7 Mayıs 2014 Çarşamba

Karşılıksız Çek Dönemi Bitti


Şirketler ve firmalar çek-senet sicillerini görebilecek ve istedikleri takdirde bunları 3. şahıslarla paylaşabilecek.
MUTSO bünyesinde kurulan Kredi Kayıt Bürosu ile ilgili açıklama yapan MUTSO Başkanı Bülent Karakuş, bu yapılanma sayesinde şirketler ve firmaların artık çek veya senet alacağı tüccarın sicilini anında görebileceğini ve bu durumun ekonomiye önemli katkılarının olacağını vurguladı.
Çek raporlarının internet ortamında görülebilmesiyle ticarette mevcut olan sisli havanın dağılacağını açıklayan Başkan Karakuş, KKB hakkında detaylı bilgi verdi. Başkan Karakuş: “Karşılıksız çek şirketlerin önemli bir sorunu. Bu sorunu aşmak amacıyla TOBB ve KKB bir protokol imzaladı. İmzalanan protokol kapsamında Odamız ile TOBB arasında bir sözleşme gerçekleştirildi ve Odamız bünyesinde Kredi Kayıt Bürosu kurulmuştur. KKB’ye şirketler, firmalar kayıt yaptırabileceklerdir” dedi.
Başkan Bülent Karakuş, “Şirketler öncelikle Kredi Kayıt Bürosu web sayfasına (www.kkb.com.tr) girip başvuru formunu dolduracaklar ve bu formdaki bilgilere istinaden sözleşme hazırlanıp web sayfasının çıktısını alarak odamıza müracaat edeceklerdir. Basılı sözleşme oda yetkilisi tarafından kontrol edilecek ve bilgilerin doğruluğundan sonra KKB’ye kayıt yapılacaktır. MUTSO; bu imzaları (imza sirküleri üzerinden) ve sözleşmeyi, imzalayanların buna yetkili olduklarını (ticaret sicil gazetesi üzerinden) kontrol ettikten sonra, bu sözleşmenin uygun olduğunu elektronik ortamda KKB’ye teyit edecek ve KKB tarafından firma yetkilisine kullanıcı kodu ve şifreleri verilecektir” diyerek başvuru süreci hakkında bilgilendirdi.
Uygulamaya geçilen bu sistem sayesinde şirketler, Çek Raporu’na, keşidecinin geçmiş pozitif ve negatif çek performansına, 2007 sonrası pozitif çek bilgileri ve 2009 sonrası negatif çek bilgilerine, ödenen ve ödenmeyen tüm çeklere, ilk ve son karşılıksız çıkan çeklere, ödenen ve yazılan son çekin bilgilerine ve Risk Raporu’na ulaşabilecekler.
MUTSO Başkanı Karakuş konuyla ilgili detaylı bilgi için Muğla Ticaret ve Sanayi Odası web sayfasından detaylı bilgi edinilebileceğini açıkladı.


Şırnak o gemiyi istiyor

Şırnak Kültür, Turizm ve Kalkınma Dernek Başkanı Cihan Birlik, 'Nuh: Büyük Tufan' filminde kullanılan gemiyi Şırnak'a karayolu ile transferini gerçekleştirip her anının belgesel çekimi için kayıt altına alınacağını ifade etti. Geminin getirilmesiyle birlikte kentte turizm patlaması yaşanacağını söyledi.

Birlik, getirilen gemiyi yıllarca çatışmalar ile anılan Cudi Dağı eteklerinde olan boş araziye yerleştirdikten sonra burayı Milli Park ilan edip ardından bölge şartlarına uygun hayvanları buraya getirip bir hayvanat bahçesi yapmayı planladıklarını dile getirdi.

Projelerini Şırnak Valisi Hasan İpek'le paylaştıklarını anlatan Birlik, "Bu projemizi çok değerli valimize de arz ettik. Valimiz de bu projenin arkasında olduğunu ve bize gerekli olan tüm desteği vereceklerini söylediler. Kendilerine de buradan teşekkürlerimizi sunuyoruz. Dünyaca ünlü olan Nuh'un Gemisi'nin ta Panama'dan buraya getirilmesi esnasında bunu bir belgesel haline getirmeyi düşünüyoruz.

Bu belgeselinde Türkiye'de ve dünyada izlenime girmesini hedefliyoruz. Hayvanat bahçesiyle beraber burayı milli park ilan ettikten sonra Cudi Dağı eteklerinde sergilenen Nuh'un Gemisi'ne, Van'a, Mardin'e ve Midyat'ta gelen turistlerin buraya gelerek buranın da o güzel illerden farklı olmadıklarını göstermek istiyoruz" dedi.

"KÜLTÜR BAKANINDAN ŞIRNAK İÇİN, ÇÖZÜM SÜRECİ İÇİN DESTEK BEKLİYORUZ"

Geçmiş dönemlerde yaşanan terör olayları nedeniyle bölgeye yatırım yapılmadığını aktaran Birlik, "Şırnak'ta olan değerlerin, Şırnak'ta olan kültürün Türkiye'nin hemen hemen hiçbir yerinde bulunmadığını ama artık bizler bu güzel projelerle bunları aşmak istiyoruz. Bu projeler ile birlikte Şırnak'ımıza, Cudi'mize binlerce turist akın edecek. Memleketimizde turizm patlaması olacak. Kalkınma patlaması olacak. İstihdam olacak. Yani aklımıza gelebilecek her türlü katkıyı biz memleketimize bu proje ile beraber sağlamayı düşünüyoruz. Biz proje kapsamında Sayın Kültür Bakanımıza gitmeyi düşünüyoruz. Kültür Bakanımızdan önemli destek almayı düşünüyoruz. Kendilerine de buradan seslenmek istiyoruz. Bu milli birlik ve beraberlik kardeşlik projesine, destek vermelerini arzu ediyoruz" diye konuştu.

Ekrem Ertaş isim vatandaş ise, "Amerika'dan buraya Nuh Gemisi'nin gelmesi demek, bütün dünyanın Nuh'un olayının burada sonuçlandığını burada olduğunu göstergesidir. Turizm açısından faydası olur. Belki onun için dış ülkelerden sırf o devasa, hem filme konu olduğu için hem de Şırnak'ta gerçekleşen Nuh'un gemisiyle Şırnak'a özdeş bir konu olduğu için belki bir sürü dışarıdan insan buraya akın eder" şeklinde konuştu.

Özgür Sakur isim esnaf ise, "Şırnak'a katkısının iyi olacağını düşünüyorum. Turizm açısından olsun, Türkiye açısından olsun. Şırnak'ın önemi artar. Mesela Amerika'dan buraya gelmesi demek, bütün dünyada yankı yapacak bir söz gibi bir şey olur. Artık herkes anlar ki geçmişte olan Nuh tufanının Şırnak'ta olduğunu. Herkes kabul etmiş olur. Bu da Şırnak açısından büyük bir önem taşıyor" dedi.

4 Mayıs 2014 Pazar

Kara Fatma ve tarih


Türk Kızılayı, Milli Mücadele dönemi kahramanlarından 'Kara Fatma' lakaplı Erzurumlu Fatma Seher için İstanbul'da anıt mezar yapıyor. Milli Mücadele döneminde asker eşiyle birlikte cepheden cepheye koşan, askerlere yemek pişiren ve gerektiğinde yaralarını saran Fatma Seher adına Kasımpaşa Kulaksız Mezarlığı'nda bir süre önce yapımına başlanan anıt mezarın inşası sürüyor. Asker olmamasına rağmen Sarıkamış'ta savaşan ve kurduğu 300 kişilik birlikle vatan toprağını düşman karşısında savunan Fatma Seher'in kahramanlıkları sadece yurt içinde değil yurt dışında da yankı buldu. Mustafa Kemal Atatürk'ün izniyle üsteğmen rütbesiyle savaşa katılan Kara Fatma, aynı kahramanlığı kendisine bağlanan maaşı Kızılay'a bağışlayarak da gösterdi.
11 HAZİRAN'DA AÇILACAK
1955'te hayatını kaybeden Kara Fatma'nın naaşı Kasımpaşa Kulaksız Mezarlığı'na defnedildi. Türk Kızılayı'nın 146'ncı kuruluş yıl dönümü olan 11 Haziran'da törenle açılması planlanan anıt mezarın yapımı tüm hızıyla devam ediyor.
300 KİŞİYİ KOMUTA ETTİ
'Kara' lakabını ve üsteğmen rütbesini Mustafa Kemal'den alan Fatma Seher, aşçılık, hastabakıcılık, hemşirelik gibi pekçok görevin yanında İstiklal Harbi'nde 300 kişilik birliği de komuta etti.
Yakup Kadri, ‘Sodom ve Gomero’ adlı romanının bir bölümünde, “Burası İstanbul savaş Anadolu’da!” diyerek Milli Mücadele’ye Anadolu insanının güç verdiğini anlatır. Cephelerde koşturan Kara Fatma’nın serüveni, Yakup Kadri’nin bu cümlesinin özeti adeta.
Milli Mücadele’de vatanı düşmanlara karşı sadece erkekler savundu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu topraklar işgal altındayken korkusuzca, omzunda silahıyla, atına atlayıp cephelere askerlik yapmak için koşan kadınlarımız da vardı bizim. Ne var ki,  onların adları erkekler kadar yer almadı savaş anılarında. O acı günleri anlatırken, isimsiz kahramanlar olarak zikredildiler sadece. Neyse ki “Artık kadın erkek yok, artık istiklal var!” diyen bu kahramanlar, günümüz araştırmacıları tarafından yavaş yavaş gün yüzüne çıkartılmaya başlandı. Bunlardan ilki topraklarımızın düşman işgalinden kurtulması için cephelerde boy gösteren Kara Fatma. O, Milli Mücadele’de üsteğmenlik vazifesini deruhte etmiş bir Türk kadını. Araştırmacı-yazar İlknur Bektaş’ın uzun yıllarını vererek ortaya çıkardığı, “Milli Mücadele’de Bir Kadın Üsteğmen: Kara Fatma” adlı çalışmasıyla hakkında bilgi sahibi olduk. Kimdi peki Kara Fatma? Üsteğmenlik rütbesine nasıl layık olmuştu? Her şeyden ötesi, bu topraklar için kahramanca savaşmasına rağmen neden daha yeni tanışma fırsatı buluyoruz kendisiyle?

Cephelerle eşi Sayesinde tanışıyor!

Kara Fatma, asıl adıyla Fatma Seher Hanım, Osmanlı’nın en sancılı günlerini yaşadığı sırada Erzurum’da sıradan bir anne-babanın evladı olarak dünyaya gelir. O yıllarda bir kız çocuğu nasıl yetiştiriliyorsa o da öyle yetişir. Vakti zamanı gelince de baş göz edilir. Bu evlilikten bir de erkek evlat sahibi olur. Savaş yılları olması nedeniyle kadınlar, kocaları ve oğullarını cepheye gönderir. Kara Fatma da  Anadolu kadınlarının bu kaderine ortak olur ve savaş ayrılığını herkes gibi tadar. Burada şu bilgiyi vermekte fayda var: Araştırmacı-yazar İlknur Bektaş, Kara Fatma’nın izini sürerken, eşinin Vanlı bir binbaşı olduğu hatta Balkan Harbi’nde şehit düştüğü bilgisine ulaşıyor.  Ancak resmiyette, Kara Fatma’nın bir evlat ve eş kaydına rastlanmaması Bektaş’ın ulaştığı bu bilgilerin âfaki kalmasına neden oluyor. Fakat Kara Fatma’nın eşinden ve oğlundan bahsettiği  gazete demeçleri bu afakiliği bozuyor ve  söz konusu eş ve oğlun varlığını Bektaş için doğruluyor. Bahsi geçen demeçlerden birini  Kara Fatma İstikbal Gazetesi’ne veriyor. Bektaş, Kara Fatma’nın harp meydanlarıyla tanışma serüvenine de İstikbal gazetesindeki bu haber sayesinde ulaşıyor. İşte o yılların hikâyesi...
Kara Fatma,  yarinden ayrılır ayrılmasına ama bu ayrılık çok da uzun sürmez. Çünkü Balkan Harbi’ne tayin olan kocasına o da eşlik eder. Vatan için Bulgar işgalindeki Edirne’ye yerleşir. Edirne müdaafasında yer alan, Erzurumlu Şükrü Paşa komutasındaki askerlerin açlıktan ağaç kabuğu yediğine yakinen şahit olur. Çünkü kendisi de orada vazifeli bir askerin eşi olduğu için yokluktan ağaç kabuğuyla karnını doyurur. Edirne’den sonra Sarıkamış cephesinde görevlendirilir eşi. Buranın hüznünü de iliklerine kadar hisseder. Zira zevcini Sarıkamış’ta vatan uğruna kaybeder. İşte bu acı günler, kadın olmasına rağmen, kocası ve oğlundan sonra onu da savaş meydanlarına çıkartır. Çünkü artık kadın-erkek yok, istiklal vardır! Bu yüzden, eline tüfeğini alıp, kendine bir müfreze oluşturur. Kendi gibi cesaretli olan Anadolu kadınlarını da bu müfrezeye dahil eder.

Üstteğmanlik payesini Gazi Mustafa Kemal veriyor!

Ama bir engel vardır... Kara Fatma’nın oluşturduğu müfreze ile savaşa katılabilmesi için izin gereklidir. İzin için de Mustafa Kemal Paşa’ya ulaşılması... Bunun üzerine Sivas Kongresi’nin yolunu tutar. Amacına ulaşması kolay değildir. Çünkü o bir kadındır! Ama çabasının sonucunu alır;  kongre esnasında bir öğle yemeğinde Paşa’yı görebilir. Paşa’ya kendini tanıtır ve niyetini ifade eder. Paşa bunun üzerine ona silah kullanmayı, ata binmeyi bilip bilmediğini sorar. Fatma Seher, müsbet cevap verir. Cevaptan memnun olan Paşa, ona gözü pekliğinden dolayı ‘Kara’ lakabını takar ve istediği görevle lütuflandırır. “Haydi göreyim seni.” der.
Sonrasında türlü eziyet, zorluk ve meşakkatlere rağmen her türlü görevi üstlenir Fatma Hanım. Aşçılık, hastabakıcılık, hemşirelik gibi pek çok görevin yanında İstiklal Harbi’nde 300 kişilik bir orduyu komuta eder. Sakarya ve Başkomutanlık Meydan Muharebeleri’nde vatan için yaya ve atlı olarak silah ve cephane yükleri ile cepheden cepheye koşturur. Tüm bu vazifeleri ifa ederken rütbesi üsteğmendir. Bu rütbe de kendisine Mustafa Kemal Paşa tarafından takdim edilir. Böylece Kuva-yi Milliye’nin baş kadın kahramanı olarak efsaneleşir. Beyaz atıyla dilden dile dolaşan bu ufak boylu kadın, istiklal madalyası sahibi de olur vakti zamanı gelince.
Kara Fatma’nın savaş anıları elbette bunlarla sınırlı değil. Mesela yazar Bektaş, onunla ilgili bir anekdotu daha gün yüzüne çıkarıyor. Fatma Hanım, tüm gayret ve çabalarıyla oluşturduğu Millli Mücadele çetesinin içine 43 kadın asker sokar.  Bunlardan 10’u kendi ailesindendir ve onlarla birlikte Birinci Dünya Savaşı’nda savaşır. Bursa ve İznik’in kurtuluşunda bu ekibin payı büyüktür.  Yeri geldiğinde askere analık da eden bu gözü pek Anadolu kadını. Yaptıklarından ötürü hem Türk  hem de dünya basınının dikkatini çeker. Hakkında sayısız haber yapılır. Bunlardan biri de ‘Türklerin kadın üsteğmeni’ başlığıyla  23 Nisan 1922 tarihinde The New York Times gazetesinde yer alır.
Türk basınında ise 1922’den 1950’li yıllara kadar muhtelif gazetelerde hakkında yayınlar yapılır. Bu yayınların sonuncusu ise ölüm haberi ilanıdır. Çeşitli Milli Mücadele tablolarına, dönemin kartpostallarına da konu olur Kara Fatma. Efsaneleşir... yalnız hayatının sonlarını bir efsane gibi yaşamaz!
Savaşın nihayete ermesiyle İstanbul’a yerleşip köşesine çekilen bu fedakâr kadın, devletin kendisine bağladığı maaşı Kızılay’a bağışlar. Hem de ihtiyacı olmasına rağmen… Yalnızlığına ise kız kardeşinin çocuklarını ortak eder. Evlat edindiği yeğenleriyle mütevazı bir hayat sürer Kasımpaşa ilçesinde. Ama hayat beklediği gibi gitmez. Zaman zaman açlıkla karşıya karşıya kalır. Mecbur kaldığı bir anda da Darülaceze’den yardım talep eder. 1955 yılında da bâki hayata gitmek üzere dünyadan ayrılır. Son seneleri hakkındaki bilgiler, sözlü tarihten ibaret olan bu Milli Mücadele kahramanına asıl vefasızlık ise mezarına karşı olur. Kara Fatma’nın kabri, kaydı olmadığı için koruma altına alınmaz ve yok olur

3 Mayıs 2014 Cumartesi

Tüneller şehri Ordu


Karadeniz Sahil Yolu Projesi kapsamında Türkiye'nin kullanımdaki "en uzun kara yolu tüneli" olan Ordu Nefise Akçelik Tüneli, il sınırları içinde bulunuyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışı yapılan 3 bin 810 metre uzunluğundaki tünelin yanı sıra Bolaman-Perşembe arasında 314 metre uzunluğunda Asarkayası Tüneli, 155 metre uzunluğunda Tekkabak Tüneli, 250 metre uzunluğunda Kuzbökü Tüneli ve 128 metre uzunluğunda Kadıoğlu Tüneli de Ordu'da yer alıyor. Eski sahil yolunda 111 metre uzunluğundaki Perşembe Tüneli de Ordu'da kullanılan tüneller arasında bulunuyor.
Karadeniz Bölgesi'ni Mesudiye ilçesi üzerinden Orta Anadolu'ya bağlaması düşünülen Dere Yolu Projesi'nde ise 13 tünel yer almakta. Toplam 6 bin 667 metre uzunluğunda 13 tünelden oluşan yolun açılması için çalışmaların hızlandırıldığı bildirildi.
Toplam 19 tünelle Karadeniz Bölgesi'nin en çok tünel inşa edilen illerinden biri konumundaki Ordu, Karadeniz Sahil Yolu kapsamında kent sahilinden yol geçmesine izin verilmeyen ve sahili bozulmayan tek il olarak da dikkati çekiyor.
Çevre yollarındaki tüneller
Diğer taraftan daha önce Başbakan Erdoğan tarafından açılışı gerçekleştirilen Ünye Çevre Yolu da tünellerle aşıldı. Uzunluğu 13,5 kilometre olan Ünye Çevre Yolunda 5 bin 200 metre uzunluğunda iki ayrı yerde 4 tüp tünel yer alıyor.
Ordu'nun büyük projeleri arasında yer alan ve şehir içi trafiğini büyük oranda rahatlatacak Ordu Çevre Yolu'nda ise çalışmalar sürüyor. Toplam uzunluğunun 19 kilometre olduğu öğrenilen Ordu Çevre Yolu'nda , Boztepe, Öceli ve Terzili olmak üzere 3 tünel bulunacak.
"Tamamlanan, yapımı devam eden ve planlanan tünel sayısı 60"
Ordu Valisi Kenan Çiftçi, yaptığı açıklamada, Ordu'da tamamlanan, yapımı devam eden ve planlanan tünel sayısının 60 olduğunu belirtti.
Tamamlanan tüneller arasında, Türkiye'nin kullanımdaki en uzun tüneli Ordu Nefise Akçelik Tüneli'nin yer aldığını ifade eden Vali Çiftçi, "Ordu'da tünellerin sayısı ve uzunlukları projelerle hızla artıyor. Ordu'nun geneli dağlık bölge olduğundan, bu dağlar da geçit vermediğinden yollar tünellerle aşılıyor" dedi.
"Tünel sayıları itibarıyla Ordu Türkiye'de ilk sıralarda yer alıyor"
Çiftçi, tamamlanan tünellerin toplam uzunluğunun 23, inşaatı devam eden tünellerin toplum uzunluğunun ise 17 kilometre olduğunu ifade ederek, şöyle konuştu:
"Tamamlanan ve devam eden tünellerimizin uzunluğu 40 kilometreyi bulmakta ancak projeleri hazır olan yeni tüneller de yapılacak. Bu planlanan tünellerin toplum uzunluğu da 13 kilometre. Hepsinin toplamı ise 53 kilometreyi aşmakta. Bu bakıldığı zaman çok ciddi bir rakamdır. Tünel sayıları itibarıyla Ordu Türkiye'de ilk sıralarda yer alıyor."
"Tünelin faydası çok"
Açılan tünellerin vatandaşlara her konuda fayda sağladığına dikkati çeken Vali Çiftçi, şunları kaydetti:
"Bu tüneller sayesinde de vatandaşlarımız daha hızlı, seri ve konforlu bir şekilde gidecekleri yerlere ulaşma imkanı buluyor. Ayrıca tünellerle yollar kısaldığı için vatandaşın parası cebinde kalıyor. Daha az akaryakıt kullanıldığı için sürücülerimiz büyük tasarruf ediyor, zamandan da kazanıyor. Vatandaşlarımız gitmek istedikleri yerlere kısa sürede ulaşıp işini halledebiliyor. Kaza oranları da bu tüneller sayesinde düşmüş durumda. Bu yönlerinden de bakıldığında tünellerin faydası oldukça fazla."
Vali Çiftçi, açılan tünellerin kameralar tarafından 24 saat takip edildiğini sözlerine ekledi.

2 Mayıs 2014 Cuma

30 kişilik böcek çetesi

'ın evinde ve ofisinde 2 yıl kadar önce  diye tabir edilen dinleme cihazlarının bulunmasına yönelik başlatılan soruşturma derinleşiyor. MİT, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Emniyet İstihbarat ve Terörle Mücadele Şubeleri ilk incelemelerde tespit edilen 8 kişiyle ilgili hazırladıkları 4 yeni raporu savcılığa gönderdi. Raporlar doğrultusunda Terörle Şube Müdürlüğü de casusluk şebekesinin şemasını ortaya çıkardı. Ankara Anayasal Düzene Karşı Suçlar Bürosu Savcısı Durak Çetin tarafından "casusluk" kapsamında yürütülen böcek soruşturmasında yeni bir aşamaya girildi. 28 Aralık 2011'de Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Subayevleri Konutu ve çalışma ofisinde priz içerisinde yerleştirilmiş 2 ayrı böcek MİT'in yaptığı aramada ortaya çıkmıştı. Böceklerin ortaya çıkmasıyla birlikte MİT ve Başbakanlık Teftiş Kurulu ofislere giriş çıkış yapan ve dinleme cihazlarını yerleştirildiğinden şüphelenilen 8 kişiyi tespit etmiş, bir rapor hazırlayarak savcılığa göndermişti. Savcı Çetin önce görgü tanıklarını dinledi. Ardından isimleri tespit edilen 8 kişinin kimlerle ve hangi örgütlerle irtibatlı olduğu yönünde MİT, Başbakanlık Teftiş Kurulu, Emniyet İstihbarat ve Terörle Mücadele Şubelerine geçtiğimiz ay bir yazı göndererek bilgi istedi. 

ÇETE LİDERİ "X" 
Derinlemesine yapılan incelemeler sonucunda kurumlar 4 yeni raporla bu 8 kişinin bağlantısı olduğu tespit edilen 22 kişilik bir örgütü ortaya çıkarttı. Yeni raporlar dosyaya eklenirken bu doğrultuda çalışma yapması için Ankara Terörle Mücadele Şube ekiplerinde özel bir ekip oluşturuldu. Ekip tespit edilen isimler üzerinden casusluk örgütünün şemasını çizdi. Şemadaki kişilerin bağlantıları için harekete geçilirken 30 kişiden oluşan şemanın lider kısmı ise boş bırakıldı. Yapılacak çalışmalar doğrultusunda liderin ismi şemada yer alacak. Giderek derinleşen 'casusluk' soruşturması kapsamında örgütün kayıt altına aldığı dinlemeleri kimlere nasıl servis ettiği yönünde de ayrı bir inceleme devam ediyor. 

TAPECİLERİN ADRESİ, EMNİYET İSTİHBARAT BÖLGESİNDE ÇIKTI


Montajlanarak servis edilen Başbakan'a ait ses kayıtlarının Ankara Yıldız'da bir adresten internete yüklendiği ortaya çıktı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı da aynı bölgede bulunuyor

17 Aralık ve 25 Aralık darbe planlarının en önemli ayağı olan tapeler yoluyla algı operasyonunun merkezlerinden biri Ankara'da Çankaya-Yıldız'da çıktı. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'nın da bulunduğu Yıldız'daki bir merkezden, 30 Mart seçimlerine kadar Erdoğan'ın telefon dinlemeleri ile elde edilen ve montajlanan ses kayıtlarının YouTube'a yüklendiği anlaşıldı. İstihbarat birimlerinin belirlediği o bilgilere SABAH ulaştı. 

30 MART'A KADAR DURMADILAR 

MİT önce tapelerin sosyal medya ve internet üzerinden nasıl yayıldığını inceledi. Ardından YouTube ile temasa geçildi. Öncelikle yurtdışı kaynaklı yüklemeler tespit edildi. Bu arada yurtiçinde de yükleme yapıldığı bilgisine ulaşıldı. Hedef saptırma amacıyla kullanılan programlar ve hedef saptırma önlemleri aşıldıktan sonra yurtiçinde yükleme yapan IP numarası tespit edildi. IP tespit edildikten sonra IP üzerinden yapılan yüklemeler de geriye yönelik olarak bir kez daha incelemeye alındı. Bu incelemeler tamamlandıktan sonra Çankaya Yıldız'daki o nokta tespit edildi. Çok sayıda bilgisayarın aynı IP numarasını kullandığı merkez incelemeye alınırken, illegal kayıtları internete koyan kişilerin ve kullanılan bilgisayarın belirlenmesi için çalışma devam ediyor. İstihbarat yetkililerini en çok şaşırtansa, emniyet birimlerinin yoğun çalışmasına rağmen 30 Mart'a kadar yüklemelere devam edilmesi oldu. Yakalanma endişesi olmadan bu yüklemelerin yapılmasında aynı IP'den çok sayıda bilgisayarın erişime açık olması ve yükleme yapan kişiye ulaşılmasının zorluğunun etkili olduğu düşünülüyor. Sorumluluğu olan kişilerin tespit edilmesinin ardındansa adli süreç başlayacak. İnceleme sonucunun diğer davaları da etkileyebileceği ifade ediliyor. Soruşturmanın ikinci aşamasını o IP numarasının gösterdiği binanın ve içerideki bilgisayarların incelenmesi oluşturuyor. IP'nin tespit edildiği Yıldız'da Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı da bulunuyor. İstihbarat Daire Başkanlığı bölgesinde olmasına rağmen 30 Mart'a kadar illegal kayıtların YouTube'a yüklenmesine nasıl devam edebildiği ise merak konusu... (Sabah)

Dünya bu adamın peşinde

Kamışlı, madeni atıklardan üretilen enerjinin ucuzluğuna dikkat çekerek, '100 litre benzinden elde edilen enerjiyi bu sistemle 10 liraya mal etmek mümkün' dedi. 

Alternatif enerji üretiminde büyük bir buluşa imza atan Turgay Kamışlı, üç bakanlığın destekleme kapsamına aldığı ve birçok ödül alan buluşuyla hidrojen enerjisini kendi tasarımı olan prototip reaktörle üretiyor. Literatürde benzeri olmayan bir yöntemle, geleceğin enerjisi olarak adlandırılan hidrojeni, katalizör ve tetikleyici kullanmadan elde ediyor. Kamışlı, çok sayıda üniversite ve araştırma merkezinden, kendi buluşu reaktörlerin yüzde 100 hidrojen ürettiğine dair test ve analiz raporları aldı. 

Alüminyum ve borun geri dönüşümü olmayan tehlikeli ve zehirli atıklarını kullandığını söyleyen Kamışlı, mevcut maden atıklarını reaksiyonla fermente ederek zararlı ve tehlikeli muhteviyatı pastörize ettiğini belirtti. Kamışlı, reaktörlerin çalışmasıyla dışa vuran egzotermik dış ısıdan yararlandığını kaydetti. Reaktörlerin iklim şartlarına göre 20 dakikayla 1 saat içerisinde reaksiyona geçtiğini ifade eden Kamışlı, fermente sonrası oluşan pastöre atığın tarım alanlarında ve inşaat sektöründe kullanılabileceğini dile getirdi.


DÜNYA ENERJİ KONSEYİ'NDEN DESTEK

Teknolojisi gelişmiş ülkelerde hidrojenin suyun elektroliziyle elde edildiğine işaret eden Kamışlı, 'Bunun haricinde alternatif deformasyonlarla, mesela doğal gazla, kömürle hidrojen elde edersiniz, suyu ayrıştırırsınız. Benim sistemimde, alüminyum ve bor gibi maden atıklarını kullanarak suyu ayrıştırıyorsun, hidrojeni elde ediyorsun. Devletin ve üretim tesislerinin zehirli ve tehlikeli madeni atıkları, çimento ve demir fabrikalarında bertaraf edilen atıkları ya da kayıt dışı olarak araziye dökülen atıkları enerjiye çeviriyorum. Bununla ilgili birçok üniversite ve Türkiye Hidrojen Araştırma Merkezi ile müşterek çalışmalarım oldu. Dünya Hidrojen Enerjisi Konseyi Başkanı Prof. Dr. Nejat Veziroğlu da üretim şekliyle yeni bir buluş olduğunu bildirdi' dedi.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'nın kendi projesini sanayi-devlet iş birliğiyle destek kapsamına aldığını anlatan Kamışlı, 'Buluşum, 18 Nisan 2013 tarihinde Enerji Bakanlığı ile yapılan toplantıda, atıkların bertarafı ve Türkiye'de hidrojen enerjisinin eldesi olarak desteklenen en iyi projelerden biri kabul edildi. İstanbul Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliğinin 2012 yılında düzenlediği 'Metalik Fikirler Ar-Ge Proje Pazarı' yarışmasında 'metal ve cevherlerin (alüminyum, demir, bor gibi) atıklarının değerlendirilmesi ve enerji üretilmesi' projesi olarak üçüncü oldu. 2010 yılında Gaziantep'te yapılan sempozyumda bu sistem TÜBİTAK tarafından Türkiye'nin en iyi 8 projesinden biri seçildi. Çalışmalarımda üniversitelerden büyük destek gördüm, bana kapılarını açtılar' diye konuştu.


'HAYATA GEÇERSE ENERJİYE YÜZDE 20-25 KATKISI OLUR'

Kamışlı, hidrojen enerjisinin elektrik üretiminde, araç yakıtlarında, ısınmada, her türlü gaz motorunda rahatlıkla kullanılabildiğini, ABD, Rusya, İngiltere gibi gelişmiş ülkelerin uzay çalışmalarında da kullandıklarını kaydetti. Bir litre hidrojenin 5 litre petrol türevi yakıta muadil olduğunun altını çizen Kamışlı, 'Şu an dünya birim fiyatı olarak hidrojenin metreküpü 25-30 lira civarında. Ben bu sistemle hidrojen enerjisini çok çok ucuza, 50 kuruş ile 1 lira arasında bir maliyetle üretiyorum. Üniversitelerdeki ilgililer kar marjı olarak devlete bire 9 katlayacağını, katma değer olarak devletin patentten büyük gelir sağlayacağını söylediler. Bu enerji türü ülkemizde hayata geçsin istiyorum. Hayata geçerse ülkemizde yüzde 20-25 enerjiye katkısı olur. Çünkü tehlikeli atıklarla çalışıyor. Bu atıklar pastörize oluyor, fermente kazanında reaksiyona giriyor' ifadelerini kullandı.


100 LİTRE BENZİN ENERJİSİ 10 LİRA

Projesine yurt dışından da ilgi olduğunu, birçok bilim adamının kendisiyle görüştüğünü anlatan Kamışlı, 'Geri dönüşümü olmayan metal ve cevherlerin atıklarının değerlendirilerek hidrojen gazı üretilmesiyle ülke ekonomisine büyük katkı sağlanacağını düşünüyorum. Ben şov yapma ya da pazara çıkarma niyetinde değilim. Şu an başvuru yapsam zaten dış ülkelere giderim. Bu ülkemde hayata geçsin, ülkemin olsun istiyorum, amacım budur. Bu sistemle 100 litrelik bir benzin enerjisini 10 liraya üretebiliriz. Bu mübalağa değil, gerçektir' dedi.


"BAZILARININ RAHATI KAÇIYOR"

"Bu buluş yüzünden bazılarının rahatı kaçıyor" diyen Kamışlı şunları söyledi: 

"Ben bu çalışma sebebiyle 125 ve 160. maddeden yargılandım. Bazı elçiliklere çağrıldım. Vatandaşlık başvurusu yapmamı istediler. Hatta bir elçilik Enerji Bakanlığı toplantısına katılmak istedi fakat kabul edilmedi. Dışarıdan gelen bilim adamları bizlerden bir şey alıp götürmeye geliyor. Bazı projelerin güvenliği yok. Benim projemin de güvenliği olduğuna inanmıyorum. Bu projenin Türkiye'de kalmasını istiyorum, fakat başıma etik olmayan olaylar geliyor. Maddi ve manevi baskılar ve etkisizleştirmeyle karşılaşıyorum. Bu konuda saldırıya da uğradım. Kıbrıs'ta Cumhurbaşkanı Eroğlu'nun yemeğinden 1 saat önce kaldığım yerin camları kırıldı. Bu konuyu Kıbrıs'ta ülkemin imajı sarsılmaması için gündeme getirmedim. Maalesef o saldırıyı yapan da Türkiye'den bir bilim adamıydı."

1 Mayıs 2014 Perşembe

Zsa Zsa Gabor,anilar ve Atatürk



Televizyon kanallarında padişahların cinsel hayatı tartışırken, internette ise bambaşka bir tartışma başladı ve Atatürk'ün cinsel hayatı mercek altına alındı.
İnternetteki tartışmalar ise, Atatürk ile 15 yaşındayken 5 yıl boyunca birlikte olduğu ve bugünlerde bacağı kesileceği açıklanan ünlü yıldız Zsa Zsa Gabor üzerinden yürüyor.
Zsa Zsa Gabor'un hayatını anlatan ve hatıralarına yer verilen 1991 yılında yayınlanan One Lifetime is not Enough isimli kitapta Atatürk ile yaşadığı cinsel deneyim, tartışmaların ana konusunu oluşturuyor. Tartışmalarda, Tarihçi-Araştırmacı Cezmi Yurtsever'in sitesinde yayınladığı kitaptan alıntılanan Aatatürk'ün cinsel yaşamıyla ilgili bölüme yer veriliyor.
'ATATÜRK'E 15 YAŞINDA BEKARETİMİ VERDİM'
Zsa Zsa Gabor, Cezmi Yurtsever'in sitesinde yer alan kitabın o bölümünde, Atatürk'le ilk gününü ve yaşadığı cinsel deneyimi şöyle anlatıyor;
"Açılan büyük bir kapının ardından içeriye girdim.Heyecandan kalbim deli gibi çarpıyordu.Mermer taşla döşenmiş yoldan geçerek bahçe içindeki eve doğru yöneldim. Çok büyük bir zeytin ağacı evin girişini gölgeliyordu. Hipnotize olmuştum. Üst kata çıktım. Atatürk el işlemesi geniş bir gürgen koltuğa oturmuştu. Arkası bana dönüktü.Yanındaki masa üzerinde duran nargilesini içiyordu.
Kemal Atatürk, Tanrı'nın insanlığa ender gönderdiği bir kurtarıcı, politika ustası ve korkusuz bir savaşcıydı. O yarı insan yarı tanrıydı. Orta yaş döneminde dahi Atatürk'ün seks aktiviteleri yakın çevresi tarafından biliniyordu. Bakırımsı kırmızı renkli kadife koltuğa- yanına- oturmamı söyledi.Büyülenmişcesine Atatürk'ün emrini yerine getirdim.Nargilesinin hortucunu bana doğru uzattı ve içmemi söyledi.Dumanı içime çektim.Diğer elinde tuttuğu rakıyı yudumlayarak içtim.
Atatürk ile beraberliğimin bundan sonrasını ilk defa açıklıyorum. Dans eden dansözlerin odadan çıkmalarını istedi.İkimiz baş başa kalmıştık. Henüz 15 yaşındaydım. Çocuk denecek kadar genç sayılırdım. Atatürk 56 yaşında olgun bir erkekti. Buna rağmen ürküntü duymuyordum.
Rakının verdiği sarhoşlukla olsa gerek kendimi rüyada hissediyordum. Atatürk'e bekaretimi verdim. Atatürk benim ilk erkeğimdi. Şeytani bir çekicilikle, benimle deliler gibi sevişti. O, genç bir kadının nasıl mutlu edileceğini çok iyi biliyordu. Atatürk, aklıma her geldiğinde O'nun tüm kadınları doyuma ulaştıracak gücü olduğunu düşünürüm. Atatürk, profesyonelce sevişen bir tanrı, bir kraldı."
ZSA ZSA GABOR KİMDİR?
Gabor, Tatar bir ailenin kızı. Budapeşte'de kalabalık bir ailede doğdu. Güzelliğinden dolayı daha 13 yaşında Macaristan güzellik kraliçesi oldu. 1930'lu yıllarda Atatürk ile tanıştı ve 5 yıl boyunca birlikte oldular. Atatürk öldükten sonra 1949 yılında George Sanders ile evlendi ve 1954 yılında boşandı.
Gabor, Hollywood'a geldikten sonra da döneminin en güzel ve çekici kadınlarından biri olarak anıldı. 1958 yılında "En Göz Alıcı Aktris" kategorisinde Altın Küre'yi kazanan Gabor'un, Televizyon kategorisinde Hollywood Ünlüler Kaldırımı'nda yıldızı bulunuyor.
Zsa Zsa Gabor'un hayatı ve hatıraları 1991 yılında yayınlandı ve Gabor, One Lifetime is not Enough isimli kitapta Atatürk ile olan ilişkisini anlattı.
Şu anda 93 yaşında olan aktrist, geçtiğimiz hafta hastaneye kaldırıldı ve bacağındaki büyük yaranın kangrene döndüğü belirlendi. Ünlü yıldızın sağ bacağının dizden aşağısı önümüzdeki günlerde kesilecek