onda vardı" dedi