17 Mayıs 2015 Pazar

Kim Baba Tahir?..

 Ünü İmparatorluğun dört bir yanına yayılmış, saygın bir dergi olan Malumat’ın sahibi..  ‘Malumatçı Baba Tahir’ diye anılan Mehmed Tahir Bey.. Dergi her türlü yayını hakkıyla yaparken sahibi Tahir Bey, bazı haberleri paraya dönüştürmek için de farklı yollar dener.. Onu medya tarihine geçiren de budur.. Şantaj ve tehdit amacıyla kullanır dergisini..  Hatta bazı yerleri bildiğin aylığa bağladığı konuşulur. En ünlü hikayesi ise ‘Terkos Gölü’ne Domuz Düştü’ haberidir..  O yıllar arıtma tesisini Fransızlar işletir. Eski yönetim Baba Tahir’e düzenli olarak ödenek verirken, yönetim değişince bu kesilir..  Paranın kesilmesinin ardından yayınlanan ilk Malumat şu haberle çıkar; “..  Avcıların yaraladığı bir domuz Terkos Gölü’ne düştü…” Şirket binasının önü bir anda ana baba günü olur. Halk içtiği suların şüpheli olması ihtimali üzerine isyan etmektedir. Yaptığı hatayı fark eden yeni müdür Malumat’ın ödeneğini yeniden tahsis eder.. Málûmat’ın bir sonraki sayısında, şöyle bir düzeltme çıkar;  ‘‘domuz hakikaten vurulmuş ama göle gidemeden kıyıda ölmüş ve leşi de bulunmuştur”.. Ethem Sancak’ı benzettiği Baba Tahir, bu işte.. 



 Terkos Gölü'nden İstanbul'a su verme hakkını elinde tutan Fransız şirketinden her ay aldığı rüşvet kesilince sahibi olduğu Málûmat dergisinde ''Göle domuz düştü'' diye yazmış, rüşveti yenilenince de ''Domuz vurulmuş ama göle düşmemiş, hemen sahilde gebermiş'' demişti.

Türk basınını şantajcılıkla tanıştıran Mehmed Tahir Bey bu kadarla da yetinmedi ve İstanbul'a sahte belge ve madalya imal eden İtalyan ustalar getirtti. Bu ustalara yaptırttığı sahte nişanları Avrupa'daki asalet meraklılarına satınca zamanın hükümdarı İkinci Abdülhamid 'artık yeter' deyip Baba Tahir'i Libya'ya sürgün etti. Tahir Bey sürgünden sonra sadece iki sene yaşayabildi ve 1909'da öldü.

Nedendir bilmem ama son günlerde aklıma bundan tam doksan sene ölmüş bir gazetecinin maceraları takılıverdi: O devir insanlarının ''Baba Tahir'' yahut ''Málûmatçı Tahir'' dedikleri Mehmed Tahir Bey...


Tahir Bey 1864'te İstanbul'da doğdu ve yirmili yaşlarından itibaren zamanının önde gelen gazetecilerinden kabul edildi. 1895'te ''Málûmat'' adında haftalık bir dergi yayınlamaya başladı. Málûmat sekiz yıl boyunca çıktı, sadece İstanbul'da değil imparatorluğun hemen her köşesinde aranılır oldu ve Türk basın tarihinde önemli yer edindi. Ahmed Rasim, Rıza Tevfik, Faik Ali ve Ali Kemal gibi o dönemin en ünlü kalem sahipleri dergide hemen her hafta yazıyorlardı.

Zamanının en seçkini


Dergide sanat, aktüalite ve magazin içiçeydi. Tıptan hukuka, tarihten tarıma ve Avrupa'nın edebiyatıyla müziğine kadar hemen her konudan bahsedilir, hatta kadın ve çocuk iláveleri verilirdi.

Málûmat, böyle önemli bir dergiydi ama sahibi Tahir Bey tarihlere sadece yayıncılığıyla değil, bir başka özelliğiyle de geçti: Dillere destan şantajcılığıyla...

Dergisinin imparatorluk sınırları içerisinde son derece parlak bir yer edinmiş olmasıyla yetinmedi ve Málûmat'ı şantaj vasıtası haline getirdi. Aleyhlerine yazmak tehdidiyle çok kişiden para sızdırdı, sızdıramadıklarını da yerden yere vurdu. Marifetleri zamanın hükümdarı Abdühamid'in kulağına anında gidiyordu ama iktidarına hiçbir şekilde muhalefet etmeyen ve hemen her sayıya hükümdarın áfiyeti için mutlaka en az bir dua koyan böyle sadık bir yayıncıyı cezalandırmaya da eli varmıyordu. Zaten Tahir Bey'i saraya bağlılığından dolayı ödüllendirip ''aferin'' aylığı bile bağlamıştı.

Tahir Bey Türk basınında şantaj modasını işte böyle başlattı ve dillere destan olan ''Terkos suyu'' olayı da o günlerde yaşandı:

İstanbul'la çevresinin içme suyunun getirildiği Terkos Gölü'ndeki arıtma tesislerini o senelerde bir Fransız şirketi işletmekteydi. Şirket, arada bir kendileriyle ilgili hoş haberler yazması için daha başka birçok şirket gibi Tahir Bey'i örtülü bir aylığa bağlamıştı.

Domuz suya düştü mü?


Gün geldi, şirketin Tahir Bey'e aylık veren Fransız müdürü memleketine döndü ve Paris'ten gönderilen yeni müdür ''Hiç kimseye bana ilişmesin diye aylık ödeyemem'' deyip Baba Tahir'in maaşını kesiverdi. Kesti ve bu işi yapmakla hata ettiğini Málûmat'ın birkaç gün sonra çıkan yeni sayısından öğrendi: Tahir Bey ''Avcıların yaraladığı bir domuz Terkos Gölü'ne düştü ve boğuldu'' diye yazıyordu. İstanbul birbirine girdi, halk hınzır ve haram hayvanın sebep olduğu ''maddi ve manevi'' pisliğin boyutlarını öğrenebilmek için şirket binasına akın edince Tahir Bey'in kesilen aylığı hemen o gün yeniden bağlandı. Hadise, Málûmat'ın bir sonraki sayısında ''Aldığımız son istihbarata göre domuz hakikaten vurulmuş ama göle düşmemiş, sahilin gerisinde gebermiş ve leşi de bulunmuş'' diye noktalanacaktı.

Terkos macerası, Málûmatçı Baba Tahir'e daha da bir şevk verdi. 1907'de İstanbul'a sahte belge ve madalya imal eden İtalyan ustalar getirtti, bu ustalara hazırlattığı sahte nişanlarla beratları Avrupalı asalet meraklılarına bir güzel sattı. Nişanları gerçek zannederek alanlar ''Osmanlı Sultanı bana unvan verdi'' diye kasım kasım kasılmaya başlayınca saray ''Artık yeter!'' dedi. Tahir Bey tevkif edildi, Libya'ya sürgüne yollandı, bir yıl sonra İkinci Meşrutiyet'in ilánıyla beraber çıkan afla beraber İstanbul'a döndü. Ama Trablus sağlığını berbad etmişti ve sadece birkaç ay yaşayabildi.

Tahir Bey'in yolundun gidenler


Baba Tahir'in başlattığı şantaj ve menfaat modasına sonraki yıllarda sayıları az olmakla beraber başka gazeteciler de uydu. Meselá İstanbul basınının 1940'lardaki çok önemli bir başyazarı da yeni taşındığı eve zamanın Sular İdaresi su borusu döşemekte gecikince Terkos siláhına sarılıp ''Pis bir öküz Terkos Gölü'ne düşüp boğuldu'' diye yazacak, ortalık birbirine girecek, evine hemen o gün su getirilen yazar bir sonraki gün ''gölde öküz zannettiğimiz karaltı meğerse kuru bir ağaç gövdesiymiş'' diyecekti. İstanbul dışında çiftliği olan bir başka yazar ise 1950'li senelerde belediyenin sattığı süte fazla miktarda su karıştırıldığını diline dolayınca belediyeden çiftliğine hediye olarak iki adet inek yollanacak ve okuyucular hemen ertesi gün ''sütlere artık su karıştırılmadığını'' öğreneceklerdi.

Yüz küsur sene önceki bu basın şantaj hadisesisinin aklıma durup dururken neden takıldığını bir bulabilsem...

''Şantaj yapmıyoruz bari rüşvet yiyelim''

Geçen yüzyıldan kalma bu mühürlü belge, basınımız için tam bir ibret vesikası.

Belge Türk basınının öncülerinden olan ve 1913'te ölen Ebüzziya Tevfik'e ait ve Sultan İkinci Abdülhamid'e gönderilmiş.

Hükümdara muhalefet ettiği için bir ara sürgüne yollanan gazeteci Ebüzziya Tevfik affedilip İstanbul'a dönmesine izin verilmesinden sonra sarayla iyi geçinmeye başlamış ve o kadar uslu olmuş olmuş ki, Abdülhamid'den ''cici çocuk'' aylığı almaya bile hak kazanmış. Aylık miktarı 2 bin 800 kuruş ve 1881 tarihli bu belgede iki aylığını birden almış olmaktan duyduğu şükranı Abdülhamid'e ifade edebilecek kelime bulmakta zorlanıyor.

İşte yüz yıl öncesinden bugünlere gelen bir başka çeşit gazeteciliğin belgeli öyküsü...

Paşazade ikizler deprem için Münih'te çalıyor




Münih'te yarın çok önemli bir konser var. Yüzyılın son çeyreğinin en önde gelen orkestra şefi Zubin Mehta'yla beraber dünyanın en seçkin opera sanatçıları tek kuruş almadan İzmit depremzedeleri için bir konser verecekler. Konsere Türkiye'den sadece Güher ve Süher Pekinel kardeşler katılacak.

Dünyanın önde gelen çok sayıda opera sanatçısı Münih'te yarın büyük bir konser veriyor. Yüzyılın son çeyreğinin en seçkin orkestra şeflerinden sayılan Zubin Mehta'nın idaresinde sahneye çıkacak olan Ruggero Raimondi, Matti Salminen, Angela Maria Blasi, Vesselina Kasarova, Edita Gruberova ve Peter Seiffert gibi operanın dev isimleri İzmit depremzedeleri için müzik yapacaklar. 1800 kişi tarafından izlenecek olan konsere Türkiye'den sadece Güher ve Süher Pekinel kardeşler katılacak.

Konserin ayrıntılarını hafta içinde Süher Pekinel'den, beraberce bir sabah kahvesi içtiğimizde öğrendim. Konserde yeralacak olanlar dünyanın en pahalı sanatçılarından sayılıyorlardı ama başta Zubin Mehta'yla Pekineller olmak üzere hiçkimse tek kuruş istememişti ve biletlerin hasılatı olduğu gibi depremzedelere gönderilecekti. Süher Pekinel böyle bir konsere kardeşi Güher'le beraber solist olarak katılacağı için son derece mutlu olduğunu saklamıyordu. Ama mutluluğunun arkasında bana göre yıllar önce sorulmuş garip bir soruya gene yıllar süren uzun bir çabayla cevap verebilmiş olmanın hazzı yatıyordu: Almanya'nın en yüksek tirajlı gazetelerinden olan Die Zeit ile bundan 18 yıl önce yaptıkları ilk mülákatın hemen başında gazetenin sanat yazarı ''Türkiye'de piyano var mı?'' diye sormuştu ve Pekinel kardeşler böyle bir sorunun cevabını yıllar boyunca en unutulmayacak şekilde vermişlerdi.

Pekineller'i ilk dinlediğim zaman vardığım kanaat bugüne kadar hiç değişmedi: Bana göre tuşu en temiz ve yorumu en hassas olan Türk piyanistleri onlardı. İngiltere'nin önde gelen müzik şirketi Chandos'tan daha birkaç hafta önce çıkan ve piyasaya 14 Ekim'de verilecek olan iki piyano için yazılmış üç ayrı konçertonun, Mozart, Bruch ve Mendel-ssohn'un eserlerinin yeraldığı son CD'lerini dinlerken onlarla ilgili olarak böyle düşünmekte ne kadar haklı olduğumu bir defa daha farkettim.

Ege'nin en eski ailelerinden olan Bedestanîzadeler'le Vefkîzadeler'in soyundan gelen ve Arasta Kethüdasızade Salih Paşa'nın torunu olan Pekineller hakkında ileriki haftalarda yeniden yazacağım. Meselá Süher Pekinel'in asırlar öncesinin son derece değişik bir hayat şekli olan ''Kalenderîlik''le olan bağlantısının sizlerin de ilgisini çekeceğinden eminim ama şimdilik sadece Münih'teki konserleri için başarılar dilemekle yetiniyorum.










15 Mayıs 2015 Cuma

2300 yıllık kalede tarihi karar!

Ordu'nun Altınordu İlçesi Bayadı Mahallesi sınırları içerisinde kalan bölgedeki VI.Mithridates dönemine ait tarihin ortaya çıkarılması için 1 milyon lira ödenek ayırdıklarını ifade eden Büyükşehir Belediye Başkanı Enver Yılmaz, kazının Haziran ayında başlayacağını belirterek, "2 bin 300 yıllık tarih gün ışığına çıkacak. Kurul Kalesi, ilimizin en önemli tarihi ve keşfedilmemiş yerlerinden bir tanesi. Kurul Kalesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’mızın, Özel İdaremizin geçmiş dönemlerde yapmış olduğu çalışmalar sonrası yasal statü ve mülkiyet itibariyle tamamen Ordu Büyükşehir Belediyesi'ne devredilmiş 35 dönümlük mülkiyet alanıyla birlikte keşfedilmeyi bekleyen olağanüstü bir yer" dedi. 

Ordu'nun en önemli tarihi ve keşfedilmemiş yerlerinden biri olduğunu söyleyen Başkan Yılmaz, "Bu yıl sadece kazı amaçlı ve restorasyon amaçlı 1 milyon liralık bir tahsisi yapmak suretiyle Kurul Kalesi’ni, bu güzel coğrafyamızı Ordu ve Türkiye turizmine kazandırmak konusunda gerekli teşebbüslerde bulunacağız. Bu alanımızın korunması, toprak altındaki cevherlerin ortaya çıkartılması ve tarihi misyona uygun bir şekilde tünellerin belki deniz belki nehirlere ulaşacak bu güzergahların ortaya çıkartılması konusunda gerekli çalışmayı yapacağız. Ayrıca bu alanın tahrip edilmemesi için de gerekli güvenlik önlemlerini alacağız. Kurul Kalesi, Ordu'nun tarihini değiştirecek, Ordu'yu bir çekim merkezi haline getirecek" diye konuştu.

Ordu İl Kültür ve Turizm Müdürü Uğur Toparlak ise bölgedeki ilk çalışmaların 4 yıl önce başlatıldığını belirterek, "Burada yapılan kazı çalışmalarında kalenin 6'ncı Mithriadates dönemi kalesi olduğu ortaya çıktı. Kazı esnasında birçok önemli tarihi ürünler bulundu. Bundan sonraki çalışmalar Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülecek. 2 bin 300 yıllık tarihin ortaya çıkarılmasıyla ziyaretçi akınına uğramasını bekliyoruz. Arkeolojik kazılar devam ettiği için şu anda çalışmaların yapıldığı alan ziyaretçilere açık değil. Restorasyon çalışmaları tamamlanınca ziyarete açılacak" dedi.

14 Mayıs 2015 Perşembe

Türkiye Avrupa'nın zirvesinde!

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, "Aslında Türkiye'nin ithal enerji kaynaklarını önleme, doğalgazı önlemek için önemli bir başlıktır jeotermal. Türkiye Avrupa'da jeotermal rezervi açısından birinci, dünyada da ilk beştedir. Bunları doğru ve iyi bir şekilde değerlendirmemiz lazım. Bu, doğalgazdan daha etkili bir enerji kaynağıdır" dedi.

Yıldız, Kütahya'nın Simav ilçesinde, Eynal Kaplıcaları'ndaki jeotermal enerji kuyularında incelemelerde bulundu.
Yıldız, burada gazetecilere yaptığı açıklamada, Simav Belediye Başkanı Süleyman Özkan ile bakanlığına bağlı Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü'nün (MTA) yaptığı bazı çalışmaları yerinde incelemek istediklerini söyledi.

Eynal Kaplıcaları'nda jeotermal kaynağın buharının 130 dereceye kadar çıktığını belirten Yıldız, "Simav'da birçok vatandaşımız için faydalı işler burada oluşturuldu. Ben, belediye başkanımızı tebrik ediyorum. 12 bin konut, doğalgaza ihtiyaç hissetmeksizin şu anda burada yer altından çıkan buharla ısınıyor. Bu yetmiyor şu anda 300 dekarlık seracılık faaliyeti var. Bu alanların genişletilmesi lazım" diye konuştu.

Yıldız, bu konu hakkında Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker ile görüşüp ilçeye seracılık organize sanayisinin kurulabilmesi için Simav Kaymakamına gerekli talimatı verdiklerini dile getirdi.

Organize sanayi için ilçeden yer bakıldığını ifade eden Yıldız, şöyle konuştu:

"Burada yer konusu biraz sıkıntılı. Özellikle tarım arazileri var, mera arazileri var. Onların üzerine de yapmamak lazım. Yani 'bir işi yapıyoruz' diye diğerine mani olmamak lazım. Simav'ın önemli bir avantajı var. Bu avantajı kullanmamız gerekiyor. Yüksek basınçlı ve 130 dereceye kadar buhar elde ediliyor. 50-60 dereceye kadar çıkan sıcak su termal turizm içinde aynı şekilde Simav'ın önemli projelerden bir tanesi. O yüzden biz belediye başkanımıza destek çıkacağız. Kendisine MTA ekiplerini göndereceğiz. Ne tür faydalı bir çalışma yapılabilecekse onu hep beraber değerlendireceğiz. Aslında Türkiye'nin ithal enerji kaynaklarını önleme, doğalgazı önlemek için önemli bir başlıktır jeotermal. Türkiye Avrupa'da jeotermal rezervi açısından birinci, dünyada da ilk beştedir. Bunları doğru ve iyi bir şekilde değerlendirmemiz lazım. Bu, doğal gazdan daha etkili bir enerji kaynağıdır."

13 Mayıs 2015 Çarşamba

Yerli uçak "Doğan" geliyor

UZAYTEM Öğretim Görevlisi ve Proje Koordinatörü Cevat Sunol, UZAYTEM bünyesinde yapılacak "Doğan" adlı çift kişilik uçağın yapımı için kompozit atölyesi kurduklarını söyledi.
Atölyede 15 kişiye kompozit (birbirinden ayrı iki ya da daha fazla malzemenin bir araya getirilmesi ile imal edilen malzeme türü) imalatı eğitimi verdiklerini belirten Sunol, "UZAYTEM olarak hazırladığımız proje kapsamında iki kişilik uçağın kanat ve gövde kalıplarını yapmaya başladık. İleri teknoloji ürünü olacak iki kişilik genel havacılık uçağını yaklaşık 1,5 yılda tamamlamayı hedefliyoruz. Bin 500 kilometreye yakın menzili olacak uçak, hem sportif olarak hem de uzun mesafede seyir için kullanılacak. Tamamen kompozit malzemelerden oluşacak'' dedi.
Hava aracı ve savunma sanayisine katkı sağlayacak
Sunol, UZAYTEM olarak kurulan kompozit atölyesinin havacılık ve savunma sanayisine de katkı sağlayacağını dile getirerek, atölyenin önemine işaret etti.
Geleceğin teknolojisini kullanarak çok daha sert ve hafif malzemeler ürettiklerini belirten Sunol, şunları kaydetti:
"UZAYTEM olarak hava aracı ve savunma sanayine kompozit malzeme ürütmek amacıyla kurduğumuz kompozit malzeme atölyesinde kendi uçağımızın kanat ve gövde çalışmalarını yapıyoruz. Hem kendi teknisyenlerimizi yetiştiriyoruz hem de kendi uçağımızı yapıyoruz. Ürettiğimiz kanat ve gövde kısımlarını dayanıklılık testlerine tabi tutuyoruz. 'Doğan' tamamlandığında Türkiye'de örnek bir model ve yerli bir uçak olacak."

7 Mayıs 2015 Perşembe

Baki Kamber ve Buket Pastahanesi

Ordu’nun turizmi için hazırlanan broşürlerde, dergilerde, hatta sinema filmlerinde Buket Pastanesi’nden mutlaka söz ediliyordu…

Buket Pastanesi denildiğinde akla Baki Kamber geliyor… Baki Kamber denildiğinde de Buket Pastanesi.. Bu iki isim yıllardır birbirinin ayrılmaz parçaları oldular. Baki Bey, şimdilerde Buket’i devretti ama hâlâ O’ndan kalan hatıralar ve hafızalardan silinmeyen
izleri var …

Baki Bey Ordu’nun eskilerinden.. Ordu’nun son 50-60 yılının tanıklarından biri.. Çünkü O’nun pastanesi, herkesin ortak noktasıydı. Siyasetin de, sporun da rotası oradan çiziliyordu. Ve daha bir çok sosyal aktivitenin amiral gemisiydi Buket Pastanesi.. Her şey orada konuşulur, tartışılır, kararı alınır, sonra da uygulama planları orada hazırlanırdı..  

Baki Kamber 1939 Rize Çamlıhemşin doğumlu.. 13 yaşında Ordu’ya gelmiş.. Ama bugün bakıyoruz da, Ordu’da doğmuşlardan çok daha fazla Ordulu.. Ordu’ya geldiğinde Fidangör’de dayılarının “Çamlı Kardeşler Pastanesi” varmış, orada çalışmaya başlamış.. Ve bu mesleğin ilk adımları da o mütevazı yerde atmış..     

BUKET PASTANESİNİN SIRRI
Baki Bey Buket’in, daha doğrusu kendi hikâyesini şöyle anlatıyor: “1962 yılında Buket Pastanesini şimdiki yerinde açtım. İşyerini açmak için Ordu Belediyesinden ruhsat aldım. O zamanlar ruhsat almadan işyeri açılamıyordu. Bu işyerimizle Ordu’daki pastane sayısı 3’e çıkmış oldu. 5 sene sonra buradan taşınıp, Ordu Sinemasının (şimdiki Sinema işyeri) zemin katına taşındık. Orada 26 yıldan fazla bir süre kaldıktan sonra, yine ayni yere geri döndük. Benim sadece pastane değil, ayrıca 5 ayrı işyerim daha vardı.”

Burada araya giriyor ve Ordu Sinemasının altında iken, o parlak günlerinden söz etmesini istiyorum. Şöyle diyor: “Orası Ordu’nun merkezi idi. En popüler toplanma yeriydi. Siyasilerin, yüksek rütbeli subayların, artistlerin, ünlü futbolcuların, turistlerin, bakanların, milletvekillerinin bir araya geldikleri yerdi Buket.. Hatta genç aşıkların el ele tutuştukları, göz göze geldikleri bir mekândı Buket.. Çünkü kolay yerdeydi. Merkezi bir yerdeydi. Önündeki küçük bahçesiyle başka da bir alternatifi yoktu… Dahası Ordu’nun turizmi için hazırlanan broşürlerde, dergilerde, hatta sinema filmlerinde Buket Pastanesinden mutlaka söz edilir ve Ordu’ya gelmek isteyenlere tavsiye edilirdi. Ordu’ya önemli bir şahsiyet geldiğinde onları Buket’e getirirler, burada ağırlarlardı. Çünkü dediğim gibi başka da yer yoktu. Hatta hiç unutmam, Hava Kuvvetleri Komutanı Paşa Muhsin Batur’u bile ağırlamak için bizim pastane tercih edilmişti. Yine Orduspor’lu futbolcuların topluca kahvaltı yapma yeri de yine bizim mekândı. Yine Ordusporlu futbolculara, işadamları ve kuruluşların yaptığı ikramların yeri de yine bizim işyerimizdi.

Buket Pastanesi futbolcuların da buluşma yeri idi. Teknik direktörler Tamer Güney, Lefter Küçükandonyadis ve İsfendiyar Açıksöz bizim pastanede otururlar, futbolcularla maç kritiklerini burada yaparlardı. Ünlü spor adamları Gündüz Kılıç, İslam Çupi, Turgay Şeren gibi gazeteciler Ordu’ya geldiklerinde hiç yabancılık çekmeden yanımıza gelirler, maçtan sonra da maç yazı ve haberlerini burada yazarlar, gazetelerine bizim telefonu kullanarak geçerlerdi..Kısaca bizim pastane, spor adamlarının ikinci adresiydi. 

ÇOK YÖNLÜ OLMANIN SIRRI
Baki Bey, bir grup arkadaşı ile beraber Ordu’da Turizm Derneğinin kuruluşunda da aktif rol almış (sayfada fotoğrafı var).. Yine bir dönem particilik yapmış. Önceleri Demokrat Partinin yönetim kurullarında görev aldıktan sonra, O’nu il başkanı yapmışlar. Üstelik istemediği halde.. Emrivaki ile… Bu görevini 1992-1993 yılları arasında devam ettirmiş.. 35 yıl sonra partisi, Ordu’da  bakan çıkarmış..  Refaiddin Şahin, Tarım ve Köyişleri Bakanı olmuş.. O’nun bakanlığı sırasında Ordu, çok iyi hizmetler almış.

Baki Bey, pastacılık, marketçilik, şirket temsilcilikleri, bayilikler gibi işlerin arasına siyaseti de sıkıştırmış, farklı bir insan… Bu kadar çok yönlü olmanın bir sırrı var mıydı acaba? Gülüyor “Benim bütün zamanım işlerim arasında gidip-gelmekle geçti, başka hiçbir şeyle ilgilenmedim. Bu benim sırrım olabilir mi diyerek soruma, soru ile cevap verdi..  

ALTIN BİLEZİK HİKÂYESİ
Unutamadığı bir anısı olup olmadığını soruyorum. Çok olmuş ama hiç unutamadığı anısını, parti il başkanlığı sırasında yaşamış.. Şöyle anlattı: “Bir kadın kızı için yanıma geldi. Sağlık müdürlüğünde sınav varmış. Sınav sonunda kazananlar işe girecekmiş. Kadın benden yardımcı olmamda ısrar ediyordu. Ben kendisine önce sınavı kazansın, sonra ben onu işe aldırırım dedim. Kız kazanmış, ben de sözümü tuttum ve kız işe başladı. Kadın bir gün odama girdi, benimle özel konuşacakmış.. İçerdeki misafirleri rica ederek dışarı çıkardım. Çantasını açtı, içinden özenle hazırlandığı belli olan küçük bir paket çıkardı. Kırmızı kurdeleli paketi bana uzattı. Açmamak kabalık olurdu, özenle açtım, içinden bir altın bilezik çıktı.. Kadın güldü ve “Sana getirdim, hediyemdir. Kızımı işe koydun” dedi.. Hiç sesimi çıkarmada parti sekreteri Mustafa Ateş’i yanıma çağırdım. O’nun huzurunda ve şahitliğinde hediyeyi kadına iade ettim. Sonra dedikodusu çıkar, rezil kepaze olurduk. Bu tür hediyeleri kesinlikle kabul etmediğimizi kendisine anlatmaya çalıştım. Üzüldü ve teşekkür ederek odadan çıkıp gitti.

İçimizdeki Irlandalilar

Gelin bugün daldan dala atlayıp gidelim… Gözüme takılan çok şey var! Kısa adımlarla ilerleyelim ki hiç birini atlamayalım… Önce BBC'den bir NOT! Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan, "Suriye ittifakı" kurdu. Hedef Esad'ı devirmek. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ın bu ortaklıkları İngiltere ve ABD'de büyük rahatsızlık yarattı. Bu üç ülke Suriye'de bir zafer kazanırsa, bölgenin en güçlü 3 ülkesi olur. Ancak kazanamazsa, IŞIDbu üç ülkede büyük problemlere yol açar!
Ne diyor adamlar: Kazanırsanız ne ala; yok kaybederseniz başınıza gelecekler var!ASALA'dan sonra PKK başladıysa şimdi de PKK'dan sonra IŞİD mi başlayacaktı? Müslüman görünümlü İngilizler sınıra mı dayanacaktı?
Peki IŞİD demişken devam edelim… Açıyı genişleterek tabii… Daha önce yazmıştım! Türkiye'de çok kişi bilmez ama önemli bir şahsiyettir! Geleneksel Henry R. Kravis Sivil Toplum Kuruluşu Liderlik Ödülü gecesi, çok özel bir toplantı olarak tarihe geçti. Kravis dağıttığı ödüllerin dışında 2014'ün en başarılı işadamı olarak gösterildi! 120 ülkede 500 milyar doların üzerinde YATIRIMI olduğu için haklı olarak büyük alkış aldı! Hatta Kravis'in 20'li yaşlarda 1 DOLARININ bile olmadığı özellikle vurgulandı! Garip değil mi? Soros gibi mi ne! Çulsuz milyarder! Nasıl oluyordu bu işler!
Neyse Kravis'ten devam edelim… Irak şu an dünyanın MERKEZİ!
Herkesin bakışı böyle! Maliki, Barzani'ye söz geçiremediği için IŞİD ortaya çıktı! Daha doğrusu çıkarıldı!
Ankara-Erbil anlaşması olmasaydı asla ve kat'a IŞİD olmazdı! Peki IŞİD'i kim kurdu?CIA'dan sözde bir skandalla ayrılmak zorunda kalan ÇUVALCI PAŞA! Yani David Petraeus!
Petraeus istifa ettikten sonra KKR'de işbaşı yaptı!
Üniversitede hocalığa başladı! Bunlar kalkandı, zırhtı!
Asıl işi IŞİD'i kurmak ve yönetmekti!
Bunu da hapishaneden kaçırdığı BAĞDADİ ile başardı! Bütün bunlar olurken KRAVİSyani Petraeus'un patronu devredeydi!
Çünkü Kravis herkesten önce ANKARA'nın çok daha fazla ileriye gideceğini gördü!
Frenlemek için bölgeye indi! Arkasındaki güçle tabii! Obama'ya da büyük baskı yapacak bir isimdi!
Sadece Amerika'da değil BOĞAZ'da da çok güçlüydü! GEZİ olaylarına destek verenFORBES'taki 30 Türk'ün de arkadaşıydı!
Geldiği zaman REZERVASYON yapılmasına rağmen hiç otelde kalmaz BOĞAZ'da sabahlardı!
Boğaz'da kendisini ağırlamak için sıraya girenler vardı!
Yalılardan çıkmazdı yani! Başkan Obama'nın, Erdoğan'a olan yakınlığını hiç onaylamadı!
Bunu Obama'nın yüzüne söyledi!
Obama gereken cevabı verdi! Verdi ama ne oldu?
Sadece 1 gün sonra, ABD Adalet Bakanlığı'nın 2012'de AP gazetecilerine ve bürolarına ait 20 telefon hattını dinlediği skandalı patladı! Nereye gelecektik sahi? Haa "Türkiye, Katar ve Suudlar başarısız olursa IŞİD hedef olarak Türkiye'ye yönelir" diyen kimdi! Anladınız değil mi! MALUM İTTİFAK İŞ BAŞINDA! Daldan dala dedim ya… Devam… ABD Dışişleri Bakanı John Kerry üç saatliğine SOMALİ'ye gitti! Oradaki gücü elinde bulunduranlarla oturup konuştu ve ardından da ayrıldı! Erdoğan Somali'ye gittiğinde"Orada ne işimiz var!" diyenler bakalım bu ziyareti nasıl değerlendirecek! Osmanlı donanmasının en son kapısına bizim mi, ABD'nin mi gitmesi daha anlamlı ve makul!
Gidemediğin yer senin değildi! Bir de bizim içerideki YABANCILAR bunu anlasa!
Son günlerde tesadüf müdür nedir bilemedim malum yapı ile çok sıkı iş tutan birkaç isimle yanyana olduk!
Bu konulara girmek istemesem de yanımdakiler çok iştahlı olduğu için kendimi tam"merkezde" buldum!
Özellikle bir isim nedense çok açık ve net konuşuyor adeta Pensilvanya'yı topa tutuyordu!
Bana çok ilginç geldi!
Daha düne kadar UÇAKLA pardon özel uçaklarla oralara gidip geliyorlardı!
Şimdi Pensilvanya'nın arkasından ileri geri konuşuyorlardı!
Katılmak istemediğim sohbetin bir yerinde "Peki siz …. …. ….. hep birlikte gittiniz! Şimdi niçin böyle uzaklaşmış gibi konuşuyorsunuz?
Gerçekten koptunuz mu?" 
diye sordum!
Sanki bu soruyu bekliyormuş gibi hemen cevap verdi: Tabii ki koptum!
Bırakın artık oraya gitmeyi ARAYAN ABİ'lerin telefonuna çıkmıyorum!
Sadece ben değil pek çok arkadaşım böyle! Telefon numarasını değiştiren bile var! Zaten içerideki çözülme bildiğiniz gibi değil! İnanın belki en son çıkanlardan biri biziz!
İnsanların hemen farklı bir maske ile yoluna devam edebilmelerine şaşırdım!
Bunu görmüş olacak ki "Uzaklarda okullarda görev yapan çocuklar dışında ÇATI ÇÖKTÜ. Kimse artık birarada görülmek istemiyor. Para falan veren de kalmadı" dedi… Garip bir durum, garip bir yön değiştirme!
Sizce?
Geçtiğimiz gün Charlie Hebdo olayının bir benzeri TEKSAS'ta yaşandı! Hz. Muhammed sergisini basanların IŞİD militanı olduğu ileri sürüldü! Saldıran iki genç öldürüldü!
Kim olduklarını biz bilmiyoruz! Ama Paris'teki saldırının bir benzeriyle BENZER bir cevap verildi!
Kime?
Amerika'ya!
Paris'te de, Dallas'ta da hep MÜSLÜMAN üzerinden kavga! Hedef Ortadoğu!
Kimin kontrol edeceğinin savaşı bu!
Ama bu saldırı önemli! Çünkü IŞİD tabelası ilk kez ABD'ye girdi!
Daha büyük bir saldırı olursa ABD'nin canı yanar ve bölge politikalarını gözden geçirmek zorunda kalır! Sanki buraya doğru gidiyor olay! Biri Amerika'yı can evinden vuracak gibi! Ve kesinlikle saldıranlar MÜSLÜMAN(!) olacak!
Ve unutmayın Yemen, Suudi Arabistan, Ürdün, Suriye, Irak, Libya yani Müslüman dünya huzur bulamıyor!
Kimin eseri bu? Belli değil mi! Ne dersiniz?
HSBC Brezilya, Amerika, Meksika ve Türkiye'den çıkma kararı aldı ama açıklayamıyor!"Çıkacağız gibi!" yaparak "daha belli" değil deniyor!
Zorlandığı ve takip edildiği yerlerden gitme peşindeler!
Dünya para akışını kontrol eden güçlerden biri ola HSBC'nin Londra'dan bile çekilmek istemesi ayrı bir konu!
İngilizler'in KALESİ gibi duran yapının geri adım atması KARLAZARARLA ilişkili değil! Siyasi!
Daha önce İNGİLİZ FİNANS İMPARATORLUĞUNUN çekirge sürüsü gibi talan ettiği yerlerden "Çekiliyoruz!" demesi mağlubiyet işareti!
Gerçek bu!
Bir de bir dostum malum yapıyla ilgili bir başka iddia dile getirdi!
İstanbul'daki büyük şirketlerin belli organizasyonlardan ÇALIŞAN talep ettiği ve pek çok önemli şirketin bu şekilde yetişmiş personel bulduğunu anlattı! İsim isim… "Peki şimdi de böyle mi?" diye sordum! Cevap gecikmedi: Şimdi FATİH ÜNİVERSİTESİ veKOLEJİ çıkışlı kim varsa görüşmeye bile almıyorlar! Daha düne kadar YETER ve GEÇER ŞART olan bu diplomalara şimdi bakan yok!
Malum yapı umarım "Boğaz'dan dost" olmayacağını anlamıştır! Olan yine gençlere oldu! En masum olanlara yani! SON NOT! Barzani, Amerika'da Obama'nın karşısında! Fotoğrafa bakın yorumu yapın! Bir de masadakilere dikkat edin!
Bakalım ne sonuca varacaksınız!

5 Mayıs 2015 Salı

Belediye fabrikada çalışacak işçi bulamıyor


Ordu Gölköy Belediyesi'nin öncülüğünde açılan, bin kişi istihdamlı tekstil fabrikasında çalışacak işçi bulunamıyor. Gölköy Belediye Başkanı Ali Kemal Mert, yaptığı açıklamada, 12 milyon lira yatırımla açılan fabrikada 320 kişinin çalıştığını söyledi.
Mert, geçen yıl ağustos ayında faaliyete geçen fabrikanın resmi açılışını yaklaşık bir hafta önce gerçekleştirdiklerini, mülkiyeti belediyeye ait bu fabrikanın, 2009 yılında siyasi vaatlerin içerisinde yer aldığını ifade etti.
Mert, ilçelerine uzun uğraşlar sonucu kazandırdıkları fabrikanın faaliyete geçmesinden duydukları mutluluğu dile getirerek, "Biz aslında 250-300 kişinin çalışabileceği küçük bir fabrika kurmayı düşünüyorduk. Ancak ilerleyen süreç, ilçemize daha büyük bir fabrika kurmamız gerektiğini gösterdi. Hem Gölköy hem de komşu ilçelerden göç alabileceğimiz bir fabrika olması gerekiyordu. Bunun için kolları sıvadık ve 8 bin 600 metrekare arsa üzerine kurulu, 6 bin metrekare kapalı alanı bulunan bu fabrikayı bir yıl gibi kısa bir sürede tamamladık. Yaklaşık bir yıldır üretim yapılıyor" diye konuştu.
12 MİLYON LİRALIK YATIRIM
Belediyenin öz kaynaklarıyla yapılan tekstil fabrikasına 4 milyon lira harcadıklarını kaydeden Mert, "Yaklaşık olarak işletmeci kardeşimiz de 6 milyon civarında yatırım gerçekleştirdi. Devlet, İŞKUR aracılığıyla ise 2 milyon lira yatırım yaptı. Toplamda da yerel yönetim, devlet kanalı ve işletmeci mantığıyla oluşturduğumuz bu fabrika yaklaşık 12 milyon lira yatırımla ilçemize kazandırılmış oldu. Ancak yaklaşık bin kişinin istihdam edilebileceği bu fabrikamızda şu an itibarıyla 320 kişi çalışıyor. Maalesef işçi bulmakta güçlük çekiyoruz" ifadelerini kullandı.
İlçelerinin tarıma endeksli olduğunu vurgulayan Mert, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Özellikle geçen yıl zirai dondan dolayı fındığın olmaması nedeniyle ciddi bir göç kaybı oldu. Yaklaşık 33 bin nüfusa sahip ilçemizin nüfusu 30 binlere kadar düştü. Üç bin nüfus kaybından dolayı çok ciddi istihdam sıkıntısı yaşadık. İnşallah bu yıl fındığın verimli oluşuyla göçün tersine döneceğini bekliyoruz. Temennimiz fabrikadaki işçi açığını en kısa sürede kapatabilmek."
MAHALLELERİ DOLAŞARAK İŞÇİ ARIYORLAR
Tekstil fabrikasına işçi bulabilmek için işletmeciyle mahalle toplantıları düzenleyip işçi aradıklarını anlatan Mert, "İşçi bulmak için bazen cuma bazen de cumartesi günleri ekipler halinde mahalle toplantıları yapıyoruz. Gittiğimiz mahallelerde kız kardeşlerimize ve gençlerimize bu fabrikanın neye dönük, onlara ne gibi faydalar getireceğini anlatarak işçi temini için çalışıyoruz. Toplantıların ardından minibüsler ile bu gençlerimizi fabrikaya getiriyoruz. Burayı gezdiriyoruz. Daha sonra çalışmaya karar verdiğinde hemen ikinci gün iş başı yaptırıyoruz. Bu fabrika 800-850 kişi içeride, 50-60 kişi servis minibüsü, içerisindeki güvenliği, temizlikçisi ve aşçılarıyla bin kişiyi rahatlıkla istihdam edebilir, bin kişi buradan maaş alabilir" diye devam etti.
Fabrika Müdürü Eyüp Çalış da ilçeye önemli bir yatırım kazandırdıklarını, ancak en önemli sorunlarının işçi bulmak olduğunu vurguladı.
Çalış, çevre ilçelerden de işçi beklediklerini kapılarının işsiz gençlere açık olduğunu kaydetti.