Boston'da John Kerry ve Mitt Romney'in muhteşem evinin önünden geçerek Charles River'ın kıyısına indiğim dostumla sohbet giderek daha da derinleşti! Öyle bir an geldi ki Ankara'nın her yaptığının onun odasına geldiğini düşündüm! Öyle şeyler söylüyordu ki "Bunları Türkiye'de kaç kişi biliyor?" sorusunu sorduruyordu!
Kafam karışıyordu açıkçası!
Bilginin bu kadar hızlı dolaştığı dünyada ÇOK BİLENLERE yakın olmak bir gazeteci için büyük şanstı! Bazen de söylenenlere inanmakta zorlanıyordum!
Eğer son cümleme inanmıyorsanız buyurun sohbete tanık olun!
Bakalım haksız olduğumu düşünecek misiniz?
Kim bilir belki de ben abartıyorum! Bilemiyorum!
En iyisi siz karar verin!
İşte yürüyüşümüz devam ediyor!
Kiev ve ardından Kırım!
Neler oluyor? Obama ve Putin'in arası mı açıldı?Sana açık yüreklilikle söylemek istiyorum ki Kırım olayını dünyada doğru dürüst anlayan yok!
Anlatın lütfen!Obama ve Putin arasında gergin bir süreç var. Hakikaten son dönemde yaşanan en gergin durum. Zor günleri beraberinde getirecek. Kabul! Ama oradaki kavganın tarafları ABD ile Rusya değil!
Kim? Almanya mı?Kısmen! Kırım'ın tek sahibi İngiltere'dir! Kiev'in olduğu gibi!
ABD, Almanya'yı destekler gibi yapıp İngilizler'i oradan kovmanın hesabını yaptı! Almanlar, Londra'nın yerini almak istedi!
Putin buna izin vermedi! Obama da çok fazla kart masaya sürmedi!
Obama, Putin ve Erdoğan ittifakı devam ediyor! İnanmıyorsan Moskova ve Kiev'den gelen paralara bak! Türkiye'ye para akıyor! Gelenler de çok büyük isimler üstelik! Bu nedenle Türkiye hiç sesini çıkarmıyor! AB de öyle!
Çünkü kavganın aslında kiminle kim arasında olduğu biliniyor! Ama dünya medyası bunu ıskalıyor! Olay bu! Atlama bunları!
Kırım'da ABD'nin özel timleri var ama? Ellerinde silahlar! Bu neyin nesi?ABD'nin özel timleri, Kırım'da da var elbette. Ancak 60 ülkede daha var. Fakat bu özel timler, birçok farklı gruba bağlı. Beyaz Saray'a yakın olanlar da var, karşısında yer alanlar da...
Türkiye'de oldu mu hiç?Tam da oraya geliyordum!
Nasıl yani?Türkiye'dekini kimse bilmiyor çünkü!
Meraklandım iyice!Merakını gidereyim hemen...
Bir zahmet!Barış sürecinin hiç başlamaması için Türkiye'ye sızan ve operasyon yapmak isterken imha edilen 17 kişilik bir Amerikan timi vardı.
Türkiye'de 17 Amerikalı imha edildi yani? Nasıl olur?
Şaka mı bu?Bal gibi olur!
Anlatın lütfen!Oslo süreci, 2011'de barış olacağının ilk hamlesiydi. O görüşmeleri sızdırarak, sürece darbe vurdular. Sızdıranlar belli! İngiltere ve kullandığı yapı! Artık barış süreci mutlaka başlayacaktı. Bunu PKK'ya destek veren 11 ülke de biliyordu.
Ankara da işin farkındaydı!
Eeee, devam edin! İşte Neo-Con ABD'nin en özel timlerinden biri de 7 Ağustos 2012'de Çukurca'ya giriş yaptı.
Ancak Türk ordusu, en özel timlerini bu bölgeye göndermişti. Günlerce, dışarıyla irtibatı kesilen bu bölge tarihi bir savaş yaşadı. Tek kayıp vermeden, PKK ve ABD özel timi imha edildi. Altını bir kez daha çiziyorum, tek kayıp vermeden.
Neden? Barış süreci bitecek miydi o zaman?O gün oraya gelenlerin amacı PKK tarihinde olmadığı kadar derin ve acımasızdı!
Açar mısınız?O gün büyük bir katliam hedefleniyordu, en az 200 şehit için bölgeye sızma olmuştu.
Hedefledikleri yerlerin en ince ayrıntılarına kadar planlar yapılmıştı! Ancak MİT'in özel istihbaratı, bu operasyonu biliyordu. Türk ordusunun özel timleri de gerekeni yaptı.
Operasyonu yöneten kişi o bölgeye bizzat giden Necdet Özel'di. Sizde en son operasyon yöneten büyük komutan Atatürk'tü. Ne kadar büyük ülke olmak istediğinizi bu detay anlatıyor. Ayrıca Fidan'ın hedef olmasına yol açan olayların başında bu gelir! Bilesin! O istihbarat, barış sürecini ortadan kaldırmak isteyenlere büyük ders oldu!
Genelkurmay ve MİT'in ortak refleksi yani?Tabii ki! Siz de düne kadar bu olmuyordu! Şimdi bunu gerçekleştirdiğiniz için operasyonlar tutmuyor! Sonra ne oldu peki?Sonrasını anlatırım ama burada araya girmem lazım!
Tamamdır! Buyurun!Erdoğan'ın tüm çalışması 2014'te Başkan olmaktı. Ardından da MİT Başkanı Hakan Fidan'ı Başbakan olarak atamaktı.
Kafasındakinin bu olduğunu duydum! Doğruluğuna inanıyorum! Ama şimdi işler biraz değişti gibi... Hakan Fidan'ın MİT'in başında olması artık büyük önem taşıyor!
Cemaat Türkiye'nin asıl konularından biri! Son aylarda çok tartışıldı, konuşuldu! Ne olacak bu iş? Siz bunu çok iyi bilirsiniz?Fethullah Gülen'e yeni görevleri tebliğ edildi. Öncelikli olarak onun mağdur olduğu algısı oluşturulacak.
Haklılığını ortaya çıkaracak olaylar gerçekleştirilecek! Üzerinde kurulacak büyük baskılar sonucu Erdoğan'ın hata yapması isteniyor.
Şimdi Gülen'in Türkiye'deki medyası ve tümüyle Erdoğan karşıtı olan medyalar, yine birlikte manşet atacak.
Bu bilmediğimiz bir şey değil ki!Tamam, ben de bunu söylüyorum!
Tamam kızmayın! Öncelikle ABD'de her medya kuruluşu, destekleyeceği kişileri açıklar ve öyle yayınlar yapar.
Şimdi Fox yani Murdoch'a "Demokratlar lehine" bir haber yaptıramazsınız. Onun medyaya giriş amacı Demokratlar'a karşı olmak. Fakat hani siz Erdoğan'ı "medya üzerinde baskı kuruyor!" diye eleştiriyorsunuz ya; Obama, Murdoch üzerinde öyle baskılar kurdu ki muhalif gücünü yüzde 60 azalttı. Daha önce altını çizdiğim gibi dünyada medya üzerine baskı kuran iki lider vardır. Biri Obama, diğeri Kuzey Kore lideri... Obama'yı en çok eleştirdiğim konu bu, ancak ben de ABD Başkanı olsam onun yolundan ilerlerim.
Erdoğan'a gelelim! Saldırılarla uğraşacak mı yine?Fethullah Gülen ve diğer Erdoğan karşıtları, yoğun bir kampanya başlatacak. Erdoğan, onlara karşı yapması gereken hamleleri yaptığında da dünya basınını karşısında bulacak.
Erdoğan zafere gidecek ancak ekibinin onun kadar başarıyı istemesi şart. Yoksa, "Büyük Güç Türkiye" hayalinizi ertelemek zorunda kalırsınız! Herkes Erdoğan kadar davaya inanmalı! Tabii yük de sadece ona bırakılmamalı!
operasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
operasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
21 Mayıs 2014 Çarşamba
16 Şubat 2014 Pazar
İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım
Bülent Yıldırım "Baskın yapan polislerden birinin itirafı var, bize 'El Kaide' diye söylediler, 'Gittik İHH'yı görünce buraya baskın yapmak istemedik. Fakat 3-4 gün içinde hükümet gidecek burada bu baskını yaparsanız görevinizde yükselir eğer yapmazsanız başka bir yere gidersiniz diye tehdit edildik' diyor" dedi.
Yıldırım, kentte faaliyet gösteren yaklaşık 70 sivil toplum kuruluşu temsilcisinin katılımıyla Kervanhan Tesisleri'nde yapılan istişare toplantısında, 17 Aralık operasyonunun ardından MİT'e ait bir tırın, İHH'ya aitmiş gibi gösterildiğini ayrıca "El Kaide örgütü" diye İHH'ya baskın yapıldığını söyledi.
Konuşmasında, Kilis'teki İHH Şubesi'ne yönelik operasyonda görev alan polislerden birinin itirafına yer veren Yıldırım, şunları söyledi:
"Baskın yapan polislerden birinin itirafı var, bize 'El Kaide' diye söylediler, 'Gittik İHH'yı görünce buraya baskın yapmak istemedik. Fakat 3-4 gün içinde hükümet gidecek burada bu baskını yaparsanız görevinizde yükselir eğer yapmazsanız başka bir yere gidersiniz diye tehdit edildik' diyor. Şimdi bu tehditlerle yapılan baskınla karşı karşıyayız. Sonuçta bütün dünyaya İHH'nın Kilis'teki şubesinin resmi gösterdiler. Doğrusu bizi mutlu eden bir sonuçla karşılaştık. Halk bize sahip çıktı. Dış dünya bize sahip çıktı. Yardımlarımız o günden beri artarak devam ediyor. Geçen yılın bu ayına göre yardımlarda yüzde 60'lık artış görüyoruz."
Baskının ardından hayırseverlerin Suriye'ye yönelik yardımları artırdığını, dış dünyadaki yardım kuruluşlarından İHH ile çalışmak isteyenlerin sayısının arttığına işaret etti.
Kayseri'de görülen dava
Yıldırım, İsrail ile en iyi ilişkinin "sıfır ilişki" olduğunu, Yahudilerin bir kısmının bile bu ülkeye güvenmediği iddia etti.
Yahudilerden çok Yahudilerin sevdalılarının siyonizme daha çok güvendiğini savunan Yıldırım, şöyle devam etti
"Bazı Yahudiler, İsrail Devleti'nin olmaması gerektiğine inanıyor. Burada basket takımı protesto edildi, burada bazı siyonistseverler arkadaşlarımıza dava açtılar. Şimdi o siyonist severden bir tanesi de Kayseri'de rahmetli Furkan Doğan için açılan davada hakim kalktı dediki (İsrail yargılanmaz) davayı reddetti. Tebligat gitmiş İsrail kabul etmiş, İsral diyor beni yargılayabilirsin ama burdan bir tanesi diyor ki 'İsrail yargılanmaz'. Kraldan çok kralcı işte. Siyonizmi bela gören Yahudilerin sayısı siyonizmi kabul eden Yahudilerin sayısından daha fazla. Çoğu kişi bunu bilmez."
İsrail televizyonlarında 2010'daki bozulan ilişkilerden sonra Türkiye'nin verdiği karar üzerine yeni teknolojiler üretildiğinin açıklandığını dile getiren Yıldırım, "Türkiye kendi silah sanayisindeki bağımsızlaşma kararını aldı ve yürüyor. Mavi Marmara'dan sonra gerçek bağımsızlığa doğru bir adım attı aslında Türkiye. Onun için İsrail şu anda paniklemiş durumda. İsrail sevenlerde paniklediler. Aman bir an önce barış olsun. Neden? Eskisi gibi Türkiye'nin hücrelerine girelim silah sanayisinde, teknolojide, kalkınmada ve başka alanlarda ileri gitmek isteyen gerçek bağımsız ve vatanseverlerin önünü geçmişte nasıl tıkadıysak yine aynı şekilde tıkayalım" dedi.
"Başbakanın bu tavrının yanında olmak lazım"
Mavi Marmara davasına ilişkin görüşlerini de aktaran Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü: "Allah Mavi Marmara'yı vesile kıldı, şu anda Türkiye'nin geldiği nokta bu. İşte bu çerçevede şimdi diyorlar ki bir an önce özür de diledik tazminatta ödeyceğiz, 25 milyon dolar, hemen büyükelçileri gönderelim. Allah razı olsun sayın başbakan çok doğru bir tavır ortaya koydu. Bu nedenle sayın başbakanın bu tavrının yanında olmak lazım. Başbakan 'hayır' dedi. Buradaki mesele ambargo ve ablukadır. En azından Türkiye'nin bütün yardımları götürebilecek kadar bu ablukanın delinmesi lazım. Bunun da protokole bağlanması lazım. Fakat İsrail şimdi bunu kabul etmek istemiyor. Niye? Çünkü İsrail diyorki ben istediğim zaman gideyim Filistinli bir çocuğu öldüreyim. Türkçesi budur."
Yıldırım, İHH Mavi Marmara katılımcıları olarak asla bu davalardan vazgeçmeyeceklerini vurguladı.
Konuşmaların ardından, Suriye'e gönderilmek üzere hazırlanan yardım malzemesi taşıyan tır dualarla Kilis'e gönderildi.
Kaynak: AA
SIRA ÜST KADEMEDE Emniyetçilerle başlayan inceleme sürecinin derinleştirileceği öğrenilirken, MİT'in kendi içinde ülkenin çıkarları ve teşkilatın hedefleri dışında çalışan tüm yapılardan arındırılması konusunda kararlı olunduğu belirtildi. MİT'teki bilgilere göreincelemenin daha üst görevlerde bulunan isimlere kadar ilerleyeceği öğrenildi.
3 Ocak 2014 Cuma
TEK YOL TEHDİTLE FAİZ DEVRİM..
New York Times, Financial Times...
Bu dünyada ne kadar TIMES varsa hepsi yazdı. Aylardır ve yıllardır da yazıyorlar; "Türkiye faizleri artırmalı" diye bir yerlerini yırtıyorlar. Reuters'tan tutun, The Economist'e kadar aynı feryadı yazmayan kalmadı. Hepsinin patronu Yahudi Bankerler...
PARA'dan PARA kazananlar...
Ekonomik tetikçiler tuttular Roubin gibi. Onlara da söylettiler "Türkiye faizleri artırmalı" diye.
Adamlar bizi soymak istediklerini rsızca hayasızca haykırıyorlar.
Aslında bu konuda haklılar. Çünkü biz alıştırdık adamları.
Ne isterlerse en baba gazetelerimizde çarşaf çarşaf yayınladık geçmişte. "Yabancı uzmanlar uyarıyor, artırın faizleri" diyerek.
Uzman yutturmacası ile perde arkasındaki Yahudi Bankerleri gizledik. Gelen hükümetlerimiz de "Aa uzmanlar uyarıyormuş" diyerek "Emredersiniz"çektiler. Gelene "Ağam", vurana "Paşam" dediler. IMF'in gönderdiği adamı "KURTARICI" ilan ettiler. Koskoca hükümette o kadar Bakan vardı ama ithal ekonomiste verdiler ülkeyi. 70 milyonda bulamadılar taa okyanus ötesinden getirdiler.
Faizleri, gecelik repoları evrenin en ücra köşesine kadar uçurdular. Ecevit'i hastaneye kapattılar.
Eşi bile "Kocamı öldürecekler" dedi.
Ne OPERASYONLAR gördük bu ülkede YÜKSEK FAİZ HORTUMCULUĞU adına.
Hatta BANKALAR açık seçik ÖZEL operasyon yaptı bu ülkede. 2000 yılının sonbaharında Deustche Bank"Türkiye'de kısa vadeli faizler yükselecek, piyasadan çıkın" diye rapor yazdı. Tek hedefleri vardı "KRİZ"i patlatmak... Ve bu raporla Demirbank'ın batmasına yolaçtılar. Daha da ötesi Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizini fitillediler.
Öyle bir operasyondu ki bu, parası olan üretim yapmıyor, faizden para kazanıyordu.
70 milyondan toplanan vergiler faizle 12 bin kişiye ve yabancı sermayeye gidiyordu. Bir profesörümüz "ÜÇKAĞIT ekonomosi" diye bas bas bağırıyordu. Dolar-Euro, Borsa ve Faiz'di üç kağıt yöntemi. Eğer şu andaki hükümet olmasa, IMF kovulmasa tam 642milyar liramız daha HORTUMLANACAKTI operasyonlarla...Ama pes etmiyorlar. Gezi ile milyar dolarları götürdüler... Şimdi 17 Aralık Operasyonu ile VURGUN peşindeler. Yeni Ekonomi Bakanı, son operasyonun maliyetini "150 milyar dolar" olarak açıkladı. Evet bizi 150 milyar dolar soyduFAİZ lobisi. 2008'de Deutsche Bank "Türkiye 120 dolar bulmazsa batar" diye bir dedikodu yaydı. Biz batmadık ama bu iddianın çalkantısıyla da soydular bizi. Şimdi aynı banka "Türklerin Merkez Bankası PES EDENE kadar ve FAİZLERİ ARTIRANA kadar Türk lirasının BASKI ALTINDA kalacağını öngörüyoruz" diye rapor yayınlıyor. Rapordan hemen sonra döviz uçuşa geçiyor. Bu öngörü işin nazik tarafı.
Aslında yüzsüzce Türkiye'yi TEHDİT ediyorlar. "Ya faizleri artır fazla yorulmadan SOYALIM sizi ya da OPERASYON yaparız ha" diye sopa gösteriyorlar. İstediklerini alamayınca da sopayı indiriyorlar. Biz de oturup Holywood filmi gibi operasyonlar izliyoruz. ABD'li finans devi Citi Bank var bir de... Orta, Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika (CEEMEA) döviz ve tahvil piyasası bölümü Başkanı Luis Costa, "Türkiye şu anda oldukça tehlikeli bir durumda.
Muazzam tutarlarda para çıkışları şu ana kadar görmedik. Ancak bu durum ağırlaşabilir de" diyerek Deustche Bank'a eşlik ediyor... İsviçreli yatırım şirketi GAM'ın direktörü Paul McNamara "Türk Lirası'nın son dönemdeki değer kaybı kayda değer bir faiz artışı ile telafi edilmezse yabancı sermaye kaçar" diye tehdit ediyor. Görüldüğü gibi TEK YOL TEHDİTLE FAİZ DEVRİMİ..
Saldıranların görüntüsü, bağlı oldukları grup kim olursa olsun perde arkasındaki operasyonun ismi PARA'dır!
Erdoğan iktidara geldikten sonra BANKACILIĞIN görünmez kurallarının üstüne gitti! Diğer insanlara YUKARIDANbakmak için GÖKDELENLERİ yapan YAHUDİ BARONLARI, Kraliçe üzerinden yönettikleri Türkiye'nin elden gitmesine razı olamazdı! Para üzerine Ankara'nın yaptığı hamle onlar için çok tehlikeliydi!
Ayrıca tedirgin oldukları bir konu daha vardı! Bu ise onlar için zaman zaman paradan daha önem verdikleri alandı!
Neydi bu?
Amerika: Yüzde 89
İngiltere: Yüzde 91
İspanya: Yüzde 63
Almanya: Yüzde 97
İtalya: Yüzde 61
Fransa: Yüzde 90
Hollanda: Yüzde 71 Yahudiler hiç söylenmese de doğrudan ya da dolaylı dünya medyasının büyük sahibiydi... Kitap evlerinden film şirketlerine kadar AKILA hükmedilen her alan onlarındı!
Bu CHATHAM HOUSE'ların çok uzun zaman önce aldığı bir karardı! Osmanlı KIRIM HARBİ için Yahudi bankerlerden borç alıp ayakta kalmaya çalışırken Buckingham perde arkasında BARONLARI toplayıp egemenliğin İLETİŞİMDENgeçtiğini ilan ediyordu!
Erdoğan döneminde bu alanda da ATAK yapıldığı için perde gerisinde Yahudiler'in sahibi olduğu medya YERLİ veMİLLİ basın için hemen YANDAŞ damgasını vurdu!
Cumhuriyet tarihi boyunca Yahudi BARONLAR ile onların içeride temsilciliğini yapanların emrinden çıkamayanlarANADOLU'nun yürüyüşünü durdurmak için en iyi bildikleri işi yapıp BUDAMA operasyonuna kalkıyorlardı...
Bankalar, medya, reklam ajansları, iletişim gibi çok önem verdikleri alanda TÜRK görmek istemiyorlardı! Bir TÜRK BAŞBAKAN'ın dengeyi bozmak adına oyun kurmasını hazmedemiyorlardı!
Öyle ya buralar onların ülkesiydi!
Amerika'da, Almanya'da, Fransa'da, İngiltere'de onlar bu kadar güçlüyken Türkler nasıl olur da çizgiyi aşardı! İşte söylenmeyen ve yazılmayan buydu!Bizim ülkemizi, bizim yönetmemize itiraz ediyorlardı! Dinlemeyince bize benzeyenlerle HALKBANK'a giriyorlardı!
Operasyonu yapanlar bile hedefte HALKBANK'ın para dolu kasaları olduğunu bilmiyordu! YAHUDİ BARONLARINgörev verdiği o ismi Başbakanlık koltuğuna oturtmak için düğmeye basıldığını farketmiyordu!
Türk bankalarını hedefe koyan AIPAC, American Enterprise ve Brooking Institüte gibi kuruluşların gündemlerini hiç kimse bilmiyordu!
Ankara'yı yıkmak için dünya çapında bir HAÇLI saldırısının oluşumunu ıskalıyorduk! Ülkenin çıkarlarını korumaya kalktın mı ismin bir anda DİKTATÖR oluyordu!
Bu algı Londra'da pişirilip ülkeye sokulduğunda maalesef ilk önce buna yapışıp siyaset yapan CHP oluyordu!
CHP'yi esir alan bu anlayış YERLİ değildi! Bu nedenle verilen emrin ve girişilen işbirliğinin ülke menfaatlerine sonuç vermesi mümkün değildi...
Kemal Bey ve arkadaşları bilmese de gerçek buydu! İstemeden BARONLARIN buyruklarına uyuluyordu! Türkiye gibi bir ülke onların elinden çıkıp bizim elimize geçmesin diye birbirine hiç ama hiç benzemeyen grup ya da kişilerden koalisyon oluşturuluyordu!
Saldıranların bir FİKRİ olması mümkün değildi! Karşımızdakilerin ruhu var ancak AKLI yoktu! Baronların esiri olarak geliyorlardı! Emri yerine getirmekten başka seçenekleri yoktu! Saldırı yeri ve saati GİZLİ ZARF içinde ilgili kişiye gelir, o da açtığında KARARI görürdü! Arada telefon, faks, mail yoktu! İletişimi ellerinde tutanlar, konu Türkiye'ye saldırı oldu mu ilkel yöntemlere sığınıp mesajı yüzyüze veriyordu!
Aradakiler de "Madem ülke için iş yapıyoruz neden bu gizlilik?" diye soramıyordu!
Bakın!Türk Devleti 16 İmparatorluğu ÇADIRDA kurmadı!
Saldıranların kişi kişi her bilgisi Ankara'da var! İnanın bunlar çok özel bilgiler! Onların ailelerinin bilmedikleri devletin arşivlerinde! En yakınlarından Ankara'ya bilgi yağdıran isimler var!
Türkiye BÜYÜMEK ve bölgeyi kapsamak üzereyken, GELENLERİ hiç unutmayacak! Fatura onlara çıkacak!
Hesap görülürken eski defterler de açılacak! Mesela, Erdoğan Ankara'nın göbeğinde rahatsızlanıp aracının içinde mahsur kaldığında BALYOZ bulunmasaydı, durumun daha da kritik olacağından şüphe duyulmayan o anda o makam aracını KİLİTLEYENLER ile şimdikilerin ortaklığı ortaya çıkarsa ne olacak!
Burası Türkiye!
Burada her şey belli süre gizli kalır!
Günü geldiğinde hesaplar görülür?
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nı uzaktan kumandayla otomobile hapsetmek isteyenler de bir bakarsınız yakında manşet olur!Altı deliği var zurnanın, hesabı var Konya'nın...
Bu dünyada ne kadar TIMES varsa hepsi yazdı. Aylardır ve yıllardır da yazıyorlar; "Türkiye faizleri artırmalı" diye bir yerlerini yırtıyorlar. Reuters'tan tutun, The Economist'e kadar aynı feryadı yazmayan kalmadı. Hepsinin patronu Yahudi Bankerler...
PARA'dan PARA kazananlar...
Ekonomik tetikçiler tuttular Roubin gibi. Onlara da söylettiler "Türkiye faizleri artırmalı" diye.
Adamlar bizi soymak istediklerini rsızca hayasızca haykırıyorlar.
Aslında bu konuda haklılar. Çünkü biz alıştırdık adamları.
Ne isterlerse en baba gazetelerimizde çarşaf çarşaf yayınladık geçmişte. "Yabancı uzmanlar uyarıyor, artırın faizleri" diyerek.
Uzman yutturmacası ile perde arkasındaki Yahudi Bankerleri gizledik. Gelen hükümetlerimiz de "Aa uzmanlar uyarıyormuş" diyerek "Emredersiniz"çektiler. Gelene "Ağam", vurana "Paşam" dediler. IMF'in gönderdiği adamı "KURTARICI" ilan ettiler. Koskoca hükümette o kadar Bakan vardı ama ithal ekonomiste verdiler ülkeyi. 70 milyonda bulamadılar taa okyanus ötesinden getirdiler.
Faizleri, gecelik repoları evrenin en ücra köşesine kadar uçurdular. Ecevit'i hastaneye kapattılar.
Eşi bile "Kocamı öldürecekler" dedi.
Ne OPERASYONLAR gördük bu ülkede YÜKSEK FAİZ HORTUMCULUĞU adına.
Hatta BANKALAR açık seçik ÖZEL operasyon yaptı bu ülkede. 2000 yılının sonbaharında Deustche Bank"Türkiye'de kısa vadeli faizler yükselecek, piyasadan çıkın" diye rapor yazdı. Tek hedefleri vardı "KRİZ"i patlatmak... Ve bu raporla Demirbank'ın batmasına yolaçtılar. Daha da ötesi Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizini fitillediler.
Öyle bir operasyondu ki bu, parası olan üretim yapmıyor, faizden para kazanıyordu.
70 milyondan toplanan vergiler faizle 12 bin kişiye ve yabancı sermayeye gidiyordu. Bir profesörümüz "ÜÇKAĞIT ekonomosi" diye bas bas bağırıyordu. Dolar-Euro, Borsa ve Faiz'di üç kağıt yöntemi. Eğer şu andaki hükümet olmasa, IMF kovulmasa tam 642milyar liramız daha HORTUMLANACAKTI operasyonlarla...Ama pes etmiyorlar. Gezi ile milyar dolarları götürdüler... Şimdi 17 Aralık Operasyonu ile VURGUN peşindeler. Yeni Ekonomi Bakanı, son operasyonun maliyetini "150 milyar dolar" olarak açıkladı. Evet bizi 150 milyar dolar soyduFAİZ lobisi. 2008'de Deutsche Bank "Türkiye 120 dolar bulmazsa batar" diye bir dedikodu yaydı. Biz batmadık ama bu iddianın çalkantısıyla da soydular bizi. Şimdi aynı banka "Türklerin Merkez Bankası PES EDENE kadar ve FAİZLERİ ARTIRANA kadar Türk lirasının BASKI ALTINDA kalacağını öngörüyoruz" diye rapor yayınlıyor. Rapordan hemen sonra döviz uçuşa geçiyor. Bu öngörü işin nazik tarafı.
Aslında yüzsüzce Türkiye'yi TEHDİT ediyorlar. "Ya faizleri artır fazla yorulmadan SOYALIM sizi ya da OPERASYON yaparız ha" diye sopa gösteriyorlar. İstediklerini alamayınca da sopayı indiriyorlar. Biz de oturup Holywood filmi gibi operasyonlar izliyoruz. ABD'li finans devi Citi Bank var bir de... Orta, Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Afrika (CEEMEA) döviz ve tahvil piyasası bölümü Başkanı Luis Costa, "Türkiye şu anda oldukça tehlikeli bir durumda.
Muazzam tutarlarda para çıkışları şu ana kadar görmedik. Ancak bu durum ağırlaşabilir de" diyerek Deustche Bank'a eşlik ediyor... İsviçreli yatırım şirketi GAM'ın direktörü Paul McNamara "Türk Lirası'nın son dönemdeki değer kaybı kayda değer bir faiz artışı ile telafi edilmezse yabancı sermaye kaçar" diye tehdit ediyor. Görüldüğü gibi TEK YOL TEHDİTLE FAİZ DEVRİMİ..
Saldıranların görüntüsü, bağlı oldukları grup kim olursa olsun perde arkasındaki operasyonun ismi PARA'dır!
Erdoğan iktidara geldikten sonra BANKACILIĞIN görünmez kurallarının üstüne gitti! Diğer insanlara YUKARIDANbakmak için GÖKDELENLERİ yapan YAHUDİ BARONLARI, Kraliçe üzerinden yönettikleri Türkiye'nin elden gitmesine razı olamazdı! Para üzerine Ankara'nın yaptığı hamle onlar için çok tehlikeliydi!
Ayrıca tedirgin oldukları bir konu daha vardı! Bu ise onlar için zaman zaman paradan daha önem verdikleri alandı!
Neydi bu?
Bu CHATHAM HOUSE'ların çok uzun zaman önce aldığı bir karardı! Osmanlı KIRIM HARBİ için Yahudi bankerlerden borç alıp ayakta kalmaya çalışırken Buckingham perde arkasında BARONLARI toplayıp egemenliğin İLETİŞİMDENgeçtiğini ilan ediyordu!
Erdoğan döneminde bu alanda da ATAK yapıldığı için perde gerisinde Yahudiler'in sahibi olduğu medya YERLİ veMİLLİ basın için hemen YANDAŞ damgasını vurdu!
Cumhuriyet tarihi boyunca Yahudi BARONLAR ile onların içeride temsilciliğini yapanların emrinden çıkamayanlarANADOLU'nun yürüyüşünü durdurmak için en iyi bildikleri işi yapıp BUDAMA operasyonuna kalkıyorlardı...
Bankalar, medya, reklam ajansları, iletişim gibi çok önem verdikleri alanda TÜRK görmek istemiyorlardı! Bir TÜRK BAŞBAKAN'ın dengeyi bozmak adına oyun kurmasını hazmedemiyorlardı!
Öyle ya buralar onların ülkesiydi!
Amerika'da, Almanya'da, Fransa'da, İngiltere'de onlar bu kadar güçlüyken Türkler nasıl olur da çizgiyi aşardı! İşte söylenmeyen ve yazılmayan buydu!Bizim ülkemizi, bizim yönetmemize itiraz ediyorlardı! Dinlemeyince bize benzeyenlerle HALKBANK'a giriyorlardı!
Operasyonu yapanlar bile hedefte HALKBANK'ın para dolu kasaları olduğunu bilmiyordu! YAHUDİ BARONLARINgörev verdiği o ismi Başbakanlık koltuğuna oturtmak için düğmeye basıldığını farketmiyordu!
Türk bankalarını hedefe koyan AIPAC, American Enterprise ve Brooking Institüte gibi kuruluşların gündemlerini hiç kimse bilmiyordu!
Ankara'yı yıkmak için dünya çapında bir HAÇLI saldırısının oluşumunu ıskalıyorduk! Ülkenin çıkarlarını korumaya kalktın mı ismin bir anda DİKTATÖR oluyordu!
Bu algı Londra'da pişirilip ülkeye sokulduğunda maalesef ilk önce buna yapışıp siyaset yapan CHP oluyordu!
CHP'yi esir alan bu anlayış YERLİ değildi! Bu nedenle verilen emrin ve girişilen işbirliğinin ülke menfaatlerine sonuç vermesi mümkün değildi...
Kemal Bey ve arkadaşları bilmese de gerçek buydu! İstemeden BARONLARIN buyruklarına uyuluyordu! Türkiye gibi bir ülke onların elinden çıkıp bizim elimize geçmesin diye birbirine hiç ama hiç benzemeyen grup ya da kişilerden koalisyon oluşturuluyordu!
Saldıranların bir FİKRİ olması mümkün değildi! Karşımızdakilerin ruhu var ancak AKLI yoktu! Baronların esiri olarak geliyorlardı! Emri yerine getirmekten başka seçenekleri yoktu! Saldırı yeri ve saati GİZLİ ZARF içinde ilgili kişiye gelir, o da açtığında KARARI görürdü! Arada telefon, faks, mail yoktu! İletişimi ellerinde tutanlar, konu Türkiye'ye saldırı oldu mu ilkel yöntemlere sığınıp mesajı yüzyüze veriyordu!
Aradakiler de "Madem ülke için iş yapıyoruz neden bu gizlilik?" diye soramıyordu!
Bakın!Türk Devleti 16 İmparatorluğu ÇADIRDA kurmadı!
Saldıranların kişi kişi her bilgisi Ankara'da var! İnanın bunlar çok özel bilgiler! Onların ailelerinin bilmedikleri devletin arşivlerinde! En yakınlarından Ankara'ya bilgi yağdıran isimler var!
Türkiye BÜYÜMEK ve bölgeyi kapsamak üzereyken, GELENLERİ hiç unutmayacak! Fatura onlara çıkacak!
Hesap görülürken eski defterler de açılacak! Mesela, Erdoğan Ankara'nın göbeğinde rahatsızlanıp aracının içinde mahsur kaldığında BALYOZ bulunmasaydı, durumun daha da kritik olacağından şüphe duyulmayan o anda o makam aracını KİLİTLEYENLER ile şimdikilerin ortaklığı ortaya çıkarsa ne olacak!
Burası Türkiye!
Burada her şey belli süre gizli kalır!
Günü geldiğinde hesaplar görülür?
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nı uzaktan kumandayla otomobile hapsetmek isteyenler de bir bakarsınız yakında manşet olur!Altı deliği var zurnanın, hesabı var Konya'nın...
2 Ocak 2014 Perşembe
Abdurrahman Şimşek: Görevden alınan emniyet müdürleri gidip imamla görüşüyor
A Haber’de Nihan Günay’ın sunduğu Medya Dünyası, Sabah Gazetesi İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek’i konuk etti. Sabah Gazetesi’nin "Cemaatin Emniyet İmamı" ile başlayan özel haberler serisini hakkında konuşan Şimşek, Sürecin bu noktaya geleceğini tahmin ettiklerini ve araştırmalara başladıklarını söyledi.
Haberi yaptıktan sonra hiç kimseden “Emniyetin İmamı” değildir diye bir yalanlama gelmediğini ifade eden Şimşek, karmaşık ilişkilerden de bahsetti. Şimşek “Görevden alınan emniyet müdürleri gidip imamla görüşmeler yapıyor. Bunları daha yayınlamadık.” Şeklinde konuştu
SÜRECİN BU NOKTAYA GELECEĞİNİ TAHMİN EDİYORDUK
Sürecin bu noktaya geleceğini biz az çok tahmin ediyorduk. Operasyonun olacağını, Türkiye’ye yönelik bir takım komploların döndüğünü hissetmiştim. Bu operasyonları yöneten, Hanefi Avcı’nın kitabında da bahsedilen, Kozanlı Ömer’in izini sürmeye başladık. Kendimiz takip ettik. Gazetecisiniz, bu güne kadar hiç bilinmeyen bir kişiyi görüntülemek istiyorsanız takip edeceksiniz. Hanefi Avcı’nın kitabını baştan sona okuduk, nerelere gidebilir, nerelerde olabilir bununla ilgili incelemeler yaptık. Kitaptan başka kaynak yok. ama internette kitabın yayınlandığı dönemde bir fotoğraf var. fotoğrafa baktığımız zaman bizim çektiğimiz adamla arasında 20 yıl fark var. biri gencecik, biri saçları ağırmış bir kişi. O mu değil mi diye takip etmeye başladık. Takip ederken adamın bir sürü ilişkilerini gördük. Cemaat’in bankasına gidiyor, Cemaat’in gazetesine gidiyor, Cemaat’in dershaneleri, Cemaat’in okulları, Cemaat’in ileri gelenleri….
HİÇ KİMSEDEN “EMNİYETİN İMAMI” DEĞİLDİR YALANLAMASI GELMEDİ
Haberi yapar yapmaz hemen karşı taraftan ses vermeye başladılar. Zaman Gazetesi’nden açıklamalar yapılıyor, Asya Bank’tan açıklamalar yapılıyor. Hocanın avukatı açıklama yapıyor, kendi avukatı açıklama yapıyor. Ama hiç kimse o adamın Osman Hilmi Özdil olmadığını söylemiyor. “Emniyetin İmamı” değildir diye de yalanlamıyorlar. Sadece Hanefi Avcı bu iddiaları ile yargılandı, bu iddiaların gerçek dışı olduğunu ve mahkemeyi kazandıklarını ileri sürüyorlar, başka bir şey söylemiyorlar.
GÖREVDEN ALINAN EMNİYET MÜDÜRLERİ GİDİP İMAMLA GÖRÜŞMELER YAPIYOR
Peki bu adam normal bir sigortacıysa, emniyetin araçlarını sigorta ediyormuş. Ama ne hikmetse Bugün Gazetesi Ankara Haber Müdürü Adem Yavuz Aslan ile ilişkisi var. Polis Akademisi’nden atılan Önder Aytaç ile ilişkisi var. Görevden alınan emniyet müdürleri gidip imamla görüşmeler yapıyor. Bunları daha yayınlamadık. Çok enteresan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevden alınan şube müdürleri hocaya, bu imamın yanına koşturarak yanına, gittiler Altunizade’ye. Bunlar bizim elimizde. Şimdi bekliyoruz. Yeri geldiği zaman biz bunların hepsini yayınlayacağız.
Adamın o kadar çok ilişkileri var. Özel uçağı var, kendisine ait değil tabi. İş adamlarına ait. Yurt dışına çıkarken kendi pasaportunu kullanmıyor. Buradan başka birisinin pasaportunu kullanıyor. Arabayla giriyor aprona kadar, oradan uçağa biniyor, başka bir ülkeye gidiyor, orada kendi pasaportuyla içeri giriyor. Ama ülkeye gelirken başka bir pasaportla. Türkiye’den kayıtlarına baktığınız zaman bu kişinin yurt dışına çok az çıktığını görüyorsunuz. Aslında defalarca gidiyor, Kuzey Irak, Dubai bir sürü ülkeyi geziyor. Böyle bir sigortacı olabilir mi? Bu sigortacı nedense cemaatin en önemli genel müdürleriyle buluşuyor. Herkes bunun önünde esas duruşa geçiyor. Biz bunları üst üste koyarak, bu kişinin emniyetin imamı ve aynı zamanda Türkiye genelinde de etkili olduğunu ortaya koyduk. Türkiye imam ile de buluşuyor.
DEVLET YAPILANMASININ AYNISI
Emniyetin imamı var, MİT’in imamı var, Maliye’nin var, Yargıtay’ın var, Danıştay’ın var… Mehmet Ali Şahin’in söylediği üst yargı olan şu anki Yargıtay’daki imam. Adalet Bakanlığı yaptığı dönemde o olaya şahit olduğunu anlatıyor. Bugünü anlatmıyor geçmişteki olayı anlatıyor. Yapılanma devlet nasılsa aynısının paraleli. Burada maliye varsa, maliyenin başında onunda imamı vardır. Maliye’nin genel müdürü varsa onun da genel müdürü karşılayan imamı vardır
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

