baris süreci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
baris süreci etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Temmuz 2014 Pazar

Kadirle siyaset ve söylesi

Kadir İnanır, Türk sinemasının en önemli isimlerinden biri. Ama son zamanlarda onu sinemadan ziyade, Türkiye'nin sorunlarına ilişkin verdiği röportajlarla konuşuyoruz. Kürt sorununun çözüm sürecinde Akil İnsanlar Heyeti'nde yer alan İnanır, konuyla ilgili yaptığı açıklamalarla sıkça gündem oldu. O dönem birçok kişi tarafından sert bir dille eleştirilen hatta vatan hainliğiyle suçlanan İnanır ölüm tehditleri de aldı. Sanatçının siyasi ve toplumsal olaylara ilişkin yorumlarına karşı linç kültürü harekete geçmişti. İnanır tüm bu dönemde yılmadı, bildiğini okumaya devam etti. Tıpkı ondan beklendiği gibi. Biz de içinden geçtiğimiz süreç, cumhurbaşkanlığı seçimi, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın vizyon toplantısına katılan sanatçıların eleştirilmesi konularında konuşmak üzere İnanır'ın kapısını çaldık, uzun uzun sohbet ettik. Siyaset, hayat ve Türkiye üzerine konuştuk. 

- Sanatçı kimdir? Sanatçının etliye sütlüye karışmayanı mı makbul?
- Sanatçılar yaşadıkları toplumda ve dünyada, insan onurunu yücelten her türlü kavganın öncü savaşçılarıdır. İşlerinde ve söylemlerinde ayrımcılığa yer yoktur. Sadece barış ve sevgi için çırpınıp dururlar ve mutlaka kazanırlar. Onları kırıp dökme düşüncesi ve yapılanması tarihler boyunca hiçbir ülkede başarılı olamamıştır. Herkes susar ama sanatçı susmaz, susamaz... Doğru bulduğu evrensel değerleri kaybederse ölür... Sanatçılar ölürse, sevgi ölür, saygı ölür, barış ölür, insanlık ölür... 

YILDIZ ÇOK SAF KIZDIR 

- Başbakan Edoğan'ın vizyon toplantısına katılan sanatçılar sosyal medya üzerinden neredeyse linç edildi... 
- Ben bir sosyal demokratım eğer biri "Sosyal demokratım" diyorsa, düşünce özgürlüğünü savunmalı. Her tür düşünceye saygılı olmalı. Böyle olmadığı zaman o adamın sosyal demokratlığı lafta kalır. Her insanın, sanatçı da olsa bir siyasi görüşü vardır. Buna da saygılı olacaksın! Siyasi tercihleri vardır, buna da saygı duyacaksın. Sanatçılar kendilerine yakın buldukları siyasetçilerin kampanyalarına katılır, bunlara da saygı duyacaksın. Eleştirebilirsin ama yıpratma hakkın yok. Bunu yaparsan kendin de aynı tepkiyi görürsün. Bu müdahale etmek demektir. Onun için yapılan şey yanlıştır! Sanatçı arkadaşların Erdoğan'ın toplantısına katılmasa tepki göstermek yanlıştır. Yıldız Tilbe olayında da böyle oldu. O çok saf, temiz bir kızdır. O günkü o heyecanla, Kudüs'teki çocukların yaralı yüzlerini görünce, ağzından böyle bir laf çıkmış, niye linç ediyorsunuz ki? İsrail'deki bu katliama bizden fazla tepki gösteren Yahudiler var. Onları niye yok sayıyorsun? Size niye düşüyor bunun derdi? Niye Yıldız'a hakaretler yağdırıyorsunuz? Yarın çıkar özür diler... Linç kültürünü ortadan kaldırmamız lazım.

- Son dönem söylemleriniz, röportajlarınız siyasi ağırlıklı, neden? - Ben aktif siyaset yapmıyorum ama işimde siyasetin dik âlâsını yaptım... "Sanatçı ne karışır bu işlere" gibi bir algı var. Buna ne derler Osmanlı'da bilir misin, idare-i maslahat güzarcı. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın. Bu kimlik yoksunluğudur, kişilik meselesidir. Böyle sanatçı olunmaz. Sanatçı bir ülkenin çağdaşlaşması için verilen savaşta en önde koşan insandır. Sanatçı muhalefettedir. Hiçbir şeye "Evet" ya da "Güzel" demez taa ki en son noktayı görene kadar. İnsanlık tarihindeki tüm sanatçılar hiçbir şeyi beğenmez ve belki daha iyisi vardır diye onun peşinde koşar. Bu özellikleri yüzünden sanatçılarıyla uğraşanlar kaybetmiştir.
Ben bir barış elçisiyim

- "BDP'yi seviyorum" dediniz, inanılmaz tepkiyle karşılaştınız o dönemde... - Onu şöyle açıklayayım: Ben bir barış elçisiyim. Bu ülkenin en büyük sorununun ortadan kalkması için hayatımı ortaya koymuş bir barış sevdalısıyım. Bu ülkedeki halkların kardeşliği üzerine verilen kavganın öncü insanlarından biriyim. Demirtaş'ın partisi halkların birleştirilmesi için, kardeşlik için kuruldu. O yüzden "Selahattin Demirtaş'ın kurduğu partiyi seviyorum" dedim. Sadece siyasal çatısı budur bu partinin. Bir ülkenin cumhurbaşkanlığına soyunan bir adamın, bu ülkenin bölünmesi ile bir alakası olur mu? Olmamalı. Demirtaş diyor ki, "Bu ülkenin cumharbaşkanlığına adayım" Bu ülkede hiçbir Kürt, bu ülkenin güzelliklerini bırakıp da, 'Hadi ben ayrılıyorum, dağlara gidiyorum' demez. Kimse enayi değil. Bu ülke insanları en zor şartta gelir, ellerini birbirine yapıştırır, kardeşçe yaşar. Bu bir demokratikleşme süreci, devam ediyor... Mutlaka barışla bitecek. Barışla bitmemiş bir tek savaş gösteremezsiniz. Ne var paylaşamadığımız bu ülkede? 76 milyon değil, 576 milyon daha yaşar. Tanrı getirmiş bizi buraya koymuş. Zaten tüm güçlerin bizi sevmemelerinin nedeni, "Siz kimsiniz de gelip bu güzel ülkeye yerleştiniz?" fikri... Tüm kavga buradan. Bunun kıymetini bilmek lazım. Bu ülkede yaşayan tüm insanlar hakça bölüşecek, adil yargılanacak, birbirlerine karşı saygılı, sevgili olacaklar, kimse kimsenin efendisi olmayacak. Olamaz da zaten. Tüm efendiler sonunda kaybeder. Bu ülkede barış dili sağlanana kadar mücadeleye devam edeceğim. Beni linç etmek isteyenlere 50 kere onların dilinden cevap verirdim. Sokağa çıkamazlardı. Kim kime öğretiyor vatan sevgisini, bayrak sevgisini, sınır sevgisini. Sen kimsin ya? Kim verdi kardeşim sana bu hakkı? Bu ükede yaşayan Türklerin kim olduklarını ve nerede yaşadıklarını ezbere biliyorum. Ama Kürtlerin de, Boşnakların da, Arapların da nerede yaşadıklarını biliyorum. Bu ülkede büyük bir mozaik var. Biraraya gelecekler, ellerini birleştirecekler ve paydaları ortak biçimde bölüşecekler. Halkların kardeşliği sloganı altında bir dünya kuracaklar. "Vatan haini" dediler bana! Bizim bu hareketimize "Vatan haini" diyenlerin yüzde 100'ü vergi kaçakçısıdır. Ben 45 yıldır birinci derecede vergi mükellefiyim, bir kuruş borcum yok devlete. 

- Çok siyaset konuşan bir ülkeyiz... 
- O da iyi bir şey ya... Sorunumuz çok. 105 tane temel sorunumuz var. Düzelmeye kalkıyoruz, düzeldiğimiz noktada güçlü devletler daha da gelişmiş oluyorlar, mesafe açılıyor. Mesafe iletişim ve teknoloji çağında daralacak. Askeri bölgeye gidiyorsun, 'Fotoğraf çekmek yasak' yazısı hâlâ duruyor. Kardeşim seni uydudan izliyorlar ne fotoğrafı? Yıldız Parkı'nda koşmaya gidiyorum, yazı var 'Burada fotoğraf çekmek için belediyeden izin alın' diyor. Böyle bir şey var mı? Kardeşim ne diye izin alacağım, ayıp değil mi ya! Senin mi orası, benim o park, benim! Tövbe estağfurullah ya...

- Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda ne düşünüyorsunuz?- Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığının erken olduğunu düşünüyorum. Çünkü mevcut anayasayla başkanlık sistemini uygulayamaz. İkinci adamları yetiştiremeyen Türkiye siyaseti hep sarsıntıya uğramıştır. Her şey zorlaşacak diye düşünüyorum. Tayyip Erdoğan'ın milliyetçi, muhafazakar yapısı, sosyal demokrat kişiliğe ve anlayışa bürünüyor. Bakın neler söylüyor yeni Türkiye sloganıyla: "Demokrasiyi daha fazla geliştireceğiz" diyor, "Siyasal ve toplumsal normalleşme sağlayacağız" diyor, "Toplumsal refahı daha çok yükselteceğiz" diyor, "Dünyada öncü ülkeler arasına gireceğiz" diyor... Peki kayıt dışı ekonomi ne olacak? Vergi kaçakçılığı vatan hainliğiyle eş değer bir suç olacak mı, vergi affı ne demek? Gelir dağılımındaki eşitsizlik ne zaman kalkacak? Adalet herkes için ne zaman eşit olacak? gibi yüzlerce sorun hâlâ devam ederken, geleceğimizin neresinde kucaklaşma ve toplumsal barış sağlanacak? Bu ülkede yaşayan herkes ellerini uzatsın ve kenetlensin. Kimse kimseden korkmasın, herkes gerektiğinde gülsün, gerektiğinde ağlasın... 

- Ekmeleddin İhsanoğlu hakkındaki düşünceleriniz neler? 
- Ekmeleddin İhsanoğlu'nu Uğur Mumcu'nun Rabıta isimli kitabından tanıyorum. İslami İlimler Araştırma Vakfı yöneticisidir. Bu kadar tanımam da yeter... 
Kan yok, elem yok, gözyaşı yok, keder yok

- IŞİD bölgenin en önemli sorunlarından... Siz de barış sürecine katkı sağlayan biri olarak IŞİD'in ortaya çıkışına dair ne düşünüyorsunuz?- 10 yıl önce ayağı çıplak olan Barzani, şu anda Total, Hunt Oil, Exxon ve Gazprom gibi petrol devleriyle ortak oldu. Şimdi Türkiye üzerinden 400 bin varil petrol geçiriyor. 1 milyon hedefleniyor. Günde dört tankerle başlamıştı... Şimdi 200'e ulaşmak üzere... Irak'ın Şii bölgesinde 120 milyon varillik rezerv olduğu biliniyor. Kuzey Irak'ta da 50 milyon varillik rezerv olduğu biliniyor. Hem de en kalitelisi. Öylesine zengin bir kaynak... Yanında da bir çok enerji kaynakları var. Doğalgaz vs... Şii bölge yönetimi Irak'ın günlük üretimini 10 milyon varile çıkarmak istiyordu. Irak'ın günlük üretimi Rusya'yı geçecek, Suudi Arabistan'la başa baş geleceklerdi, Suriye'nin gücünü kıracaklardı. Suudiler IŞİD'i destekleyerek bu yapıyı engelledi. Irak petrolünün dünyaya ulaşmasının iki yolu var, ya Türkiye'den gidecek ya Basra'dan.. IŞİD güneyle kuzeyin arasına girip Irak'ı ortadan ayırdı. Barzani petrolü karadan gönderemez çünkü IŞİD var. Mecburen Türkiye'den gönderecek. Çok zengin olacak... Türkiye de aslan payını alacak. Türkiye'nin yıllık enerji gideri 60 milyon dolar. Ne yapacak? Kuzey Irak'la anlaşmayacak mı, dostluk kurmayacak mı, Kürtlerle kesin barış sağlamayacak mı? Hangi hükümet bu gerçeği yok sayabilir? Yani MHP yarın tek başına iktidara gelse asla istemediği Kürt barışını istemeyecek mi? "Hayır ben senin petrolünü istemiyorum" mu diyecek? Asla demeyecek. Peki o zaman bu vaveyla niye? Gelin halkların kardeşliğine elimizi uzatıp, birleştirelim. Global dünyada tek başına efelenmek asla olmayacak. İşte bu gerçekler ışığında barış sürecine katıldım... Barış sağlanana kadar da benim için kutsal olan bu görevden kaçmayacağım. 

- Akil insan olduğunuzdan bugüne neler değişti? - Çok şey değişti... Köyleri boşaltıp yakılan insanlar, topraklarına geri dönüyor. Piknik yapıp, halay çekiyorlar. Oğlunu askere gönderen aileler çocuklarını güle güle uğurluyor. Kan yok, gözyaşı yok, elem yok, keder yok. Davul, zurna ve halay var, kardeşlik var, sevgi var. Daha ne olsun, şükürler olsun...

Hep başrolde olacağım

- Pişmanlıklarınız var mı?- Dramatik boyutta hiçbir pişmanlığım yok. İnançlı bir insanım. Malda mülkte gözüm yok. Zaten tanrı da istemedi galiba... Çok parası olanların gösterişlerine bakmayın... Para saymaktan yorgun düşerler, bir süre sonra göçüp giderler... Hani derler ya: mal sahibi, mülk sahibi hani bunun ilk sahibi...

- Sağlığınız nasıl? - Sağlığımla ilgili bir problemim yok, spor yapıyorum, beslenmeme dikkat ediyorum, yüreğimi çok sıcak ve sevgili tutuyorum. O da yüzüme yansıyor. Mutluyum yani... Kimse beni gözden çıkaramaz çünkü benim yaptığım filmler, bir daha zor çekilecek. Hep o filmler gösterilecek, yeni nesille yine gözde olacağım. Kendi kimliğimin değerleri de beni gözden çıkarmak isteyenlere hesap sorar. Kaldı ki ben ölünceye kadar hep başrol oynayacağım... 

- Gelecekten umutlu musunuz? - Umutluyum çünkü umudunu kaybetmiş insanların yaşama hakları yoktur. Acımasızca geri kalmışlığımızın örneklerini ileri, güçlü ve çağdaş ülkelerle kıyaslıyoruz. İnsaf kıyasladığımız ülkelerin tarihi 8-9 bin yıllık. Onlar şimdiki büyük ve güzel yapılarını uzun ve yorucu mücadele vererek kazandılar. Bizse henüz 100 yaşında bile değiliz. Ümmet toplumundan, yurttaş kimliğimize kavuşalı henüz 90 yıl oldu. Peki bu uçurumun kapanması için biz de 8-9 bin yıl mı bekleyeceğiz? Hayır. Bu iletişim ve bilişim çağı bu mesafeyi hızla kapatacak ve 100 yıl sonra özlemlerimize kavuşacağız... 
Jülide benim gurur ve onur kaynağımdır

- Maço musunuz? - Erkek egemen toplumu hiçbir zaman savunmadım ki maço olayım. Yaptığım filmlerdeki karakterleri çok inandırıcı kıldığım için maçoluk üzerime yapışmış olabilir. Ama ben maço değilim... 

- Jülide Kural Kadir İnanır'ın hayata bakış açısını nasıl etkiledi? 
- Jülide yüreği ezilen insanların sevgisiyle dolu biri. Özellikle kadın hakları konusunda ülkemizin yetiştirdiği önemli bir kişilik ve büyük bir aktivisttir. Saygılıdır, sevgilidir, sahiptir, güzel insandır... Benim gurur ve onur kaynağımdır, iyi ki var ve hep de olacak zaten...

- Diziler sizin döneminizin sinema filmlerinin popülerliğini kaptı...- 10 yıl önce söyledim. Bu kadar diziyi bu ülke üretemez diye. Altyapısı yok çünkü. Senarist, rejisör, oyuncu, süreler yeterli değil... Deneme yanılma metodu onur kırıcı ve kötü bir metoddur. Romanlar bitti şimdi eski Türk filmleri diziye çekiliyor. Özellikle benim filmlerim... Daha 150 film var, çekebilirler ancak saygı istiyorum. Çünkü o filmlerin büyük ve güçlü olmalarında özel katkım var. Onun saygısını istiyorum. Kaldı ki taklit aslını yüceltir. 

- Dönemin dizi oyunculurı hakkında ne düşünüyorsunuz? - Sinema filmi oyunculuğundan deneyim kazandırdığı için dizi oyunculuğu büyük bir şanstır. Ancak dizilerin ve oyuncuların kalıcılığı yoktur. Dizi oyuncuları bu gerçekler ışığında çalışmalıdır. Bugün 30'a yakın çok başarılı dizi oyuncusu var, hepsini takdir ediyorum. Hepsi de çok saygılılar.
- Kendinizi hep bir sosyal demokrat olarak tanımlıyorsunuz... Bu vurgu niye?
Bu ideolojinin dışında hiçbir oluşum beni kullanamaz. Bakın sosyal demokrat partilerin ideolojileri vardır... Örgütsel yapı çok güçlü olmalıdır. Farklı ideolojiler bu örgütte güçlenirse partinin yenilenmesi zorlaşır. İşte Sosyalist Enternasyonal'e üye CHP kendi adayını çıkaramadı. Örgüt içi demokrasi köklü bir değişimle yenilenmelidir. CHP sosyal demokrasinin özüne dönecek. Sosyal partilerin önceliği 'emek'tir. Toplumsal eşitlik, dayanışma, demokrasi, özgürlük... Demokrasiler laiklik temelinde yükselir. Genel seçimlere kadar, gece gündüz bıkmadan yorulmadan çalışılmalıdır. Başarı mutlaka yakalanır. Çatıya falan da gerek kalmaz... 

21 Mayıs 2014 Çarşamba

Sir Operasyon

Boston'da John Kerry ve Mitt Romney'in muhteşem evinin önünden geçerek Charles River'ın kıyısına indiğim dostumla sohbet giderek daha da derinleşti! Öyle bir an geldi ki Ankara'nın her yaptığının onun odasına geldiğini düşündüm! Öyle şeyler söylüyordu ki "Bunları Türkiye'de kaç kişi biliyor?" sorusunu sorduruyordu!
Kafam karışıyordu açıkçası!
Bilginin bu kadar hızlı dolaştığı dünyada ÇOK BİLENLERE yakın olmak bir gazeteci için büyük şanstı! Bazen de söylenenlere inanmakta zorlanıyordum!
Eğer son cümleme inanmıyorsanız buyurun sohbete tanık olun!
Bakalım haksız olduğumu düşünecek misiniz?
Kim bilir belki de ben abartıyorum! Bilemiyorum!
En iyisi siz karar verin!
İşte yürüyüşümüz devam ediyor! 

Kiev ve ardından Kırım!
Neler oluyor? Obama ve Putin'in arası mı açıldı?
Sana açık yüreklilikle söylemek istiyorum ki Kırım olayını dünyada doğru dürüst anlayan yok! 

Anlatın lütfen!Obama ve Putin arasında gergin bir süreç var. Hakikaten son dönemde yaşanan en gergin durum. Zor günleri beraberinde getirecek. Kabul! Ama oradaki kavganın tarafları ABD ile Rusya değil! 

Kim? Almanya mı?Kısmen! Kırım'ın tek sahibi İngiltere'dir! Kiev'in olduğu gibi!
ABD, Almanya'yı destekler gibi yapıp İngilizler'i oradan kovmanın hesabını yaptı! Almanlar, Londra'nın yerini almak istedi!
Putin buna izin vermedi! Obama da çok fazla kart masaya sürmedi!
Obama, Putin ve Erdoğan ittifakı devam ediyor! İnanmıyorsan Moskova ve Kiev'den gelen paralara bak! Türkiye'ye para akıyor! Gelenler de çok büyük isimler üstelik! Bu nedenle Türkiye hiç sesini çıkarmıyor! AB de öyle!
Çünkü kavganın aslında kiminle kim arasında olduğu biliniyor! Ama dünya medyası bunu ıskalıyor! Olay bu! Atlama bunları! 

Kırım'da ABD'nin özel timleri var ama? Ellerinde silahlar! Bu neyin nesi?ABD'nin özel timleri, Kırım'da da var elbette. Ancak 60 ülkede daha var. Fakat bu özel timler, birçok farklı gruba bağlı. Beyaz Saray'a yakın olanlar da var, karşısında yer alanlar da... 

Türkiye'de oldu mu hiç?Tam da oraya geliyordum! 

Nasıl yani?Türkiye'dekini kimse bilmiyor çünkü! 

Meraklandım iyice!Merakını gidereyim hemen... 

Bir zahmet!Barış sürecinin hiç başlamaması için Türkiye'ye sızan ve operasyon yapmak isterken imha edilen 17 kişilik bir Amerikan timi vardı. 

Türkiye'de 17 Amerikalı imha edildi yani? Nasıl olur?
Şaka mı bu?
Bal gibi olur! 

Anlatın lütfen!Oslo süreci, 2011'de barış olacağının ilk hamlesiydi. O görüşmeleri sızdırarak, sürece darbe vurdular. Sızdıranlar belli! İngiltere ve kullandığı yapı! Artık barış süreci mutlaka başlayacaktı. Bunu PKK'ya destek veren 11 ülke de biliyordu.
Ankara da işin farkındaydı! 

Eeee, devam edin! İşte Neo-Con ABD'nin en özel timlerinden biri de 7 Ağustos 2012'de Çukurca'ya giriş yaptı.
Ancak Türk ordusu, en özel timlerini bu bölgeye göndermişti. Günlerce, dışarıyla irtibatı kesilen bu bölge tarihi bir savaş yaşadı. Tek kayıp vermeden, PKK ve ABD özel timi imha edildi. Altını bir kez daha çiziyorum, tek kayıp vermeden. 

Neden? Barış süreci bitecek miydi o zaman?O gün oraya gelenlerin amacı PKK tarihinde olmadığı kadar derin ve acımasızdı! 

Açar mısınız?O gün büyük bir katliam hedefleniyordu, en az 200 şehit için bölgeye sızma olmuştu.
Hedefledikleri yerlerin en ince ayrıntılarına kadar planlar yapılmıştı! Ancak MİT'in özel istihbaratı, bu operasyonu biliyordu. Türk ordusunun özel timleri de gerekeni yaptı.
Operasyonu yöneten kişi o bölgeye bizzat giden Necdet Özel'di. Sizde en son operasyon yöneten büyük komutan Atatürk'tü. Ne kadar büyük ülke olmak istediğinizi bu detay anlatıyor. Ayrıca Fidan'ın hedef olmasına yol açan olayların başında bu gelir! Bilesin! O istihbarat, barış sürecini ortadan kaldırmak isteyenlere büyük ders oldu! 

Genelkurmay ve MİT'in ortak refleksi yani?Tabii ki! Siz de düne kadar bu olmuyordu! Şimdi bunu gerçekleştirdiğiniz için operasyonlar tutmuyor! Sonra ne oldu peki?Sonrasını anlatırım ama burada araya girmem lazım! 

Tamamdır! Buyurun!Erdoğan'ın tüm çalışması 2014'te Başkan olmaktı. Ardından da MİT Başkanı Hakan Fidan'ı Başbakan olarak atamaktı.
Kafasındakinin bu olduğunu duydum! Doğruluğuna inanıyorum! Ama şimdi işler biraz değişti gibi... Hakan Fidan'ın MİT'in başında olması artık büyük önem taşıyor! 

Cemaat Türkiye'nin asıl konularından biri! Son aylarda çok tartışıldı, konuşuldu! Ne olacak bu iş? Siz bunu çok iyi bilirsiniz?Fethullah Gülen'e yeni görevleri tebliğ edildi. Öncelikli olarak onun mağdur olduğu algısı oluşturulacak.
Haklılığını ortaya çıkaracak olaylar gerçekleştirilecek! Üzerinde kurulacak büyük baskılar sonucu Erdoğan'ın hata yapması isteniyor.
Şimdi Gülen'in Türkiye'deki medyası ve tümüyle Erdoğan karşıtı olan medyalar, yine birlikte manşet atacak. 

Bu bilmediğimiz bir şey değil ki!Tamam, ben de bunu söylüyorum! 

Tamam kızmayın! Öncelikle ABD'de her medya kuruluşu, destekleyeceği kişileri açıklar ve öyle yayınlar yapar.
Şimdi Fox yani Murdoch'a "Demokratlar lehine" bir haber yaptıramazsınız. Onun medyaya giriş amacı Demokratlar'a karşı olmak. Fakat hani siz Erdoğan'ı "medya üzerinde baskı kuruyor!" diye eleştiriyorsunuz ya; Obama, Murdoch üzerinde öyle baskılar kurdu ki muhalif gücünü yüzde 60 azalttı. Daha önce altını çizdiğim gibi dünyada medya üzerine baskı kuran iki lider vardır. Biri Obama, diğeri Kuzey Kore lideri... Obama'yı en çok eleştirdiğim konu bu, ancak ben de ABD Başkanı olsam onun yolundan ilerlerim. 

Erdoğan'a gelelim! Saldırılarla uğraşacak mı yine?Fethullah Gülen ve diğer Erdoğan karşıtları, yoğun bir kampanya başlatacak. Erdoğan, onlara karşı yapması gereken hamleleri yaptığında da dünya basınını karşısında bulacak.
Erdoğan zafere gidecek ancak ekibinin onun kadar başarıyı istemesi şart. Yoksa, "Büyük Güç Türkiye" hayalinizi ertelemek zorunda kalırsınız! Herkes Erdoğan kadar davaya inanmalı! Tabii yük de sadece ona bırakılmamalı!