pkk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pkk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Aralık 2016 Pazar

Rockefeller'den yüzyılın itirafı..İşte Türkiye üzerinde oynanan kirli oyunlar!

ABD’li Yahudi bankacı işadamı David Rockefeller, son yüzyılın en büyük itiraflarını yaptı. Rockefeller’e atfedilen bu itiraflar, aslında hepimizin bildiği tarihi gerçekler...
İşte David Rockefeller’in söyledikleri:
"TÜRKİYE’YE ADNAN MENDERES ZAMANINDA “MARSHALL YARDIMI” İLE EL ATTIK"


Mesela Türkiye’yi ele alalım. Türkler de yıllar boyu komünizme karşı savaşmıştır. 1950’lerde ülke yönetimine bizim desteğimizle Adnan Menderes gelmişti. Aslında Menderes bizimle başta gayet güzel bir diyalog kurmuştu. Bizden seçimde aldığı destek karşılığında, Marshall yardımı adı altında devamlı borç alıyor ve ülkesinde yatırımlar yaparak sanayi yapısını geliştiriyordu. Fakat o kadar plansız ve programsız harcama yapıyordu ki; ödeme günleri geldiğinde bizden, borç ödemek için tekrar tekrar borç istemeye başladı. Biz de kendisinden ülkesini yabancı sermayeye açmasını ve bizim şirketlerimize özel imtiyazlar tanımasını, diğer bir deyişle Osmanlı İmparatorluğu’na dayatılan kapitülasyonlar benzeri şeyler talep ettik. Menderes bize bunu hiçbir zaman kabul etmeyeceğini söyledi ve bizden uzaklaşamaya başladı. Ülke insanı ilk defa asfalt yollarla tanışıyor, fabrikalar arka arkaya dikiliyordu. Ülkenin çoğunluğu Müslüman olduğu için ülkenin her yerine camiler yaptırıyordu. Menderes bu şartlarda iktidardaki yerini uzunca bir süre için sağlamlaştırdığını zannediyordu. Bir darbe ile bu işe bir son verildi ve sonunun öyle bitmesini istemediğimiz halde, çalışma arkadaşlarıyla beraber idam edildi. Sadece CELAL BAYAR kurtuldu, çünkü bir MASONDU ve yakın arkadaşı Papa Roncalli ya da diğer adıyla 23. John, Vatikan’ın baskısıyla onu idamdan kurtardı.

"1980 DARBESİ BİZİM İSTEKLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA YAPILDI"
Aynı ülkede gerçekleşen 1980 darbesi de bizim isteklerimiz doğrultusunda yapıldı. O zamanlar ülkede bir solcular, bir sağcılar iktidara geliyor ve bizim isteklerimiz doğrultusunda ülke ekonomisini yönlendiriyorlardı. Fakat Amerika ve Avrupa’da gelişmiş ülkelerin piyasaları doyuma ulaşmışlar ve biz yeteri kadar mal satamaz olmuştuk. Bunun üzerine diğer az gelişmiş ülkelere uyguladığımız planı onları da uygulamak istedik ve serbest piyasa ekonomisine geçmelerini ve ithalatın serbest bırakılmasını talep ettik. Bu istediğimizi kabul etmiş görünüyorlar, fakat işi uzatıyorlardı.
BİNLERCE TÜRK GENCİ UYDURMA İDEOJİLER UĞRUNA CAN VERDİ
En sonunda bu ikilem yine bildiğimiz yollarla, Ordo Ab Chaos ile çözüldü. Yani önce kaos, sonra düzen. Provokatörlerimiz aracılığıyla sağ ve sol ideoloji kavgaları başlatıldı. Aslında başında onay vermiş gibi göründüğümüz Kıbrıs Savaşı’ndan sonra ülkeye uygulanan ambargo sayesinde halk canından bezmiş, ülkede yağ ve tuz bile bulunamaz olmuştu. Karaborsacılar zenginleşirken halk iyice sefalete düşmüştü. Ülkeye gönderilen provokatörlerimiz için bu halkı kışkırtmak hiç zor olmadı. Ülke halkı sağcı ve solcu olarak iyiye bölündü ve çatışmaya başladılar. Olaylar öyle bir dereceye geldi ki, hergün elli-altmış kişi sokak çatışmalarında ölmeye başlamıştı. Bütün ülke terör korkusu altında eziliyordu. İnsanlar akşamları sokağa çıkamaz olmuştu. Her an bir serseri kurşuna hedef olmak vardı. Binlerce Türk genci uydurma ideolojiler uğruna can vermişti. Hükümetler birbiri arkasına iktidara geliyor fakat olayları önleyemiyorlardı. Sonra darbe geldi ve bütün olaylar bıçak gibi kesiliverdi. Zavallı ülke halkı bu sözde başarıyı darbenin bir neticesi olarak gördüler. Çünkü nihayet terörizm sona ermiş, ülkeye huzur gelmişti. Aslında provokatörlerin görevi bitmiş, sahneden çekilmişlerdi. Burada oynanan oyun, halkı umutsuz ve çaresiz bir duruma düşürmek ve onlara bir “kurtarıcı” sunmaktır; ondan sonra bu kurtarıcı ne yaparsan yapsın hemen kabullenecektir.

ÖZAL, İSTEKLERİMİZ DOĞRULTUSUNDA KAPILARI SONUNA KADAR AÇTI
Askeri hükümet bir süre devlet yöneticiliği yaptı ve bizim belirlediğimiz bir kişiye yönetimi devretti. Bu Turgut Özal’dı. Özal, tam da bizim isteklerimiz doğrultusunda ülkenin kapılarını bize sonuna kadar açtı. Bizim şirketlerimiz bu bakir piyasaya kurtlar gibi saldırdılar. İlk önceleri fiyatları çok düşük tutarak yerli sanayinin rekabet gücünü düşürdüler. Ülke artık Amerikan ve Avrupa yapımı mallarla dolmuştu. Sanayi şirketlerimiz stoklarını eritirken finans şirketlerimiz de ülkeyi artan ithalatı karşılayabilmeleri için yüksek faizlerle borç yatağına sürüklüyorlardı. Böylece, gelişmekte olan ülkeler olarak adlandırdığımız bu ülkelerin hemen hemen hepsinde uygulanan ve 80’li yıllarda başlatılan bu proje ile, bütün ülkeler, hem bizlerden aldıkları mallarla sanayi şirketlerimizi zenginleştirmeye devam ediyorlar, hem de bu malların karşılığı olan ödemelerini yapabilmek için bizim finans şirketlerimizden aldıkları yüksek faizli kredilerle, her sene artan bir borç batağına sürükleniyorlar.
TÜRKİYE’DE PARA İTİBAR GÖRDÜ; ARKADAŞ, DOST, AİLE GİBİ KAVRAMLAR UNUTULDU
Bu arada, Özal bütün bunların yapılabilmesi için gereken kanunları yavaş yavaş çıkarmıştı. Bu ülke vahşi kapitalist sistemle o kadar çabuk uyum sağladı ki, bizim bile düşünemediğimiz hayali ihracat gibi vurgun yöntemleri keşfettiler. İnsanlar artık en kısa ve en kolay yönden servet yapmanın peşine düştüler. Rüşvet, devlet bankalarının çeşitli entrikalarla soyulmaları, banker skandalları birkaç örnek. Arkadaş, dost, aile gibi kavramlar unutuldu ve sadece parası olanlar itibar görmeye başladı. Bu arada, yerli sanayi can çekişiyor, küçük işletmelerden başlayarak yavaş yavaş büyük işletmelere doğru bir iflas dalgası yayılıyordu. Devlet işletmeleri ise bizim istediğimiz yöneticilerin atanmaları sağlanarak zarar ettiriliyordu. Sonunda bu işletmeler ya kapatılıyor ya da özelleştirme hikayesiyle, ucuz fiyatlarla şirketlerimiz tarafından ele geçiriliyordu.
“KÜRT DEVLETİ PROJESİNİ” HAYATA GEÇİRMEK İÇİN ÖNCE ÖRGÜT YARATTIK
Beyni yıkandığı için temiz hayallerle işe başlayan Özal, sonunda bu sistemin gerçeklerini görerek kendisini de kapitalizmin çarklarına kaptırdı. Ailesini ve yakın çevresini zengin etmeye başladı. Öyle bir duruma geldiler ki Özal’ın çevresinde prens ve prensesler ortaya çıkmaya başlamış, biz ülke monarşizme dönüyor diyerek kaygılanmaya başlamıştık. Aslında tam bir komedi oynanıyormuş. Her neyse, ülke insanının tepkisini ölçmek için kendisinden Kürt devleti fikirlerinden bahsetmesini istedik. Fakat bu düşünceler kendisine pahalıya maloldu. Biz de Kürt devleti projemizi hayata geçirmek için PKK denilen bir örgüt yaratıldı. Bu örgütle uğraşmak ülke ekonomisine çok büyük zarar verdi ve şu anda koskoca Osmanlı İmparatorluğu’ndan geriye kalan bir avuç toprakta varlığını sürdüren Türkiye, bizim hiçbir istediğimiz geri çevirecek durumda değil. Sanırım yakın gelecekte topraklarından biraz daha, bir süre sonra da bizim için hala geçerli olan Sevr Antlaşması uyarınca hemen hemen tamamından fedakarlık etmek zorunda kalacak.
TÜRKİYE BİZİM İÇİN ÇOK ÖNEMLİ… SU KAYNAKLARININ ÖNEMLİ BİR KISMI BURADA
Türkiye hakkında biraz daha durmak istiyorum; çünkü dünyadaki en stratejik konumdaki ülkedir ve bizim için çok önemlidir. Nedenlerine gelince:
Bir kere Büyük İsrail Devleti topraklarının su kaynaklarının önemli bir kısmı şu anda Türkiye’ye aittir.
İkincisi, Müslüman ve demokratik bir ülke olarak bu konuda öncü bir ülkedir. İslamiyeti yıkmak istiyorsak önce Türkiye’den başlamalıyız.
Üçüncüsü, Avrupa ve Asya arasında bir köprü durumdadır.

Maden, petrol, doğalgaz gibi zengin yer altı kaynaklarına sahip Ortadoğu ve Kafkasya’ya hakim olmak istiyorsak bu ülke elimizin içinde olmalıdır. Ortadoğu hemen hemen elimizde sayılır. Kafkasya ve Orta Asya’daki diğer Türk devletleri de yakında darbelerle kargaşaya boğulacaklar ve avucumuzun içine düşecekler. Bu Türkler aslında birleşip bir araya gelseler karşılarında hiçbir güç duramaz. Bu yüzden böyle bir olasılığa karşı, ajanlarımız her an tetikte bekliyorlar. Türk devletlerinde kilit mevkilerdeki adamlarımız, aralarında en ufak bir yakınlaşma sezdiklerinde hemen istikrarı bozacak olaylar ve darbelerle bunu önlüyorlar.
EN ÖNEMLİSİ, TÜRKLER MEDENİYETİN BEŞİĞİDİR VE KÖKENLERİ SÜMERLERE KADAR DAYANIR
Dördüncüsü, ülke bor madenleri bakımından dünyanın en zengin ülkesidir ve bu maden dünyada yakın bir gelecekte, petrolden bile daha önemli bir hale gelecek.
Beşincisi ve belki de en önemli olanı Türkler medeniyetin beşiğidir. Türkler, Milattan Önce 4.000’lerde Orta Asya’da yaşayan büyük bir felaketten sonra yaşadıkları yerleri terk edip, Mezopotamya’ya ve Rusya üzerinden Avrupa’ya gelen Aryanlar, yani dünyadaki en medeni olarak kabul ettiğimiz Ari Irk’tandırlar ve Avrupa’daki Finliler, Macarlar gibi bazı uluslar Türk kökenlidir. Ayrıca Anadolu’da büyük uygarlıklar kuran Hititler ve Asurlular’ın da Türk kökenli olma ihtimali yüksektir.
Milattan Önce 3.500 yıllarında Mezopotamya’da yaşamış olan Sümerler ilk yazıyı bulan, toplumda adaleti sağlamak için ilk yasaları çıkaran ve mahkemeleri kuran, ilk para kullanan ve vergi toplaya, ilk okul açan ve tekerleği bulan ulustur: yani dünya medeniyetinin başlangıç noktasıdır ve soyları tarihçilerimizin araştırmalarına göre Türk kökenli insanlardır. Çünkü Sümerler o bölgenin yerli halkı değildirler; yani göçebedirler ve tarihçilerimizin araştırmalarına göre “kız” manasına gelen “kır” kelimesi, “öküz” manasına gelen “ökür” kelimesi gibi bugüne kadar çözülebilen 1000 civarında Sümerce kelime ve “Ayağını yere sıkı bas, Tatlı söz yılanı deliğinden çıkarır, Sel gibi silip süpürmek, Yağ gibi erimek” gibi yüzlerce atasözü bugün Türkçe’de kullanılmaktadır. Sümerlerin Ay Tanrısı’nın simgesi olan “Yarımay”, bugün Türk bayrağında kullanılmaktadır. Roma ve Yunan medeniyetleri Sümerlerden oldukça fazla faydalanmışlardır; mesela yapılarındaki süslemeleri ve Tanrıları Sümer tapınaklarından gelir.
Fakat biz bunu örtbas etmek için, Milattan Önce 2.000 yıllarında, yani Sümerlerden 1.500 yıl sonra başlamış olmasına ve Yunan medeniyetini, dünyadaki ilk medeniyet olarak dünyaya tanıttık. Daha da ilginç olanı, Yunanlılardan önce Mısır Medeniyeti başlamıştır; ama onlar da ancak Sümerlerden 1000 sene sonra piramitlerini yapabilecek uygarlık düzeyine gelebilmişlerdir. Mayalar ve İknalar; Sümerlerden 2000 sene sonra ziguratlarını aynı biçimde yapmışlardır.
MEDENİYETİN BEŞİĞİ OLARAK TÜRKLERİ KABUL EDEMEZDİK, BU MİRASA EL KOYMALIYDIK
Medeniyetin beşiği olarak Türkleri kabul edemezdik; tam aksine binbir entrika ile bu kültür miraslarına el koyarak biz onları bütün dünyaya barbar, hak hukuk tanımayan bir toplum olarak tanıttık ve bunda da oldukça başarılı olduk. Sümer Kralları Urukagina ve Urnammu, çok tanrılı bir toplum kurarak, insanlar arasında adaleti sağlamak ve haksızlıkları önlemek için yasalar çıkararak, çağımız toplumlarına öncü olurlarken, bugün tek tanrılı bir toplum olan Türkiye’de bizim çalışmalarımız sonucu, fuhuş, rüşvet, hırsızlık, haksız kazanç ve gelir dağılımı aşırı düzeylerdir.
Aslında insanlar tarih kitaplarını açıp okusalar, bütün gerçeği görecekler ama insanoğlu için duyduğuna inanmak yeterlidir, okumak çok zor gelir.
Ben de o ana kadar en medeni ulus olarak İngilizleri görüyordum. Duydukları hiç hoşuma gitmeyince konuyu değiştirmek istedim.
OSMANLI’YI YIKMAK ZOR OLMADI
“Dünya ülkelerini nasıl ele geçirmeyi düşünüyorsunuz?” sorusuna ise şöyle cevap verdi:
Rothschild: Sana tarihten örnekler vererek gücümüzü göstermek istiyorum; Birinci Dünya Savaşı, Avrupa’da bize karşı olan imparatorlukları dağıtmak ve en önemlisi Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayarak Ortadoğu’daki petrol yataklarını ele geçirmek ve İsrail devletinin yolunu açmak için çıkarılmıştı. İsrail devletinin kurucusu sayılan Theodor Herlz, o zamanki Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’e giderek, bizim ailemizin desteğiyle Filistin topraklarını satın almak istedi. Fakat padişah bize karşı çıktı. Bizim için Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak çok zor olmadı. Çünkü padişahlar genellikle Türk kadınları yerine, fethettikleri ülkelerden köle olarak getirdikleri başka din ve ırklara mensup kadınlarla evleniyorlardı. Tabii Hürem Sultan gibi bu kadınlar zamanla ülke yönetiminde söz sahibi oldular ve kendileri gibi yabancı kökenli adamlarıyla bizim istediğimiz gibi, ülkeyi yıkıma götüren bir şekilde yönetmeye başladılar. Padişahlar ise devlet yönetiminin emin ellerde olduğu düşüncesiyle zevk ve sefaya dalmışlardı. Bu da Osmanlı’nın çöküş devrini başlattı. Mason örgütleri tarafından kışkırtılan insanların çıkardıkları isyanlarla topraklar kaybedilmeye başlandı. Hazine plansız harcamalarla tüketildi. Savaş sonunda hedefimize ulaşmamıza az kalmıştı; ama Atatürk adında bir lider ortaya çıkarak planlarımızı bir süreliğine ertelememize neden oldu. Tabii ki sonuçta bizim finans ve silah sanayi şirketlerimiz servetlerini onlarca kez katladılar. I. Dünya Savaşı sonunda Monarşizm tez olarak, Demokrasi antitez olarak, Komünizm’i yani sentezi oluşturdu.
HİTLER, BİZİM TARAFIMIZDAN GETİRİLDİ, ÇÜNKÜ BURADAKİ YAHUDİLER İSRAİL DEVLETİNİ KURMAYA YARDIMCI OLMADILAR
İkinci Dünya Savaşı’nın asıl sebebi şu an olduğu gibi dünyada başlayan ekonomik krizlerdi; diğer bir önemli neden ise Diaspora’nın yani kutsal topraklar dışında yaşayan Yahudilerin, yeni İsrail devletini kurmaya yardımcı olmamaları ve bu ülkeye dönmeyi kabul etmemeleriydi. Hitler’in bulunduğu mevkiye gelmesi ve Alman ulusunu büyülemesi, yine bizim tarafımızdan aldığı mali yardımlar sayesinde olmuştur. Harriman, Guaranty tröstü gibi Amerikan finans devleri, Alman çelik kralı Thyssen’ın mali yardımları ve Thule Örgütü’nün desteğiyle Hitler, dünya savaşı başlatacak güce erişiyordu. Bu iş için Hitler seçilmişti; çünkü Yahudilerden nefret ediyordu. Sebebi ise, babaannesi o zamanlar zengin bir Yahudinin yanında hizmetçi olarak çalışıyordu ve babaannesi bu Yahudi patronu tarafından hamile bırakılmış, durumdan haberdar olan evin hanımı tarafından evden kovulmuştu. Babaanne kucağında bir bebek ile, yani Hitler’in babasıyla, başka bir iş bulamayınca koyu Katolik olan baba evine geri dönmüştü. Hitler zamanla bu gerçeği öğrenmiş, Yahudilere kin duymaya başlamıştı. İsrail topraklarına dönmemekte ısrar eden Yahudileri korkutmak amacıyla birkaç katliama izin verildi ve söylenenden çok daha az kişinin öldüğü bu katliamlar kullanılarak sözde milyonların yok edildiği Yahudi katliamı senaryoları üretildi. Şimdi aynı katliam senaryosu Ermeni Soykırımı adı altında Türklere uygulanmaktadır. Bu saçma soykırım masalı Türklere yüklenecek ve böylece Türkiye yüz milyarlarca dolar tazminat ödemek zorunda kalacak. Bu da Türk ekonomisi için büyük bir darbe olacaktır.
ATOM BOMBASI, YAHUDİLERİN YAŞADIĞI ALMANYA’YA ATILAMAZDI, BU NEDENLE JAPONYA KIŞKIRTILDI
Almanlar’dan nefret eden o zaman ki Siyonist başkanımız Einstein’ın Amerikan Başkanı Roosevelt’e bir öneri mektubu göndermesiyle atom bombası çalışmaları Manhattan Projesi altında başlatılmış ve kısa sürede sonuç alınmıştı. Ama bir sorun vardı, bu bomba çok güçlüydü ve deneme yapılabilmesi için Amerika’nın halkın desteğiyle savaşa girmesi gerekiyordu. Ayrıca Alman şehirlerinde çok sayıda Yahudi yaşıyordu; bu ülkeye atom bombası atılamazdı. Japonlar kışkırtıldı ve daha önceden haber alınmasına rağmen, halkın duygularıyla oynanarak desteğinin kazanabilmesi için yüzlerce Amerikan askerinin ölmesiyle sonuçlanan Pearl Harbor baskınına göz yumulmuş ve bu sorun da aşılmış oluyordu.
İSRAİL DEVLETİ, ROTSCHILD AİLESİ’NİN CÖMERT MALİ DESTEĞİ İLE KURULDU
Ve böylece Büyük İsrail İmparatorluğu’nun temelini oluşturan İsrail Devleti 1948 yılında Rotschild Ailesi’nin cömert mali desteğiyle kuruldu. Ordo Ab Chaos yine işe yaramıştı. Bu arada savaşta iflas eden ülkelerin ekonomilerinin düzeltilmeleri için Harriman, Rockefeller, Vanderblit ve Rothschild finans kurumlarından aldıkları borç paralar devreye giriyordu.
SOVYETLER BİRLİĞİ’NE YETERİ KADAR ÜLKE TAHSİS EDİLMİŞ, MALİ DESTEK VERİLMİŞTİ
Sovyetler Birliği, Hegel Diyalektiği gereği bir karşıt güç yaratılması gerektiği için, Amerikan International Barnsdall Corporation şirketinin verdiği ekipman ve yine Amerikan W.A Harriman Company ve Guaranty Tröstü tarafından verilen mali desteklerle petrol kuyuları ve maden yatakları açarak, ekonomisini geliştirdi. Bu arada dünya ülkeleri komünizm ve kapitalizm arasında seçimlerini yapmaya başlamışlar; Sovyetler Birliği’ne kapitalizmi savunan bizlere karşı eşit bir güç oluşturması ve bu oyunun sürdürülebilmesi için yeteri kadar ülke tahsis edilmişti.
ÇİN, HENÜZ KONTROL EDEMEDİĞİMİZ BİR ÜLKE AMA ABD EKONOMİSİNE KATKISI BÜYÜK
Çin ise Amerikan Bechtel Corporation’ın verdiği teknoloji ve beyin gücüyle süper bir güç haline geldi. Bu ülke henüz kontrol edemediğimiz, dünyadaki tek ülke. Fakat Amerikan ekonomisine büyük katkıda bulunuyorlar; çünkü iş gücü çok ucuz, ayda 30 dolara çalışacak işçi bulmak bizim ülkelerimizde patronların en tatlı rüyası olurdu.
VİETNAM, KORE, KAMBOÇYA, TAYLAND, ENDONEZYA, AFGANİSTAN, İRAN-IRAK, YUGOSLAVYA SAVAŞ ENDÜSTRİSİ’NİN DENEME VE GELİŞMESİNE YARADI
Size dünyadan kısa örnekler vererek konuşmamıza devam edeceğim;

Vietnam savaşında, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği silah endüstrileri, yeni imal ettiği silahları deneme fırsatı bulmuştu ve silah sanayisini canlandırmak için devlet, eskileri kullanarak elden çıkarmıştı. ‘Agent Orange’ adlı kimyasal silah ile bu zehirin bitkiler üzerinde ölümcül etkileri görülmüş oldu. Bir ülke ekonomisi batağa sürüklendi.
Kore savaşı ile bu ülke iyiye bölündü ve kalkınma hayalleri suya düştü. Böylece ülke ekonomisi tahrip edildi. Ayrıca bu ülkede mikrop bombaları ve dioksin gibi çeşitli zehirler ile biyolojik savaş denemeleri yapıldı.
Kamboçya’da Amerika ile ticaret yapmayı reddeden lider Sihanuk 1970 yılında bir darbe ile devrildi ve yerlerine ülkeyi kaosa sürükleyen Pol Pot ve Kızıl Kmerler geçirildi.
Tayland’da yine ülke yönetimi devrilerek yerine diktatörlük rejimi kuruldu. Ülke ekonomisi yıllarca bize çalıştı.
Endonezya devlet başkanı Suharto 1957-58 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri’nin verdiği silahlarla Doğu Timor’u işgal etti ve yıllarca sürecek bir kaos yarattı, binlerce insan öldü.
Afganistan savaşı Ruslara silah sanayisini geliştirmek için büyük fırsatlar sunmuştur. Biz de yeni üretilen silahların etkilerini deneyebilmek için büyük bir fırsat yakalamıştık. Ayrıca ülke çok zengin yer altı kaynaklarına sahiptir. Afganistan yönetimi şu anda tamamen bizim kontrolümüz altındadır.
İran-Irak savaşı Saddam’a büyük vaatler yapılarak başlatıldı. İlk iş olarak birbirlerinin petrol kuyularını ve tesislerini bombaladılar. Tabii sonunda petrol zengini bu iki bizlerden daha fazla silah satın alıp savaşı kazanabilmek için ülke ekonomilerini iflas ettirecek düzeye getirdiler. Sonuçta bütün şehirleri ve petrol tesisleri yine bizler tarafından yeniden kurulacaktı. Bu de yine bizlerden daha fazla borç almakla mümkün oluyordu.
Saddam dolduruşa getirilerek başlatılan 1990 yılındaki Körfez savaşı, ile ırak ekonomisi bir kez daha çökertildi; Kuveyt’i tekrar inşa etmek için milyarlarca dolarlık iş bağlantıları yapıldı; Amerikan askerleri bölgeye ilelebet yerleşti. Bu savaşta test amacıyla tüketilmiş uranyum bombaları kullanıldı. Bu bombalar, etkisi yıllarca sürecek radyoaktif maddeler yayarak bölgedeki yüz binlerce insanın, tabii bu arada bizim askerlerimizin de ölmesine yol açtı, hala da insanları öldürmeye devam ediyorlar.
1990 Yugoslav savaşında salkım bombaları kullanıldı. Bu teknoloji harikası bombalar yere yaklaştıklarında yüzlerce küçük bombalara ayrışıyorlar ve yere düştüklerinde hala patlamamış olanlar her zaman aktif birer bomba olarak kurbanlarını bekliyorlar.
Rotthschild konuşmasına “Bu ülkelerin şimdi tamamen bizim kontrolümüz altında olduğunu sanırım söylememe gerek yok” diyerek ara verdi. Onun kaldığı yerden Rockefeller devam etti.
ZAİRE, ÇAD, YEMEN, GUATEMALA, ŞİLİ, BREZİLYA, DOMİNİK, SOMALİ, PANAMA, EL SALVADOR, BOLİVYA, EKVATOR, PERU, URUGUAY, ANGOLA’DAKİ SAVAŞLAR VE DARBELER BİZİM PLANLARIMIZDI
Zaire devletinin başına CIA destekli bir darbe ile 1965 yılında geçen Mobutu, George Bush’un deyimiyle Afrika’daki en iyi adamımız oldu.
Çad Hükümeti 1982 yılında bir darbe ile devrildi ve yerine diktatör Hissen Harbe geçirildi. Bu geçiş sırasında on binlerce insan öldü.
Yemen 1990 yılına kadar iki ayrı devlet halinde uzun yıllar birbirleriyle savaştılar. Bizim şirketlerimiz zenginleşmeye devam ettiler.
Guatemala’da hükümet, komünist rejim tehlikesi bahane edilerek CIA yardımıyla 1953 yılında devrildi ve bugüne kadar bizim tayin ettiğimiz askeri hükümetlerle ülke sonsuz bir kargaşa içinde yönetilmektedir.
Şili’de General Pinochet, 1973 yılında iktidarı ele geçirerek, yıllarca bizim isteklerimiz doğrultusunda ülkeyi yönetti. Amerika Birleşik Devletleri’ne aktardığı milyarlarca dolarla ülke ekonomisi bataklığa sürüklendi. Ülke insanları sefalet içinde yüzerken, bizler daha zengin olduk.
Brezilya'da komünizmden kurtarılan bir diğer ülkeydi. Ülke yönetimi 1964 yılında bir darbe ile devrildi, ülke Amerika Birleşik Devletleri’nin Güney Amerika’daki en güvenilir müttefiklerinden biri oldu.
Dominik Cumhuriyeti, aynı şekilde 1963 yılında bir darbe ile bizim istediğimiz yöneticilere kavuştu. Ülkenin serveti bizlere aktı.
1990’lı yıllarda Kolombiya’da uyuşturucu ile mücadele etmek maskesi altında ülke yönetimi ele geçirildi. CIA bu ülkeden gelen uyuşturucu parasıyla dünyanın çeşitli ülkelerindeki operasyonlarını finanse ediyor.
Fiji, Grenada, Panama, Somali, El Salvador işgal edildi. Sarin, hardal gazı gibi sinir gazları halk üzerinde denendi. Yüz binlerce insan öldü ve hala ölmeye devam ediyor.
Bolivya, Gana, Ekvator, Haiti, Filipinler, Peru, Uruguay, Angola, Seyşel adaları gibi üçüncü dünya ülkelerinde yapılan darbeler ve karışıklıklar hep bizim planlarımızın bir parçasıydı.
BÜTÜN ÜLKE YÖNETİMLERİNİ KONTROL ALTINDA TUTUYORUZ, AKSİ HALDE TERÖR OLAYLARINI DEVREYE SOKUYORUZ
Avrupa ülkelerinde kurulan İtalya Gladio’su benzeri istihbarat örgütleri sayesinde, bütün ülke yönetimlerini kontrol altında tutmaktayız.
İstanbul’daki sinagoglara yapılan saldırılar ve Madrid’deki tren bombalama olayları, bu ülkelere bizim isteklerimizi görmezden geldiklerini hatırlatmak için yaptırıldı.
New York İkiz Kuleler, Pentagon saldırıları, Kenya ve Suudi Arabistan’daki bombalama olayları ise tamamen bizim planlarımız doğrultusunda icra edildiler.
Ben “dünyada el atmadıkları başka ülke kaldı mı acaba” diye düşünüyordum. Rockefeller böyle beni şaşkınlığa uğratmanın zevkiyle içkisini bir yudumda bitirerek sözlerini tamamladı;
DÜNYADA HİÇBİR YERDE MAFYA VE KAÇAKÇILIK OLAYLARI BİZİM İZNİMİZ OLMADAN YAPILAMAZ
“Bu arada, bütün organizasyonların çok yüksek olan maliyetleri konusu var. Onların kaynağı ise vergiden muaf olan vakıflarımızın topladığı bağışlardan ve mafya ile olan bağlantılarımız sayesinde finanse diliyor. Dünyanın hiçbir ülkesine mafya veya kaçakçılık faaliyetleri, o devletin haberi ve izni olmadan yapılamaz. Yapılması için, üst kademelerde işbirlikçilerin olması gerekir. Bu işbirlikçiler gözünü para hırsı bürümüş insanlar seçilir ve bir kere bu işlere bulaşıldı mı, bir daha çıkış yoktur. Dünyanın her yerinde tamamen bizim kontrolümüz altında çalışan mafya, özellikle uyuşturucu ve silah kaçakçılığı ile ilgilenir, çünkü en tatlı para bu alanlardadır. Bu paradan biz en büyük payı alırız ve bu parayla birlikte masum görünüşlü vakıflarımızın desteğiyle bütün bu faaliyetlerimiz finanse edilir ve buna işbirlikçilere dağıtılan para ve rüşvetler dahildir.
NEDEN KUZEY AMERİKA VE BATI AVRUPA VARLIKLI BİR YAŞAM SÜRER DÜNYADAKİ 5 MİLYAR İNSAN, BİZİM 1 MİLYAR İNSANIMIZ İÇİN ÇALIŞIR
Bu örnekler inanın bana sadece buzdağının dışarıdan görünen başı. Gördüğünüz gibi dünyanın her noktası kontrolümüz altında. Hegel Diyalektiği’nin amacımız doğrultusunda ne kadar çok işe yaradığını görüyorsunuz. Hiç düşündünüz mü, Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkeleri vatandaşlarına rahat ve varlıklı yaşam olanakları sunarken, dünyanın diğer ülkelerinde neden sefalet ve bitmeyen bir kargaşa var? Çünkü bizim ırkımız seçilmiş ırktır, diğerleri sadece köledirler. Eğer yaşamak istiyorlarsa ömür boyu bize bu şekilde hizmet etmek zorundadırlar. Dünyadaki 5 milyar insanı bizim toplumlarımızdaki 1 milyar insan için çalışıyorlar. Bütün zenginlikleri bizim şirketlerimize ve dolayısıyla bizim ülkelerimize atkılıyor. Biz gelişmiş ülkeler, her geçen gün daha da zenginleşirken, üçüncü dünya ülkeleri, ekonomileri çökertilmiş, halkı uydurma savaşlar ve olaylarla sefalete sürüklenmiş çaresiz bir halde; refah içinde yaşayan işbirlikçi yöneticileri ve zengin tabakları bizim emirlerimizi bekliyorlar.
Bizimle işbirliği yapanlar, çok yakında yeni dünya hükümetinde kendi bölgelerini bizim idaremiz altında yönetecekler. Üçüncü sınıf ülkelerin halkları eğitim düzeylerine göre işçi olarak çalışacaklar, bizim gibi gelişmiş halklar da bunların üstünde bir hiyerarşi içinde yönetici olarak görev yapacaklar. Bu sınıfa giren ülke insanları için cumartesi günleri dışında bütün bayram ve tatil günleri kaldırılacak ve ancak karınlarını doyurabilecekleri bir maaş karşılığında, bütün yıl boyunca haftanın altı günü çalışacaklar. Bizim insanlarımız günün çok az bir kısmını çalışmaya ayıracak ve günün geri kalan kısmını zevk ve eğlenceyle geçirecekler.
İlk önce bütün bu anlatılanları çok büyük hayaller olarak görmüştüm; ama diğer ülkelerin durumu aklıma gelince gerçekleşme olasılıklarının olduğunu hesapladım. Gerçekten de çok az televizyon seyretmeme rağmen savaş ve ayaklanma haberleri gözüme çarpıyor, açlıktan ve sefaletten sürünen insanları seyrettiğimi hatırlıyorum. Ama ben medya adamıydım ve bütün bunların sebeplerini araştıracak zamanım yoktu

27 Ocak 2016 Çarşamba

Terörün Gercegiyle yasanmis itiraflar

Botan Zaxros PKK ile okul yıllarında katıldığı sokak eylemlerinde tanıştı. Babası PKK Erzurum eyalet bölge sorumlusu olan Zaxros, ortaokul öğrencisiyken terör örgütüne sempati duymaya başladı. Eylemlerin ardından DEHAP İstanbul İl Başkanlığı'na davet edildi ve burada eğitim aldı. Ardından Diyarbakır'da 3 aylık kamp eğitimine, 13 yaşında ise örgütün dağ kadrosuna katıldı. Lice'de sabotaj ve suikast konularında eğitildi. 25 Haziran 2009'da çatışmasızlık dönemi sürerken Bahoz Erdal'dan gelen “İstanbul'u cehenneme çevirin" talimatının ardından sorgulama dönemine girdi ve örgütten kopmaya başladı.
Gerçek Hayat dergisinden Yılmaz Bilgen'in sorularını yanıtlayan Zaxros, PKK'ya ilişkin şok itiraflarda bulundu. Terör örgütüne katılanları Kürtlerin 100 yıldır sistematik bir zulüm ve işkence altında olduğuna ve sosyalist devletin şart olduğuna dönük yoğun telkinlerle inandırdıklarını söyleyen Zaxros'un itiraflarından konu başlıkları şöyle:
EN BÜYÜK SİLAHI AJİTASYON
Zaxros, örgütün PKK militanlarını motive etmek için sık sık ajitasyonlara başvurduğunu söyledi. “Duyguları sömürmeyi çok iyi biliyorlar" diyen Zaxros şunları anlattı: "Örgütün en başarılı olduğu alanlardan birisi ajitasyondu. 15 Şubat 2013'te Kandıra'da Halit Aktaş isimli bir üyemizin Kürtlere yönelik baskıları protesto için kendisini yaktığı açıklandı. Oysa örgütün emirlerine karşı geldiği için yakılarak infaz edilmişti. Ancak olay bir protesto eylemi gibi gösterildi ve toplum buna inandırıldı. Yine Yüksekova'da Cüneyt Ertuş isimli 12 yaşında bir çocuğun 2008'de Nevruz kutlamalarına izin verilmemesini protesto ederken polis tarafından yakalanarak kolunun kırıldığı açıklandı ve bu yönde yoğun bir propaganda yürütüldü. Oysa ortada böyle bir şey yoktu. Bu ve benzeri ajitasyonlarla binlerce insanı sokağa döktüler."
LİCE ESRAR DEPOSU
"Bölgede çok büyük bir uyuşturucu ağı vardı. O yıllarda bu durumdan örgütle birlikte birçok kişi ve kurum da nemalanmaktaydı. Türkiye'nin esrar deposu Lice'dir. PKK buradaki alanlarda kendi belirlediği oranda esrarı ektirir. Sonra taşıması ve pazarlamasını bilfiil üstlenir. Benzer bir uygulama o dönem Bingöl'de de olmuştu. Örgüt maaş vererek kenevir ektirdi ve aynı insanlar bakımını da gerçekleştirdi."
DÜŞMANIN KALBİ İSTANBUL
"Bize hep söylenen bir şey vardı; İstanbul düşmanın kalbidir. PKK'nın kendi tanımlaması böyleydi. Bu sebeple İstanbul'da yakılan 2 araba ya da kundaklanan birkaç banka, Güneydoğuda öldürülen 20 askere bedel görülürdü. Diğer yapılanma ise YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) ile birlikte Türkiye'nin 81 ilinde 15'erli timler şeklinde oldu. Bu timler Ege, İç Anadolu ve Karadeniz'de Türk Solu tarafından oluşturulur. Birçok bölgede Kemalist- Sol fraksiyonlardan da destek görüyorduk. Aynı durum İstanbul'un bazı semtleri için de geçerlidir."
CEMAAT ÖRGÜTE HARAÇ VERDİ
"Bazı üst düzey isimlerin çocukları Gülen'e ait dershanelere gidiyordu. Ayrıca Kürdistan'da açılan dershane, okul ve diğer girişimlerinden dolayı örgüte haraç veriyorlardı."
Öcalan vitrin Bayık lider
İtirafçı Abdullah Öcalan'ın örgüt için hiçbir zaman gerçek lider olmadığını söyledi. "O sadece bir vitrin" diyen Zaxros şu ifadelerde bulundu: “Arka planda gerçek aktör her daim Cemil Bayık olmuştur. Cezaevi sürecinde Öcalan zaten tamamen tasfiye edildi ve etkisi sıfıra indirildi. Elbette tamamen bitmemek adına onun da bazı hamleleri oldu. Bayık figüran olarak da Öcalan'ın bitmesi gerektiğine üst düzey yöneticileri ikna etti ve son darbeyi vurdu. Bu yıl PKK kendi içinde tarihi kararlar aldı. Bunlardan birisi Bahoz Erdal'ın öldürülmesi, diğeri de Öcalan'ın nüfuzun tamamen yok edilmesidir. Örgüt yalanlıyor ancak yaşadığına dair hiçbir emare de koymuyor. Bahoz, en azından ayda bir kez açıklama yapardı. Esed ile işbirliğine karşı çıkıyordu. Bedelini canıyla ödedi. "
Çevik Bir eylemi!
2009'da 25 Haziran günü bize Kandil'den “İstanbul'u cehenneme çevirin" emri geldi. Çatışmasızlık dönemi olmasına rağmen niçin böyle bir emir verildiğini anlamadık. Ertesi gün anladım ki Çevik Bir savcılar tarafından sorguya çağrılmış ve sonra serbest bırakılmıştı.
İngiliz hamlesi bölgeyi değiştirir
PYD şayet Öcalan çizgisinde kalabilirse PKK'dan kalın hatlarla ayrışabilir. İngiliz etkisi egemen olur da Cemil Bayık inisiyatifi kazanırsa her şey farklı gelişir. İngilizler henüz hamlesini yapmadı. Biraz da bunu görmek lazım. Şayet güçlü bir İngiliz hamlesi gelirse bölgede birçok şey daha farklı gelişir. İşte bu noktada da PYD içinde büyük bir temizlik harekâtı gerçekleştirilip tamamen Kandil üzerinden İngiliz hâkimiyeti sağlanabilir. Son sözü söyleyen Cemil Bayık olduğu sürece Öcalan “sempati duyulan etkisiz önder" boyutundan çıkamaz. Şu an olduğu gibi.
İran hendekleri destekliyor
Pejak ve İran anlaştı. Şu an Pejak İran adına oradaki Kürt kitleye karşı baskı aracı olarak kullanılıyor. İlişkinin Türkiye kısmında ise Şemdinli Yüksekova, Başkale, Doğubayazıt'la birlikte son dönemde Iğdır hattı silah sevkiyatı için kullanılıyor. İran'ın PKK'ya yoğun lojistik desteği hep sürdü. Türkiye içerisinde birçok can alıcı eylem bu kanaldan gelen silahlar ile gerçekleştirildi. Son hendek savaşları da İran tarafından sevk edilen silahlarla devam ediyor. Bunu yapmaya İngiltere, ABD ya da diğer batılı güçlerin imkânları el vermiyor ancak İran'ın böyle bir imkânı, gücü var. İran ve PKK arasında var olan bir diğer işbirliği kanalı da uyuşturucu naklidir. Afganistan'dan getirilen uyuşturucu İran üzerinden Türkiye'ye girer, uyuşturucu ve silah sevkiyatı ayrı hatlardan yapılır. Uyuşturucu naklinde kullanılan güzergâh Yüksekova- Başkale hattıdır.
PYD yeni bir yapı peşinde
"PYD ile PKK'nın birbirinden farklı örgüt olduklarını vurgulayan Zaxros, yönetim kadrolarının farklılığını şu sözlerle anlattı: Suriyeli Kürtler daha az politize. Kobani meselesinden dolayı Kandil tamamen yönetime el koymak istedi ve 4 binden fazla kişi buraya sevk edildi. Çatışma döneminde ise çok büyük kayıplar verdi. Örgütün Kandil kadrosundan Kobani'ye gönderdiklerinden yüzde 70'i burada öldü. Şu an ciddi bir ayrışma yaşanıyor. PYD'nin askeri komutanı Redur Halil, PKK'dan kopmak ve daha yerel bir yapı kurmak istiyor. Kandil'in iradesi dışında, Rusya, ABD ve Batılı ülkelerle çıkara dayalı bir yöntem dâhilinde o bölgede bir devlet tesis etmek istiyor. Cemil Bayık ve Kandil ise İngiliz egemen mücadele şeklinin devam etmesinde ısrarcı. Şayet Redur Halil yaşarsa ayrışma yaşanacak. Bahoz Erdal gibi suikasta kurban gitme ihtimali de çok yüksek."
HDP'nin Kandil için bir değeri yok
"Son 10 senedir sürekli güçlenen bir kontrol mekanizması oluşturdular. Güneydoğu'da oy açık verilir. Silahlı timler seçimden 3 ay önce özel hazırlık yapar ve HDP ile tüm yerleşim birimlerini kuşatan listeler hazırlar ve sonuçları karşılaştırarak fire veren köyleri, kasabaları, mahalleleri cezalandırırlar. HDP'ye gönül veren bir taban var. Ancak korkuya dayalı oy oranı da azımsanmayacak düzeyde. Mesela Diyarbakır'da özgür bir seçim yapılabilse en az 200 bin oy HDP'den başka partilere kayar. Hiçbir HDP'linin gerilla, YDG-H mensubu ve KCK'lı nezdinde herhangi bir karşılığı, değeri ve vasfı yoktur. Küçük bir YDG-H'li genç dahi Demirtaş'a hesap sorabilir, hatta onu yargılayabilir."
İsrail Gezi'ye destek istedi
“Gezi sürecinde İsrailliler benimle görüştü. Gezi'ye katılmamızı istediler ve sonrasında 5 yıllık üst düzey eğitim için İsrail'de bize özel eğitim kampı tahsis edileceği sözü verildi. İngiliz istihbaratından üst düzey bir ekiple olayların ikinci gününde Fatih'teki Burger King'te bir araya geldik. Bana 'Kürtleri buraya çek, hükümet kesin olarak düşecek, sen de kahraman olursun' denildi. PKK üst yönetimi bunu büyük bir fırsat olarak gördü. Ancak ırkçı Kemalistlerle aynı karede yer alıyor olmanın tabanda oluşturacağı rahatsızlık ve bu durumun Kürt tarafına anlatılamaması ve örgütün prestij kaybedeceği yönünde endişeler vardı. 'Her şeye rağmen destek verin' denildi fakat tabandan olumlu tepki gelmedi. Kandil, bize 'Taksim'e inin ve orda olduğunuzu da belli edin' talimatı verdi. Üst yönetimde, şayet hükümet düşecek olursa bizim de kazanımlardan mahrum kalmamamız gerekiyor görüşü hâkimdi. Ben o günlerde Karayılan ve Cemil Bayık'ın hükümetin düşeceğine inandırıldığını gördüm. Gezi bir yanı ile PKK'nın boşa düştüğü çok önemli bir gelişme olarak da görülmeli. Beraberinde büyük bir ders de verdi örgüte."
Birinci misyonu İslam'ı yok etmek
Örgütün birinci misyonunun İslam'ı yok etmek olduğu net bir biçimde ve sürekli ifade edilir. Eğitimlerimizde İslam peygamberi ve diğer kutsal unsurlar hep alay konusudur. Kötü örnek olarak İslami aidiyetler verilir. İslam'a inanmak küçümsenen alt tabaka zafiyeti olarak görülür. Örgüte yeni gelen birçok genç bu durumdan mutlaka rahatsız olur. Halk nezdinde bu aleni yapılmaz. Kürt kitleye özgürlük-eşitlik sloganıyla gidilir ve propaganda bu temelde yapılır. İslam aleyhinde hiçbir söylem ya da tavır sergilenmez. Bunu zamana bırakırlar. Çünkü Kürt halkı için İslam öyle hemen terk edilecek bir değer değil



Çiyager yaptığı Kürtçe albümlerle Kürt halkının gönlünde taht kurmuş ünlü bir ses sanatçısı… Terörün 90’lı yıllarda yakıp yıktıpı Silvan’da babasını faili meçhul bir cinayete kurban vermiş onlarca Kürt gençlerinden biri aynı zamanda… PKK ile siyasi uzantıları arasında bir ömür geçiren Çiyager yıllar sonra örgütün Kürt halkına verdiği zararları çok acı bir tecrübeyle öğrendi.  
“Artık uyanmanın zamanı geldi” diyen Çiyager HDP ve PKK’yı eleştirince bir anda hain ilan edildi. Yaşadıklarını ve PKK/DBP/HDP ile KJA’nın Kürt halkına verdiği zararları çarpıcı bir dille Star’a anlatan sanatçı Çiyager, “Birkaç ay öncesine kadar HDP’liydim, bu topluma yapılanları görünce artık bir noktadan sonra uyanmak zorundasınız. Geç de olsa uyanmak ve o gördüğünüz gerçekleri topluma da göstermek zorundasınız” dedi.
Müziğiyle yıllardır bölgenin acılarına tercüman olan ve gençlerin gönlünde taht kuran Çigayer 90’lı yıllarda babasını faili meçhul bir cinayete kurban verdi. Yılmadı hayata küsmedi, yaşadığı acıları müziğiyle dile getirdi. Asıl adı Mehmet Karakuş olan ancak Kürt halkı içinde Çiyager olarak bilinen ünlü sanatçı yurt içi ve yurt dışında sayısız konser verdi yüzlerce eser seslendirdi.  Bir yandan da üniversiteyi bitirerek, MTA’da tekniker oldu ve çok sevdiği eşi Arife Karakuş ile evlendi. Biri erkek üç çocukları oldu. Bu mutlu aile tablosu tam 20 yıl sürdü… Bu tablo taki eşi, terör örgütü PKK’nın kadınlara yönelik kurduğu Özgür Kadınlar Kongresi (KJA) tarafından yuvasından koparılana kadar… Ünlü Kürt ses sanatçısı Çiyager yaşadıklarından sonra PKK/HDP’nin Kürt halkına verdiğini zararları anlatınca bir anda hain ilan edildi. Müziğiyle bu güne kadar HDP siyasi çizgisinde yer alarak emek veren Çiyager’i bir anda örgütçülerin ve HDP’lilerin gözünde hain olmasına neden olan olayın altından ise büyük bir trajedi çıktı.
20 YILLIK EŞİM BEN SENİN NAMUSUN DEĞİLİM DEDİ
Her şey Çiyager’in 20 yıllık eşi Arife Karakuşu Kürtçe okuma yazma öğrensin diye Kürt Dili Derneği (Kürdi Der)’ne göndermesiyle başladı. Üç çocuk annesi Arife Karakuş Kürdi Der’e gidip geldikçe günden güne değişti, çocuklarını, eşini ve evini ihmal ederek parti binasından çıkamaz oldu. İlk başlarda eşindeki bu olağan dışı değişimi çok fazla önemsemediğini söyleyen Sanatçı Çiyager, taki 2009 yılında PKK’nın talimatıyla Kongreya Jinen Azad/Özgür Kadınlar Kongresi (KJA) kurulana ve eşinin buraya katıldıktan bir süre sonra kendisine “artık ben senin namusun değilim ben özgür bir kadınım istediğimi yaparım” diyene kadar.
ARTIK UYANMAK ZORUNDAYDIM
Yaşadıklarını ve PKK/DBP/HDP ile KJA’nın Kürt halkına verdiği zararları çarpıcı bir dille Star’a anlatan sanatçı Çiyager, “Son birkaç ay öncesine kadar HDP’liydim, bu topluma yapılanları görünce artık bir noktadan sonra uyanmak zorundasınız. Geç de olsa uyanmak ve o gördüğünüz gerçekleri topluma da göstermek zorundasınız” dedi. Açık bir şekilde topluma verilen sistematik zararlar uyanmama ve bazı gerçekleri görüp ifade etmeme neden oldu diyen Çiyager, “Özgürlük, barış ve demokrasi gibi bir takım çağdaş kavramların arkasına sığınılarak toplumun değiştirilmesi ve dönüştürülerek öz değerlerinden yoksun bırakılmaya çalışılmasına dur demenin zamanı geldi. Kürtleri kürt yapan namus haya yardımlaşma gibi değerler bir bir yok ediliyor. Bunu uzun uzun düşündüm ve facebook sayfamda HDP ve PKK’nın yaptıklarının yanlış olduğunu toplumu bozduğunu yazdım. Aman sen misin bunu yapan beni yıllardır baş tacı eden yüzlerce PKKlı, HDPli bir anda hain ilan ettiler. Hiçbiri HDP/PKK’yı neden eleştirdiğimi sormadı sorgulamadı bile. Ancak binlerce insan da yazdıklarımı okuduktan sonra bana hak verdiler” ifadelerini kullandı.
PKK KÜRT KÜLTÜRÜNÜ YERLE BİR ETTİ
PKK’nın Kürt kültür, inanç ve geleneklerini nasıl yerle bir ettiğini anlatan Çiyager, “KJA (Özgür Kadınlar Kongresi) kurulduktan sonra “biz kimsenin namusu değiliz” sloganıyla Kürt gelenek ve kültürüne, “kimsenin emaneti değiliz” sloganıyla da Peygamber efendimizin “kadınlar sizin emanetinizdir” hadisi şerifi üzerinden İslam’a meydan okuyarak bölge kadınını dönüştürmek ilk adımı atmış oldu” dedi. DBP/HDP/KJA gibi onlarca değişik isimle hareket eden ancak temelde PKK’nın talimatları dışında hareket edemeyen tüm oluşumların halkı korumaktan çok uzak olduğunu anlatan Çiyager toplumu uyararak önemli açıklamalar yaptı.
PKK/KJA AİLE DÜŞMANIDIR
İşte Çiyager’in yaptığı o açıklamalar…
 “Bir toplumu ayakta tutan temel yapı aile mefhumudur, ancak bu gün HDP ile PKK bu mefhumu tamamen yok ediyor. Aile olmasa toplum olmaz, PKK’nın talimatıyla kurulan ve HDP’nin arka bahçesi olan Özgür Kadınlar Kongresi (KJA) en büyük aile düşmanıdır. Kadınları özgürleştirme adına yaptığı tek şey aileleri dağıtmak, kadınlara sen kocanın namusu değilsin sen özgürsün arkanda biz varız diyerek eşlerine düşman edip evlerinden koparıyor. Bunlar özgürlüğü kadının evini ve kocasını bırakıp kendilerine köle yapmak şeklinde algılıyor. Oysa biz kadınların özgürce düşünüp hayata katkı sunması gerektiğine inanıyoruz, kadınların kocalarına baş kaldırması özgürlük değil.”
KADINLARI BOŞATIP KÖLELEŞTİRİYORLAR
KJA ise eşlerin arasına girerek kadınları köleleştiriyor. Çünkü evli bir kadını kullanamazlar. Eşiyle beraber olan bir kadın, çocukları olan ve evine bağlı bir kadın gece yarılarına kadar bazen sabahlara kadar bunların yanlarında kalıp onların egolarını tatmin edebilir mi veya ailesini çocuklarını bırakıp o şehir bu şehir gezebilir mi… Onlar bunu yaparak sözde kadınlara özgürlük veriyorlar. Bu kültürümüze, dinimize ve toplum ahlakına saygısızlık değimli Allah aşkına…
HDP DULLAR PARTİSİ OLDU
Yüzlerce kadın KJA yüzünden eşlerini, yuvalarını terk etti. HDP adeta bir dullar partisi oldu. Özgürlük adı altında kadını kocasından boşuyorlar sonra ona artık sen özgürsün diyorlar. İstediğin her şeyi yapabilsin diyorlar. Oysa böyle bir özgürlük yok, yaptıkları hem doğaya hem de kültüre hem de dine aykırı.
KADINLAR FUHŞA İTİLİYOR
Kadınları bir daha eşleriyle bir araya gelemesin diye sıkı bir şekilde baskı ve takipte tutuyorsun ancak sözde özgürleştirdikleri kadınları partide bir sürü erkeğin içine sokarak en büyük ihaneti de yine onlar yapıyor. Bu şekilde çok büyük ahlaksızlığa hizmet ediyor. Yani eşlerinden koparılan zavallı kadınlar adeta erkeklere peşkeş çekiliyor. Kocasına ben namusun değilim dedirttikleri kadınlar yedi yabancı erkeklere muhtaç ediliyor.  Ben buna tahammül edecek kadar namussuz değilim çünkü bu kadınlar fuhşa itiliyor.
HEWAL HEVAL DİYEREK YÜZLERCE AİLEYİ DAĞITTILAR
Diyarbakır’da bu şekilde yüzlerce kadın boşandırıldı, ne yapacak bu kadınlar tek başına namusuyla yaşayabilecek bir ortam ve imkân mı var, yine bir erkeğe ihtiyacı var. İşte bu noktada örgüt ve parti sözde özgürleştirdikleri bu kadınları her türlü yönlendirip kullanıyor. Heval heval diyen nice partilinin davası uğruna hapse giren arkadaşının eşine göz koyacak kadar alçalmıştır.
14 YAŞINDAKİ KIZIM SİGARA İÇMEYE BAŞLADI
Anne babasız bırakılan yüzlerce çocuk bunlara yazık değimli,  anne babası boşanmış bu çocukların psikolojisi… Bakın 14 yaşındaki küçük kızım bana ne diyor, baba siz boşandığınız gün öyle içim acıdı ki o günden beri sigara içmeye başladım. Ne kadar acı bir durum… PKK/DBP VE HDP kendi insanlarına acımıyor, Eğer acısalardı kadınlara sizin yeriniz evinizdir çocuklarınızı yanıdır sen evine çocuklarına yaramazsan bize de yaramazsın demeleri gerekirdir.
KJA EŞİME BOŞANMAZSAN ÖZGÜR OLAMAZSIN DEDİLER
Eşimi ve çocuklarımı seven babalık görevlerimin bilincinde olan ve bunları yerine getiren bir insanım. Eşime sürekli KJA’da işe başlaman için boşanman gerekiyor baskısı yaptılar, özgür olup bizimle olman için boşanman gerekiyor dediler. Bu vicdansızlıktır zalimliktir.
MAHKEME KURUP BENİ YARGILADILAR
KJA ayırdığı eşlerin tekrar bir araya gelmesini engellemek için de taraflara “eğer bir birinize bir şey iletmek isterseniz önce bize söyleyeceksiniz tüm iletişiminiz bizim üzerimizden olacaktır” diyor. 20 yıllık eşimle bir araya gelip konuşmak istedim diye mahkeme kurup beni yargıladılar. Beş erkek beş kadın parti binasında toplanarak beni yargıladılar. Onlara ‘eğer demokratız ve toplumun iyiliği için çalışıyoruz diyorsanız o zaman uzlaştırmacı olun, aksi takdirde topluma ve kadına zarar veriyorsunuz, kadını fuhşa çekiyorsunuz, çocukları uyuşturucuya ve yine fuhşa sürüklüyorsunuz’ dedim.
AHLAKSIZLIĞI YAYGINLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR
Özgürlük adı altında sapkın yaşam biçimini bölgeye HDP taşıdı. Kadının kadınla, erkeğin erkekle ilişki mantığını özgürlük adında vermenin neresi doğrudur. Toplum buna izin veremez. Buna öncülük yapanlar başta HDP ve diğer sol örgütlerdir. Ahlaksızlığı normalleştirmeye çalışıyorlar. Bunu bizzat bana da anlattılar. Kadın erkek için, erkek ise kadın için yaratılmıştır. Bunun ne İslam'da ne de kültürümüzde yeri yoktur. O sapkınlığa özgürlük istediğini söyleyenler de yarın eşi ve çocuğuyla beraber tuzağa düşeceklerdir. LGBT’liler sapkın bir gruptur ve yaptıkları yaydıkları şey yaratılışa aykırıdır.
PKK'NİN ÇATIŞMALARI ŞEHRE TAŞIMASINA HALK DESTEK VERMEDİ
Sen, hendek kazarak Diyarbakır'ın tarihi dokusuna zarar veriyorsun. Bu şehre, halkına ve davasına yapılan bir zulümdür. İnsanlar hastalarını hastaneye götüremedi. Günlerce bir ekmek alamadı. Sivil, masum insanlardan ne istiyorsunuz? Yıllarca oylarımızı inandığımız partiye verdik. İnandıklarımızın halka, esnafa, işçiye sahip çıkmadığını gördük. Ailemle beraber her şeyi yaşadık, bin bir çile çektik. Geldiğimiz süreçte özgürlük adı altında nice ailelerin canını yaktıklarını gördüm. İktidarlarını bir fırsat bilerek müteahhitlerden çok fazla paralar alıyorlar.  
11-15 YAŞLARINDAKİ ÇOCUKLARI ÖLÜME SÜRÜYORLAR

Bu yolda babamı kaybetmiş bir insanım. Bir sürü yeğenimi, akrabalarımı feda etmiş bir insanım. Kan kanla temizlenmez. İnsanların ölümüne müsaade etmek, onların ölümüne aracı olmak, bazı insanların fuhşa girmesine sebebiyet vermek, çocukların ölmesine sebebiyet vermek ne demektir... Kürt davası çocuklara mı kalmış? Şimdi 11-15 yaşlarında çocuklar öne sürülüyor ve öldürülüyorlar. Sizce burada kim suçlu? Onları sokaklara sürenler mi suçlu yoksa öldürenler mi? Bunları iyi hesaplamak, iyi düşünmek gerekiyor.”  (Kemal Gümüş - Star

 Evinden çıkarken saldırdı.

HDP%E2%80%99yi+ele%C5%9Ftiren+%C3%BCnl%C3%BC+sanat%C3%A7%C4%B1y%C4%B1+komaya+soktular%21;

Terör örgütünün ve HDP’nin Kürt halkına ihanet ettiğini dile getiren Çiyager, PKK’nın hedef tahtası oldu.
“HDP bizi kandırdı uyanın artık” manşetinden sonra PKK, Çiyager’e sosyal medya hesabı üzerinden tehditler savurmuştu. Kürt sanatçının Facebook hesabını ele geçiren terör örgütü, sosyal medya sayfasına yazdıkları mesajda ihanetle suçladıkları Çiyager’e daha büyük bir ceza verileceğini ima etmişti.

HASTANEDE TEDAVİ ALTINA ALINDI
PKK'nın dünkü tehdinin ardından, Çiyager'in bu sabah saldırıya uğraması, olayın faillerinin kim olduğunu apaçık ortaya koydu. Çiyager hastanede tedavi altına alındı. Kaynak: Star




HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız ve ekibi dün sabah saatlerinde bir grup kadınla birlikte güvenlik güçlerinin çembere aldığı bir binaya girmek istedi.
Güvenlik güçleri Sarıyıldız'ın mahalleye girmesine izin vermedi. Bazı kadınların üzerinde iki etek olduğu tespit edildi. 
Sarıyıldız'ın kadınlarla birlikte apartmana girmek istemesinin altında örgüt militanlarını etek, elbise gibi kıyafetler giydirerek binadan kaçırma niyetinin olduğu öne sürüldü. Girişimi başarısız olan Faysal Sarıyıldız ve ekibi, polis tarafından binanın çevresinden uzaklaştırıldı.
ÖRGÜT BOMBACISI İÇERİDE KISTIRILDI
Cizre'de kıskaca alınan 30 kişi arasında, Cizre'nin tamamına bomba döşeyen Mamo (Amca) kod adlı militan başta olmak üzere, sözde KCK Cizre sorumlusu Mehmet Tunç, Azadiya Welat Yazı işleri Müdürü Rohat Aktaş, Cizre'de para toplayan ve saklayan örgütün kasası olarak bilinen bir militan ve dağ kadrosu militanları yer alıyor.

Özel harekât polisleriyle çatışmaları sürdüren militanlardan 6'sının yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Kıstırılan bu grup içerisinde örgüt tarafından sokağa çıkma yasağından önce rehin alınan kaymakam koruması olan polis memuru A.K. ile başka bir güvenlik görevlisinin olduğu bilgisi var. Cizre'de Sırp asıllı bir keskin nişancı da yakalandı. Kaynak: Yeni Şafak

19 Ekim 2015 Pazartesi

Ankaradaki Bombalar PKK yapımı

Ankara’da 102 kişinin öldüğü hain saldırı; Aydın Doğan medyası, paralel medya ve PKK medyası tarafından günlerdir hedef saptırılarak IŞİD’in üzerine yıkılmaya çalışılıyor. Suçu devlete ve IŞİD’e yıkmak için yoğun çaba sarf eden terör medyasının gizlemeye çalıştığı bilgilere AKİT ulaştı.
HDP YÖNETİCİSİNİN DÜKKANI BOMBA İMALATHANESİ
Ankara saldırısında canlı bombalara rehberlik yaptığı tespit edilerek yakalanan Yakup Şahin her şeyi itiraf etti. Yakup Şahin’in verdiği bilgiler doğrultusunda Gaziantep’in Nizip ilçesinde arama yapan polis, HDP Nizip İlçe Teşkilatı Yönetim Kurulu Üyesi Müslüm Bizet’e ait depoda; bomba yapımında kullanılan 60 kilo TNT, çok sayıda bomba güçlendirici bilye ve intihar bombacılarının kullandığı 15 adet yelek buldu. 
ŞİMDİ KİMİ SUÇLAYACAKSIN SELAHATTİN DEMİRTAŞ?
Polisin gözaltına aldığı Yakup Şahin’in verdiği bilgiler doğrultusunda soruşturmayı genişleten güvenlik güçleri, Ankara saldırısında patlatılan bombaları hazırlayan odaklara ulaştı. Polisin ulaştığı HDP bağlantılı isimler, saldırıdan yarım saat sonra “katil devlet” diye bağırarak saldırıyı devletin üstüne yıkmaya çalıştı. Polis, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın, saldırıdaki PKK bağlantısını örtbas etmek için hedef saptırdığını da ortaya çıkarmış oldu. Saldırıdaki bombaların, HDP yöneticisine ait dükkanda yapılarak Yakup Şahin tarafından Ankara’daki canlı bomba faillerine teslim edildiği anlaşıldı.
MALZEMELER TIPATIP AYNI
HDP Nizip İlçe Teşkilatı Yönetim Kurulu Üyesi Müslüm Bizet’in dükkanında ele geçirilen bomba yapımında kulanılan malzemelerin, Ankara saldırısında kullanılan bombaların yapımında kullanılan malzemelerle aynı olduğu tespit edildi. Patlama sonrası olay yeri inceleme ekiplerinin elde ettiği bomba parçaları ve diğer delillerle karşılaştırılan malzemeler, bombaların söz konusu dükkanda hazırlandığını doğruladı. Canlı bombaların kullandıkları hücum yeleklerine ait kumaş ve diğer materyal örnekleri de HDP’linin dükkanında yakalanan 15 adet yelekle aynı.
MEHMET ÖZMEN

27 Eylül 2015 Pazar

Stratfor raporu Batinin Pkk dayanismasi

Stratfor raporunda, Avrupa'daki uyuşturucu trafiğini de PKK yönetiyor. Öyle ki, Almanya'daki bir başsavcının ifadesine göre, zehir trafiğinin yüzde 80'i, kanlı terör örgütünün elinde.
Stratfor raporunda, PKK’nın uyuşturucu trafiğinden elde ettiği miktarın ‘milyonlarca dolar’ tutarında olduğu, Fransa’nın başkenti Paris’in banliyölerindeki uyuşturucu trafiğinin büyük bölümünün PKK’nın elinde olduğu bilgisi veriliyor. Almanya’daki bir başsavcının ifadesine göre de “Avrupa’da ele geçirilen uyuşturucunun yüzde 80’i PKK bağlantılı." Ayrıca Almanya, İtalya, Hollanda ve İspanya’daki Kürt kökenli uyuşturucu çetelerinin büyük bölümünün PKK’yla bağlantıları olduğu bilgisine yer veriliyor. 
ROTADA BÜYÜK DESTEK
Rapordaki bir başka önemli detay da, örgütün Kuzey Irak’tan İtalya’ya insan kaçırırken kullandığı rotalar. Rapora göre bu rotalar İstanbul-Milan, İstanbul-Bosna-Milan ve Türkiye-Tunus-Malta-İtalya şeklinde. Örgütün Orta Doğu, Afrika, Avrupa ve Latin Amerika’daki örgütlerle bağlantılarının devam ettiğinin altı çizilirken, iki ismin PKK için büyük destek sağladığı ifade ediliyor. Bu isimler bir dönem Irak’ın devrik başkanı Saddam Hüseyin’i bile ülkesinde PKK’nın faaliyet gösterebilmesi yönünde ikna eden Rusya Dış İstihbarat Servisi’nin (SVR) eski Başkanı Yevgeni Primakov ile, 2011 yılında ölen eski Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterand'ın eşi Danielle Mitterand.
YUNAN ADASINDA PKK EĞİTİMİ
Raporlara göre Amerikan istihbaratı da, kısa süre öncesine kadar bir Yunan adasında silahlı eğitim gören PKK’lı teröristlere Atina'nın desteğini sürdürdüğüne ilişkin kanıt buldu.
Faaliyetleri ve para kaynakları illegal 
14 Haziran 2007 tarihinde CIA için hazırlanan raporda, görüşme yapılan PKK sözcüsünün "Örgütün silahlı gücünün kendini savunma hakkı olduğu, dolayısıyla silah bırakmayı reddettiği"nin altı çiziliyor. Avrupa ülkelerinin örgütün dış kanadına 1989’dan bu yana kapılarını açarak faaliyetlerini özgürce yürütmelerine izin verdikleri ifade ediliyor. 
HIRSIZLIK, GASP, SOYGUN, TEHDİT!
Raporda örgütün finansal kaynaklarının neredeyse tamamının illegal olduğu ifade edilirken bunlar arasında hırsızlık ve gasp, soygun, tehdit, gasp, uyuşturucu ve kaçak silah kaçakçılığı, yasa dışı işçilerin Avrupa'ya getirilmesi, Avrupa’daki göçmen statüsündeki insanlardan alınan ödemeler de yer alıyor. Örgütün 86 milyar dolarlık bir bütçeye sahip olduğu, terör faaliyetlerinin bir bölümünü Avrupa’daki eroin trafiğinden elde ettiği ifade ediliyor. Rapora göre İsviçre, Belçika, Kıbrıs ve Fransa’nın kuzeyinde yer alan Jersey Adası’ndaki bankalar da, PKK’nın paraları için güvenli liman niteliğinde.

5 Eylül 2015 Cumartesi

Almanyadan PKK’ya özel

PKK’ya özel modern silahlar ürettiği ve bunları Hollanda’nın askeri kargo uçakları ile bölgeye sevk ettiği ortaya çıktı.

Almanya, son olarak terör örgütü için aralarında ‘Bunkerfaust’ füzelerinin de bulunduğu son derece modern özel silahlar üreterek bunları Hollanda Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne ait kargo uçakları ile bölgeye sevk etti.
ALMANYA’DAN ‘PKK’ MODEL ROKETATAR!
Sevkiyatın güvenliği için Hollanda uçaklarını kullanan Almanya, PKK’ya teslim ettiği silahların kod numaralarını da ordu envanterinin dışında tutmayı tercih etti. Buna rağmen silahların menşeini gizleme gereği duymayan Almanlar, Bunkerfaust (BKF) füzelerinin PKK’ya teslim edilen modellerinin başına ‘DM-32’ kod numarasını ekledi. Buradaki ‘DM’ ibaresi,  ‘DeutschesMuster’ yani ‘Alman modeli’ anlamına geliyor.
‘DYNAMİT NOBEL DEFENCE’ ÜRETTİ!
Alman Dynamit Nobel Defence (DND) firmasının üretimi Bunkerfaust (BKF) füzeleri, federal hükümetin sıkı ihracat yönetmeliklerine tabi… Yine bu firmaya ürettirilen diğer silahlar ve bu silahların mühimmatlarını dünyada üretebilecek başka bir fabrika da bulunmuyor.
BUNUN HESABI VERİLMELİ!
Almanya’nın, bugün PKK teröristlerinin elinde olduğu teyit edilen silahlarıyla ilgili, geçtiğimiz yılın 15 Ekim’inde IŞİD bahanesiyle Peşmergeye gönderdiği sevkiyatın arkasına sığınabileceği sanılıyor. Her halükarda Almanya ve Peşmergenin uluslararası ve ikili anlaşmalar çerçevesinde durumdan birinci derecede sorumlu olacakları belirtiliyor.

İŞTE O LİSTE!
Almanya’nın bölgeye sevk ettiği silah ve mühimmatlar arasında son derece gelişmiş özel üretim, DM32 Bunkerfaust, Panzerfaust 3 (Pzf 3), Pzf 3 EX (DM10), Pzf 3 Alt Kaliber (DM18 / DM18A1), Pzf 3 UB (DM38), Pzf 3 UB-T (DM58), Pzf 3 (DM12 / DM12A1), Pzf 3-T (DM22), Pzf 3-BT, BKF (DM32) modelleri bulunuyor.