kobani etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kobani etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2016 Çarşamba

Terörün Gercegiyle yasanmis itiraflar

Botan Zaxros PKK ile okul yıllarında katıldığı sokak eylemlerinde tanıştı. Babası PKK Erzurum eyalet bölge sorumlusu olan Zaxros, ortaokul öğrencisiyken terör örgütüne sempati duymaya başladı. Eylemlerin ardından DEHAP İstanbul İl Başkanlığı'na davet edildi ve burada eğitim aldı. Ardından Diyarbakır'da 3 aylık kamp eğitimine, 13 yaşında ise örgütün dağ kadrosuna katıldı. Lice'de sabotaj ve suikast konularında eğitildi. 25 Haziran 2009'da çatışmasızlık dönemi sürerken Bahoz Erdal'dan gelen “İstanbul'u cehenneme çevirin" talimatının ardından sorgulama dönemine girdi ve örgütten kopmaya başladı.
Gerçek Hayat dergisinden Yılmaz Bilgen'in sorularını yanıtlayan Zaxros, PKK'ya ilişkin şok itiraflarda bulundu. Terör örgütüne katılanları Kürtlerin 100 yıldır sistematik bir zulüm ve işkence altında olduğuna ve sosyalist devletin şart olduğuna dönük yoğun telkinlerle inandırdıklarını söyleyen Zaxros'un itiraflarından konu başlıkları şöyle:
EN BÜYÜK SİLAHI AJİTASYON
Zaxros, örgütün PKK militanlarını motive etmek için sık sık ajitasyonlara başvurduğunu söyledi. “Duyguları sömürmeyi çok iyi biliyorlar" diyen Zaxros şunları anlattı: "Örgütün en başarılı olduğu alanlardan birisi ajitasyondu. 15 Şubat 2013'te Kandıra'da Halit Aktaş isimli bir üyemizin Kürtlere yönelik baskıları protesto için kendisini yaktığı açıklandı. Oysa örgütün emirlerine karşı geldiği için yakılarak infaz edilmişti. Ancak olay bir protesto eylemi gibi gösterildi ve toplum buna inandırıldı. Yine Yüksekova'da Cüneyt Ertuş isimli 12 yaşında bir çocuğun 2008'de Nevruz kutlamalarına izin verilmemesini protesto ederken polis tarafından yakalanarak kolunun kırıldığı açıklandı ve bu yönde yoğun bir propaganda yürütüldü. Oysa ortada böyle bir şey yoktu. Bu ve benzeri ajitasyonlarla binlerce insanı sokağa döktüler."
LİCE ESRAR DEPOSU
"Bölgede çok büyük bir uyuşturucu ağı vardı. O yıllarda bu durumdan örgütle birlikte birçok kişi ve kurum da nemalanmaktaydı. Türkiye'nin esrar deposu Lice'dir. PKK buradaki alanlarda kendi belirlediği oranda esrarı ektirir. Sonra taşıması ve pazarlamasını bilfiil üstlenir. Benzer bir uygulama o dönem Bingöl'de de olmuştu. Örgüt maaş vererek kenevir ektirdi ve aynı insanlar bakımını da gerçekleştirdi."
DÜŞMANIN KALBİ İSTANBUL
"Bize hep söylenen bir şey vardı; İstanbul düşmanın kalbidir. PKK'nın kendi tanımlaması böyleydi. Bu sebeple İstanbul'da yakılan 2 araba ya da kundaklanan birkaç banka, Güneydoğuda öldürülen 20 askere bedel görülürdü. Diğer yapılanma ise YDG-H (Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi) ile birlikte Türkiye'nin 81 ilinde 15'erli timler şeklinde oldu. Bu timler Ege, İç Anadolu ve Karadeniz'de Türk Solu tarafından oluşturulur. Birçok bölgede Kemalist- Sol fraksiyonlardan da destek görüyorduk. Aynı durum İstanbul'un bazı semtleri için de geçerlidir."
CEMAAT ÖRGÜTE HARAÇ VERDİ
"Bazı üst düzey isimlerin çocukları Gülen'e ait dershanelere gidiyordu. Ayrıca Kürdistan'da açılan dershane, okul ve diğer girişimlerinden dolayı örgüte haraç veriyorlardı."
Öcalan vitrin Bayık lider
İtirafçı Abdullah Öcalan'ın örgüt için hiçbir zaman gerçek lider olmadığını söyledi. "O sadece bir vitrin" diyen Zaxros şu ifadelerde bulundu: “Arka planda gerçek aktör her daim Cemil Bayık olmuştur. Cezaevi sürecinde Öcalan zaten tamamen tasfiye edildi ve etkisi sıfıra indirildi. Elbette tamamen bitmemek adına onun da bazı hamleleri oldu. Bayık figüran olarak da Öcalan'ın bitmesi gerektiğine üst düzey yöneticileri ikna etti ve son darbeyi vurdu. Bu yıl PKK kendi içinde tarihi kararlar aldı. Bunlardan birisi Bahoz Erdal'ın öldürülmesi, diğeri de Öcalan'ın nüfuzun tamamen yok edilmesidir. Örgüt yalanlıyor ancak yaşadığına dair hiçbir emare de koymuyor. Bahoz, en azından ayda bir kez açıklama yapardı. Esed ile işbirliğine karşı çıkıyordu. Bedelini canıyla ödedi. "
Çevik Bir eylemi!
2009'da 25 Haziran günü bize Kandil'den “İstanbul'u cehenneme çevirin" emri geldi. Çatışmasızlık dönemi olmasına rağmen niçin böyle bir emir verildiğini anlamadık. Ertesi gün anladım ki Çevik Bir savcılar tarafından sorguya çağrılmış ve sonra serbest bırakılmıştı.
İngiliz hamlesi bölgeyi değiştirir
PYD şayet Öcalan çizgisinde kalabilirse PKK'dan kalın hatlarla ayrışabilir. İngiliz etkisi egemen olur da Cemil Bayık inisiyatifi kazanırsa her şey farklı gelişir. İngilizler henüz hamlesini yapmadı. Biraz da bunu görmek lazım. Şayet güçlü bir İngiliz hamlesi gelirse bölgede birçok şey daha farklı gelişir. İşte bu noktada da PYD içinde büyük bir temizlik harekâtı gerçekleştirilip tamamen Kandil üzerinden İngiliz hâkimiyeti sağlanabilir. Son sözü söyleyen Cemil Bayık olduğu sürece Öcalan “sempati duyulan etkisiz önder" boyutundan çıkamaz. Şu an olduğu gibi.
İran hendekleri destekliyor
Pejak ve İran anlaştı. Şu an Pejak İran adına oradaki Kürt kitleye karşı baskı aracı olarak kullanılıyor. İlişkinin Türkiye kısmında ise Şemdinli Yüksekova, Başkale, Doğubayazıt'la birlikte son dönemde Iğdır hattı silah sevkiyatı için kullanılıyor. İran'ın PKK'ya yoğun lojistik desteği hep sürdü. Türkiye içerisinde birçok can alıcı eylem bu kanaldan gelen silahlar ile gerçekleştirildi. Son hendek savaşları da İran tarafından sevk edilen silahlarla devam ediyor. Bunu yapmaya İngiltere, ABD ya da diğer batılı güçlerin imkânları el vermiyor ancak İran'ın böyle bir imkânı, gücü var. İran ve PKK arasında var olan bir diğer işbirliği kanalı da uyuşturucu naklidir. Afganistan'dan getirilen uyuşturucu İran üzerinden Türkiye'ye girer, uyuşturucu ve silah sevkiyatı ayrı hatlardan yapılır. Uyuşturucu naklinde kullanılan güzergâh Yüksekova- Başkale hattıdır.
PYD yeni bir yapı peşinde
"PYD ile PKK'nın birbirinden farklı örgüt olduklarını vurgulayan Zaxros, yönetim kadrolarının farklılığını şu sözlerle anlattı: Suriyeli Kürtler daha az politize. Kobani meselesinden dolayı Kandil tamamen yönetime el koymak istedi ve 4 binden fazla kişi buraya sevk edildi. Çatışma döneminde ise çok büyük kayıplar verdi. Örgütün Kandil kadrosundan Kobani'ye gönderdiklerinden yüzde 70'i burada öldü. Şu an ciddi bir ayrışma yaşanıyor. PYD'nin askeri komutanı Redur Halil, PKK'dan kopmak ve daha yerel bir yapı kurmak istiyor. Kandil'in iradesi dışında, Rusya, ABD ve Batılı ülkelerle çıkara dayalı bir yöntem dâhilinde o bölgede bir devlet tesis etmek istiyor. Cemil Bayık ve Kandil ise İngiliz egemen mücadele şeklinin devam etmesinde ısrarcı. Şayet Redur Halil yaşarsa ayrışma yaşanacak. Bahoz Erdal gibi suikasta kurban gitme ihtimali de çok yüksek."
HDP'nin Kandil için bir değeri yok
"Son 10 senedir sürekli güçlenen bir kontrol mekanizması oluşturdular. Güneydoğu'da oy açık verilir. Silahlı timler seçimden 3 ay önce özel hazırlık yapar ve HDP ile tüm yerleşim birimlerini kuşatan listeler hazırlar ve sonuçları karşılaştırarak fire veren köyleri, kasabaları, mahalleleri cezalandırırlar. HDP'ye gönül veren bir taban var. Ancak korkuya dayalı oy oranı da azımsanmayacak düzeyde. Mesela Diyarbakır'da özgür bir seçim yapılabilse en az 200 bin oy HDP'den başka partilere kayar. Hiçbir HDP'linin gerilla, YDG-H mensubu ve KCK'lı nezdinde herhangi bir karşılığı, değeri ve vasfı yoktur. Küçük bir YDG-H'li genç dahi Demirtaş'a hesap sorabilir, hatta onu yargılayabilir."
İsrail Gezi'ye destek istedi
“Gezi sürecinde İsrailliler benimle görüştü. Gezi'ye katılmamızı istediler ve sonrasında 5 yıllık üst düzey eğitim için İsrail'de bize özel eğitim kampı tahsis edileceği sözü verildi. İngiliz istihbaratından üst düzey bir ekiple olayların ikinci gününde Fatih'teki Burger King'te bir araya geldik. Bana 'Kürtleri buraya çek, hükümet kesin olarak düşecek, sen de kahraman olursun' denildi. PKK üst yönetimi bunu büyük bir fırsat olarak gördü. Ancak ırkçı Kemalistlerle aynı karede yer alıyor olmanın tabanda oluşturacağı rahatsızlık ve bu durumun Kürt tarafına anlatılamaması ve örgütün prestij kaybedeceği yönünde endişeler vardı. 'Her şeye rağmen destek verin' denildi fakat tabandan olumlu tepki gelmedi. Kandil, bize 'Taksim'e inin ve orda olduğunuzu da belli edin' talimatı verdi. Üst yönetimde, şayet hükümet düşecek olursa bizim de kazanımlardan mahrum kalmamamız gerekiyor görüşü hâkimdi. Ben o günlerde Karayılan ve Cemil Bayık'ın hükümetin düşeceğine inandırıldığını gördüm. Gezi bir yanı ile PKK'nın boşa düştüğü çok önemli bir gelişme olarak da görülmeli. Beraberinde büyük bir ders de verdi örgüte."
Birinci misyonu İslam'ı yok etmek
Örgütün birinci misyonunun İslam'ı yok etmek olduğu net bir biçimde ve sürekli ifade edilir. Eğitimlerimizde İslam peygamberi ve diğer kutsal unsurlar hep alay konusudur. Kötü örnek olarak İslami aidiyetler verilir. İslam'a inanmak küçümsenen alt tabaka zafiyeti olarak görülür. Örgüte yeni gelen birçok genç bu durumdan mutlaka rahatsız olur. Halk nezdinde bu aleni yapılmaz. Kürt kitleye özgürlük-eşitlik sloganıyla gidilir ve propaganda bu temelde yapılır. İslam aleyhinde hiçbir söylem ya da tavır sergilenmez. Bunu zamana bırakırlar. Çünkü Kürt halkı için İslam öyle hemen terk edilecek bir değer değil



Çiyager yaptığı Kürtçe albümlerle Kürt halkının gönlünde taht kurmuş ünlü bir ses sanatçısı… Terörün 90’lı yıllarda yakıp yıktıpı Silvan’da babasını faili meçhul bir cinayete kurban vermiş onlarca Kürt gençlerinden biri aynı zamanda… PKK ile siyasi uzantıları arasında bir ömür geçiren Çiyager yıllar sonra örgütün Kürt halkına verdiği zararları çok acı bir tecrübeyle öğrendi.  
“Artık uyanmanın zamanı geldi” diyen Çiyager HDP ve PKK’yı eleştirince bir anda hain ilan edildi. Yaşadıklarını ve PKK/DBP/HDP ile KJA’nın Kürt halkına verdiği zararları çarpıcı bir dille Star’a anlatan sanatçı Çiyager, “Birkaç ay öncesine kadar HDP’liydim, bu topluma yapılanları görünce artık bir noktadan sonra uyanmak zorundasınız. Geç de olsa uyanmak ve o gördüğünüz gerçekleri topluma da göstermek zorundasınız” dedi.
Müziğiyle yıllardır bölgenin acılarına tercüman olan ve gençlerin gönlünde taht kuran Çigayer 90’lı yıllarda babasını faili meçhul bir cinayete kurban verdi. Yılmadı hayata küsmedi, yaşadığı acıları müziğiyle dile getirdi. Asıl adı Mehmet Karakuş olan ancak Kürt halkı içinde Çiyager olarak bilinen ünlü sanatçı yurt içi ve yurt dışında sayısız konser verdi yüzlerce eser seslendirdi.  Bir yandan da üniversiteyi bitirerek, MTA’da tekniker oldu ve çok sevdiği eşi Arife Karakuş ile evlendi. Biri erkek üç çocukları oldu. Bu mutlu aile tablosu tam 20 yıl sürdü… Bu tablo taki eşi, terör örgütü PKK’nın kadınlara yönelik kurduğu Özgür Kadınlar Kongresi (KJA) tarafından yuvasından koparılana kadar… Ünlü Kürt ses sanatçısı Çiyager yaşadıklarından sonra PKK/HDP’nin Kürt halkına verdiğini zararları anlatınca bir anda hain ilan edildi. Müziğiyle bu güne kadar HDP siyasi çizgisinde yer alarak emek veren Çiyager’i bir anda örgütçülerin ve HDP’lilerin gözünde hain olmasına neden olan olayın altından ise büyük bir trajedi çıktı.
20 YILLIK EŞİM BEN SENİN NAMUSUN DEĞİLİM DEDİ
Her şey Çiyager’in 20 yıllık eşi Arife Karakuşu Kürtçe okuma yazma öğrensin diye Kürt Dili Derneği (Kürdi Der)’ne göndermesiyle başladı. Üç çocuk annesi Arife Karakuş Kürdi Der’e gidip geldikçe günden güne değişti, çocuklarını, eşini ve evini ihmal ederek parti binasından çıkamaz oldu. İlk başlarda eşindeki bu olağan dışı değişimi çok fazla önemsemediğini söyleyen Sanatçı Çiyager, taki 2009 yılında PKK’nın talimatıyla Kongreya Jinen Azad/Özgür Kadınlar Kongresi (KJA) kurulana ve eşinin buraya katıldıktan bir süre sonra kendisine “artık ben senin namusun değilim ben özgür bir kadınım istediğimi yaparım” diyene kadar.
ARTIK UYANMAK ZORUNDAYDIM
Yaşadıklarını ve PKK/DBP/HDP ile KJA’nın Kürt halkına verdiği zararları çarpıcı bir dille Star’a anlatan sanatçı Çiyager, “Son birkaç ay öncesine kadar HDP’liydim, bu topluma yapılanları görünce artık bir noktadan sonra uyanmak zorundasınız. Geç de olsa uyanmak ve o gördüğünüz gerçekleri topluma da göstermek zorundasınız” dedi. Açık bir şekilde topluma verilen sistematik zararlar uyanmama ve bazı gerçekleri görüp ifade etmeme neden oldu diyen Çiyager, “Özgürlük, barış ve demokrasi gibi bir takım çağdaş kavramların arkasına sığınılarak toplumun değiştirilmesi ve dönüştürülerek öz değerlerinden yoksun bırakılmaya çalışılmasına dur demenin zamanı geldi. Kürtleri kürt yapan namus haya yardımlaşma gibi değerler bir bir yok ediliyor. Bunu uzun uzun düşündüm ve facebook sayfamda HDP ve PKK’nın yaptıklarının yanlış olduğunu toplumu bozduğunu yazdım. Aman sen misin bunu yapan beni yıllardır baş tacı eden yüzlerce PKKlı, HDPli bir anda hain ilan ettiler. Hiçbiri HDP/PKK’yı neden eleştirdiğimi sormadı sorgulamadı bile. Ancak binlerce insan da yazdıklarımı okuduktan sonra bana hak verdiler” ifadelerini kullandı.
PKK KÜRT KÜLTÜRÜNÜ YERLE BİR ETTİ
PKK’nın Kürt kültür, inanç ve geleneklerini nasıl yerle bir ettiğini anlatan Çiyager, “KJA (Özgür Kadınlar Kongresi) kurulduktan sonra “biz kimsenin namusu değiliz” sloganıyla Kürt gelenek ve kültürüne, “kimsenin emaneti değiliz” sloganıyla da Peygamber efendimizin “kadınlar sizin emanetinizdir” hadisi şerifi üzerinden İslam’a meydan okuyarak bölge kadınını dönüştürmek ilk adımı atmış oldu” dedi. DBP/HDP/KJA gibi onlarca değişik isimle hareket eden ancak temelde PKK’nın talimatları dışında hareket edemeyen tüm oluşumların halkı korumaktan çok uzak olduğunu anlatan Çiyager toplumu uyararak önemli açıklamalar yaptı.
PKK/KJA AİLE DÜŞMANIDIR
İşte Çiyager’in yaptığı o açıklamalar…
 “Bir toplumu ayakta tutan temel yapı aile mefhumudur, ancak bu gün HDP ile PKK bu mefhumu tamamen yok ediyor. Aile olmasa toplum olmaz, PKK’nın talimatıyla kurulan ve HDP’nin arka bahçesi olan Özgür Kadınlar Kongresi (KJA) en büyük aile düşmanıdır. Kadınları özgürleştirme adına yaptığı tek şey aileleri dağıtmak, kadınlara sen kocanın namusu değilsin sen özgürsün arkanda biz varız diyerek eşlerine düşman edip evlerinden koparıyor. Bunlar özgürlüğü kadının evini ve kocasını bırakıp kendilerine köle yapmak şeklinde algılıyor. Oysa biz kadınların özgürce düşünüp hayata katkı sunması gerektiğine inanıyoruz, kadınların kocalarına baş kaldırması özgürlük değil.”
KADINLARI BOŞATIP KÖLELEŞTİRİYORLAR
KJA ise eşlerin arasına girerek kadınları köleleştiriyor. Çünkü evli bir kadını kullanamazlar. Eşiyle beraber olan bir kadın, çocukları olan ve evine bağlı bir kadın gece yarılarına kadar bazen sabahlara kadar bunların yanlarında kalıp onların egolarını tatmin edebilir mi veya ailesini çocuklarını bırakıp o şehir bu şehir gezebilir mi… Onlar bunu yaparak sözde kadınlara özgürlük veriyorlar. Bu kültürümüze, dinimize ve toplum ahlakına saygısızlık değimli Allah aşkına…
HDP DULLAR PARTİSİ OLDU
Yüzlerce kadın KJA yüzünden eşlerini, yuvalarını terk etti. HDP adeta bir dullar partisi oldu. Özgürlük adı altında kadını kocasından boşuyorlar sonra ona artık sen özgürsün diyorlar. İstediğin her şeyi yapabilsin diyorlar. Oysa böyle bir özgürlük yok, yaptıkları hem doğaya hem de kültüre hem de dine aykırı.
KADINLAR FUHŞA İTİLİYOR
Kadınları bir daha eşleriyle bir araya gelemesin diye sıkı bir şekilde baskı ve takipte tutuyorsun ancak sözde özgürleştirdikleri kadınları partide bir sürü erkeğin içine sokarak en büyük ihaneti de yine onlar yapıyor. Bu şekilde çok büyük ahlaksızlığa hizmet ediyor. Yani eşlerinden koparılan zavallı kadınlar adeta erkeklere peşkeş çekiliyor. Kocasına ben namusun değilim dedirttikleri kadınlar yedi yabancı erkeklere muhtaç ediliyor.  Ben buna tahammül edecek kadar namussuz değilim çünkü bu kadınlar fuhşa itiliyor.
HEWAL HEVAL DİYEREK YÜZLERCE AİLEYİ DAĞITTILAR
Diyarbakır’da bu şekilde yüzlerce kadın boşandırıldı, ne yapacak bu kadınlar tek başına namusuyla yaşayabilecek bir ortam ve imkân mı var, yine bir erkeğe ihtiyacı var. İşte bu noktada örgüt ve parti sözde özgürleştirdikleri bu kadınları her türlü yönlendirip kullanıyor. Heval heval diyen nice partilinin davası uğruna hapse giren arkadaşının eşine göz koyacak kadar alçalmıştır.
14 YAŞINDAKİ KIZIM SİGARA İÇMEYE BAŞLADI
Anne babasız bırakılan yüzlerce çocuk bunlara yazık değimli,  anne babası boşanmış bu çocukların psikolojisi… Bakın 14 yaşındaki küçük kızım bana ne diyor, baba siz boşandığınız gün öyle içim acıdı ki o günden beri sigara içmeye başladım. Ne kadar acı bir durum… PKK/DBP VE HDP kendi insanlarına acımıyor, Eğer acısalardı kadınlara sizin yeriniz evinizdir çocuklarınızı yanıdır sen evine çocuklarına yaramazsan bize de yaramazsın demeleri gerekirdir.
KJA EŞİME BOŞANMAZSAN ÖZGÜR OLAMAZSIN DEDİLER
Eşimi ve çocuklarımı seven babalık görevlerimin bilincinde olan ve bunları yerine getiren bir insanım. Eşime sürekli KJA’da işe başlaman için boşanman gerekiyor baskısı yaptılar, özgür olup bizimle olman için boşanman gerekiyor dediler. Bu vicdansızlıktır zalimliktir.
MAHKEME KURUP BENİ YARGILADILAR
KJA ayırdığı eşlerin tekrar bir araya gelmesini engellemek için de taraflara “eğer bir birinize bir şey iletmek isterseniz önce bize söyleyeceksiniz tüm iletişiminiz bizim üzerimizden olacaktır” diyor. 20 yıllık eşimle bir araya gelip konuşmak istedim diye mahkeme kurup beni yargıladılar. Beş erkek beş kadın parti binasında toplanarak beni yargıladılar. Onlara ‘eğer demokratız ve toplumun iyiliği için çalışıyoruz diyorsanız o zaman uzlaştırmacı olun, aksi takdirde topluma ve kadına zarar veriyorsunuz, kadını fuhşa çekiyorsunuz, çocukları uyuşturucuya ve yine fuhşa sürüklüyorsunuz’ dedim.
AHLAKSIZLIĞI YAYGINLAŞTIRMAYA ÇALIŞIYORLAR
Özgürlük adı altında sapkın yaşam biçimini bölgeye HDP taşıdı. Kadının kadınla, erkeğin erkekle ilişki mantığını özgürlük adında vermenin neresi doğrudur. Toplum buna izin veremez. Buna öncülük yapanlar başta HDP ve diğer sol örgütlerdir. Ahlaksızlığı normalleştirmeye çalışıyorlar. Bunu bizzat bana da anlattılar. Kadın erkek için, erkek ise kadın için yaratılmıştır. Bunun ne İslam'da ne de kültürümüzde yeri yoktur. O sapkınlığa özgürlük istediğini söyleyenler de yarın eşi ve çocuğuyla beraber tuzağa düşeceklerdir. LGBT’liler sapkın bir gruptur ve yaptıkları yaydıkları şey yaratılışa aykırıdır.
PKK'NİN ÇATIŞMALARI ŞEHRE TAŞIMASINA HALK DESTEK VERMEDİ
Sen, hendek kazarak Diyarbakır'ın tarihi dokusuna zarar veriyorsun. Bu şehre, halkına ve davasına yapılan bir zulümdür. İnsanlar hastalarını hastaneye götüremedi. Günlerce bir ekmek alamadı. Sivil, masum insanlardan ne istiyorsunuz? Yıllarca oylarımızı inandığımız partiye verdik. İnandıklarımızın halka, esnafa, işçiye sahip çıkmadığını gördük. Ailemle beraber her şeyi yaşadık, bin bir çile çektik. Geldiğimiz süreçte özgürlük adı altında nice ailelerin canını yaktıklarını gördüm. İktidarlarını bir fırsat bilerek müteahhitlerden çok fazla paralar alıyorlar.  
11-15 YAŞLARINDAKİ ÇOCUKLARI ÖLÜME SÜRÜYORLAR

Bu yolda babamı kaybetmiş bir insanım. Bir sürü yeğenimi, akrabalarımı feda etmiş bir insanım. Kan kanla temizlenmez. İnsanların ölümüne müsaade etmek, onların ölümüne aracı olmak, bazı insanların fuhşa girmesine sebebiyet vermek, çocukların ölmesine sebebiyet vermek ne demektir... Kürt davası çocuklara mı kalmış? Şimdi 11-15 yaşlarında çocuklar öne sürülüyor ve öldürülüyorlar. Sizce burada kim suçlu? Onları sokaklara sürenler mi suçlu yoksa öldürenler mi? Bunları iyi hesaplamak, iyi düşünmek gerekiyor.”  (Kemal Gümüş - Star

 Evinden çıkarken saldırdı.

HDP%E2%80%99yi+ele%C5%9Ftiren+%C3%BCnl%C3%BC+sanat%C3%A7%C4%B1y%C4%B1+komaya+soktular%21;

Terör örgütünün ve HDP’nin Kürt halkına ihanet ettiğini dile getiren Çiyager, PKK’nın hedef tahtası oldu.
“HDP bizi kandırdı uyanın artık” manşetinden sonra PKK, Çiyager’e sosyal medya hesabı üzerinden tehditler savurmuştu. Kürt sanatçının Facebook hesabını ele geçiren terör örgütü, sosyal medya sayfasına yazdıkları mesajda ihanetle suçladıkları Çiyager’e daha büyük bir ceza verileceğini ima etmişti.

HASTANEDE TEDAVİ ALTINA ALINDI
PKK'nın dünkü tehdinin ardından, Çiyager'in bu sabah saldırıya uğraması, olayın faillerinin kim olduğunu apaçık ortaya koydu. Çiyager hastanede tedavi altına alındı. Kaynak: Star




HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız ve ekibi dün sabah saatlerinde bir grup kadınla birlikte güvenlik güçlerinin çembere aldığı bir binaya girmek istedi.
Güvenlik güçleri Sarıyıldız'ın mahalleye girmesine izin vermedi. Bazı kadınların üzerinde iki etek olduğu tespit edildi. 
Sarıyıldız'ın kadınlarla birlikte apartmana girmek istemesinin altında örgüt militanlarını etek, elbise gibi kıyafetler giydirerek binadan kaçırma niyetinin olduğu öne sürüldü. Girişimi başarısız olan Faysal Sarıyıldız ve ekibi, polis tarafından binanın çevresinden uzaklaştırıldı.
ÖRGÜT BOMBACISI İÇERİDE KISTIRILDI
Cizre'de kıskaca alınan 30 kişi arasında, Cizre'nin tamamına bomba döşeyen Mamo (Amca) kod adlı militan başta olmak üzere, sözde KCK Cizre sorumlusu Mehmet Tunç, Azadiya Welat Yazı işleri Müdürü Rohat Aktaş, Cizre'de para toplayan ve saklayan örgütün kasası olarak bilinen bir militan ve dağ kadrosu militanları yer alıyor.

Özel harekât polisleriyle çatışmaları sürdüren militanlardan 6'sının yaşamını yitirdiği belirtiliyor. Kıstırılan bu grup içerisinde örgüt tarafından sokağa çıkma yasağından önce rehin alınan kaymakam koruması olan polis memuru A.K. ile başka bir güvenlik görevlisinin olduğu bilgisi var. Cizre'de Sırp asıllı bir keskin nişancı da yakalandı. Kaynak: Yeni Şafak

16 Ekim 2014 Perşembe

Yasin Börü'nün öldürüldüğü dehşet anlarını anlattı


Yasin Börü'nün öldürüldüğü dehşet anlarını anlattı
Diyarbakır'daki Kobani olayları sırasında saldırıya uğrayan 5 kişilik grup arasından kurtulan tek kişi olan Yusuf Er, dehşet anlarını anlattı.
IŞİD'in Kobani'ye saldırıları gerekçe gösterilerek, Diyarbakır'da Kurban Bayramı'nın 3'üncü gününde başlayan olaylar, giderek şiddetlenmişti. Bayramın 4'üncü gününde kurban eti dağıtan 5 kişilik grup, göstericilerin saldırısına uğramış, gruptan, Yasin Börü (16), Hasan Gökgöz (26), Hüseyin Dakak (19) ve adı öğrenilemeyen bir kişi öldürüldü. Olayda yaralı olarak kurtulan Yusuf Er (18), yaşadıkları dehşet anlarını İHA'ya anlattı.

"APARTMANDAKİ EVLERİ ARADILAR"
Saldırıya uğramalarının ardından kaçarak bir apartmana sığındıklarını kaydeden Er, binaya girince kapıyı arkadan kapatıp üst katlara doğru çıktıklarını ifade etti. Bir iki kat çıktıktan sonra bir kadının kendilerine, "Gelin evimde saklanın" dediğini anlatan Er, "O esnada binanın kapısı tekmelenmeye başladı. Bizi içeriye alan bayanın evine girdik. Su getirdi ve sessiz olmamızı istedi. Dışarıdan görünmeyelim diye de ışıkları kapatıp, perdeleri çekti. Bu sırada seslerden binanın kapısının kırıldığını anladık. Çeteler içeriye üşüşmeye başladı. Direk çatıyı aramaya başladılar. Üst kattan başlayarak kapıları çaldılar. Sonra da evlere girip arama yaptılar. Bizim bulunduğumuz dairesinin kapısını da 3-4 kez çaldılar ancak açmadık" diye konuştu.
"ÜST KATTAN İPLE BALKONA İNDİ"Bu sıralarda ev sahibinin eşinin eve geldiğini de aktaran Er, şunları kaydetti:
"Odanın kapısını açar açmaz bize dönüp, 'IŞİD'çi misiniz?' diye sordu. Biz de IŞİD'çi olmadığımızı kurban eti dağıttığımızı söyledik. Tabi bizi dinlemedi. Evin kapısına yöneldi. Sonra biz biraz daha anlatmaya başladık. İslam'dan bahsettik ve bizi kapıdakilere verirse öldürüleceğimizi, işkence göreceğimizi söyledik. Bunun üzerine biraz geri çekildi. Sonra polise telefon açtık. Polis, ortalığın çok karışık olduğunu ve gelemeyeceğini söyledi. Bu sırada bir kişi üst kattan bulunduğumuz evin balkonuna indi. İner inmez direk içeriye girdi. Girer girmez de kimsiniz deyip ateş etmesi bir oldu. Ateş etmesiyle Hasan arkadaşımız vuruldu.”
"İBRET OLSUN DİYE BIRAKALIM"
Daha sonra eline geçirdiği bir deterjan kutusunu silahlı kişiye fırlattığını ileri süren Er, bunun üzerine şahsın elindeki silahın düştüğünü ancak belinden ikinci bir silahı daha çektiğini iddia etti. Ardından da kendisine ateş edildiğini ve bacağından yaralanarak, yere düştüğünü öne süren Er, özetle şunları söyledi:
"Sonra da ev sahibi anahtarı bu şahsa fırlattı. Bunun kapıyı açması ile birlikte bekleyen de içeriye girerek, diğer arkadaşlarımıza saldırdı. Silahla ve bıçakla vurduktan sonra aşağıya atıyorlar ve üzerlerinden arabayla geçiyorlar 4 arkadaşımızın. Sesleri duyuyordum. Sonra beni de aşağıya atmaya çalıştılar ancak ben bir kez daha kaçtım. Sonra gelip vurdular bana. Ardından bir boşluk buldum ve merdivenlerden aşağıya kaçtım. Zemin kata inmemle birlikte apartmanın önünün boş olduğunu ve diğer tarafta aşağıya satılan arkadaşlarımla uğraştıklarını gördüm. Hasan'ı gördüğümde yüzüstü yere uzanık durumdaydı. Tekrar kendimi içeriye attım ve gelip yine darp ettiler beni. Sonra ben yarı baygın haldeyken birileri kendi aralarında konuşuyorlardı. Birinin, 'Bunu ibret olsun diye bırakalım gidip, anlasın', diğerinin ise 'Bunu da öldürelim' dediğini duydum. Sonra iki kişi koluma girdi. Beni binadan epeyi uzaklaştırdılar. Biri uzun namlulu diğeri tabanca doğrulmuştu bana. Sonra bıraktılar ve bunlardan uzaklaştıktan sonra 3-4 el ateş etti. Bir sokağa girdim ve arkamdan gelirler diye koştum. Sonra da nefessizlikten ve kan kaybından koşamaz hale geldim."
Kaynak: İHA


11 Ekim 2014 Cumartesi

Hadi G'niz yiyorsa gelin Kobani' de ÖTÜNÜZ

Haftalardır yazıyoruz etrafımızda oynanan oyunları. Kapımıza IŞİD mayını döşediler, hadi çık dışarı diyorlar.
Bizi Suriye batağına çekmek istiyorlar.
İsrail ve Amerika'daki baronları merakla bekliyor.
İngiltere "Hadi Türkiye" diyor, Almanya girmediğimiz için bizi suçluyor. "Dünyanın ENAYİSİ biz değiliz" diyoruz.
Vay sen misin girmeyip bunu diyen.
Deliriyorlar ve saldırıyorlar.
İngiliz medyası dün de Kobani'ye karadan dalmadık diye bize sallıyor. 
IŞİD ile işbirliği yaptığımızı öne sürecek kadar alçaklaşıyorlar. Ulan aşağılık gazeteler, İngiliz hükümetine karadan gir diye çağrı yapsanıza. "IŞİD'çi Cameron" diye başlık atsanıza. Bakın tezkere çıkardık, yabancı askerler de var tezkerede. Hadi getirin 50 bin İngiliz askerini, indirin Urfa'ya, sokalım Kobani'ye. Yok, onlar gelmezler. Dedik ya, onlara IŞİD ile çarpışıp ölecek Türk askeri lazım. Geçmişte Yunanlılar'ı bize sürdüler, Mısırlı askerleri Sudan'da savaştırıp öldürttüler, 1. Dünya Savaşı'nda 1.5 milyon Hindistanlıyı İngiliz üniforması ile toprağa gömdürttüler. Dünyanın bir ucundan yeni Zelanda'dan, Avustralya'dan bile taşıdıkları Anzakları Çanakkele'de mezarlara defnettiler. Aynı kafa Almanya'da da pişmiş kelle gibi sırıtıyor. Frakfurter Allgemeine gazetesi dün Merkel'in açıklamalarını yayınlıyor.
Neymiş bir NATO ülkesiymişiz.
Önceliklerimizi bilmemiz gerekiyormuş.
IŞİD ile mücadele öncelikli işimizmiş.
Hamburg'ta Kürtler ayaklanmış, bazı vehabilere saldırmış imiş. Olaylar çıkıyor, Almanya'yı üzüyormuş. Türkiye'nin Kobani'ye müdahale etmemesi Almanya'ya da zarar veriyormuş. Aynen böyle diyor Merkel hanımefendi. Ona da"Ulan" diyerek söze gireceğim ama kadına böyle seslenmek bize yakışmaz.
Nazikçe diyorum ki, hadi getirin siz de 50 bin askerinizi sokalım Suruç'tan Kobani'ye. 500 metre yürüyerek girersiniz. Ne de olsa siz de NATO ülkesisiniz. Sizin de yükümlülükleriniz var. Girin karadan, 30 yıl sürecek bir savaşın tadını doyumsuz bir şekilde yaşayın. Gelin anlaşalım siz karadan saldırın biz havadan vuralım. Bizi salak mı zannediyorsunuz? Tamam bir zamanlar bu ülkeye talimatlar yağdırıp, içimizdeki medyanız ve siyasi işbirlikçileriniz ile istediğinizi yaptırıyordunuz. "Yürü" diyordunuz yürüyorduk, "Dur" diyordunuz, hazırolda bekliyorduk.
Ama çok sular aktı, artık YENİ TÜRKİYE var. Bu sizi çıldırtıyor, yerli işbirlikçilerinizle sokağa döküyorsunuz insanları. Gaziantep'ten arayan İHA muhabiri arkadaşım, olaylar çıkmadan önce şehirde dolaşan ciplerin plakalarını ve takım elbiseyle para dağıtanları da anlattı. Sizde para çok. Yıllarca beslediğiniz derin PKK'yı devreye sokuyorsunuz, IŞİD batağına saplayıp batıramadığınız YENİ TÜRKİYE'yi, çözüm sürecini baltalayarak vandallarla eski haline çevirmeye çalışıyorsunuz. Çıkarlarınız bunu gerektiriyor. Kobani'ye karadan tek başına girmediğimiz için sinirlenen ve karıştıran, İsrail'i, İngiltere'yi, derin ABD'yi ve Almanya'yı çok iyi anlıyorum. Benim tek anlayamadığım CHP... O da "Kobani'ye karadan girelim" diyor.
Tıpkı İngiliz, Alman, İsrailli ve derin ABD'li gibi. Esad bile istiyor vallahi. CHP'nin kimlerle yan yana?.. Geldiği noktaya bak!!! Yahu çok yakın dostlarınız var Almanya'da. Sorsanıza bir "Neden peşmergelere Berlin'de eğitim verirken fotoğraf çektiriyorsunuz?" diye. "Hadi G'niz yiyorsa gelin Kobani' de ÖTÜNÜZ ve fotoğraf çektiriniz askerlerinizle" desenize. Amerika'da da gezdiğiniz lobilerde çok dostunuz var.
Sorsanıza onlara; Neden ABD'de Beyaz Saray ve pentagon koro halinde "Önceliğimiz Kobani değil" diye bağırıyor? Yok soramıyorsanız bari dostunuz Esad'ı arayın. Neden onlar da Kobani'ye girmemizi dört gözle bekliyor?
Vardır sizde telefon numarası!!!

9 Ekim 2014 Perşembe

Kobani pravakasyonun Linc bilancosu


Suriye'nin Türkiye sınırındaki Kürt kenti Kobani'ye yönelik IŞİD saldırılarına yönelik 7 Ekim 2014 Salı akşamı başlayan ve şiddetlenen protesto eylemlerinde bugüne kadar Diyarbakır'da 10, Mardin'da 5, Siirt'te 3, Van, Muş, Batman, İstanbul ve Adana'da birer kişi öldürüldü. Bu kişilerin nasıl öldüğüyle ilgili soruşturmalar devam ediyor. Ancak Al Jazeera muhabirlerinin görgü tanıkları ve resmi açıklamalardan derledikleri bilgilere göre şimdiye kadar yaşamını yitirenler daha çok karşıt gruplar tarafından öldürüldü.
Diyarbakır'daki olaylarla ilgili açıklama 8 Ekim 2014 Çarşamba günü açıklama yapan Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, otopsilerin devam ettiğini ancak Diyarbakır'da hayatını kaybedenlerin önemli bir kısmının ateşli silah sonucu öldüğünü söyledi.
Diyarbakır'da ölen 10 kişiden iki kişinin kimliği tespit edilemedi ancak ölenlerin dördü Hüda-Par'a yakın Köy-Der'e düzenlenen saldırı sırasında hayatını kaybetti. Köy-Der'e yapılan saldırıdan sonra da, bölge genelinde şiddet eylemleri yayıldı.
Köy-Der'e saldırıda linç
Diyarbakır'da öldürülen dört kişi, Turan Yavaş, Hüseyin Ahmet Dakak, Hasan Gökgöz ve Riyat Güneş Hüda-Par'a yakın İslami STK'larda çalışan isimler. Hüda-Par il Başkanı Şehmus Tanrıkulu'nun verdiği bilgiye göre, bu kişiler Bağlar'da bulunan Köy-Der adlı dernekte kurban eti dağıtmak üzere hazırlık yaparken saldırıya uğradılar.
Bu STK gönüllüleri dernek binasındayken, başka bir grup dernek önünde toplanarak gösteri yapmaya başladı. Tanrıkulu'nun anlatımlarına göre, dernek binasındakiler kendilerini taş ve sopalarla korumaya çalışırken, karşı binalardan da ateş edildi. Bu sırada 40 yaşındaki Turan Yavaş olay yerinde öldü.
Hüseyin Ahmet Dakak, Hasan Gökgöz ve Riyat Güneş ise dernekten kaçarak yan caddede bir eve sığındı. Grup evin çevresini sararak üç kişiyi içeride linç ederek öldürdü. Bir kişi üçüncü kattan aşağı atılırken, birisinin cesedi kısmen yakıldı, birinin ise boğazı kesildi.
Diyarbakır'da çatışmalarda da ölen oldu
Diyarbakır'daki olaylarda ölenlerden biri de 19 yaşındaki Süleyman Kale. Görgü tanıklarının ifadelerine göre Kale, Bağlar İlçesindeki Lezgin Avcı caddesindeki gösteriler sırasında silahla vuruldu. Ağır yaralanan Kale kurtarılamadı. Kale yaralandığı sırada, göstericiler ve Hüda-Par'a yakın gruplar arasında çatışma vardı.Gösterici gruplar, Kale'nin karşı gruptan açılan ateşle yaralandığını öne sürüyor. Kale Silvan ilçesinde toprağa verildi.
Diyabakır Sur ilçesinde yoldan geçerken mi?
Olaylarda ölen 55 yaşındaki Mahmut Enes ise, Hüda-Par'a yakın kaynaklara göre, Sur ilçesinde tesettürlü eşiyle birlikte yürürken Hüda-Par'lı sanılarak saldırıya uğradı. PKK'ya yakın kaynaklarsa Enes'in, Hizbullah tarafından öldürüldüğünü iddia ediyor.
Nasıl öldüğü anlaşılamayanlar da var
Yusuf Tokur, Mahsun Çoban da Diyarbakır'daki olaylarda ölenler arasında. Ancak ne polis, ne de görgü tanıkları ölümlerin nasıl meydana geldiğini bilmiyor. Görgü tanıkların Bağlar ilçesinde bir kişinin silahla vurularak öldürüldüğünü ve başında silahlı grupların beklediğini söyledi. Ancak bu kişinin Tokur mu Çoban mı olduğu henüz netlik kazanmadı.Diyarbakır'da ölen iki kişinin kimliğiyse henüz tespit edilemedi.
Van'da Hamdi Caner, bina yakılmasına tepki gösterdiği sırada öldü
Van Valisi Aydın Nezih Doğan, Van'da ölen Hamdi Caner'in yakılmak istenen bir binaya yönelik saldırıya tepki gösterdiği sırada öldüğünü söyledi ancak detay vermedi:
"Bu elimizdeki net bilgiler vefat eden vatandaşın gösterici ateşiyle ya da güvenlik güçleri ateşiyle değil de başka türlü vefat ettiği şeklinde. Ölen vatandaş yakılmak istenen bir binanın yakılmasına tepki gösteren bir vatandaş. Yaşanan kargaşada vefatı söz konusu ama vefatı göstericilerin veya güvenlik güçlerinin doğrudan müdahalesiyle olmamıştır."
Al Jazeera Van muhabiri Fatih Sevinç'e göre Caner, inşaatı süren Bedüzzaman külliyesinin yakılmasına tepki gösterdi, göstericilerle tartıştı, ardından polis müdahalesi de oldu ve o arbede esnasında göğsünden vurularak öldü.
Mardin de hem linç, hem çatışma
Al Jazeera Diyarbakır muhabiri Mahmut Bozaslan'a göre, Mardin Dargeçit'te ise gösteriler sırasında grup ve polis çatışmaya başladı. Bu sırada silahlar patladı. Başlarından vurulan yaşındaki Sinan Toprak ile Bilal Gezer Midyat Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı ve hastanede hayatlarını kaybetti. HDP'ye yakın yayın organlarında ölen göstericilerin zafer işareti yaparken fotoğrafları yayınlandı. Aynı kaynaklar, silahı ateşleyenlerin Hüda-Par'lı olduğu iddia etti.
Kızıltepe'de ise yol kesen grupların barikatlarını geçmek isterken iki çocuğa çarpıp yaraladıktan sonra kaçan 22 yaşındaki Kerem Karaaslan, kimliği açıklanmayan kişiler tarafından takip edildi. Karaaslan, Derik İlçesi girişinde tabanca ile vurularak öldürüldü. Karaaslan'ı öldüren kişinin daha sonra polise giderek teslim olduğu belirtildi. Ancak saldırganların kimlikleri açıklanmadı.
Mardin'de iki ceset
AA'ya göre, Mardin Kızıltepe'de IŞİD'i protesto eylemlerinin yapıldığı Urfa Caddesi'nde aralarında yaklaşık 100 metre mesafe bulunan iki ceset bulundu. Kimliklerinin belirlenmesi için çalışma başlatıldı.
Varto'da 1 ölüm
Muş Varto'da gösteriler sırasında ölen Hakan Bursur'un cenazesi Çarşamba günü HDP ve BDP ilçe örgütlerinin katıldığı bir törenle kaldırıldı. Ancak Bursur'un da kimin tarafından öldürüldüğü tespit edilemedi.
Kurtalan'da çatışmada 2 kişi
DHA'nın haberine göre, Siirt Kurtalan'da iki gösterici 17 yaşındaki Yusuf Çelik ve 35 yaşındaki Mehdi Erdoğan, işyerlerine saldırdıkları kişiler tarafından öldürüldü. Göstericiler önce IŞİD'i protesto eylemi düzenledi ardından da AK Partili Kurtalan Belediye binası ve çevresine molotoflu saldırıda bulundu. Molotofların isabet ettiği bir zabıta aracı ile cenaze taşıma aracı yandı. Bu sırada belediye bahçesinde bulunan bir grup, iddiaya göre göstericileri korkutmak için havaya ateş açtı. Belediye önünden dağılan göstericiler, Bazı işyeri ve evlere saldırdı. Tahrip edilen işyerlerinin önünde tabancalarla göstericilere rastgele ateş açıldı. Açılan ateşte göstericilerden Yusuf Çelik ile Muhdi Erdoğan hayatını kaybetti.
Siirt il merkezinde de IŞİD'i protesto gösterilerine katılan 17 yaşındaki Davut Nas, ateşli silahla vuruldu, getirildiği hastanede öldü.
Kurtalan'da 1 kişi daha öldü
Siirt'in Kurtalan ilçesinde terör örgütü IŞİD'e tepki bahanesiyle düzenlenen izinsiz gösteriler sırasında ağır yaralanan bir kişi daha öldü.
Kurtalan ilçesinde 2 gün önce yaşanan izinsiz gösteriler sırasında karşıt görüşlüler tarafından açılan ateş sonucu ağır yaralanan Necmettin Çelik (39) tedavi gördüğü Siirt Devlet Hastanesi'nde yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Çelik'in cenazesi otopsi için hastane morguna kaldırıldı.
Batman'da silahla ölüm
Batman'da, ailesini ziyaret için İstanbul'dan gelen Emrah Demir 23 yaşındaki kişinin vurulma anının da görüntülendiği iddia edildi ancak görüntüler netlik taşımıyor. İddialara göre, Demir, göstericilerin üzerine ateş açılması sonucu öldü ancak ateşi kimin açtığı henüz belli değil.
İstanbul'da pompalı tüfekle gelen ölüm
8 Ekim 2014 Çarşamba akşamı İstanbul Esenyurt'ta aralarında Mert Değirmenci'nin de olduğu bir grup akşam saatlerinde, IŞİD'i protesto etmek amacıyla slogan eşliğinde yürüyüşe geçti. Göstericilere, kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından pompalı tüfekle ateş açıldı. Olayda bazı göstericiler yaralandı. Anadolu Ajansı'nın haberine göre; yaralananların çoğu kaldırıldıkları hastanede ayakta tedavi edilirken, başına isabet eden saçmalarla ağır yaralanan Mert Değirmenci'nin beyin ölümünün gerçekleşti.
Adana'da ev basma
Adana'da AA'nın haberine göre, Çamlıbel mahallesinde IŞİD'ı protesto eylemleri yapan yüzü maskeli kişiler 69 yaşındaki Ahmet Albay ile 'IŞİD destekçisi' olduğu bahanesiyle tartışmaya girip Albay'a silah ve bıçakla saldırıdı. Albay yaşamını yitirdi

3 Ekim 2014 Cuma

Ikiyüzlü siyaset böyle yapilir

KILIÇDAROĞLU BUGÜN, 'IŞİD'E DE RAZI OLALIM' DEDİ"

"Yani dün Kılıçdaroğlu'nun açıklamasını dinleyince gerçekten hayretler içinde kaldım. Aylarca bizi IŞİD'e karşı hareket etmemekle, hatta IŞİD'i terör örgütü olarak tanımlamamakla suçladı. Rehinelerimizin orada olmasına rağmen. Şimdi IŞİD tehdidini açıkça ifade eden bir tezkereye 'hayır' dediler. Niçin hayır dediler? Rejime karşıymış, tezkere. Yani açık bir şekilde 'Esad'ı Şam'da muhafaza edebilmek için IŞİD'e de razı olalım' dedi bugün Kılıçdaroğlu. Sırf Esad'ı korumak için. Hani milletvekilleri oraya kadar gittiler, Esad'ın ayağına. Bombalar atılırken, büyük bir zulüm işlenirken, şimdi bugün de tezkereye 'hayır' diyerek, 'aslında Esad kalabilecekse bu şekliyle, bu baskıcı, zulümle, kimyasal silah kullanan bir lider olarak biz de IŞİD'e razı oluruz' dedi, CHP bugün. Bu tarihe geçecek bir kayıttır. Bu öngörüsüzlük çok açık bir şekilde."


HDP'nin de TBMM'deki oylamada, tezkereye "hayır" dediğine dikkati çeken Başbakan Davutoğlu, "Günlerdir bize diyorlar ki, Kobani'ye destek olun. Peki biz hukuk devletiyiz. Nasıl destek olacağız? Elimizde bir tezkere olması lazım, bir araç, yasal zemin olması lazım. Bunu çıkartıyoruz, dün Demirtaş'a da söyledim" diye konuştu.

PYD'ye geçen sene, Özgür Suriye Ordusu ile birlikte hareket etmeleri gerektiğini söylediklerini dile getiren Davutoğlu, şöyle dedi:

"Bütün kuzey hattı birlikte tek bir çatı altında koruyun, dedik. Çözüm süreci de devam ettiği için, 'biz sizi düşman görmüyoruz', dedik. Fakat onlar ikircikli bir politikayla rejimle işbirliği yaptılar ve Özgür Suriye Ordusu'na rejimle birlikte saldırdılar. Bir taraftan da IŞİD saldırdı ılımlı muhalefete. Ilımlı muhalefet sıkışınca bu sefer IŞİD, PYD'ye yürüdü, Kobani'ye yürüdü, sınıra kadar."