ucak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ucak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2015 Pazartesi

Gördüğünü vuraca

Yerli insansız hava aracının ikinci modeli ANKA-B, 30 bin feet/10 km irtifada 24 saat boyunca izleme yapabiliyor. ASELSAN üretimi elektro-optik (FLIR) kameralarla donatılan ANKA, 250 kg faydalı yük taşıyabiliyor, gece-gündüz şartlarında otomatik iniş-kalkış yapabiliyor.

TÜRK-SAT'IN OLDUĞU HER YERDE

Yeni nesil ANKA, 10 kilometre yükseklikten lazer güdüm kitiyle belirlenmiş hedeflere 'sıfır hata' ile füze gönderebilecek.



1,5 tonluk kalkış ağırlığındaki ilk ANKA'ların ardından Türk mühendisleri 'silahlı İHA' için de kolları sıvadı. 5 tonluk kalkış ağırlığına sahip olacak ANKA-S, önceki araçların 250 kg'lık faydalı yük kapasitesini 1 tona çıkarıyor. Bu rakam, ANKA-S'in istihbari gözlem ekipmanlarının yanında hatırı sayılır miktarda bomba taşıyabileceği anlamına geliyor. ANKA-S'te fark yaratan en önemli unsur ise silahın dışında şüphesiz SAT-COM donanımına sahip olması. Havada iken sürekli TÜRK-SAT uydularıyla iletişim halinde olacak araca, İngiltere'den Güney Afrika'ya, oradan da Moğolistan'a uzanan bir üçgen içinde komut gönderilebilecek. 2016 yılında tamamlanacak ANKA-S'in 2017'de TSK envanterine girmesi bekleniyor. Gelişmiş gözlerle donatılan araç, 200 km çapındaki herhangi bir alıcıya HD görüntü nakledebiliyor.

Motoru hazır



Motoru dışında her şeyi yerli olan ANKA, birkaç yıl içinde yüzde 100 milli bir motorla uçacak. TUSAŞ Motor Sanayii (TEI) tarafından geliştirilen turbodizel 165 beygirlik yerli motorlar, testlerin bitmesinin ardından seri üretilerek 2016'da ANKA'lara monte edilecek. Böylece Alman Thielert firmasınca üretilen motorların kullanımına son verilecek. İHA motorunun beygir gücü, ek geliştirmelerle birlikte 200'e çıkarılacak. Dünyada tek rakipleri Amerikan Predator ve İsrail yapımı Heron'lar olan ANKA, silahlı modeliyle birlikte önemli bir eşiği de aşmış olacak. Türkiye, İHA'da dünyada ilk 5 ülke arasında gösteriliyor.

BOZOK Teröristin başına bela



TÜBİTAK-SAGE'nin insansız hava araçları için geliştirdiği hassas lazer güdümlü mini füze Bozok, özellikle sınır bölgelerinde teröristlerin kabusu olmaya aday. 16 kiloluk Bozok sayesinde İHA'lar yalnızca istihbarat amaçlı görüntü aktarmakla kalmayacak, aynı zamanda dağınık hedefler için caydırıcı bir güç olacak. Bozok'un menzilli şimdilik 6 km.

GÖZCÜ Operasyon bücürü



Baykar ve Kale Grubu'nun birlikte geliştirdiği Türkiye'nin ilk yerli mini İHA'sı Gözcü, 2007'den buyana özellikle kalekol çevrelerinde 'acil istihbarat' amaçlı kullanılıyor. TSK envanterindeki 170 adet Gözcü, yüksek bir noktadan elle fırlatıldıktan sonra otomatik havalanıyor, 15 km mesafeye görüntü aktarabiliyor.

BAYRAKTAR yetenekli casus



Baykar Makina tarafından üretilen yerli İHA 'Bayraktar', envanterinde İsrail yapımı 10 adet Heron bulunduran TSK'ya tam 12 tane birden satılınca dikkatleri bir anda üzerine çekti. 10 kilometre irtifada 30 saat boyunca görev yapabilen Bayraktar, bu yükseklikte havada kalış süresiyle rakiplerinin önüne geçiyor. Yazılımı, tasarımı ve mühendislik çalışmaları tamamıyla özgün
olan Bayraktar İHA, Denizkurdu-2015 Tatbikatı'na katılarak yer istasyonuna 150 km uzaktan görüntü gönderdi. 630 kg kalkış ağırlığıyla ANKA'dan hayli hafif olan Bayraktar, şimdilik yalnızca 55 kg faydalı yük taşıyabiliyor. Baykar Makina, ürettiği casus uçakların silahlı sürümünü yapmak için çalışmalarını sürdürüyor.

Kamerası 51 kilo!

Vestel üretimi Karayel, yaklaşık 7 km irtifada 20 saat uçabiliyor. Havadayken 210 km uzaktaki istasyona görüntü aktarabiliyor. Şirket yetkilileri, 51 kg'lık gelişmiş kameralarla donatılan Karayel'in, askeri görevler dışında sivil kullanım için de rakiplerinden daha avantajlı olduğunu belirtiyor. TSK envanterinde kaç adet Karayel'in bulunduğu henüz bilinmezken şirket, silahlı İHA için de çalışmalarını sürdürüyor.

Bir sonraki adım Hava gemisi



Otonom Teknoloji'nin ürettiği DORUK, 1000 metre irtifadaki uzun süreli uçuşlarıyla askeri/sivil birçok görevi yerine getirmeyi hedefliyor. Bunlar arasında sınır güvenliği, orman yangınlarına karşı erken uyarı, liman takibi, hassas tarım uygulamaları var. Aracın içine yerleştirilen baz istasyonu ise afet ve acil durumlarda belirli bir bölgede haberleşme hizmeti için kullanılabiliyor. Aracı kaplayan dış malzemenin özelliğinden ötürü DORUK benzeri sistemleri dünyada yalnızca 4 ülkenin üretebildiği belirtiliyor. Firmanın yeni hedefi ise 3 km yükseklikte seyredebilen, güneş enerjisiyle çalışan dev boyutlarda bir hava gemisi üretmek.

YENİLGİ YENİLGİ BÜYÜYEN BİR ZAFER VARDIR



1914 yılının temmuz ayı... Osmanlı Deniz Kuvvetleri'ni temsilen Rauf Bey'in (Orbay) önderliğinde Reşit Paşa vapuruna binen 1200 kişilik heyet, İngiltere'den satın alınan savaş gemilerimizi alıp İstanbul'a getirmek için Newcastle'a doğru hareket eder. Heyet, vatandaştan toplanan bağışlarla 4 milyon poundluk ücreti tastamam ödenmiş HMS Agincourt ve HMS Erin zırhlılarını göndermekte pürüzler çıkaran İngilizleri ikna etme niyetindedir. Gemilerin isimleri bile hazırdır: Sultan Osman ve Reşadiye. Biri 204, diğeri 170 metre boyundaki dev savaş gemileri, o dönemin en gelişmiş dretnotlarıdır. İngiltere'ye ulaşan Osmanlı heyeti ne kadar dil döktüyse de muhataplarını ikna etmeyi başaramaz. Birinci Dünya Savaşı öncesi gergin ortamı bahane eden İngiltere gemilere el koymuş, paraların da üzerine yatmıştır. Reşit Paşa vapuru Newcastle'dan İstanbul'a eli boş döner.

Ege'den aşırtma vurdular



Yıl 1915… Çanakkale Boğazı önüne 103 parça gemiyle gelen İngiliz ve Fransız donanması, 18 Mart saldırısından hezimetle çıkınca, 'denizden top desteğiyle kara savaşları' kararı alır. İtilaf kuvvetleri çıkarma harekatıyla Türk askerlerine saldırırken ilginç şeyler olmaktadır. Devrin en etkili savaş gemisi Queen Elizabeth, 18 km uzaktaki hedefi vurabilen 38 cm çaplı 8 adet topuyla Ege Denizi tarafındaki Arıburnu-Kabatepe sahiline yerleşmiştir. Ve aşırtma atışlarla boğazın iç tarafında, Eceabat'ın kuzeyinde bekleyen Barbaros Hayreddin ve Turgut Reis zırhlılarımızı vurmaktadır. Queen Elizabeth'in Ege'den gönderdiği top mermileri bazen Çanakkale'ye bile düşmektedir. Bu arada Çanakkale zaten, boğaz girişine yerleşmiş Agamemnon zırhlısının 12 km'den attığı topların gümbürtüsüyle inlemektedir.

79 yıl önce yapmıştık



Yıl 1936… Genç cumhuriyet döneminde yaptığı tren yollarıyla nam salmış çılgın işadamı Nuri Demirağ, “Göklerine hakim olamayan milletler yerde sürünmeye mahkumdur" diyerek, o devrin en iyi uçaklarından onlarcasını kendi kurduğu fabrikada üretmeyi başarır. 5,5 km irtifada saatte 270 km hıza ulaşan uçaklar Amerikan ve İngiliz havacılık lobisinin dikkatini çeker.



Devrin hükümet üyeleriyle 'temas' kurmak için Türkiye'ye heyet gönderirler. Temaslar kısa zamanda sonuç verir. Daha önce Nuri Demirağ'ın fabrikasına 10 tane eğitim uçağı, 65 tane de planör sipariş etmiş olan Türk Hava Kuvvetleri, bu siparişleri birdenbire iptal eder. Uçaklar Demirağ'ın elinde kalır, ne kadar çabaladıysa sonuç vermez, fabrika kapanır.

O eski günler geride kaldı

Yukarıdaki örnekler, tarihi çaresizliklerimizin yolaçtığı acı tecrübelerden yalnızca birkaçı. Türkiye, kendi silah teknolojisine yeterince önem vermemenin bedelini yüzyıllardır trajik biçimde ödedi. Fakat ülkemizin bugün ulaştığı nokta, o eski günlerdekinden çok farklı. ABD'nin hurdaya çıkmış gemilerine el açan, modası çoktan geçmiş tankları yüz milyonlarca dolar ödeyerek İsrail'e 'modernize' ettiren ülke yok artık. 2002 sonrası tek parti iktidarıyla birlikte birçok alanda yaşanan şahlanış, en çok da savunma sanayiini etkiledi. Savaş araçlarının 'yerli sektör ve milli imkanlarla üretimi' yolunda sergilenen irade, aradan geçen 13 yılda çarpıcı sonuçlar verdi.

Savunma sanayii coştu

13 yıl önce askeri ihtiyaçların yerli imkanlarla karşılanma oranı yüzde 25 iken bu oran bugün yüzde 60'ı geçti. Türkiye, savaş malzemesinin çoğunu artık kendisi üretiyor. 2002 yılında 1 milyar dolar seviyesindeki savunma sanayii üretimi, 2015'e gelindiğinde 5 kat artış göstererek 5 milyar doları aştı. Savunma sektörünün toplam ihracatı ise 2 milyar dolar düzeylerine geldi. Rakamlar katlanarak artış gösterme yolunda. Zira savunma şirketlerinin bu yıl aldıkları siparişlerin toplamı 11 milyar doları aşıyor. Bu siparişlerin önemli bir kısmını ihraç ürünleri oluşturuyor. Sektör son 5 yıldır, senede ortalama yüzde 21 oranında büyüyor. Her vatansevere umut veren bu tabloya kolay gelinmedi. Dünyadaki mazlum milletlerin yegane umudu haline gelen Türkiye, sergilediği performans eğer sabotajlarla kesintiye uğramazsa, yakında bölgesini de dönüştürme gücüne erişecek. Bu güç elbette, dost için güven düşman için korku unsuru 'kılıç'tan geliyor. Yani silahlar… Savunma sanayiinde yerli devrimin ardından ortaya çıkan teknoloji harikası ürünleri masaya yatırdığımız bu geniş dosyamızda, bu toprağın insanının emeği ve alınteriyle neleri başardığına şahit olacağız. İşte Türkiye'nin milli silahları...

Kendi gemimizi batırdık



Yıl 1974… Rum EOKA çetelerince katledilmekte olan Kıbrıs Türklerini kurtarmak amacıyla Ada'ya 20 Temmuz'da başlatılan harekat esnasında bir facia yaşanır. Donanma gemileriyle savaş uçakları arasında haberleşmeyi sağlayan sistemlerin bulunmamasından ötürü, Türk uçakları denizin ortasında Türk muhripleriyle savaşır. Kocatepe gemisi dost ateşiyle aldığı hasar sonucu batar, 67 denizci şehit olur. Hasar gören diğer iki gemi ise hızla limana çekilerek batmaktan son anda kurtarılır. Amerikan ambargosundan ötürü sahip olduğu uçakları kaldırmakta da sıkıntılar yaşayan Türkiye, askeri haberleşme sistemlerinin üretimine karar verir. Böylece ASELSAN ortaya çıkar.

4 Eylül 2015 Cuma

Uçak yolculuklarına yeni standart

Uçuş iptali, tehiri, uçağa kabul edilmeme konularında yürütülen iş ve işlemlerin etkin, hızlı, doğru ve standart bir şekilde yapılması amacıyla bir genelde yayımlandı. Söz konusu genelgeye göre, ücretsiz seyahat eden, doğrudan veya dolaylı olarak halka açık olmayan indirimli biletle seyahat eden, mil veya puanlarla seyahat eden yolcular, ücretle seyahat eden yolcularla aynı haklara sahip olacak. 
Teknik arıza ve operasyonel nedenler olağanüstü hal olarak kabul edilemeyecek. Yolcuların uçak içerisinde 2 saat ve üzeri bekletilmesi durumunda hizmet hakkı verilecek. Yolcular, tarife değişikliğinden 2 haftadan daha az sürede haberdar edilirlerse bu durum uçuş iptali başlığı altında değerlendirilecek ve iptal hükümleri uygulanacak. 
İşletmeler yolcu hakları ile ilgili başvurularda yolcuya, "Başvurunuz işleme alınmıştır" mesajını başvuru alındığında gecikmeden gönderecek, 10 gün içerisinde cevap verecek, 10 günlük sürede işlemi tamamlanamayan hususlarda ise yolcuyu bilgilendirecek. 
Uçuşların mücbir sebep olmaksızın; bin 500 kilometreden daha kısa uçuşlar için 5 saat veya daha fazla, bin 500 ile 3 bin 500 kilometre arası uçuşlar için 7,5 saat veya uçuş süresi 4 saat ve fazla uçuşlar için uçuş süresinin 2 katı veya daha fazla, 3 bin 500 kilometreden daha uzun (uçuş süresi 5 saat ve fazla) uçuşlar için uçuş süresinin 2 katı veya fazla tehir edilmesi halinde, tehir uçuş iptali olarak değerlendirilecek.
Sistem hataları, müşteri hizmetleri, personel hataları, acente veya satış ofisi kaynaklı yolcu mağduriyetleri hava taşıma işletmesi tarafından giderilecek. Mücbir sebep olmaksızın bağlantılı seferlerden birinin gecikmesinden kaynaklı devam seferini kaçıran yolculara uçuş iptali başlığı altındaki tüm hizmetler verilecek ve yolculara sefer iptali kapsamında tazminat ödemesi yapılacak.  
Mücbir sebep olmaksızın aktarma noktasında yapılan uçuş iptallerinde ya da uçağın divert etmesi gibi hallerde seyahatin gerçekleştirilmeyen bölüm veya bölümleri ile yolcunun planlamış olduğu seyahatin tamamlanmasının artık herhangi bir anlamı kalmaması ve talep edilmesi durumunda bilet ücretinin tamamının satın alınmış olduğu fiyat üzerinden en geç yedi gün içerisinde iadesi yapılacak ve iptal hükümleri uygulanacak.
Uçuşun tehir ya da iptal edilmesi durumunda gece konaklaması gerektiren değişiklikler yapıldığında; uçuşu gerçekleştiren hava taşıma işletmesi yolculara otelde veya uygun bir konaklama tesisinde konaklama hakkı verecek. Ayrıca, hava taşıma işletmeleri havaalanı ile konaklama yeri arasındaki ulaşımı yolcuların meydanlarda işlem yapmalarına imkan verecek şekilde ücretsiz sağlayacak. Ancak, yaşlı, hasta, engelli yolculara konaklama hizmeti gündüz de verilecek. Konaklama hakkından yararlanan yolcular işletmeleri tarafından teklif edilen ilk uçuş ile seyahat edecek.

27 Mayıs 2015 Çarşamba

Türkiye yerli yolcu uçağında ilk adımı TRJ 328 ile atacak

2002 yılından bu yana ilk defa AK Parti yerli uçakla ilgili adımlar attı. Dün başka bir gururu yaşadık. Hakkari Yüksekova Havalalanı'nı açtık. Bu havalimanı ile birlikte havalimanı sayımızı da 55'e çıkarttık. Terör örgütünün onca baskısına rağmen güçlü bir irade ile bu havalimanını yapmamızda ayrıca bir öneme sahiptir. Biz bir karar aldık mı karşımıza kim çıkarsa çıksın hepsini aşar kararımızı mutlak şekilde uygularız. Hiçbir şey aldığımız kararı durduramaz. Öte yandan iki hava yolu şirketimiz 2003'de 63 noktaya uçarken şimdi 237 noktaya uçuş yapar hale geldi. Milli uçak yapımımda 1944'den bu yana çok şey kaybettik. Savunma sanayide de bu geçerli. Savunma Sanayide bugün yerli kullanım yüzde 50'lileri aştı. Bir zamanlar kapatılan ROKETSAN bugün küresel piyasada önemli bir yer edindi. Eğer AK Parti olmasaydı şu an geliştirilmiş bir çok şey durdurulmuş olacaktı. Dünyanın en büyük havalimanını İstanbul'a inşaa etmek üzere harekete geçtik. Ordu-Giresun Havalimanı'nı denizin üzerine inşaa ettik. Son 12 yılda 10 milyon vatandaşımız uçağa binme imkanına sahip oldu.
İLK MİLLİ BÖLGESEL YOLCU UÇAĞI
Türkiye darbelere, dar siyasi anlayışlara izin vermeyecektir. 12 yılda savunma sanayiinin her alanında büyük adımlar attık. MİLGEM, Sismik Araştırma Gemisi, HÜRKUŞ gibi projeleri yaptık. 5 milyon dolarlık yıllık üretimle öncü ülkeler arasındayız. İnşallah uçağımızı da 2023'te uçuracağız. Türkiye bundan sonra savunma için ne istiyorsa kendisi hayata geçirecek. Çok önemli bir atılımı gerçekleştirecek bir kararı almamız gerekiyordu. Bu da ilk milli bölgesel yolcu uçağı.
2023'te uçuş gerçekleşecek. Yüzde 100 milli bölgesel uçağımız Türk semalarında uçmuş olacak.
Türkiye yerli yolcu uçağında ilk adımı TRJ 328 ile atacak. İlk uçuş ise 2019'da gerçekleştirilecek.
Daha sonraki aşamada üretilecek olan TRJ628 ise tepeden tırnağa tamamen Türk mühendisliğinin eseri olacak.
Dünyada büyük yankı uyandıracak olan yüzde 100 Türk uçağı 70 kişilik kapasitesi ile havacılığı bambaşka boyuta taşıyacak. En son teknolojinin kullanılacağı bu uçak inişe uygun olmayan yerlere de iniş sağlayabilecek

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Yerli uçak "Doğan" geliyor

UZAYTEM Öğretim Görevlisi ve Proje Koordinatörü Cevat Sunol, UZAYTEM bünyesinde yapılacak "Doğan" adlı çift kişilik uçağın yapımı için kompozit atölyesi kurduklarını söyledi.
Atölyede 15 kişiye kompozit (birbirinden ayrı iki ya da daha fazla malzemenin bir araya getirilmesi ile imal edilen malzeme türü) imalatı eğitimi verdiklerini belirten Sunol, "UZAYTEM olarak hazırladığımız proje kapsamında iki kişilik uçağın kanat ve gövde kalıplarını yapmaya başladık. İleri teknoloji ürünü olacak iki kişilik genel havacılık uçağını yaklaşık 1,5 yılda tamamlamayı hedefliyoruz. Bin 500 kilometreye yakın menzili olacak uçak, hem sportif olarak hem de uzun mesafede seyir için kullanılacak. Tamamen kompozit malzemelerden oluşacak'' dedi.
Hava aracı ve savunma sanayisine katkı sağlayacak
Sunol, UZAYTEM olarak kurulan kompozit atölyesinin havacılık ve savunma sanayisine de katkı sağlayacağını dile getirerek, atölyenin önemine işaret etti.
Geleceğin teknolojisini kullanarak çok daha sert ve hafif malzemeler ürettiklerini belirten Sunol, şunları kaydetti:
"UZAYTEM olarak hava aracı ve savunma sanayine kompozit malzeme ürütmek amacıyla kurduğumuz kompozit malzeme atölyesinde kendi uçağımızın kanat ve gövde çalışmalarını yapıyoruz. Hem kendi teknisyenlerimizi yetiştiriyoruz hem de kendi uçağımızı yapıyoruz. Ürettiğimiz kanat ve gövde kısımlarını dayanıklılık testlerine tabi tutuyoruz. 'Doğan' tamamlandığında Türkiye'de örnek bir model ve yerli bir uçak olacak."

2 Ocak 2015 Cuma

Türkiye'nin ilk uçak gemisi 2019'da

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan MGK'da, kıtalararasında asgari bir tabur büyüklüğündeki bir kuvveti ana üs desteği gerektirmeksizin, kendi lojistik desteği ile kriz bölgesine intikal ettirebilecek Milli Uçak Gemimiz ile ilgili stratejik kararlar alındı.
Milli Uçak Gemimiz 
"Havuzlu Çıkarma Gemisi - LPD" projesine uçak gemisi ayarı verildi. Türkiye'de inşa edilecek LPD gemisine 12 derece eğime sahip kalkış rampası (Ski jump) konulması kararlaştırıldı. Ski Jump isimli rampa, savaş uçakların kalkış mesafesini yarı yarıya kısaltacak. Takvim'in haberine göre, Türkiye'nin satın alacağı yeni nesil savaş uçakları F-35'lerden bir bölümü Milli Uçak gemimizde konuşlanacak.
Havuzlu çıkarma gemisi, gerektiğinde bünyesindeki tam teşekküllü hastane ile doğal afet bölgelerinde de kullanılabilecek.
AKDENİZ ISINIYOR: Milli uça gemimiz bağlamında, Deniz kuvvetlerinin yapacağı sıçramayı düşünelim... Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülent Bostancıoğlu, "Doğu Akdeniz'de Yunan veya İsrail savaş gemilerinin karşı karşıya gelmesi durumunda hangi bağlantı kurallarının uygulanacağı" sorusu üzerine şöylekonuştu:
"Angajman kuralları Genelkurmay Başkanlığı'na, Genelkurmay da Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'na devredilmiş durumda. Biz bu konuda herhangi bir durumla karşılaştığımız takdirde verilen angajman kuralları çerçevesinde hareket edeceğiz. Deniz Kuvvetleri unsurlarımız, AKDENİZ'de durumsal farkındalık faaliyetlerini sürdürmeye devam edecek."
15-16-17 inci yüzyıllarda Akdeniz'i Türk gölüne çeviren bir milletin torunlarıyız. Bugünlerde Türk Donanması'nın, Afrika'yı dolaşmasından, Ümit Burnu'ndan 100 yıl sonra yeniden geçmesinden gurur duyuyoruz.
Önümüzdeki yıllarda ilk uçak gemimizi denizlere indirme hazırlıkları yapıyoruz. Üç tarafımız deniz, bir kruvazör gemimiz yok. Paramız mı yok? Hayır. Gücümüz mü yok? Hayır. Teknik imkânımız mı yok? Hayır. Nerede bir eksikliğimiz var? Koordinasyon konusunda. Yani kurumlararası işbirliği eksikliğimiz...
Peki, 21'inci yüzyılın turizm potansiyeliyle dünyanın önde gelen ülkelerinden birisi olan, üç tarafı denizlerle çevrili Anadolu topraklarının sahibi olarak, denizlerde neden cirit atmaya çok yakın duruyoruz...
İtalyan ve Yunan dev yolcu gemileri arka arkaya limanlarımızda girip çıkarken, Yeni Türkiye gelişmelere elbette sesiz kalamaz. Yılbaşına yaklaşırken gazetelerimizi kaplayan turizm paketleri dikkatinizi çekmiştir. Programlarının büyük bölümünün dev gemilerle yapılan Akdeniz turları olduğu gözden kaçmıyordu.
Önceki haftalarda Akdeniz'i son derece profesyonelce kullanan 40 bin yolcu taşıyabilen 12 lüks gemi sahibi İtalyan MSC şirketinin ilginç bir yatırımı vardı.
MSC, Rönesans Programı çerçevesinde gemilerini tek tek tam ortasından keserek büyütmeye başladı. İlk olarak dev bir Cruise (Tatil gemisi) gemisine 24 metrelik yeni bir parça ekledi. Gemiye 262 kabin kazandırdı.
Firmanın CEO'su 2020 yılına kadar da filolarına 7 yeni CRUISE gemi ve parça ekleyerek gemi hacmini büyütmeyi planlarken "Hedefmiz, Türkiye limanlarını daha çok kullanmak, daha çok Türkiye vatandaşını Akdeniz, Amerika ve Hint Okyanusuna sokmaktır" dedi.
Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan'ın bir fitili ateşlemesiyle, Başbakan Davutoğlu'nun stratejik tavrıyla, CRUISE GEMİLERİMİZİ devreye sokmamız mümkün olacaktır. SONUÇ: YIL 2015. Deniz stratejisine çok önem veren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Stratejik Derinlik düşüncesinin mimarı Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin jeopolitik bir kaderini etkileyecek kararlara imza atmaya kararlı

29 Ağustos 2014 Cuma

SAYIN GÜL BİNMESİN DİYE ALINAN UÇAĞI SAKLAMIŞLAR




CUMHURBAŞKANINDAN 1 YIL SAKLANAN CUMHURBAŞKANI UÇAĞI!

Çelik'in verdiği bilgiye göre Ahmet Necdet Sezer'in görev süresi biterken Cumhurbaşkanlığı için bir uçak sipariş ediliyor, Bu sırada kamuoyunun malumu olan tartışmalar sonrasında Gül göreve geliyor ve Gül binmesin diye Cumhurbaşkanlığına ait bu uçak 1 yıl Cumhurbaşkanlığı'ndan saklanıyor. Bir yıl sonunda bir pilotun Cumhurbaşkanı Gül'e, "Efendim size ait bir uçak var ama siz kullanmayın diye saklıyorlar sizden." diye haber vermesiyle olay ortaya çıkıyor. 

Çelik bu olayı uçağa bindikleri bir dönemde Ali Babacan'ın "Bu uçağın hikayesi bu" diyerek anlattığını aktardı.

Bugün Parti sözcülüğünden Genel Başkan danışmanlığı görevine getirilen Ak Partili Hüseyin Çelik Parti ve bakanlıklardaki görev değişiklikleri, Köşk seçimleri gibi konularda gündemi değerlendirmek üzere bir TV programına katıldı. Burada 'Yeni Türkiye, Eski Türkiye' kavramlarını neden kullandıklarına ilişkin açıklamalar yaptığı sırada çok konuşulacak bir olayı ilk kez kamuoyuyla paylaşan Çelik dönemin ayrımcı ve hazımsız tutumunu bakın nasıl anlattı:


26 Ekim 2013 Cumartesi

Sömürü düzeni,Mecbur muyuz kazıklanmaya

Bugüne kadar Türkiye’nin savunma ihtiyaçları karşılanırken nasıl bir sistem işliyordu, biliyor musunuz? 
Önce bir miktar para yardımı yapıyorlardı. “Askeri yardım” adı altında küçük küçük meblağlar veriyorlardı. Tabiri caizle bizi yemliyorlardı. Sonra da kaşıkla verdikleri bu paraların daha fazlasını kepçeyle geri alıyorlardı. Bir verirken, beş götürüyorlardı! 
Sistem “bağımlı kılma” üzerine kurulmuştu. Bu bağımlılığın sonunda kaybeden hep biz oluyorduk. Batılı şirketler ile onların Türkiye’deki temsilcileri de amiyane tabiriyle malı götürüyordu. 
Türkiye üzerinde çok güzel bir çark oluşturulmuştu... 
Bu çark yıllar boyunca nalıncı keseri misali hep Batı hesabına yonttu. Biz çalışıp kazandık, onlar da bir güzel yedi! 
***
Marshall Yardımı da böyle işledi... 
Türkiye’ye “Biz size veririz, neden üretiyorsunuz?” dediler. Önümüze “Sen uğraşma yat, biz hallederiz” anlamına gelecek bir teklif koydular. 
Biz o yıllarda Türkkuşu’nda uçak üretiyorduk. 
Teklif cazip geldi ya da birileri “cazip” diye sundu; kabul ettik. Uçak fabrikalarımızı kapattık; mandıra haline getirdik. Yoğurt ve peynir ürettik. Uçaklar için de “Nasıl olsa bize verecekler” diye düşündük. 
Haklarını yemeyelim, verdiler de... 
Verdiler ama daha fazlasını geri aldılar. “Yedek parça” dediler, elimizi cebimize attık. “Bakım, onarım” dediler, sürekli sömürüldük. Sonra bir baktık ki, yaptığımız işin astarı yüzünden pahalıya geliyor! 
Ama iş işten geçti. Çünkü bağımlı hale geldik. Tesislerimizi kapattığımız için, üretip İskandinav ülkelerine sattığımız uçakları bile parayla geri almak zorunda kaldık. 
Unutmadan ekleyeyim, biz 1940’lı yıllarda, ABD’nin Körfez Savaşı’nda “teknoloji harikası” diye sunduğu hayalet uçakların ilk örneğini yapmış bir ülkeydik. Uçak üretimimiz devam etseydi, belki de bugün Airbus ya da Boeing ayarında üretim yapabilecek bir seviyeye gelecektik. 
Olmadı, bizi çarklarının arasına alıp öğüttüler. 
O çarklar da 28 Şubat, 12 Eylül ve 27 Mayıs gibi dönemlerde, çok güzel işledi. “Sömürülüyoruz” diyen çıkmadı. Bunu söyleyenler de “marjinal çevreler” olarak adlandırılıp, kafalarına vuruldu. 
***
Nihayet, Türkiye bu çarkların arasından kendini sıyırmaya karar verdi. Füze savunma sistemini Çin’le birlikte yapmak için adım attı. 
Sen misin bunu yapan! 
Hep birlikte üzerimize yüklenmeye başladılar. Kimi, “eksen kayması” gibi gerekçelerle saldırdı. Kimi de “Türkiye bir NATO üyesidir. Çin’in silahları NATO standartlarına uymaz” gibi bahaneler üretti. 
Tabii ki hepsi hikâye! 
Aslında, yıllar boyunca yürüttükleri “tatlı kâr sistemi” yıkıldı. 
Eğer, Çin’le yola devam edersek, üretimin yüzde 50’den fazlasını yerli kaynaklarımızla sağlayacağız. TAİ, TUSAŞ, HAVELSAN ve ASELSAN gibi milli kuruluşlarımız da projeye dahil olacaklar. Sistemi taşıyan araçların tamamı ülkemizden sağlanacak. Bizim mühendislerimiz, başından sonuna kadar sistemin içinde olacak. Çinlilerden teknoloji alacağız. Tecrübe kazanacağız. En önemlisi de sistemi denetleyebileceğiz.  Ardından da kendi hava savunma sanayimizi geliştireceğiz. 
Yine Batılılara dönersek, yıllardır yaptıkları gibi onlar üretecekler ve bize satacaklar. Sömürü çarkı devam edip gidecek... 
Buna rağmen hiç utanmıyorlar. Bu gerçeğe rağmen bağırıp çağırıyorlar. 
Neymiş, son derece kaygılıymışlar! 
Oysa asıl kaygıyı bizim duymamız lazım. Asıl bağırıp çağırması gereken Türkiye. Çünkü sömürülen biziz. Sömürenler de bağırıp çağıran ve gürültü yapanlar. Tam bir “Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır” örneğiyle karşı karşıyayız!