27 Ocak 2015 Salı

iki Gofret


Cumhurbaşkanı’nın Afrika seyahati vesilesiyle  bir tanıklığımı paylaşmak istiyorum. Dört yıl önce Ramazan ayında Erdoğan Başbakan sıfatıyla Somali’ye ailesi ve çok geniş bir heyetle birlikte gittiğinde biz de oradaydık. O vakitler henüz sorgusuzca güvendiğim bir cemaat yapılanmasının yardım kuruluşu benim gibi birkaç yazarı da Ramazan’daki yardım faaliyetlerine dahil etmişti. Bu vesileyle çeşitli kuruluşlardan pek çok fedakar insan tanıdım.
Başbakan’ın uçağıyla değil, onlardan bir gün önce Nairobi’den kalkan Afrika Havayolları'na ait yerel bir uçakla deniz kenarında pist gibi bir açık alana ağaçlar arasından inerek geldik Mogadişu’ya. Bu, şu anlama geliyordu. Orada bir gece kalmak durumundaydık. Gelgelelim havalimanı gibi, araçların geçişine elverişli yol da yoktu. Toprak yolda çöplerden hayvanlara, araçlardan insanlara, tezgahtarlardan güvenlik görevlilerine, tuvaletten yatacak yere... Her şey iç içeydi.
Bir de tabii güvenli bir biçimde kalacak yer yoktu. Eskiden yabancı diplomatların kaldığı, sonradan şehre gelenleri ağırlamaya çalıştıkları, yıkık dökük, içinde ihtiyaç giderecek yeterli gereçler (temiz havlu, çarşaf, perde, iftarlık, sahurluk vs...)  olmayan bir bina vardı, birkaç katlı. Oraya zar zor varabildik. Ne internet çekiyordu doğru düzgün, ne telefonlar.
Bombalı saldırılar yüzünden açık alanlarda hareket etmeden topluca durmamamız öğütleniyordu. Ramazan olduğu için, etrafta pek hareket yoktu. Çamur, toz toprak, çer çöp, harabe yapılar, yalınayak ve atletli gençler, Kaddafi’nin paralı askerlerinin gezdiği araçlar... Derken bir süre sonra toz toprağın insanın fıtratına yakın olduğunu hatırladım ve kendimi ‘içeride’ hissetmeye başladım.
Ne kadar ‘beyaz’ olursanız olun, kara toprak sizi içine alıyor işte! Gittiğimiz sığınma kamplarının önünde iç savaştan kaçarak uzun yürüyüşler sonucu başkente ulaşabilen ama yer olmadığı için içeriye alınamayan binlerce insan ve çocuk aç, susuz, hasta, öylece bekleşiyordu. Biz girip çıkacak, ertesi gün de ayrılacaktık oradan.
Dağıttığımız yardım paketlerini ‘Batılı adam’ın yaptığı gibi kamyonun tepesinden yığınların üzerine fırlatmak yerine çadırdakilerle konuşarak, göz temasında ilişki kurarak, çocuklara sarılarak vesaire tek tek ihtiyaç sahiplerine veriyorduk. Bunun asıl büyük yardım olduğunu, dört yıl sonra şehirde asfalt yol yapmış, havalimanı inşa etmiş ve Afrika’nın en teşekküllü hastanesini açmış Türkiye devletine ve Erdoğan’a duyulan samimi sevgi kanıtlayacaktı.
Zira Türk ekipleri dışında yardımları böyle dağıtana pek rastlanmadığını duyacaktım orada. Bir sonraki öğünde yiyecek bir şey bulup bulmayacağı bilinmeyen insanların izdiham halinde üzerlerine fırlatılan paketlere üşüşüp birbirlerini yemesini izlemek kelimenin tam anlamıyla ‘beyaz kibir’di. Zenginler, dünyanın fakirlerinin ilkel ve hayvani olduklarını, gerek görüldüğünde kaynaklarına el konulacağını veya canlarına topluca kıyılacağını içselleştirmişlerdi çoktan.
Oysa dünyanın bu en fakirleri kelimenin tam anlamıyla fakr sahibi olmuşlardı. Tam teslimiyetin tezahürü; rızkına rıza göstermek, tevazu, dayanışmacılık, diğergamlık, vakarlık göz kamaştırıyordu toz toprak arasında. Kucağında bebek kardeşi olan bir kıza elimdeki üç gofretten bir yerine iki tane uzattığımda, yan çadırdaki arkadaşını işaret ederek, bunu ona ver demişti. Cebine indirmek yerine. Fazladan gelen bir gofret manevi gıdaya dönüşebiliyordu böyle işte.
İftarda yerel meyve, birkaç konserve ile karnımızı doyurduğumuzda, sahura pek bir şey kalmadığını düşünürken bir et yemeği geldi sofraya. Çok kalabalıktık. Hepimiz tıka basa doyduk. Sahurda ise iftardan kalan artıklarla bir daha güzelce doyduk. Fakat bu öyle bir doymaktı ki, elimizdekiyle yetinmek için kimse ihtiyacından fazlasını almıyordu önüne. Tam bir ibadet olmuştu iftar ve sahur.
Geceleyin beni (ekipteki tek kadın olduğumdan) ayrı bir odada tek olarak yatıracaklardı. Fakat odanın perdesi yoktu ve karşıdaki camiden gelen teravih sesleriyle uzaklardan duyulan kurşun sesleri birbirine karışıyordu. Bir oğlan çocuğu kendini bana perde bulmaya vakfetti. Evet sabun da, örtü de, sivrisinekler için sineklik de yoktu odada. Etraf kir içindeydi. Ama perdenin buradaki en önemli ayrıntı olduğunu anlamıştım. Dışarısıyla içerisi arasında bir güvenlik kalkanı oluşturuyordu.
Oğlana, bir örtü de olur, perde nereden bulacaksın demeye çalışmama rağmen saatlerce aranıp tarandıktan sonra bana rengarenk bir Afrika kumaşından şahane perde ile onu geçirecek bir de çıta getiriverdi. Fakat çıta küçük geldi, oğlan çok üzüldü. İdare ederim dediysem de pes etmeyecekti. Bekle dedi bana. Ve yine gitti.
Çok sonra elinde perdeye cuk oturan bir çıtayla geldi, gülümsüyordu.
Yoksunluk ve çaresizlik insana her şeyin nimet olduğunu gösteriyor. Elini yıkayacak bir sabunun yoksa da perdene uygun boy bir çıtan olabiliyordu ve şikayet yerine şükrediyordun. Bir gece önce Kenya’da kaldığımız konforlu otelde bir türlü uyuyamamışken, sahura dek bir güzel uyku bile çektim, oğlanın emeği zayi olmadı.
Ertesi gün Erdoğan ve ekibi geldiğinde, bir sahra hastanesi kuruldu kamplardan birinde. Anında anneler ve hasta çocukları kuyruk olmuşlardı. Hiçbirinde isyan ve itiraz yoktu. Öylece bir umut, bekliyorlardı.
Analarının kucağında ölen bebeklerin gömüldüğü çadırların altından bir kaynak suyu fışkırdı o gün orada, biz tanık olduk. Bir Başbakan, karısı ve kızı dahil, sivillerden oluşan bir ekiple orada yerli halkla sarmaş dolaş olmuştu. Kimileri sömürmek maksadıyla yardım yapsındı bu dünyada: Zulme şahit olma sorumluluğunu nasıl taşıdığımız belirliyordu insanlığımızı.

Türk malı havai fişekler geliyor

Türkiye'de havai fişek ve proteknik malzeme üretimi alanındaki az sayıdaki tesise bir yenisi eklenecek.
Avusturya merkezli ve Çin'den ithalat yaparak Avrupa'ya satış gerçekleştiren Troy Fireworks International Havai Fişek Piroteknik Sanayi ve Ticaret AŞ, Türkiye'de patlayıcı havai fişek ve eğlence malzemeleri imalatına hazırlanıyor. Şirket, bölgesel teşviklerden yararlanmak için Balıkesir'i tercih etti.
Proje için hazırlanan Çevresel Etki Değerlendirme Raporu'na göre, İvrindi ilçesinde 7,5 milyon liralık yatırımla Piroteknik Oyun ve Eğlence Grubu ile Havai Fişek Üretim ve Depolama Tesisi kurulacak.
Projenin hayata geçirilmesiyle sektördeki dışa bağımlılığın azaltılması, bölgede istihdamın oluşturulması ve ülke ekonomisine katkıda bulunulması amaçlanıyor. Tesis için günlük bin 500 kilogram kapasiteli 2 proteknik bölümü, yarımamül ve 2 tonluk yeraltı patlayıcı madde deposu yapılması planlanıyor.
Proje kapsamında, aralarında torpil, oyuncak roket, oyuncak füze, oyuncak tabanca mantarı, tel maytap, topaç, pasta maytabı, sis bombası, altın yağmuru, şelaleler, gök bombası, alev topu, flaş efekti, mayın efekti, çıtalı roket, anlık film efekti, kıvılcım efekti, göz yaşartıcı, çarkıfelek, işaret fişeği, Çin ateşi, ateş çemberi, kestane fişeği ve sinyal bombası bulunan 31 proteknik ürün üretilecek. İç pazarda satışa sunulacak ürünler ihraç da edilecek.
İnşaat aşamasında 30 kişinin çalışması planlanan tesiste, işletme aşamasında 250 kişinin istihdam edilmesi öngörülüyor. Tesiste, tek vardiya sistemi ile günde 8 saat, haftada 6 gün olmak üzere yılda 300 gün çalışma yapılması amaçlanıyor.
Tesisin 30-40 yıl olarak planlanan ekonomik ömrü serbest piyasa koşullarına göre arttırılıp azaltılabilecek. 
Benzeri proteknik ürünler dünya pazarına Çin üretimi ile pazarlanıyor. Çin’de üretilen ürünler hem düşük kalitede hem de taşıma açısından maliyetli olduğundan üretimin Türkiye’de yapılmasının Avrupa pazarına hakimiyeti arttırması bekleniyor.

25 Ocak 2015 Pazar

Somalideki Türkiye


Somali’nin adeta kaderini değiştiren 2011 ziyaretinden sonra bu ülkeye bugün ikinci defa gelecek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bölgenin heyecanını yükseltti. Ziyareti için büyük hazırlıkların yürütüldüğü Mogadişu’da Erdoğan, havaalanı, hastane ve büyükelçilik açılışları yapacak. Erdoğan ayrıca Somalili meslektaşı ile deniz ulaştırma, savunma sanayii ve spor alanlarında 3 ayrı anlaşmaya imza atacak. Ülkede iş yapan yatırımcılar da büyük bir heyecanla Erdoğan’ın ziyaretini bekliyor. Somali Büyükelçisi Olgan Bekar, Türkiye’nin ülkede Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başlattığı ve devam ettirdiği girişimleri sayesinde büyük bir prestij kazandığını vurguladı. 
400 MİLYON DOLAR YARDIM
Tarihi ziyaret öncesi Yeni Şafak’a konuşan Büyükelçi Bekar, Türkiye’nin bu ülkede çok farklı bir yerinin olduğunu vurguladı. “Sayın Cumhurbaşkanımızın girişimleri sonrası Türkiye halkı 400 milyon dolar yardım yaptı. Bu yardımların yanında yatırımlar da yine devletimizin öncülüğü ve teşvikiyle hızla sürüyor. Somali’yi anlayabilmek için 2011 yılı Somali’sini bilmek gerekiyor. O günden bugüne kadar ne kadar değişiklik olduğu hemen görülecektir” diyen Bekar, ülkenin her yanında Türk izinin bulunduğunu aktardı. Somali Büyükelçisi olmadan önce Dışişleri Bakanlığı’nda Doğu Afrika Bölge Başkanı olarak görev yaptığını ve bölgeyi çok iyi bildiğini söyleyen Bekar şunları kaydetti: 
HERKES PATLAMA YERİNDEYDİ
“Türkiye’nin hem resmi hem de sivil toplum örgütlerinin bölgeye yaptığı yardımlar ve yatırımlar Mogadişu’yu ayağa kaldırmaya başladı. Yollardan limana, çöp toplamadan hastanelere, fabrikalardan fırınlara kadar her yerde Türk izine rastlarsınız. Mogadişu’da adamlar bize ‘Bizim çöpümüzü bile topluyorlar’ diyor. Burada yaşayan insanların en büyük endişesi Türklerin buradan gitmesidir. Bunu samimiyetle söylüyorum. Bize öyle ihbarlar geliyor ki şaşırırsınız. Bazı zamanlar Somalililer büyükelçiliğimizi arayarak, ‘Şurada Türkler var. Onlar oradan uzaklaşsın. Oralar tekin yerler değil. Onları kaçırırlar veya başka kötülük yapabilirler” bizi uyarıyorlar. Ellerinden ancak bu geliyor. Buradaki bombalı saldırı Somalili yetkilileri ayağa kaldırdı. Patlamadan hemen sonra Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanı, Afrika Birliği Komutanı ve Genelkurmay Başkanı patlama yerine geldi. Patlamadan sonra büyük bir çalışma başlatıldı. Sürekli irtibat halindeyiz. Gelişmeleri an be an takip ediyoruz.” 
Bizi hükümet gibi görüyorlar
Türkiye’nin yalnızca yardımla yetinmeyip aynı zamanda Somali’nin kalkınması için büyük yatırımlar yapıldığının altını çizen Büyükelçi Bekar, şöyle konuştu: “Cumhurbaşkanımızın talimatıyla burada yalnızca yardım yapılmıyor. Somali’de büyük yatırımlar yapan, ülkenin kalkınmasına katkıda bulunan yatırımcılarımız var. Bunlar burada çok başarılı faaliyetlere imza attılar. Sivil toplum örgütlerimiz ve Kızılay aynı zamanda eğitimden sağlığa kadar, temiz içme suyu kuyuları açmadan diğer kalkındırma çalışmalarına kadar önemli katkılar sundular. Tabi Türkiye olarak da önemli katkılarımız oldu. Böyle olunca burada bir şeye ihtiyaç duyulduğunda veya bir şey yapılması gerektiğinde devlet yetkililerinden sivil örgütlere ve hatta halka kadar herkesin ilk aklına Türkiye geliyor. Bizim Büyükelçiliğimiz abartmıyorum 24 saat çalışıyor. Bizi burada hükümet gibi görüyorlar.”
Dünyanın en büyüğü
Albayrak İnşaat tarafından yapımı süren Mogadişu Büyükelçiliği binası, tamamlandığında Türkiye’nin dünyadaki en büyük temsilciliği olacak. Büyükelçi Olgan Bekar, inşaatı gezerek Albayraklar Grubu İdari Müdürü Zekeriya Demirci ve Proje Müdürü Turgay Suat Ellibeş’ten çalışmalar hakkında bilgi aldı. Somali’ye en büyük yatırımı yapan şirketlerden Albayraklar Grubu, ülkeye 200 yataklı hastaneyi kazandırdı, duble yollar yaptı. Gruba bağlı Alport şirketi de Somali Limanı’nı işletiyor. 
Ay-yıldız teyakkuz
Türkiye’nin Somali’deki etkinliğinden rahatsız olan ülkelerin taşeron terör örgütlerini kullanarak imza attığı bombalı saldırıya rağmen Mogadişu’yu, Cumhurbaşkanı Erdoğan heyecanı sardı. Patlamanın olduğu otelin çevresi başta olmak üzere sokaklar, ay-yıldız bayraklarla gelin gibi süslendi. Güvenlik güçleri muhtemel bir provokasyona karşı bölgede kuş uçurtmuyor. Sık sık arama ve kontrol noktaları oluşturan Somali polisi, bir provokasyon yaşanmaması için Türk ekiplerle işbirliği halinde çalışıyor.

24 Ocak 2015 Cumartesi

BOYUNDAN BÜYÜK İŞLER!


Ortalık toz duman... Tezgâha katılanlar, şuurlarını kaybetmiş durumda... Ellerinde olanla, olmayanla hücum ediyorlar!..
Perde arkasındaki güçler, “küresel finans kapitalizminin kalelerini tehdit eden” mevcut idareyi yıkıp yerine ‘Derviş Modeli’ bir yapıyı getirmek için var güçleriyle bastırmakta.
‘Toplum Mühendisleri’ milletimizi psikolojik baskı altında tutmak istiyor.
Bunun yolu da, ‘uygun’ materyalleri kullanarak korku, endişe, panik ve‘itimatsızlık’ atmosferi oluşturmak.
(...)
“ABD, petrol satışından elde edilen gelirlerin bir Amerikan bankası üzerinden paylaştırılması” konusunda “son derece ısrarlı”ydı!..
Bu da 17 Aralık Operasyonu’nun ana sebepleri arasında.
Bir zamanlar ipleri tamamen ellerinde olan Türkiye, boyundan büyük işlere kalkışmış, oyun alanlarına müdahil olmuştur.
Türkiye bu haliyle, sömürülen ülkeler için de ‘kötü emsal’ teşkil etmektedir.
Onlara, ‘Sömürülmeye mahkûm olmadıklarını, sağlam bir idareye kavuştukları takdirde içinde bulundukları durumdan kurtulabileceklerini’göstermektedir.
Bu ‘kötü emsal’e haddi, kendisinden öncekilere yapıldığı gibi bildirilmelidir.
MUSADDIK, TORRİJOS, SADDAM!
‘Ekonomik Suikast’a geçmişten misaller...
İran 1953: Demokratik yollarla iktidara gelen Muhammed Musaddık, yabancı petrol şirketlerinin İran petrolü üzerindeki kontrollerine son vererek petrol gelirlerinin İran halkına dağıtılmasını sağlamak isteyince bir operasyon başlatıldı.
Askeri müdahaleyi göze alamayan baronlar, bir CIA ajanı olan Kermit Roosevelt’e sağladıkları birkaç milyon dolarlık fon ile İran’da ayaklanma çıkartılmasınıistedi.
Hedefine ulaşan bu yöntem ile Musaddık devrildi ve bunun sonucu olarak petrol ile ilgili tüm düzenlemeler eski haline getirildi.
Enerji baronlarının çıkarlarını tehdit eden Musaddık uygulamalarına karşı alınan tedbirler, ‘ekonomik tetikçi’ kavramının ortaya çıkmasına sebep oldu.
Dünyayı yönetenlerin çıkarlarını zedeleyen her hamle ilk etapta ‘ekonomik suikast’ yöntemi ile önlenmek istenmiş, sonrasında ise farklı girişimlerde bulunulmuştur.
Bu duruma verilebilecek en çarpıcı misallerden biri de, 1981 yılındaPanama’da yaşananlardır. Dönemin Başkanı Omar Torrijos, Panama Kanalı’nın mülkiyetinin ülkesine geçmesini sağlamanın bedelini canıylaödemiştir.
‘Ekonomik tetikçiler’in tekliflerini reddeden Torrijos, Panama Kanalı’nı ülkeye kazandırınca bir ‘uçak kazası’na uğratılmıştır.
‘Ekonomik tetikçi’lerin çalışma yöntemlerine dair bir başka çarpıcı misal de Irak’tan.
Saddam Hüseyin’e karşı düzenlenen müdahalenin ilk iki aşaması da başarısız olmuştur.
Ekonomik tetikçilerin tekliflerini kabul etmeyen Saddam’a karşı ayaklanmaçıkarılamamış, suikastlar da başarıya ulaşamamıştır.
Durum böyle olunca da, son çare olarak askeri müdahaleyebaşvurulmuştur.”

Paralel Pramit

Gülen yapılanmasının 25 yıllık tanığı Prof. Dr. , Ankara Emniyet Müdürlüğü'nde verdiği ifadede, nın piramidini çıkardı. İşte Prof. Dr. Keleş'in kendi çizimleriyle tek tek ortaya koyduğu paralel örgütün şeytan üçgeniyle ilgili çarpıcı detaylar; 
 Piramidin en üstü  katı. Üst akıl diye tanımladığımız, dünya akıllarının da müdahil olduğu yer. Buradaki üst akıl, dünyayı dizayn eden yukarıdaki aklın koordine olmuş halinden oluşuyor.

 Zemin katta halk var. Taban, yukarıya maddi finansman sağlıyor. Fakat tek kaynak burası değil. (Çocuklarını dershaneye vermeyecekler, okullardan alacaklar, gazeteye abone olmayacaklar ve dolayısıyla cemaat çökecek) diye düşünmeyin. Çünkü yapı, varlığını sadece bu katın üzerine inşa etmemiş. 
 5. katta bulunduğum sürede çok bir şey dikkatimi çekti. Emniyetten arkadaşlar, üst düzey yetkililerin yaptığı görüşmeler ve toplantılara ait kayıtlar ile kararnameleri anında özel faksla gönderirlerdi. Daha cumhurbaşkanına bile gitmeden Gülen bunları faks şeklinde alıp okurdu.

PARALEL ÖRGÜTÜN YOUTUBE OYUNU - TIKLAYIN

GÜLEN'İN ÖZEL KASASI VAR 

 Gülen'in çok önemli bir kasası var. Her yere taşıdığı bu kasada nakit para, çok önemli gizli bilgiler ve paraya çevirebileceği tahviller var. Paranın da üç beş milyar dolar gibi büyük bir meblağ olduğunu biliyorum. Bu para yanında olmadan hiçbir gün geçirmezdi. 
 Yukarı tırmanmanın tek yolu evler. Dolayısıyla öğrenciler evlere geçerken kendilerine verilen güven dereceleri ile yükselir. *Görev hiyerarşisi ise şöyle: ev, semt, bölge abiliği, ilçe, il, bölge imamlığı, müfettişlik. 
 İl ve bölge imamları ile müfettişlerin olduğu 5. kat meclistir. Ayda bir bu meclis toplanır. Toplantılar 3 gün sürer. Burası resmi/gayri resmi bütün çalışmaların ve hizmetin konuşulduğu yerdir 5. kat üyesinin aşağıda olan her şeyden haberi vardır. Burada gündem oluşur. Gülen gelir ve oturur. Cevaplar ve emirler/direktifler/ kararlar verir. Buradaki alınan emirler hiyerarşik bir düzende aşağıya kadar iner. Herkes kendisine bağlı olanlara söyler. Okullar, hastaneler ve medyadan sorumlu imamlar da 5. kata gelir. 
VALİ KONFORU 

 5. katta bulunduğumuz dönemde konforumuz validen kötü değildi. Şoförlüğümüzü işadamları yapardı. Devlet benzeri bir disiplinle toplantı yapılırdı. 
 Tehlikeli operasyonları 6. kat yürütürdü. Yani fetih hareketini gerçekleştirilme amacına dair yönetim Gülen ve 6. kat. Burada kimlerin olduğunu sadece Gülen bilir. Askeriye ve yargı içinde kimin sorumlu olduğunu da sadece o bilir. 6. kat düzenli olarak bir araya gelmez. Çok heterojendir. Birbirinden farklı iki kişi 6. kat üyesi olup birbirlerini tanımayabilir. Buradan ayrılma olmaz, ayrılamazsınız. 
 Gülen'in yanında Barbaros, mollaların başında duran mollaları İdare eden İsmail Büyükçelebi vardı. Soyadını hatırlayamadığım Cevdet (Uzun İmam) halen Amerika'da Gülen'in özel kalem müdürüdür. 
 İstanbul İmamı zannedilen Ahmet Kara yapının tüm finansmanından sorumlu maliye bakanıdır. Yapı sağlık ve ticari alandaki çok güçlü. 
 Memurlardan maaşın en az yüzde 10'u himmet olarak alınır. .Bir de çek/senetler var. Bu çek/senetler nşaat ve diğer işlerde kullanılırdı. Resmi girdi çıktılar Bank Asya üzerinden. 
 Bütün güç Gülen'in elinde mi yoksa İsrail'in veya başka bir ülkenin etkisi var mı? Piramitte üst akıl, Gülen'le birlikte hareket eder. Üst akıl Türkiye'deki uzantılarına bir strateji verir. 

ŞÜKÜR İLE SARIGÜL VİTRİNDEKİ İSİMLER

Prof. Dr. Ahmet Keleş aHaber'de yayımlanan Kadraj programında örgüt yapısını anlattı.
 5. kattakiler tanınanlar ve sayıları 250'yi geçmez. Bu kat çözülürse Gülen ve 6. katın diğer katlarla irtibatı kopar. 5. katta İlhan İşbilen, İdris Bal var.  ise vitrinden bir isim. Herhangi bir kademede değil.  de vitrinde. 
 Partilerle temas sağlayan şahısları MHP ve CHP dahi bilmiyor. Bunları yönlendiren kişi Şerif Ali. Şerif Ali bunlarla konuşurken Gülen adına konuşur. Şerif Ali gitmezse Mustafa Özcan onun selamı ile gidebilir. 
 Süleyman Uysal memurların imamı. Gülen'le direkt görüşür. Ali Çelik, finansın başına gelir. Cemaatin medya sorumluları Naci Tosun, Ekrem Dumanlı ve Mustafa Yeşil. Okullar sorumlusu Said Cansu. Dış Pikeler koordinatörleri: Bahaddin Karataş, Nejdet Başaran, Harun Tokak.

Fethullah Arşı
7-
 Sadece Fethullah Gülen'in bildiği kurmay tabaka. Atamaları direkt olarak Gülen yapar. 

6- Hizmetin en has tabakası. Fethullah Gülen ile aşağıdaki tabakadakilerin irtibatını sağlar. Görev değişiklikleri,azillere bakar. Direkt Fethullah Gülen atar. 

5- Üst düzey gizlilik gerektirir. Devletteki yapılanmayı organize eden ve yürüten tabaka. Bu tabakadakiler birbirlerini çok az tanır. Direkt Fethullah Gülen atar. 

4- Bağlılık ve itaatte dereceye girenlerin yükseldiği teftiş-kontrol tabakası. Hizmeti denetler. 

3- Gayriresmi faaliyetlerde görev alanlar: Ev ağabeyleri, semt, belde-şehir ve bölge sorumluları (kaymakam-vali) statüsünde olanlar. Müfettişler. İrşad ekipleri. İdeolojik örgütlenmeyi sağlar. 

2- Okul,dershane, yurt, banka, gazete, vakıf ve resmi kurumlarda görevli olanlar. En sadık grup. 

1- Halk tabanı: Cemaate gönül ve iman bağı ile bağlı olanlar. Fiili ve maddi destek sağlayan müntesipler.


Fethullah Hoca Arşı dışında 7 katmandan oluşan paralel yapılanmanın 5’inci katmanına kadar yükseldiğini söyleyen Dicle Üniversitesi’nden  Prof. Dr. Ahmet Keleş, Fethullah Gülen Cemaati’nin bilinmeyenlerini Star gazetesine anlattı. İşte o röportajdan öne çıkan başlıklar:

ALTINCI KAT MGK GİBİ

-“Hizmet” dediğimde piramidin ilk üç katında yer alanların yaptıkları faaliyetleri kastediyorum. Bunlar, gerçekten Dinî, Ahlâki bir eğitim hizmeti vermektedirler. Yukarıdaki son üç kat ise bu ilk üç katın oluşturduğu toplumsal kabul ve değeri kendi “Örgütsel” hedeflerini gerçekleştirmek için kullanmaktadırlar. Yani, alttakilerin niyeti ile üsttekilerin niyeti aynı değil. Bu büyük zıtlığı kamufle eden ve görünmemesini, anlaşılmamasını sağlayan figür ise Hocaefendi’dir. İşte bu iki zıt durumu birden temsil ettiği içindir ki ciddi çelişkiler sergilemekten kurtulamıyor. “Bu ne, bu ne” diye insanı hayrette bırakan halleri, sözleri ve davranışlarının nedeni bu zıtları temsilden kaynaklanmaktadır.

Bu arada şunu da belirtmeliyim, ben aidiyet olarak hep zemin kata, halka mensup oldum ama beşinci kata kadar da yükselme imkânı buldum. Hazır bu kat meselesine girmişken bir hususu daha açıklığa kavuşturmakta yarar görüyorum. Beşinci kat, yurtiçi ve yurtdışı tüm hizmetlerin yürütüldüğü konuşulduğu ana meclisi oluştururdu. Hizmetin her meselesi burada ele alınır, müzakere edilir, karara bağlanır ve uygulama startı verilirdi. Altıncı kat ise, sadece Hocaefendinin bildiği ve takip ettiği “hayati hizmetlerin” yürütüldüğü kattı. Tabiri caiz ise Bakanlar Kurulu veya Milli Güvenlik Kurulu gibi bir kattı. Bugün karşı karşıya olduğumuz sorunların failleri ve yürütücüleri bu katın mensuplarıdır. Bunlar da beşinci katın abileridir.

HAREKET NASIL BÜYÜDÜ?

-Bence asıl görmemiz geren nokta burasıdır. Çünkü bu nokta, ülkemizin geleceğini de yakından ilgilendiriyor. Cumhuriyet’in kurucu kadrosu çok önemli bir hususu gözden kaçırdı. O da bu topraklarda yaşayan insanların bin yıldan fazla bir dini geçmişi ve Müslüman kimliğinin olması gerçeği idi. Bu kimliği birden bire yok saymak veya yok edileceğini düşünmek, tıpkı bir fabrikada seri üretim yapıyor gibi toplumu modernleştirmeye kalkışmak son derece yanlıştı.

Az sayıdaki elit tabaka hariç, daha Cumhuriyetin ilk yıllarında, ülkenin büyük bir kısmında “Din elden gidiyor” algısı oluştu. Din elden gidiyorsa bu dine sahip çıkıp onun elden gitmemesini sağlayacak dini liderler mutlaka çıkacaktır. Siz böyle bir boşluk ve talep oluşturursanız bu boşluğu mutlaka birileri doldurur ve bu talebe arz eden de bulunur. Hele de bu toplumun kültürel belleğinde “Mehdi”, “Mesih”, “Müceddit” ve “Asrın İmamı” vs. gibi pek çok kurtarıcı figür varsa... Bu ünvan ile ortaya atılan herkesin oldukça büyük destek ve taraftar bulması kaçınılmazdır. Nitekim karşı karşıya olduğumuz durum tam da budur.

NEDEN KATILDI?

-İnsanlara; “Ey insanlar, gelin, sizi ümit ettiğiniz yere götürecek kurtarıcı benim, binin benim gemime sizi Hz. Muhammed limanına taşıyacağım. Acele edin vaktimiz dardır”, diye cami kürsülerinden 1970’lerde seslenmeye başladığında benim gibi Anadolu’nun gençleri koşarak gitti ve “Emret hocam hizmetindeyiz” dedi. Önce bu tarihsel koşulu görmemiz gerekir. Yoksa durup dururken insanlar bu dini cemaatlere katılıp onların peşinden gitmiyorlar. Orada büyük bir manevi değer ve anlam buldukları gibi, kendileri de aynı anda bir anlam ve değer kazanıyorlar. Bir hiç iken, birden bire kutsal bir davanın büyük bir eri haline geliyorlar. Bu azımsanacak ve kaçırılacak bir paye değildir. Biz de kaçırmadık...

İLK VE SON FATİH

-Hocaefendi, kendisinin Üstad Bediüzzaman’dan sonraki görevli olduğunu, aynı zamanda kıyamete kadar kendisinden sonra da kimlerin görevli olacağını bildiğini, gözünü yumsa bunları bir bir sayacağını sıklıkla söylerdi. Hatta askerliği sırasında bir ara kendisine “Gayb” perdesinin açılıp kıyamete kadar nelerin olacağının gösterildiğini, bugüne kadar o gün gördüklerinden farklı bir gelişmeye şahit olmadığını da söylerdi. Kısaca “GÖREVLİ” olduğuna hem kendi hem de biz inanıyorduk. Ancak ona yakınlaştıkça fark ettim ki, Hocaefendi sadece görevli olduğuna değil, aynı zamanda gelmiş geçmiş en büyük Veli, en büyük Fatih ve en büyük Devlet Adamı olacağına da inanıyordu. Tüm planını ve stratejisini de ona göre kuruyordu. O tüm dünyayı fetheden ilk ve son FATİH olmaya kendisini inandırmıştı.

HAREKET NASIL BÜYÜDÜ?

-Bu hareket eşi benzeri görülmemiş bir örgütlenme disiplinine ve düzenine sahiptir. Hedefe ulaşmak için tüm Anadolu’nun en zeki çocuklarını yıllarca toplayıp bu iş için eğittik. Bu hareket başka birşey için değil sadece ve sadece devleti ele geçirmek için varoldu ve çalıştı. Öyle hassas bir şekilde çalışıldı ki mesela, bu yıl kaç öğrenci evi açılacak, kaç yurt, kaç dershane, kaç okul ve diğer tüm hizmet alanları tek tek belirleniyordu. Ardından da öğrenciler hizmette duyulan ihtiyaç alanlarına göre üniversitelerde bölümlere yönlendiriliyordu. Ne kadar hukukçuya, öğretmene, doktora vs. ihtiyaç var ona göre başarılı öğrenciler üniversitelere yerleştiriliyordu. İşte bu sistemli çalışma doğru sonuçlar veriyor ve hizmet inanılmaz şekilde büyüyordu. Yurt genelinde ilgilenilen öğrencilere Hocaefendi’ye bağlılık derecesinin ölçüldüğü puanlar verilirdi ve buna biz “beşlik sistem” diyorduk. Hocaefendi hocalıkla, din adamlığıyla değil örgüt  kurmak ve planlamakla uğraşırdı. O hiçbir zaman bir din adamı olmadı. Hatta din adamı olarak görülmekten de hoşlanmadı.

TOPLANAN PARALARIN YÜZDE 15'İ HOCANIN KASASINA TESLİM EDİLİR

-Bu beslenmiş ve güçlendirilmiş inanç nedeniyledir ki Hocaefendi cemaate; “Bize bir gazete lazım” deyince gerekli finans anında sağlanıyordu. Samanyolu televizyonunun açılması için yurt genelinden özel kampanya ile yardım toplamıştık. Sadece benim görev yaptığım bölgeden 80 kilo altın sadece hanım kardeşlerimizin ziynet eşyalarından toplanmıştı. Nakit paralar hariç... Gerisini siz düşünün...

GECEKONDULARIN TAPULARINI BAĞIŞLADILAR

-Her vilayette kazalar da dâhil “Himmet” denilen yardım toplantıları olurdu. İnsanlar yıllık taahhütlerde bulunurlardı ve bu taahhütlerini bir yıl boyu öderlerdi. Memurlar için maaşlarının asgari yüzde 10’u istenirdi. Esnaflar zekatları da dâhil olmak üzere kazançlarının büyük bir kısmını verirlerdi. Tüm ülkede toplanan bu yardımların yüzde 15’i örtülü ödenek olarak nakde çevrilip Hocaefendi’nin özel kasasına teslim edilirdi. İşte Hocaefendi hediye ettiği altın saatleri, değerli tespihleri vs. hep bu paradan harcar. Tabii Amerika’daki seçim yardımlarını da... Miktarını sadece Hocaefendi bilir. İnsanlar bindikleri mütevazı arabalarını satıp himmet borçlarını ödediler. Oturdukları gecekondularının tapularını bağışladılar...  Dünya tarihi böyle bir fedakârlığa, Asr-ı Saadet hariç başka hiçbir devirde şahit olmamıştır.

ÖZAL'I SEMT İMAMI BİLE YAPMAM

-Rahmetli Turgut Özal’ın siyasi başarısından da fevkalade rahatsızlık duymuştu. Hatta bir sohbette kendi annesinin de Özal için böyle söylediğini aktarmış ve şöyle demişti: “Aklı anamın aklı kadar olanlar Özal’ı kurtarıcı sanıyor. Bizim hizmette olsaydı Özal’a semt imamlığı verir miydim bilmiyorum” dedi.

ERBAKAN'A ÖLSÜN BEDDUASI

-Necmettin Erbakan’ı üstün başarısı nedeniyle zaten kendisine rakip gören ve yarış pistinden bir an önce diskalifiye edilmesini isteyen Hocaefendi atıp tuttu. Hatta “Eğer İslam’ı bunlar temsil edecek ise yerin dibine batsın o İslam” diyordu. “Hükümet düşecek herkes görevini yapsın” dedi. Biri anlattı: “Hocaefendi Erbakan’a öyle bir beddua etti ki, yerler gözyaşından ıslandı. Duadan sonra hocaefendi elini yüzüne sürerken dedi ki, hadi size müjde bir haftaya kalmaz Erbakan’a Fatiha okuruz.”

BEDDUA VE ÖVGÜ

-Demirel için ne kadar beddualar ettiğimizi hatırlamıyorum bile... Ama bu açılım sürecinde Gazeteciler ve Yazarlar Birliği’nin düzenlediği ödül töreninde Süleyman Demirel’e hitaben; “Söz sultanının yanında söz söylenmez...” diyordu. Bir gece öncesinde söyledikleri ise ağza alınacak gibi değildi. Peki, bu nasıl oluyordu?

NECİP FAZIL'I KÜÇÜMSEMİŞ

-Egosantrik bir karaktere sahip olan Hocaefendi, daha çocukken kendisinin büyük bir insan olacağına inanmış ve kendini hep öyle görmüştür. Bu düşüncesinden olmalıdır ki değer gören herkesi kıskanır ve ondan rahatsızlık duyardı.   Bu nedenle, etrafındaki insanların,   gözleri başarılı insanlara kaymasın diye sürekli onları küçümserdi.  Örneğin, rahmetli Necip Fazıl için hep şöyle derdi; “bizim Abdullah Aymaz hoca ondan çok iyi yazar” derdi. Ama ne zaman ki Necip Fazıl üstat vefat etti, aynen şöyle diyordu: “İslam dünyası Sultan-ı Şuarasını kaybetti. Yeri dolmaz bir şair, hatip ve edipti.” Çünkü artık ölmüştü ve Hocaefendi için rakip olmaktan çıkmıştı. Rahmetli Özal ile ilgili bir bilgiyi daha sizinle paylaşmalıyım. Rahmetli, Müslümanların başının belası 163. Maddeyi  kaldırmıştı. 163. Maddeyi kaldırmaması için Özal’a ne kadar ricacı olduğunu anlatamam. Hocaefendi’ye göre 163. Madde kalkarsa her sokak başında bir şeriat partisi kurulacaktı...

DUMANLI İLK ELİNDEN TUTTUĞUMUZ GENÇLERDENDİ

-Arkasından çok kıymetli bir hizmet dostum ve arkadaşım olan (M. İ. B.) İle birlikte Yozgat ve civarında, kazalar dâhil evler ve yurtlar açtık. Sayın Ekrem Dumanlı Yozgat’ta ilk elinden tuttuğumuz gençlerdendi. Hizmete kazanılmasında bir ağabeyi olarak çok emeğim vardır ve bunu hiç unutmadığından eminim. Orta Anadolu’nun hemen her yerine gece gündüz koşarken, 1980 İhtilalı oldu. Hocaefendi’nin arandığı yıllar başladı. İhtilal bütün hesaplarımızı bozdu. 1983 de hem Kayseri’deki hizmetlerle ilgilenmem hem de bu arada bir fakülte okuyup askere gitmemem için Kayseri İlahiyat Fakültesi’ne girdim. 1983-1993 yılları arasında tam on yıl Kayseri ve çevresinde hizmette bulundum. Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan ile birlikte çalıştık. Kayseri ve civarında o kadar meşhur olmuştum ki, Kayseri’nin en büyük camii Sanayi Camii’nde vaaz ediyordum ve cemaat saatler öncesinden camiyi dolduruyordu. Kayseri’de hizmetler çok gelişince hizmetin az geliştiği yerlerden olan Balıkesir vilayetine tayinim çıktı. 1993 yılında orada göreve başladım. Bölge imamı olarak çalıştım. Hizmetten kopuş sürecim de burada başladı... Açılım süreçleri, siyasete girmeler ve 28 şubat... 1998 yılında Hocaefendi Amerika’ya gitmeden... Kendisine yapılan yanlışları ve hizmetin rotasından saptığını söyleyerek hizmet yolculuğuma son verdim. Yoksa hamdolsun biz her an Allah yolunun hizmetkârlarıyız...

2012'DE REKTÖR ADAYI OLDUM

Cemaatten ayrılınca bana Balıkesir’i acilen terk etmem söylendi. Gidecek yerim yoktu. Hiçbir sosyal güvencem vs. yoktu. Sadece Kayseri’de yaptığım doktoram vardı. Bana seni Diyarbakır’a aldıralım, başka hiçbir yere giremezsin, dediler. Gerçekten de giremedim. En son 1998 Eylül’ünde Diyarbakır’da İlahiyat Fakültesi Hadis Anabilim Dalında Yardımcı Doçent olarak göreve başladım. 2004’te doçent, 2009’da da profesör oldum. 2012 yılında bir garip olarak gittiğim Diyarbakır’da Dicle Üniversitesi Rektörü adayı oldum.

İngiliz anteni!


İngiliz anteni!
Fethulah Gülen ve paralel örgütü, devlet içinde devlet kurmaya çalıştı. Bunun için kritik tüm noktalara sızdı. O noktalardan biri de Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'ydı (TİB). Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan dahil, devletin kullandığı kriptolu telefonların dinlendiği ortaya çıktı. Bu kapsamda geçtiğimiz hafta düğmeye basıldı. Aralarında TİB Başkan Vekili Osman Nihat Şen ile TÜBİTAK çalışanlarının da olduğu 24 kişi gözaltına alındı. Zanlılara yöneltilen suçlama ise şuydu: "Casusluk", "Devletin birliğini bozmak"ve "Kriptolu ve normal telefonların usulsüz dinlenmesi..." Peki devletin kriptolu telefonlarını dinleyen örgüt, elde ettiği verileri nerelere iletti. İşte TAKVİM bu sorunun yanıtıyla ilgili olarak önemli bilgilere ulaştı. Gölbaşı Cumhuriyet Savcılığı'nın yürüttüğü soruşturmadaki bilirkişi raporuna göre, TÜBİTAK Uzay Enstitüsü uzmanları TİB'de inceleme yaptı. Kurumda YAHSAT uydusuna dönük alıcı ve verici 3 adet uydu anteni tespit edildi. 

ENLEM BOYLAM ORTADA...
Antenlerin bulunduğu noktalar 39 derece 53 dakika 5 saniye Kuzey Enlemi, 32 derece 42 dakika 17 saniye Doğu boylamı olarak belirlendi. Bu antenin Dubai uydusu aracılığı ile yurt dışına veri gönderdiği tespit edildi... TİB'in bilgisayar ağında da dış bağlantı bulundu. Radio link adlı bu bağlantının kablosuz olduğu ve havadan iletişim kurduğu tespit edildi. Ayrıca radio linkin Ankara İncek'teki bir kuleye kurulan antenle çalıştığı öğrenildi. Antenin de seyyar konteynırdan kontrol edildiği ve verileri Ankara Ulus'taki santrale gönderdiği ortaya çıktı. Bilirkişi heyeti, İncek'teki kuleyi incelemek için bölgeye gitti. Ancak kulenin de konteynırın da yerinde olmadığı tespit edildi. Ancak konteynırda görevli 2 kişinin kimliği belirlendi. Tam bu noktada vahim bir bilgi edinildi. Zira 2 kişiden birinin Türk, diğerinin ise İngiliz olduğu dikkat çekti! Sorgulanan iki görevli, çelişkili ifade verdi. Soruşturma derinleştirildi.

Erdoğan'ın talimatıyla yapılan hastane o ülkeye umut oldu

Sudan’da 9 ay boyunca gönüllü doktorluk yapan İzmirli Üroloji Uzmanı Deniz Arslan, mülteci kampında yaşayan bir gencin böbreğinden, gergedan figürüne benzeyen bir taş çıkardı. Arslan, 3 buçuk milyon nüfusa sahip bölgedeki tek ürolog olduğunu ve su sıkıntısı nedeniyle çocuklarda bile böbrek taşı hastalığı görüldüğünü kaydetti.
İzmirli Üroloji Uzmanı Opr. Dr. Deniz Arslan, 2006 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla inşaatına başlanan ve 2013 yılında hizmete giren Sudan Nyala Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 9 ay gönüllü doktorluk yaptı. Yedi gönüllü doktorla birlikte, çoğunluğunu Darfur Otaş Mülteci Kampı’nda kalan kişilerin oluşturduğu binlerce hastayı sağlığına kavuşturan Arslan’ın en dikkat çekici ameliyatı ise bir hastasının böbreklerinden taş çıkardığı operasyon oldu. Sudan’daki su sıkıntısı nedeniyle, bölgede böbrek taşı rahatsızlığının çok sık görüldüğünü belirten Arslan, 23 yaşındaki hastasının böbreğinden yaklaşık 5 santimetre büyüklüğünde, gergedan figürüne benzeyen bir taş çıkardı.
ÇOCUKLARDA BİLE TAŞ VAR
Su sıkıntısı nedeniyle, mülteci kamplarında yaşayan çocuklarda da böbrek taşı olduğunu söyleyen Arslan, yaşadığı olayı şu sözlerle ifade etti: “O kadar değişik taşlar gördük ki eğer o taşları getirmiş olsaydım, bir bavulla daha gelmem gerekecekti. Gergedana benzeyen taş da ilginç taşlardan biriydi. İlk çıkardığımızda hemen fark ettik. ‘Yavru gergedan gibi’ dedik. Bu kadar büyük taş, Türkiye gibi imkanları olan ülkede nadir rastlanan bir durum ama orada doktor imkanı olmadığı için, taş olduğu zaman hasta ağrısına katlanıyor. Çünkü yakın bir hastaneye ulaşması mümkün değil. Onlar da mecburen beklemişler. Bekleyince bu kadar büyümüş. Orada bu tarz şeyleri görmek şaşırtıcı değil ama Türkiye için şaşırtıcı bir durum. Hasta da taşı vermek istemedi. ‘Kolye yapıp hatıra olarak saklayacağım’ dedi.”
3 BUÇUK MİLYON NÜFUSLU BÖLGEDE TEK ÜROLOG
Gönüllü doktor Opr. Dr. Deniz Arslan, üç aylığına gittikleri Sudan’da doktor eksiği olduğunu görünce, sürelerini 9 aya çıkardıklarını belirtti. Sudan’daki koşulların Türkiye’dekinden çok farklı olduğunu söyleyen Arslan, “Orada çok fazla doktor yok. Yaklaşık 3 buçuk milyon nüfusluk bölgede tek ürolog bendim. Bizim orada olmamız, insanların hayatını kurtarma açısından çok önemliydi” dedi.
AMELİYAT ETMESEYDİK ÖLECEKTİ
Opr. Dr. Arslan, şöyle devam etti:“Hayatımda ilk defa 9 aylık bir bebeğin iki tarafında taş olduğunu gördüm. Böbreğinin iki tarafı da tıkalıydı ve onu ameliyat etmeseydik 3-5 gün içerisinde ölecekti. Şu anda hayatta ve sağlıklı. 300 bin insan o kamplarda yerleşik ve yarısından çoğu çocuk. Bu çocukların su ve yemek kaynaklarına erişimi, bizim ülkemize kıyasla son derece kısıtlı. O yüzden o çocuklarda bulaşıcı hastalıklar, böbrek hastalıkları, bağırsak hastalıkları gibi birçok hastalık görülüyor.”
HASTANE AÇAN TEK ÜLKE TÜRKİYE
Bölgede hastane açan tek ülkenin Türkiye olduğunu ve hastanede çeşitli branşlarda 17 doktorun görev aldığını ifade eden Arslan, 300 bin kişinin kaldığı Darfur Otaş Mülteci Kampı’ndaki hastaların 5 yıl boyunca hastanede ücretsiz tedavi göreceğini, diğer hastaların da çok düşük ücretle tedavi olabildiğini kaydetti. 150 yatak kapasiteli ve 10 dönümlük alana kurulan hastanenin, bölgenin önemli bir ihtiyacını karşıladığına dikkat çeken Arslan, “O kadar modern bir hastane açılmış ki Orta Afrika’dan, Çad’dan, Sudan’ın başketi Hartum’dan hasta geliyor. Kapalı böbrek ameliyatları ve kapalı safra kesesi ameliyatlarını Orta Afrika’da ilk defa bizim hastane başlattı. Şu anda bile hala o ameliyatların başka bir hastanede yapılma şansı yok. Bu hastane bu hizmetlerine devam ettiği sürece eminim Türkiye, Orta Afrika bölgesinde adından sıkça söz ettirecektir” diye konuştu

Somaliler için Türk Hastanesi açılacak





Somaliler için Türk Hastanesi açılacak

Türkiye'nin binlerce kilometre uzakta yardım elini uzattığı ülkelerden Somali'de yarın açılacak eğitim ve araştırma hastanesinde, bugüne kadar bölgede tedavi edilemeyen hastalar şifa bulacak. 
 
Sağlık Bakanlığından alınan bilgiye göre, TİKA tarafından başkent Mogadişu'da yaptırılan 200 yataklı Mogadişu Somali-Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesinin resmi açılışı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun da katılacağı törenle yapılacak.
 
İki ülke arasında, hastanenin ortaklaşa işletilmesi için imzalanan protokole göre, Sağlık Bakanlığı 5 yıl boyunca uzman personel ve finansal destek verecek.
 
Geçen yıl eylül ayından beri hasta kabul edilen hastanede, kasımda da ameliyatlar başladı ve yataklı tedavi servisi hizmete açıldı. Hastane, 5 yıl süreyle iki ülke tarafından müştereken işletilecek ve süre sonunda Somali'ye bedelsiz devredilecek.
 
Beş yıllık süreçte, bölgede tedavisi mümkün olmayan hastaların tedavileri yerinde yapılacak, Somali'de üçüncü basamak modern hastane işletme modeli oluşturulacak, ülke halkına sürdürülebilir, güvenli ve kaliteli sağlık hizmeti sunulacak, sağlık sistemine yetişmiş insan gücü kazandırılacak.
 
Hastanede her yıl 36 Somalili asistanın eğitim programına alınması hedefleniyor.
 
Mogadişu Somali-Türkiye Eğitim ve Araştırma Hastanesinin işletme dönemi sürecinde tahmini bütçesi, 135 milyon 734 bin 468 dolar olarak belirlendi. Türkiye, 5 yıllık dönemde 85 milyon 650 bin 145 dolar katkıda bulunacak, Somali hükümeti katkı yapmayacak. Ayrıca, aynı dönem içerisinde vatandaştan elde edilecek gelirin 50 milyon 84 bin 323 dolar olacağı tahmin ediliyor.
 
Hastanenin yönetici personeli 6 ay ve 1 yıllık, tabip ve diğer sağlık personeli ise 3 aylık periyotlar halinde görevlendirilecek.
 
Hastane halen hastane yöneticisi, başhekim, idari ve mali işler müdürü, sağlık bakım hizmetleri müdürü ve finans müdürü dahil toplam 52 Türk personel ve 91 yerel personel ile hizmet veriyor. Güvenlik hizmeti ise 40 yerel ve 5 Türk personelle sağlanıyor.
 
Hastanede kadın doğum, çocuk, üroloji, beyin cerrahi, plastik cerrahi, dahiliye, genel cerrahi, anestezi, göz ve diş hekimliği branşlarında hasta kabul ediliyor.
 
Hastane, 13 bin 500 metrekare kapalı alana sahip olmasının yanı sıra 12 yoğun bakım, 14 yenidoğan yoğun bakım yatağı, 20 kuvöz, 4 ameliyathane, 1 doğum odası, radyoloji ve laboratuvar ünitelerini barındırıyor.
 
(AA)