esad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
esad etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Haziran 2014 Pazar

Esed ülkenin tek kozmonotuna bile baskı yaptı


Suriye Hava Kuvvetleri'nde uzun yıllar havacı olarak görev yapan General Muhammed Ahmed Faris, Interkosmos uzay uçuş programına katılarak 1987 yılında uzaya gitti. Katıldığı uçuş programı kapsamında kozmonot olarak uzaya giden Faris, uzayda 7 gün 23 saat ve 5 dakika kaldı. Daha sonra Soyuz TM-3 gemisiyle Dünya'ya döndü. Uzaydan döndükten sonra 10 yıl süreyle hiçbir askeri görevde bulunamadığını anlatan Faris, 'Dönemin devlet başkanı Hafız Esad bana çok ciddi baskı uyguladı. 10 yıl boyunca hiçbir askeri faaliyette bulunmama izin vermedi. Maaşım ödendi, rütbe yükseltildi ama aktif görev alamadım. Esad ailesi, herhangi bir kişinin kendilerinden fazla sevilmesini istemiyor, sivrilmesine tahammül edemiyor' diyor.
ZULMETMEYECEKSİN!
Hafız Esad'ın ölümüyle birlikte kendisine uçuş okulunda genel müdürlük verildiğini belirten Faris, Suriye'de yaşanan iç karışıklıklar nedeniyle Türkiye'ye sığındı. Halkın talep ve barışçıl eylemlerine rejimin verdiği sert karşılığı anlatan Faris, 'Bana göre en kötü devlet halkını öldüren devlettir. Çünkü insan devlete ihtiyaç duyar. Her yerin uçakla bombalandığını gözlerimle gördüm. Esed güçlerinin yaptıklarına razı olamadım ve ülkeyi terk ettim' diyor. Uzaya çıktığı dönemde kendine özel bir felsefe geliştiren Faris, 'Her insan bir gezegen gibidir, öldürmeyeceksin, zulüm etmeyeceksin, özgürlüğüne mani olmayacaksın' şeklinde konuşuyor. Suriye'nin Hava Savaş biriminde görevli olan Faris, Golan Tepeleri'nin bombalanması sırasında savaş uçaklarıyla askeri birlikleri koruma görevi de üstlendi.
VARİL BOMBASI SUÇUN ZİRVESİDİR
Suriyelilerin varil bombalarıyla öldürüldüğünü anlatan Faris, 'Bu suçun zirvesidir' diyor. Varil bombası atan kişilerin sağlıklı düşünemediğini belirten Faris, 'Bu insanlar uyuşturucu madde kullanarak bomba atıyor. Özellikle de Halep'tekiler için de bunları söyleyebiliriz. Varil bombaları savaşta gidilen en uç noktadır, rejim bunun ötesine gidemez. Taş taş üstünde bırakmadılar, bu bombalar rastgele atıldı. Cenevre'den bu yana 4 ay içinde bu şehrin üçte biri yok edildi' sözleriyle durumu anlatıyor.
KATİLİN YANINDA KATİL OLURSUN
Suriye'de yakınlarını kaybettiğini söyleyen Faris, 'Amcamın oğlu ve onun çocuklarından haber alamadık. Bir aile tamamen ortadan kayboldu. Kaybolan kimse geri gelmedi' diyor. Yaşananlardan sonra pek çok askerin Esed'in ordusundan ayrıldığını ifade eden Faris, duygularını şöyle anlatıyor: 'Esedle birlikte olanlarla da alakamız kesildi. Katlanamıyoruz. Esedle aynı safta yer alanlar, onun gibi oldu. Katilin yanında kalırsan katil olursun.'
ÇETE SAVAŞI GİBİ GÖSTERİLMEYE ÇALIŞILDI
Suriye'de iç savaş çıkmadan önce de mevcut muhalefetin içerisinde yer alan Faris, hakların meşru yollardan aranması gerektiğini düşünüyor. Bu nedenle siyasi yollarla sesini duyurmak ve insanlara gerçeği anlatmak için Suriye'den ayrılan Faris, yaşananların devlet tarafından körüklendiğini savunuyor. Faris, 'Bu iş silahsız başladı, devlet olayları silahlı hale çekmeye çalıştı. Cezaevlerinde 65 bin ağır suçlu cezaevlerinden çıkartılarak silahlandırıldı. Değişik bölgelere dağıtıldı. AB ve dünyanın gözü önünde orada hak davası değil, çete savaşı veriliyormuş gibi gösterilmeye çalışıldı. Oysa 4 yıldır süren zalime karşı, zulme karşı, rüşvete karşı verilen bir halk direnişidir' açıklamalarında bulunuyor.
HALK KAÇMASAYDI ÖLDÜRÜLECEKTİ
Türk halkının ve Başbakan Erdoğan'ın Suriye politikasını çok olumlu bulan Faris, 'Suriye yetkililerden duyduğum bir açıklamaya göre, Hafız Esad döneminde Suriye'nin nüfusu 17 milyondu. İç savaştan önce ise 27 milyona ulaşmıştı. Ülkede iç karışıklık çıkarsa ülke nüfusunu Hafız Esad dönemindeki nüfusa kadar indireceğiz demişlerdi. Bu 10 milyon insanı yok edileceği anlamına geliyor. Eğer Suriye halkı ülkeden çıkmasaydı öldürülecekti. O nedenle Suriyelilere çok önemli bir anda destek verildi' diyor.
Müslüman çok kişi uzaya gitti
Uzaya çıkan 7 Müslüman'dan ikincisi olan Faris, Suriye'nin ise tek astronotu. Intercosmos'un farklı ülkelerden seçtiği kişileri testlerden geçirerek elediğini anlatan Faris, o dönem uzaya gidebilmek için 155 pilot arasından seçildiğini söylüyor.Faris, 'Çok katı şartlarda burada 1 yıl kadar bir hazırlık yapıldı. Sağlık, bilim ve psikolojik testlerden geçirdiler. Zirai, kimyai ve tıbbi alanda 13 bilimsel deneme yaptım. Uzay için gerekli hazırlıkları üç ay içinde tamamladık. Rusya'da pek çok Müslüman uzaya gidiyor fakat Müslüman oldukları belirtilmiyor' diyor.
Uzayda 7 Gün 23 Saat ve 5 Dakika
Muhammed Ahmed Faris, Intercosmos uzay uçuşu için navigasyon programlarına katıldı. 22 Temmuz 1987 yılında Mir uzay istasyonunda Soyuz TM-3 Araştırma aracıyla kozmonot olarak uzaya gitti. Uzayda 7 gün 23 saat ve 5 dakika kalan Faris, uzayda kaldığı süreçte 5. gün rüya görebildiğini, en çok yemek yerken zorlandığını anlattı. Soyuz TM-3 gemisiyle Dünya'ya dönen General Faris, 30 Temmuz 1987'de önce Sovyetler Birliği Kahramanı unvanı ardından da Lenin Nişanına da layık görüldü. Uzay uçuşundan sonra Halep'te Suriye Hava Kuvvetleri'ndeki yaşamına geri dönen Faris, 5 Ağustos 2012 tarihinde Suriye'deki iç savaş nedeniyle Türkiye'ye sığındı. Beşar Esad hükümetinin kendi vatandaşına eziyet ettiğini anlatan Faris, 5 çocuğuyla birlikte Türkiye'de yaşamaya devam ediyor.
Muhammed Faris, Aleksandr Viktorenko ve Aleksandr Aleksandrov (1987)

4 Nisan 2014 Cuma

Misafir Titizyan kardeşler


YAYLADAĞI ve sınırın hemen karşısındaki Suriyeli komşusu Keseb’i birbirinden ayırmak mümkün değil. Aynı dağın yamacındalar. Sanki sınır çizgisi elinden geleni yapmış da, onları ayıramamış gibi. Geçtiğimiz hafta Keseb’den Yayladağı’na düşen top mermisi bir camiye isabet etmişti. Camii kasabanın tam içinde ve harâbe hâlde. Yetkililer son bir hafta içinde bu bölgeye 60 top mermisi ve roket düştüğünü söylüyor. Keza sınır kapısındayken patlama sesleri sürekli kulaklarımda. 
Malûm, son günlerde Keseb, Ermenilere yönelik saldırı haberleriyle dünya gündeminin tepesine oturdu. Üçte ikisi Ermenilerden oluşan kasabayı ele geçiren muhaliflerin, Errmenilere saldırdıkları iddia ediliyor. Hatta Ermeni diasporası başta olmak üzere bazı uluslararası çevreler, Türkiye’nin bu saldırılarda parmağı olduğunu ileri sürüyor. Önce resmi olarak Dışişleri Bakanı, sonra da konuştuğum üst düzey Dışişleri yetkilileri, bu iddiayı yalanlamışlardı. Aksine, bu çatışmalardan zarar gören ve görebilecek Ermenileri tahliye etmek istediklerini tüm mercilere bildirmişler. Başta Ermeni Cemaati ve Birleşmiş Milletler olmak üzere.
Köylüler etraflarında pervane
Önce geçen hafta Keseb’den Türkiye’ye sığınan ve Yayladağı’nda ağırlanan iki Ermeni kadını ziyaret etmek istiyorum. Ancak onlara ulaşmak deveye hendek atlatmaktan daha zor. Zira bölgedeki hassasiyetler bürokrasinin tüm seviyelerine yansımış durumda. Velhâsıl bugüne kadar Hatay’da mezhepsel bir çatışmanın yaşanmamış olması da bu sayede.
Uzun bir uğraştan sonra iki yaşlı kadına ulaşıyorum. Anlatıyorlar. Keseb’i ele geçiren muhalifler getirmiş onları. Sınırda muhaliflerden emanet alan köylüler ve yetkililer ise etraflarında pervâne. Kadınların ağzından hep aynı kelimeler dökülüyor: “Bize burada iyi bakıyorlar”.
Türkiye’nin tek Ermeni köyünden
Hatay’daki tek Ermeniler bu iki yaşlı kadın değil. Türkiye’nin tek Ermeni köyü olan Vakıflı Köyü de burada. Musa Dağları’nın eteklerine uzanmış, 120 kişinin yaşadığı köy, Hatay’ın Türkiye’ye katıldığı 1938 yılından kalan tek Ermeni köyü. Daha öncesinde burada Ermeni tehcirinden hayatta kalanların yerleştiği yedi köy daha varmış. Ancak Hatay’ın iltihâkından sonra Türkiye’yi terk etmişler. Köylüler Türkiye’nin böyle bir saldırıda bulunduğu iddiasına “öyle olsa hükümet bizlere niye sahip çıksın” sorusuyla karşılık veriyorlar.
Mülteciler ne diyor?
Suriyeli mülteciler bu konudaki iddialara ne diyor? Yayladağı’nda Türkmen ve sonra Sünni Arapların kaldığı iki çadırkente gidiyorum. Hepsi de 2012’de Keseb’den iltica etmişler. Keseb’deki saldırıların özellikle Ermenilere yönelik olmadığını, tüm Suriye’de olduğu gibi tüm halkın mağdur edildiğini anlatıyorlar.
Ermeni tehciri ve Keseb
O zaman bu iddialar nereden çıkıyor? Esad uluslararası toplumun desteğini alabilmek için bugüne kadar terör kartını iyi kullandı. El-Kaide bağlantılı gruplara karşı kendi rejimini can simidi olarak öne sürerek. Şimdi de Ermeni kartını eline almış görünüyor. 20 Ocak’ta AFP’ye verdiği röportajda “Suriye’deki terör vahşeti, Osmanlıların 1,5 milyon Ermeni’yi öldürdüğü katliamları hatırlatıyor” derken de bunun sinyalini vermişti. Dünya da olayları Ermeni tehciriyle birlikte okuyor. Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, geçen hafta Esad’a mektup yazarak bu olaylara karşı Ermeni nüfusunu koruduğu için teşekkür etti. Avrupalı ülkelerden de Türkiye’ye baskı yapmalarını istedi.
Tarihin cilvesi... Ermeni katliamından kurtulup Hatay ve Keseb’e sığınan Ermeniler, şimdi Türkiye’de bir arada. Her şeyden önemli olan ise her ne ırk ve dinden olursa olsun, Keseb’de mağdur olan herkese Türkiye’nin kapılarını açıyor olması. Sonra da, Türkiye’nin azınlıklara karşı refleksindeki değişim. Bu değişimi Ermenilere ve uluslararası çevrelere daha büyük adımlarla göstermek de bundan sonraki en önemli görev olsun.
Anahtarlarımı teslim ettim
21 Mart’tan bu yana İslami ve Türkmen grupların eline geçen Suriye’nin Keseb köyünden Türkiye’ye sığınan 82 ve 84 yaşındaki Satenik ve Sirpuhi Titizyan kardeşler, Agos Gazetesi’ne de açıklamalarda bulundu. Kasabanın sivil nüfusu Lazkiye ve Tartus gibi şehirlere kaçmak zorunda kaldı. Lazkiye’deki Surp Hagop Ermeni Kilisesi’nde 60 kadar aile barınıyor, diğer aileler ise akrabalarının ve tanıdıklarının yanına sığınmış durumda. Türkiye’nin tek Ermeni köyü olan Vakıflı’da misafir edilen Titizyan kardeşlerin söyledikleri özetle şöyle:
Ermeniler Keseb’ten gideli bir hafta olmuştu. Sakallı adamlar evimize geldi. 10 kişilerdi. Saçları uzun, boylu poslulardı. “Korkmayın” dediler. Eve girdiler, evi karıştırdılar, “Silahınız var mı?” diye sordular. “Ne oğlumuz, ne kocamız var, ikimiz yalnızız, silahı ne yapacağız?” dedik. Gittiler sonra.
Türkçe konuşuyorlardı. Sadece biz ve Stalin adında komşumuz yaşlı bir adam kalmıştı Karaduran’da. Başka sakallı adamlar tekrar geldiler. Stalin’i çağırdık, çünkü bu sakallı adam Arapça konuşuyordu, anlamıyorduk. Stalin dedi ki, adam sizi yarın Lazkiye’ye giden Ermenilerin yanına götürecek. Ertesi gün adam dediği gibi sabah 7’de bizi götürmeye geldi arabayla. Evin kapısını kapattım, kilitledim sonra da anahtarımı adama verdim.
Vermeseydim biz gittikten sonra kapıyı kırıp girecekti. “Al senin olsun, sağlıkla kal sen de evimde” dedim. Bir şey demedi, anahtarı cebine koydu ve kafasını salladı. Sonra bizi Türkiye sınırına getirdi. Adama sordum, “Bizi Türkiye’ye mi götürüyorsun? Lazkiye’ye gidecektik hani” dedim. Bize kötü davranmadı. Sınır kapısından geçtikten sonra bizi büyük adamın (Yayladağ Kaymakamı) yanına götürdüler, parmak izimizi alıp fotoğraflarımızı çektiler. Tansiyonlarımıza baktılar, pasaportlarımızı aldılar, döndüğümüzde bize geri vereceklerini söylediler. Kağıtlar imzaladık, sonra bizi Vakıflı’ya getirdiler.

31 Ocak 2014 Cuma

Islamin baskenti neresi?


Suriye direnişinin liderlerinden Şehabettin, sınırda durdurulan TIR'lar için 'İçlerinde gıda malzemesi var, silah olsa bu savaş çok farklı olurdu' dedi.
Tevfik Şehabettin... Suriye'de 3 yıldır süren iç savaşın en önemli isimlerinden. 3 bin kişiden oluşan Nurettin Zengi Tugayı'nın komutanı. Aynı zamanda kısa bir süre önce onlarca muhalif grubun bir araya gelerek oluşturduğu, 12 binden fazla silahlı gücü olan, direnişin en güçlü dört çatı örgütünden Ceyşül Mücahidin grubunun dış ilişkiler sorumlusu. Türkiye Gazetesi'nden Osman Sağırlı, Tevfik Şehabettin ile Suriye'nin güvenlik nedeniyle adı saklı bir bölgesinde saatler süren bir söyleşi yaptı. TIR'lardan Cenevre'ye, El Kaide'den muhalifler arasındaki çatışmalara kadar birçok konuyu konuştu.

İşte o söyleşiden notlar;
Ceyşül Mücahidin grubu kimdir? Yabancı cihatçıların oluşturduğu bir yapı mı?
Biz Halep, Selahaddin, Mansura, Kefferna ve Lazkiye bölgelerinde hakim olan, Esad'a ve onun destekçilerine karşı Suriye halkını savunan bir yapıyız. Güçlerimizin hepsi de Suriye'nin çocukları, bu toprağın insanı, aramızda yabancı yok.

"CENEVRE'DEN BİR ŞEY ÇIKMAZ"

Şimdi sizin gibi gruplar, düzensiz ordular var. Cenevre'de Suriye'de akan kanın durması için bir çaba var. Cenevre görüşmelerinden ne bekliyorsunuz?
Cenevre'den açıkçası bir şey beklemiyoruz. Çatışmalar hiçbir zaman bitmeyecek. Ancak bildiğimiz şu bizim için hiçbir şey değişmeyecek.

"ESAD RUSYA VE İRAN IŞİD NUSRA BİZİM DÜŞMANIMIZ"

Suriye'de kimlerle çarpışıyorsunuz?
Beşar Esad ve Suriye direnişine karşı çıkan herkes bizim düşmanımız. Nizam yani Esad'ın güçleri. İran ve Rusya, Beşar Esad'ın projesinin daimi temsilcileri. IŞİD, Nusra, Hizbul Cellad dediğimiz Hasan Nasrallah'ın askerleri olan Hizbullah, Irak ve Yemen şiileri. Hatta Kuzey Koreliler. Tepemizde dolanan, bomba yağdıran uçak pilotları Koreli. Mücahidlerin rehin aldıkları Koreliler var.

"IŞİD MÜSLÜMAN DEĞİL"

IŞİD nasıl bir yapı? Türkiye'den bakıldığında hep kafa kesen ama aynı zamanda Esad'a karşı mücadele ettiği algısı oluşturulan insanlar var. Sizler de kafa kesiyor musunuz?
Dünyada hep yanlış bir algı var. Bir kere bizimle IŞİD ya da El Nusra'nın dolayısıyla El Kaide'nin herhangi bir bağı yok. Olamaz da. Çünkü onlar bizi tekfirci, kafir gibi gösteriyor. Kendilerinin cihad ettiğine bizim ise küfre düştüğümüze inanıyor ve saflarındaki insanları da buna ikna ediyor. Şunu bilmek lazım Bağdadi'nin sorumluluğundaki IŞİD İran ve Esad tarafından kurulmuş bir yapı. Bütün icraatları da onların lehine. Çünkü bunlar insanları kesiyor, katlediyor, mallara el koyuyor. Sonra da görüntüleri servis edip, "Bakın İslam nasılmış, bakın işte Mücahidler böyledir" diyerek dünyaya duyurmak istiyor. İran da İslamı kendilerinin temsil ettiğini göstermek, güya bu kafa kesen insanlara karşı mücadele ederek kendini temize çıkarmak istiyor. Onlar "katillerle çarpıştıkları" algısı oluşturuyor. Kasten kurulmuş bir yapı. Bizim saflarımızda çarpışan askerleri aldıkları zaman bir esir muamelesi yapmıyorlar; çoğunun kılıçla kafasını kesiyorlar, bazılarına elektrikli işkence yapıyorlar, son zamanlarda diri diri ateşe atıp görüntülerini çekiyorlar. Sonra da o görüntüleri bize gönderiyorlar. Gözdağı vermek istiyorlar. Bu nasıl Müslümanlık?

NUSRA EL KAİDE OLARAK ÇALIŞIYOR

Suriye'de El Kaide var mı?
Cephetül Nusra burada El Kaide olarak çarpışıyor. Ama şunu bilmek lazım El Kaide ancak Cephetül Nusra'dır. Devle tamamen İran'a bağlıdır. Zevahiri Devle'nin El Kaide'den ayrıldığını da söyledi. IŞİD'in lideri Bağdadi ile Zevahiri arasında hilafet var. Bağdadi, Rusya ve İran işbirliği içinde olduğundan ayrıldılar.

SİLAH DEPOLARINI BASIYORUZ

Silahları nereden alıyorsunuz?
İlk zamanlar bazı islam ülkelerinden destek aldık. Son dönemde destek yok artık. İran ve Rusya bölgeye, rejime destek veriyor. Biz de silah depolarını basıyoruz.

"TIR'LARDAN UN VE GIDA MADDESİ ÇIKIYOR"

Türkiye'de bir TIR tartışmasıdır gidiyor. Silah yüklü TIR'ların Suriye'ye geldiği söyleniyor. Size kaç TIR geldi?
Türkiye'nin TIR'larından un ve gıda maddesi çıkıyor. Keşke o TIR'lardan silah çıksaydı. Ne iyi olurdu. O zaman savaşın şekli böyle mi olurdu? Türkiye'nin buraya silah yardımı yaptığını söyleyenler Rusya'ya, İran'a ve Lübnan'a niye bakmıyor? Onlar üstelik inkâr da etmiyor. Açıkça destek verdiklerini her ortamda söylüyor. Türkiye'deki Müslümanlar bize destek çıktı. Kapılarını sonuna kadar açtı. Biz onların istediği zamanda ve istediği gibi ölmediğimiz, insani destek gördüğümüz için Türkiye'yi zorda bırakmak istiyorlar.

Rusya ve diğer ülkelerin "Esad giderse yerine kimi koyacağız. Öyle bir isim yok" şeklinde çıkışları var. Sizin aklınızda bir isim var mı?
Suriye halkı buna karar verecek olursa o isim bulunur, biz kendi aramızda belirleriz. Eğer karar bizimse kolay ama dışarıdakiler bir isim arıyorsa onu bilemeyiz.

SİZİN KADAR DESTEK VERENİ OLMADI

Arap ülkelerinin tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bazı Arap ülkelerinin desteği var. Katar ve Suud'dan destek aldık bunu inkâr edemeyiz. Ancak istediğimiz düzeyde değil. Mısır bir ara çok destek oluyordu. Ancak Mursi'nin devrilmesiyle birlikte bu destekten mahrum olduk. Biz bu süreçte Türkiye kadar manevi destek vereni görmedik. Suriye-Türkiye halklarının ne kadar sıkı kardeşlik bağı ile bağlandığını gördük. Üstelik Türkiye bizim gibi Arap milletinden de değil. Türkiye bizim içimizde öyle bir iz bıraktı ki Allah razı olsun her zaman bizimle. Efendimiz muhacirlere "Habeş'e gidin" dediğinde Müslümanlar Necaşi'nin yanına gitmişti. Biz Erdoğan'ın duruşunu Necaşi'ye benzetiyoruz. Türkiye halkı da o muhacirlere kucak açan Ensar gibi. Bu direniş bize gösterdi ki Türkiye-Suriye halkı yok ortada tek halk var.

Suriye'de 1020 örgütten bahsediliyor. Bu kadar fazla direniş örgütünün olmasının sebebi fikir ayrılığı mı?
İç savaş başladığı dönemde ferdi yardımların da devletlerin yardımları da kim geldiyse ona verildi. Baştan tek bir sandıkta toplanmış olsaydı böyle olmayacaktı. Aynı zamanda bu kadar bölük pörçük olmasının sebebi siyasidir. Çünkü ayrı ayrı olduğunda tek bir karar alınamayacak.

"KORELİLER BİZİMLE GELİP SAVAŞIYOR"

IŞİD kafa kesip, muhaliflere gönderiyor.
Esirlerimiz arasında Koreli de var
"Esad'ın askerleri, Avrupalılar, Iraklılar, İranlılar, Kuveytliler, Fransızlar, Suudiler hatta Koreliler bile var elimizde."

Elinizde ne kadar esir var, Avrupalıların bu çatışmalarda yer aldığı söyleniyor. Aldıklarınızı ne yapıyorsunuz. Elinizde hangi ülkelerin vatandaşı var?
Esir sayısı oldukça fazla, hapishaneler ağzına kadar dolu. Esirleri mahkemelere çıkarıyoruz, mahkeme kararına göre davranıyoruz. Açıkça söyleyelim Müslüman kanı akıtanlara hayat hakkı tanımıyoruz. Bizde esirler olduğu gibi Esad'ın elinde de var. Elimizde Beşar'ın askerleri, Avrupalılar, Hizbullah, Irak ve İran vatandaşları, Kuveytliler, Fransızlar, Suudiler hatta Koreliler var. Çeşitli ırklardan insanlar... Biz Avrupalıları ve devleden (IŞİD) savaşıp bize esir düşenleri konsolosluklar ve aracılar vasıtasıyla ülkelerine geri gönderiyoruz. Esad'ın askerlerinden bazıların takas için tutuyoruz. Bir kısmını mahkeme suçsuz buldu serbest bıraktık. Fakat Esad'ın 10 askeri şu an benim yanımda. Geri hizmetlerde mutfakta, araç tamirinde çalışıyor. Hatta bunlardan birkaç tanesi de Hıristiyan. Gitmek istemiyorlar.

HAYAT KADINLARI CANLI BOMBA

Çarpışanlar arasında kadın var mı?
IŞİD'in içerisinde var. Büyük çoğunluğu geri cephede. Ancak canlı bombalar var. Onların durumu farklı. Kontrol noktalarında kendilerini patlatıyorlar. Bu kadınlar fuhuşa karışmış. Onlara "Siz çok büyük günaha girdiniz. Ancak cihad ederek bu büyük günahtan kurtulursunuz" diye telkinde bulunuyorlar. Kadınlar da bomba yüklü yeleği giyinip araziye çıkıyorlar. Geçenlerde bir Yemenli kadın kontrol noktasında kendini bu şekilde patlattı.

Esad'ın yanında çarpışan dışarıdan gelen paralı asker var mı?
Onun bütün askerleri paralı zaten. Hizbullah, Koreliler, Yemenliler , Kuzey Afrika'dan gelenler, Ruslar yine öyle. Yabancıların hepsi bir bedel karşılığında burada. Şebbiha askerleri ise 15-30 bin Suri arasında para alıyor.

IŞİD nerelerde hakim?
Rakka'da Halep'te, İdlip'te Hama'da, Meskene, Minbiç ve Cerablus'ta yoğunluktalar. Aldıkları yerleri hemen Esad'a devrediyorlar.

İnfaz görüntüleri, tecavüzler var bu ne zaman bitecek. Bütün dünya bu görüntüleri konuşuyor. 12 dakikada bir kişi ölüyor. Suriye bu tablodan ne zaman kurtulacak?
Ancak Esad'ın düşmesiyle biter; Bu da ya bizim yaptığımız gibi silahlı mücadeleyle (ki yardım gelmesi lazım) ya da dışarıdan siyasi veya askeri müdahale ile olabilir.

TÜRKİYE İSLAM BAŞKENTİDİR

Dış güçlerin askeri müdahalesini, hatta Cenevre'de gündeme gelen aralarında Türkiye ve İran'ın da olduğu Suriye'ye barış gücü askeri girmesine nasıl bakıyorsunuz?
Dışarıdan askeri müdahaleye karşıyız. Lojistik ve silah desteği istiyoruz. Beşar Esad'a siyasi olarak baskı istiyoruz. Silah ve maddi yardım alabilirsek Esad'a nasıl galip geleceğimizi göreceksiniz. Esad düşerse zaten barış gücü askerine ihtiyaç olmaz.

Size rejim başta olmak üzere bazı ülkeler terörist diyor.

Siz terörist misiniz?
Kim diyor bunu? Rusya mı, İran mı, Çin mi, Esad mı? Suriye içerisinde kimin direnişçi kimin terörist olduğu herkesin icraatından belli. Uçaklarla masum insanlara bomba yağdıran, ya da kiralık terör grupları besleyen biz miyiz? Esad ve yandaşlarının bizi terörist gösterme çabaları propaganda. Sadece onlar bize terörist diyorlar zaten.

Dünyaya bir mesajınız olacak mı?
Türkiye'ye teşekkür ediyoruz. Bize evlerini, hastanelerini açtı. Aşını ikiye böldü, imkanlarını zorladı. İçimizdeki bazı kötü insanların yapmış olduğu davranışlardan ya da bizden kaynaklanan olumsuzluklardan dolayı özür diliyoruz. Sizleri çok zor durumlara düşürdük. Hakkınızı helal edin. Türkiye bizim için imparatorluktur. İslam başkentidir.

22 Ocak 2014 Çarşamba

Kör seytanin gör dedigi

Esad'ın yaptığı işkence ve insanlık suçu, belgelenince ne yapacağımı düşünmeye başladım. Ortada 11 bin ceset ve 55 bin fotoğraf vardı! Bir de KOD ADI SEZAR olan fotoğrafçı! Askeri polis olduğu söylenen ve nerede olduğu konusunda bilgi olmayan SEZAR kimdi! Aklıma ilk gelen bu oldu!
Bulmak kolay değildi! Hele şu aşamada! Ama yine de "iz bulabilir miyim?" diye düşündüm.
Gün boyu tüm çabalarıma rağmen bir sonuç elde edemedim.
Umutsuzluk klavyeme hakim olmuşken kaç zamandır görmediğim dostumdan "pat" diye mesaj geldi: "Senin neyi merak ettiğini biliyorum! Belki yardımım olur."Sonuna koyduğu GÜLÜCÜKLE şifreyi kırmıştım! Heyecanlandım! Her yerde bulunacak biri değildi!
Hemen numarayı çevirdim.Açmadı! "Ben seni arayacağım" diye ikinci bir mesaj geldi. Tam okuyacakken başka bir telefondan beni istediğini öğrendim. Şaşırdım. Koşarak gittim.
Gazetenin başka bir köşesindeydim! "Not defterimi açtım. Ben sordum o cevapladı!Bence ortaya keyifli bir sohbet çıktı!
Her yerde bulunamayacak bir DOST, her yerde bulunamayacak şeyler söyledi! PUZZLE'ın parçalarını birleştirdi!
Bakalım keyif alacak mısınız! 
 Yaklaşık iki ay önce Kasım'ın ortalarında bana ne söylediğinizi hatırlıyor musunuz?O nedenle mesaj yolladım!
Hatırlamasam rahatsız etmezdim! 
 Bugünü anlatıyor yani?Elbette! "Suriye konusunda önümüzdeki 2 aylık dönem çok önemli. Bu süreçte Maliki, Türkiye'ye gelecek. Erdoğan da Moskova'yı ziyaret edecek. Esad'ın neden gitmesi gerektiğini bir kez daha anlatacak. Eli bu kez çok daha güçlü. Eğer bu 3 görüşme sonrasında Esad gitmezse, maalesef o zaman hiç istemediğimiz halde devreye biz gireceğiz" demiştim! 
 Evet!Esad için ilk ciddi uyarı Şam'da havaya uçan Ulusal Güvenlik Merkezi'ydi! Bunu anlamadı! Üstesinden geleceğini sandı! Arkasındaki güçler onu buna inandırdı!
Ben de sana iki ay önce "Belki en sadık adamı 'Bu ülkeye çok zarar verdiniz!' diyerek onu infaz edecek.
Bekle biraz!" demiştim! 
 Çok net hatırlıyorum!Tamam! İşte o gün geldi ve gereği yapıldı! 
 Ben havaya uçacak sonucu çıkarmıştım inanın!Yok, dünya değişti! KARAKTER suikastları moda! Nasıl Bizim Başbakanımıza saldırıyorlarsa, biz de aynısını yapıyoruz! Esad ölse kahraman olur! Türkiye de suçlu! Biz daha ŞIK olanını yaptık! Yanında taşıdığı ve sonuna kadar güvendiği 6 isimden BİRİNİ yanımıza aldık! Hep onlar yanımızdakileri alacak değil ya! 
 Kim bu Sezar!Aslında görevi başka! Fotoğrafçı değil! Ama bütün belgeleri masasına getirecek kadar etkili biri! Bu şahıs Türkiye'ye ve bize çok güvendi!
Düğmeye basıldı! 
 Ne zaman? Önceki gün mü?Hayır, çok oldu! 
 Ne zaman peki?Aralık ayının başında, Erdoğan yanına aldığı bir heyetle KATAR'a günübirlik bir ziyaret yaptı! Hatırladın mı? 
 Tabii Yanında MİT Müsteşarı Hakan Fidan da vardı! Kim bilir, belki o gün masaya bu da gelmiştir!
Bunlar da konuşulmuştur! 
 İlgiyi kuramadım!O ziyaretten bir gün sonra KATAR'ın tuttuğu ÖZEL HEYET bu ALBÜM için çalışmaya başladı!
Yani belki Erdoğan döndükten hemen sonra düğmeye basılmış olabilir! 
 Neden çıkıp bunu açıklamıyorsunuz?Neden ortada biz olalım! İçeriden ve dışarıdan bizi TERÖRİST ülke olarak göstermeye çalışanlar varken neden ateşe elimizi sokalım... 
 Neden Katar ve İngiltere peki?Suriye'de herkes var ama son söz İNGİLTERE'nin! Esad doğrudan oraya bağlı. Nasıl içerideki birbirine benzemeyenİTTİFAK emri Londra'dan alıyorsa, Esad da aynı merkeze bağlı! İngilizler'i "Hayır!" diyemeyeceği bir silahla etkisiz kılmak şarttı! Maalesef 11 bin masum insanın işkence çekerek cansız düşmüş bedenleri KANIT oldu! Şimdi isterlerse "DİKTATÖR!" diye Erdoğan'a seslenmeye devam etsinler! 
 İşin merkezindeyiz yani?Kuşkun olmasın! Bak orada 1500'e yakın örgüt var! Hepsiyle konuşan tek ülke Türkiye ve MİT! Her yerdeyiz!
Bunu bildikleri için bizi kışkırtıp hataya zorladılar! Biz ise sakin ve akılla giderek onları İLETİŞİMLE, yani reddedilmeyecek fotoğraflarla vurduk!
Şimdi göz doktoru Esad ve Kraliçe düşünsün! 
 Dosyayı hangi büro hazırladı?Fotoğraflar, Yugoslavya ve Sierra Leone'de bu alanlarda görev yapmış Sir Desmond de Silva, Sir Geoffrey Nice ve Profesör David Crane adlı 3 eski savcı tarafından incelendi.
Özellikle SIR SILVA Kraliçe'nin yakın adamıydı! Hukuk konusunda büyük hizmetleri oldu! NICE de öyle!
Zaten Carter-Ruck and Co. şirketi bu nedenle seçildi! Kraliçe adamlarıyla sarsılacaktı! Öyle de oldu! 
 CHP için ne dersiniz?Londra'dan emir aldıkları artık SIR değil! Esad'a destek olmaktan başka seçenekleri yoktu! Kemal Bey de üstüne düşeni yaptı! Katliama imza atan birine destek olup, Türkmenler'i korumaya alan Ankara'ya karşı durdu!
Tablo bu! CHP'nin kime çalıştığı şimdi bir kez daha düşünülsün!
BARONLARA hoş görünmek adına devletten ve milletten uzaklaştılar!
Yanıldılar! 
 Peki son günlerdeki Erdoğan'ı merkeze alan saldırılar için ne dersiniz?O konu mu! 
 Evet!Daha devlet inan bir şey yapmadı!
Onlar her şeyi bildiklerini ve arşivlediklerini sanıyorlar! Bir tek kroşede yıkılıp giderler! Bunun altını çiz lütfen! Tek kroşe! 
 Nasıl yani? Şimdi söylemem doğru değil! Bir iki gün içinde bir şeyler çıkacak bekle!
Devletle savaş öyle olmaz! Madem meydana çıktın, başına ne gelirse eyvallah diyeceksin! 
 Çok merak ettim!Bekle! Çok az! Bak! Devlette üç kişi vardır! Birine görev verilir! Diğeri görev verileni izler! Üçüncü isim ise ikisini izleyip rapor eder!Denklem budur! Bunlar zincirin kendilerinde, yani ikinci kişilerde bittiğini sandılar!
Yanılgı 
bu! Burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti! Ve burada her şey NOT edilir! Zamanı geldiğinde gereği yapılır! 
 Duruma hakimsiniz?Elbette! Mesela Esad göz doktoruydu ama burnunun dibini göremedi! Görebilseydi yanı başındaki TÜRKLERLEtanışacaktı!