bursa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bursa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2016 Pazartesi

Tavuk dışkısını 'verimli toprağa' dönüştürüyor!

Bursalı fibrobeton ustası, geliştirdiği  kimyasal bileşim sayesinde, toprakla karıştırdığı tavuk dışkısını, düşük  maliyetle bir günde "kokusuz, organik, gözenekli, su tutma kapasitesi yüksek ve verimli toprağa" dönüştürüyor.
Fibrobeton ustası Sinen Özer, AA muhabirine yaptığı açıklamada,  geliştirdiği kimyasal bileşim için Türk Patent Enstitüsünden "Faydalı Model  Belgesi" aldığını belirtti.
Ürünü geliştirme sürecinin karbon ile ilgili olduğunu vurgulayan Özer,  "Üniversitedeki hocalardan fikir alarak, tavuk gübresindeki kokuyu yok etmek  amacıyla geliştirildi. TÜBİTAK'tan test ve analiz raporlarını da aldık. Bu  kompost değil, doğal bir dönüştürücüdür." diye konuştu.
Özer, hidrotermik reaksiyon ile dönüştürülerek tavuk dışkısından elde  edilen toprağın, organik, evsel atıklarla da karıştırılması halinde, bu atıkların  minerallerinin ikinci bir dönüşümle toprağa karıştığını ve toprağın element  yapısını güçlendirdiğini söyledi.
'MASRAF HARCAMADAN DÖNÜŞTÜRÜYOR'
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Ziraat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr.  Ertuğrul Aksoy ise Türkiye'de 189 milyon civarında yumurtalık, 90 milyon kadar da etçil tavuk olduğunu bildirdi.
Yumurtalık tavuğun ekonomik ömrünün 1,5 yıl olduğunu hatırlatan Aksoy,  "Bu sürede bir tavuğun atık miktarı, 55 kilogram. Buna göre hesaplandığında, 8  milyon ton ile 10 milyon ton civarında tavuk atığı oluşuyor. Bunlar, hep atık  olarak lanse ediliyor. Aslında tavuk atıkları gübre hatta yüksek bir protein  kaynağı olarak düşünülebilir." diye konuştu.
Tavuk atıklarının iklim koşulları ve kullanım amacına bağlı olarak  çeşitli bertaraf ya da geri kazanım yöntemleri olduğunu aktaran Aksoy, "Bu  yöntemlerin hepsinde de ciddi maliyetler var. Bu dönüştürme işleminde ise atık,  kokusundan bir günde arıtılmış oluyor ve sağlığa zararlı bakterilerden arı bir  malzeme üretiliyor." ifadelerini kullandı.
Aksoy, yöntem ile ilgili şu bilgileri aktardı:
"Mesela kümesten çıkmış haliyle 100 kilogram tavuk atığı, 100 kilogram  da toprak, yüzde 10 oranında 'dönüştürücü' dediğimiz bu kimyasal bileşim ile  karıştırılarak, bir gün sonra insan sağlığına zararlı olan koliform bakteriden  arınmış, ph değeri yüzde 12'nin üzerine çıktığı için arı duruma gelmiş bir toprak  elde ediliyor. Hiçbir masraf harcamadan yapılan dönüştürme işlemi, ciddi koku  sorunu olan tavuk atığındaki bu sorunu da çözüyor. Bu haliyle rahatlıkla  depolanabilir, granüler toprağa benzer bir malzeme elde ediliyor. Bunun tarımsal,  mera alanlarında ve ormanlarda kullanımının desteklenmesi gerekiyor."
TÜRKİYE İÇİN KRİTİK ÖNEME SAHİP
Yapılan işlemi seralarında denediklerini dile getiren Aksoy, şunları  kaydetti:
"Bir günde dönüşümün sağlandığını, kokunun tamamen giderildiğini  gördük. Yaptığımız analizlerde de bakteri kalmadığını belirledik. Ayrıca bu  sayede elde edilen toprak ıslandığında tekrar kokmuyor. Gözenekli, su tutma  kapasitesi yüksek, bol miktarda organik madde barındıran bir hale geliyor çünkü  tavuk atığındaki bütün organik, bitki besin maddeleri, azot, fosfor, potasyum,  bakır, çinko gibi mineraller ve elementler direkt olarak toprağa geçmiş oluyor.  Böylece de ülkemizin en önemli meselelerinden biri olan 'organik madde sorunu' da  çözülebilir. Bu yüzden bu ürüne destek olunmasını istiyoruz."

22 Ağustos 2016 Pazartesi

arı zehri

Bursa'da arıcılık yapan İslam Dikbıyık'ın çiftliğinde üretimini yaptığı, son yıllarda birçok hastalığın tedavisinde kullanılan "arı zehri"nin gramı 500 liradan satılıyor.

ABD ve Rusya gibi ülkelerde üretimi yapılan ve Hollywood yıldızlarının bile bakımları için kullandığı arı zehrine, Türkiye'de de ilgi artmaya başladı. Meraklı arıcılar tarafından üretimi yapılan ve kilogramının satış fiyatı 500 bin lirayı bulan arı zehri, ticari anlamda da üreticisini tatmin ediyor. 

Bursa'da arı zehri üretimi yapan İslam Dikbıyık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 3 yıl önce aldıkları cihazla arı zehri üretimine başladıklarını söyledi. Bu maddenin arı ürünlerinden biri olduğunu hatırlatan Dikbıyık, zehrin birçok hastalığın tedavisinde kullanıldığını ifade etti. 

Zehir toplama işlemi hakkında bilgi veren Dikbıyık, şunları kaydetti: 
"Zehri toplamak için yurt dışından aldığımız cihazı portatif olarak kendimizce tasarladık. Cihazın üzerinde ince teller, tellerin altında da cam var. Pille çalışan bu aparatı kovanın giriş çıkış yerlerine koyuyoruz. Bu tellere 12 voltluk elektrik veriyoruz. Arı elektrikle karşılaşınca iğnesini batırmaya çalışıyor ve zehri aşağıdaki cama düşüyor. Yaklaşık 20 saniye kadar sonra sıvı olan arı zehri kuruyor. Sonrasında biz bu zehri falçata ile kazıyarak kuru zehir elde ediyoruz." 

Dikbıyık, dışarıdan bakıldığında basit gibi görünen bu işlemin oldukça meşakkatli olduğunu vurgulayarak, arıların kimi zaman strese girerek iğnesini batırmak yerine etraftaki canlılara saldırdığını anlattı. İşlem zor olduğu için üretim miktarının da çok az olduğunu belirten Dikbıyık, 3 yılda sadece birkaç gram üretebildiklerini dile getirdi. 

Gramı 500 lira 

Bu ürünün fiyatının oldukça yüksek olduğunu ifade eden Dikbıyık, "Zehir ilaç sanayisinde kullanılıyor ancak Çin bunun sentetiğini ürettiği için ve daha ucuz fiyatlara geldiği için buradan temin ediyorlar. Türkiye'de, fiyatı oldukça yüksek olan bu ürünü satan çok kişi yok. Bizim tanıdığımız ve Elbistan'da üretim yapan bir arıcı, zehrin gramına 500 lira istiyor. Biz de bu fiyatlara satış yapıyoruz. Şahıslara satış yapmıyoruz, şimdiye kadar birkaç ilaç firması ve üniversiteye satış yaptık." dedi. 

Arı zehrine karşı ilginin son zamanlarda daha da arttığına dikkati çeken Dikbıyık, "Bazı üniversitelerde bu konuda ciddi çalışmalar yürütülüyor. 2014 yılında Sağlık Bakanlığıbünyesinde Tamamlayıcı ve Alternatif Tıp Uygulamaları Daire Başkanlığı kuruldu. Bu işte çok hevesli doktorlarımız var. Onlar da bakanlığımızın bu konuda çıkaracağı yeni yasaları bekliyorlar." diye konuştu. 

"Kanserden AIDS'e çok sayıda hastalığın tedavisinde kullanılıyor" 

Uludağ Üniversitesi Arıcılık Geliştirme-Uygulama ve Araştırma Merkezi (AGAM) Müdürü Prof. Dr. İbrahim Çakmak da arı zehrinin, daha çok tedavisi tam olarak yapılamayan bel, boyun, sırt ağrıları gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanıldığını bildirdi. 

Çakmak, zehrin özellikle Uzak Doğu, Rusya, Bulgaristan, Romanya ile ABD, Kanada, Brezilya gibi ülkelerde üretiminin yapıldığını aktardı. 

Zehrin tıp alanında belli hastalıkların tedavisinde kullanıldığı bilgisini veren Çakmak, "Arı zehrinin, başta romatizmal hastalıklar olmak üzere MS gibi sinir sistemi hastalıkları üzerinde etkileri konusunda bazı çalışmalar bulunmakta. Son yıllarda kanser, AIDS gibi hastalıkların tedavisi amacıyla da bazı çalışmalar yapılıyor. Fiyatı konusunda da net bir miktar belirtilmemekte, farklı ülkelerde farklı üretim ve saklama yöntemlerine göre oldukça farklı fiyatlar verilebilmektedir" diye konuştu. 

Türkiye'de arı zehri üretimi konusunda net miktarın bilinmediğini belirten Çakmak, sadece bazı meraklı arıcılar tarafından az miktarda üretildiği bilgisini paylaştı.

15 yıldan bu yana doğa tedavicisi olarak çalışan Dr. Janos Körmendi, koruma altında bulunan Tuna-İpoly Milli Parkı’nda yetiştirdiği arıların zehri ile kanser ve romatizmatedavisi yaptığını, alınan sonuçların ise mükemmel olduğunu söyledi.

50 bal arısı ailesi ve yüzbinlerce adet bal arısının bulunduğunu belirten Dr. Körmendi, 2012 yılında Erzurum’da düzenlenen uluslararası bir doğa tedavi organizasyonunda sunum yaptığını, Türkiye topraklarında arı yetiştiriciliği için mükemmel olduğunu belirtti.

Kaynaklardan, milattan önce 2000 yılından bu yana arı zehri tedavisinin yapıldığının ortaya çıktığını söyleyen Dr. Körmendi, 15 yıldan bu yana arı zehrini insanlara iğneleyerek romatizma ve kanser tedavisi uyguladığını, her iki konuda da çok başarılı olduğunu kaydetti.

Dr. Körmendi, sadece arının balının değil, aynı zamanda arının zehrinin de insan sağlığı için çok önemli olduğunu, arı zehrinin kanser oluşmasından önce, kanser halinde ve kanserin ilerlemesi döneminde de kullandığını, arı zehrinin insanın bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağladığının kanıtlandığını belirterek, "Arı zehiri insan vücuduna verildiğinde bağışıklık sistemi kuvvetleniyor. Bağışıklık sistemi kuvvetlenen vücut, kanserli hücrelerin oluşmasına izin vermiyor. Böylece bağışıklık sistemi güçlenen hasta kanserli hücreleri zayıflatıyor" diye konuştu.

Arı zehri tedavisinin bugün dünyada Romatoloji yani kas hastalıklarında da etkin bir şekilde uygulandığını dile getiren Dr. Körmendi, bu tedavi yönteminin başarı oranının yüzde 83 olduğunu açıkladı.

MÜSİAD Macaristan Temsilcisi Fadıl Başar ise, bel kaslarından rahatsızlığı olduğu için Dr. Janos Körmendi’ye bal arısı zehri iğnesi vurulmak için birkaç kez geldiğini, arı zehirinin vücuduna vurulmasının ardından ağrısının kalmadığını, kendini daha zinde ve sağlıklı hissettiğini söyledi

9 Ağustos 2016 Salı

FETÖ'nün devlete nasıl sizilir cizelgesi

Bursa’da geçen yıl FETÖ’nün üst düzey yöneticisi ‘Semih’ kod adlı Necati Uysal’ın evinde ele geçen belgelerde, TİB’le ilgili çarpıcı yazışmalar çıktı.


Bursa'da geçen yıl 17/25 Aralık'ın ardından düzenlenen FETÖ operasyonunda, örgütün liderlerinden olduğu öne sürülen 'Semih' kod adlı Bursa İlk Kariyer Net Derneği Yöneticisi Necati Uysal ile eşi Esra Uysal son anda kaçtı. Olayla ilgili aralarında zabıt kâtiplerinin de bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı ve 9 şüpheli tutuklandı. Temmuz ayında soruşturma tamamlanarak dava açıldı.

EVDE ÇARPICI BELGELER BULUNDU

Uysal'ın evinde yapılan aramada ise örgütle ilgili çarpıcı belgeler bulundu. Hazırlanan iddianamede örgütün sistematik bir şekilde devlet kurumlarına sızarak bu kurumlara eleman yetiştirmek amacıyla çalışma yaptığı belirlendi. İddianamede ayrıca, örgütün devlet kurumlarına hiyerarşik şekilde, planlı olarak sızmaya çalıştığı, devletin tüm kademelerini ele geçirmeyi amaçladığı, organize hareket ettiğine de yer verildi.

TİB VE GİZLİLİK TALİMATLARI

Ele geçen belgelerde FETÖ üyelerinin, darbe girişiminin ardından kapatılmasına karar verilen TİB (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) ile ilgili değerlendirmesi de bulundu. TİB'le ilgili örgütün, kurumun kendilerine bağlı olduğunu söyledikleri ve "TİB artık bize bağlı. Görüşmeleri dinleyelim" diye yazıştıkları ortaya çıktı. FETÖ'nün üst düzey bir sorumlusunun TİB'le ilgili şu talimatları verdiği saptandı: "Telefon irtibatlarına dikkat edilmesi gerekiyor. Başvuracak adayın telefonu temiz değilse hizmetle ilgisi olmayan bir akrabasının kullandığı hattı alıp kendi hattını kapatsın. Kuruma o numarayı versin. Baz istasyonu aynı şehir olması iyi olur. Telefonlar erken temizlenmeli, verilen telefon numarası hizmette kullanılmamış temiz telefon numarası olmalı, hizmet etiketli kişilerle telefonun irtibatı olmamalı."

İşte FETÖ/PDY mensuplarından uymaları istenen 'gizlilik talimatları'...

'YARDIM NAKİT YAPILMALI'

-Kullandığımız araçların plakaları ve benzin istasyonları üzerinden sürekli kontrol altında tutuldukları unutulmamalı.
-Cep telefonlarından hizmet kurumlarına telefon irtibatı yapmayın, hatta SMS dahi göndermeyin. Gerekliyse 'cover m', 'kakao' gibi programlar kullanın.
-Kredi kartı harcamalarının takip altında olduğu bilinmeli, hizmetsel harcamalar ve hizmet kurumlarında yapılan harcamalar nakit yapılmalı.
-E-posta ve normal postaların kontrol altında tutulduğunu unutmayın açıp içine bakıp tekrar eskisi gibi kapatabilirler.
-Müstear (takma isim) isim mutlaka kullanılmalı.
-Otobüs, uçak seyahatlerinde, turlarda ortak rezervasyon yapılmamalı.
-Hizmetten olanlarla irtibat minimuma indirilmeli.
-Hizmet müesseselerine şahsi araçlarla giriş yapılmamalı, araçlar uzağa bırakılabilir.

BAŞVURULARA DİKKAT

-Adli sicil kaydı temizliği yapılmalı.
-Fatura-kontrat kaydı olmamalı.
-Köşe yazarlarına müspet menfi yorum yazılmamalı.
-Hizmet iltisaklı dernek üyeliği olmamalı.
-Kurum çalışanları referans olarak kullanılmamalı. Referans adaya kefil olacağından daha çok araştırılıyor.
-Hizmet müesseselerinden kredi kartları ile alışveriş yapmamalı.
-Referans ve arkadaş olarak bakkal, muhtar, öğretmen, esnaf yazılabilir.
-Facebook, Twitter hesabı olmamalı. Gerektiği durumlarda açtırabiliriz.
-Gazete ve dergi aboneliği, kendisi ya da birinci derece akrabanın üzerinde olmamalı.
-Bank Asya'da birinci derece akraba dahil hesap bulunmamalı. (Haberturk)

24 Haziran 2016 Cuma

çamur yakıp, elektrik üretecek tesis kuruluyor

Bursa’nın daha sağlıklı ve yaşanabilir bir şehir olması gayesiyle çevre yatırımlarına ağırlık veren Büyükşehir Belediyesi, metan gazından elektrik üretimi, ana içme suyu hattı üzerine kurulan tribünler ile sudan elektrik üretimi ve güneş panellerinden elektrik üretiminin ardından şimdi de arıtma tesislerinde toplanan çamurlardan elektrik üretimi için önemli bir adım attı.
 
  Kısa süre önce Buski tarafından projelendirilip Doğu Atıksu Arıtma Tesisi'nde temeli atılan tesis 2017 yılının ilk aylarında faaliyete başlayacak. İnşaat alanında incelemelerde bulunan ve İhlas Haber Ajansı'na açıklama yapan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, uzun süre fizibilite çalışmaları yaptıklarını ifade ederek, "Gerçekten özellikli bir proje. Özellikle çevre konusu bizim en çok önem verdiğimiz yatırımlar. Ülke olarak da değer veriyoruz ve çevreye de sahip çıkmaya özen gösteriyoruz. Arıtma tesisi atığı olan çamurların yok edilmesi ve bertaraf edilmesi gerekiyor. Bu uzun yıllardır büyük bir sorundu. Çamurlar üretiliyor,  fakat bu çamurlar bertaraf edilemiyordu. Bunların yakılması da büyük sorun oluşturuyordu. Şimdi artık bu çamuru ürettiğimiz yerde direk olarak yakıp yok edebiliyoruz. Sonunda "yaptığımız yatırım boşa gitmesin, doğru bir yatırım yapalım" diye uzun yıllar bu işin araştırmasını yaptık. Yaptığımız araştırmaların en sonunda Amerika’da bu işin sonuçlandığını burada en verimli çalışan sistemin kurulduğunu ve arıtma tesisi çamurundan aynı zamanda elektrik üretildiğini, çok verimli çalışıp, kolay başlatılıp kolay durdurulabilen sistem olarak yerinde gördükten sonra "Artık Türkiye’de uygulamasına geçelim" dedik. "Bunu biz burada yerli yaparız" dedik. Diğer konularda olduğu gibi önce biraz tartışıldı sonra kabul edildi" diye konuştu.
 
  10 YILDA AMORTİ EDECEK
 
  Bursa'nın tramvayları, metro vagonları, uçaklarını artık kendisinin ürettiğini hatırlatan Başkan Altepe, "İşte bu arıtma tesisinin, çamurunu yok etme sistemi de artık yerli olarak üretilebiliyor. Burada özellikle bizim 400 ton sıvı çamurumuz var, biz bunu katı maddeye çevirdiğimiz zaman 96 ton yapıyor. Bununda 3 bin 600 kalorisi var. Yani linyit kömürlerinin bazılarından daha da zengin.  Bunu biz avantaj olarak kullanıyoruz. Bu akışkan yataklı kazanlarımızda ilk etapta sistemi çalıştırmak için doğalgaz kullanıyoruz. Startı doğalgazla verip kazanımız 850 dereceye kadar yükseliyor. 850 dereceden sonra sistem normal rejime giriyor. Proses çalışıyor ve bundan sonra 3600 cal olan çamur aynı bir kömür gibi yanmaya başlıyor. İçeriye üflenen 600 derecelik hava ile birlikte kendi kendini yakıyor. Ve güzel bir sistem oluşuyor. Burada çamur kendi kalorisiyle yanıyor ve saatlerce, günlerce aylarca bu yanma devam edebiliyor. Kazanın sıcaklığını direk eşanjörlere vererek buhar üretiyoruz. Atık ısıda üretilen buhar burada tribünlere giderek elektrik enerjisine dönüşüyor. 2.5 megavat saat burada günlük elektrik üretiliyor ve tesisin yaklaşık maliyeti 70 milyon lira. Ürettiği elektrikle aynı zamanda 10 yada 12 yılda kendisini amorti etmiş oluyor" diye konuştu
 
  TÜRKİYE'NİN DİĞER ŞEHİRLERİNE ÖRNEK OLACAK 
 
 Tesisin çok verimli ve kaliteli olduğunu kaydeden Başkan Altepe, sözlerini şöyle sürdürdü: "Çevre dostu olan bu uygulamayı diğer şehirlerde de uygulayacağız. Burada en önemli kısmı baca emisyonu. Baca emisyonundaki karbon gibi diğer ağır metaller devamlı ölçülüyor. Buradaki ölçülenlerin AB standartları ve Şehircilik ve Çevre Bakanlığının standart ve kriterlerine uyması gerekiyor. Bu konuda devamlı olarak kontrol sistemimiz var. Oturduğumuz yerden online kontrol sistemiyle birlikte baca gazını ölçüp gözlemleyebiliyoruz. Çevreye zarar vermeyecek şekilde burada yanma sağlanıyor. Gerektiği zaman çok sıkıntı çekilirse doğalgaz takviyesi de yapılmış olunuyor. Bu sistem çevre dostu olan çok verimli bir sistem. İnşallah Ocak ayında burada denemeler başlamış olacak.  Denemelerden sonra da üretime geçmiş olacağız. Artık günlük ürettiğimiz 60 ton çamuru burada yakmış olacağız. Bir yandan da elimizdeki diğer çamur rezervini de burada tüketmiş olacağız. Örnek bir uygulama, yüksek bir teknoloji. Bu uygulama daha sonra Tüm Türkiye’ye yayılacak. Ve tüm dünyaya da artık aynı teknolojiyi satacağız. Artık dünyaya döviz vermeyeceğiz. Bizler kazanmış olacağız, yurt içinde kazandığımız dövizlerimiz de yurt dışına gitmeyecek. Bu yüksek teknolojik ürünü burada gerçekleştirmek ve bunu başarmak önemliydi. Şimdiden tüm ülkemiz ve tüm çevre dostları için tüm kurumlarımız için hayırlı olsun diyoruz “

29 Eylül 2015 Salı

500 milyar dolarlık rezerv

Dünyanın ilk krom madeni bulunan Bursa’nın Orhaneli ilçesinde yeni yer altı kaynaklarının heyecanı yaşanıyor.

Yapılan etüt çalışmaları sonucu en az 500 milyar dolarlık rezerv tespit edildi. Mermerin yanı sıra altın ve volfram rezervlerinin de bulunduğu bildirildi. Orhaneli Belediye Başkanı İrfan Tatlıoğlu, 10-15 gün içinde Mermer Organize Sanayi Bölgesi'nin kurulacağını söyledi.
Türkiye’nin yer altı kaynaklarının büyük kısmını elinde bulunduran Bursa’nın ilçelerinde yeni maden rezervleri tespit edildi. Dünyanın ilk krom madeninin bulunduğu Bursa’nın dağ ilçelerinden Orhaneli’nde mermer başta olmak üzere altın ve volfram rezervleri ortaya çıktı. Rezervlerin tespitinin ardından maden organize sanayi bölgesi kurmak için harekete geçen Orhaneli Belediyesi son aşamaya gelirken, sadece mermer rezervinin 500 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.

Orhaneli’nin mermer ocakları yapısı itibari ile çok verimli olduğunu dile getiren Belediye Başkanı İrfan Tatlıoğlu, “Yeryüzünün en üst seviyesinden itibaren kaliteli taşlar alınabiliyor. Kademe kademe aşağılara inildikçe haliyle kalite de artıyor. Bize verilen bilgiye göre bu bölgenin 100 ile 150 metre altına kadar mermer çıkartılabiliyor. Bizim bölgemizin özelliği rezervin çok geniş bir alana yayılmasıdır. Bizim yapmak istediğimiz Orhaneli organize sanayi bölgesinde çıkan kütük mermerlerin direk ihracata gitmesini önlemek” dedi.

Çıkarılan mermerin işlenerek ihraç edilmesi gerektiğine vurgu yapan Tatlıoğlu, “Türkiye’deki mermerlerin ancak yüzde 20’si işlenerek ihraç edilebiliyor. Biz kuracağımız organize sanayi bölgesi ile bunun önüne geçerek mermerleri işlemek ve işlenmiş olarak dünya pazarına sunmak istiyoruz. Bu sayede ülke ekonomisine ciddi katkılar sağlanacağını biliyoruz. Sadece kütük mermer değil işlenmiş mermer ürünleri de satarak 1 lira yerine 10 lira kazanalım istiyoruz. Bu sadece Bursa’nın Orhaneli ilçesine değil, Türkiye ekonomisine ciddi katkılar sağlayacak. Bu yüzden Orhaneli OSB’yi çok önemsiyoruz. Şu anda 52 mermer ocağı firması Orhaneli’nde mermer ocağı fabrikası kuracağını beyan etti. Evraklarımız bakanlıkta. 10-15 gün içerisinde OSB projemize başlamak istiyoruz” dedi.

Sanayi bölgesinin ruhsatsız işletmelere fırsat olduğunu ifade eden Tatlıoğlu, “Bu sanayi bölgesi dağ yöresi insanımıza iş gücü demektir. Dağ yöresinden şehre çalışmaya giden insanımızın çoğu asgari ücretle çalışıyor. O arkadaşlarımız doğdukları yere geri dönerek asgari ücretin üstünde çalışma imkanı bulacaklar. Gençlerimizin çoğu şehre göç etti. Köylerimiz boşaldı. Tarım alanlarımız işlenmez hale geldi. OSB ile birlikte geri dönüşler yaşandığında buradaki tarlalar da geri dönen gençlerin aileleri tarafından işlevsel hale gelebilecek. Tarlalar ekip biçilecek, besicilik tekrar canlanacak. Orhaneli yüzde 300 sıçrama yapacak. Aynı zamanda Orhaneli OSB ile zamanında ruhsatsız yapılmış mermer fabrikalarına burada kanuni çalışma fırsatı sunuyor. Bu organize sanayimiz sadece mermer değil maden organize sanayi olacak. Şu anda Türkiye’nin maden yer altı zenginlikleri olarak en çok çeşit ve en çok rezerve sahip olan bölgesiyiz. Krom, volfram, altın, mermer gibi çeşitliliklerimiz var. Son dönemde altın madeni de bulundu. Bununla ilgili ÇED çalışmaları devam ediyor. Bunları gün yüzüne çıkarmadığımız için bölge olarak yüzyıllarca fakir kaldık. Bu nedenle de bölgemizden çok büyük göç yaşandı” dedi.

SADECE MERMERDE 500 MİLYAR DOLAR REZERV
Çok büyük mermer rezervine sahip olan Orhaneli’nin Türkiye için büyük fırsat olduğuna dikkati çeken Tatlıoğlu, “Sadece Orhaneli’nin Erenler bölgesi ile ilgili üniversite hocalarımızın yaptıkları çalışmada mermer rezervimiz 105 milyar dolar olarak belirlendi. En az Erenlerin birkaç katı kadar buralarda mermer var. Bu da 500 milyar dolarlar gibi çok büyük rakamlar ediyor. Bu rezervlerin ülkenin ciddi bir açığını kapatacağına inanıyoruz. Orhaneli olarak bizim birkaç hususta hassasiyetimiz var. Çevreye mümkün olduğu kadar zarar vermeyeceğiz. Boşaltılan yerler yeniden doldurularak yeşillendirilecek. Fabrikalarımız tabiri caiz ise eczane gibi olacak. Etrafımızı kirletmemeleri gerekiyor. Bu doğal güzelliklerin yok olmasını istemeyiz. Azami şekilde doğaya dikkat ederek çalışmalar yapılmalıdır. Mermerin dışında çok ciddi bir krom rezervi de mevcut. Dünyanın ilk krom madeni bir Alman mühendis tarafından Orhaneli’nde bulundu. O günden bu güne kadar krom madenlerimiz çalışıyor. Rezervlerimiz hala mevcut. Benim dedemin babası, dedem ve babam krom maden ocağında işçiydi. Mermercilik bize daha yeni, mermerciliğin büyük çapta olduğunu biz yeni fark ettik. Orhaneli’nden Türkiye’nin en ciddi yer altı gelirlerini alabiliriz” dedi. İHA

7 Temmuz 2015 Salı

"Çanak antensiz ve internetsiz" uydu cihazı


Bursa'nın İznik ilçesinde, elektronik işiyle uğraşan bir esnaf ve arkadaşı tarafından çanak anten, LNB,  internet bağlantısı olmadan üretilen uydu cihazı sayesinde, kanalları izleyebilmek için sadece televizyon ve elektrik bulunması yeterli oluyor.
Elektronikçi Mehmet Mert, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yaklaşık 9 yıl ilçedeki başka şirketlerde, aynı alanda çalıştıktan sonra geçen sene kendi işyerini açtığını söyledi.
Çanak antensiz, LNB'siz, kablosuz, internetsiz bir cihaz için geçen yıldan bu yana bir arkadaşıyla sürekli denemeler yaptığını ve sonuçta başarılı olduğunu belirten Mert, "Öncelikle kablosuz bir uydu olarak, çanak ile LNB arasındaki kabloyu kaldırdık. Sonrasında daha da uğraşarak cihazı bu durumlara getirdik. Yaptığımız bu buluşla artık LNB ve çanak anteni ortadan kaldırarak, direkt olarak yayın alabileceğimiz bir cihaz oluşturduk" ifadesini kullandı.



Mert bu cihazın, HD olarak adlandırılan yüksek çözünürlüklü yayınları da alabildiğini dile getirdi.
Bunun her yerde kullanılabileceğini vurgulayan Mert, şunları kaydetti:
"Diyelim ki insanlar kampa gitti ve çadır kurdu. Daha sonrasında jeneratör sistemiyle elektriklerini alıp oradan yayın alabilecekler. Cihazımız, çalışma prensibiyle örnek verecek olursak GPS mantığına benzer bir çalışma sistemiyle, direkt uydu üzerinden bağlantı sağlıyor. İçinde çanağın görevini görecek bazı ayarlamalar ve düzenlemeler de yapılıyor. Bu cihazın içinde çanak, LNB kablosu gibi gereken her şey mevcut. Sadece elektrik prizi ve görüntü için çıkış mevcut. Cihazın üzerinde çanak anten takmak için giriş bulunmuyor. Bunun için kendimiz bir yazılım geliştirdik. Yerli ve yabancı tüm kanallar izlenebiliyor. Çevremizdekilere konudan bahsettiğimiz zaman şaşırıp kalıyorlar. 'Böyle bir şey olmaz' diyorlar ama oluyor. Yaptık ve böyle bir şey oluyormuş, gördük."
SERİ ÜRETİME GEÇECEKLER
Mert, söz konusu cihazı görenlerden bazılarının, bunu internetle çalışan uydu sistemleriyle karıştırdığını anlattı.
Kesinlikle internete bağlı bir cihaz olmadığını ifade eden Mert, "Cihazımız tamamen kendi geliştirdiğimiz değişik bir yöntemle çalışıyor. Buna benzer bir ürün şu ana kadar üretilmedi. Ayrıca çok düşük maliyetlerle üretebileceğimizin araştırmasını da yaptık. Bu ürünün patent anlaşması başvurusunda bulunduk. Yakında patenti çıkacak ve sonrasında seri üretime geçeceğiz" diye konuştu.
Mehmet Mert, seri üretime başladıktan sonra bu cihazı televizyonun içine monte etme ya da kalem pil boyutunda küçültme gibi projelerinin de bulunduğunu, satış fiyatının ise 150-200 lira olabileceğini sözlerine ekledi.

3 Mart 2015 Salı

Bursalı çiftçiyi zengin edecek bitki

Sağlık ve gıda sektöründe en çok aranan bitkilerinden biri olan yaban mersini, Bursalı çiftçilere bol para kazandıracak. Ana vatanı Amerika olan yaban mersini, Bursa’nın İznik ilçesinden sonra Orhaneli ilçesinde de üretilmeye başlayacak. Çiftçinin yüzünü güldürecek olan yaban mersini için bölgede, ihracat ve satış için kooperatif bile kuruldu. Az bir maliyetle üretimi yapılabilen yaban mersini, bu özelliği ile birçok çiftçiyi de cezbediyor.

Bir tavsiye üzerine yurt dışından 2 bin adet yaban fidanı alan ve dedesinden kalan 20 dönümlük tarlanın 3 dönümüne bin adet fidan eken Orhanelili Veteriner Ahmet Kahraman, “Dedemden kalan arazinin 3 dönümüne bunları diktim. Bu fidanlar, 1 yıl içinde mahsul vermeye başlayacak. İstanbul'dan gelerek İznik'te yaban mersini yetiştirenlerin para kazandığını gören köylüler de bu işe başlayarak kooperatif kurmuş. Şimdi yoğun üretim yapıyorlar. Dağ yöresinde ise ilk ben başladım. Yaban mersini, nemi ve asitli toprakları seven bir ürün. Yaban mersinini üzüm gibi yeşil olarak ya da kurutup kuru üzüm gibi de yiyebilirsiniz. Tatlı olan bu bitki, aynı zamanda tıbbi aromatiktir. Konservesi, kompostosu yapılabiliyor. Yaş pasta ve kek gibi unlu mamullerde kullanılabiliyor” diye konuştu.

Gıda ve ilaç sanayiinde yaban mersininin kullanıldığını bildiren Kahraman, “Yaprakları ve kurusu çay yapılıp içildiği zaman idrar yollarındaki ağrıyı kesiyor. Yaban mersini şeker hastalarının yiyebileceği meyvelerin başında geliyor. Şeker hastalığını tedavi edici özelliği var. Şeker hastalığından kaynaklanan görme bozukluklarında gözü kuvvetlendiriyor. Fazla yenildiği zaman yaşlılıktan kaynaklanan unutkanlıkları engelliyor” dedi.

Yaban mersinin Amerika’da 100 yıldan bu yana üretildiğini dile getiren Kahraman, şunları söyledi: “Kanada, Letonya, Litvanya gibi ülkeler de yaban mersini üretiyor. Bize gelen fidanlar, Polonya menşelidir. Yaban mersinine büyük talep var ama bölgemiz bunu bilmiyor. Yaban mersini çok iyi para kazandırır. Şu anda yaş yaban mersininin kilosu 20 liradan satılıyor. 3 dönüm yaban mersini üreten bir aile, başka hiçbir geliri olmadan çok rahat geçinebilir. Bu bitkinin üretimi ne kadar yaygınlaşırsa çiftçilerimiz o kadar para kazanır. Çünkü yaban mersine talep çok. Gıda firmaları ve ilaç sektörünün büyük talebi var. Yaban mersininin bakımı zor değil, masrafı fazla değil. Poşette olduğu için ekim ayı ile nisan ayları arasında yaban mersini dikilebiliyor. Ama diğer aylarda da dikilebiliyor.”

7 Aralık 2014 Pazar

Dünyanın en uzun teleferiği


Dünyanın en uzun teleferiği açılış için gün sayıyor. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, teleferiğin yıl başına kadar oteller bölgesine ulaşacağını açıkladı.

Büyükşehir Belediyesi’nin Bursa’yı marka bir kent haline getirmek maksadıyla sürdürdüğü çalışmalar çerçevesinde yenilenen teleferik oteller bölgesine uzanıyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, Genel Sekreter Yardımcısı Mustafa Altın ile birlikte yeni teleferiğin 2. etabında devam eden çalışmaları yerinde inceledi. Bursa Teleferik A.Ş. Genel Müdürü İlker Cumbul’dan son durum hakkında bilgi alan Başkan Altepe, Bursalılara müjdeli haberi verdi.
Yeni teleferiğin büyük ilgi gördüğünü anlatan Başkan Altepe, “Bursa’nın simgesi olan teleferiği yenileme çalışmaları hızla sürüyor. İlk etapta Teferrüç ile Sarıalan arasında çalışan hattımızı bu yıl içinde açmıştık. İlk hat 4 ay içinde 450 bin kişiyi taşıdı. Şimdi esas hedefimiz oteller bölgesine ulaşmak. Sarıalan ile oteller bölgesi arasındaki hatta devam eden çalışmalarımızın artık sonuna yaklaştık" dedi.
DÜNYANIN EN UZUN TELEFERİK HATTI
Başkan Altepe, Bursa merkezi ile Sarıalan arasındaki ilk etabın 4500 metrelik hattan oluştuğunu söyleyerek, “İlk etabın ardından Sarıalan ile oteller bölgesi arasındaki 4500 metrelik hatla birlikte 9 kilometrelik bir teleferik hattımız oluyor. Bu sayede dünyanın en uzun teleferik hatlarının başında Bursa gelecek” diye konuştu.
22 DAKİKADA 9 KİLOMETRELİK YOLCULUK
Bugüne kadar inşaatta herhangi bir aksama olmadığını vurgulayan Başkan Altepe, “Hedeflediğimiz gibi yılbaşında Bursa merkezinden oteller bölgesine, yani otellere ve kayak pistine kadar ulaşım sağlanmış olacak. Bursa’dan teleferiğe binen vatandaşlar yaklaşık 22-23 dakikalık bir yolculukla kayak pistine ulaşacak. Bu konforu yıl başına kadar sunmuş olacağız. Teleferiğimizi 15 Aralık’ta sezona açılışına yetiştireceğiz. Teleferik Bursa turizmine ayrı bir değer katmış olacak. Böylece oteller de oteller bölgesi de 4 mevsim kullanılır bir merkez haline gelecek” dedi.
Başkan Altepe, teleferiğin 2. etabıyla turizminin daha da gelişeceğini sözlerine ekledi.
SARIALAN OTELLER ARASINDA TESTLER BAŞLADI
Sarıalan Oteller Bölgesi arasında direk dikim işlemi sona erdi. Kabinlerin test işlemleri ise hummalı bir şekilde sürüyor. Hava şartlarının da iyi gitmesiyle Teferrüç Oteller Bölgesi’ndeki uzun hattın kayak sezonuna çok rahat yetişeceği ifade ediliyor. Teleferiğin Oteller Bölgesi’ne kadar ulaşmasıyla, tesislerin 12 ay boyunca turizme hizmet etmesinin de önü açılmış olacak.İHA

8 Temmuz 2014 Salı

İşte dünyanın en kıymetli hazinesi

Bursa Kent Müzesinde sergilenen Çengiç Beyleri Sergisindeki bir barut kutusunda, Peygamber Efendimizin Topkapı Sarayındaki Hırka-ı şerifinin sarıldığı Destimal-i Şerif (mendil) bulundu.

Topkapı Sarayında padişahların hırka-i şerifleri öpmek için sardıkları bez parçasının ismi olan Destimal-i Şerif Bursa Kent Müzesinde sergilenen Çengiç Beyleri Sergisinde Bosna Hersek Sancak Beylerinden Haydar Çengiç'in barut kutusunda tesadüfen bulundu.

Bosna Hersek Sancak Beylerinden Haydar Çengiç'e Osmanlı Sultanı 2'inci Abdülhamit han tarafından hediye edilen Destimal-i Şerif'e Bursa Kent Müzesi yetkilileri tarafından tesadüf eseri rastlandı. Çengiç Beyleri Sergisinde Bosna Hersek Sancak Beylerinden Haydar Çengiç'e ait barut kutusunda bir mendil bulan Bursa Kent Müzesi yetkileri ne olduğu anlayamadıkları emaneti incelenmek üzere Topkapı Sarayı'na gönderdi.
Topkapı Sarayı'nda yapılan incelemenin ardından bulunan mendilin Osmanlı Sultanı 2'nci Abdülhamit Han tarafından Bosna Hersek Sancak Beylerinden Haydar Çengiç'e hediye edilmiş Destimal-i Şerif olduğu anlaşıldı.

Şu an Bursa Kent Müzesinde sergilenen Destimal-i Şerif'i tanıtan Bursa Kent Müzesi Ahmet Erdönmez, "Bursa Kent Müzesinde sergi açmayı düşünüyorduk. Bir gün müzemizde bulunan Çengiç Beyleri Sergisinde barutluk temizliği yaparken bir gümüş barut tabakasının içinde bez parçası bulduk. Biz bunun ne olduğunu anlayamadık. Üzerinde ayetler yazılıydı. Bunun önemli bir eser olacağını düşünerek araştırmaya başladık. Ama kayıtlarda böyle bir esere rastlayamadık ve bunun Topkapı Sarayı kayıtlarından Destimal-i Şerif olduğunu öğrendik. Topkapı Sarayında Peygamber Efendimizin Hırkaı Şerifi var. Hırka-ı Şerif Ramazan aylarında padişahlar tarafından çıkarılarak en yakınlarına öptürülüyor. Zamanla zarar görmesin diye Hırka-ı Şerif padişah tarafından özel yaptırılan Peygamber Efendimizi öven yazıların bulunduğu mendillere sarılıyor. Padişah bu Destimal-i Şerif'i en yakınlarına hediye edermiş. Sultan 2'inci Abdülhamit Han Bosna Hersek Sancak Beylerinden Haydar Çengiç'e Destimal-i Şerif'i hediye etmiş. Bu kıymetli emanet Ramazan ayı boyunca Bursa Kent Müzesi sergilenecek" dedi.

ÇENGİÇ BEYLERİ KİMDİR?

Osmanlı İmparatorluğu tarafından Bosna Hersek'e gönderilen ve Balkanlar'da 5 asır Osmanlı Devleti'nin temsilcisi olan bir ailedir. Çengiç beylerine ait eşyalar Bursa'da Kent Müzesi'nde teşhir ediliyor. Bursa Kent Müzesi'nde açılan sergide 500 yıl boyunca Balkanlar'da Osmanlı'yı temsil eden ve Çengiç beyleri olarak bilinen İsmail Ağa Çengiç, Ali Paşa, Bekir Paşa, Cafer Paşa, Derviş Salih Paşa, Haydar Bey, İsmail Yümni Bey ve Rıza Bey'e ait şahsi eşyalar, belgeler ve fotoğraflar bulunuyor. Yaklaşık 250'ye yakın parçanın yer aldığı koleksiyon, Çengiç beylerinin son uzantısı İlova ailesinin temsilcisi Leyla İlova tarafından bağışlandı.

29 Kasım 2013 Cuma

Türkiye ambalajlı turşuyu sevdi.


Sektörün büyüklüğü 400 milyon TL’yi geçti. İhracat 150 milyon doları buldu. Büyük üreticiler, yeni yatırım hazırlıkları yapıyor. Avrupa’nın turşu merkezi olma yolundayız...
Turşunun hası nasıl yapılır? Limonla mı, yoksa sirkeyle mi? Bu soru insanın aklına hemen, Türk sinemasının klasikleri arasında yer alan, Adile Naşit ve Münir Özkul'un başrollerini paylaştığı "Neşeli Günler" filmini getiriyor. Bu doyumsuz filmdeki aile kavgasının sebebi turşunun yapılış şekliyle ilgiliydi. Peki kim haklı dersiniz? Sirke diyen Adile Naşit mi, limon diyen Münir Özkul mu? Bu soruyu halk arasında sorsak muhtemelen limon diyenler çoğunlukta olacaktır. Ancak işin ticari boyutunda sirkeli turşular tercih ediliyor. Turşu üreticileri ağırlıklı olarak sirkeyi tercih ediyor…

Önümüz kış. Turşular kuruldu ama henüz sofralara çıkarılacak kadar keskinleşmedi. Fırsattan istifade kış sofralarının vazgeçilmezi arasında yer alan turşunun pazarını masaya yatıralım istedik. Turşuyu ülke olarak çok seviyoruz. Birçoğumuzun evinde büyüklerimizden öğrendiğimiz usulle turşu yapma adeti hala sürüyor. Ancak çalışan kadın sayısı arttıkça evde turşu kurma yeteneği de terk ediliyor. Bugün bu ihtiyaca cevap vermek için çok sayıda markalı turşucu üretim yapıyor. Bu alanda yerli yabancı bir dizi firma büyük yatırımlar yapıyor. Turşu üreticileri 10 binlerce çiftçiyle sözleşmeli çalışarak tarım sektörüne önemli katkıda bulunuyor.

Sektörde üretim küçük turşu dükkanlarından sanayi tipi üretime kadar geniş bir yelpazede yapılıyor. Sadece sokak arasında değil, halk pazarlarında da açıkta turşu satışı çok yaygın. Bu nedenle turşu sektörüyle ilgili resmi üretim rakamlarına ulaşmak neredeyse imkansız. Sadece ambalajlı, markalı üretimle ilgili bilgiler kayıtlı. Sanayicilerin yaptığı araştırmaya göre, yıllık ambalajlı turşu tüketimi yaklaşık 36 bin ton düzeyinde. Bunun maddi karşılığı ise 60 milyon TL. Yıllık kavanozlu turşu ihracatı ise 150 milyon doları aşıyor. Bu rakamlardan, toplam ambalajlı
üretimin 400 milyon TL'ye dayandığını hesaplamak mümkün. Büyük markaların üretimlerinin yüzde 60'ı ihracata gidiyor.


100 MİLYON TL CİRO HEDEFİ

Turşu piyasasının önemli aktörlerinden biri Euro Gıda, bu yılın haziran ayında İzmir Kemalpaşa'da 17 milyon euro'luk fabrikasında üretime start verdi. 44 bin metrekare kapalı alana sahip olan fabrika, kendi sektöründe Türkiye'nin en büyüğü. 650 kişiyi istihdam eden Euro Gıda, 2 bin 500 çiftçiyle de kontrat imzalamış. Euro Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Haluk Önen, Melis markasıyla hem iç piyasada hem de ihracatta iddialı olduklarını söylüyor.

İngiltere'de Kipa raflarında Melis markasıyla satış yaptıklarını söyleyen Haluk Önen, 10 Avrupa ülkesinde de yaygın satış ağları olduğu bilgisini veriyor. 2013 yılında 100 milyon TL ciro hedeflediklerini söyleyen Önen, "Bu yıl yüzde 15 büyüme hedefliyoruz. 

Toplam ciromuzun yüzde 60'ı ihracattan, yüzde 40'ı iç piyasadan gelecek. Gelecek yıl da yüzde 15-20 arasında büyüme hedefimiz var. İhtiyaca göre yeni yatırımlarımız olacak" diyor. Melis markasını Avrupa'da bilinir bir marka haline getirmek için çalıştıklarını söyleyen Önen, "Amerika ve Japonya pazarına girmek için çalışmalar yapıyoruz. 2014 yılında Amerikalılara da Türk turşusu yedirmek istiyoruz" diyor. Haluk Önen'in verdiği bilgiye göre, Euro Gıda 15 çeşit turşu üretiyor. 


86 YILLIK MARKA RİFAT MİNARE

Türkiye'de turşunun ticari öncüsü kim sorusunun yanıtı, Rıfat Minare olacaktır. Yunanistan'ın Laros kentinde 1899 yılında doğan Rifat Minare, Birinci Dünya Savaşı sonrasında mübadil olarak Bursa Gemlik'e gelmiş. Bir süre sonra erkek kardeşleriyle ortak Minarezadeler adıyla şirket kurarak turşu üretmeye başlamış. Sonraki yıllarda kardeşleri şirketten ayrılınca firma ismi 1927 yılında "Rifat Minare Konserve Fabrikası" olarak değiştirilmiş.Türkiye'nin en eski turşu firması olan Rifat Minare, getirdiği kornişon salatalık tohumlarını köylülere dağıtarak üretim yaptırmış. Gedelek'te başlayan kornişon salatalık üretimi Afyon, İzmir Ödemiş, Bursa, Balıkesir, Ankara gibi şehirlere yayılmış. Kornişon türü turşu salatalığını da Türkiye'ye Rifat Minare getirmiş. Bugün şirketin başında ikinci ve üçüncü kuşak temsilciler bulunuyor.

Rifat Minare Konserve Fabrikası Yönetim Kurulu Başkanı Adem Minare, turşu sektöründe öncü bir aile olduklarını söylüyor. Bugün üretimlerinin ağırlık noktasını konserve üretiminin oluşturduğunu söyleyen Adem Minare, Türkiye'nin ilk enginar konservesini de kendilerinin yaptığını söylüyor. Minare, "Biz turşu üretimini Gedelek'te kurulu Berrak markasına yaptırıyoruz. Biz de onlara konserve üretimi yapıyoruz. Turşuyu artık dışarıda ürettiriyoruz" diyor. Marka, turşu yapımında sirkeyi tercih ediyor. Minare, "Limonla baş etmek büyük üretim miktarı söz konusu olduğu için zor. Asit dengesini korumak için sirkeyi tercih ediyoruz" diyor. 

Türkiye'de yabancı sermayeli şirketler de turşu yatırımı yapıyor. Bunlardan biri de Alman turşu devi Kühne. Mart ayında İzmir'de 10 milyon TL'lik yatırımını faaliyete geçiren Kühne, Türkiye'de 71 milyon TL ciro yapıyor. Firmanın yıllık üretimi 18 bin 900 ton seviyesinde. Kühne, İzmir fabrikasında 15 çeşit turşu üretiyor. Üretimde kullandığı malzemelerin yüzde 60'ını sözleşmeli üreticilerden, geri kalanını ise piyasadan temin ediyor.


TURŞUDAN ZENGİN OLAN KÖY

Turşu denince ilk akla gelen yer hiç kuşkusuz Bursa'nın Gedelek Köyüdür. Köylülere turşuculuğu öğreten de Rifat Minare'dir. Köy sakinleri 1930-1950 yılları arasında Rifat Minare için kornişon salatalık üretimi yapmışlar. Köyün bugünkü muhtarı Osman Tırak'ın babası Raşit Tırak 1948 yılında Rifat Minare fabrikasına işçi olarak girmiş. İki yıl sonra da fabrikadan ayrılmış. Gedelek'te kornişon turşuluk salata üretimine devam ederken bir yandan kendisi de turşu üretmeye başlamış. Ürettiklerine talep yüksek olunca, komşuları da turşu üretimine başlamış. 

Özetle, Gedelek Köyü'nün turşuculuk tarihi 1950'lerde başlamış. Evlerde başlayan üretim, 1980 yılına gelindiğinde izinli ruhsatlı işletmelerde yapılır hale gelmiş. 460 haneli köyde bin 800 kişi yaşıyor. Köyde işsiz olmadığı gibi civar köylerden çalışmaya gelenler de oluyor. Köyde bugün 48 adet ruhsatlı turşu üreticisi bulunuyor. Gedelek'ten Türkiye çapında markalar da çıkmış. Berrak, Yaman, Topbaş, Gözde Murat gibi öne çıkan markalar var. 48 işletmenin
tümünün kendi markaları olduğunu belirtelim. Gedelek turşuları hem iç piyasada market zincirlerinde satılıyor hem de ihracatla dünyanın birçok ülkesine ulaşıyor.

Gedelek Köyü muhtarı Osman Tırak, köyde 20 çeşit sebzeden 50 çeşit turşu üretildiğini söylüyor. Osman Tırak, şu bilgileri veriyor: "Gedelek Türkiye'nin örnek köylerinden biridir. Gelir seviyesi en yüksek köylerindendir. Bizim geçmişteki işimiz zeytin idi. Bugün turşu ve salatalık üretimi zeytini geçti. Gedelek turşusunu diğerlerinden ayıran özelliği suyudur. Diğer bölgelerde üretilen turşularda kıtırlık sağlasın diye katkı maddeleri kullanılır. Bizde ise Allah vergisi bir suyumuz var. Suyun kireç oranı yüksek. Hiçbir katkı kullanmadan turşularımız kıtır kıtır oluyor. Tadı da bu nedenle diğerlerinden ayrılıyor. Yöremizde turşu üretiminde limon da kullanılır ama ağırlıklı olarak sirke tercih ediliyor." 

Turşusuyla ünlü Gedelek'ten çıkan markalardan biri de Zey-Tur-San Gıda'ya ait Berrak Turşuları. Marka 1983 yılından bu yana faaliyet gösteriyor. 2 bin metrekare alanda kurulu olan firma, 2013 yılı ortasında 12 bin metrekare
kapalı alana sahip yeni fabrikasına taşınmış. Yılda 7 bin 500 ton sebze işleyen tesisin yıllık turşu üretimi 9 bin ton. Zey-Tur-San Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Tüfekçioğlu, üretimde kullandıkları sebzelerin yüzde 40'ını kendi seralarında ürettiklerini vurguluyor. Geri kalan kısmı ise Bursa, Afyon, Balıkesir, Çanakkale bölgelerinden temin ediyor. Tüfekçioğlu, ilk pastörize turşuyu ürettiklerini vurguluyor. Berrak ağırlıklı olarak salatalık, karışık, biber, acı biber, biberiye, jalapeño, pancar, sarımsak, soğan, lahana, mısır, kapari, yaprak turşu üretimi yapıyor.

Penguen markası turşu pazarında sekiz çeşidiyle yer alıyor. Bursa'da 75 bin metrekarelik fabrikada yılda 15 bin ton turşu üreten Penguen Gıda, üretimin yüzde 80'ini Avrupa Birliği ülkelerine ihraç ediyor. Ürün yelpazesini tüketici beklentileri doğrultusunda çeşitlendirdiklerini söyleyen Penguen Gıda Genel Müdürü Aykan Sözüçetin, "Son olarak
acılı kornişon turşuyu iç pazara sunduk. İhracat için ballı turşu üretiyoruz. Geçen yıl 500 bin kavanoz ballı turşu göndermiştik, bu yılki ihracatımız 5 milyon kavanoz oldu" diyor. Turşu üretiminde sirkeyi tercih eden Penguen, üretimde kullandığı sebzeleri 10 bine yakın çiftçiye sözleşmeli olarak ürettiriyor. Sebzeler, Güney Marmara ve İç Ege'de yetişiyor. Sözüçetin, iç pazar talebinde ciddi bir ivme olduğunu belirterek, 2013 yılını yüzde 15 büyüme ile kapatacaklarını söylüyor. 


ÇEŞİT ÇOK

Turşu üretiminde 20 çeşit sebze kullanılıyor. Kornişon salatalık turşusu ise en çok tercih edilenlerden biri. Beş boy olan turşu salatalığının en küçüğüne kornişon deniyor. En çok kornişon satılıyor gibi görünse de ciroda aslan payını karışık turşu oluşturuyor. Salatalık, biber, domates, lahana, acur, kelek, havuç, fasulye, kırmızı biber, patlıcan, pancar turşuda en çok tercih edilen sebzelerin başında geliyor. Peki bu sebzeler nerelerden geliyor? Kornişon salatalık Gedelek, Bursa Yenişehir, İzmir Ödemiş, Afyon, Balıkesir'den geliyor. Lahana ise Afyon ve Bursa Yenişehir menşeli. Domates Karacabey'den, pancar Afyon'dan, acı biber Çanakkale Biga, Balıkesir, tatlı biber Bursa Orhangazi ve Yenişehir'den temin ediliyor.

Tanınmış turşu markaları
Ankara Çubuk
Berrak
Bursa Gedelek
Frigo Pak
Gözde Murat
Kemal Kükrer
Kühne
Melis
Penguen
Rifat Minare
Toptaşı
Ünal
Yaman
Zavrak

Kornişon salatalık turşusu nasıl yapılır?

Bir litrelik kavanoz için malzemeler: 1 kilo kornişon salatalık, su (mümkünse kaynak suyu), 4-5 çorba kaşığı kaya tuzu, 1 çorba kaşığı toz şeker, 10 diş sarımsak, 2 çay bardağı sirke, 10-12 al maydanoz. 

Yapılışı: Taze, sert yapılı, küçük boy ve aynı kalınlıktaki salatalıklar kullanın. En uygun çesit "kornişon"dur. İçlerinde ezik, çürük ve küflü olanları ayırın; üzerlerindeki çamur, toprak v.b. kirleri yıkayın. Salatalıkları kavanoza doldurun. Tuzunu üzerine ilave edin, sarımsaklarını kavanoza yerleştirin.Sirkeyi içine boşaltın. Suyunu salatalıkların tümü salamuranın içinde kalacak şekilde ilave edin. Maydanozu kapak yapın ve kavanozun kapağını kapatın. Tezgah üzerinde, düz bir zeminde iki gün bekletin, suyu azalacaktır, üzerine biraz daha su ilave edin. Kapağını sıkıca kapatıp, serin bir yerde dört beş hafta bekletin.

Kaynak: İDRİZ ÇOKAL - PARA

3 Kasım 2013 Pazar

Iyilikler iyileri buldugugunda


Bursa'da yağmur altında ıslanması pahasına engelli arkadaşına tuttuğu şemsiyeyle herkesin takdirini toplayan genç üniversite öğrencisi Samet Ateş, "Arkadaşımın genel sağlık durumundan dolayı ıslandığı zaman çok çabuk kasılabiliyor. Ben orada kendimi düşünmedim. Arkadaşım daha önemliydi. O yüzden ona şemsiyeyi tuttum. Fotoğrafın çekildiğinden haberim yoktu" dedi.
Bursa'da geçtiğimiz günlerde bir gencin yağmur altında tekerlekli sandalyedeki engelli genç kıza yardım etmesi insanlığın ölmediğini bir kez daha göstermişti. Yağmur sebebiyle meydana gelen kazalar ve seller arasından o günün en anlamlı fotoğraf karesi Bursa'dan gelmişti. Sabah saatlerinde yağan yağmurda engelli Bennur Karaburun'un ıslanmaması için şemsiyesini tutan Samet Ateş'in tavrı herkesin takdirini kazandı. Tekerlekli sandalyedeki engelli kıza yardım eden Ateş, kendisi ıslanmasına rağmen arkadaşını otobüse yetiştirmeye çalışması herkesin takdirini topladı. 

Bir trafik kazasında ayakları felç olan engelli Bennur Karaburun ile birlikte otobüse yetişmeye çalıştığını belirten Samet Ateş, bir anda yağmurun bastırdığını ve koşmak zorunda kaldığını anlattı. Bu sırada yanlarına gelen yaşlı bir teyzenin ıslandıklarını görünce şemiyesini hediye ettiğini anlatan Ateş, "O gün arkadaşımın tekerlekli sandalyesinde bir problem vardı. Kent Meydanı'ndaki otobüs durağına gitmemiz gerekiyordu. Daha sonra yolda yürürken yolda trafik de vardı. Trafikte yürürken, birden yağmur başladı. Arkamızdan yaşlı bir hanımefendi yetişti. Bize 'Şemsiyemi size vermek istiyorum' dedi. Ben de 'Siz ne yapacaksınız' dedim. Kendisi evine geldiğini, bizim ıslanmamızı istemediğini söyledi. Biz de teşekkür ettik ve ayrıldık" dedi.

"BEN O SIRADA KENDİMİ DÜŞÜNMEDİM"

Arkadaşı Bennur Karaburun'un engelli aracıyla ıslanmaması için şemsiyeyi ona tuttuğunu anlatan Ateş, şöyle devam etti:

"O anda otobüse doğru koştuk. O yüzden öyle bir durum oldu. Yağmur birden bastırdı. Biz de ıslandık. O gün biz değil de şemsiyeyi veren hanımefendiye teşekkür etmemiz lazım. Arkadaşım genel sağlık durumundan dolayı ıslandığı zaman çok çabuk kasılabiliyor. Ben orada kendimi düşünmedim. Arkadaşım daha önemliydi. O yüzden ona şemsiyeyi tuttum. Fotoğrafın çekildiğinden haberim yoktu."

Fotoğrafı internet sitelerinde ve gazetede gördüğünde çok şaşırdığını anlatan Ateş, "Arkadaşım Bursa'daydı. Ben Kütahya'da okuyordum. Haberi bir gün sonra gördüm. Hiçbir insanın garantisi yok. Herkes bir engelli adayı. Bence ülkemizde engelliler için her insanın yapacağı birçok şey var. Bence bunlara önem verilmeli" diye konuştu.

"YAŞLI TEYZE BENİ ISLANMAKTAN KURTARDI"

Engelli Bennur Karaburun ise, fotoğrafı gördüğünde çok şaşırdığını anlattı. Arkadaşına fedakarlığından dolayı teşekkür eden Karaburun, "Tekerlekli sandalyemde bir arıza vardı. Sonrasında ummadığım şekilde yağmur başladı. Bir bayan şemsiyesini bize verdi. Ondan sonra ben de şaşırdım. Şemsiyeyi bize hediye etti. Beklemediğimiz bir anda bu fotoğrafla karşılaştık. Arkamızdan çekildiğinden bile haberim yoktu. Fotoğraf karesini gördüğümde çok hoşuma gitti. Fotoğraf birçok şeyi anlattı" dedi.

"İYİLİK HAREKETİNE DESTEK VERMEK ÇOK GÜZEL"
Türkiye Gazetesi tarafından başlatılan 'Türkiye'nin iyilik hareketi' kampanyasında kendi çekilen fotoğrafının kullanılmasına sevindiğini anlatan Karaburun, "Bir şeylere ön ayak olabilmek çok güzel. İnşallah aynı hassasiyeti herkes gösterir. Biz o gün açıkçası otobüse yetişmeye çalışıyorduk. O otobüs bizi almamıştı. Kimse engelli olmasın. Herkes engelli adayı. Herkes birbirine yardım eder inşallah. Türk insanı bu konuda çok hassas. Şimdiye kadar herkesten bir sıkıntım olduğunda yardım aldım. İnşallah güzel bir hareket olur" ifadelerini kullandı.

4 Ekim 2013 Cuma

Türkiye'nin ilk yerli tramvayı raylarda



Test sürüşleri sırasında ilk defa iki ipek böceği görüntülenirken, park sorunları yavaş yavaş ortadan kalkıyor.Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin danışmanlığında üretilen ve Heykel Garaj T1 hattında kullanılacak olan Türkiye'nin ilk yerli tramvayı 'İpekböceği', Kurban Bayramı'nın 1. günü, yolculu seferlerine başlayacak.Kent merkezini araç gürültüsü, egzoz gazı kirliliği ve yoğun araç trafiğinden arındırmak için Büyükşehir Belediyesi'nin danışmanlığında üretilen Türkiye'nin ilk yerli tramvayı 'İpekböceği'nin hizmet vereceği T1 tramvay hattı çalışmalarında sona gelindi. Şehir içi ulaşıma nefes aldıracak olan tramvayda, 5 Ekim Cumartesi gününden itibaren tüm gün yolcusuz deneme işletimi, Kurban Bayramı'nın ilk günü olan 15 Ekim Salı gününden itibaren de yolculu seferler başlayacak.
Fiyatlar belirlendi
Tramvayda tüm binişler 0,50 TL olup tek ücret tarifesi uygulanacak. BURULAŞ yetkililerinin açıklamasına göre; tramvayın bayramın ilk günü, 09.00 ile 18.00 saatleri arasında yolculu sefer yapacak olmasından dolayı, 15 Ekim Salı günü 06.00 ile 24.00 saatleri arasında demiryolu üzerinde parklanma ve duraklama yapılmaması ve aksi taktirde cezai işlem uygulanacağı belirtildi.
İkinci vagon da raylarda
26 Ağustos'ta başlayan test sürüşlerin ardından T1 hattı üzerine park eden araçlar nedeniyle sıkıntı yaşayan ipek böceğinde artık vatandaş ve araç sürücüleri alışmaya başladı. Test sürüşleri daha kısa zamanda tamamlanmaya başladı. Yaklaşık 3 aydır sergilenen ilk ipekböceğinin ikincisi de dünden itibaren raylarda deneme seferlerine başladı. Seferlerin bayramda başlamasıyla birlikte sorunlarından tamamen ortadan kalkacağına inanan Bursa'lılar, seferlerin biran önce başlamasını bekliyor.Öte yandan seferlerin resmen başlamasıyla vagon sayısının 6 olacağı öğrenildi.