4 Eylül 2014 Perşembe

Telekulak örümcekagi


İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen emniyetteki 'paralel yapı' soruşturması kapsamında hazırlanan soruşturma dosyasında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'nın 'Örümcek Ağı' olarak tabir edilen bir sistemle takip edildiği ve Erdoğan'la birden fazla görüşme yapan herkesin uzun süre takip edildiği ortaya çıktı.
Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı'nın (TİB) savcılığa gönderdiği 'gizli' bir yazıda ise bu yöntemle elde edilen ve 121 internet sitesinde yayınlanan 'Alo Fatih' kayıtlarının da aynı şekilde elde edildiği belirtiliyor.
Müfettişlerin İstanbul İstihbarat, Terör, Mali ve KOM şubenin bilgisayarlarında yaptığı inceleme ile ortaya çıkartılan sinsi planda, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın örümcek ağı olarak tabir edilen bir sistemle sürekli takip edildiği anlaşıldı. Her şeyin en ince ayrıntısına kadar hesap edilerek planlandığı belirtilen inceleme raporlarında Erdoğan'la birden fazla görüşen herkesin uzun süre takip edildiği kaydedildi.
ETRAFINI ADETA SARMIŞLAR
Neredeyse 7/24 takip edilen Erdoğan'ın bu şekilde tüm görüşmeleri kaydedildi. Kamuoyunda 'Alo Fatih' olarak bilinen ses kayıtlarının da bu şekilde elde edildiği ve internete servis yapıldığı belirtildi. Raporda, 'şüphelilerin, pozisyonlarındaki olası değişiklikleri de hesaba katarak dinlemelere yasal süsü vermeye çalıştıkları tespit edildi' ifadeleri yer aldı.
Şüphelilerin 'profesyonelce hazırlanmış plan dahilinde hareket' ettikleri kaydedilen raporda, 'şüphelilerin Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanlarını yakın çevresini takibe aldığı, örümcek ağı olarak adlandırılan sistematik dinleme ağına birden fazla görüşme yapan herkesin dahil edildiği tespit edildi' denildi.
25 Aralık soruşturması sonrasında bazı telefon görüşmelerinin internette yayınlanması üzerine inceleme yapan Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), Alo Fatih olarak bilinen 12 ses kaydının soruşturma dosyasından sızdırıldığını belirledi. TİB sızan kayıtları savcılığa bildirdi. 25 Aralık soruşturması sonrasında bazı telefon kayıtlarının internet ortamında yayınlanması üzerine inceleme yapan TİB tespit ettiği usulsüzlükleri Telekomünikasyon İletişim Başkanı Ahmet Cemaleddin Çelik'in imzasıyla savcılıkla paylaştı.
TİB, 121 internet sitesinde yayınlanan 12 adet ses kaydını, polis tarafından kendisine bildirilen ve mahkeme kararıyla yapılan dinlemelerin kodlarıyla karşılaştırdı. 12 kaydın da 2012/656 sayılı (25 Aralık soruşturması) soruşturma kapsamında elde edilen dinlemeler olduğunu belirledi. Savcılığa gönderilen yazıda, son dönemde hakkında dinleme kararı bulunan telefon görüşmelerinin içeriklerinin 'TİB ID bilgisi ile (TİB'deki kayıt numarası) internet ortamında yayınlandığı da özellikle belirtildi. Dinlemeyi gerçekleştiren polis memurlarının TİB kayıtlarında yer aldığını belirtilen yazıda, bu polislerin aidiyet numaralarını (dinlemeyi yapan polislerin kullandığı kod) da savcılığa bildirdi.
Yapan dışında kimse bilemez
TİB Başkanı Cemaleddin Çelik yazısında, internet ortamındaki kayıtların üzerinde yazan ses kayıt numaralarının dinlemeyi yapan kişilerin dışında herhangi birinin bilmesinin mümkün olmadığına dikkat çekti. Bu değerlendirme, dinleme kayıtlarını görevli polisler dışında kimsenin bilemeyeceği ve sızdıramayacağı anlamına geliyor. TİB Başkanı Çelik, polisler hakkında soruşturma yapılmasını talep etti.
O polisleri kaçtıkları hakim sorguladı
Sözde yolsuzluk soruşturmasıyla hükümeti düşürmeye çalıştığı iddia edilen 25 Aralık Soruşturmasının polisleri, sorgularda dosyayı kaçırdıkları hakime denk geldi. Hükümeti devirmeye çalışan eski emniyetçilerden 12'si tutuklanmaları istemiyle nöbetçi sorgu hakimi Bekir Altun'a sevk edildi. Polisler, soruşturma sürecinde aldıkları kanunsuz dinleme ve takip kararlarını o dönem özel yetkili hakim olan Bekir Altun'u atlatarak diğer iki hakim üzerinden almıştı. Bu durum, 25 Aralık dosyasına takipsizlik kararı veren savcıların da dikkatini çekti. Konuyu takipsizlik kararında geniş bir şekilde işleyen üç savcı, taleplerin Bekir Altun'a verilmesi durumunda imza atılmayacağını söyleyerek dosyanın bu nedenle Altun'dan kaçırıldığını ifade etti

Sosyal devrimler Türkiyesi

Dünyanın dört bir yanındaki mazlumlara şefkat elini uzatan Türkiye, yurt içindeki ihtiyaç sahiplerini de yalnız bırakmıyor. AK Parti hükümetleri döneminde toplumun dezavantajlı grupları olan yaşlılar, engelliler, öğrenciler, kadınlara yönelik hayata geçirilen çeşitli destek programları ile Türkiye gerçek anlamda sosyal devlet oldu. 

OKULLU OLDULAR

Son olarak özel okula çocuklarını göndermek isteyen dar gelirli 180 bin aileye de eğitim desteği sağlandı. AK Parti iktidarında uygulamaya konulan sosyal projelerle Türkiye, İnsani Gelişmişlik Sıralamasında dünyada her geçen yıl daha üst sıralara yükseliyor. Türkiye sosyal devlet olarak birçok dünya ülkesine model oluyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın sunduğu eğitim desteğinden bu yıl 180 bin 637 öğrenci ve 4 bin 361 kurum faydalandı. Okul öncesi özel kurumlara gidecek öğrencilere 2 bin 500, özel ilkokullara gidecek öğrencilere 3 bin, özel ortaokul ve liselere gidecek öğrencilere yıllık 3 bin 500, temel lise öğrencilerine ise 3 bin lira eğitim öğretim desteği verildi.

1.2 MİLYON ÖĞRENCİYE BURS

2003 yılında 194 olan yurt sayısı 81 il, 147 ilçe ve 2 yurtdışında olmak üzere 384’e çıkarıldı. Yurt yatak sayısı da 335.000 yatak kapasitesine ulaştırıldı. 2002 yılında burs ve kredi alan kişi sayısı 857.341 iken, 2014 yılında bu sayı 1.245.000’e ulaştı. 

3 MİLYON HANEYE YARDIM

AK Parti hükümetlerinin hayata geçirdiği sosyal yardımlar yılda 3 milyon haneye ulaşıyor. AK Parti iktidarı döneminde sosyal yardımlar kapsamında yaklaşık 100 milyar TL’lik harcama yapıldı. 2002 yılında toplam sosyal yardım harcaması 1,3 milyar TL iken AK Parti döneminde bu rakam yaklaşık 14 kat artarak 2013 yılında yaklaşık 20 milyar TL’ye yükseldi. 

20 BİN YOKSUL EV SAHİBİ OLDU

Sosyal Konut Programı ile 20 bin yoksul vatandaş ev sahibi yapılırken, barınma yardımları ile her yıl 7 bin vatandaşın insan onuruna yaraşır mekanlarda yaşamaları sağlandı. 

34 ile yaygınlaştırılan Sosyal Destek Programı (SODES) ile yoksulluk, göç ve kentleşmeden kaynaklanan sosyal sorunları, değişen sosyal yapının ortaya çıkardığı ihtiyaçları giderildi. Bu yıla kadar SODES kapsamında 7.394 projeye 876 milyon TL kaynak aktarıldı.  Gelir dağılımının düzeltilmesi konusunda önemli mesafeler kat edilirken, 2002 yılında kişi başına aylık 30 doların altında bir gelire sahip 136 bin kişi varken, 2012 yılında 30 doların altında bir gelire sahip nüfus kalmadı. Aylık 65 doların altında bir gelirle yaşayan nüfus 2002 yılında 2,1 milyon kişi iken, 2012 yılında 46 bin kişiye düşürüldü. Gelecek yıla kadar aylık 65 doların altında bir gelirle yaşamak zorunda olan vatandaş kalmayacak. 129 doların altında bir gelirle mutlak yoksulluk düzeyinde yaşamak zorunda kalan kişi sayısı 2002’de 20,7 milyon iken, bu sayıyı 2012 yılında 1,7 milyona indirildi. 

SOSYAL YARDIM KARTI

Yardım alma kuyrukları ortadan kaldırılırken, konutunda sosyal yardım ve emekli maaşı ödenmesini talep eden vatandaşlara evlerinde ödeme yapılmaya başlandı.  Türkiye’nin sosyal hizmet alanında evrensel yaklaşımlarla model ülke haline getirecek projeler hayata geçirilirken, kimsesiz çocuklar ve yaşlılara hizmet veren büyük, hantal, soğuk ve koğuş tipindeki huzurevlerini ve çocuk yuvaları önemli ölçüde ev sıcaklığında küçük hizmet birimlerine dönüştürüldü. 

ENGELLİ AİLESİNE MAAŞ

Emeklilere maaşlarının evinde ödenmesi kolaylığı sağlanırken, ailesi yanında bakılan 447 bin engelli için aylık asgari ücret tutarında ödeme yapılıyor.  İhtiyacı olan tüm engelli çocukların özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden ücretsiz yararlanması temin edilirken, Engelli Bakım ve Rehabilitasyon merkezlerinde 4500 engelliye bakım hizmeti veriliyor. 11 bin engellinin özel bakım kurumlarında bakımı sağlandı. 2002-2013 yılları arasında 1,9 milyon engellinin hizmet alması için 7 milyar 700 bin TL kaynak ayrıldı. 

Koruma altına alınan ve kurumsal bakım kapsamındaki 30 bin çocuğun ‘Aileye Dönüş ve Aile Yanında Destek Uygulaması’ ile aile yanında bakımı temin edildi.

3 Eylül 2014 Çarşamba

Dünya Türk robotunun peşinde


Yaklaşık 2 yıldır Türkiye'de kullanılan ve alanında uzman birçok yabancı hekim tarafından da denenen Türk robotuna, ABD'nin yanı sıra Avrupa ve Ortadoğu ülkelerinden talep geldi.

Robotu mucitlerinden, Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Remzi Sağlam, İbn-i Sina robotu ile böbrekteki taşların hiçbir kesme veya delme işlemi olmadan lazer tekniğiyle tedavi edilebildiğini belirtti. Bunun hem hasta hem de hekime birçok avantaj sağladığını ifade eden Sağlam, bu teknik sayesinde hekimin yorulmadan operasyonu gerçekleştirebildiğini ve hastanın da uygulamadan 1 gün sonra taburcu olabildiğini anlattı.

Sağlam, Türkiye'de robot kullanılarak gerçekleştirilen operasyonlara, yurt dışından çok sayıda hekimin katıldığını ve canlı yayınlanan operasyonların yurt dışında da izlendiğini belirterek, robotun önemli bilimsel yayınlarda yer aldığını ve çeşitli ödüllere layık görüldüğünü söyledi.

"FİYATI, 3 MİLYON TL"

Elektrik Elektronik Yüksek Mühendisi Sinan Kabakcı da bir ülkenin gelişmişliğinde bilim ve sanayi de elde edilen başarının önemli olduğunu yineledi. Hükümetin, Türkiye'nin de bilimsel ürünler ortaya çıkaran bir ülke olabilmesi için binlerce bilim insanını desteklediğine işaret eden Kabakcı, bunun sonuçlarının da yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığını ifade etti.

Kabakcı, tamamen Türk bilim insanlarının özgün tasarımı olan robotun, kısa sürede farklı ülkelerin dikkatini çektiğini ve Paris'te Tenon Üniversitesi Üroloji Kliniği'nde ve Almanya'da SLK Kliniken Hastanesi'nde klinik çalışmalarda kullanılmaya başlandığını anlattı.

Robotu, artık Fransa ve Almanya'da kullanılmaya başlanmasının yanı sıra satın almak için ABD, Danimarka, Brezilya ve Suudi Arabistan'dan da talepte bulunulduğunu bildiren Kabakcı, "Robotun çok önemli satış ve ihracat potansiyeli var. Bu buluş, yaklaşık 3 milyon TL gibi fiyatla pazara sunuldu. İleri teknoloji ürünü olan cerrahi robot, ekonomimiz ve 2023 ihracat hedefleri için çok önemli bir potansiyel taşımaktadır" dedi.

Ankara ve İstanbul'da gerçekleştirilen operasyonlarda, İbn-i Sina robotu ile bugüne kadar yaklaşık 200 hastanın ameliyat edildiğini bildiren Kabakcı, robotun dünya ülkelerince talep edilmesinde Türk hekimleri ve mühendislerinin çok büyük katkısı olduğunu kaydetti. Kabakcı, "Bu, Türkiye'nin başarısıdır. Ülkemiz ve insanımız için onur kaynağıdır" diye konuştu.

TAŞI KUMA DÖNÜŞTÜRÜYOR

Bu arada, İbn-i Sina robotuyla yapılan lazer taş kırma ameliyatında, 3,5 santimetreden daha büyük taşlar kırılarak kuma dönüştürülüyor ve hastanın idrar yoluyla dışarı atması sağlanıyor.

Operasyonun süresi, taşın büyüklüğüne göre, 30 ila 120 dakika arasında değişiyor. Operasyonda kesi yapılmadığı için enfeksiyon riski önemli ölçüde azalıyor.

2 Eylül 2014 Salı

Boğaz kesenleri paralel abiler eğitti



Cinayetleri derin örgütün en ince ayrıntısına kadar kurguladığını söyleyen Ülger, "Kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı" diyerek itiraflarda bulundu: Cinayetleri işleyenler Paralel Yapı'nın Malatya’da Nurs Apartmanı'ndaki evinde iki 'paralel abi' tarafından özel olarak eğitildi.

AHMET DİNÇ - HABER MERKEZİ 
Malatya'daki Zirve Davası sanığı emekli Albay Mehmet Ülger, 4 yıldır tutuklu bulunduğu Malatya Cezaevi'nde ilk kez AKŞAM'a konuştu. Dönemin İl Jandarma Alay Komutanı olan Ülger, "Her şeyimi aldılar. Kaybedecek hiçbir şeyim kalmadı. Gerçekleri dünya duysun" diyerek bildiklerini anlattı; cinayetleri en ince ayrıntısına kadar Paralel Yapı'nın kurguladığını söyledi. Derin örgütten Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak bahseden Ülger'in sorularımıza yanıtları şöyle: 
Zirve cinayetlerinin arkasında sizce kim var? 
Cinayetlerin tam ortasında PDY var. Cinayetleri işleyenler daha önce PDY’nin Malatya’da Nurs Apartmanı'ndaki evinde iki 'paralel abi' tarafından özel olarak eğitiliyor. Olaydan bir gün önce cinayeti işleyecek olanlar, atış talimi yaparken polis tarafından yakalanıyor. Ama bırakılıyorlar. Polisin üzerlerinde bulduğu silah, ertesi gün cinayette kullanılıyor. Cinayet sırasında Malatya’da emniyet müdürü olan Ali Osman Kâhya ve il emniyet istihbarat şube müdürü olan İsmail Bilgin PDY’ci. Davaya bakması için kendilerinden olan savcı da getirdiler. 
'GÜNÜNÜ GÖSTERECEĞİZ' DEDİLER
İddianameye göre; siz, katliamı planlamak ve azmettirmek gibi eylemlerle suçlanıyorsunuz. Bu konuda ne diyorsunuz? 
Benim bu cinayetle uzaktan yakından ilgim yok. Malatya’da görev yaptığım süreçte PDY’nin hoşuna gitmeyecek şeyler yaptığım için beni bu torbaya dahil ettiler. 
Hoşlarına gitmeyecek neler yaptınız? 
PDY, Malatya’da 2. Ordu’nun onbaşısından orgeneraline kadar tüm personelini, il jandarmanın tüm çalışanlarını, Elazığ’daki tüm askeri birimlerin bütün isimlerini tek tek fişledi. İşte "Alevi’dir", "bize yakındır, bize uzaktır", "gereği yapılmalı" gibi. Kendi adamlarını karşıt, karşıtları ise şakirt diye gösterdikleri bir listeyi jandarma bölgesinde güya unutmuşlar ki ele geçsin de onlardan olmayanlar Cemaatçi sanılıp atılsın, sürülsün, meydan kendilerine kalsın. Biz bunların hepsini görevimiz gereği belirledik, oyunlarını bozduk. Doğu ve Güneydoğu’da generallik sırasındaki albaylarla ilgili bir çalışma başlattı PDY. PDY’ci bir abiyi Başbakan’ın danışmanı gibi gösterip bölgede gezdirdiler. Bu adam benim de yanıma geldi, amaçları kendi albaylarına generallikte yer açmak. Konuşmamızı kayda aldım. Benden, takip ettiği bir ihalede yardım istedi. Meğer bir suçtan aranıyormuş, tutuklattım. "Sana gününü göstereceğiz" dedi. 
RAMAZAN AKYÜREK AĞZINDAN KAÇIRDI
Cinayeti işleyenleri siz hiç gördünüz mü, iletişiminiz oldu mu?  
Kesinlikle olmadı; tanımam, bilmem. Ben dahil Jandarma’nın hiçbir personeli, cinayeti işleyenleri tanımayız, hiçbir iletişimimiz de olmadı. Ama PDY’ciler onları çok iyi tanıyor. Cinayetten sonra polis müdürü Ramazan Akyürek, "Dinlemeseydik nasıl yakalardık" dedi. Sanırım bu lafı ağzından kaçırdı. Madem izlediniz, cinayeti işleyeceklerini de biliyorsunuz demek ki. Niye önlemediniz? En iyimser bakışla PDY’ci polisler, işleneceğini bildikleri bir cinayeti önlemeyerek suç işlemiştir. Cinayetin failleri, misyonerlikle ilgili bilgileri Emniyet müdürlerinden öğrendiklerini mahkemede söyledi. 
ADEM YAVUZ ARSLAN DA İŞİN İÇİNDE
Cinayeti size yıkacaklarını nasıl anladınız? 
İsmail Bilgin cinayetten 10-15 gün sonra yanıma geldi, sorular sordu. Sorulardaki bütün içerik, sonradan uydurup yazdırdığı sahte ihbar mektuplarının içeriğiyle aynıydı. PDY’nin abisi Mehmet Ali Badak bu işin tam içinde, gazeteci Adem Yavuz Arslan bu işin tam içinde. Badak diyor ki "Eğer birine zarar vermek isterken kendiniz zarar görmek istemiyorsanız, bu işin başkası tarafından yapıldığı izlenimi uyandırın." Zirve’de, Ergenekon’da, Balyoz’da, 17-25 Aralık’ta olan bu mantığın tezahürüdür. PDY, yaptığı ne varsa kılıfına uydurup başkası tarafından yapıldığı izlenimi vermeye çabaladı. 
Sahte ihbar mektupları yazdılar
Uzman Çavuş Aykut Saka’yla ilgili ilginç bir olay yaşanmış. Nedir bu? 
Cinayetten sonra PDY abisi Mehmet Ali Badak, Aykut’a sahte ihbar mektubu yazdırmaya çalışıyor; bu işi Mehmet Ülger ve şu kişiler yaptı diye. Aykut kabul etmiyor. Ve gidip 2'nci Ordu Askeri Savcılığı’na şikâyetçi olup durumu anlatıyor. Ben Aykut’u şahit gösterdim. Bunun üzerine PDY’ciler Aykut’u Zirve Davası sanığı konumuna soktular ve tehditle konuşturmadılar. Konuşmaması ve ellerinde tutmak için PDY’ciler Aykut’a iş buldu, şimdi onların işinde çalışıyor. Eğer Aykut konuşur da gerçekleri söylerse Zirve’de PDY ve Mehmet Ali Badak batağa girer.
Cinayet Malatya’da işlendi ama olaya, Yurt Atayün’ün başında bulunduğu İstanbul TEM baktı bir ara. Ne için böyle oldu? 
Cinayet sırasında Malatya’da, kendilerinden olmayan Cumhuriyet Başsavcısı Ceyhun Ceylan, 3'üncü Ağır Ceza Savcısı Atilla Ceylan vardı. İstediklerini yaptıramadıkları için olayı Yurt Atayün gibi, Zekeriya Öz gibi PDY’ciler üzerinden İstanbul’dan yürütme yolunu seçtiler. Sahte ihbar mektuplarıyla soruşturmayı Malatya dışına aldılar. İhbarların biri Zekeriya Öz’e gitti güya. PDY, o savcıları Malatya’dan uzaklaştırıp İsmail Aksoy gibi kendi adamlarını getirdi, ardından İstanbul görevsizlik kararıyla olayı tekrar Malatya’ya gönderdi. Tam arayacakları gün evime, cinayeti benim işlettirdiğime ilişkin sahte mektup gönderdiler. Güya mektubu evde bulup kanıt yapacaklar. Eşim posta kutusundan alıp saklamış. 
Sahte ihbar mektubunun konusu ne? 
PDY bu olayı sahte ihbar mektupları üreterek kotardı denebilir. 15 sahte ihbar mektubu yazdılar. Kimden geldiği belli olmayan sahte ihbar mektuplarını kendi adamlarına; örneğin Zekeriya Öz’e gönderdiler.  
Katillerin hepsi serbest kaldı 
Malatya’da Emre Günaydın, Salih Gürler, Cuma Özdemir, Hamit Çeker ve Abuzer Yıldırım, Hıristiyanlıkla ilgili yayınlar yapan Zirve Yayınevi’nde 18 Nisan 2007’de katliam yaptı. Alman uyruklu Tilman Ekkehart Geske ile Necati Aydın ve Uğur Yüksel’i boğazlarını keserek öldüren zanlılar, olay yerinde yakalandı. Katliam günü, aylar öncesinden ayarlanmış bir konferans için Malatya’ya gelen Orgeneral Hurşit Tolon ve Malatya İl Jandarma Alay Komutanı Kurmay Albay Mehmet Ülger’in de aralarında bulunduğu 20 kişi cinayetle ilgili oldukları iddiasıyla tutuklandı. Cinayeti işleyen beş kişi, beş yıllık tutukluluk süreleri dolduğu için tahliye edildi. Fakat Ülger’le üç sanık hâlâ hapiste.

1 Eylül 2014 Pazartesi

Yorumsuz!!!

HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı yemin töreninde Erdoğan'ı neden alkışladığını anlattı.

Demirtaş, "Yüzde 52 oy almış birinin yemin töreninde, o iradenin alkışlanması gerekiyordu. O'na oy verenler geri zekalı ya da hırsız değil halktır. Halkın ayakta alkışlanması gerekir."

Al Jazeera'den Gonca Şenay'ın haberine göre; Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın Meclis'teki yemin töreninde, CHP'nin tavrı kadar, HDP'nin Erdoğan'ı ayakta alkışlaması da tartışıldı. TBMM'de gazeteciler ile sohbet eden HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, bazı kesimler tarafından eleştirilen, "alkış"ın nedenini anlattı.

''HALKIN İRADESİ AYAKTA ALKIŞLANIR''

"Salonda iki Cumhurbaşkanı adayı vardı, biri kazandı. Biri de bendim. Rakibim kazanmış kürsüde yemin ediyordu. Salonda hiç kimse alkışlamasaydı dahi ben alkışlardım. Erdoğan'ın kişiliğini alkışlamak değil, yüzde 52 oy veren iradeye duyduğum saygının ifadesi. Alkışlanması gerekiyordu, o iradenin. Adaletsiz olduğunu biliyoruz ama O'na oy verenler, aptal, gerizekalı ya da hırsız değil halktır ve halk ayakta alkışlanır. Halkın iradesi ayakta alkışlanır. Ben yapmasaydım benim kişiliğime,siyaset anlayışıma ters olurdu."

''CHP YÖNETİMİ BENİMLE UĞRAŞACAĞINA...''

CHP'li kitapçık fırlatmasını da bir kez daha eleştiren Selahattin Demirtaş, Kemal Kılıçdaroğlu'nun Cumhuriyet Gazetesi'ne verdiği röportajda kendisine yönelik, "O'nu en son alkışlaması gereken Selahattin Demirtaş'tır. Sayın Demirtaş'ın hangi gerekçeyle saygı gösterdiğini ben merak ediyorum." sözlerine de yanıt verdi.

"İlk turda Erdoğan'ı o kürsüye çıkaran CHP yönetiminin tartışılması lazım. Ben üzerime düşeni yaptım, oyumu, heyecanı artırdım. CHP ve Parti yönetimi biraz çalışsa o gün o tarihte yemin töreni olmayacaktı. Kendileri özür dilemek yerine, Demirtaş seçtirmiş gibi kıyamet koparmalarına gerek yok. CHP yönetimi benimle uğraşacağına bizimle birlikte demokratik mücadeleyi nasıl güçlendirecekleri tartışmasını yürütseler daha faydalı olur.

''12 YILDIR AK PARTİ'Yİ GÜÇLENDİREN CHP''

12 yıldır AK Parti'yi güçlendiren CHP'nin bu muhalefet tarzıdır, bu şekilde mızıkçılık yaparak bu noktaya getirdiler. Erdoğan'ı Erdoğan yapan, O'na fırlatılan kitapçıktır. Halk iradesini alkışlayarak muhalefet yapmalıyız. Yoksa 50 sene daha ülkeyi yönetir, hata yapa yapa, hırsızlı, katliam yapa yapa. O nedenle yeni bir siyaset tarzı getirmeye çalışıyoruz."

''SAVAŞ HALİ OLMASIN DİYE HER GÜN GÖRÜŞÜRÜM''

Demirtaş, Kılıçdaroğlu'nun "Demirtaş, parlamentodaki tavrıyla Berkin'i, ailesini siyasal amaçları için kullandığını göstermiş oldu." sözlerine karşılık olarak ise şunları söyledi:

"Berkin Elvan'ın annesine haksızlık yaptığımızı, siyasi amaçlarım için kullandığımı söylemiş, ayıp olmuş. 50 bin kişinin canını yitirdiği bir sorundan sonra Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile görüşme yapıyoruz. Kan davası saikiyle hareket edilse dünyada hiçbir sorun çözülmezdi. Kemal Kılıçdaroğlu savaş hali dışında görüşmeyeceğini söylüyor. Ben de savaş hali olmasın diye her gün Cumhurbaşkanı ile görüşürüm diyorum. Bir daha savaşlar olmasın diye her gün görüşürüm, tokalaşırım yeter ki bu ülkede kan akmasın, savaş olmasın, Kılıçdaroğlu ile Erdoğan görüşmek zorunda kalmasın."

Isidde >Petreus yapilanmasi

David Howell Petraeus, Amerikalı subay. 6 Eylül 2011 - 9 Kasım 2012 tarihleri arasında görev yapmış CIA eski başkanı.
7 Kasım 1952'de Hollanda asıllı Amerikalı bir ailenin oğlu olarak Orange County, New York'da doğmuştur. Komando İhtisas Kursu (Ranger Training Brigade) sertifikalı olup albaylığı sırasında Savaş Tarihi doktorası almıştır. "Irak Özgürlüğü" harekatında 101. Hava İndirme Tümen Komutanlığı görevinde bulunan Korgeneral Petraeus, harekatın ikinci haftasında Dicle üzerindeki köprüleri uçarbirlik harekatlarıyla ele geçirmiştir. Süleymaniye'de Türk askerlerinin başına ABD askerleri tarafından çuval geçirildiği dönemde, ABD'nin Kuzey Irak'tan sorumlu komutanıydı. BaşkanBarack Obama'nın kararıyla CIA başkanı olmadan önce ABD'nin Afganistan'daki ordularının komutanıydı.
CIA Başkanı David Petraeus, evlilik dışı ilişki yaşadığı gerekçesiyle görevinden istifa etti. ABD Başkanı Barack Obama, evlilik dışı ilişki yaşadığını kabul eden Petraeus'un istifa mektubunu kabul etti

. IŞİD nedir? Kim bu adamlar? Neden Türkler'i rehin tutuyorlar?Haritayı görünce bunu soracağını düşündüm zaten! Haklısın, herkesin cevap beklediği konu bu! 
 Bütün Türkiye bunun cevabını bekliyor!Yazdın daha önce, okudum!
Haklıydın! IŞİD'i David Petraeus kurdu!
Örgüt parçalı bir yapıya sahip de olsa en büyük güç BAĞDADİ'nin başında olduğu grubun elinde! Yani Petraeus'un dediği oluyor! Bunun yanında bir de İngiltereİsrail ortak yapımı IŞİD devreye girdi!
Bunlar kaos için olmadık işler yapıyor! 
 Evet, o işleri duyabilir miyim? İngiltere-İsrail grubu dışında bir de İslam Devleti kurmak için ortada olanlar var! Herkes başka başka çıkarların peşinde! İngiliz-İsrail ortak yapımı bölgede şiddeti tırmandırmak için çalışıyor! Unutma eğer kaos olmazsa Türkiye başrol oyuncu olur! Bunu biliyorlar! Bu nedenle ortalığı karıştırmak adına her şeyi yapıyorlar! 
 Ne yapıyorlar?Mesela bu ortak yapı, yani İngiltere-İsrail bloku Esad'ı koltuğunda tutmak için bir MERKEZ kurdu! Bu merkez Esad'ın bütün ihtiyaçlarını karşılıyor! Neye gerek duyuyorsa hemen yerine getiriliyor! Esad bu durumdan çok memnun değil!
Yakın bir dostuna "Başka ülkeler için ayakta olduğumun farkındayım! Ama çocuklarım ve eşim için buna mecburum" diye dert yandı! Ancak orada uzun süre olamayacağını biliyor! Umutsuz bir saltanat içinde! 
 IŞİD'e dönelim!Esad'ın, Maliki'nin, Barzani'nin, Talabani'nin, Fuad Masum'un IŞİD için hiçbir değeri yok. Aldıkları emirleri uygularlar. Yarın Peşmerge'nin yanında da savaşabilirler. Günün dengesi önemli. 
 Tamam ama vatandaşlarımız bu adamların elinde! Siz ne yapıyorsunuz?49 Türk ilk günden beri Petraeus'un elinde! Bizle inanılmaz pazarlıklar peşindeler! Kuzey Irak'la yapılan petrol anlaşmaları ve bunun saat gibi işlemesi bu adamları çıldırttı! Türkiye'nin petrolde büyük kartı çekmesi ABD'deki bazı lobileri çileden çıkardı! 
 Peki, rehinelerle ilgili bir şey yapıldı mı?Pazarlığı uzun zamana yaymak istedik!
Ama bunun yanında da önemli işler yaptık! 
 Nasıl yani? İki kez rehinelerin tutulduğu yeri ablukaya aldık! Operasyon için bütün denklemler tamamdı! An meselesiydi!
Ancak son anda birkaç vatandaşımızın zarar görebileceğini hesap edip vazgeçtik! Kimsenin burnu kanamasın diye durduk! Ama yüzde 15 zayiyatı göze alsak ne IŞİD kalırdı, ne Petraeus'un adamları! 
 Petraeus'u anladık! Bunu defalarca yazdım! Peki Başkan Obama ne yapıyor? Hiç çabası yok mu?Başkan Obama, Petraeus'un yaptığı işlerden çok rahatsız! Ama hamle yapmakta zorlandığı da bir gerçek! 
 Ya Biden?Joe Biden, Ortadoğu'yu en iyi bilen birkaç Amerikalı'dan biridir! Daha önce bölgede en önemli aktörün Barzani olduğunu ve sadece onunla anlaşmalarının yeterli olduğunu söylediğinde Oval Ofis'te Obama'nın danışmanları ona karşı çıktı. 3 danışman da şu anda işsiz! Çünkü hata yaptılar! 
 Peki Barzani?Barzani, ABD tarafından Maliki'ye tercih edildiği için kırgın. Biden, bunu çözmeye çalışıyor. Ancak şu aşamada Barzani, Türkiye'ye sırtını dönemez. Bu çok büyük bir risk. IŞİD'in neden Peşmerge üzerine yoğunlaştığına bu açıdan bak! Kaldı ki Biden ile Petraeus akrabadır! Kimse bilmez ama kan bağı vardır aralarında! Aralarındaki sadece dostluk değil anlayacağın! 
 Peki açılım, barış süreci ne durumda! Hangi dengeler üzerinden gidiyor? Öcalan'la Barzani birbirlerini hiç sevmez. Ancak birbirleriyle çatışırlarsa, her ikisi de zarar görür. Bunu çok iyi biliyorlar. Biz, bu iki düşman kardeşi orta noktada buluşturduk. Ancak hala bölgede sorunun giderilmemesi için çalışan bir kanat var. Hem PKK içinde hem de PKK dışında. 
 Çok merak ediyorum! Obama, Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçildiğini duyunca ne hissetti?Sana bu konuda net bilgi vermemi ister misin! 
 Bu nedenle soruyorum zaten!Başkan Obama seçimden önceki günün ortasında tam öğle yemeğindeyken tahmini sonuçları aldı ve gülümsedi! Önüne gelen notta Erdoğan'ın YÜZDE 52 ile kazandığı yazıyordu! Çok mutlu oldu! Uzun zamandır en keyif aldığı öğle yemeği oydu! 
 Demek ABD memnun öyle mi?Elbette HAYIR! ABD değil Obama mutlu! Etkili bir grup Erdoğan'ın birinci turda seçilmemesini istiyordu! Bu çok önemliydi! Hazırlıklar da yapılmıştı!
Washington'da Obama'dan başka sevinen var elbette ama üzülen daha çok! 
 Neden üzülüyorlar ki?Obama üzerinde hep "Türkiye'de BAŞKAN varken neden BAŞBAKANLA görüşüyorsunuz!" diye baskı yapılıyordu! Eleştiriler bu yöndeydi!
Erdoğan'la bir süre ilişkileri koptu! Ama dostlukları asla zarar görmedi! Bu arada Türkiye'den ve ABD'den birileri araya girip Abdullah Bey'le daha sık görüşmesini istedi! Başkan bu teklife pek sıcak bakmadı! Abdullah Bey'in iki girişimine bu nedenle yanıt vermedi!
Obama, muhaliflere "Benim dediğim olmuyorsa, sizinki de olmayacak" mesajı verdi. Şimdi kendilerini eleştirenlere cevap olarak BAŞKANLA görüşüyor! 
 Obama'nın Abdullah Bey'e bakışı nasıldı?Başkan Obama, Abdullah Gül'ü 2016'da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri olarak görüyordu! Rusya ve Çin'i bile ikna etti! Ama içerideki Neo-
Con'lar kazan kaldırdı! Mücadele sürüyor! Sonuç için şimdiden bir şey söylemek zor! Müslüman bir ismin BM Genel Sekreteri olması devrimdir!
Bakalım bu rüya gerçekleşecek mi? Eğer Abdullah Bey aday gösterilirse kesinlikle kazanacaktır! Biraz beklemek şart!

Beyazlar içindeki dostum ani bir hareketle masanın başında doğruldu ve koluma girip "Haydi biraz yürüyelim"diyerek beni dışarı çıkardı!
Osmanlı kütüphanesinden Muhteşem Süleymaniye Camii'nin arka tarafına geçtik! Nereden bildiğini bilmiyorum ama yerdeki sıradan bir taşın bile hikayesine hakimdi! Kimselere aldırmadan yürürken ben sorularımı peşpeşe sıraladım!"Acele etme, önce Osmanlı'nın buradaki matematiğini çözelim!" cevabı verdi! Sonra girdiğimiz bir dükkanda eski Rodos'un fotoğraflarını gösterdi! Ardından başını kaldırıp "Bizi silmeye çalışsalar da en fazla bu kadarını yapabiliyorlar! Gördüğün gibi adanın en büyük eseri Süleymaniye'nin minaresi!
Büyük olmaya mecburuz! İstesek de istemesek de büyük olacağız" diyerek bana geri adım attırdı!
Ne diyeceğimi düşünürken Türkiye'ye döndü! Hemen araya girip "Sizce Abdullah Bey Başkanlığı istiyor muydu?"diye sordum...
Hiç duraksamadan devam etti...
Başkanlık sistemi 7-8 yıl siyaseti kilitler!
Kimse bir şey yapamaz! Muhalefet bu nedenle karşı! Abdullah Bey de bunu böyle görüyor! Çok zeki biridir! Düşünmeden hareket etmez! Siyasetin diri kalmasını istiyor! 

Peki, Ankara'da sorun bitti mi?
Hükümette her şey kontrol altında mı?
Tabii ki değil! İsim vermek istemiyorum ama Tayyip Erdoğan'ın bir sınavı daha var! Önceleri kendisine çok yakın olan biri vardı! 

Eeee?
Hatta 2007'de onu Cumhurbaşkanı bile yapmayı düşündü! Ancak sonraki dönemde bu isim yönünü başka tarafa çevirdi! Erdoğan'ın yanında olsa da karşısında! 

Kim bu? 
İsim vermek doğru olmaz! Şimdilik! Ama arkasında büyük güç var! 

Nasıl güç?
Koç, Sabancı, Eczacıbaşı ve Alaton aileleri bu isim pasifize edilmesin diye dışarıda inanılmaz bir kulis yapıyorlar! En büyük destekçileri Bloomberg!
Tabii onun da arkasında küresel güçler! 

Erdoğan'a karşı bir ismi destekliyorlar ve biz bunu göremiyoruz öyle mi?
Evet öyle!
Göremezsiniz! Bak yakın zamanda "Eğer bu isimle oynarsanız ekonomik felaket yaşarsınız!" diye tehdit ettiler! Yeni dönemde olmama ihtimaline karşı bütün NOT kuruluşları şimdiden Türkiye'nin derecesini negatife çevirdi bile! Ankara'ya gönderdikleri bir aracı da "Dolar en iyi ihtimalle 2.50 TL olur" dedi... 

Destekleri böylesine büyük yani?
Elbette! Sen Ekmeleddin İhsanoğlu'nu yazdın ancak bu ismi unuttun! CHP ve MHP önce bu isme gittiler! Erdoğan'ın karşısına çıkamayacağını anlayınca vaz geçti! Yoksa arkasındaki destek büyüktü!
Ona verilen sözler de... Dikkat edersen bu ismi bulursun! Mesela Erdoğan'ın eleştirdiği iş adamlarına toz kondurmaz! Bazı aileleri koruma altına alır! 

Peki, bizim işadamları dışarıdaki büyük ailelerle ilişki içinde midir?
Tabii ki! Hiç şüphen olmasın!
Sadece zinciri iyi takip et! Hep aynı isimlere ulaşırsın! 

Biraz açar mısın?
Türkiye, Erdoğan'la bu ailelerin dünyada kazandıkları oranları düşürdü!
Yeryüzündeki kazanılan her doları Rothschild ve Rockefeller paylaşmak ister!
Hiç kavga etmeden büyük rekabet içindedirler! Mesela Mortgage krizi, Bush döneminde planlandı! Öyle bir hesap yapıldı ki hiç şaşma olmadı! İnsanlara kazancının yüzde 70'inden daha fazla borç altına girmeleri önerildi! Böyle de oldu! Sonra sarsıntı ve arkasından bu iki aileden alınan tarihin en büyük borcu!
Sırf Mortgage'dan Rothschild ve Rockefeller 1 trilyon dolar kazandı! Belki ABD daha sağlam bir yapıya kavuştu ama küçük aileler bile 500 milyar doları götürdü! 

Sistem böyle yani?
2001 krizinde ve öncesinde Türk devleti bu adamların bankalarından borç aldı!
Hem de yüzde 80 faizle... Bu para Türk kılıklı işadamlarının aracılığıyla geldi! Devlet kaybetti ama bunlar hep kazandı! İşte Erdoğan bunu yıktı! IMF'yi kovdu! Erdoğan IMF ile çarpışırken ismini vermediğim o zat gelip "Sakın böyle bir şey yapmayın batarız!" diye uyardı! Ama Erdoğan dönmedi ve kazandı! Eğer Erdoğan istenileni yapsaydı Rothschild ve Rockefeller'in en iyi dostuydu! 

İyi bir şeyler söyleyin desem!Türkiye'deki birçok bankanın arkasına yakında Katarlılar geçecek! El altından satışlar olacak! Erdoğan'ın Köşk'e çıkması beklendi! Büyük para gelecek! Katar eyaletimiz olmak için dünden razı! 

Çok ilginç!Bu ne ki yakında Türk askeri orada çok stratejik bölgeye yerleşecek! İngilizler bunu duydu, çıldırmış durumda! IŞİD'e de biraz böyle bak! Kaos olursa tek kaybeden, olmazsa kazanan biziz! Denklem bu! Ayrıca önemli askeri anlaşmalar imzalanacak! 

Yüreğime su serptiniz!
Devam edeyim o aman? 

Lütfen!
Türkiye 21 uçak taşıyabilen uçak gemisi için start vermişti! Şimdi iki adet daha istiyor! Anlayacağın Körfez'den Akdeniz'e kadar olan bölgeyi biz kontrol edeceğiz! 

O zaman istihbarata her zamankinden çok görev düşecek?
Evet! Hakan Fidan için Dışişleri Bakanlığı konuşuldu ama gerçekleşmedi!
Özellikle Erdoğan MİT'teki yapılanmanın bitirilmesini istedi! Muhtemelen Hakan Fidan'dan sonra göreve İsmail Hakkı Musa gelecek! 

Neden Hakan Fidan'a ve onun üzerinden Erdoğan'a saldırıldı!
Çünkü cemaat ve Fethullah Gülen, Türkiye için yapabileceklerini tek tek sıraladı! Öyle garantiler verdiler ki şaşırıp kalırsın! Türkiye daha bunları bilmiyor!
Bir de yapılan son planı herkesten kaçırıyorlar! Ama ben öğrendim!

NOT: 
Rodos'taki sohbet devam edecek! Daha neler var neler! Sadece bugünlük bu kadar! Turpun büyüğü heybede!

inşaatta Dünya ikincisiyiz

Uluslararası  dergisi ENR (Engineering News Record) müteahhitlerin 2013'te ülkeleri dışındaki faaliyetlerinden elde ettikleri gelirleri esas alan 'Dünyanın En Büyük 250 Uluslararası Müteahhidi' listesini yayınladı. 2012 verilerine göre listede 38 olan Türk müteahhitlik firması sayısı 2013 yılı verilerine göre 42'ye yükseldi. Bu sayı ile Türkiye, 62 firma ile listede birinci sırada yer alan Çin'in ardından dünyada ikinciliği konumunu korudu. Üçüncü sırada ise 31 firma ile ABD yer aldı. En büyük 250 Uluslararası İnşaat Firmasının pazar büyüklüğü yüzde 6.4artarak 543.97 milyar dolara ulaştı. 

GELİRLER YÜZDE 21.4 ARTTI 42 Türk firmasının 2013 yılı gelirleri toplamı ise yüzde 21.4artışla 20.4 milyar dolar olarak gerçekleşti. Türk firmalarının toplam gelirde, 2012 yılı rakamları ile yüzde 3.3 olan payı 2013'te yüzde 3.8 olarak gerçekleşti. Türk müteahhitlerin bölgesel gelirlerdeki payı Afrika'da azalırken başta Ortadoğu olmak üzere Avrupa ve Asya'da artış gösterdi.