kayseri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kayseri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2017 Perşembe

Kayseri’de üretildi! Türkiye’nin dört bir yanına dağıtılıyor

Erciyes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme Bölümü öğretim üyeleri Doç. Dr. Mustafa Başaran,  Yrd. Doç. Dr. Oğuzhan Uzun, Yrd. Doç. Dr. Adem Güneş, Yrd. Doç. Dr. Serkan Şahan, Erciyes Teknopark’ın da Türkiye’nin ilk ve tek milli gübre üretimini yaptı.
AZOT KAYBINI AZALTIYOR
Azotlu gübrelerde yaşanan kaybın önlenmesi ve Türkiye’deki yıllık 6 milyon tonluk gübre pazarını göz önünde bulundurarak böyle bir çalışmaya başlama gereği duyduklarını belirten Proje Koordinatörü Doç. Dr. Mustafa Başaran, “Tarımsal üretimimizde gübre kullanımımız yaklaşık 6 milyon ton civarında. Bunun parasal değeri de 6 milyar Türk Lirası. Bunun da yüzde 70’ini azotlu gübreler oluşturuyor. Azotlu gübre tüketim miktarımız da 4 milyon ton. Azot stabil bir bitki besin maddesi değil. Kayıpları çok fazla, yıkanma ve gaz şeklindeki kayıplarla birlikte, yüzde 25’lere varan bir gübre kaybı söz konusu. Bundan dolayı 500 milyon ile 1 milyar Türk Lirası arasında bir parasal kayıp söz konusu. Bu azot kayıplarını engelleyebilirsek, kayıpların üretime, ekonomiye ve hatta kaliteye yansıması söz konusu. Dünyada genellikle Amerikalı ve Avrupalı firmalar tarafından geliştirilmiş bir takım ürünler var ve ülkemizde ciddi bir pazar elde  etmişler. Biz de arkadaşlarla birlikte acaba ülkemizde bu ürünleri üretme şansımız olabilir mi diye bir çaba içerisine girdik. Yaklaşık 2 yıllık laboratuvar ve literatür taramasından sonra, kendi ilk milli azot korumalı inhibütörümüzü üretme şansına eriştik. Geçen yıl Erciyes Üniversitesi Teknopark’ında Doğatech adı altında bir ar-ge şirketi kurduk ve hızlı bir şekilde ürünümüzü Türk Patent Enstitüsünde koruma altına aldırdık” diye konuştu.
ÜRÜN KALİTESİNİ DE OLUMLU ETKİLİYOR
Ürettikleri gübrenin, ürün çeşitliliğine göre değişmekle birlikte yüzde 5 ile 25 arasında verim artışı sağladığı gibi, ürün kalitesini de olumlu etkilediğini söyleyen Doç. Dr. Mustafa Başaran, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Gübremiz inhibitörlü gübre sınıfına giriyor ve halk dilinde yavaş salınımlı gübre olarak biliniyor. İnhibitör etkisi diğer yabancı ürünlerle aynı diyebiliriz ama içerik olarak güçlü olduğu için daha yüksek verim ve kalite sağlıyoruz. Örneğin yabancı ürünler marula daha açık yeşil rengi verirken, bizim ürünümüz daha koyu yeşil bir renk sağlıyor. Dolayısıyla çiftçiler koyu renkli marulun pazarlama kapasitesi daha yüksek olduğu için ürünümüzü daha çok tercih ediyor.”
Tüketicilerin ilk etapta ürünü merdiven altı üretim gibi düşündüklerini ancak, öğretim üyesi olmaları ve projenin Erciyes Teknopark’ında geliştirilmesinden dolayı piyasada güven sağladıklarını kaydeden Doç. Dr. Mustafa Başaran,  “Bir çok çiftçi ya da bayimize sunumlarımızı bizzat kendimiz yaptık. Ürünün merdiven altı olmadığını, gerçekten bir innovasyon ürünü olduğunu izah ettik. Çiftçilerimiz ve bayilerimiz, özellikle ulusal ve uluslararası patent başvurularımızı da görünce, ürüne karşı bir güven oluştu ve ilk kullanımdan sonra memnun kaldıkları için talep giderek artmaya başladı.” dedi.
TÜRKİYE'NIN YÜZDE 70'İNDE DAĞITIM YAPILIYOR
Üretime Yeşilhisar ilçesindeki 600 metrekare alanda başladıklarını belirten Doç. Dr. Mustafa Başaran, kapasite yetmeyince Mimar Sinan Organize Sanayi Bölgesinde bin 500 metrelik yeni bir tesise taşındıklarını dile getirdi. Hali hazırda Türkiye’nin yüzde 70’ine gübre dağıtımı yaptıklarını kaydeden Doç. Dr. Mustafa Başaran, “Doğu Akdeniz, Güney Doğu Anadolu’nun bir kısmı, İç Anadolu’nun neredeyse tamamına yakını,  Marmara Bölgesinde distribütörlerimiz mevcut. En son tarım fuarında da Akdeniz Bölgesine distribütörlüğümüzü verdik. Yani ülkemizin yüzde 70’inde artık ürünümüz satılmaya başlandı. İlk yıla göre 10 kat oranında satış hacmimizi artırmış durumdayız. Pazardaki en büyük rakibimiz Almanya. Yurt dışında Mısır, Yunanistan, Bosna-Hersek, Azerbaycan ve Ürdün ile görüşmelerimiz başladı, yakın zamanda Mısır ile bir anlaşma olabileceğiniz düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

17 Mart 2016 Perşembe

"Hiç yakıt almadan 100 bin kilometre yol giden motor yaptı"

Kayserili makine teknisyeni ve işadamı İsmail Arıca, geliştirdiği sistem sayesinde pillerin sürekli şarj olmasını sağladığını ve böylece otomobillerin hiçbir yakıt almadan 100 bin kilometre yol gidebildiğini bildirdi. Arıca, "Lityum pillerimizden elde ettiğimiz ilk hareket enerjisiyle, yaptığımız düzenekte ayarladığımız enerji giriş çıkışlarıyla motorumuz çalışıyor ve aynı zamanda enerji üretip pillerimizi dolduruyoruz" dedi.

İşyerindeki bir bölümde buluşları ve geliştirdiği sistemler üzerinde çalışmalarını sürdüren Makine Teknisyeni İsmail Arıca, Türkiye'de neden yerli otomobil yapılmadığını göz önüne alarak bu projeyi yapmaya karar verdiklerini söyledi.
Arıca, şöyle dedi:
"BABAM 25 YIL MERCEDES'TE ÇALIŞTI"
"Babam Ahmet Şahin Arıca , Almanya'da 25 yıl Mercedes fabrikasında şef teknisyen olarak çalıştı. Onun her Türkiye'ye gelişinde arabalar ve motorlar üzerine onunla görüşmeler yapardım ve hobi olarak başladım. İlk olarak benzin ve dizel yakıtlar üzerine çalışmalar yaptım. Daha sonra dünya piyasasında rekabet oluşabilmesi için elektrikli araca dönmeye karar verdim. Sonuçta ilk enerjimizi otomobil üzerinde yaptık. Enerjimizi oluşturduk. Bu çalışmalar sırasında birkaç buluş da yaptık.
"BİRÇOK MÜHENDİS GELİP TEBRİK ETTİ"
Evlerde, sanayide, elektriğin kullanıldığı her yerde, istediğimiz her yerde enerjimizi oluşturabiliyoruz. Bunu küçük bir baraj olarak düşünebiliriz. Güneş enerjisi ya da diğer alternatif enerjilerle hiçbir alakası yoktur. Bir havuz düşünün, bir havuzdan çıkan su miktarı, yukarıdan istediğimiz kadar üretebiliyoruz. Birçok mühendis arkadaşla bu konuda ters düştük. Ancak gelip projemizi incelediler, gördüler. Hepsi de tebrik etti, takdir etti."
"EN AZ 100 BİN KİŞİ İSTİHDAM EDİLEBİLİR"
Geliştirdikleri sistemle ürettikleri AC (Alternatif akım) elektriği, DC (Doğrusal akım) elektriğe çevirdiklerini kaydeden Arıca, şunları söyledi:
"Şu anda bulmuş olduğumuz proje, yüksek katma değer sağlayan, ülkemizde geliştirilebilecek, en az 100 bin kişiye istihdam sağlayacak bir projedir. İnşallah milli gelirimizi de kişi başı 40 bin dolara çıkarabilecek bir çalışmadır bu. Vatanımıza, milletimize hayırlı uğurlu olsun. Lityum pillerimizden elde ettiğimiz ilk hareket enerjisiyle, yaptığımız düzenekte ayarladığımız enerji giriş çıkışlarıyla motorumuz çalışıyor ve aynı zamanda enerji üretip pillerimizi dolduruyoruz. Sistemin tek bir yerinden değil, birkaç yerinden enerji üretiyoruz.
"OTOMOBİL HİÇBİR YAKIT ALMADAN 100 BİN KİLOMETRE GİDEBİLİR"
Ürettiğimiz bu enerjiyi de istediğimiz yerde kullanıyoruz. Bir evin ya da binanın elektrik ihtiyacını karşılayabiliyoruz, otomobilde kullanabiliyoruz. Bir otomobil, hiçbir benzin, mazot gibi yatık kullanmadan, 100 bin kilometre gidebiliyor. Bir otomobilin 100 bin kilometre gitmesi de sadece 5 bin TL'ye mal oluyor. Bu para da sadece lityum pillerin değişmesi için. Çünkü sürekli enerji alıp verdiği için pillerin ömrü bitiyor ve değişmesi gerekiyor. Tabii bu sistem, AR-GE çalışmalarıyla geliştirilebilir."
"BU BULUŞUMU DEVLETİME MİLLETİME HEDİYE EDİYORUM"

İsmail Arıca, şu anda üretilen ve piyasada kullanılan elektrikli (hibrid) araçların bir şarjla otomobilin 600-800 kilometre gidebildiğini vurgulayarak, ''Bizim sistemimizde ise otomobil, kendi pillerini sürekli şarj ettiği için, piller bitene kadar başka hiçbir şeye ihtiyaç duymadan gidebiliyor. Buluşumuz sayesinde amperi yüksek elektrik enerjisini çok rahat elde edebiliyoruz. Elde ettiğimiz elektrik enerjisini ölçtüğümüzde, 390 amper olarak ölçtük. Bunu 220'ye çevirebiliyoruz ve evlerde ya da sanayi tesislerinde her türlü elektrik ihtiyacımızı karşılayabiliyoruz. Bu buluşu, devletime, vatanıma, milletime hediye ediyorum. Bu çalışmaları yaparken, çok sayıda elektrik çarpmasına ve yaralanmalara maruz kaldık ancak yılmadık, çalıştık ve başardık'' ifadelerini kullandı.

15 Ekim 2015 Perşembe

Erdoğan'ı arkasına alan Kayserili'nin müthiş buluşu!

Elektrik-elektronik mühendisi olan kardeşi ile birlikte icadı ortaya çıkarmak için 4 yıldır uğraştıklarını söyleyen İsmail Arıcı, "Bu projemizi tamamlamak için 15 kişi bize yardım etti. Şu anda proje bitti tamamıyla. Bu projeyle doğalgazı petrolü tamamen tarihe gömüyoruz. Allah’ın izniyle bu yüzyılın bir buluşu olarak değerlendiriyoruz. Öyle basit bir konu değil. Tescil işlemleri her şeyi bitti"diye konuştu.
Arıcı, ortaya çıkardıkları buluş ile ilgili bilgiler vererek, "Burada en büyük olayımız görmüş olduğunuz şanzıman, diferansiyel, motor, lityum pillerimiz, beynimiz ve beyinde birçok çıkışlarımız var. Navigasyon haritası, sinyal, lamba gibi. Ortaya çıkardığımız icadı şu anda herhangi bir araca monte ettiğimizde hareketi sağlıyor. Bu konuda bir problemimiz yok ama bunu sağlarken de bayağı bir uğraştık" ifadesinde bulundu.

BABA MESLEĞİ
Babasının yurt dışında otomobil fabrikasında çalıştığını ve çocukluklarının araba ile uğraşmakla geçtiğini söyleyen Arıcı, "Türkiye'de neden araba üretilmediğini yıllarca kendi kendime sormuşumdur. Aslında araç üretmek hem çok kolay hemde çok zor. Devletimizin bu konuda hem maddi hem de manevi desteği gerekiyor. Bizim ürettiğimiz bu motor, araçların dışında diğer bütün makinelerde kullanılabilir.''
KENDİ ENERJİSİNİ KENDİ DEPOLUYOR
"SAVAŞLARI BİTİRMEYİ HEDEFLİYORUZ"
Yaptıkları icadın bütün savaşları durdurması temennisinde bulunan Arıcı, "Bizim Orta Doğu'da yaşadığımız sıkıntıların büyük bir bölümü petrol ve doğalgaz nedeniyle yaşanıyor. En azından devletimizin elinde böyle bir güç olsun ve bu gücü de kullansın istedik. İnşallah vatanıma ve milletime hayırlı olur. Bu projeyi gizli yürüttük ve kimsenin şu zamana kadar haberi yoktu. tescillerimizi tamamladık"dedi.
EGZOZ YOK, DUMAN YOK, BENZİN YOK
Ortaya çıkardıkları projenin tamamen çevre dostu olduğunun altını çizen Arıcı,"İcadımızda egzoz yok, duman yok, benzin yok, gürültü yok. Tamamen doğa dostu bir icat. Çok sessiz çalışan ve çevreci bir sistemdir. Normal bir aracın motorunun yerine bizim icat ettiğimiz motoru takıyoruz ve egzoza gerek kalmıyor. Ortaya çıkardığımız bu proje ile ülkemizin milli geliri de bu sayede çok yüksek rakamlara ulaşabilir. Yurt dışından araç ihraç etmemize gerek kalmayacak çünkü önemli olan kısmını biz yaptık. Sadece kaporta kısmı yapılacak. Şu anda icadımızı bir araca taktığımızda rahatlıkla 220 kilometre hıza kadar çıkabiliyor. Motorumuzu ve şanzımanımızı büyüttüğümüz zaman bu hızın daha da üzerine çıkılabilir. Devir arttıkça kendi otomatik yağ basıncını da yükseltiyor. Lityum pillerin ömrü bittiğinde tekrar lityum pil takıyoruz ve araç yine petrol ürünlerine ve doğalgaza ihtiyaç duymadan çalışabiliyor" diye konuştu.
BULUŞU DEVLETE HİBE EDECEK
Buluşlarını kardeşi ile birlikte bir çok elektrikçi ve makineciye götürdükleri ve görüşlerini de aldıklarını söyleyen Arıcı, buluşu gören herkesin takdir ettiğini belirterek, "Herhangi bir karşılık beklemiyorum. Sektör işini bilmiyorum şu anda bir karar vermiş değilim. Bu buluşun devletimizin olmasını, devletimize ait olmasını istiyorum. Herhangi bir karşılık beklemiyorum” ifadelerini kullandı.

18 Haziran 2015 Perşembe

Kayseri'nin bojileri Avrupa'nın demiryollarında

Kayserili iş adamı Halis Turgut'un, 8 yıl önce iddia üzerine kurduğu Türkiye'nin ilk özel vagon fabrikasında ürettiği bojiler (en az iki dingil üzerine oturtulmuş tekerlek sistemi), Avrupa'daki demiryollarında dönüyor.


Railtur Vagon Endüstrisi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve Anadolu Raylı Ulaşım Sistemleri Kümelenmesi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Turgut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, firmalarının 2007 yılında amatör bir hevesle kurulduğu söyledi.


Türkiye'de bu alanda kurulan ilk özel şirket olduklarına dikkati çeken Turgut, şöyle konuştu:


"Akaryakıt firmamız için Ukrayna'daki bir şirketten 38 bin dolara vagon almıştık. 2 yıl sonra yeniden ihtiyaç olunca vagonun fiyatını 75 bin dolara yükselttiler. Bu fiyata vagonu alamayacağımızı, gerekirse kendimizin üreteceğini söyledim. Firmanın genel müdürü üretemeyeceğimiz savundu. Orada takım elbisesine ve İstanbul'da boğazda yemeğine iddiaya girdik. Sonuçta Kayseri'ye döndük ve organize sanayi bölgesinde ilk fabrikamızı kurduk. O zamanlar 3 bin metrekarelik alanda yaklaşık 25-30 personelle bu işe başlamıştık. Şu an Kayseri Serbest Bölgesi'nde yaklaşık 9 bin metrekare alanda 204 kişiyle çalışıyoruz. Şu an yaklaşık 500 vagon siparişimiz var. Onun dışında yurt dışına boji üretiyoruz. Bojilerden firmamıza ait 8 tip var. Bunlardan son geliştirdiğimiz K tipi boji, Avrupa'da sadece 3 firma tarafından üretiliyor. Avrupa devleri arasında yer almak da bir Türk olarak bize gurur veriyor."


Turgut, halen 2 tipte vagon ürettiklerini, projesi tamamlanan üçüncü vagon tipinin üretimine de gelecek yıl başlayacaklarını belirterek, üzerinde çalıştıkları yeni vagon projesinin tamamlanması halinde de ürün çeşidini 4'e çıkaracaklarını anlattı.

12 Eylül 2014 Cuma

Dilekce almiyoruz !!!:))

Yasa gereği her dilekçeye cevap vermek zorunda olan ve yanıtlamadığı her dilekçe için 260 euroya kadar ceza ödemek zorunda olan Karaşahin'in iki yıl içine belediyeye maliyeti yaklaşık yarım milyon euroyu buldu. Şimdi Hollanda, mahkemenin Karaşahin'e koyduğu dilekçe sınırlamasını konuşuyor.
Adı Mustafa Karaşahin. Kayserili. Hollanda'nın Dordrecht şehrinde yaşıyor. Yasaların verdiği demokratik hakkını kullanarak kızdığı belediyeye günde ortalama 70 dilekçe gönderip bilgi istiyor. Son iki yılda 3 bin 500 dilekçe yazdı. Dordrecht Belediyesi, Karaşahin'in dilekçelerine cevap veremez duruma geldi. Her dilekçeyi cevaplandırmak için belediyenin en az üç kişiyi görevlendirmesi gerekiyor. Zamanında cevaplandıramadığı her dilekçe için de Karaşahin'e tazminat ödemek zorunda.
CEZA KAVGAYLA BAŞLADI
Belediye ile Karaşahin'i karşı karşıya getiren olay ise 2009 yılında Karaşahin'e kesilen para cezası oldu. Dordrecht Belediyesi, Karaşahin'in kiraya verdiği binalarında kiracıların gürültü yapması ve binalarda yangına karşı yeteri kadar önlem alınmaması gerekçesiyle para cezası kesti. Kendisine haksız yere ceza kesildiğini savunan Karaşahin, ödeme yapmadı. Belediye mahkemeye başvurdu. Geçen sürede faizle birlikte 300 bin euroya yükselen cezanın tahsili için 19 binasının icra yoluyla açık artırmaya çıkarılıp satılmasına kızan Karaşahin intikam almak amacıyla belediyeyi dilekçe terörüne tuttu. Hürriyet'e konuşan Karaşahin 'Onlar beni küçümsedi. Onları kendi silahıyla şimdi vuruyorum' dedi.
3 BİN 500 MEKTUP
İki yıl içinde belediyeye tam 3 bin 500 dilekçe gönderen Mustafa Karaşahin, önceleri günde 100 dilekçe gönderirken şimdi günde ortalama 70 dilekçe yazıyor. Hollanda yasaları, bilgi almak amacıyla vatandaşın gönderdiği dilekçeleri dört hafta içinde cevaplandırmasını zorunlu kılıyor. Zamanında cevaplandırılamayan dilekçeler için ise bin 260 euroya kadar tazminat öngörülüyor. Belediye yetkilileri Karaşahin'in dilekçeleri cevaplandırabilmek için belediyenin iki veya üç kişiyi tam gün görevlendirmesi gerekiyor. Mektupların belediyeye maliyeti yılda yaklaşık 500 bin euroyu buluyor.
ÜÇTE İKİSİ ONUN
118 bin kişinin yaşadığı şehirde belediyeye gelen taleplerin üçte ikisinin Karaşahin'e ait olduğunu söyleyen Belediye Sözcüsü Mark Benjamin 'Taleplerin büyük bölümü onu hiç ilgilendirmiyor bile. Kimi soruları da hiç cevap bile gerektirmiyor. Kimileri de ciddi arşiv araştırması gerektiriyor. Kimileri de hukuki bilgiler olduğu için uzmanlara sormak lazım' dedi. Karaşahin gönderdiği dilekçelerde bazen 42 numaralı binada kim oturuyor, bu binada kaç kişi kayıtlı, hangi koşullar altında restoran açmaya izin veriyorsunuz veya 32 numaralı binada yeteri kadar yangın önlemi alındı mı, kentte kaç kişi üniversite mezunu, kimlerin diploması var gibi sorular yer alıyor.
Mustafa Karaşahin belediye önünde üzerine giydiği beyaz tişörte Hollanda Anayasası'nın
birinci maddesinde yer alan 'Yasalar karşısında herkes eşittir' kuralını yazarak eylem yaptı.
'CEZAEVİNDEN DE YAZARIM'
Karaşahin ise kendini şöyle savunuyor:
"Belediye beni küçümsedi. Evlerimi icrayla satacakları zaman ben kendilerine 'İcrayla satmayın. Aramızda husumet çıkar' dedim. Onlar ciddiye almadı. Bana 'Sen Dordrecht Belediyesinden daha büyük değilsin' dediler. Ben de onlara 'Siz de hukuktan güçlü değilsiniz' dedim. Yasaların bana verdiği hakkımı kullanıyorum. Bugün mahkemem vardı. Bu yüzden dilekçe yazamadım. Ancak tekrar yazmayı sürdüreceğim. Mahkeme bana günde iki dilekçe sınırlaması koydu. Günde ikiden fazla yazdığım dilekçe için bana bir gün hapis cezası vereceklerin söylediler. Ama hapisten korkmuyorum. Cezaevinden de yazarım. Orada yazmak için daha çok zamanım olur. Belediye memurları tembel oldukları için dilekçelerime zamanında cevap yazamıyorlar. Bu yüzden 10 bin euro tazminat ödediler. Ben kimsenin önünde diz çökmem. Belediyenin önünde de pes etmem. Kanunun verdiği hakkımı kullanacağım."
BELEDİYE DAVA AÇTI
Karaşahin'in dilekçelerinden bıkan belediye çare olarak mahkemeye başvurdu. Mahkemeden, Karaşahin'in dilekçe yazma sınırlaması kararı çıkartan belediye yine de rahat nefes alamadı. Çünkü Karaşahin, mahkeme kararına rağmen dilekçe göndermeyi sürdürdü. Mahkeme'nin Karaşahin'e önce günde 10, ardından da iki dilekçe yazma sınırlaması getirmesi ise Hollanda'da yeni bir tartışma başlattı. Kimi hukukçular mahkemelerin vatandaşların kamu kuruluşlarıyla iletişimine sınırlama getiremeyeceğini savunuyor. Bu görüşü savunanlardan İdare Hukuku Uzmanı Aline Klingenberg 'Kimse vatandaşın yetkililerle iletişim kurmasına engel olamaz' dedi

4 Kasım 2013 Pazartesi

Kültepe Höyüğünde 4 bin 500 yıllık anıtsal yapı bulundu

Kayseri'deki 'nde yapılan kazılarda, günümüzden 4 bin 500 yıl öncesine ait çok büyük bir anıtsal yapı bulundu.Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Kültepe Kazı Başkanı Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2010 yılından itibaren Kaniş'te sürdürdükleri kazılarda günümüzden 4 bin 500 yıl öncesine ait büyük bir anıtsal yapıyla karşılaştıklarını söyledi.

Binanın şimdilik 75x60 metrelik bölümünün gün yüzüne çıkarıldığını ifade eden Kulakoğlu, "Bu binanın Anadolu ile Ortadoğu'da bu kadar büyüğü yok. Şu anda da yapının sadece bir köşesindeyiz. Tamamına ulaştığımızda olağanüstü büyük boyutlarda bir yapıyla karşılaşacağız. Bu yapı gerçek anlamda özel bir ev, ikametgah değil. Büyük olasılıkla bir idari yapı. Kanis beyi
in, kralının oturduğu ya da krallığını idare ettiği bir yapı olduğunu düşünüyoruz" dedi. Kulakoğlu, bu yapının, içinde ve etrafında verdiği bulgu ve belgelerle de önemli olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bu yapıyla ilişkili olarak yaklaşık bine yakın mühür baskı ele geçirildi. Bunların bugün Tell Beydar dediğimiz Kuzey Suriye bölgesinden gelmiş mühürler olduğunu düşünmekteyiz. Bu bize o dönemdeki uluslararası sistemli bir ticaretin varlığını anlatıyor. Bu ticaretin büyük ölçüde de Kültepe merkezli olduğunu, Asurlu tüccarlardan yaklaşık 500 yıl önce de Kuzey Suriye ile Anadolu arasında sistemli bir ilişkinin varlığını göstermesi açısından önemli. Önümüzdeki yıllarda yapılacak kazılar bu yapının ve bu ticari sistemin niteliğini bize gösterecek diye düşünüyoruz."