18 Haziran 2015 Perşembe

Kayseri'nin bojileri Avrupa'nın demiryollarında

Kayserili iş adamı Halis Turgut'un, 8 yıl önce iddia üzerine kurduğu Türkiye'nin ilk özel vagon fabrikasında ürettiği bojiler (en az iki dingil üzerine oturtulmuş tekerlek sistemi), Avrupa'daki demiryollarında dönüyor.


Railtur Vagon Endüstrisi AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve Anadolu Raylı Ulaşım Sistemleri Kümelenmesi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Turgut, AA muhabirine yaptığı açıklamada, firmalarının 2007 yılında amatör bir hevesle kurulduğu söyledi.


Türkiye'de bu alanda kurulan ilk özel şirket olduklarına dikkati çeken Turgut, şöyle konuştu:


"Akaryakıt firmamız için Ukrayna'daki bir şirketten 38 bin dolara vagon almıştık. 2 yıl sonra yeniden ihtiyaç olunca vagonun fiyatını 75 bin dolara yükselttiler. Bu fiyata vagonu alamayacağımızı, gerekirse kendimizin üreteceğini söyledim. Firmanın genel müdürü üretemeyeceğimiz savundu. Orada takım elbisesine ve İstanbul'da boğazda yemeğine iddiaya girdik. Sonuçta Kayseri'ye döndük ve organize sanayi bölgesinde ilk fabrikamızı kurduk. O zamanlar 3 bin metrekarelik alanda yaklaşık 25-30 personelle bu işe başlamıştık. Şu an Kayseri Serbest Bölgesi'nde yaklaşık 9 bin metrekare alanda 204 kişiyle çalışıyoruz. Şu an yaklaşık 500 vagon siparişimiz var. Onun dışında yurt dışına boji üretiyoruz. Bojilerden firmamıza ait 8 tip var. Bunlardan son geliştirdiğimiz K tipi boji, Avrupa'da sadece 3 firma tarafından üretiliyor. Avrupa devleri arasında yer almak da bir Türk olarak bize gurur veriyor."


Turgut, halen 2 tipte vagon ürettiklerini, projesi tamamlanan üçüncü vagon tipinin üretimine de gelecek yıl başlayacaklarını belirterek, üzerinde çalıştıkları yeni vagon projesinin tamamlanması halinde de ürün çeşidini 4'e çıkaracaklarını anlattı.

Türk gözüne devlet desteği

Türkiye'de teknolojik ürün üretiminin desteklenmesi ve yerli savunma sanayinin geliştirilmesine yönelik girişimler, ASELSAN'ın hassas mercek ve optik takımlarının üretileceği yeni tesis için birleşti. ASELSAN ve Sivas Optik Malzemeleri Sanayi ve Ticaret AŞ'nin yüzde 50 ortaklığı ile kurulan ASELSAN Hassas Optik Sanayi ve Ticaret AŞ, yatırım teşviklerinden yararlanmaya hak kazandı.Ekonomi Bakanlığı verilerine göre, tesis için yaklaşık 33,5 milyon liralık sabit yatırım yapılacak. Tesis
için 8,3 milyon dolarlık makina ve teçhizat ithalatı öngörülüyor.

125 KİŞİYE İSTİHDAM

Tesiste 125 kişinin istihdam edilmesi planlanıyor. Tesis, yılda 4 bin 500 1x-4x büyütmeli mercek takımı, 4 bin 500 1,5x-6x büyütmeli mercek takımı, 19 bin 500 objektif ve oküler mercek takımı, 15 bin gece görüş tüp optiği üretebilecek kapasitede olacak. Tesis, Gümrük Vergisi muafiyeti, KDV istisnası, yüzde 80 vergi indirimi, yüzde 40'lık yatırım katkısı, faiz desteği ve 7 yıl sigorta primi işveren hissesi desteği gibi teşvik mekanizmalarından yararlandırılacak.

ÜRETİMLER SİVAS'TA

ASELSAN Hassas Optik Sanayi ve Ticaret AŞ'nin üretime başlamasıyla Cumhuriyet Üniversitesi bünyesindeki Optik Bilimler Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Optik Mühendisliği Bölümü de projelerini sanayiye aktarmış olacak. ASELSAN tarafından tasarlanarak yurt dışında ürettirilen morötesi, görünür ve yakın kızılötesi bantlar için hassas optik elemanların üretimi artık Sivas'ta kurulan tesiste gerçekleştirilecek.

SİVİL SEKTÖR ASELSAN'LA ÇALIŞACAK

Sivas'ta meydana getirilen güç birliği ile savunma ürünlerindeki yurt içi katkı oranını artıracak ve cari açığın azaltılması için örnek gösterilebilecek bir ekosistem oluşturulacak. Savunma sanayisinin ihtiyaç duyduğu hassas optik elemanların tasarım ve üretimi için gereken bilgi kaynağı ile insan gücü bu sistem içerisinde oluşacak ve ASELSAN'ın mühendislik gücüyle desteklenecek. Oluşan mevcut altyapı kullanılarak uydu teleskoplarındaki optikler ve opto-medikal ürünlerle sivil sektöre de hizmet veren bir yapı oluşturulacak. Tesis, ihracat için de çalışacak.

17 Haziran 2015 Çarşamba

KPSS'deki usulsüzlüğün telefon trafiği



    Savcılığın, Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine yönelik tutuklama talepli yazısında, 10 Temmuz 2010'da yapılan KPSS sorularının sınavdan önce elde edilerek, aracılar ve adaylar vasıtasıyla sınava girenlere dağıtılmasıyla ilgili "suç işlemek için örgüt kurmak, yönetmek, üyesi olmak, resmi belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, suç delillerini yok etme, görevi kötüye kullanma ve bu suçlara iştirak" suçlarından soruşturma yürütüldüğü belirtildi.

    YÖK Denetleme Kurulu, Jandarma Kriminal, Emniyet Bilişim Uzmanlığı, TÜBİTAK, MASAK, ÖSYM, SGK, Maliye Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Kredi ve Yurtlar Kurumundan alınan rapor ve yazılar, müşteki beyanları, bir kısım şüpheli ikrarı, matematik ölçme ve değerlendirme uzmanı bilirkişi raporları, HTS analiz çalışması raporu ve şeması ile tüm delillere göre, 22 şüphelinin üzerilerine atılı suçları işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesi olduğu ifade edildi.

    Yazıda, tüm delillere göre, suçlama konusu eylemlerin örgütlü şekilde gerçekleştirildiği savunuldu.


    KPSS'de usulsüzlük soruşturması

    AA


    Soruşturmada tespit edilen örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olduğu kaydedilen yazıda, şu ifadelere yer verildi:

    "Yargıtay'ın benzer olaylardaki içtihatları da dikkate alınarak, soruşturmaya konu eylemde suç, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık olarak nitelendirilmiştir. Burada mağdur kamudur. Yine, Yargıtay içtihatlarına göre cevap kağıdı resmi belge niteliğindedir. Bu sınavda adaylar sınavdan önce elde ettikleri sorular ile gerçek durumlarını değil, gerçek olmayan bir durumu cevap kağıdına işledikleri için resmi belge niteliğindeki cevap kağıdı da içerik itibarıyla sahte belge haline gelmiş durumdadır. Bu belgeye dayanarak, kamu kurumu olan ÖSYM'nin şüpheliler hakkında resmi belgeler ve özellikle de sınav sonuç belgesi düzenlediği, bu belgelerin de şüphelilerin aldatıcı eylemleri nedeniyle sahte belge haline geldiği anlaşılmaktadır.

    Sınav soruları kamu tarafından hazırlanan ve muhatapları için menfaat niteliğinde olan bir kamu malıdır. Sınava kadar açıklanması, paylaşılması, kullanılması yasaklanan gizli bilgilerdir. Sınav sorularını sınavdan önce elde eden adaylar kamuya ait malı kamuyu aldatarak, haksız bir şekilde elde etmişler, kullanmışlar ve haksız başarı elde etmişlerdir. Bu şekilde kamu kurumu zararına nitelikli dolandırıcılık suçunu işlemeye başlayan adaylardan bir kısmı bu sınavda elde ettiği haksız başarıya dayanarak, kamu görevine atanmış ve son menfaat olan son maaşına kadar da eylemine devam etmiştir. Dolayısıyla bu sınava dayanarak kamu görevine atanan şüphelilerin eylemi zincirleme dolandırıcılık suçu şeklindedir. Kopya ise sınav anı ve sınav esnasındaki faaliyetleridir. Buradaki durum ile tamamen farklıdır."

    Telefon trafiği

    Yazıda, "Yüksek başarı elde eden şüphelilerin aynı dershane, okul ve şirket çalışanı oldukları, aynı zamanda şüphelilerin baldızının, kuzeninin, eşlerinin, iş yeri arkadaşlarının ve iletişim adresleri aynı olanların da yüksek başarı elde ettikleri" bildirilerek, "Sınav döneminde bu kişiler arasında telefon görüşmelerinin bulunduğu, analiz raporuna göre de bu kişilerin telefon görüşmelerinin zincirleme şekilde soruların sınavdan önce dağıtıldığı Turgut Özal Düşünce ve Hamle Derneği genel sekreteri ve soruşturmamızda da örgüt lideri olan Mehmet Hanifi Sözen'e kadar ulaştığı anlaşılmıştır" ifadesi kullanıldı.

    Bu gerekçelerle, üzerilerine atılı suçları işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların, tutuklama nedenlerinin, delil durumu ile atılı suça yönelik cezanın yasadaki üst haddine göre kaçma şüphesi bulunması dikkate alınarak, şüphelilerin tutuklanmaları talep edildi.

    Yazıyla, şüpheliler arasındaki telefon trafiğini gösteren grafikler de Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine iletildi

    Yıldız Holding Fransa'da

    Fransa, özellikle United Biscuits satın alması sonrasında, Yıldız Holding için stratejik pazarlar arasında yer alıyor.

    Fransa Ticaret Müşavirliği (Business France), Fransa'daki endüstriyel dönüşüm kapsamında yabancı yatırım ve yatırımcıyı desteklemek amacıyla, Fransa'da operasyonları ile öne çıkan şirket yöneticilerini Stratejik Cazibe Konseyi (Strategic Attractiveness Council) isimli toplantılarda Fransa hükümeti ile bir araya getiriyor.

    Bu yıl ikincisi düzenlenen ve 16 Haziran Salı günü Paris'teki Elize Sarayı'nda gerçekleşen Stratejik Cazibe Konseyi'nde ev sahipliğini, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande yaptı.

    16 ülkeden, 22 uluslararası şirketin üst düzey yöneticilerinin katıldığı konseye Türkiye'den davet edilen tek şirket olan Yıldız Holding'i temsilen ise konseye, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Ülker katıldı. Ali Ülker'e, M&A ve İş Geliştirmeden Sorumlu Başkan Yardımcısı Nurtaç Ziyal eşlik etti.

    Günümüz iş dünyasında işbirliği ve sinerjinin en önemli değerler arasında olduğunu ifade eden Ali Ülker , “Yıldız Holding, 4 kıtada 14 ülkede üretim yapan bir şirket. United Biscuits satın alımı ile ise 4 milyar tüketicinin yaşadığı bir coğrafyada faaliyet gösteren bir şirket olduk. Global oyuncu olmanın en önemli gerekliliklerinden bir tanesi, sahip olduğunuz tecrübe ve bilgiler ile küresel iş dünyasına katkı sağlamak. Bu bağlamda ülkeler arası işbirliklerinin çok önemli olduğunu düşünüyorum” dedi.

    Ağırlıklı olarak Fransa olmak üzere Avrupa'da önemli yatırımları bulunan ve istihdam sağlayan uluslararası şirketlerin katılımı ile gerçekleşen konsey davetlileri arasında Mars, Barilla gibi gıda sektör oyuncularının yanı sıra Novartis, Siemens, Samsung, Intel gibi alanında lider şirketlerden üst düzey yöneticiler de yer aldı.

    Fransa'da Yıldız Holding

    Şirket, geçtiğimiz yıl bünyesine kattığı United Biscuits ile Fransa, Hollanda, Belçika ve İrlanda'da bisküvi pazarında ikinci sırada yer alıyor. Delacre, Bien gibi Fransa'nın ikonik bisküvi markaları ise United Biscuits satın alımı ile artık Yıldız bünyesinde. United Biscuits'in ayrıca, Vertou ve Nieppe olmak üzere ülkede iki adet fabrikası bulunuyor. Bunun yanı sıra Yıldız Holding Godiva ile, cafeler, franchise mağazaları ve havalimanı satışları da dahil olmak üzere premium çikolata kategorisinde güçlü bir satış ağına da sahip.

    Yıldız Holding'in 2014 yılında Fransa operasyonlarından elde ettiği brüt satışları 254 milyon € ve Fransa'da 815 çalışanı bulunuyor.

    Hükümet yetkilileri ve iş dünyası ülkeler arası işbirliğini konuştu

    Yarım günlük toplantı Fransa Başbakanı Manuel Valls'ın ülkenin ekonomik değerlendirmesini yaptığı sunum ile açıldı. Fransa Dış Ticaret, Turizmin Tanıtımı ve Yurtdışında Yaşayan Fransızlardan Sorumlu Bakan Matthias Fekl'in geçen yılki toplantının çıktılarını özetlediği sunum ile devam eden konseyin en önemli oturumlarından bir tanesi, Ekonomi, Sanayi ve Dijital Teknolojiler Bakanı Emmanuel Macron'un katılımı ve Uluslararası Yatırımlardan Sorumlu Fransa Büyükelçisi ve Fransa Ticaret Müşavirliği CEO'su Muriel Pénicaud'un moderatörlüğünde gerçekleşen teknoloji ve inovasyon yuvarlak masa toplantısı oldu.

    Yuvarlak masa toplantısında yabancı yatırımcıları teşvik etmek için yapılan reformlar hakkında bilgi verildi. Ayrıca vergi mevzuatı, inovasyon ve AR-GE, sürdürülebilirlik ve enerji konuları görüşülürken bilgi, tecrübe ve yeteneklerin paylaşımı amacıyla Fransa'da mobilite ve istihdamın artırılmasının önemi üzerinde duruldu.

    Dışişleri ve Uluslararası Kalkınma Bakanı Laurent Fabius'ın konuşmasını takiben, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande, Fransa'daki yabancı yatırımlar ve Fransa'nın yeni endüstriyel yol haritasını detaylandırmak üzere söz aldı.

    Gün, Fransa Cumhurbaşkanı'nın katılımcı şirket yöneticileri ile yediği yemek ile kapandı. Yemekte, Fransa'da endüstrinin gelişimine yönelik Creative France Programı, vergi ve ekonomik reform programları ile günümüzde hızla önem kazanan finansal inovasyon ve dijital ekonomi konuşuldu. Ayrıca, yabancı yatırımcı ile ilişkiler de yemeğin gündem maddeleri arasındaydı.

    Tüm güne damgasını vuran, ülkeler arası işbirliği mesajı oldu. Başta Fransa olmak üzere, dünyanın farklı coğrafyalarından, farklı alanlardaki uzmanlık ve tecrübelerin paylaşımı ve sinerji oluşumu için ise ekonomik, sosyo-politik ve bürokratik teşviklerin önemine değinildi.

    Fransa'da endüstri kendini geliştirmeye devam ediyor

    2013 yılında lansmanı yapılan, Fransa'da Endüstri'nin Yeni Yüzü (New Face of Industry in France) Programı ileri teknolojilerin geliştirilmesi, iş dünyasının günümüzün koşullarına adapte olması, iş gücünün sürekli eğitim ile desteklenmesi, uluslararası işbirliklerinin güçlendirilmesi olmak üzere birçok ayrı alanda yürütülüyor. Fransa'nın, sanayi ve endüstrinin gelişimi için belirlediği öncelikler arasında ise, iş dünyasının günümüz çağına uygun şekilde yeniden yapılanması, efektif kaynak kullanımı ve yeni kaynakların oluşturulması, akıllı şehircilik, eko mobilite ve toplu taşıma, sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi, veri ekonomisi, akıllı cihazlar, dijital çağda güvenlik ve sürdürülebilir gıda üretimi gibi konular yer alıyor.

    Stratejik Cazibe Konseyi de bu anlamda hayata geçirilen girişimler arasında yer alıyor.

    14 Haziran 2015 Pazar

    Oruç nefsimizi terbiye eder


    RAMAZAN AYI KORUYUCUDUR
    Mutlaka bunun iç manasında bizi tekrar tekrar hakikate döndürmek, günlük hayatımızın sıkıntı ve nefsani taraflarından korumak ve insanlara hizmeti ve kendinde nefsi mücadeleyi ön plana almak gayesi güdülmüştür. Öyleyse bu ayı ona göre değerlendirmek çok önemlidir çünkü orucun manası çok büyük. Oruç Allah’ın samed sıfatını hiç olmazsa bir gün olsun giyinmek demek. Allah’ın ihtiyaçsızlık, muhtaçsızlık sıfatını kendi nefsinde denemeye çalışmak demek. İnsan oruç tuttuğu zaman, bir gün boyunca belli saatlerde bütün alışkanlıklarını örneğin sabah kahvaltısı, öğle yemeği alışkanlığını yenerek, müptela olduğun yanlış şeylerden de uzak durarak -mesela sigara içmek, Allah korusun daha başka şeyler gibi- kendi nefsini ihtiyaçsız olan Allah’ın nefsi küllüne yakın hissetmek gibi bir değer kazanır. Onun için orucun kelime anlamlarından bir tanesi de kalkandır. Yani koruyucu bir aydır ramazan ayı. Bu yüzden Allah tarafından kutsanmış ve de pozitif enerjinin dağıldığı ve insanların çoğu Allah’a ibadet etme zevkini yaşadığı için Allah tarafından da cevap olarak gökten nurun yağdığı bir aydır. Bu yüzden çok kıymetli bir aydır ramazan ayı.
    TEMİZLENMEK İÇİN FIRSATTIR
    İnananlar için ramazan ayı ibadet, iman, inanç, Allah’a hizmet ve Allah’tan dolayı da bütün yaratılmışlara hizmet ayı anlamına gelir. Zira bu ayın içinde çok önemli şeyler vardır. Birincisi üç ayların sonuncusu olması hasebiyle ramazan ayı bir hadisin çok özel yorumlanmasıdır. Peygamber Efendimiz “gecenin son üçte birinde Allah kalplere gelir ve ne istiyorsan cevap vereceğim der” buyururlar. Bu hadisin Ramazandaki manası üç ayın üçüncüsü olan Ramazanın insan tekamülünde gece gibi olan zor ve sıkıntılı ve nurun çekildiği yani zorlukların olduğu bir ay olmasıyla alakalıdır. Ama onun son üçte biri nefsin en zorlandığı andır. Bu yüzden de Allah’ın manası olan Kur’an-ı Kerim kalplere nefsin en zorlandığı anda yani Ramazanın son üçte birinde mana olarak iner. Şeklen Kur’an’ın inmesi gece olarak Ramazan’ın son üçte birinde olduğu gibi, gönüllere de Kur’an’ın hakikatinin inmesi, orucunu Allah’ın istediği şekilde tutan ve orucun hakikatine eren kişiler içindir. Yani gelin gibi olan Kuran nefsinden yüz görümlüğü vermiş olan oruçluya peçesini açar.  Ayrıca ramazan ayı Allah’a olan aşkımızdan dolayı halka hizmet, yani zekât verme ayıdır.  Gerek iftarlarla, gerek malımızın kırkta birini vererek, gerekse fitrelerle fakiri doyurarak, fakire eşlik etmenin zevkini yaşar ve kendini temizler, ulvileştirir. Bu yüzden de Ramazanı sadece gün içinde sabahtan akşama kadar aç kalarak değil de kalp kırmadan, kimseye kötü muamele etmeden, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanarak yaşanma fırsatı olarak idrak edersek ramazan ayı çok kıymetli bir ay olur. Dolayısıyla temizlenmek için, hizmet için, insanlığa faydalı olmak için ramazan ayı en büyük fırsattır.
    DEDİKODUYU TERK ETME AYI
    Bir kere farkında olmadığımız alışkanlıklarımızı terk ederiz. Nesefî Hazretleri alışkanlıkların akıllı insanların cehennemi olduğunu söyler. Dinde bile bir şeyi alışkanlık haline getirmek, ibadette dahi alışkanlık haline getirmek, insanı cehenneme sokar. Halbuki ibadetleri aşka yolculuk halinde idrak etmek gerekir. Yani ben orucumu alışkanlık için değil, sevgilimi memnun etmek için tutuyorum. Ben fark ediyorum ki eskiden uyandığım zaman ilk düşündüğüm şey sabah kahvaltısıyken şimdi çok şükür orucumu tutuyorum diye bakıyorum. Öğlen yemeği için plan yapmıyorum. Sigara veya kötü alışkanlıklarım aklıma bile gelmiyor. Bunların hepsinden vazgeçebileceğimi öğreniyorum ve görüyorum. İkincisi paramın kırkta birini vermekle yetinmiyorum, ben iftarlar veriyorum. Halkı doyurmaya gayret ediyorum. İftar fakire ikram açısından çok önemli iken, kurbiyet ve yakınlık açısından akrabalara iftar vermek ve onlarla manevi yolda birleşmek, beraber namaz kılmak, birlikte ibadet etme zevkini yaşamak açısından da çok önemlidir. O halde Ramazan ayı nefsimizin bütün kötü huylarını, yanlış ahlaklarını, öfkelenmeyi, sinirlenmeyi, kalp kırmayı, başkalarının dedikodusunu yapmayı terk etmemiz gereken bir aydır. Bunu otuz gün yapar ve alışkanlık haline getirirsek Bayram bizim için olur. Aksi takdirde Bayramı hak ediyor olmayız.
    ALLAH SEVDİĞİNİ AÇLIKLA TERBİYE EDER
    Oruç hayvani ruh olan nefsimizi terbiye eder. Çünkü oruç nefisimizi zapt u rapta alır. Nefis isteklerinden vazgeçer, acıkır, yiyemez, susar. Çok uzun süreli tutuyoruz şimdi fakat çok güzel bir hikaye anlatmak isterim burada. Bir mürid mürşidiyle çölde gidiyormuş o sırada yiyecekleri bitmiş, su da bitmiş. Mürid büyük bir telaşla demiş ki, Eyvah efendim öleceğiz çünkü yemeğimiz de bitti, suyumuz da bitti. Mürşid gülmüş ve buyurmuş; “Sen ölmezsin.” Neden demiş mürid? Çünkü Allah sevdiğini açlıkla terbiye eder, sen ümit kesmişsin, sana bir şey olmaz demiş. Demek ki bu bir terbiye şeklidir. Az konuşmak, az yemek ve az uyumak Ramazanın en büyük özelliğidir. Bu özelliği uyguladığımız zaman bu bizde hal haline geçer ve diğer aylara da uygulayabiliriz. Namazları vaktinde kılmaya çalışırız Ramazandaki orucumuzu desteklesin diye. İkram etmeye çalışırız Ramazanda. Bunların hepsi bizim nefsani terbiyemizde çok büyük rol oynayacaktır.
    FAKİRİ DOYURUN
    Allah’ın emridir bu, sağlık daha ön planda olduğu için. Bazen sağlıklarının düzelme ihtimali varsa, düzeldikleri zaman oruç tutarlar. Fakat kesinlikle tutamıyorlarsa Allah’ın emrettiği şekilde fakiri doyurmak, başkalarına bütün gün faydalı olmak, onların zorluklarına, sıkıntılarına ortak olmak, bu şekilde onları rahatlatmak şeklinde o günü yarı oruçlu geçirebilirler. Ayrıca bunun bir fırsat olduğunu düşünerek çektikleri vicdan azabından dolayı da hizmeti arttırırlar. Kendi kötü huylarını düzeltmeye çalışarak oruç tutarlar yani dedikodularını, benliklerini, kızgınlıklarını, öfkelerini yenerek oruç tutarlar ve tabi ki zeâtlarını arttırırlar. Bu da çok faydalı olur. En önemli oruç susma orucudur.
    ORUÇ ÖFKEYİ YOK EDER
    Oruç öfkeyi yok eder, etmelidir. Eder mi bilmiyorum. Şunu katiyen anlamış değilim: “oruçluyum sinirliyim, sigaramı içmiyorum yanımda durmayın.” O zaman orucu makbul mü Allah bilir çünkü bu oruç faydalı bir oruç değildir. Şeriatta orucun belli özellikleri vardır, işte belli saatler içinde, içmeyecek, yemeyecek, gibi. Tarikatta orucun daha başka özellikleri vardır. Kesinlikle kalp kırmayacak, kesinlikle dedikodu etmeyecek. Bunların hepsi oruç bozucu şeylerdir. Dolaysıyla oruç nefsi terbiye etmek olduğu için de mutlaka öfkeyi yenmesi lazım. Yani bir insan oruçluyken küfür ederse, oruçluyken kalp kırarsa orucunun sakatlanacağını bilmelidir.
    İBADETLERİN EN BÜYÜĞÜ ŞÜKRETMEK
    Şikâyet etmemek ve şükretmek ibadetlerin en büyüğüdür çünkü Allah’tan başka bir fail olmadığına inanır tasavvuf ehli. Yapanın yaptıranın Allah olduğuna, her şeyin Allah tarafından yapıldığına... O bakımdan da kimi şikâyet edeceksin. Yapan yaptıran Allah ise, sen Allah’ı mı şikâyet ediyorsun, diye düşünür. Kalp kırdığında da Allah’ın bir ismi olduğunu düşünür. Hatta yine bir hadisi şerif var: “Senin fakire verdiğin para önce Allah’ın eline düşer.” Bu hadisi şerifi düşünür ve geliştirirsen senin başkalarına söylediğin sözler de önce Allah’a çarpıyor demektir. Dolayısıyla çok dikkatli konuşmak gerektiğini öğretir bize. Şükrü öğretir. Aç kalarak fakire eşlik ettiğimiz için yani her şeyimizin olduğunu ve ne kadar şanslı olduğumuzu öğretir. Sonra az yemenin insan ruhunu nasıl gıdalandırdığını öğretir. İnsan az yediği zaman enerjisi farklı bir enerji olduğu için, o enerji öfkeye yönelmiyor. Bunun için de iftarlarda çok fazla yememek, daha çok çorba, sulu şeyler gibi gıdalarla beslenmek gerektiğine inanıyorum.
    İÇİNİZDE CEHENNEM KURULMUYORSA
    Allah’ın bizden razı olduğunu anlamanın tek bir yolu vardır. Bizdeki kesilmeyen huzur. O huzur sabitse, geçici değilse... Çünkü bazı geçici şeyler de geçici olarak bize huzur verebilir onlar hakiki huzur değildir. Ama devamlı bir huzur varsa ve hiçbir şey, hiçbir hadise sizin huzurunuzu bozamıyorsa biraz üzülebilirsiniz, sıkılabilirsiniz ama içinizde cehennemler kurulmuyorsa o zaman Allah’ın bizden razı olduğunu anlarız ve çok seviniriz. Bizde Allah’ın devamlı tecelli ettiğini, zaten şah damarımızdan da yakın olan Allah’ı ruhumuzun ve beynimizin idrak ettiğini anlarız. Allah herkese nasip etsin.
    YALANA EŞLİK ETMEK
    Başkasında gördüğümüz bütün kötü huylar mutlaka bizde vardır. Hatta ben Kur’an-ı Kerim hocama sormuştum; ben pek kıskanç gözükmüyorum yani şu ana kadar hiç öyle kimseyi çok kıskanmadım. Ama kıskancı tanıyorum deyince, yapmaya meylin vardır demişti. Demek ki kötü huylar bizim tanıdığımız huylardır. Onun için biri yalan söylüyorsa ve biz onu görüyorsak yalanı tanıyoruz demektir. Ama yalana eşlik etmek de, onun yalanına ne güzel söyledin aferin demek de çok yanlış bir yoldur. Çünkü o zaman zalimin zulmüne eşlik ederek Peygamber’in istediği şeyden uzaklaşmış oluyoruz. Öyleyse güzellikle üçe kadar yalan söyleyene yalanının yanlış olduğunu ve ilerde o yalanın kendisine döneceğini hatırlatmak lazım. Ama bunu yaparken de kendimizin de her an onun gibi yapabileceğini de idrak etmek lazım. Bu şekilde başkalarında gördüğümüz kötü huylar bizi terbiye eder. Bizi terbiye ederken de onlara güzel tesir eder inşallah

    11 Haziran 2015 Perşembe

    Ordu, Arap yatırımlarının yeni gözdesi oldu


    Maslak Real Estate Kuwait Gayrimenkul ve Yatırım Danışmanlığından Ehab Allam Türkiye temsilcisi Muhammed Tarık Jarrar, bugün Ordu Valisi İrfan Balkanlıoğlu'nu makamında ziyaret etti. Kuveyt'te Reklam, organizatörlük ve gayrimenkul üzerine 3 ayrı şirketi bulunan Ehab Allam özellikle Bosna- Hersek ve Londra'da gayrimenkul ve turizm üzerine gerçekleştirdiği yatırımlarını Ordu'da da hayata geçirmek istediğini kaydetti. Suudi arabistan, Kuveyt, Katar gibi ülkelerden büyük oranda turizm hareketi olduğuna dikkat çeken Ordu Valisi Balkanlıoğlu, Ordu-Giresun Havalimanı'nın açıldığını anımsatarak kentte turizm potansiyelinin artacağını, kentin fındığa dayalı ekonomiden de kurtulmaya ihtiyacı olduğunu vurguladı.


    “Marka şehir olmak için turizm çalışmaları yapılıyor”
    Ordu'nun marka şehir olması için turizm tanıtım çalışmalarına ağırlık verildiğini de belirten Vali Balkanlıoğlu, "Trabzon ve Rize'de yoğunlaşma olduğunu görüyoruz. Bu illere baktığımızda güzellik namına ne varsa Ordu'da fazlasıyla mevcut. Bozulmamış doğasıyla çok daha farklı güzelliklere sahip. Ordu- Giresun Havalimanı'nın açılmasıyla birlikte turizmde bir hareketlik var. Ordu'nun turizmde bir marka şehir olması amacıyla tanıtım çalışmalarına ağırlık veriyoruz. Bizim ana sloganımız bulunduğumuz yere faydalı olmak, ilimize gelen yatırımcılara yol göstermek, her türlü desteği vermek konusunda kendimizi görevli sayıyoruz.Ordu'nun fındığa dayalı ekonomiden kurtulmaya ihtiyacı var" dedi.
    “Hem iç hem dış turizmde 'ben de varım' diyecek
    Ordu'nun turizmle gelecekte Karadeniz'de bir numara olacağını da iddia eden Vali İrfan Balkanlıoğlu, "Suudi Arabistan ve Kuveyt'ten yatırımcılar gelmişti. Onlarla da görüşmelerde bulunmuştuk. Bu da gösteriyor ki, önümüzdeki dönemde yatırımcı ve turizm anlamında o bölgelerden çok sayıda ziyaretçilerimiz olacak ve Ordu hem iç, hem de dış turizmde bende varım diyecek. Yapılan hiçbir girişim karşılıksız kalmıyor. Turizmde tanıtım faaliyetleri tohum, ekmek gibidir. Ordu, Karadeniz'de bir numara ve inci olacaktır" diye konuştu. 
    Kaynak: DHA

    Dünyada denizin üzerine yapılan 3 havalimanından biri olan Ordu-Giresun Havalimanı, Körfez yatırımcılarını harekete geçirdi. Havalimanı'nın hayata geçmesinden hemen sonra Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistanlı 5 yatırımcı Ordu Valisi İrfan Balkanlıoğlu ile temas kurdu. Yatımcıları makamında ağırlayan Balkanlıoğlu, Arapların Ordu yaylalarında turizm yatırımı için yer baktığını hatta bir yatırımcıyla 100 dönümlük proje için el sıkışıldığını söyledi. Ordu'nun doğal güzelliklerinin havalimanı yatırımıyla daha da ulaşılır hale geldiğini belirten Balkanlıoğlu, yapılan yatırımlarla kentin turizm potansiyelinin artacağını ve fındığa bağlı ekonomiden kurtulacaklarını söyledi. Arapların çölün ortasında bir yaşam sürdüklerini ve en yakın doğal güzelliklere sahip ülkenin Türkiye olduğunun altını çizen Balkanlıoğlu " Türkiye'de artık sıcak deniz tatilleri doygunluğa ulaştı. Şimdi orman, yeşillik ve yayla turizmi rağbet görüyor. Ordu'da bu anlamda bulunmaz bir yer" diye konuştu.

    TURİST YÜZDE 25 ARTTI

    Bir süre önce Körfez'de bir tanıtım organizasyonuna başladıklarını söyleyen Balkanlıoğlu, bu kapsamda 17 Arap ülkesinden 30 gazeteciyi Ordu'da misafir ettikleri bilgisini paylaştı. 3 gün boyunca Ordu'nun tüm güzelliklerini ve turizm potansiyelini onlara anlattıklarını ifade eden Balkanlıoğlu "Arap basının da haberlerimiz çıkınca hem turistlerin hem de yatırımcıların Ordu'ya ilgisi arttı. Bu çalışmamız sonrası 10 ayda Ordu'ya gelen turist sayısı yüzde 25 arttı. Otellerde doluluk oranımız yüzde 20 arttı. Katar, Kuveyt ve Suudi Arabistan'da ciddi yatırımcılar gelmeye başladı. Tanıtımda havalimanı projemizi de onlara anlattık. Hem ulaşım hem turizm bir arada olunca yatırımcılar ve turistler gelmeye başladı" diye konuştu. Ordu'nun aynı zamanda sahil turizmi de olduğunu belirten Balkanlıoğlu "Doğal güzelliklerimizin yanında çok güzel bir sahil şeridimiz var. Karadeniz'in en güzel kentlerinden biri burası. Turistlerin ve yatırımların daha da artmasını bekliyoruz" diye konuştu.

    100 DÖNÜMLÜK ARAZİYE REHABİLİTASYON MERKEZİ

    Ordu-Giresun havalimanın açılışından sonra hem turist hem de yatırımcıların bölgeye daha sıcak bakmaya başladığını belirten Ordu Valisi İrfan Balkanlıoğlu şunları söyledi: "Tek seferle dünyanın bir çok noktasından buraya gelmek mümkün. Bu bizim için çok ciddi avantaj oldu. 5 özel şirket ile görüştük. Yatırımcılar ağırlıklı olarak tatil köyü ve konut projeleri yapma konusunda istekliler. Bizim yaylalarımız bu projeleri gerçekleştirmek için oldukça müsait. Ayrıca doğal çevreyi bozmadan bu işleri yapmak da mümkün. Zaten yatırımcının istediği doğal ortam. Bu ortamı projelerle bozarsanız hiçbir cazibesi kalmaz. Bir yabancı yatırımcı Çaybaşı'nda 100 dönümlük alana rehabilitasyon merkezi ve tatil köyü yapmak üzere el sıkıştı. Burada aynı zamanda golf sahaları ve devremülk projeleri de yapılacak. Her grubun kendine göre yatırımları var. 20-25 milyon dolarlık yatırım da var, çok daha büyük çaplı yatırım yapacak olan da var. Buradaki yatırımların tamamlanması ile milyar doları bulacak projeler hayata geçecek. Tabi bunda havalimanının büyük etkisi var."

    Büyük Mason Erol Simavi’nin geride bıraktığı sırlar


    Erol Simavi gazetesinin sahibi olduğu 1988 yılında dönemin Başbakanı 'a hitaben bir mektup yazmış, o mektup 19 Nisan 1988 tarihli Hürriyet Gazetesinde yayınlanmıştı. Simavi, 1983'ten itibaren iktidarda olan Özal'ın Hürriyet gazetesinin yayınları nedeniyle yaptığı serzenişlere, tepki gösteriyor ve Özal'ı değişmekle ve basına müdahaleyle suçluyordu. O mektup medyanın siyasete yaptığı sivil darbe olarak yorumlanmış ve yıllarca tartışılmıştı. O mektubun arkasında askeri vesayetin olduğunu söyleyenler de oldu uluslararası sermayenin olduğunu söyleyenler de… 

    ÖZAL'A TEHDİT İFADELERİ 
    O mektup'ta Simavi'nin kullandığı bir ifade yıllardır tartışmaya açık. Erol Simavi, Özal'a "üzerine basa basa söylüyorum: Bizler hancıyız, sizler öyle de, böyle de yolcu..." diyordu. Hürriyet Gazetesi'nin siyasete doğrudan müdahalesi o tarihten bu yana kesintisiz devam etti. 



    ÖZAL SUİKASTİNİN ARKASINDA EROL SİMAVİ Mİ VARDI?
    Simavi'nin Özal'a yönelik tehdit içeren "biz hancıyız, siz yolcu" ifadesini kullandığı o mektubun yayınlanmasının üzerinden 2 ay geçtikten sonra Türkiye, Başbakana yönelik girişimiyle sarsıldı. 18 Haziran 1988 günü Başbakan Turgut Özal, Anavatan Partisinin olağan genel kurulunda kürsüde konuşma yaparken silahlı saldırıya uğradı.

    AHMET ÖZAL'DAN ÇARPICI İDDİA
    Sonraki dönemlerde merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın oğlu Ahmet Özal, 1988 yılında babasına yönelik suikast girişiminin arkasında Hürriyet'in sahibi Erol Simavi'nin olduğu iddiasında bulundu.



    ÇETİN EMEÇ CİNAYETİ
    Turgut Özal'a yönelik suikast girişimi ve Çetin Emeç cinayetinin ardından Erol Simavi'nin Hürriyet Gazetesini satarak, ülkeyi terk etmesi kafalarda soru işaretleri bırakmıştı. Hatta bu konularla ilgili Ahmet Özal'ın ortaya attığı iddialar üzerine 2010 yılında Reha Muhtar Vatan Gazetesindeki köşesinde Erol Simavi'ye bazı sorular yöneltmişti.

    SİMAVİ'YE SORULAR
    İşte Reha Muhtar'ın 16 Şubat 2010 tarihinde Vatan Gazetesindeki köşesinde Simavi'ye yönelttiği sorular:
    1) Erol Simavi, niçin aradan geçen 20 yıl içinde bir kez olsun aileyi arayıp, başsağlığı bile dilemedi?.. Bu normal bir davranış mı?
    2) Erol Simavi, Emeç suikastından bir süre sonra neden Hürriyet'i apar topar satıp, tamamen İsviçre'ye yerleşti?
    3) Simavi'nin Hürriyet'i satışıyla, Çetin Emeç suikastı arasında bir bağlantı var mı?.. Simavi kendisine yönelik bir saldırı olacağından mı korktu?
    4) Turgut Özal'a yapılan suikast, Çetin Emeç suikastı ve Erol Simavi'nin apar topar Hürriyet'i satıp İsviçre'ye gidişi arasında bir bağlantı var mı?..

    İSRAİL İLE BAĞLANTISI VAR MIYDI?
    Hürriyet Gazetesi ile İsrail arasında bağlantı olduğu yıllardır konuşulur. Simavi'nin Hürriyet'i kurduğu yıl olan 1948 aynı zamanda İsrail Devletinin kurulduğu tarihtir. Ve Burla Biraderler'in Simavi'ye sattığı matbaa ve Hürriyet'in o matbaada basılması, söz konusu bir İsrail ilişkisi olarak değerlendirilmişti.

    EMİN ÇÖLAŞAN'A RÖPORTAJI, MASONLUK AÇIKLAMASI 

    Simavi, 1988 yılında Emin Çölaşan'la gerçekleştirdiği söyleşide  olduğunu itiraf etmişti. 


    İşte röportajın o bölümü:

    Çölaşan: Efendim, sizin mason olduğunuzu duymuştum. Masonlar genelde kendilerini gizlerler. Gerçekten mason musunuz? Yoksa masonlukla hiç ilginiz yok mu?

    Simavi: Eminciğim iyi ettin bu soruyu sormakla. Şekerim ben, 27 yaşında mason oldum. Türkiye'nin en genç masonuydum. 30 yaşında üstad, 31 yaşında İstanbul Büyük Locası Başkanı oldum ve 33 yaşıma kadar başkanlık yaptım. Sonra bir gün bizim bağlı olduğumuz İskoçya Büyük Locası'nın en büyük üstadı buraya geldi... Üst makama masonlukta obediyans denir. Bağlılığı, bağımlılığı ifade eden fransızca bir kelimedir bu. Bizim o en büyük üstat bir İngiliz... Meğerse benden de gençmiş! Adamla karşılaşınca bir tuhaf oldum. Ama ben masonlukta çok çalıştım çok şeyler öğrendim. Müthiş sabırlı bir insan oluşumun sebebi, tamamen mason oluşumdandır. Masonlara 'dinsiz' derler... Her işin başında onların olduğunu söylerler. Bunlar gülünç iddialardır. Masonluk her dine saygı gösterir. Nitekim Ramazanlar'da bizim biraderlerin neredeyse dörtte üçü oruçlu olduğu için locadaki toplantıların saatini öne alırdık. Konuşmaları da uzatmamaya bakardık. Maksat toplantımız erken bitsin ki biraderler de aşağı salondaki iftar sofrasına yetişebilsin. Geçmişe baktığımızda da masonlar arasında padişahlar vardır, şeyhülislamlar vardır... İlk mason olacağın vakit insanı oraya gözü kapalı getirirler. Bazıları zanneder ki masonluğun şartı Allah'a ve dine inanmamaktır. Kendisine bu konuda soru sorulur. Cevap, 'Ben Allah' tanımıyorum, dine inanmıyorum' olursa bunlar hemen yine gözü kapalı olarak binadan çıkartılırlar. Bir daha da gelemezler. Allah'a inanmayan, dini tanımayan insan mason olamaz. Ama sadece kendi dinine değil, Allah'ın birliğine inanan, her dine saygı göstereceksin. Zaten müslümanlığın şartı da bu değil mi? Biz, her dine saygılıyızdır.

    TÜRKEŞ İDDİASI
    Simavi o röportajda Alpaslan Türkeş'le ilgili iddialar da ortaya atmış ve "27 Mayıs ihtilali olmuştu. 9 Kasım 1960 Çarşamba günüydü. Sıkıyönetimden aradılar. Milli Birlik Komitesi üyesi Albay Alparslan Türkeş görüşmek istiyormuş. Florya'ya gittik. Komite içinde darbe yapacaklarını anlattı. Mason olduğumu öğrenince, kendisini de masonluğa almamız için ısrar etti" ifadelerini kullanmıştı.

    EROL SİMAVİ KİMDİR?
    1930 doğumlu olan Erol Simavi Sedat Simavi'nin oğludur. 1949'da Işık Lisesi'ni bitirdi. Babasının ölümünden (1953) sonra ağabeyi Haldun Simavi ile birlikte Hürriyet gazetesinin yönetimini üstlendi. 1971'de Haldun Simavi'nin Veb Ofset grubunu oluşturarak ayrılmasından sonra gazete tümüyle onun yönetimine geçti. Hürriyet'in yanında Kelebek, Hafta Sonu, TV'de 7 Gün, Çarşaf, Gong, Gösteri gibi kendi alanında başarılı birçok yayını da gerçekleştirdi.

    Önce 1993 yılında Hürriyet'in yüzde 25'lik hissesisini Erol Aksoy'a satan Simavi, geri kalan hisseleri de 1994 yılında Aydın Doğan'a satarak medya sektöründen çekildi. 8 Haziran 2015 tarihinde hayatını kaybetti.[1] Kanlıca Mezarlığı'na defnedildi