savunma sanayi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
savunma sanayi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2017 Pazartesi

Bayraktar IHA larla ilgili bir anektod

Bir gazeteci, hem de yıllardır teknoloji ve havacılıkla ilgili yazıp çizen, TV programları yapan bir gazeteci şöyle söylüyor.
“Biz uçak değil uçağın koltuğunu yapalım, başarıdır. Bu işler o kadar kolay değil. Motor konusunda çok başlardayız, ne  geliştirdiğimiz savaş uçağı için, ne İHA'lar ne de tanklar için motor yapamıyoruz. Başarımız yok.
Bu sözleri aklınızın bir köşesinde tutun. Zaten yıllardır duyageldiğimiz sözler, tutmakta zorlanmazsınız diye düşünüyorum.
Makine Mühendisi Özdemir Bey 1984’de bir makine üretim firması kurar. Kurduğu firmada makine üretir ama aklında bir yerlerde insansız hava araçları vardır. Üç oğlunu çok güzel okutur, öyle ki ortanca oğlu Selçuk, ABD’de insansız hava araçları üzerine ihtisas yapar.
Sonrasında yıllarca süren bir mücadele. Gecesiz, gündüzsüz, dağ, taş, kar, kış, uykusuz geçen zamanlar.
Bürokrasiyle uğraşırlar. Yıllarca, amansız, bitmek bilmeyen süreçlerle… İki saat boyuncainsansız hava aracını anlattıkları bir üst düzey yetkili, iki saatin sonunda “Peki bu uçak kaç kişi alıyor?” diye sorunca bile umutlarını kaybetmezler.

14 Mart 2016 Pazartesi

KULAÇ İskandil Sistemi

ASELSAN tarafından milli olarak geliştirilen ve Türk denizaltılarında kullanılan KULAÇ İskandil Sistemi (derinlik ölçme sonarı) ilk kez ihraç edildi. Endonezya Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, bu alandaki ihtiyacını ASELSAN tarafından üretilen derinlik ölçme sonarıyla karşılayacak.
Kritik teknolojileri kullanarak özgün ürün ve sistemler geliştiren, bu yönde önemli çalışmalara imza atan ASELSAN, ortaya çıkan ürünlerin yurt dışına satışıyla da ülke ekonomisine katkıda bulunuyor.
Şirket, bu yöndeki çabaların sonunda geliştirdiği yüksek teknoloji ürünlerinin ihracatında yeni bir başarıya imza attı.
Milli olarak geliştirilen ve Türk denizaltılarında kullanılan KULAÇ İskandil Sistemi, Endonezya Deniz Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyaçları doğrultusunda kullanılacak. Böylece ASELSAN, su altı akustik sistemlerine yönelik ilk ihracatını gerçekleştirmiş olacak.
Aselsan bütün devleri geride bıraktı!ASELSAN BÜTÜN DEVLERİ GERİDE BIRAKTI!
KULAÇ İskandil Sistemi'nin Endonezya Deniz Kuvvetleri Komutanlığı envanterinde bulunan "KRI Nanggala 402" denizaltısına montaj ve entegrasyon faaliyetleri ASELSAN tarafından önümüzdeki dönemde yürütülecek.
KULAÇ Sistemi, denizaltıların ve gemilerin güvenli seyir yapmasına yardımcı oluyor. Sistem, suya gönderilen akustik sinyalin dipten ve su yüzeyinden yansımalarının dinlenmesi ve gönderme/alma zamanı arasındaki farkın ölçülmesiyle gemilerin ve denizaltıların derinliğini hassas olarak kullanıcıya bildiriyor.
Askeri standartlara göre tasarlanan ve doğrulanan KULAÇ Sistemi, Gönderme Alma ve İşlemci Birimi, Uzak Gösterge Birimleri ile Düşük-Yüksek Frekans akustik transdüserlerden oluşuyor. Yüksek hassasiyetle çalışan sistem, 1000 metre derinliğe kadar ölçüm yapabiliyor. Yüksek kapasiteli kayıt imkanına sahip olan sistem, tek platformda birden fazla akustik sistemin eş zamanlı kullanımına da imkan veriyor.
KULAÇ İskandil Sistemi, "otomatik aralık", "otomatik faz" ve "manuel" olmak üzere 3 farklı menzil belirleme moduna sahip bulunuyor. Menzil belirleme modu "otomatik faz" veya "otomatik aralık" olarak seçildiğinde darbe gücü ve darbe uzunluğu değerleri, derinliğe bağlı olarak sistem tarafından otomatik olarak ayarlanıyor.

Sistem, çalışmaya ilişkin verilerin kaydedilmesi, bu ölçüm verilerinin USB arayüzü ile taşınabilir depolama cihazlarına aktarılması, yazıcı ile kayıtlı ve anlık ölçüm verilerinin çıktılarının alınması işlemlerine olanak sağlıyor.

KULAÇ İskandil Sistemi, kendini test edebilme özelliğine ve sisteme ait herhangi bir hata meydana geldiğinde, sorunun kaynağına ilişkin bilgi verebilecek bir cihaz içi test altyapısı barındırıyor. ​
Sistem, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı envanterinde bulunan denizaltılara entegre edildi. Sistem, 2013 yılından itibaren görevine sorunsuz şekilde devam ediyor.
Sistem, önümüzdeki dönemde ADA Sınıfı Korvetler'de (MİLGEM) ve Çok MaksatlıAmfibi Hücum Gemisi'nde (LHD) de kullanılacak.

11 Mart 2016 Cuma

Yerli ve milli sistemle teröre akıllı devriye kapanı

Dünyanın ilk akıllı devriyesi olan Ekin Patrol, yüz tanıma 

sistemiyle teröre göz açtırmıyor. Polis araçlarına yerleştirilen sistem ABD'den Azerbaycan'a kadar ihraç ediliyor

Son dönemde artan terör olayları nedeniyle ülkeler güvenlik önlemlerini artırırken teknoloji şirketleri de bu alana yönelik hizmetlerini geliştirdi. Modern teknolojinin son dönemde hayata geçirdiği yüz tanıma sistemleriyle terör eylemlerinin önüne geçilirken, Türkiye'den yerli ve milli bir şirket olan Ekin Teknoloji'nin geliştirdiği akıllı devriye Ekin Patrol rakiplerine fark attı.

'FBI İLE GÖRÜŞÜYORUZ'
Polis araçlarındaki ışık sensörü içine yerleştirilen yüz tanıma sistemiyle trafikteki tüm araçların hızını, plakasını ve kullanıcısını ölçümleyebilen Ekin Patrol, ihlalleri takip ederken şüpheli bir durumda yüz tanıma sistemiyle de sürücü hakkında merkeze bilgi gönderiyor. Sürücünün terörle bir bağlantısı varsa emniyet güçleri kayıtlardan bunu tespit ederek olası bir eylemin önüne geçiyor. Ekin Patrol için Azerbaycan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nden sipariş aldıklarını belirten Ekin Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı Akif Ekin, ABD'den FBI ile görüşmelerinin sürdüğünü söyledi. Daha çok kamu düzeyinde işbirlikleri yaptıklarını belirten Ekin, "Ülkelerin içişleri ve adalet bakanlıklarının yanı sıra emniyet birimleriyle çalışıyoruz. Sistemi sattıktan sonra uygulamayla ilgili eğitimler veriyoruz" dedi.

GENİŞ ÖLÇEKTE YÜZ TANIMA
Yüz tanıma sistemleri üzerine de yüksek teknolojili kameralar geliştirdiklerini aktaran Ekin, bunu şehirler bazında, geniş ölçekte hayata geçirebiliklerini aktardı. Türkiye'de ilk yüz tanıma sistemini Ankara'da yapacaklarını belirten Ekin, şunları anlattı: "Emniyet birimleri olası bir terör eyleminde yüz tanıma sistemiyle milyonlarca kişi içinden terörle bağlantısı olanları dakikalar içinde açığa çıkarabilecek. Olaya müdahale edilerek belki de büyük bir terör eyleminin önüne geçilecek. Ancak emniyet güçlerinin tecrübesi çok önemli. Biz sistemle verilere hızlı ulaşmalarını sağlayacağız ancak suçluyu onlar bulacak."

SUÇ ORANI % 40 DÜŞTÜ
2004'te İstanbul'daki ilk mobese sistemini hayata geçirdiklerini aktaran Akif Ekin, iki yıl içinde suç oranlarının yüzde 40 düştüğünü belirterek yüz tanıma sisteminin daha etkili olabileceğini kaydetti. 2014'te Türkiye'nin yerli sermayeyle en çok bilişim ihracatı yapan firması olduklarını belirten Ekin, "Üç kıtaya ihracat yapıyoruz. Bunlar arasında Azerbaycan, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Moldova, Özbekistan, Tacikistan, Ukrayna, Kuveyt, Umman, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, S. Arabistan, Kuzey Afrika ve Avrupa ülkeleri yer alıyor" dedi

5 Ocak 2016 Salı

Türk icadı ‘bukalemun’ kamuflajı

Türk icadı ‘bukalemun’  kamuflajı...

Türk bilim insanları devrim niteliğinde bir kamuflaj teknolojisi geliştirdi.

Bilkent Üniversitesinde, bukalemun, ahtapot gibi renkten renge girebilen canlılara benzer şekilde, bulundukları ortamın radar görüntüsünü gerçek zamanlı olarak değiştirebilen grafen temelli yeni bir teknoloji geliştirildi.
SAVAŞ UÇAĞI KUŞ GİBİ GÖZÜKECEK
Kamuflaj teknolojilerinde yeni bir çağ başlatması beklenen bu teknolojiyle kaplanan bir askeri tank, ormanlık arazideki bir ağacın görüntüsüne bürünebilirken bir savaş uçağı da kuş şeklinde görünebiliyor.
MÜTHİŞ BİR TEKNOLOJİ
Avrupa Birliği'nin 6 milyon lira ile destek verdiği yeni teknoloji, gözün algılama düzeyinden kızılötesine, hatta mikrodalga boyutlarına kadar tüm spektrumda çalışacak şekilde planlanıyor.
Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Coşkun Kocabaş, açıklamada, doğada bulundukları ortama adapte olabilen pek çok canlının bulunduğuna işaret ederek, bukalemun, ahtapot, sürüngen gibi canlıların derilerindeki özel hücreler sayesinde renklerini değiştirerek ortama hızlı bir şekilde adapte olabildiğini, bu özelliğin pek çok bilim insanına ilham verdiğini ifade etti
Bu teknolojiyle kaplanan bir askeri tank, ormanlık arazideki bir ağacın görüntüsüne bürünebilecek. bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Coşkun Kocabaş, araştırmalarının Avrupa Araştırma Konseyi (ERC) tarafından 2 milyon euro ile desteklendiğini bildirdi.

21 Aralık 2015 Pazartesi

MİLGEM Türk gemi sanayin

Türkiye’nin ilk milli gemileri TCG Büyükada ve TCG Heybeliada’nın inşasında yakaladıkları başarı ile dünya denizcilik otoritelerinin dikkatini çeken tersane serinin devamı olan TCG Kınalıada ve TCG Burgazada’nın yapımını sürdürürken daha uzun menzilli silahlara sahip Türk fırkateyninin dizaynını da bitirdi. 
2017’de inşasına başlanacak ‘TCG İstanbul’ adlı ilk Türk fırkateyninin müjdesini veren tersane komutanı Tümamiral Ahmet Çakır, “MİLGEM Türk gemi sanayinin kırılma noktasıydı. 2004’te başarısız olsaydık 2040’a kadar bir daha telaffuz bile edemezdik, ama inandık ve başardık. MİLGEM’i gerçekleştirmek ülkemizi bir yere taşımanın gururunu verdi. Artık savaş gemisi dizaynında dışa bağımlı değiliz” diye konuştu.
 
SADECE DENİZALTI
 
Tümamiral Çakır, aynı zamanda 6 yıl ülkemizi dünyada kendi savaş gemisini yapabilen 10 ülkenin arasına sokan MİLGEM projesinin müdürlüğünü yapmış. Tarihi İstanbul’un fethine kadar uzanan İstanbul Tersane Komutanlığı’nın, Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın su üstü gemi ihtiyacının yüzde 100’ünü karşılayabilecek kapasitede olduğunu söyleyen Tümamiral Çakır; “Yeni gemi yapımı hatta onarımı açısından her türlü su üstü gemisinin ihtiyacını karşılayabilecek yetenekteyiz. Sadece denizaltı yapamıyoruz, denizaltı ihtiyacımızı da Gölcük’teki tersane karşılıyor. Dünyada çok az tersane bu yetenekte. Manyetize edilemeyen çeliğin işlenmesi dahil, pek çok gemi inşa uygulamasını yapabiliyoruz. 170 bin DWT’a kadar gemi inşa edebiliyoruz. Her türlü muharip(savaşabilen) su üstü gemisinin dizaynının yapabiliyoruz” ifadelerini kullandı. 
 
Savunma teknolojileri konusunda son derece ilerleyen ülkemizin yerli gemi inşa fikrinin 1996’da gelişmesiyle birlikte Mart 2004’te İstanbul Tersanesi Komutanlığı’nda oluşturulan MİLGEM Tasarı Ofisi’nde Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda görevli subay, astsubay, mühendis ve işçiler yer aldı. Muharip harp gemisi yapımındaki iddiamızı özgün tasarımlı korvetten daha yüksek menzilli gemilere taşıyan başarılı mühendisler ilk milli fırkateynimizi tasarladı. Ada sınıfı korvetlerden 13 metre daha uzun olması planlanan fırkateyn, daha uzun menzilli silahlara ve seyir imkanına sahip. Tümamiral Ahmet Çakır da, “İ sınıfı fırkateynlerin ilkini biz yapacağız. 7(3 artı 4) tanesini ise özel sektör. Adından ise hava savunma fırkateyni yapılacak. Sınıfının en büyüğü olacak bu fırkateyn 500 kilometre menzilli radarlarla hava hedefini tespit ve imha edebilecek.  Alan savunmasına yönelik çok önemli bir gemi. Savaş gemisi sanayinde yurtdışı bağımlılığımız kalktı” diye konuştu.
 
SUALTI AKUSTİĞİ 
 
Tersanedeki tasarımlarda Dizayn Proje Ofisi’nin(DPO) imzası var. İleri mühendislik uygulamalarının yapıldığı ofis, 5 bin 400 metrekarelik alanda birkaç ülkenin yapabildiği hesapları yapabiliyor. Toplam 45 gemi inşa, elektrik, makine, elektronik mühendisini barındıran DPO, yeni inşa edilecek savaş gemilerinin yaydığı sesi azaltmak için de önemli adımlar attı. Tümamiral Çakır; “Denizaltı her zaman erken duyar. Milgem projesinde geminin sualtı akustiğini yani pervaneden çıkan gürültünün hesaplanarak azaltılması için çaba sarf ettik. Mühendislerimiz geminin tüm gürültü kaynaklarını girerek bir model geliştirdi. Sesi azaltacak bir sualtı akustiği tespit ettik ve uyguluyoruz. İngiltere’de 750, İspanya’da 722, ABD’de 3 bin 400 mühendis yaptığı dizaynı 45 mühendis ile geçekleştiriyoruz” dedi. Geminin sualtında patlayan bir mayına karşı dayanıklılığını da geliştirdikleri sistemle test ettiklerini belirten Tümamiral Çakır, böylece zamandan ve paradan büyük ölçüde tasarruf ettiklerini söyledi.
 
MİLLİ GEMİLERİN TAKVİMİ
 
2011’de hizmete giren TCG Heybeliada ülkemizin ilk milli gemisi. Milgem Projesi’nin ikincisi olan TCG Büyükada ise 2013’te deniz kuvvetlerine katıldı. TCG Burgazada’nın 2019; TCG Kınalıada’nın ise 2020’de hizmete girmesi hedefleniyor. 2017’de ise İ sınıfı 3 bin tonluk milli fırkateyn TCG İstanbul’un inşasına başlanacak. 4 yıl sürecek inşanın adından 2021’de denize indirilmesi planlanıyor. Tersanenin sonraki projesi ise hava savunma fırkateyni. Milli denizaltının ise 2020’de başlaması öngörülüyor.
 
TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK TERSANESİ
 
İstanbul Tersane Komutanlığı; Türkiye’nin en büyük gemi inşa platformu. 94’ü mühendis 142 subay, 162 uzman astsubay, 191 sivil memur, 54 sivil mühendis , 44 teknisyen ve bin 700 işçi olmak üzere toplam 2 bin 483 kişinin bulunduğu tersane 1 milyon metrekare arazi üzerine kurulu. 
 
Geçtiğimiz yıl altyapı da eksikliklerin giderilmesi için 56 kilometre boru değiştirildi. 450 ton kaldırma kapasiteli vinçin bulunduğu tersanede; 400, 316 ve 164 metre uzunluğunda 3 rıhtım var. Tersane aynı zamanda Türkiye’nin en büyük kuru havuzunu barındırıyor. 
 
Türk Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde ki 169 suüstü gemisinin tüm ihtiyaçlarını karşılayabilen, gerekli modernizasyonunu sağlayarak tekrar hizmete sokan tersanenin kuru havuzu 300 metre boyunda 70 metre eninde. 
 
Üretici seviyesinde bakım ve onarım yaptıklarını vurgulayan Tümamiral Çakır, “Tüm gemilerimizin bakımını en modern şekilde yapabiliyoruz. Yedek parça bağımlılığımı aşmaya çalışıyoruz. Advent-ağ destekli entegre komuta kontrol sistemi ile diğer geminin radarını kullanıp daha uzak mesafeleri görebiliyoruz” diyor KAYNAK: MİLLİYET

14 Ekim 2015 Çarşamba

Bilim, Sanayi ve Teknolojide geldigimiz üst seviye

Türkiye'nin savunma sanayisinde yerlilik oranının, AK Parti'nin iktidara geldiği dönemde yüzde 24 seviyesinde olduğunu anlatan Işık, bugün bu rakamın yüzde 60'lara yükseldiğini bildirdi. 
Işık, şu anda yaklaşık 2 milyar dolarlık savunma sanayisi ihracatı gerçekleştirildiğini kaydederek, bunun 547 milyon dolarının ABD'den geldiğine dikkati çekti. ABD'ye silah satılıyor olmasının, Türkiye'nin savunma sanayisinde geldiği noktayı gösterdiğine işaret eden Işık, Malezya, Birleşik Arap Emirlikleri ve Pakistan gibi dost ülkelere de ihracat yapıldığını ifade etti. Türkiye'nin, büyük ambargolar ve terörle mücadelede sınırlamalarla karşılaştığını dile getiren Işık, "Türkiye artık bölgede 'düşmana korku, dosta güven' veren bir savunma sanayisine ulaşmak için emin adımlarla yürüyor" diye konuştu.
"TERÖRLE MÜCADELERDE TEKNOLOJİ KULLANIMINA YOĞUNLUK VERDİK"
Savunma sanayisi projeleri hakkında bilgi veren Işık, Türkiye'nin, F35 uçaklarına ABD dışında ilk defa silah montajı yapan ülke olacağını söyledi. Dünyada 'iki başlıklı nüfus edici bomba'larda da en başarılı örneğin Türkiye'de olduğunu vurgulayan ışık, "Bundan sonra terör örgütleri düşünsün, hava bombardımanı olduğu zaman 'mağarama girerim, bombardıman bitince çıkarım' diye bir şey olmayacak. Nüfus edici bombanın birinci başlığı 2 metre kalınlığındaki betonu delebiliyor, ikinci başlığı ise delinen duvarın arkasındaki hedefi vuruyor. Artık teröristler mağarada bile güvende olmayacak" ifadelerini kullandı.
Işık, son dönemde terörle mücadelede teknolojinin kullanımına yoğunluk verdiklerini ve bundan sonraki dönemde de bu konuya daha fazla odaklanacaklarını anlatarak, şöyle devam etti:
"23 Temmuz'da başlayan operasyonlardan hemen sonra TÜBİTAK, Genelkurmay Başkanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve diğer kurumlarla 'el yapımı patlayıcı tespitine ve imhasına' yönelik bir çalışma başlattık. Projeyle bombalar, mayınlar, tuzaklar ve el yapımı patlayıcılar uzaktan tespit ve imha edilebilecek. Terörün minimize edilmesi ve olayların önceden tespit edilip engellenebilmesi için el yapımı patlayıcıların tespitinden, haberleşmenin önceden belirlenmesine kadar pek çok teknolojik çalışmayı ilgili devlet kurumlarıyla birlikte yapıyoruz."
"YENİ BİR DENİZALTI PROJESİNE BAŞLADIK"
Işık, devam eden savunma sanayisi projeleri hakkında da bilgi verdi. Türkiye'nin ilk milli ana muharebe tankı Altay'ın, seri üretimine 2017 yılında başlanacağını ve ilk etapta 250 tank üretileceğini bildiren Işık, Havuzlu Çıkarma Gemisi'nin de (LPD) 2021 yılında teslim edileceğini belirtti. Yeni bir denizaltı projesinin başladığına da değinen Işık, 30-40 gün su altında kalınmasını sağlayacak hidrojen yakıt teknolojisinin de TÜBİTAK'ta geliştirildiğini ifade etti. 
İnsansız hava aracı (İHA) sayısını artıracaklarını kaydeden Işık, şu anda İHA'lara BOZOK füzelerini yerleştirme çalışmalarının sürdürüldüğünü söyledi. İHA'ların terörle mücadelede daha etkin kullanımıyla ilgili olarak da özel bir çalışma yaptıklarına dikkati çeken Işık, projeyi 2017'de bitirmeyi hedeflediklerini dile getirdi.
"TERÖRE UYDU TAKİBİ"
Işık, GÖKTÜRK 2 uydusunun 2,5 günde bir Kandil'in üzerinden geçerek, fiziki farklılaşma olup olmadığını tespit ettiğini anlattı. Yazılımın fotoğraf aldığını ve 2,5 gün önceki fotoğrafla karşılaştırarak, farklılıklara işaret ettiğini vurgulayan Işık, şöyle konuştu:
"Sonraki süreçte farklılıkların ne anlama geldiği, istihbarat uzmanlarınca değerlendirilerek tespit ediliyor. 23 Temmuz'da başlayan operasyonlarda hedefler yüzde 99 küsur isabetle vuruldu. Çünkü artık kendi teknolojimizi istihbarat toplama ve terörle mücadelede çok daha yoğun kullanıyoruz. Bu kapsamda yeni bir projeye daha çalışıyoruz. GÖKTÜRK 2 uydusunu, metre altı çözünürlükte, GÖKTÜRK 3 uydusuyla geliştireceğiz. Böylece metre altı çözünürlükte, her türlü hava şartlarında yerden 1 metrenin altında çözünürlükte görüntü almasını sağlayacak yeni bir uydu üretmiş olacağız."
Işık, TÜRKSAT 6A projesinin fiilen başladığını ve 2019'un sonunda tamamen yerli imkanlarla üretilmiş olacağını ve uzaya gönderileceğini sözlerine ekledi.

TRJet uçaklarında kullanılacak PW306B motorlarının yükseltilmesi ve tedariki için Pratt & Whitney Canada (P&WC) şirketiyle anlaşma sağlandı.
Şirketten yapılan açıklamaya göre, Türkiye'nin ilk bölgesel uçağının oluşturulmasına giden süreçte yeni bir adım atıldı.
Taraflar arasında imzalanan mutabakat zaptı, TRJet'in 328 uçaklarının üretimine yeniden başlama girişiminde önemli ortaklarından biri olan ve bu uçakların mevcut tip sertifikasını elinde bulunduran Sierra Nevada Corporation'ın (SNC) Almanya merkezli iştiraki 328 Support Services GmbH (328) firmasını da içeriyor.
TRJet yöneticilerinden Cem Uğur yaptığı açıklamada, "Uçak motoru tasarımı, üretimi ve servis hizmeti konusunda bir dünya lideri olan P&WC ile TRJet arasındaki işbirliği, 328 ve 628 serisi uçakların arkasındaki etkinliği kanıtlanmış teknolojiyi ve havacılık uzmanlığını gösteriyor" değerlendirmesinde bulundu.
328 Support Services GmbH Genel Müdürü Dave Jackson da yapılan kapsamlı pazar araştırmalarının bu uçaklara duyulan ihtiyacın sadece Türkiye'deki yerli pazarla sınırlı olmadığını gösterdiğini ifade etti. Jackson, yolcu kapasitesi 50'nin altında olup, yeterli hizmet verilemeyen pazarlarda bölgesel ve uluslararası ölçekte giderek artan bir talep bulunduğunu belirtti. 
İMALAT PROGRAMININ İLK ADIMI 
TRJet'in 32 yolcu kapasitesine sahip 328 serisi uçaklarında kullanılacak olan PW306B motorların çalışmalarına 2016'da P&WC’nin Longueuil, Quebec'teki tesislerinde başlanacak. Böylece TRJ328 uçağının üretiminin tamamlanarak ilk uçuşunu 2019'da yapmasıyla sonuçlanacak imalat programının ilk adımı atılmış olacak.
Bu arada, T328 uçakları için turboprop motor üretme çalışmaları da eş zamanlı olarak devam edecek. Bu çalışmalarla aynı zamanda, yeni 628 serisi uçakların tasarım çalışmaları da başlatılacak. Baştan sona yeni bir tasarımın ürünü olacak bu uçaklar Türkiye'nin ilk yerli tasarım yolcu uçağı olma niteliği taşıyacak. 628 serisinin ilk uçuşunu Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 100. yıldönümü şerefine 2023'te gerçekleştirmesi bekleniyor. 
Halihazırda dünyanın 85 ülkesinde sertifikalandırılmış olan D328 modeli ABD, İsviçre, Almanya, Birleşik Krallık ve Danimarka gibi ülkelerde halen kullanılıyor. 328 turboprop ve jet modelleri, çok yönlü ve dayanıklı yapısı ve geniş kabin konforuyla sektörde değerli ve maliyet etkin bir oyuncu olarak biliniyor.

7 Ekim 2015 Çarşamba

Aselsan mucizesi Kritik lazer silahları teknolojisi

ASELSAN, TÜBİTAK ve Bilkent Üniversitesi işbirliğinde geliştirilen ve bilim-kurgu filmlerini aratmayacak milli lazer silahı, havadan gelebilecek her türlü hedefe karşı -uçak, İHA, füze, roket- kullanılacak. ASELSAN'ın şimdilik 20 kW elektrik gücünü iletecek şekilde ürettiği 'yönlendirilmiş enerji silah sistemi', ilk etapta gemilere monte edilecek. Birkaç km uzaktaki herhangi bir füzeyi yok etmek, daha uzaktaki bir füzeyi ise görevini yapamaz hale getirmek için tasarlanan silah, dünyada çok az ülkede bulunuyor. 2013 yılında başlayan projenin ilk etabı tamamlandı. IDEF 2015'te resmen görücüye çıkan lazer platformu hibrit özellikli. Yani platform hem lazer hem de AKKOR benzeri yakın mesafe roket sistemine sahip. Projenin ikinci etabı kapsamında 2019'a kadar çok daha gelişmiş bir lazer silahının hayata geçirilmesi bekleniyor. Uzmanlar hazır bir lazer silahını kullanmanın ucuzluğuna dikkat çekiyor. En basiti bile 10 binlerce liraya mâlolan füzeler, lazer silahıyla yalnızca birkaç lira maliyetle etkisiz hale getirilecek.

Mehmetçik tüfeğine kavuştu



Askerlerine yüzlerce yıldır başka ülkelerin silahlarını kullandıran Türkiye, -geç de olsa- sonunda milli piyade tüfeğine kavuştu: MPT-76, diğer adıyla 'Mehmetçik'... 2009 yılında başlanan milli piyade tüfeği projesinde tasarım ve geliştirme süreçlerine 3,5 yıl harcandı. Daha sonra 2 yıl süren testlerin ardından Makine Kimya Endüstrisi Kurumu ile Kalekalıp ortaklığıyla 2015'te 35 bin adetlik ilk serinin üretildiği 7.62 mm çapındaki tüfek, onu kullanan Mehmetçik'ten tam not aldı.

42 TESTTEN GEÇTİ

Etkili menzili 600 metre olan 92 cm boyundaki milli tüfek, dondurucu soğukta, derin su içinde, çamur ve tozda sınandı. Tüfek, tam 42 testi üstün başarıyla tamamladı. MPT-76, dünyada bu testlerin hepsinden de geçebilen tek silah. Askerlerimizin yeni kader ortağı, Türk Silahlı Kuvvetleri'ndeki yaklaşık 500 bin G3 piyade tüfeğinin yerini alacak. MPT-76, birçok bakımdan selefi G3'lerden üstün özellikler taşıyor. Milli tüfek, bilhassa gece operasyonlarında 'sessiz kurma kolu' özelliği sayesinde rakiplerine önemli bir fark atıyor.

SIRAYA GİRDİLER

Bunun yanında şarjör mandalı, emniyet kolu ve birçok parçası tüfeğin hem sağında hem de solunda yeralıyor. Bu yönüyle askere büyük kolaylık sağlıyor. 4,1 kg ağırlığıyla birçok piyade tüfeğine oranla daha hafif olan silahın düzeneğinde gaz sistemi de kullanılıyor. Bu sayede ısınma problemi yaşanmıyor. Üzerinde ek tutma kolu bulunan tüfek, hassas hedef sabitlemesi için standart ayaklı mandala da sahip. MPT-76'ya termal veya gece görüş dürbünü de takılabiliyor. Usta ellerde birer ölüm makinesine dönüşme potansiyeline sahip 'Mehmetçik' tüfeğini satın almak için şimdiden birçok ülkenin sıraya girdiği belirtiliyor.

T-155 FIRTINA Onunla iyi geçin!



Bir top mermisi düşünün. 40 km uzaktaki hedefe atıldığında 100 metre çapındaki her şeyi etkisiz hale getiriyor. Merminin yanılma payı, Fırtına hareket halindeyken ateşlendiğinde bile birkaç metreyi geçmiyor. Üstelik ASELSAN üretimi 'Volkan' atış sistemi sayesinde, 8-25 km arası hedeflere ardı ardına atılan 3 top, farklı açılarla atıldığı için aynı noktaya aynı anda düşüyor. Bu özellik, 3 obüsün yükleneceği görevin tek bir Fırtına ile yerine getirilebilmesini sağlıyor. Kara Kuvvetleri'nin en etkili atış gücünü oluşturan T-155 Fırtına, 1995 yılında geliştirilmeye başlanmasından bu yana çok mesafe katetti. İlk modellerinde 30 km öteyi vurabilen Fırtına'nın menzili, sonraki versiyonda 40 km'ye çıkarıldı. 155 milimetre 52 kalibre silah sistemine sahip 'cehennem topu'nun namlusu 8 metre! Almanya'nın Türkiye'ye PZH- 2000 modeli obüsü satmayı reddetmesinden sonra Güney Kore yapımı 'K9 Thunder' modeli temel alınarak Türk mühendislerce geliştirildi. Adam boyu çamur ve karda bile sorunsuz ilerleyen, 30 saniye içinde göreve hazır hale gelen, 1 dakika içinde 6 top atışı gerçekleştirebilen 47 tonluk Fırtına, sabit mevzideki bombardıman sonrası 30 saniye içinde hareketlenip mevzi değiştirebiliyor. Böylece düşman ateşine maruz kalma riskini de minimum düzeye indiriyor. Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu'nun Kırıkkale'deki fabrikasında üretilen Fırtına'da, NATO standardı her cins 155 milimetre obüs mühimmatı kullanılabiliyor. Fırtına obüsleri son olarak Suriye ve Irak sınırındaki bölgelerde terör örgütleri PKK ve IŞİD'e yönelik hedeflerin imhası için kullanıldı.

Küresel bomba! Yıldırım



Türkiye'yi karadan karaya uzun menzilli füze üretebilen ülkeler sınıfına sokan stratejik önemi çok yüksek proje. 150 km menzilli Yıldırım-1 ile 300 km menzilli Yıldırım-2 modelleri uzun süredir kullanımda. 900 km'lik bir üst versiyon Yıldırım-3'ün ise üretilip TSK envanterine girdiği söyleniyor. Bu füzenin test atışları Sinop açıklarında başarıyla gerçekleşti. Fakat Türkiye'nin asıl hedefi kıtalararası balistik füzeyi de üretebilmek. Başbakanlığı döneminde Cumhurbaşkanı Erdoğan, Yıldırım'ın menzilinin en az 2500 km'ye çıkarılması talimatı vermişti. TSK, ROKETSAN ve diğer ilgili kurumlar için Yıldırım'da gelinen son durum 'devlet sırrı'. Savunma çevreleri, menzilinin 2000 km olduğu iddia edilen Yıldırım-IV modelinde olumlu sonuç alındığını ileri sürüyor.

BAY BORA 1200 m. nokta atış



2004 yılında Jandarma Genel Komutanlığı ile Makine Kimya Endüstrisi Kurumu işbirliğinde başlanan milli keskin nişancı tüfeği 'BORA' projesi, 5 yıllık tasarım ve geliştirme sürecinin ardından 2009'da görücüye çıktı. Türkiye'nin ilk yerli tüfeği BORA'nın bu tarihten itibaren seri üretimine geçildi. Kullanıcısına sunduğu kolaylıklarla Mehmetçiğin vazgeçilmezleri arasına giren BORA, benzerlerine nazaran birçok üstün özelliğiyle dikkat çekiyor. 1 km'den nokta atış yapan, etkili menzili ise 1,2 km olan keskin nişancı tüfeği, 7.62 mm kalibreye sahip. Fonksiyonel dipçiği, ergonomik gövdesi ve kullanana göre ayarlanabilen birçok parçasıyla öne çıkan tüfeğe dürbün, gece görüş sistemleri, susturucu ve lazer hedefleme cihazı takılabiliyor. Tüfeğin ağırlığı aksesuarsız haliyle 6,5 kg. Tasarımından üretimine her şeyiyle yüzde 100 yerli olan BORA, katıldığı uluslararası ihalelerde kendi kategorisindeki rakiplerine fark attı. BORA, Pakistan'da düzenlenen uluslararası atış yarışmasının da galibi oldu. Fabrikasında hassas teknolojiye sahip robotlar tarafından üretilen BORA, 10'dan fazla ülkeye ihraç ediliyor.

18 Haziran 2015 Perşembe

Türk gözüne devlet desteği

Türkiye'de teknolojik ürün üretiminin desteklenmesi ve yerli savunma sanayinin geliştirilmesine yönelik girişimler, ASELSAN'ın hassas mercek ve optik takımlarının üretileceği yeni tesis için birleşti. ASELSAN ve Sivas Optik Malzemeleri Sanayi ve Ticaret AŞ'nin yüzde 50 ortaklığı ile kurulan ASELSAN Hassas Optik Sanayi ve Ticaret AŞ, yatırım teşviklerinden yararlanmaya hak kazandı.Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, tesis için yaklaşık 33,5 milyon liralık sabit yatırım yapılacak. Tesis
için 8,3 milyon dolarlık makina ve teçhizat ithalatı öngörülüyor.

125 KİŞİYE İSTİHDAM

Tesiste 125 kişinin istihdam edilmesi planlanıyor. Tesis, yılda 4 bin 500 1x-4x büyütmeli mercek takımı, 4 bin 500 1,5x-6x büyütmeli mercek takımı, 19 bin 500 objektif ve oküler mercek takımı, 15 bin gece görüş tüp optiği üretebilecek kapasitede olacak. Tesis, Gümrük Vergisi muafiyeti, KDV istisnası, yüzde 80 vergi indirimi, yüzde 40'lık yatırım katkısı, faiz desteği ve 7 yıl sigorta primi işveren hissesi desteği gibi teşvik mekanizmalarından yararlandırılacak.

ÜRETİMLER SİVAS'TA

ASELSAN Hassas Optik Sanayi ve Ticaret AŞ'nin üretime başlamasıyla Cumhuriyet Üniversitesi bünyesindeki Optik Bilimler Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Optik Mühendisliği Bölümü de projelerini sanayiye aktarmış olacak. ASELSAN tarafından tasarlanarak yurt dışında ürettirilen morötesi, görünür ve yakın kızılötesi bantlar için hassas optik elemanların üretimi artık Sivas'ta kurulan tesiste gerçekleştirilecek.

SİVİL SEKTÖR ASELSAN'LA ÇALIŞACAK

Sivas'ta meydana getirilen güç birliği ile savunma ürünlerindeki yurt içi katkı oranını artıracak ve cari açığın azaltılması için örnek gösterilebilecek bir ekosistem oluşturulacak. Savunma sanayisinin ihtiyaç duyduğu hassas optik elemanların tasarım ve üretimi için gereken bilgi kaynağı ile insan gücü bu sistem içerisinde oluşacak ve ASELSAN'ın mühendislik gücüyle desteklenecek. Oluşan mevcut altyapı kullanılarak uydu teleskoplarındaki optikler ve opto-medikal ürünlerle sivil sektöre de hizmet veren bir yapı oluşturulacak. Tesis, ihracat için de çalışacak.

28 Nisan 2015 Salı

Mayına dayanıklı yerli bot üretildi

Havacılık ve Uzay Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İbrahim Halil Güzelbey ve ekibinin 12 yıl süren "Mayına Dayanıklı Asker Botu" projesi kapsamında ürettiği "Ediz" adı verilen bot, Sakarya'daki Otokar fabrikasında patlamaya eş değer düşürme testinden başarıyla geçti.Prof. Dr. Güzelbey, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 12 yıl önce başlattıkları ve birkaç kez kesintiye uğrayan projede son aşamaya geldiklerini söyledi.Proje ekibinde yer alan öğrencilerden Ediz Şavkın'ın bir trafik kazasında hayatını kaybettiğini belirten Güzelbey, botun adını da onun anısına "Ediz" koyduklarını ifade etti.
 
Patent almak için başvuruda bulunduklarını dile getiren Güzelbey, şöyle konuştu:
 
"Botumuzu hazırlayarak Otokar'da patlamaya eş değer düşürme testine götürdük. Bir mankenin ayağına giydirilen bot yüksekten platformla beraber düşürüldü. Bot, 20 gramlık İtalyan mayının etkisinin aynısının simüle edildiği testten geçti. Şimdi bir aşama daha var. Üst tarafından da şarapnelden etkilenmemesi için modifikasyon yapacağız"Testte, botun iki defa mayına basmaya dayanabileceğinin görüldüğünü aktaran Prof. Dr. Güzelbey, bunu da patlama testinde görmek istediklerini belirtti.
 
"Botun ayağın kopmasını engelleyeceğine inanıyoruz"
 
Botun üç aşamalı düşünüldüğüne işaret eden Güzelbey, şunları kaydetti:
 
"Patlamanın bir miktarını tahliye etmesi için alt tarafa şekil verdik çünkü patlama milisaniyeler içerisinde oluyor. Ortalama 5 milisaniye gibi bir zamanda patlama etkisini gösteriyor. İkinci aşamada patlamayı absorbe edecek ve şarapnel etkisini önleyecek 10 kattan oluşan malzeme kullandık. Bir de yüksekliğinin avantajı var. Üst tarafın içini de kaplayarak şarapnel etkisini ortadan kaldıracağız. Patlama sırasında ayakta morluk ve ufak tefek yaralanmalar olabilir ama botun ayağın kopmasını engelleyeceğine inanıyoruz."

9 Eylül 2014 Salı

Türk savunmasında "lazer silah" dönemi


Geliştirdiği yüksek teknolojili ürünlerle Türk Silahlı Kuvvetlerinin vurucu gücünü artıran Bilim, Sanayi Teknoloji Bakanlığı'na bağlı çalışan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), savunma sanayisinde devrim yapacak yeni bir projeye öncülük ediyor.
TÜBİTAK'ın dünyada sadece sayılı ülkelerde bulunan lazer silahın geliştirilmesi için başlattığı projenin diğer ortakları ASELSAN ve Bilkent Üniversitesi. Savunma sanayisinde büyük devrim olacak lazer sistemi, TÜBİTAK'ın yüksek bütçeli çalışmaları arasında yer alırken, Milli Savunma Bakanlığı da projeyi yakından takip ediyor. Türkiye'nin önemli kurumlarını bir araya getiren proje için TÜBİTAK Bilişim ve Bilgi Güvenliği İleri Teknolojiler Araştırma Merkezi (BİLGEM), TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM), TÜBİTAK Ulusal Metroloji Enstitüsü (UME) ve Bilkent Üniversitesi Ulusal Nanoteknoloji Araştırma Merkezi (UNAM) birlikte çalışıyor.
İki lazer sistemi geliştirilecek
Türk mühendisler, ülkelerin savunmasında geleceğin teknolojik silahı olarak tabir edilen "lazer silahlar" için çalışmalarını tüm hızıyla sürdürüyor. Yüksek Güçlü Lazer Sistemi (YGLS) Projesi'nin bütçesi 120 milyon lira olarak planlanıyor.
Bu yılın başında hız kazanan çalışmalarda birinci altı aylık dönem tamamlandı. Yüksek güçlü lazer sistemlerinin yerli olarak geliştirilmesi için başlatılan projede, tasarım aşamasına geçildi. Proje için tedarik faaliyetleri devam ediyor.
Dünyada sayılı ülkelerde var olan teknolojiyle 6 yıl içinde 2 ayrı lazer silah geliştirilmesi hedefleniyor.
Kara, deniz ve havadaki tehditlere, lazerli koruma
Proje yöneticisi kuruluş olan TÜBİTAK BİLGEM, proje sonunda kullanılabilecek 2 yüksek güçlü lazer sisteminin, istenen teknik özelliklerde üretilmesinden sorumlu olacak. Lazer sistemi ile kara, deniz ve havada tehdit unsuru oluşturan hedefler algılanacak, takip edilecek ve lazerle etkisiz hale getirilecek.
Yüksek Güçlü Lazer Sistemi Projesi kapsamında geliştirilecek silahlar; insansız hava araçları, seyir füzeleri ve havan mühimmatlarına karşı kullanılabilecek.

10 Nisan 2014 Perşembe

ANKA'lar hayalet olacak

Sadece İsrail ve Amerika'nın ürettiği anti-radar özelliğine sahip boyalardan sonra, dünyada bir ilk olan anti-radar özellikli kompozit malzeme üretimi Hacettepe Teknokent'te faaliyet gösteren TDU firması tarafından gerçekleştirildi. Gövdelerinin kaplanacağı bu kompozit malzeme ile İHA'lar ve savaş gemileri radara yakalanmayacak. İlk olarak ANKA'ların görünmez olması için çalışmalar başladı.

TSK'nın insansız hava araçları ve gemileri hayalet olmaya hazırlanıyor. Amerika ve İsrail'de uzun yıllardır kullanılan ve İsrail'in 25 ülkeye sattığı anti-radar özelliğine sahip boyalarına rakip olarak kompozit malzeme Hacettepe Teknokent'te üretildi. Yüzde 100 yerli imkanlarla üretilen bu kompozit malzeme ile İHA'ların ve savaş gemilerinin gövdeleri kaplanacak. Her türlü görsel, radar, kızılötesi ve termal izi azaltan bu kompozit ürün ile İHA'lar hayalet gibi görünmeyecek. Dünyada milyarlarca dolarlık pazarı bulunan görünmezlik ürünleri pazarına girecek olan firma yetkilisi Ümit Öztürk, kompozit ürünlerinin radar dalgalarını soğurarak radar kesitini azalttığını, gizleme ağının her durumda görsel, radar, kızılötesi ve termal izi azalttığını söyledi. Öztürk, radar kamuflaj teknolojisinin Türkiye dışında dünyada yalnız ABD ve İsrail'de bulunduğunu kaydetti.



İLK HEDEF ANKA

TSK'nın insansız hava aracı ANKA, hayalet olmaya hazırlanan ilk hava aracı oldu. Savunma Sanayi Müsteşarlığının önemli projelerinden olan ve İsrail Heronlarıyla denk görev yapacağı için TSK'nın terörle mücadelesinde kritik önem taşıyan milli insansız hava aracı ANKA'nın kompozit gövde ile kaplanması gündemde. Öztürk, milli insansız hava aracı ANKA'ya bu kaplamanın uygulanması için TUSAŞ yetkilileriyle görüşmeler yaptıklarını, ilk incelemenin ardından olumlu yanıt aldıklarını açıkladı. Ürün hakkında Milli Savunma Bakanlığı ve Savunma Sanayii Müsteşarlığı'na da bilgi verdiklerini anlatan Öztürk, seri üretimin yapılması amacıyla fabrika kurma çalışmalarının da devam ettiğini aktardı. 


PERFORMANSLARI AZALMAYACAK

Ümit Öztürk, "Amerika ve İsrail'de insansız hava araçları radara yakalanmamak için özel anti-radar boyalarla boyanıyor. Bu boyalar hava şartlarından kolay bir şekilde etkilendiği gibi boyalar gövdeye inanılmaz bir ağırlık veriyor. Türkiye'de üretilen bu kompozit gövdeler hem insansız hava araçlarının performansını etkilemeyecek kadar hafif hem de hava şartlarından etkilenmiyor. İsrail bu antiradar boyaları 25 ülkeye satıyor" diye konuştu.


Anti-radar özellikli kumaş, sabit  ve hareket halindeki tankların ve zırhlı araçların radar ve termal kameralara yakalanmamasını sağlıyor. 
Mühendislerin geliştirdiği insansız hava araçlarının gövdelerine uygulandığında anti-radar özelliği kazandıran kompozit malzeme de dünyada ilk olma özelliği taşıyor. 
10 YILLIK ÇALIŞMANIN ÜRÜNÜ
Hacettepe Teknokent'te faaliyet gösteren Türk savunma sanayi şirketlerinden TDU Teknoloji Genel Müdürü Ümit Öztürk, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 10 yıldır radarda görünmezlik teknolojileri üzerine çalıştıklarını belirterek, son iki yılda da KOSGEB desteğiyle anti-radar özellikli 'gizleme ağı' prototiplerini başarıyla geliştirdiklerini bildirdi. 
Geliştirdikleri teknolojinin iki ayrı ürün şeklinde ortaya çıktığını ifade eden Öztürk, bunlardan birinin radarda görünmezlik sağlayan kumaş yapılar, diğerinin ise radara yakalanmayan kompozit malzeme olduğunu belirtti. 
Kumaş yapıların anti-radar özellikli 'gizleme ağı' olarak bilinen bir yapı olduğunu anlatan Öztürk, ürünün 'görsel', 'ayar', 'termal' ve 'anti-radar' özelliklerine sahip olduğunu kaydetti. 
SADECE ABD VE İSRAİL YAPABİLİYORDU
Dünyada bu kumaşlarla anti-radar özelliğini sağlayabilen ülkelerin İsrail ve ABD olduğuna işaret eden Öztürk, "Dünya pazarını ellerinde bulunduran bu ülkelerin ardından Türkiye de anti-radar özellikli kumaşları yapabilen üçüncü ülke oldu" dedi. 
Öztürk, anti-radar özellikli kumaşların özel gemoteriye sahip iplikler kullanılarak yapılan örgü desenlerinin nanoteknoloji temelli olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"Ürünümüzü farklı renk ve desenlerde basabiliyoruz. Çöl rengi, orman yeşili ve bozkır iklimi için özel renklerde üretebiliyoruz. Ürün, dayanıklı malzemeden üretildi. Kumaş, sabit duran tankların ve zırhlı araçların üzerine örtüldüğünde anti-radar ve anti-termal özellik kazandırıyor. Ayrıca mobil kamuflaj sistemini de geliştirerek, tank ve diğer zırhlı araçların hareket halindeyken de radar ve termal kameralara yakalanmamasını sağladık.
TÜBİTAK'ta yaptırılan testlerde özellikle anti-radar özellik için gerekli değerlerin çok üzerinde radar soğurma değerlerinin elde edilmesi başarımızı pekiştirdi. Ürün yüzde yüz yerli imkanlar ve yerli mühendisler tarafından geliştirildi." 
KOMPOZİT MALZEMEYLE GÖRÜNMEZ UÇAK DA YAPILACAK
Ümit Öztürk, ikinci ürünleri olan anti-radar özellikli kompozit malzemenin ise dünyada bir ilk olduğunu belirtti. 
Bu malzemenin mevcut kullanımdaki anti-radar özellikteki boyalara karşı üstün özelliklerinin bulunduğuna işaret eden Öztürk, şöyle konuştu: "İnsansız hava araçlarının gövdelerinin normal kompozit malzeme ile yapılıp üzerine anti-radar boya uygulaması dünyada kullanılan geçerli yöntemken, geliştirdiğimiz kompozitin kullanılması halinde boya uygulamasının aracın ağırlığını artırması ve atmosferik şartlarda özelliğini kaybetmesi gibi dezavantajları da ortadan kalkacak."
Prototiplerini ürettikleri bu malzemelerin yerli savunma sanayine ciddi katkı sağlayacağını vurgulayan Öztürk, yerli üretimle birlikte kara, hava ve deniz platformlarının dünya pazarındaki rekabet gücünün de artacağını söyledi. 
TSK KULLANIRSA YÜZ MİLYON DOLAR YURTDIŞINA ÇIKMAZ
Bu malzemelerin yerli ürünlere uygulanması için SSM ve TUSAŞ yanında diğer büyük savunma sanayi firmalarıyla görüşmelerin devam ettiğini ifade eden Öztürk, şunları kaydetti:
"Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sadece multispektral gizleme ağı ihtiyacının yerli olarak giderilmesi halinde yüz milyon dolardan fazla bir bedelin yurtdışına çıkmasının engellenecek. Tamamen yerli imkanlarla üretilen anti-radar özellikli kompozit malzemenin TAI yapımı ANKA insansız hava aracında kullanımının gerçekleşmesi durumunda ANKA rakipleri karşısında öne çıkacaktır. Prototiplerini başarıyla hazırladığımız ürünlerimizin üretim iznini aldıktan sonra yatırımcılarla birlikte seri üretime başlayacağız."
Ümit Öztürk, anti-radar özellikli ürünlerini geçen ay Katar'da düzenlenen DIMDEX fuarında sergilendiğini ve büyük ilgi gördüğünü sözlerine ekledi.

6 Nisan 2014 Pazar

Savunma sanayii hizla ilerliyor


Tamamen yerli olarak geliştirilen milli seyir füzesi, beton delici bomba, lazer güdümlü füze dedektörü gibi TSK'nın gücüne güç katacak silah ve sistemler sayesinde Türkiye, savunma alanında dünyada daha fazla söz sahibi olmaya başlıyor.
TÜBİTAK, TSK'nın ihtiyacı olan üstün nitelikli modern silah sistemlerini milli imkanlarla geliştiriyor ve bu sistemlere ait teknolojileri yerli savunma sanayi şirketlerine transfer ederek üretime geçmesini sağlıyor.
Türkiye'de ilk kez geliştirilen seyir füzesi SOM, beton delici bomba NEB, akıllı bomba olarak bilinen HGK, lazer güdümlü füzelerin dedektörü, füze ve güdüm kitlerinde kullanılan ısıl piller, TSK'nın kullanımına sunuldu. TÜBİTAK, bunların dışında Türkiye'yi savunma alanında söz sahibi yapacak bir çok proje üzerinde de yoğun bir çalışma yürütüyor.
Öte yandan, silah ve sistemlerinde önemli bir yol alan TÜBİTAK, yazılım ve işletim sistemlerinde de tamamen milli projeler geliştiriyor.
F-16'ların elektronik harp sistemleri yerli olacak
TÜBİTAK, F-16 savaş uçaklarında kullanılan elektronik harp sistemini milli olarak geliştirecek yüksek bütçeli projeleri destekleyecek. Dünyada sadece 5 ülkenin üretebildiği ve F-16'ları hava savunma unsurlarına karşı koruyacak sistem, radar algılayıcı ve karıştırıcı özelliklere de sahip olacak.
Milli Savunma Bakanlığı (MSB) ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı işbirliğiyle yeni bir proje için düğmeye basan TÜBİTAK, F-16'ların olmazsa olmazı elektronik harp sistemlerinin milli olarak tasarlanması ve geliştirilmesi için hazırlanacak yüksek bütçeli projelere destek verecek.
Bu kapsamda, "F-16 Elektronik Harp Podu Sistemi"nin yerli olarak geliştirilmesi için çağrıya çıkan TÜBİTAK, projenin başarıyla sonuçlanması durumunda uçak başına maliyeti yaklaşık 2 milyon dolar olan sistem, tamamen yerli olarak üretilecek. Öte yandan Türkiye, söz konusu sistemleri ithal eden değil ihraç eden bir ülke konumuna yükselecek.
F-16'lara takılıp sökülebilen bir sistem olan elektronik harp podu, harekat esnasında savaş uçaklarını tehdit eden radarlar ve hava savunma sistemlerine karşı güvende olmasını sağlıyor. Sistemin, tehdit radar bulunduğunda pilotu ikaz eden ve otomatik olarak kendini izleyen radarları yanıltan özelliği de bulunuyor.
Türkiye, dünyanın tek nüfuz edici bombasını seri olarak üretiyor
TÜBİTAK tarafından geliştirilen bir başka modern mühimmat olan Nüfuz Edici Bomba (NEB) ise Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) tarafından seri üretime alındı. NEB, sahip olduğu Ardışık Delici Harp Başlığı ile dünyanın ilk ve tek uçak bombası olma özelliğini taşıyor.
Milli seyir füzesi
Satha Atılan Orta Menzilli Mühimmat (SOM), yoğun bir şekilde korunan kara ve deniz hedeflerine karşı kullanılmak üzere tasarlandı. Hava Kuvvetleri Komutanlığının ihtiyacının karşılanması amacıyla geliştirilen SOM, Türkiye'nin ilk milli seyir füzesi olma özelliğini taşıyor.
Gerekli olan operasyonel esnekliği destekleyecek modüler tasarıma sahip olan SOM, yüksek hassasiyete ve düşük görünürlüğe sahip. SOM, tüm hava şartlarında görev yapabiliyor ve uçuş sırasında hedef tanımlanabiliyor.
Savaş uçaklarının bombası akıllı oldu
TÜBİTAK, uzun ve yoğun bir çalışma sonucunda savaş uçaklarında kullanılan bombaları akıllı hale getiren Hassas Güdüm Kiti'ni (HGK) geliştirdi. Dünyada sadece 4 ülkenin üretebildiği HGK'lar sayesinde uçaklar, hedeflerini 25 kilometre uzaklıktan, tam 12'den vurabiliyor.
HGK'lar ile akıllı hale getirilen bombalar, koordinatları belirlenen hedefi uydu ve özel algılayıcıları yardımıyla, en fazla 6 metre gibi düşük bir sapma değeri ile yok ediyor. Böylece ortadan kaldırılması istenen hedef dışındaki yerlere zarar verilmeden harekat yapılabiliyor.
Üzerindeki ilave kanatçıkları ve özel yüzeyi ile akıllı bombalar, havada süzülerek yol alıyor. Uçak, tehlikeli bölgeye girmeden görevini güvenli güvenli bir şekilde tamamlıyor.
Yeni nesil mayın tespit sistemi
TÜBİTAK tarafından geliştirilen yeni nesil mayın tespit sistemi ETMTS-2, içerdiği iki algılayıcı yapısı sayesinde metalik ve plastik mayınları tespit edebiliyor.
Sistemde bulunan LCD ekran, kullanıcının verileri görsel olarak takip etmesini sağlıyor. böylece operatör, tespit uyarılarını sadece işitmekle kalmayıp, görsel ikazları da takip ederek tespit başarımını artırabiliyor.
Yerli füzeye "göz"
Füze teknolojisinde bir ilke daha imza atan TÜBİTAK, lazer güdümlü füzelerin gözü olarak bilinen dedektörleri, tamamen milli kaynaklar kullanarak geliştirdi. Lazer dedektörler, ilk olarak yerli füze CİRİT'lerde kullanılmaya başlandı.
TÜBİTAK'ın geliştirdiği yerli lazer dedektörler, füze teknolojisinde kritik parçalardan biri ve yurt dışındaki örneklerine göre üstün teknik özelliklere sahip. "4 Kadranlı" olarak bilinen dedektörler, yüksek hız ve doğruluk, düşük parazitik kapasite, yüksek belverme gerilimi, düşük kaçak akımı, geniş dinamik çalışma aralığı ve yüksek tepkisellik özellikleri ile uluslararası pazarda öne çıkan yeteneklere sahip.
Isıl pil
TÜBİTAK güdüm kitleri, füzeler, tapalar, akustik karıştırıcı/aldatıcılar gibi sistemlerde temel güç kaynağı olarak kullanılan ısıl pil teknolojisini de Türk savunmasına kazandırdı.
Dünyada çok az ülkenin sahip olduğu teknoloji ile Türkiye, ithalatı yüksek maliyetli olan ve yüksek gizlilik derecesine sahip olan ısıl piller konusunda yurt dışına bağımlı olmaktan kurtuldu. Türkiye'nin tek ısıl pil tedarikçisi olan TÜBİTAK tarafından şu ana kadar farklı teknik ve özelliklere sahip 10 çeşit ısıl pilin tasarımı ve üretimi yapıldı.

26 Ekim 2013 Cumartesi

Sömürü düzeni,Mecbur muyuz kazıklanmaya

Bugüne kadar Türkiye’nin savunma ihtiyaçları karşılanırken nasıl bir sistem işliyordu, biliyor musunuz? 
Önce bir miktar para yardımı yapıyorlardı. “Askeri yardım” adı altında küçük küçük meblağlar veriyorlardı. Tabiri caizle bizi yemliyorlardı. Sonra da kaşıkla verdikleri bu paraların daha fazlasını kepçeyle geri alıyorlardı. Bir verirken, beş götürüyorlardı! 
Sistem “bağımlı kılma” üzerine kurulmuştu. Bu bağımlılığın sonunda kaybeden hep biz oluyorduk. Batılı şirketler ile onların Türkiye’deki temsilcileri de amiyane tabiriyle malı götürüyordu. 
Türkiye üzerinde çok güzel bir çark oluşturulmuştu... 
Bu çark yıllar boyunca nalıncı keseri misali hep Batı hesabına yonttu. Biz çalışıp kazandık, onlar da bir güzel yedi! 
***
Marshall Yardımı da böyle işledi... 
Türkiye’ye “Biz size veririz, neden üretiyorsunuz?” dediler. Önümüze “Sen uğraşma yat, biz hallederiz” anlamına gelecek bir teklif koydular. 
Biz o yıllarda Türkkuşu’nda uçak üretiyorduk. 
Teklif cazip geldi ya da birileri “cazip” diye sundu; kabul ettik. Uçak fabrikalarımızı kapattık; mandıra haline getirdik. Yoğurt ve peynir ürettik. Uçaklar için de “Nasıl olsa bize verecekler” diye düşündük. 
Haklarını yemeyelim, verdiler de... 
Verdiler ama daha fazlasını geri aldılar. “Yedek parça” dediler, elimizi cebimize attık. “Bakım, onarım” dediler, sürekli sömürüldük. Sonra bir baktık ki, yaptığımız işin astarı yüzünden pahalıya geliyor! 
Ama iş işten geçti. Çünkü bağımlı hale geldik. Tesislerimizi kapattığımız için, üretip İskandinav ülkelerine sattığımız uçakları bile parayla geri almak zorunda kaldık. 
Unutmadan ekleyeyim, biz 1940’lı yıllarda, ABD’nin Körfez Savaşı’nda “teknoloji harikası” diye sunduğu hayalet uçakların ilk örneğini yapmış bir ülkeydik. Uçak üretimimiz devam etseydi, belki de bugün Airbus ya da Boeing ayarında üretim yapabilecek bir seviyeye gelecektik. 
Olmadı, bizi çarklarının arasına alıp öğüttüler. 
O çarklar da 28 Şubat, 12 Eylül ve 27 Mayıs gibi dönemlerde, çok güzel işledi. “Sömürülüyoruz” diyen çıkmadı. Bunu söyleyenler de “marjinal çevreler” olarak adlandırılıp, kafalarına vuruldu. 
***
Nihayet, Türkiye bu çarkların arasından kendini sıyırmaya karar verdi. Füze savunma sistemini Çin’le birlikte yapmak için adım attı. 
Sen misin bunu yapan! 
Hep birlikte üzerimize yüklenmeye başladılar. Kimi, “eksen kayması” gibi gerekçelerle saldırdı. Kimi de “Türkiye bir NATO üyesidir. Çin’in silahları NATO standartlarına uymaz” gibi bahaneler üretti. 
Tabii ki hepsi hikâye! 
Aslında, yıllar boyunca yürüttükleri “tatlı kâr sistemi” yıkıldı. 
Eğer, Çin’le yola devam edersek, üretimin yüzde 50’den fazlasını yerli kaynaklarımızla sağlayacağız. TAİ, TUSAŞHAVELSAN ve ASELSAN gibi milli kuruluşlarımız da projeye dahil olacaklar. Sistemi taşıyan araçların tamamı ülkemizden sağlanacak. Bizim mühendislerimiz, başından sonuna kadar sistemin içinde olacak. Çinlilerden teknoloji alacağız. Tecrübe kazanacağız. En önemlisi de sistemi denetleyebileceğiz.  Ardından da kendi hava savunma sanayimizi geliştireceğiz. 
Yine Batılılara dönersek, yıllardır yaptıkları gibi onlar üretecekler ve bize satacaklar. Sömürü çarkı devam edip gidecek... 
Buna rağmen hiç utanmıyorlar. Bu gerçeğe rağmen bağırıp çağırıyorlar. 
Neymiş, son derece kaygılıymışlar! 
Oysa asıl kaygıyı bizim duymamız lazım. Asıl bağırıp çağırması gereken Türkiye. Çünkü sömürülen biziz. Sömürenler de bağırıp çağıran ve gürültü yapanlar. Tam bir “Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır” örneğiyle karşı karşıyayız!