atom nokta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
atom nokta etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2014 Çarşamba

Samuel Vanunu

O bir Yahudi ailenin çocuğuydu.
İsrail'e göç ettiler.
Gelişti, palazlandı ve kendisini Dimona'daki Necef Nükleer Araştırma Merkezi'nde buldu.
Yürekten bağlı olduğu İsrail nükleer silah üretiyordu.
O da buna yardım ediyordu.
Adı Samuel Vanunu'ydu.
Zamanla vicdan azabına yakalandı Samuel.

Ortadoğu'nun gelecekte kan gölüne dönmesi demekti bu.
İsrail'i terk etti, Uzakdoğu'ya kaçtı, ismini değiştirdi.
Günün birinde yerel gazeteye "İsrail'in nükleer silahlanma girişimleri"ni ağzından kaçırdı.
Konu Avrupa basınına kadar taşındı. İngiltere'ye oradan İtalya'ya götürüldü. Gizli bir operasyonla İsrail'e kaçırıldı, yargılandı ve hapse mahkum oldu. Neden idam edilmedi sorusuna İsrailli yetkililerin verdiği cevap ilginçti; "YAHUDİ YAHUDİ'yi ÖLDÜRMEZ"Bugün baktığımızda hemen dibimizde "MÜSLÜMANIM"diyen "MÜSLÜMANIM" diyeni öldürüyor, boğazlıyor, gırtlaklıyor.




Nuclear scientist turned whistle-blower Mordechai Vanunu outside prison in Israel in 2004
Nuclear scientist turned whistle-blower Mordechai Vanunu outside prison in Israel in 2004


The connection between all these cases is that they are thought to have involved Mossad, Israel’s secret service, which is charged with protecting Jews the world over.
Much is known about past missions, but in recent times “secret service” has never been a more appropriate title. Reports reached the media that General Hassan Shateri, a senior member of Iran’s Revolutionary Guard, had been shot dead in either Syria or Lebanon. The state-controlled Iranian media immediately said the death was the work of “mercenaries of the Zionist regime”. The accusation was predictable from one of Israel’s sworn enemies. But five Iranian nuclear scientists have also met with grisly ends since 2007 alone, most blown up in their cars on their way to work or at their homes. A pattern has emerged – in all cases the finger of blame was pointed at Mossad.
Details occasionally come from non-Israeli sources: in 2010, Australia expelled an Israeli diplomat after a fake Australian passport was used in the killing of al-Mabhouh. An Australian security source claimed this case was key in the death of Zygier, who was apparently about to blow the whistle. Israel, never a nation to shy away from trying to control the news agenda, has always stayed silent about the circumstances surrounding the apparent suicide of its Prisoner X, as it has about the Iranians, and the  Canadian, and many other suspicious deaths.
The silence has continued. One Mossad head and another source who had been deputy head of the agency both refused to speak about any aspect of the Prisoner X case, or more generally about the workings of Mossad. Some see this tactic as a mistake – one Israeli newspaper reporter, who was until Wednesday bound by the official censor in the Zygier case, said: “I wouldn’t have been interested in the [Prisoner X] story unless the censor had been involved.”
It wasn’t always like this. Perhaps its most famous operation is Wrath of God, in which a team of operatives hunted down the members of Black September, a Palestinian terror group thought to have been responsible for killing 11 members of the Israeli team at the 1972 Olympics. The Munich operation is rare in that its key personnel have been prepared to talk about it, providing enough detail for Steven Spielberg to turn the story into a film.
In his book about the mission, which some say was still active as late as 1992, journalist Aaron Klein – who interviewed many of the agents involved – claims much of the intelligence that underpinned it was flimsy at best. The evidence against Wael Zwaiter, the first hit, was “uncorroborated and improperly cross-referenced. Looking back, his assassination was a mistake.” He concludes that the real architects of the Munich murders were shielded by Arab governments and spirited away. One aspect ommited from Spielberg’s film was the so-called Lillehammer Affair, which took place in 1973. Then, Mossad agents thought that they had tracked down Ali Hassan Salameh, who was Black September’s operations chief. The agents believed Salameh was working as a waiter in a restaurant in Norway.

14 Eylül 2014 Pazar

Kilosu 10 milyon dolar


Dünyanın en pahalı yüksek teknoloji ürünü kuantum Türkiye'de üretilecek.

Cep telefonundan kanser tanı sistemlerine kadar çok geniş bir alanda kullanımı bulunan " kuantum noktaların" kilogram ölçeğinde üretimi için İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nde (İYTE) çalışma başlatıldı. Bir günde gram ölçeğinde üretimi başaran laboratuvar, yıl sonunda bir günde kilogram ölçeğindekuantum nokta üretmeyi planlıyor. Çalışmanın ana amacı, özel sektörün dikkatini çekmek.
LED televizyonlar ve cep telefonlardaki canlı renkleri, saç kılının 20 binde biri boyutundaki yarı iletken nano kristallere borçluyuz. "Kuantum nokta" adı verilen ve farklı işlevler yüklenebilen parçalar, sıvı ya da toz halde üretilebiliyor. Halen tamamı ithal edilen kuantum noktaların yerli imkanlarla üretimi için Kalkınma Bakanlığı desteğiyle kurulan İYTE Fen Fakültesi laboratuvarlarında bir TÜBİTAK projesi başlatıldı.
Dekan Prof. Dr. Serdar Özçelik'in liderliğindeki araştırma ekibinin yürüttüğü çalışma kapsamında sıvı ve toz formlarda kuantum noktalar elde edilerek farklı uygulamalarda denenmeye başlandı. Dünyada çok ender olarak üretilen 4 farklı atom bileşeninden oluşan kuantum noktalarını üretmeyi başaran ekip, bu malzemeyi yeni nesil ekran teknolojileri ve kanser tanı kitlerinin geliştirilmesi için kullanmaya başladı. Ekip ayrıca özel bir firma ile ortaklaşa kuantum noktaların endüstriyel kullanımına imkan verecek bir projeye de adım attı.
Prof. Dr. Özçelik, yaptığı açıklamada kuantum nokta üretiminin dünyada henüz bir iki firma tarafından yapılabildiğini, bu yüksek teknoloji ürününün endüstriyel olarak kullanılabilmesi için bir günde kilogram ölçeğinde üretiminin mümkün olması gerektiğini ifade etti.
"KİLOSU 10 MİLYON DOLAR"
Halen sadece ABD'deki iki yüksek teknoloji şirketinin bir günde kilogram ölçeğinde kuantum nokta üretebildiğini anlatan Özçelik, uluslararası piyasada bu ürünün miligram fiyatının 10 dolar ile 150 dolar arasında değiştiğine dikkati çekti.
Özçelik, şöyle konuştu: "Kilogramı en az 10 milyon dolar olan bir maddeden bahsediyoruz. Bu ürünler gündelik yaşamın merkezinde yer alıyor ve dünyanın önde gelen üniversitelerinde geliştirme ve endüstriyel üretim konusunda projeler yürütülüyor. Biz de özel sektör işbirliğiyle büyük ölçekte kuantum nokta üretimi için çalışmaya başladık. Şu anda bir günde gram ölçeğinde üretim yapar duruma geldik. Hedefimiz yeni aldığımız reaktörlerle yıl sonunda günde 1 kilogram kuantum noktası üretebilecek seviyeye gelmektir" dedi.
Kuantum noktaların ticarileşmesi için büyük ölçekte üretim yapabilmenin en kritik aşama olduğunu vurgulayan Özçelik, dünyada özellikle yeni nesil ekranlarda kuantum noktaların kullanıldığına işaret etti.
Üretilen 100 ekranlık bir televizyonda yaklaşık 10 miligram kuantum nokta kullanıldığını, bunun 100 dolara tekabül ettiğini ifade eden Özçelik, bu televizyonun fiyatının zaten 100 dolar olduğunu, dolayısıyla fiyatların düşebilmesi için yüksek ölçekte üretimin zorunlu olduğunu kaydetti.
"ŞİRKETLER YATIRIM YAPARSA 2-3 KAT DEĞİL10-20 KAT PARA KAZANACAK"
Yüksek teknoloji ve katma değere sahip üretim yapısına geçmeye çalışan Türkiye için kuantum nokta üretiminin önemli bir fırsat olduğunu savunan Özçelik, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çok değerli bir ürün olan kuantum nokta üretimi, oldukça karlı bir alan. Çünkü miligramı 10 dolar dediğimiz malın maliyeti aslında bunun binde biri kadar. Bu ürün sadece bilgi ile üretiliyor. Yüksek teknolojiye dayanan tüm ürünler böyle. 100 dolara mal olan bir cep telefonuna bin dolar veriyoruz. Aradaki fark şirketin geliştirdiği bilgi. Nanoteknolojiyle ilgili pek çok pazar araştırması ve öngörü var. Bilimsel analizlere göre şirketler bu alana yatırım yaptıkları zaman 2-3 kat değil 10 - 20 kat para kazanacaklar. Bu konuda bazı firmalarla ortak çalışmalar yürütüyoruz. Nihai hedefimiz İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi içinde kuantum nokta üretiminin yapıldığı bir endüstri tesisi yaratmak. Öncelikle bu işin fizibilitesini yaparak yatırımcıları cesaretlendirmek istiyoruz.Kuantum nokta üretimi konusunda özel sektörün ilgisini çekmeyi ve onların girişimiyle Türkiye'yi bu teknolojide öncü bir konuma getirmek istiyoruz." Türk sanayisinde genel eğilimin know-how yani teknoloji ithalatı yapmak yönünde olduğunu, teknoloji satan kuruluşların bir ürünün nasıl yapıldığı bilgisini verdiğini ancak "neden öyle yapıldığı" bilgisini sakladığına dikkati çeken Özçelik, Türkiye'nin nano teknolojiler konusunda teknoloji ithalatçısı olmak yerine teknoloji tasarımcısı olması için çaba gösterdiklerini sözlerine ekledi.