Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2016 Pazar

Türkiye şerefimizdir

Kardavi:+T%C3%BCrkiye+%C5%9Ferefimizdir

10'dan fazla Arap ülkesinin vatandaşlarının organize ettiği "Teşekkürler Türkiye" festivalinin ikinci günü İstanbul Gönen Hotel'de gerçekleşti. Arap aleminin tanınmış alimleri ve akademisyenlerinin katıldığı festivalde düzenlenen sempozyumlarda İslam aleminin sorunları tartışıldı, Türkiye'ye teşekkürlerini sunan katılımcılar dinlendi.
ONU BİZ AYAKTA TUTACAĞIZ
Hasta olmasına rağmen festivale katılan Dünya Müslüman Alimler Birliği Başkanı Yusuf el-Kardavi, "Bugün buraya Müslüman ve Arap halkları adına geldik. Bugün teşekkürlerimizi sunma, var gücümüzle ona destek olma günü. Eğer Türkiye'yi ayakta tutarsak kendimizi ayakta tutmuş olacağız" diye konuştu. "Bugün Türkiye günü için, İslam günü için burdayız, Müslümanlar için burdayız. Türkiye'ye teşekkür borcumuzu yerine getirmek için burdayız" diyen Kardavi, "Bugün tüm teşekkürlerimizi Türkiye'ye sunma günü" dedi.
 
NEREDE MAZLUM VARSA TÜRKİYE ORADA
Türkiye'nin savaştan kaçan mültecilere sınırsız nimet ve hizmet sunduğunu söyleyen Kardavi, "Türkiye bizim şerefimizi ve izzetimizi taşıyor. İslam tarihinde gelmiş geçmiş en izzetli ülke Türkiye'dir. Türkiye, tarih boyunca İslam hizmetkarı olan nadir ülkelerden birisidir. Eğer bir mazlumun yardıma ihtiyacı varsa Türkiye hep onun yanında olmuştur" ifadelerini kullandı.
 
KİM KARŞILIKSIZ KAPILARINI AÇAR?
Türklerin tarihten bu yana İslam için çalıştığını belirten Kardavi, "Türkler kadim dönemlerden itibaren gerek siyasi, gerek dini, gerekse kültürel anlamda dirençli, güçlü ve cesur bir tavır ortaya koydu. Osmanlı zamanında yapılan okullar bile halen insanlığa eğitim vermeye devam ediyor. Bugün Türkler İslam'ın bayraktarlığını yapıyor. Türkiye savaştan, katillerden kaçan insanlara kucağını açtı. 3 milyon mülteciye bakıyor. Sorarım size kim bu kadar mülteciye karşılıksız kapılarını açtı?” şeklinde konuştu.
 
İNKAR EDEN NANKÖR OLUR
Kardavi, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye'nin İslam'ı savunmadaki rolü büyüktür. Erdoğan Müslümanların ve İslam'ın umududur. O Kur'an'ın, sünnetin, akidenin, şeriatın ve ahlakın adıyla çalışıyor. O milyarlarca Müslüman için tüm bunları yapıyor, onlara öncülük ediyor. Bunu kim inkar ederse en büyük nankördür. Eğer kim ki Türkiye'nin İslam'a karşı yaptığı büyük hizmetleri inkar ederse karşısında Recep Tayyip Erdoğan'ı bulur. Ona 'terör' dediklerinde 'hayır' diye bağırır, ona 'savaş' dediklerinde 'hayır' diye bağırır. O zalimlere daima 'hayır' der. 70 milyon Türk halkı var ki, İslam aleminin iyiliği için çabalar durur." (Yeni Şafak)
Wulff%E2%80%99tan+d%C3%BCnyaya+ders+gibi+s%C3%B6zler
Almanya eski Cumhurbaşkanı Wulff, "Bu kadar çok Türk kökenli askerimiz olmasaydı ordumuz bu kadar etkin olmazdı. Medyada, kültür alanında çok sayıda Müslüman göçmen aydın ülkemizi savunuyor ve temsil ediyor." dedi.
Görevde bulunduğu sırada "İslam Almanya'ya da aittir" sözüyle yoğun bir tartışma başlatan Almanya'nın eski Cumurbaşkanı Christian Wulff, Almanya'da akredite olan Yabancı Gazeteciler Cemiyetinde düzenlenen toplantıda, küreselleşme, terör ve savaşlardan kaynaklanan korkulardan dolayı çok sayıda ülkede artan bir milliyetçiliğin görüldüğünü belirtti. 
 "Kim, 'Almanya'da, Avrupa'da İslam'ı istemiyorum' derse, anayasaya karşı hareket etmiş olur"
Avrupa topraklarında dini sebeplerden dolayı çok savaşlar yaşandığını ve çok kan aktığını anımsatan Wulff, "Kim, 'Almanya'da, Avrupa'da İslam'ı istemiyorum' derse, anayasaya karşı hareket etmiş olur" dedi.
Medeniyetler çatışması yerine birlikte yaşamaya ihtiyaç duyulduğunu vurgulayan Wulff, bunun bir insani görev olduğunu ve bu tartışmanın Almanya'da yapılması gerektiğini belirtti.
Wulff, 2010'da sarf ettiği "İslam Almanya'ya da aittir" ifadesinin ardından ülkede yoğun tartışmalar yaşandığına işaret ederek, "Eleştiriler oldu. Bazıları Müslümanlar aittir ama İslam değil diye ifadeler kullandı. Hayır, 3 milyon Müslüman ülkemizde yaşıyorsa o zaman onlar bu ülkede dinleriyle birlikte aitler ve inançları, İslam din dersi, imamların yetiştirilmesi ve merkezi yerlerdeki camileriyle buraya dahiller" dedi.
Almanya'da anayasayı savunan çok sayıda Müslüman'ın yaşadığına da dikkati çeken Wulff, "Bu kadar çok Türk kökenli askerimiz olmasaydı ordumuz bu kadar etkin olmazdı. Medyada, kültür alanında çok sayıda Müslüman göçmen aydın ülkemizi savunuyor ve temsil ediyor" ifadelerini kullandı. 
Camiler Müslümanların paralarıyla yapıldı
Wulff, Almanya'daki camilerin finansmanı konusunda görüşlerini dile getirerek, ülkedeki çok sayıdaki caminin Müslümanların maaşlarından tasarruf ettiği paralarla inşa edildiğine dikkati çekti.
Türkiye’den gelen imamların ve Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) cemiyetlerinin görünür bir şekilde terörden uzak olduklarını vurgulayan Wulff, Müslüman Türk cemiyetler ile DAEŞ terörizmi arasında herhangi bağı bilmediğini ifade etti.

20 Temmuz 2015 Pazartesi

Çinli iş adamından büyük iddia: 5 yılda herkes yiyecek

İngiltere'nin başkenti Londra'nın en işlek merkezlerinden olan Picadiliy'de, 'İstanbul Pide Salonu Babaji'yi açarak pideyi dünya markası yapmak için kolları sıvayan Yau, kısa bir sürede Türk ve İngiliz medyasının da ilgi odağı oldu.


BÜYÜK İLGİ GÖRDÜ, DUBAİ'YE AÇILIYOR
Londra'da gördüğü yoğun ilgiden sonra Dubai'de de yakın bir zamanda şube açacaklarını ifade eden Yau, “Londra her anlamda dünyanın merkezi oluğu için markacılığa büyük değer katıyor. Amerika, İtalyan pizzasını dünyaya tanıtması için yardım etti. Pide de aynı konsepte sahip. Dünya markası olarak kabul edilmesi ve aynı popülariteyi yakalamaması için hiçbir sebep yok'' diye belirtti.


HEP BİRLİKTE BAŞARACAĞIZ
Pide'nin bir dünya markası olması için daha az etnik görünmesi ve aynı zamanda Türk otantikliğini koruması gerektiğini ifade eden Yau, “Pideyi kısa sürede global bir marka yapmayı hedefliyorum. Bunu ben başlattım ancak birçok girişimci gelişiminde rol oynayacaktır. Bu konuda ne kadar başarılı olacağımızı zaman gösterecek, ancak eğer pizzayla bu başarılmış ise aynı konseptte olan pidenin benzer ilerlemeyi göstermemesi için hiç bir sebep yok. Londra'da yapmak çok zor. İyi malzeme bulmak her zaman Türkiye'deki gibi kolay değil ancak, pizzadan öğreniyor ve bazı şeyleri geliştiriyoruz” dedi.


DUBAİ'YE YENİ ŞUBE
Londra'da gördükleri ilgiden çok memnun olduklarını ifade eden Yau, “Amacımız kısa sürede hem Londra'nın başka bölgelerinde hem de dünyanın başka şehirlerinde şubeler açmak. Yakın bir zamanda Londra'da bir şube daha hazırlığı içindeyiz. Ayrıca Dubai için tüm hazırlıklarımızı tamamladık yılbaşında açıyoruz. İçkisiz bir konseptte Dubai'de İstanbul Pide Salonu Babaji ile Pideyi tanıyacak.” dedi.


“TÜRK RESTORANLARI TEKNOLOJİYİ DAHA FAZLA KULLANMALI”
Dünyada yemek sektörünün hızla geliştiğini ve bu hıza ayak uydurmak için Türk restoranlarının otantikliğini korumak şartıyla, daha profesyonel bir yaklaşım içine girmeleri gerektiğini ifade eden Yau, “Türk restoranlarında da elemanlar ve teknoloji daha profesyonel bir ortama taşınmalı” dedi.


20 SAAT BİR YEMEĞİ TATMAK İÇİN SEYAHAT EDİYOR
Kendisini sağlıklı hayat, yemek ve spiritüel gelişime adayan Alan Yau, bazen sadece yeni bir yemek tatmak için 20 saat uçak yolculuğu yapıyor. Yeni yemekleri ve kültürleri keşfetmeyi sevdiğini söyleyen Yau, İstanbul'un favori şehirlerinden biri olduğunu ifade ederek, “İstanbul'daki enerjiyi ve kültürü çok seviyorum. İstanbul inanılmaz bir şehir ve büyük bir enerji barındırıyor” diye konuştu.


Son zamanlarda Japon yemeklerinin favorisi olduğunu da söyleyen Yau, Japon yemeklerinin kalitesi, kullanılan malzemeler ve Japonya'da her şeyin sezonunda tüketilmesi nedeniyle Japon mutfağını sevdiğini söyledi.


EN ÇOK PASTIRMALI PİDE SATILIYOR
Babaji'da sucuklu, kıymalı, peynirli, pastırmalı pidenin yanı sıra kuru fasulye, hünkar beğendi, hamsi tava, köfte gibi popüler Türk yemekleri de menüde yer alıyor. İnce belli bardakta Türk çayı, ayran, gazoz ve  kömür ateşinde pişen Türk kahvesi de büyük ilgi görüyor.  Son olarak menüye vişneli sütlaç da konuldu.

17 Mart 2015 Salı

Küçük bir sisal!



Biraz sağa sola kulak kabarttığınızda hemen hemen herkes "Türkiye nereye gidiyor?", "Türkiye nereye sürükleniyor?", "Faiz inecek mi, dolar çıkacak mı?", "Ekonomik kriz olacak mı?" ya da "Suriye başımıza dert açacak mı?" gibi onlarca sorunun cevabını arıyordu!
Bir de yaşadığı ülkede MEDYA gerçekleri göstermek değil de DERS VERMEKderdindeyse durum iyice karmaşık bir hal alıyordu!
Geleceğini bu topraklara bağlayanlar haklı olarak cevap istiyordu!
Ama kafaların da karıştığı muhakkak!
Bir de ÜST AKIL konusu vardı!
Belli ki televizyonlar gazeteler yetmiyordu! Doyurucu olmuyordu!
Bugün biraz biz de bu işe girelim...
Bakalım AKLIN altında üstünde kim vardı!


Önce güzel bir hikaye...



Dünyada tüketilen SİSAL'in büyük kısmı Meksika ile Antil Adaları arasındakiYAKUTAN'da yetişirdi... SİSAL, kenevire benzeyen, büyük yapraklı, bol elyaflı dokuma sektöründe kullanılan bir bitkiydi... Dediğim gibi, bu bitki sadece YAKUTAN'daüretilirdi! Taşlı, sert ve faydalı organik maddesi az toprağa bayılırdı! Amerikalı bir şirket bu bitkiye duyduğu ihtiyacı kolayca karşılamak ve daha çok kazanmak için tohumlarını alıp FLORİDA'da yatırıma girişti.
Özenle seçilen mükemmel bakımlı arazi tohumlara kucağını açtı! Bitki kısa zamanda serpilip büyüyünce şirket sahipleri bayram yaptı! "Yaşasın artık Yakutan çöktü!" diyerek egemenliklerini ilan etti...
Tabii zamanı geldiğinde mahsul biçildi. İşlenmek için fabrikaya götürülen bitkiler inanılmaz güzel görünüyordu!
Şirket sahipleri sevinçten havaya uçuyordu! Makinalar dönmeye başlayıncaYAPRAKLAR IN arasında bulunması gereken ELYAFTAN eser yoktu!
Sevinçleri kursaklarında kaldı!
Pes etmediler! Araştırdılar!
Sonuç yıkımdı! Çünkü bu bitki RAHATI hiç ama hiç sevmiyordu! SİSAL zorlukları yendikçe büyüyor, sert toprak, soğuk rüzgar ve sıcak güneşle mücadele ettikçe KENDİoluyordu!
Bulunduğu coğrafya ona güç ve karakter veriyordu! Orada yaşarsa verimli oluyor, orada yaşarsa SAVAŞLAR I kazanıyordu! "Türkiye nereye gidiyor?" diye soranlara küçük birSİSAL!
Tabii anlayana!
Bu küçük misalden sonra asıl konumuza gelelim... ÜST AKIL! Bakın bu cevabı kimse doğru ve net biçimde veremez! Vermez! Kabul edelim ki burası TÜRKİYE...
Herkesin kesinlikle biriyle ya da birileriyle ÇIKAR ilişkisi vardı! Bu yüzden lafı gevelemeye bayılırlardı! Biraz da bilgi eksikleri olduğu için, gazetecilik dışında işlere soyundukları için, kalemden koptukları için cevap kolay kolay bu medyadan çıkmaz, çıkamazdı!
Ne zaman yazdığımı hatırlamıyorum ama yazmıştım! Çok önemli bir dostum, devletin kendisine verdiği çok kritik bir görevi yerine getirirken yıllar önce YABANCI ve ÖNEMLİbir kişiyle PERA 'da buluştu! Konu bizim anlamakta ve anlatmakta zorlandığımız ÜST AKIL meselesiydi! Gelen yabancı benim çok değer verdiğim dostuma kritik bir soru sordu: "..... ailesini büyütmek istiyoruz!
Türkiye'deki güveneceğimiz bunlar olsun! Fikrin önemli. Sen ne dersin?" 
Aslında bu soru DOSTUMUN cevabını da beraberinde getirmişti! ÇOK ÖNEMLİ YABANCIYLA yapılan görüşmede aslında dostumdan cevap değil alınan karara uyması isteniyordu!
Bunu çok rahat anlayacak kadar akıllı biriydi! Bence olağanüstü biriydi!
Dostum sessiz kalarak ONAY verdi! O günden sonra Türkiye'nin kontrolü nefes alınacak kadar yer bırakmadan bunlara geçti! Ve PARA da buna göre sahiplerini buldu! Herkesin bir rolü vardı! İstemeden de olsa YANLIŞ yapan giderdi!
Gidiyordu da!
Ancak bizler, kendi halinde yaşayan insanlar, bu gerçeği bilmiyorduk! Devlet adamlarına saygı duyuyor, güveniyor ve her şeyin onların kontrolünde olduğunu sanıyorduk! Oysa defalarca söylediğim gibi PARAYI bilmiyorduk! Para yoksa sözün de yoktu! Ne yazık ki Türkiye bu gerçekle buluşmak istemiyordu!
Filmlerimizde, tiyatrolarımızda, kitaplarımızda, gazetelerimizde, programlarımızda bu yoktu! Oysa her şey çok açıktı! Tabii görene! Mesela... İstanbul cemiyet hayatının çok saygın bir ailesi vardı. Eşi, oğlu ve geliniyle birlikte yaşadığı ihtişam gazete ve dergilerde sayfalarca yer alırdı... Dededen zengindi! Çocukluğunda okula Mercedes'le giderdi! Şehzadelerden daha lüks bir hayatın içine doğmuştu! Nerede muhteşem bir parti varsa bunlar oradaydı!
Çocukluğu ve iş hayatının ilk yılları Ankara'da geçti. Ankara Üniversitesi İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'ni bitirmek üzereyken terk etti!
Çok sevdiği dedesi vefat etmişti!
İstanbul'a gelip yerleştiğinde yıl 1985'ti...
Toptan gıda işine girdi!
Ancak bir dönem Türkiye'nin en zenginlerinden olan dedesi Ali Haydar Albayrak'tan miras kalan çok miktardaki gayrimenkulle sörf yapıyordu!
Dede, 1950'li yıllarda Türkiye ihracatının YÜZDE 15'ini tek başına yapıyordu! Torun, müteahhit olarak işleri büyüttü! Kazandığını arsaya, borsaya ve aldığı yeni fabrikalara yatırdı!
Parasının miktarını bilmiyor, sorduklarında net rakam veremiyordu!
Herkes gibi o da BANKA işine girdi!
İş hayatındaki en yakın dostlarından biri Cavit Çağlar'dı. Moris Sadioğlu, Vedat, İsak, Zeki Moreno ve Rober Susar gibi Musevi cemaatinden önde gelen işadamları da arkadaşlarıydı.
Musevi iplik tüccarı Nesim Malki'yi de iyi tanırdı! Malki öldürülünce, bankasına talip oldu! Kıbrıs'taki Tunca Bank'ı da satın aldı!
Ama öncesi de vardı...
Eurocredit Bank ismiyle Ali Rıza Çarmıklı'ya ait tek şubeli bir banka olan Yurtbank'ı istedi! Bir ortakla aldı! İsmi Yurtbank olarak değiştirilen bu bankanın bütün hisseleri 1997'de kendisine geçti. Çöküş başladığında ise ortada tam anlamıyla bir dram vardı!İki yıl sonra 1999'da bankasına el konulduğu tarihte kişisel servetini anlatırken; "Üzerime ve sahip olduğum şirketlere kayıtlı şu anda tek tek sayamayacağım menkul, gayr-i menkul, fabrika ve birçok projelerim mevcut. Kayıtlar incelendiğinde bunlar daha net olarak ortaya çıkacaktır.Ama benim bildiğim, üzerime kayıtlı olan bu mal varlığım yaklaşık 1.5 milyar dolar civarında" diyordu...
Sadece serveti gitmedi! Biricik oğlu da öldürüldü! Acının en büyüğünü yaşadı!
2000'de tutuklandı ve cezaevine konuldu!
Elleri kelepçeli olarak hakim karşısına geçerken paralarını kaybedenlerden işittiği hakaretleri hiç unutmayacaktı!
34 yıl hapis cezası alırken adeta haykırıyordu: "Devlet mallarımın satışını bana bıraksın, herkese parasını hemen vereyim..."
Hikaye çok ama çok acıydı!
Paranın mutluluk getirmediğini anlatan en iyi örnek bu aileydi!
Başkaları da vardı! Ama DOSTUMUN sessiz kalarak onay verdiği o AİLEYE ve mensuplarına kimse bir şey yapamıyordu! NEDEN? 34 yıl ceza alan bu dededen zengin işadamı videolu ifadesinde Türkiye'nin üzerinde durmadığı bir olayı açıklıyordu!
Çok az kişi bu konuda yorum yaptı! Oysa Türkiye'nin ŞİFRESİNİ KIRIYORDU! Belli ki"Ben gidiyorsam siz de geleceksiniz!" diyordu! Ama öyle olmuyordu! Peki, ne diyordu görüntülü ifadesinde... "Bizler 18 büyük aileyiz. Hepimizin bağlı olduğu bir başkanımız var. 18 büyük aile bir havuz oluşturduk. Tüm ekonomi bunların elinde toplanıyor.
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nı manipüle eden kişi bizim bağlı olduğumuz başkanımızdır... Tokyo Borsası'nda 800 milyon dolar kaybetti, bana mısın demedi."
Ya böyle işte!
Bu BAŞKAN da o ailenin yani seçilmiş ailenin değerli bir üyesiydi!
Toplumdaki karşılığı çoktu! Cemiyet hayatının vazgeçilmez isimlerindendi! AİLENİNgücünü hisseden ve hissettiren biriydi! İLİŞKİLERİ denizleri aşacak kadardı! Fransa ayağı mühimdi!
Ama Rothschildler'le bağlantısını yazan çizen yoktu! Keza ailenin de bu ilişkilerini kaleme alan yoktu! PARA YI takip edip, gücü keşfe çıkan kimseler ortada görünmüyordu! Ama okullarda ezberle çocuklarımız papağana dönüyor, gerçekle buluşmaları engelleniyordu!
Bunlara karşı çıkan hiçbir siyasetçi de olmadı, olamadı! Erdoğan hariç! Kavga bu!
Paradan çok, gücü paylaşmak istemiyorlardı!
Yazılı mıydı bunlar? Değildi ama bilen bilirdi!
Parayı taşıyanların BAĞLI olduğu merkezle milletin kavgasıydı bu!
Anlayana tabii...
Şimdiye kadar bunları yenen olmadı!
Sadece Erdoğan durdurabildi!
Bakalım bundan sonra ne olacak?
Benden bu kadar!
Kalanını da umarım başkaları anlatır!
Umarım!

6 Mart 2015 Cuma

F4 lerde Israil süphesi


10 günde 3 kez düşen F-4 savaş uçakları akıllara bir sürü soru işareti getirmeye başladı. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK), 54 adet F-4'ü 632 milyon dolar (1,643 milyar TL) ödeyerek modernize ettirdiği dönemde (1998-2003) İsrail'in kendi bünyesindeki F-4'leri hurdaya ayırdığı biliniyor. İşte ne olduysa bu tarihten sonra oldu. Türkiye'de 2002 yılından bu yana, yani modernizasyonun ardından toplam 12 adet F-4 savaş uçağının düştü. En dikkat çeken nokta ise düşen uçakların tamamının İsrail'de elden geçirilmiş olması.

İSRAİL'E, "TANESİ 11 MİLYON 700 BİN DOLARA" MODERNİZASYONLARI YAPILDI

Modası geçmiş, dünyanın artık F-4'leri hurdaya ayırdığı bir dönemde uçak başına 11 milyon 700 bin dolar (30.4 milyon TL) ödeyerek yaptırdığımız modernizasyon sonrası uçakların peş peşe düşüşü o dönemde yapılan askeri anlaşmaları bir kez daha gündeme getiriyor.

DEMİREL İSRAİL'DE HANGARLDA İNCELEMİŞTİ

Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in övünerek bahsettiği, hatta 1998 yılında İsrail'e yaptığı bir ziyarette bizzat hangarlarda incelediği F-4 modernizasyon projesi kapsamında elden geçirilen uçakların peş peşe düşmesi, "Dünyanın hurdaya ayırdığı uçakları biz neden hala uçuruyoruz" sorusunu gündeme getirdi.

AMERİKA 19 YIL ÖNCE HURDAYA AYIRDI

İlki 1958 yılında Amerikan McDonald Douglas firması tarafından üretilen F-4'ler ilk defa 1960 yılında Amerikan donanmasında kullanılmaya başlamış. Amerikan ordusu, özellikle Vietnam savaşında kullandığı F-4'leri tam 19 yıl önce 1996 yılında hurdaya ayırmış. Bu güne kadar 5 bin 195 adet üretilen F-4 savaş uçaklarını İsrail de 2004 yılında hurdaya ayırmış. F-4'ler Türkiye dışında; ABD, İsrail, Avusturya, Mısır, Almanya, Yunanistan, İran, Japonya, Güney Kore, İspanya ve İngiltere orduları tarafından da kullanılmış.

13 YILDA 15 PİLOT ŞEHİT OLDU

2002 yılından bugüne kadar ülkemizde yaşanan F-4 uçağı kazalarında 15 pilot şehit oldu. Meydana gelen F4 kazaları şunlar:
"10 Ocak 2002: Sivas Gürün'de 173. Filo'ya ait iki F-4 çarpıştı, pilotlar fırlatma koltukları ile uçaklardan atladı.
9 Ocak 2003: Malatya'da 173. Filo'ya ait iki F-4 kol uçuşu sırasında birbiriyle çarpıştı. Olayda Yzb. Fazıl Taştan, Yüzbaşı Ali Rıza Sadak, Üsteğmen Semih Desticioğlu ve Üsteğmen M. Fatih Ongun şehit oldu.
22 Haziran 2005: Malatya'da düşen RF-4E uçağında Yüzbaşı Mustafa Akyüz ve Pilot Üsteğmen Melih Çelik atlayarak kurtuldular
17 Mart 2009: Konya'da askeri eğitim uçuşu yapan F-4 düştü, 1 pilot şehit oldu 1 pilot yaralandı.
3 Ekim 2011: 173. Filo'ya ait F-4, Konya'da yapılan tatbikatta düştü. Kazada Binbaşı Serdar Kandemir ve Üsteğmen Engin Kayadibi şehit oldu.
22 Haziran 2012: 173'üncü Filo'ya ait F-4 uçağı Akdeniz açıklarında Suriye tarafından atılan füze ile düşürüldü. Kazada Yüzbaşı Gökhan Ertan ile Teğmen Hasan Hüseyin Aksoy yaşamını yitirdi
30 Eylül 2013: Sivas'ın Kangal ilçesi yakınlarında düşen 173. Filo'ya ait F-4 uçağında Binbaşı Serdar Çeliker, Yüzbaşı Fatih Tüm atlayarak kurtuldu.
24 Şubat 2015: Malatya'dan havalanan ikili RF-4 kolu havada çarpıştı. Uçakta bulunan dört pilot hayatını kaybetti.
05 Mart 2015: Konya'da F-4 eğitim uçağının düşmesi sonucu Hava Pilot Kurmay Binbaşı Mustafa Tanış ile Hava Pilot Yüzbaşı Mustafa Delikanlı şehit oldu"

18 Ocak 2015 Pazar

Türkey Türklerinmi?



Kasım 1908...
Meşrutiyet ilan edileli üç ay olmuş.
İstanbul'da hareketli saatler.
Çünkü yeni bir banka kuruluyor.

Henüz Turkey devleti dünya literatüründe yok.
İstanbul'da National Bank of Turkey'in açılışı yapılıyor.

Bu ülkenin adını taşıyacak harfler önce bankanın tabelasına yazılıyor.
Açılımı ise "Türkiye Milli Bankası"...
Topraklarımızdaki petrolün işletilmesi görevi ise Turkish Petroleum Company'e ait.

Görüldüğü gibi onun adının başında da "TÜRK" var.
Osmanlı imparatorluk sınırları içinde tam yetkili.
O petrolü çıkarıp satacak, gelen para yeni kurulan TÜRK MİLLİ BANKASI'na yatacak. Kulağa çok hoş geliyor.

Bankanın yönetim kurulu başkanlığına atama yapılıyor.
Adı Sir Henry Babington.

İngiltere kraliçesinin Sömürge Bakanlığı'nda Himdistan Genel Valisi olarak görev yapan Lord Elgin'in yanında yıllarca çalışıp pişirilmiş bir beyefendi.

Transvaal Savaşı'nı yöneten kabinede Kraliçe'nin Hazine Bakanlığı'na terfi etmiş.

Artık piştiğine göre "Yeni sömürge" adayına atanması lazım.
İşte tutmuşlar onu bizim topraklara göndermişler.
Adam sömürgeleştirmeden ve PARA'dan çok iyi anlıyor nasılsa.
Adı "TURKEY" olan bankanın başına oturtmuşlar.

Burada gösterdiği büyük başarılar onu gelecekte Bank of England'ın en tepesine kadar taşıyacak.
Yani İngiltere Merkez Bankası başkanlığına...
Yani Rotschild hanedanının bankasına...

İşte bu Sir Babington yönetim kurulu başkanı olduğu TÜRKİYE MİLLİ BANKASI'nın başına bir genel müdür atadı hemen.
O genel müdürün adı da Ernest Cassel'di.

Ernest Yahudi bir işadamıydı ve Kral Edward'ın yakın dostuydu.
Winston Churchill'in da kankasıydı.

Yahudi Ernest'in en büyük özelliği ise büyük bir FİNANSÖR'dü...
Sultan Abdülhamid'in devrilmesi için uygulanan PROJE'de PARA'lar ondan geliyordu. Tam on bin altın vererek içeride HAİNLER satın almıştı.

O hainleri de İngiliz Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Lord Sanderson'la görüşme şerefine gark etmişti.

İşte yerli işbirlikçilerin bastırmasıyla bir petrol şirketi ve bir banka ile girdiler bu ülkeye.

Osmanlı topraklarında petrolün haritasını çıkaran bir Padişah'ı devirdiler.
Bu yapı aynı zamanda Cumhuriyet tarihinde birçok bakanı ve müsteşarı tayin eden yapıdır.

Abdülhamid devrilir devrilmez bu yapı tarafından Said Halim Paşa Sadrazamlığa getirilmiştir.

Said Halim Paşa da Hazine-i Hassa'ya ait olan bütün toprakların işletmesini National Bank of Turkey'e vermiştir.

Yani adı Türk olan, yahudinin genel müdürlüğünü yaptığı İngiliz bankasına.

Yukarıda anlattığım tüm olaylar Süleyman Kayabaşı'nın 6. Baskı yapan "OPERASYON" adlı kitabında yazıyor.

Okuyun ve ağlayın. "Eğer adı TURKEY olan bankanın arşivleri açığa çıkarsa Milli Mücadele'de efsaneleşen bazı isimlerin...

İttihat ve Terrakkici olup bize kahraman diye yutturulan bazı komutanların nasıl hain olduğunu göreceksiniz.

Hain yaftası vurulan subay ve komutanların ise hangi amaçla karşı tarafa sızdırıldığını da anlayacaksınız.

Bu bankalardan hisse ve maaş alan Türkler...
Ve AYDINLAR...

Türklüğünüzden utanacaksınız..."

Aynen böyle yazıyor o kitabın sayfalarında.

Bugün YENİ TÜRKİYE'nin verdiği savaş işte hala içimizde olan bu YAPI iledir.

Tüm operasyonlar DÜNYA ENERJİ BORSASI olma yolunda kaçınılmaz bir sürece giden bu ülkeyi YÖNETME savaşıdır.

Ya biz... Ya da o YAPI ve HİZMETKARLARI...
Karar sizin, bizim, hepimizin!!!

Bekir Hazar


www.yalanyazantarihutansin.org
Öyle ki yahudiler, daha cumhuriyetin kuruluş aşamasından önce gerçekleştirilen Lozan görüşmelerine doğrudan müdahale edebilmek için görüşmelerin yapıldığı şehre kadar gidip Türk tarafını temsil edenlerle irtibat kurmaya çalışmışlardır. Lozan görüşmelerine katılanlardan olan Dr. Rıza Nur, “Hayat ve Hatıratım” adlı eserinde onların müdahalelerinden şöyle söz ediyor: “Bir müddettir İstanbul eski hahambaşı Naum (Haim Naum) bizim otelde (Lozan görüşmeleri esnasında kaldıkları otelde) görülmeğe başladı. Baktım bir gün İsmet’le (İsmet İnönü’yle) görüşüyor. Ne yapmış, kimi vasıta yapmış bilmem. İsmet’e yanaşmış. Yaman yahudi!.. Artık İsmet’ten ayrılmıyor. Yemek zamanını biliyor ya, asansörün yanında bekliyor (yemek zamanını bildiği için tam o vakitte asansörün yanında bekliyor). Derhal İsmet’in koltuğuna giriyor, belinden yakalıyor. O da onun. İsmet’i lüzumu yokken holde dolaştırıyor. Sonra yemek salonunda, İsmet’le şakalaşıyor, gülüyor. Anlaşılıyor ki, herkese: “İsmet benim samimi, teklifsiz arkadaşımdır” diye göstermek istiyor ve gösteriyor. Nihayet bütün yahudi sırnaşıklığı (yapışkanlığı) ile yanaştı. İsmet’in yakasını bırakmıyor. Şimdi odasından da çıkmıyor. İsmet bunu müşavir tayin etti. Yevmiye vermeye de başlamış. Bana da söylemiyor. Heyet-i murahhasa çiftliktir, kullanıyor (görüşme heyetini, bu heyet için tahsis edilen parayı adeta kendi çiftliği gibi kullanıyor). Ne diye kandırdı bilmem, bu sadedil (saf, kolay aldanabilen) İsmet, Yahudinin dolabına girdi. Derken hahambaşını soframıza da aldı. Bu vakte kadar sesimi çıkarmamıştım.
İsmet’e dedim ki: “Bu yahudi de başımıza nereden çıktı? Senin böyle bir yahudi ile laubali görüşmen haysiyetini ve Türk milletinin, heyetinin haysiyetini kırar. Bu kadar yüz verme! Hiç olmazsa herkesin içinde yüz verme!” Bana kızdı.
Herif derken azdıkça azdı. Heyetten şuna buna herkesin içinde kumanda ediyor. Benim önüme geçip önümde yürüyor. İhtimal İsmet benim sözlerimi ona söyledi. Fakat ben durur muyum? Zaten yahudileri hiç sevmem. Hahama önüme geçtiği vakit hakaret ettim ve kolundan tutup arkama çektim. “Bir daha burada yürü!” dedim….
İsmet’e tekrar dedim: “Bu bir yahudidir. Yahudiler çok adi şeylerdir. Bunun kim bilir ne fena işleri vardır? Bundan bir hayır bekleme! Onun tanıdığı muhit yahudi sarraf alemidir.
Hahambaşı İsmet’e bütün İngiliz ve Fransız ricalini tanıdığını, hepsi ahbabı olduğunu, işleri istediği gibi yaptıracağını söylüyormuş. Tabii İngiliz, Fransız ve İtalyan delegelerine de İsmet’in avucunda olduğunu söylüyordu… Lozan muhitinde dolaşıyor, herkese: “İsmet teklifsiz ahbabımdır, sözümden dışarı çıkmaz” diyormuş..”


ARKADAKI RESME DIKKAT!!!


filsitn
Siyon kongresinde alınan kararı uygulamak için Rothschild ailesinin temsilcisi vasfıyla İstanbul’a gelen Theodor Herzl, karşısında hiç beklemediği biriyle karşılaşır. Bu kişi Abdulhamit’tir.
”Ecdadımın kanla aldığı toprakları benden parayla geriye almak mı istiyorsun? Bu topraklar kanla alındı, kanla verilir.” diyerek huzurundan kovar. Bunun üzerine Theodor Herzl tekrar dünyayı yöneten siyonistlere giderek Abdulhamit Han hakkındaki raporunu verir. Raporda “Bu padişah bildiğimiz liderlerden değil. Oluşumumuz hakkında birçok şey biliyor. Sorun teşkil ediyor, icabına bakılmalı.” Bunun üzerine de Abdulhamit’i tahttan indirme kararı alınır.
Alınan kararı uygulamak için seçilen taşeron, Yahudilerin yoğunluklu yaşadığı Selanik’ten Emanuel Karasso’dan başkası değildi. Tabi Abdulhamit için karalama kampanyalarının da ardı arkası kesilmiyordu. Öyle ki Mehmet Akif Ersoy bile Safahat adlı eserinde Abdulhamit aleyhtarlığı yapıyordu.
31 Mart vakasından önce 21 Temmuz 1905’te Yıldız Camisinde cuma selamlığında çıktıktan sonra arabasına doğru ilerlerken şeyhülislam Abdülhamit’in önünü keserek bir kaç konu hakkında görüşüne başvuruyordu. Tam o sırada çok büyük bir patlama oluyor ve ortalık kan gölüne dönüveriyordu. Bu patlama olayı ermenilere ihale edilmişti ve başarısızlıkla sonuçlandı.
31 Mart vakası için Emanuel Karasso’ya italyan bankalarından 400,000 liralık altın verilmiş ve bu altınları 31 Mart vakası için kullanmıştı. Abdulhamit tahttan indirilmesine sebep olacak olan “Hareket Ordusu” adı altında toplanmış bir kaç bin kişilik ayak takımının kanını döktürmemiştir. Ayaklarına kapanan ve “İzin ver, onları sarayın en küçük birliği ile karşılayıp darmadağın edeyim. Zincire vurup huzuruna getireyim” diyen Tahsin Paşa’ya cevaben, “Hayır. Paşa, ben nefsim için bir damla müslüman kanının akmasına razı değilim” demiştir

18 Eylül 2014 Perşembe

Turist gözünden Türkiye 56 saniye


Saniyelerle Türkiye turu
Bir turistin Türkiye turu sırasında yaptığı çekimleri birer saniye ile birleştirmesi sonucu 55 saniyelik bir Türkiye turu ortaya çıktı.
Çekilen görüntülerde Türkiye'nin saymakla bitmeyen güzelliklerinden bazıları görülüyor.
Turist gözünden Türkiye tatili İZLE:

Türk-Çin ortaklığıyla dev yatırım


Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı'nın (BAKA) 2 yıllık girişim ve desteğiyle Çin Hebei eyaletinden bir firma, Türk ortakla birlikte Antalya Organize Sanayi Bölgesi'nde 20 milyon dolarlık yatırımla kurulan fabrikada elektrikli bisiklet, elektrikli yük taşıyıcıları ve elektrikli otomobil ile mini traktör üretecek. İki firma Çin'de çok yaygın olan hızlı makarnanın da üretimini yapacak.

Antalya'da güneş enerjisi sistemleri üzerine üretim yapan Ser-Gün Enerji ile Çin'in Hebei eyaletinden Xingtai Wanhai Investment Group, 20 milyon dolarlık ortak yatırım anlaşması imzaladı. BAKA'nın girişimleriyle oluşan ortaklık, Antalya Yatırım Ofisi'ndeki imza töreniyle resmiyet kazandı. İmza törenine BAKA Genel Sekreteri Tuncay Engin, BAKA Antalya YDO Koordinatörü Alaattin Özyürek, Ser-Gün Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Uğurluel, Xingtai Wanhai Investment Group Yönetim Kurulu Başkanı Liu Mingyu ile Çinli yöneticiler katıldı. 
1 YIL İÇİNDE ÜRETİM BAŞLAYACAK
Ser-Gün Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Uğurluel, Antalya OSB'de 19 bin 500 metrekare alanda kurulum çalışmaları başlayan üretim tesislerinin üç aya kadar tamamlanacağını söyledi. Türkiye ve Antalya için hayırlı olacağını düşündüğü güzel bir anlaşmaya imza attıklarını belirten Uğurluel, yaklaşık 1 yıl içinde toplam 20 milyon dolarlık yatırımın tamamlanacağını açıkladı. Uğurluel, bu anlaşmayla iki ve üç tekerli elektrikli bisiklet, dört tekerli golf arabası şeklinde elektrikli yük taşıyıcıları ve elektrikli binek otomobil üretileceğini kaydetti.
GÜNEŞ ENERJİSİ PANELİ VE HIZLI MAKARNA DA ÜRETECEKLER
Tamer Uğurluel ayrıca Türkiye ve dünyanın çeşitli ülkelerine Antalya'dan pazarlanacak ürünlere ek olarak anlaşma kapsamında güneş enerjisi panelleri ve Çin'de çok yaygın olan kaynamış suda 3 dakikada hazırlanabilen hızlı makarna üretiminin olacağını açıkladı. Uğurluel, çevre dostu bu araçların üretimini gerçekleştirecek olmaktan dolayı mutlu olduklarını ve iki firma arasındaki ortaklığın ileride daha da büyüyeceğini dile getirdi. 
HEDEF 100 MİLYON DOLARLAR
Bu anlaşmanın yatırım planlarının ilk adımı olduğunu dile getiren Xingtai Wanhai Investment Group Yönetim Kurulu Başkanı Liu Mingyu ise ortaklık boyutunu 100 milyon dolarlar, hatta milyar dolarlar seviyesine yükseltmeyi amaçladıklarını ve bu yatırımların da Çin'den Antalya'ya geleceğini açıkladı. 
YATIRIMIN MİMARI BAKA
İki firma arasındaki ortaklığı sağlayan BAKA'nın Genel Sekreteri Tuncay Engin ise BAKA'nın Çin bölgesinde işbirliği açısından ciddi çalışmalar yürüttüğünü belirterek, "Bu yatırım daha başlangıç. Hedefimiz orta ve uzun vadede milyar dolarları bulan yatırımlara ulaşmak. Bu anlaşma kapsamında elektrikli bisiklet, otomobil, mini traktör ve Çin'de çok yaygın olan hızlı makarna üretimleri olacak" dedi. 
200 KİŞİ ÇALIŞACAK 
Antalya OSB'deki 20 milyon dolarlık yatırım, iki firmanın yüzde 50'şer ortaklığında gerçekleşecek. 200 kişinin çalışacağı üretim tesislerinde istihdam edilenlerin yüzde 98'i Türkiye'den olacak. Çin'den mühendis ve teknisyenler görev alacak. İlk etapta yılda 300 adet elektrikli bisikletin yanı sıra, talebe göre elektrikli yük taşıyıcısı ve otomobil üretilecek. Güneş enerjisi panelleri ise 50 megawatt gücünde olacak. DHA

15 Eylül 2014 Pazartesi

Türkiye kendi ilacını üretecek

Türkiye'nin tıbbi cihaz ve ilaçta dışa bağımlılıktan kurtulması gerektiğini belirten Gümüş, bunun için çalışmalar yapıldığını ve gerekli adımların atıldığını ifade etti. Gümüş, 2015 vizyonu kapsamında kurulacak Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığına (TÜSEB) bağlı Biyoteknoloji Enstitüsünde ilaç geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılacağına dikkati çekerek, "TÜSEB'in kurulmasını öngören yasa tasarısı, TBMM Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu'nda kabul edildi. Kanunun çıkmasıyla çalışmalara hız verilecek" diye konuştu.

Yürütülecek çalışmalarla sadece ilaç geliştirilmesinin amaçlanmadığını vurgulayan Gümüş, "Diğer ülkelere de teknoloji satmayı istiyoruz. Bu ayağı da 2015'te tamamlamış olacağız. Bu teknolojiyi, Ortadoğu ve bağımsız Türk Cumhuriyetleri ve Balkan ülkelerine de ihraç etmeyi amaçlıyoruz" açıklamasında bulundu.

Gümüş, enstitünün üniversitelerden hizmet alacağını anlatarak, "Örneğin, robot geliştirilmesi istendiğinde Biyoteknoloji Enstitüsüne başvurulacak. Bütçe ve giderler hazırlanacak, gerektiğinde üniversite ile işbirliği yapılacak" dedi.

"2015 YILININ BAŞINDA ÇALIŞMALARA BAŞLANACAK"

Gümüş, "Türkiye'nin kendi aşısını geliştirmek için yola çıktığını ve ilaç üretimine ağırlık verdiğini" vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Bununla ilgili Yüksek Planlama Kuruluna projelerimizi bu yıl sonuna kadar veriyoruz. Onay aldıktan sonra da ülkede fabrikaların kurulması için 2015 yılının başında çalışmalara başlanacak.

Amacımız, kendi kan ürünlerimizi ve ilacımızı üretmek. İlk etapta biz alım garantileri vererek, ülkede fabrikaların kurulmasını sağlayacağız ve daha sonra yap-işlet-devret modeliyle ülkeye bunları kazandıracağız. İlk etapta yerli ilaç sanayi ile birlikte bir model olacak, daha sonra ise tamamen yerli ilaç sanayisinin gelişmesi için destek sağlanacak."

İLK KANSER İLAÇLARI ÜRETİLECEK

"Kanser ilaçları, antibiyotikler ve kan ürünlerine çok ciddi para harcandığını, bu nedenle ilk çalışmaların bu ürünlere yönelik olacağını" bildiren Gümüş, şöyle devam etti:

"İlk etapta kan ürünlerinin üretimi için çalışmalara başlanacak. Ardından ilaç sanayi peşinden gelecek. Bunların ön çalışmaları yapılıyor. Hangi ilaçların Türkiye'de üretilip üretilmeyeceğine bakılıyor. Bunlar, yıl sonu itibarıyla netleşecek.

SGK'nın ödediği çok büyük çaplı ilaçları burada üreterek hem kolay temin edilebilir hale getireceğiz hem dış ticaret hacmini azaltacağız. Bunun dışında yeni istihdam alanı yaratacağız."

10 Eylül 2014 Çarşamba

Asfalt üretiminde Avrupa'nın zirvesinde


Türkiye Asfalt Müteahhitleri Derneği (ASMÜD) Başkanı Ayberk Özcan, yaptığı yazılı açıklamada, asfalt üretiminde 2012'de Almanya'dan sonra Avrupa'da ikinci sırada yer alan Türkiye'nin, başkanlığını yaptığı Avrupa Asfalt Üstyapı Birliği (EAPA) verilerine göre geçen yıl birinci sıraya yükseldiğini bildirdi.
Türkiye'nin geçen yıl 46 milyon ton asfalt üreterek rekor kırdığını ifade eden Özcan, Türkiye'yi, yıllık 41 milyon ton asfalt üretimiyle Almanya, 35,4 milyon ton asfalt üretimiyle Fransa, 22,3 milyon ton asfalt üretimiyle İtalya, 19,2 milyon ton asfalt üretimiyle İngiltere ve 18,2 milyon ton asfalt üretimiyle Polonya'nın izlediğini kaydetti.
ASMÜD ve EAPA Başkanı Ayberk Özcan, 2013'te üretilen asfaltın 24,4 milyon tonunu Karayolları Genel Müdürlüğünün, 21,1 milyon tonu asfaltı belediyelerin, 0,7 milyon tonunu da il özel idarelerinin kullandığını belirtti. EAPA'ya üye çok sayıda Avrupa ülkesi bulunduğunu vurgulayan Özcan, şöyle devam etti:
"Bu ülkeler dünya asfalt endüstrisine yön veren ülkelerdir. Türkiye'nin tüm ülkeleri geride bırakarak asfalt üretiminde birinci sıraya yükselmesi büyük başarıdır. Elde ettiğimiz bu başarı, ülkemizin asfalt endüstrisinde dünyada artık söz sahibi olduğunun da göstergesidir. Büyük bir deneyim ve donanıma sahip olan ve yüksek asfalt üretimi kapasitesi ile yurt dışına açılan asfalt sektörü ülke ekonomisinin büyümesine de önemli katkılar sağlamaktadır."

25 Temmuz 2014 Cuma

Haksızlığı kabul etmeyen tek ülke Türkiye


Dünyaca ünlü ABD'li düşünür Noam Chomsky, Orta Doğu'da yaşanan son gelişmeler ile İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları hakkında değerlendirmede bulundu.
Tüm dünyanın bugün uluslararası toplumdan çok şey beklediğini ifade eden Chomsky, uluslararası toplumun var olmadığını, sıradan insanlar için bir "aldatma ve yanılsama" olduğunu ifade etti.
Dünya devletleri her şeyi sadece kendi ulusal çıkarıları için yapıyorlar
"Uluslararası toplum" ifadesinin anlamı olmayan boş bir söylem olduğunu belirten Chomsky, "Bugün dünya devletleri, her şeyi sadece kendi ulusal çıkarıları için yapıyorlar. ABD de kendi stratejik çıkarlarından dolayı İsrail'i destekliyor. Ayrıca, Avrupa Birliği (AB) de Gazze'de bugün neler olup bittiğini pek umursamıyor. Arap dünyası derin bir şekilde bölünmüş ve bir şey yapmak için güçsüzdür" diye konuştu.
"Haksızlığı kabul etmek istemediğini açıkça söyleyen tek ülke Türkiye'dir"
Chomsky, "İsrail'e karşı güçlü tavır alan ve Filistinliler'e yapılan haksızlığı kabul etmek istemediğini açıkça söyleyen tek ülke Türkiye'dir" dedi.
İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarında en büyük sorumluluğu ABD'nin taşıdığını vurgulayan Chomsky, ABD'nin Filistinlilere yapılan katliamlara ve öldürmelere doğrudan karıştığını savundu.
Chomsky, şunları kaydetti:
"ABD, İsrail'e verdiği askeri, siyasi, diplomatik ve ideolojik destekle net ve açık bir şekilde Filistinliler'in öldürülmesine karıştı. İsrail, Filistin halkı üzerinde şiddet yapmak için bugün ABD'nin en modern ve en yıkıcı silahını kullanıyor. Bu yüzden ABD'nin Filistinliler'e yapılan katliamlara ve öldürmelere doğrudan karıştığını söyleyebiliriz. Dökülen Filistin kanı için hesap vermesi lazım."
ABD İsrail'e verdiği destekle Müslümanlar arasında "Antiamerkanizm"e sebep oldu
ABD'nin bu olaylardan sonra İslam dünyasını, onlarla samimi dostluk kurmak istediğine ikna etmesinin zor olacağını söyleyen Chomsky, ABD'lilerin İsrail'e verdikleri destekle bugün dünyadaki Müslümanlar arasında derin bir "Antiamerikanizm"e kendilerinin sebep olduklarını dile getirdi.
Chomsky, sözlerine şöyle devam etti:
"Önceki ihanetler ve bu olaylardan sonra ABD İslam dünyasında ve Müslümanlara 'sizinle samimi diyalog ve iş birliği istiyoruz' nasıl diyecek bilmiyorum. Bu gerçekten ikiyüzlülüğün en üst seviyesidir. ABD Müslüman dünyasına bir kez daha ihanet etti. Bundan sonra da ABD ile Müslüman ülkeler arasında iş birliği çok daha zor olacak".
Dünyadaki büyük güçlerin ya da büyük organizasyonların hiç birinin açık bir şekilde Filistin'in yanında durmak istemediğine dikkati çeken Chomsky, özellikle Avrupa'nın Gazze'deki krizin çözüme ulaşması için hiç bir şey yapmadığının altını çizdi.
Chomsky, "Birleşmiş Milletler (BM) de Gazze'deki krizin çözülmesi için hiç bir şey yapmıyor. AB'nin, ABD siyasetine karşılık vermesi için cesaret ve birliğe ihtiyacı var. Zaten, yayımladıkları bazı açıklamalar dışında, Gazze'de bugün neyin olup bittiğini pek umursamıyorlar. Fransa, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarına karşı protestoları yasaklamakla da bunu gösterdi" diye konuştu.
İnsanların bugün İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını BM tarafından durudurulmasını beklememesi gerektiğini, çünkü BM'nin büyük küresel güçlerin emrinden çalıştığına da işaret eden Chomsky, sözlerini şöyle tamamladı:
"İnsanlar BM'den Gazze'deki savaşı durdursun gibi çok şey bekliyor. Bu imkansızdır çünkü BM dünya siyasetinden bağımsız ve güçlü bir faktör değildir, bunu herkes bilmeli. BM sadece gücü elinde olan büyük dünya güçlerinin söylediklerini yapıyor. ABD mesela, İsrail'in Filistin'e yaptığı katlimları durduran her kararı veto ederdi."

8 Haziran 2014 Pazar

Biz düşünürken Erdoğan yapıyor


Alman haber ajansı DPA, Türkiye'de son dönemde ardı ardına hayata geçirilen ya da çalışmalarına başlanan önemli proejelere ilişkin yayımladığı haberde, İstanbul'daki 3. havalimanı, Marmaray, üçüncü boğaz köprüsü ile Kanal İstanbul Projesi'ne geniş yer verdi.
DPA'nın yayımladığı haberde, Türkiye'nin, kuruluşunun 100. yıl dönümünde dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer almak istediği, bunun için de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dev alt yapı projelerini hızlandırdığı belirtildi.
Bunlardan en iddialısının ise dünyanın en büyüğü olacağı belirtilen İstanbul'un kuzeyinde yapılacak yeni havalimanı olduğu ifade edilen haberde, 'Berlin, yeni havalimanın hayalini kurarken İstanbul'da gerçekler ortaya konuluyor. Tüm mega projeler gibi Başbakan Erdoğan bunu da kendi konusu yaptı' denildi.
Burada, yılda 150 milyon yolcuya hizmet verileceğine işaret edilen haberde, 'Karşılaştırırsak Almanya'nın en büyük dağıtım noktası Frankfurt Havalimanı geçen yıl toplam 58 milyon yolcuya hizmet verdi' ifadesi kullanıldı.
Haberde, Türkiye'deki bazı gazetelerin coşkulu bir şekilde yeni havalimanının dünyanın en büyüğü olacağını yazdığını, en son haberlere göre de havalimanının 2018 yılında açılacağı belirtildi.
İstanbul'daki yeni havalimanının inşası ve işletmesi için Türk şirketlerin oluşturduğu bir konsorsiyumun geçen yılın mayıs ayında 22 milyar avroluk teklifle ihaleyi kazandığına işaret edilen haberde, havalimanının Türk Hava Yolları'nın (THY) da merkezi hizmet noktası olmasının istendiği kaydedildi.
Haberde, Alman hava yolu Lufthansa'nın rakibi THY'nin yüzde 49'unun devlete ait olduğu belirtilerek, THY'nin filosunu ve uçuş ağını hızlı bir şekilde geliştirdiği vurgulandı.
THY'nın büyüme isteğinin ülkenin ekonomik gelişme arzusunun simgesi olduğu ifade edilen haberde, Ulaştırma Bakanı Lütfi Elvan'ın Anadolu Ajansı'na bu ayın başında yaptığı açıklamada geçen, "Dünyayı geçtik, havada rakip tanımıyoruz' ifadesine yer verildi.
Elvan'ın 2002 yılında Türkiye'den sadece 60 hedefe uçulduğunu, şimdi bu sayının 234'e ulaştığını açıkladığı kaydedildi.
Kıtalar arası ilk tünel: Marmaray
İstanbul'da yapılan diğer projelere de dikkat çekilen haberde, İstanbul'da geçen yıl 9 yıllık inşaatın ardından İstanbul Boğazı'nın altındaki Marmaray Tüneli'nin açıldığı, bunun kıtalar arası ilk tünel olduğu belirtildi.
Tünelin büyük bir gayretle Başbakan Erdoğan'ın isteğiyle geçen yıl 29 Ekim'de Türkiye Cumhuriyet'inin 90. yıl dönümünde tamamlandığına işaret edilirken, Marmaray ile üçüncü boğaz köprüsü gibi İstanbul'un trafik krizinin önlenmeye çalışıldığı ifade edildi.
Kanal İstanbul da haberde yer aldı
Haberde, İstanbul boğazının yükünü azaltmak için hükümetin boğaza paralel alternatif bir gemi güzergahı planlandığı, bu projenin "Kanal İstanbul' olarak adlandırıldığı, 2023 yılına kadar 145 metre eninde ve 25 metre derinliğinde suni bir su yolunun açılmasının istendiği bildirildi.
Başbakan Erdoğan'ın projeyi 'çılgın proje' olarak nitelendirdiği, ancak medyada yer alan haberlere göre bu projenin gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceğinin incelendiği belirtildi.
Üçüncü boğaz köprüsü
Geçen yıldan beri yapımı devam eden ve gelecek yıl açılması planlanan üçüncü boğaz köprüsünün de büyük bir proje olduğu vurgulandı. Bu köprünün ayaklarının 322 metreyle dünyanın en yüksekleri arasında yer alacağı kaydedildi.
Köprünün üzerinden 8 şeritli karayolu, 2 şeritli tren yolu geçeceği, asma köprünün 59 metre genişliğinde olacağı ve 1408 metrelik uzuluğuyla da Asya ve Avrupa arasında ulaşımı sağlayacağı vurgulandı.
'Mega yapıtlar Erdoğan'ı ölümsüz yapacak'
Die Welt gazetesi 'Mega yapıtlar Erdoğan'ı ölümsüz yapacak' başlığını kullanarak yayımladığı haberde, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bir dizi büyük projeyle Türkiye'yi öne çıkardığı, İstanbul'daki yeni havalimanının dünyanın en büyük havalimanı olmasının amaçlandığı belirtildi.
Spiegel dergisinin internet sitesinin de 'İstanbul'da 22 milyarlık proje: Erdoğan Mega havalimanının temelini atacak' başlığıyla duyurduğu haberde, İstanbul havalimanının dünyanın en büyüğü olacağına işaret edildi.
'Rhein Neckar Zeitung' adlı gazetenin internet sayfası da 'Mega havaalanı ve Boğaz'da kanal - Erdoğan hayallerini gerçekleştiriyor' başlığını kullandığı haberde, İstanbul havalimanının dünyanın en büyük havalimanlarından olacağına dikkat çekildi.